9 Şubat 2018 Cuma

BAKARA SURESİ MEALİ (1-29 Ayetleri)

                                                                BAKARA SURESİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- Resulün sizi uyardığı, konuştuğunuz dilin harflerinin meydana getirdiği kelime ve cümlelerden oluşan sözler (1) şüphe barındırmaz. Kendisini azaptan korumak isteyen kimseler için bir klavuzdur.

3- O kimseler ki, görmedikleri halde (Allah'a) iman ederler (2), Allah'ın kendilerine kulluk adına yüklediği her türlü sorumluluğu diri tutar ve ayağa kaldırır, yerine getirirler (3), kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar.

4- O kimseler ki, sana indirilene ve senden önce indirilen(ler)e inanırlar, ve o kimseler ölümden sonraki güne kesin bir şekilde inanırlar.

5- İşte bu kimseler, Rablerinin klavuzluğunda doğru yolda yürüyenlerdir, ve arzuladıklarına (cennetteki ölümsüz ve her türlü imkanın verileceği hayata) kavuşacak olanlar da onlardır.

6- Muhakkak ki o inkar edenlere, inkarlarının onlara nelere mal olacağını haber versen de vermesen de birdir, onlar inanmazlar.

7- (Senin onlara karşı yaptığın doğru yol çağrılarını duymamak inatla kulak tıkadıkları için) Allah onların (hür iradeleri doğrultusunda ortaya koydukları bu isteklerini yerine getirerek) kalplerinin ve kulaklarının üzerini mühürlemiştir, ve onların gözlerinin önünde (doğru yolu görmelerine engel olan)bir perde vardır. Şiddetli azap onlar için vardır.

8- İnsanlardan inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandım" diyenler vardır.

9- (Bu insanlar) Allah'ı (n elçisini) (4) ve inanları aldatırlar. Oysa bunlar kendilerinden başkasını aldatmadıklarının farkında değillerdir.


10- Kalplerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlar için acı veren bir azap vardır.

11- Onlara, "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" denildiği zaman, onlar "Biz sadece bozgunculuğa mani olmaktayız" dediler.

12- Dikkat edin, şüphesiz onlar bozguncuların ta kendileridir, ancak farkında değillerdir.


13-  Onlara, (Medine'li Müslümanların) "İnsanların inandığı gibi siz de inanın" denildiği zaman, dediler ki; "O aklı ermezlerin inandığı gibi mi inanalım?". Dikkat edin, halbuki onlar aklı ermezlerin ta kendileridir, ancak onlar böyle olduklarının farkında değillerdir.

14- İnananlarla yüz yüze geldiklerinde, "Biz inandık" dediler. Şeytanları ile bir araya geldiklerinde ise, "Biz sizlerle beraberiz, biz sadece onlarla alay ediyoruz" dediler.

15-  Allah alaylarına karşılık onları cezalandıracaktır (5), (ancak şu anda) taşkınlıkları içinde bocalayıp durmaları için onlara mühlet vermektedir.

16- İşte onlar, doğru yolu karşılık olarak vererek yanlış yolu satın alan kimselerdir. Yaptıkları bu ticaretleri onlara bir kar getirmedi, ve doğru yolda gidenlerden olmadılar.

17- Onların misali, ateş yakmak isteyenin misaline benzer. (Yaktığı ateş) etrafını aydınlattığında, Allah aydınlıklarını gidererek,  onları karanlıklar içinde göremez bir hale duruma düşürdü.  

18-  (İnkarcılığı tercih etmelerinden dolayı) Sağır, dilsiz, kördürler. Bundan dolayı (doğru yola) dönmezler.

19- Yahut (onların misali), içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan gökten inen yağmura tutulmuş, çakan yıldırımlardan dolayı ölüm korkusuna tutularak parmakları ile kulaklarını tıkayanların misali gibidir. Allah (vahye kulak tıkayan) inkarcıları çepeçevre kuşatmıştır.

20- Şimşek neredeyse onların gözlerini kapıverecek. Şimşek ne zaman karanlığı aydınlatsa, onun aydınlığında yürürler. (Şimşeğin aydınlığı giderek) üzerlerine karanlık çöktüğünde ise, dikilip kalırlar. Eğer Allah dileseydi onları işitmek ve görmekten yoksun bırakırdı.  Muhakkak Allah her şeye güç yetirendir.

21- Ey insanlar, kendinizi azaptan korumak için, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin.

22- O (Rabbiniz) ki, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Gökyüzünden indirdiği su ile size bir rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi. Öyleyse (size olan bu nimetlerine rağmen) bile bile Allah'a hiç bir şeyi eşit olarak görmeyin.

23-  Eğer kulumuza indirmekte olduğumuz (bu kitap)dan şüphe içinde iseniz, haydi siz onun benzeri olan bir sure getirin. Şayet doğrulardan iseniz, Allah'ın aşağısında olan şahitlerinizi de çağırın.

24- Eğer bunu (onun benzeri olan bir sure getirmeyi) yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o halde yakıtı (inkarcı) insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi koruyun.

25- İnanan ve bozgunculuğa mani olmaya yönelik ameller işleyenleri müjdele. (ölüm sonrasında) Onlara altlarından nehirler akan bahçeler vardır. O bahçelerdeki bir üründen ne zaman tatsalar, "Bu ürün daha önce tattığımızdandır" dediler. Bu ürün onlara (önceki hayatlarında tattıklarına) benzer olarak verildi. Ve onlara tertemiz eşler vardır, ve onlar orada ölüm yüzü görmemek üzere ebediyyen kalacaklardır.

26-  Allah bir sivrisineği hatta ondan daha üstün olanını misal getirmekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise, "Allah böyle bir misal getirmekle ne istiyor?" derler. Allah bu misalle bir çoğunu doğru yoldan saptırır, bir çoğunu ise doğru yola iletir. O (Allah) bu misalle, kendisine söz verdikten sonra bu sözünü tutmayanlardan başkasını saptırmaz.

27- Onlar ki, Allah'a karşı verdikleri sözü, sözleşme yaparak sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar (yıkarlar enkaz haline getirirler). Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ise keserler, yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. işte bunlar yaptıkları ticaretten zarar edenlerdir. (6).

28- Allah'a karşı nasıl nankörlük edersiniz?, ölüler idiniz sizi diriltti. Sonra yine öldürecek, (öldürdükten) sonra sizi yine diriltecek. (dirilttikten) sonra ona döndürüleceksiniz.

29- O ki, yeryüzünde olanların tümünü yarattıktan sonra göğe yönelerek, yedi gök olarak onu düzenleyendir. O her şeyi bilendir.


Dipnotlar:

1- Bakara s. 2. ayetinde geçen Zalikel kitabü ibaresine verdiğimiz bu anlamı 1. ayet ile bağlama gerekçemiz, Şura s. 3 ve İbrahim s. 4. ayetleridir. Ayrıca 2. ayette geçen Zalikel kitabü ibaresine verdiğimiz "Resulün ağzından dökülen bu harflerin meydana getirdiği kelime ve cümlelerden oluşan sözler" şeklindeki anlamın gerekçesi ise, bu kitabın yazılı olarak değil sözlü olarak vahyedilmiş olmasıdır. Bu ibareye meallerde verilen İşte bu kitap şeklindeki anlam, Kitap 
 kelimesinin anlamının her ne kadar iki kapak arasına alınmış yazılı bir materyali akla getirmesinden olsa da, kelime ayet içinde bu anlamda kullanılmamaktadır. Bu kitabın doğru anlaşılmasının öncelikli yolu, ilk indiği kişi ve topluma ne demiş olduğunun bilinmesinden geçmektedir. Çünkü bu sözlerin ilk olarak Muhammed (a.s) ın ağzından çıktığı anda elde yazılı bir materyal halinde bir kitap yoktur. Yazılı hale, vahyedildikten sonra Vahiy Katipleri olarak bildiğimiz kişiler tarafından getirilmiştir. Elimizde iki kapak halinde yazılı olarak bulunan bu kitap, elçi Muhammed (a.s) a ilk olarak yazılı olarak değil, sözlü olarak vahyedilmiştir. Ketebe kelimesinin anlamına baktığımızda, bu kelimenin ağızdan arka arkaya dizilerek çıkan sözleri de kapsadığı anlaşılmaktadır. Kelimenin bu anlamını dikkate alarak, Zalikel kitabü ibaresinin bu ayeti ilk olarak Muhammed (a.s) ın ağzından duyanlar için ne anlam ifade ettiğini meale bu şekilde yansıtmaya çalıştık. Ketebe kelimesinin anlamı için Ragıp El İsfahani'nin El Müfredat isimli eserine bakılabilir.

2- Ayet içinde geçen Bilğaybi kelimesine verdiğimiz anlam için, kelimenin Enbiya s. 49.,  Fatır s. 18., Yasin s. 11. ayetlerdeki geçişler dikkate alınmıştır.

3- Bu ayete bütün mealler (istisnalar hariç) Namazı dosdoğru kılarlar şeklinde anlam vermiş olmaları, Salat kavramının geniş bir anlama sahip olması gerçeğini bir kenara itmektedir. Bu kavram namazı da içine alan daha geniş bir anlama sahip olduğu için bu anlamın genişliğini meale yansıtmaya çalıştık. Yukimunessalate kelimesine verdiğimiz bu anlamı, Meryem s. 59. ayetini dikkate alarak tercih ettik. Ayrıca Mekke döneminde inen ayetlerde geçen Salat kavramının, müşrikler tarafından içinin boşaltılmış olmasını haber veren ayetler, bu anlamı vermemizdeki etkenlerden birisidir.

4- 9. ayette (elçisini) şeklinde açtığımız parantezin gerekçesi; Aldatma fiilinin Allah'a nispet edilerek kullanılmasının nedeni Allah'ın elçisine edilen muamelenin Allah'a edilmiş gibi olmasından ötürüdür. Ayrıca Fetih s. 10. ayetinde Allah'ın elçisine yapılan biatın Allah'a yapılmış gibi beyan edilmesi bu parantezi açmamızın gerekçelerinden birisidir.


5- 15. ayette geçen Allahü yestehziu bihim cümlesinin bir çok mealde motamot bir tercüme ile, Allah onlarla alay eder şeklinde çevrilmesine karşılık, bizim bu şekilde çevirmemizin gerekçesi, Arapların işlenen bir suça verdikleri karşılığı aynı kelime ile ifade etmek bir üsluba sahip olmalarındandır. Arap şair Amr Bin Külsüm'ün şu beyitinde olduğu gibi: Dikkat edin kimse bize karşı bir cahillik etmesin, bu sefer cahillerin cahilliklerinden daha fazla cahillik ederiz. Şura s. 40 ayeti olan Bir kötülüğün cezası onun benzeri bir kötülüktür, Arapların kullandığı bu üslubun ayete yansımış halidir. 

6-
El Hasirune kelimesine böyle bir anlam verme sebebimiz, kelimenin yapılan ticaretten zarar etme anlamına sahip olduğu, ve aynı surenin 16. ayeti ile bütünlük sağladığı içindir.


2 yorum:

  1. Allah Razı Olsun Rabbim İlmini ve İlmimizi Arttırsın. Amin Bu Çalışmanın Devamını da Bekliyoruz İnşaallah

    YanıtlaSil
  2. Selam Hocam Allah razı olsun Meal çok güzel gidiyor.Dip notları Parantez içinde ilgili Ayetlerin altına koysak daha iyi olur kanaatindeyim okurken bir aşağı bir yukarı gitmek zorunda kalmayız.Nacizane Fikrim. Rabbim Yar ve Yardımcın Olsun. Amin

    YanıtlaSil