12 Haziran 2018 Salı

BAKARA SURESİ MEALİ (243- 260)

243- Binlerce kişilik kalabalık topluluk olmalarına rağmen (düşmanları ile savaşmanın verdiği) ölüm korkusu ile yerlerinden yurtlarından çıkanları görmedin mi?. (Düşmanları ile savaşmaktan korkmalarından dolayı yerleri yurtları istila edilerek zelil duruma düştükleri için) Allah onlara Ölün * dedi, sonra onları (düşmanlarına karşı galip getirmek sureti ile yeniden kaybettikleri yurtlarını geri kazandırarak) hayata döndürdü. Allah insanlara lütufkar olmasına rağmen, insanların çoğu buna karşı nankörce davranırlar.

(*) Buradaki Ölün emri, hakiki anlamda bir ölüm değil toplumların düşman istilası karşısında maruz kaldıkları zelil durumu tasvir eden mecazi anlamda bir kullanımdır. Çünkü devamında gelen Talut kıssasındaki hayata döndürülme işlemi de aynı şekilde mecazi anlam taşımaktadır.

244- Allah yolunda savaşın, ve bilin ki Allah işiten ve bilendir.

245- (Allah yolunda yapılan savaşı finanse etmek için) Allah'ın karşılığını artıracağı güzel borcu kim verir?. (Kullarının maddi imkanlarını) Daraltan ve genişleten o dur, (yaptıklarınızın karşılığını almak üzere) ona döndürüleceksiniz.

246- Musa'dan sonra nebilerinden birine "Bize bir komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım" diyen, İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi?. (Nebileri onlara) "(İsteğiniz kabul edilir) Savaşmak sizin üzerinize (farz olarak) yazılır, ve siz de savaşmaktan kaçınacak olursanız?" dedi".(Onlar da) "Yurtlarımızda çıkarılmış, çoluk çocuğumuzdan ayrı düşürülmüş olduğumuz halde Allah yolunda biz neden savaşmaktan kaçınalım ki" dediler. Savaş üzerlerine (farz olarak) yazıldığında, onlardan az bir kısmı hariç olmak üzere (savaşmaktan) yüz çevirdi. Allah yanlış davrananları bilmektedir.

247- Nebileri onlara, "Allah Talut'u size komutan olarak tayin etti" dedi. (Nebilerinin bu sözüne karşılık İsrailoğullarının ileri gelenleri) "Biz komutanlığa ondan daha layık, ve onun maddi yönden bir üstünlüğü yok iken, o bize nasıl komutan olabilir ki?" dediler. (Onların bu sözüne karşılık nebilere onlara) "Allah sizin için komutan olarak onu seçti, onu bilgi ve beden gücü bakımından sizden üstün kıldı" dedi. Allah komutanlığı dilediğine verir. Allah kuşatan ve bilendir.

248- Nebileri onlara, "Allah'ın onu sizin başınıza komutan olarak tayin etmiş olmasının delili, size melekler tarafından taşınan sandığın gelmesidir ki, o sandığın içinde Rabbinizden bir güven duygusu ve Musa ve Harun ailesinden kalanlar bulunmaktadır. İnanmış kimseler iseniz bunda sizin için bir delil vardır" dedi.

249- Talut ordusu ile sefere çıktığında (ordusuna), "Allah, (bana itaat edip etmediğiniz ve güven duyup duymadığınız hususunda) sizi bir nehir ile imtihan edecek, kim o nehrin suyundan içerse (bana itaat etmemiş ve bana güven duymamış olduğu için) benden değildir. O nehrin suyundan bir avuç almak müstesna olmak üzere tatmayan ise (bana itaat etmiş ve güven duymuş olduğu için) bendendir." dedi. Talut'un bu emrine rağmen ordusundan az bir kısmı müstesna olmak üzere, o nehrin suyundan içti (ona itaat eden ve etmeyenler, güven duyan ve duymayanlar böylece birbirinden ayrılmış oldu). Nehri, kendisine itaat eden ve güven duyanlar ile birlikte geçtiğinde, (Talut'a itaat etmeyen ve güven duymayan geride kalanlar) "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Rablerine kavuşacaklarını kesin olarak bilen (Talut'a güven duyan ve itaat eden) ler ise, "Nice sayıca az olan topluluk vardır ki, Allah'ın izni ile sayıca çok olan topluluğa karşı galip gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dedi.

250- (Talut'un ordusu) Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıklarında, "Rabbimiz üzerimize mücadele ve dayanma gücü ver, ayaklarımızı (düşman önünden kaçmamak hususunda) sabit kıl, inkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et dediler.

251- (Talut'un ordusu) Onları Allah'ın izni ile hezimete uğrattılar. Davut Calut'u öldürdü. Allah ona yönetim gücü ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilme yeteneği verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları (n kötülüklerini) başka insanlar ile def etmesi olmasaydı, yeryüzünde büyük bir bozgunculuk yaşanırdı. Ancak Allah yaratmış olduğu her şeye karşı lütuf sahibidir.

252- İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Muhakkak ki sen gönderilmiş elçilerdensin.

253- İşte bu resuller, onların bazısını bazısından üstün kıldık. Onların bazısı ile Allah konuşmuş ve derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik, onu Kutsal Ruh ile destekledik. Eğer Allah dilemiş olsaydı kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra resullerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak, bazıları inanmak bazıları ise inkar etmek sureti ile ihtilafa düştüler. Allah dilemiş olsaydı birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak Allah dilediğini yapar.

254- Ey inananlar, alış verişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) harcayın. İnkar edenler yanlış yapanların ta kendileridir.

255- Allah, ondan başka (yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah yoktur. O (Müşriklerin kulluk ettikleri putlar gibi cansız değil) diridir, ve yarattıkları üzerinde her an gözetimdedir. (Gözetim halinde iken) Onu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi onundur. Onun izni olmadığı halde, katında şefaat edecek (olduğuna inanılan) kim oluyor?. O göklerde ve yerdeki yarattıklarının önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O dilemedikçe kimse onun ilminden hiç bir şey elde edemez. Onun hükümranlık alanı gökleri ve yeri kapsamaktadır. Göklerin ve yerin korunup gözetilmesi ona güç gelmez. O yüce ve azamet sahibidir.

256- Dinde zorlama yoktur. Hak olan yol, hak olmayan yoldan açıkça ayrılmıştır. Kim Allah'ın yetki alanını ihlal edip, o yetkileri kendisinde göreni ret ederek, Allah'ı tek ilah olarak kabul ederse, kendisini kurtuluşa götüreceği bir yola girmiş olur. Allah işiten ve bilendir.

257- Allah, inananların işlerinde yetki ve tasarruf sahibi olandır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin işlerinde yetki ve tasarruf sahibi ise, onun yetki ve tasarruf alanını ihlal ederek onun yetkilerini kuşanandır. (Bu tağutlar) Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte bu kimseler ateşin ayrılmaz bir parçası olacaklar, ve orada ölüm görmemek üzere kalacaklardır.

258- Allah'ın kendisine yönetim gücü ve hükümranlık verdiği kişinin, İbrahim ile Rabbi hakkında girdiği tartışmayı görmedin mi?. İbrahim ona dedi ki: "Benim Rabbim dirilten ve öldürendir". (İbrahim'in bu sözüne karşılık) O "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi. İbrahim ona, "Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de onu batıdan getirsene" deyince, o inkarcı duyduğu bu cevap karşısında ne diyeceğini bilemeyerek şaşkına döndü. Allah yanlış yapan kimseleri doğru yola eriştirmez.

259- Veya altı üstüne gelmiş bir beldeye uğrayan kişiyi (görmedin mi). Dedi ki: "Allah bu beldede yaşamış olan insanları (*) ölümünden sonra nasıl diriltecek?". Onun bu sözü üzerine Allah onu yüz yıl ölü olarak bıraktı, sonra onu diriltti. (Allah ona) "Ne kadar kaldın" dedi, o da "Bir gün veya bir günden daha az" dedi. (Allah ona) "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine ve içeceğine bak (bunca yıl geçmesine rağmen) hiç değişmemiş, eşeğine bak seni insanlar için bir delil olsun diye bunları yaptık.(Çürümüş)Kemiklere bak onları nasıl ayağa kaldırıyor, sonra (o kemiklerin üzerine) et giydiriyoruz". Sorusunun cevabı kendisine bu şekilde gösterildikten sonra, " Allah'ın her şeyi güç yetiren olduğunu şimdi daha iyi biliyorum" dedi.

(*) Böyle bir anlam verme gerekçemiz, Yusuf s. 82. ayetinde geçen "İçinde yaşadığımız beldeye sor" cümlesinin, "İçinde yaşadığımız belde halkına sor" anlamında olmasındandır. 

260- Bir zaman İbrahim, "Rabbim ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dedi. (Rabbi ona) "Yoksa(ölüleri dirilttiğime) inanmıyormusun?" dedi. (İbrahim) "Hayır inanıyorum fakat kalbim mutmain olsun istiyorum" dedi. (Rabbi ona) "Kuşlardan dört tanesini tut, onları seslendiğinde seni tanıyacak şekilde kendine alıştır, sonra onları parçalar halinde her dağa bırak, sonra onları çağır koşarak sana gelirler, bil ki Allah güçlü ve hükmünde isabet edendir" dedi. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder