13 Mayıs 2012 Pazar

Tevrat'ın Kur'an İle Sağlaması 8(Yaratılış Bölümü "Yusuf Tutsakların Düşünü Yorumluyor")

Tevrat'ın kur'an ila sağlaması başlıklı seri yazılarımıza yusuf as ın kıssasının anlatıldığı bölüm ile devam ediyoruz. 


---------Yaratılış 39. 
 
Yusuf Tutsakların Düşünü Yorumluyor
1 Bir süre sonra Mısır Kralı'nın sakisiyle fırıncısı efendilerini gücendirdiler. 2 Firavun bu iki görevlisine, baş sakiyle fırıncıbaşına öfkelendi. 3 Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusuf'un tutsak olduğu zindanda göz altına aldı. 4 Muhafız birliği komutanı Yusuf'u onların hizmetine atadı. Bir süre zindanda kaldılar.
5 Firavunun sakisiyle fırıncısı tutsak oldukları zindanda aynı gece birer düş gördüler. Düşleri farklı anlamlar taşıyordu. 6 Sabah Yusuf yanlarına gittiğinde, onları tedirgin gördü. 7 Efendisinin evinde, kendisiyle birlikte zindanda kalan firavunun görevlilerine, “Niçin suratınız asık bugün?” diye sordu.
8 “Düş gördük ama yorumlayacak kimse yok” dediler.
Yusuf, “Yorum Tanrı'ya özgü değil mi?” dedi, “Lütfen düşünüzü bana anlatın.”
9 Baş saki düşünü Yusuf'a anlattı: “Düşümde önümde bir asma gördüm. 10 Üç çubuğu vardı. Tomurcuklar açar açmaz çiçeklendi, salkım salkım üzüm verdi. 11 Firavunun kâsesi elimdeydi. Üzümleri alıp firavunun kâsesine sıktım. Sonra kâseyi ona verdim.”
12 Yusuf, “Bu şu anlama gelir” dedi, “Üç çubuk üç gün demektir. 13 Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkaracak, yine eski görevine döneceksin. Geçmişte olduğu gibi yine ona sakilik yapacaksın. 14 Ama her şey yolunda giderse, lütfen beni anımsa. Bir iyilik yap, firavuna benden söz et. Çıkar beni bu zindandan. 15 Çünkü ben İbrani ülkesinden zorla kaçırıldım. Burada da zindana atılacak bir şey yapmadım.”
16 Fırıncıbaşı bu iyi yorumu duyunca, Yusuf'a, “Ben de bir düş gördüm” dedi, “Başımın üstünde üç sepet beyaz ekmek vardı. 17 En üstteki sepette firavun için pişirilmiş çeşitli pastalar vardı. Kuşlar başımın üstündeki sepetten pastaları yiyorlardı.”
18 Yusuf, “Bu şu anlama gelir” dedi, “Üç sepet üç gün demektir. 19 Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkarıp ağaca asacak. Kuşlar etini yiyecekler.”
20 Üç gün sonra, firavun doğum gününde bütün görevlilerine bir şölen verdi. Görevlilerinin önünde baş sakisiyle fırıncıbaşını zindandan çıkardı. 21-22 Yusuf'un yaptığı yoruma uygun olarak baş sakisini eski görevine atadı. Baş saki firavuna şarap sunmaya başladı. Ama firavun fırıncıbaşını astırdı. 23 Gelgelelim, baş saki Yusuf'u anımsamadı, unuttu gitti.  

Bu bölümde anlatılmakta olan yusuf as ın zindan hayatı kur'an ile hemen hemen  uyum sağlamakla birlikte , yusuf asın zindan arkadaşlarına olan tebliğinden bahsedilmemektedir. Kur'anda bu bölüm şu mealdeki ayetlerle anlatılmaktadır.  

----- 12.36-42.  Hapse, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, «Rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm» dedi; diğeri «Başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm» dedi. «Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse olduğunu görüyoruz»Yusuf: «Rabbimin bana öğrettiği bilgi ile, daha yiyeceğiniz yemek gelmeden size onu yorumlarım. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden, bir milletin dinini bırakmışımdır. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz; bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur; fakat insanların çoğu şükretmez» dedi.Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?»«Allah'ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına değil, O'na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler».Ey mahpus arkadaşlarım! Biriniz efendinize şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Sorduğunuz iş işte böylece kesinleşmiştir.»İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: «Efendinin yanında beni an» dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç yıl hapiste kaldı. 

--------Yaratılış 41.  
 
Yusuf Firavunun Düşünü Yorumluyor
1 Tam iki yıl sonra firavun bir düş gördü: Nil Irmağı'nın kıyısında duruyordu. 2 Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. 3 Sonra yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında öbür ineklerin yanında durdular. 4 Çirkin ve cılız inekler güzel ve semiz yedi ineği yiyince, firavun uyandı.
5 Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü: Bir sapta yedi güzel ve dolgun başak bitti. 6 Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti. 7 Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular. Firavun uyandı, düş gördüğünü anladı.
8 Sabah uyandığında kaygılıydı. Bütün Mısırlı büyücüleri, bilgeleri çağırttı. Onlara gördüğü düşleri anlattı. Ama hiçbiri firavunun düşlerini yorumlayamadı.
9 Bu arada baş saki firavuna, “Bugün suçumu itiraf etmeliyim” dedi, 10 “Kullarına –bana ve fırıncıbaşına– öfkelenince bizi zindana, muhafız birliği komutanının evine kapattın. 11 Bir gece ikimiz de düş gördük. Düşlerimiz farklı anlamlar taşıyordu. 12 Orada bizimle birlikte muhafız birliği komutanının kölesi İbrani bir genç vardı. Gördüğümüz düşleri ona anlattık. Bize bir bir yorumladı. 13 Her şey onun yorumladığı gibi çıktı: Ben görevime döndüm, fırıncıbaşıysa asıldı.”
14 Firavun Yusuf'u çağırttı. Hemen onu zindandan çıkardılar. Yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı.
15 Firavun Yusuf'a, “Bir düş gördüm” dedi, “Ama kimse yorumlayamadı. Duyduğun her düşü yorumlayabildiğini işittim.”
16 Yusuf, “Ben yorumlayamam” dedi, “Firavuna en uygun yorumu Tanrı yapacaktır.”
17 Firavun Yusuf'a anlatmaya başladı: “Düşümde bir ırmak kıyısında duruyordum. 18 Irmaktan semiz ve güzel yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. 19 Sonra arık, çirkin, cılız yedi inek daha çıktı. Mısır'da onlar kadar çirkin inek görmedim. 20 Cılız ve çirkin inekler ilk çıkan yedi semiz ineği yedi. 21 Ancak kötü görünüşleri değişmedi. Sanki bir şey yememiş gibi görünüyorlardı. Sonra uyandım.
22 “Bir de düşümde bir sapta dolgun ve güzel yedi başak bittiğini gördüm. 23 Sonra solgun, cılız, doğu rüzgarının kavurduğu yedi başak daha bitti. 24 Cılız başaklar yedi güzel başağı yuttular. Büyücülere bunu anlattım. Ama hiçbiri yorumlayamadı.”
25 Yusuf, “Efendim, iki düş de aynı anlamı taşıyor” dedi, “Tanrı ne yapacağını sana bildirmiş. 26 Yedi güzel inek yedi yıl demektir. Yedi güzel başak da yedi yıldır. Aynı anlama geliyor. 27 Daha sonra çıkan yedi cılız, çirkin inek ve doğu rüzgarının kavurduğu yedi solgun başaksa yedi yıl kıtlık olacağı anlamına gelir.
28 “Söylediğim gibi, Tanrı ne yapacağını sana göstermiş. 29 Mısır'da yedi yıl bolluk olacak. 30 Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak. 31 Ardından gelen kıtlık bolluğu unutturacak, çünkü çok şiddetli olacak. 32 Bu konuda iki kez düş görmenin anlamı, Tanrı'nın kesin kararını verdiğini ve en kısa zamanda uygulayacağını gösteriyor.
33 “Şimdi firavunun akıllı, bilgili bir adam bulup onu Mısır'ın başına getirmesi gerekir. 34 Ülke çapında adamlar görevlendirmeli, bunlar yedi bolluk yılı boyunca ürünlerin beşte birini toplamalı. 35 Gelecek verimli yılların bütün yiyeceğini toplasınlar, firavunun yönetimi altında kentlerde depolayıp korusunlar. 36 Bu yiyecek, gelecek yedi kıtlık yılı boyunca Mısır'da ihtiyat olarak kullanılacak, ülke kıtlıktan kırılmayacak.” 

Bu bölüm firavun'un gördüğü rüya ile ilgili anlatımlardan oluşmaktadır. Bu bölüm yine hemen hemen kur'an ile uyum sağlamaktadır. Kur'an yusuf as ın , zindan arkadaşı çıktıktan hapiste kalma suresini " bid' siniyn" kelimesi ile açıklarken rum s. 4 . ayetinde de geçen bu kelimenin arap dilindeki karşılığı 3 ila 10 yıl arasındaki bir zaman aralığını ifade etmektedir, yani kur'an hapiste kalma süresi hakkında net bir yıl vermemesine ancak enaz 3 yıl kalmış olması kur'an tarafından bildirilmesine rağmen, yusuf as ın zindan arkadaşının ardından hapiste kalma süresini tevrat 2 yıl olarak vermektedir. Tevrat firavunun gördüğü rüyayı direk yusuf as a anlattığını yazmasına rağmen kur'an, firavun'un rüyasının yusuf as a, asılmaktan kurtulan zindan arkadaşı tarafından te'vil ettirildiğini bildirir. Yine kur'an yusuf as ın hapisten çıkmak için uğradığı iftiranın ortaya çıkmasını istemesinden bahsetmesine rağmen bu kısım tevrat'ta yoktur. Bu bölüm kur'anda şu mealdeki ayetlerde anlatılmaktadır.  

----- 12.43-54.Hükümdar: «Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz.» dedi. Etrafındakiler: «Bir takım karışık rüyalar; biz böyle rüyaların yorumunu bilmeyiz» dediler. Hapisteki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra Yusuf'u hatırladı ve: «Ben size bunu yorumlayacağım, hele beni gönderin» dedi.Hapishaneye varıp: «Ey doğru sözlü Yusuf! Rüyada görülen yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi; yedi yeşil başak ve bir o kadar kuru başak nedir? Bize yorumla, ben de insanlara ulaştırayım da bilsinler» dedi.Yusuf: «Devamlı yedi sene ekin ekip, biçtiğiniz ekinin yediğinizden artanını başağında bırakın.»«Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir, bütün biriktirdiğinizi yer, yalnız az bir miktar saklarsınız.»«Sonra, halkın yağmur göreceği bir yıl gelir, o zaman sıkıp sağarlar» dedi.Hükümdar: «Onu bana getirin» dedi. Yusuf'a elçi gelince, «Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir» dedi.Hükümdar kadınlara: «Yusuf'un olmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?» dedi. Kadınlar, «Haşa! Onun bir fenalığını görmedik» dediler. Vezirin karısı: «Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun olmak isteyen bendim; doğrusu Yusuf doğrulardandır» dedi.Yusuf, «Maksadım, vezire, gıyabında ihanet etmediğimi, hainlerin tuzaklarını Allah'ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı» dedi.

Yusuf mısır'ın yöneticisi oluyor.
Bu öneri firavunla görevlilerine iyi göründü. 38 Firavun görevlilerine, “Bu adam gibi Tanrı Ruhu'na sahip birini bulabilir miyiz?” diye sordu.
39 Sonra Yusuf'a, “Madem Tanrı bütün bunları sana açıkladı, senden daha akıllısı, bilgilisi yoktur” dedi, 40 “Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan başka senden üstünlüğüm olmayacak. 41 Seni bütün Mısır'a yönetici atıyorum.” 42 Sonra mührünü parmağından çıkarıp Yusuf'un parmağına taktı. Ona ince ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. 43 Onu kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusuf'un önünde, “Yol açın!” diye bağırdılar. Böylece firavun ona bütün Mısır'ın yönetimini verdi.
44 Firavun Yusuf'a, “Firavun benim” dedi, “Ama Mısır'da senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak.” 45 Yusuf'un adını Safenat-Paneah koydu. On Kenti'nin[a] kâhini Potifera'nın kızı Asenat'ı da ona karı olarak verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı.
46 Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısır'ı dolaştı. 47 Yedi bolluk yılı boyunca toprak çok ürün verdi. 48 Yusuf Mısır'da yedi yıl içinde yetişen bütün ürünleri toplayıp kentlerde depoladı. Her kente o kentin çevresindeki tarlalarda yetişen ürünleri koydu. 49 Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.
50 Kıtlık yılları başlamadan, On Kenti'nin kâhini Potifera'nın kızı Asenat Yusuf'a iki erkek çocuk doğurdu. 51 Yusuf ilk oğlunun adını Manaşşe[b] koydu. “Tanrı bana bütün acılarımı ve babamın ailesini unutturdu” dedi. 52 “Tanrı sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı” diyerek ikinci oğlunun adını Efrayim[c] koydu.
53 Mısır'da yedi bolluk yılı sona erdi. 54 Yusuf'un söylemiş olduğu gibi yedi kıtlık yılı başgösterdi. Bütün ülkelerde kıtlık vardı, ama Mısır'ın her yanında yiyecek bulunuyordu. 55 Mısırlılar aç kalınca, yiyecek için firavuna yakardılar. Firavun, “Yusuf'a gidin” dedi, “O size ne derse öyle yapın.” 56 Kıtlık bütün ülkeyi sarınca, Yusuf depoları açıp Mısırlılar'a buğday satmaya başladı. Çünkü kıtlık Mısır'ı boydan boya kavuruyordu. 57 Bütün ülkelerden insanlar da buğday satın almak için Mısır'a, Yusuf'a geliyordu. Çünkü kıtlık bütün dünyayı sarmıştı ve şiddetliydi. 

Yusuf as ın mısır ülkesinin başına geçmesi tevrat'ta böyle anlatılırken kur'anda şu mealdeki ayetlerde anlatılır. 

-----12.55-57 Yusuf: «Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim» dedi.Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. 

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Tevrat'ın Kur'an İle Sağlaması 7(Yaratılış Bölümü "Yusuf'un Düşleri")

Tevrat'ın kur'an ile sağlaması başlıklı seri yazılarımıza yusuf as ın kıssasının tevrat ve kur'andaki analtımlarının karşılaştırılması ile devam ediyoruz. 


--------Yaratılış 37. 
 Yusuf'un Düşleri
1 Yakup babasının yabancı olarak kalmış olduğu Kenan ülkesinde yaşadı. 2 Yakup soyunun öyküsü:
Yusuf on yedi yaşında bir gençti. Babasının karıları Bilha ve Zilpa'dan olan üvey kardeşleriyle birlikte sürü güdüyordu. Kardeşlerinin yaptığı kötülükleri babasına ulaştırırdı.
3 İsrail Yusuf'u öbür oğullarının hepsinden çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusuf'a uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı. 4 Yusuf'un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf'a tatlı söz söylemez oldular.
5 Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. 6 Yusuf, “Lütfen gördüğüm düşü dinleyin!” dedi, 7 “Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.”
8 Kardeşleri, “Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?” dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.
9 Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”
10 Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” 11 Kardeşleri Yusuf'u kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı. 

Yusuf as ın tevrat'ta anlatılan kıssasında yusuf as  gördüğü bir rüyayı kardeşlerine anlatınca , kardeşleri ona karşı cehpe alır ve yusuf as tekrar bir rüya daha görüp kardeşlerine anlatınca ki bu gördüğü rüya kur'anda aynıdır,  babası tarafından ,"senin önünde yeremi eğileceğiz" denilerek azarlanmaktadır. Yusuf as ın kur'anda anlatılan kıssasında yakub as tarafından onun azarlanması şeklinde bi tepki yoktur, aksine kardeşleri tarafından kıskanılan oğluna bu rüyayı onlara anlatmaması tembihlenmektedir. Bu kısım kur'an ayetlerinde şu şekilde anlatılmaktadır. 

----- 12. 1-7  Elif, Lâm, Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.Gerçekten biz, Arapça bir Kur'an olarak indirdik, Ona akıl erdirirsiniz diye.Biz bu Kuran'ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz.. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.Babası şunları söyledi: «Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır».«Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir.»Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.  

Kardeşleri yusuf'u satıyor
12 Bir gün Yusuf'un kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekem'e gittiler. 13 İsrail Yusuf'a, “Kardeşlerin Şekem'de sürü güdüyorlar” dedi, “Gel seni de onların yanına göndereyim.”
Yusuf, “Hazırım” diye yanıtladı.
14 Babası, “Git kardeşlerine ve sürüye bak” dedi, “Her şey yolunda mı, değil mi, bana haber getir.” Böylece onu Hevron Vadisi'nden gönderdi.
Yusuf Şekem'e vardı. 15 Kırda dolaşırken bir adam onu görüp, “Ne arıyorsun?” diye sordu.
16 Yusuf, “Kardeşlerimi arıyorum” diye yanıtladı, “Buralarda sürü güdüyorlar. Nerede olduklarını biliyor musun?”
17 Adam, “Buradan ayrıldılar” dedi, “ ‘Dotan'a gidelim’ dediklerini duydum.”
Böylece Yusuf kardeşlerinin peşinden gitti ve Dotan'da onları buldu.
18 Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular. 19 Birbirlerine, “İşte düş hastası geliyor” dediler, 20 “Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!”
21 Ruben bunu duyunca Yusuf'u kurtarmaya çalıştı: “Canına kıymayın” dedi, 22 “Kan dökmeyin. Onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.” Amacı Yusuf'u kurtarıp babasına geri götürmekti.
23 Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki renkli uzun giysiyi çekip çıkardılar 24 ve onu susuz, boş bir kuyuya attılar.
25 Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısır'a gidiyorlardı. 26 Yahuda, kardeşlerine, “Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?” dedi, 27 “Gelin onu İsmaililer'e satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.” Kardeşleri kabul etti.
28 Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusuf'u kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililer'e sattılar. İsmaililer Yusuf'u Mısır'a götürdüler.
29 Kuyuya geri dönen Ruben Yusuf'u orada göremeyince üzüntüden giysilerini yırttı. 30 Kardeşlerinin yanına gidip, “Çocuk orada yok” dedi, “Ne yapacağım şimdi ben?”
31 Bunun üzerine bir teke keserek Yusuf'un renkli uzun giysisini kanına buladılar. 32 Giysiyi babalarına götürerek, “Bunu bulduk” dediler, “Bak, bakalım, oğlunun mu, değil mi?”
33 Yakup giysiyi tanıdı, “Evet, bu oğlumun giysisi” dedi, “Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusuf'u parçalamış olsa gerek.”
34 Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu. 35 Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da o avunmak istemedi. “Oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak gideceğim” diyerek oğlu için ağlamaya devam etti.
36 Bu arada Midyanlılar da Yusuf'u Mısır'da firavunun bir görevlisine, muhafız birliği komutanı Potifar'a sattılar.

Yusuf as ın kıssasının kuyuya atılmasına kadar olan kısmı tevratta , sürüleri otlatmaya giden kardeşlerinin peşine babası tarafından gönderildiği ( bu kısım kur'anla uyuşmamaktadır), kardeşlerinin kendi aralarında yusuf as ı öldürmek için konuştukları ve bir kardeşinin onun öldürülmesi yerine kuyuya atılması ve babalarına onun yabani bir hayvan tarafından yenildiğini söylemeleri ( bu kısım kur'anla uyum sağlamaktadır), yusuf as ı kuyuya attıktan sonra yemeklerini yerken gelen kervana yusuf'u satmaları ( bu kısım kur'anla uyum sağlamamaktadır), yusuf as ı kuyudan kardeşlerinin çıkarmaları ( kur'anda yusuf ası kuyudan kervancılar çıkarmaktadır), öldürülmeyip kuyuya atılmasını teklif eden kardeşi ruben'in geriye döndüğü zaman yusuf'u kuyuda bulamaması akabinde onun kardeşlerine durumu anlatarak bir teke keserek onun kanını yusuf'un gömleğine bulayarak babalarına götürmeleri anlatılır. Yusuf as ın kuyuya atılıp mısır'a satılmasına kadar olan bölümü kur'ansa şu ayetlerde anlatılmaktadır. 

----- 12. 8-21 Kardeşleri demişlerdi ki: «Yusuf ve özkardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir.»«Yusuf'u öldürün veya onu ıssız bir yere bırakıverin ki babanız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz»İçlerinden biri: «Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur» dedi.Dediler ki: «Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz.Yarın bizimle beraber gönder gezsin oynasın şüphesiz, biz onu gözetiriz. Babaları, «Onu götürmeniz beni üzüyor; siz farkına varmadan onu kurdun yemesinden korkarım» dedi.«And olsun ki, biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayılırız» dediler.Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.Yatsı vakti, ağlayarak babalarının yanına dönüp dediler ki: «Sevgili babamız, biz yarışmak üzere bulunduğumuz yerden ayrılırken Yusuf’u da eşyalarımızın yanında bıraktık. Bir de döndük ki onu kurt yemiş! Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın!»Üzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: «Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir» dedi.Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya saldı, «Müjde! İşte bir oğlan» dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir. Onu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar.Mısır'da onu satın alan kimse karısına: «Ona güzel bak, belki bize faydası olur yahut ta onu evlat ediniriz» dedi. Biz işte böylece Yusuf'u o yere yerleştirdik; ona, rüyaların nasıl yorumlanacağını öğrettik. Allah, işinde hakimdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.  

---------Yaratılış 39.  

Yusuf'la Potifar'ın Karısı
1 İsmaililer Yusuf'u Mısır'a götürmüştü. Firavunun görevlisi, muhafız birliği komutanı Mısırlı Potifar onu İsmaililer'den satın almıştı. 2 RAB Yusuf'la birlikteydi ve onu başarılı kılıyordu. Yusuf Mısırlı efendisinin evinde kalıyordu. 3 Efendisi RAB'bin Yusuf'la birlikte olduğunu, yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü. 4 Yusuf'tan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi. 5 Yusuf'u evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifar'ın evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı. 6 Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusuf'a verdi; yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmedi.
Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı. 7 Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, “Benimle yat” dedi. 8 Ama Yusuf reddetti. “Ben burada olduğum için efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenme gereğini duymuyor” dedi, “Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi. 9 Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiçbir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrı'ya karşı günah işlerim?” 10 Potifar'ın karısı her gün kendisiyle yatması ya da birlikte olması için direttiyse de, Yusuf onun isteğini kabul etmedi.
11 Bir gün Yusuf olağan işlerini yapmak üzere eve gitti. İçerde ev halkından hiç kimse yoktu. 12 Potifar'ın karısı Yusuf'un giysisini tutarak, “Benimle yat” dedi. Ama Yusuf giysisini onun elinde bırakıp evden dışarı kaçtı.
13 Kadın Yusuf'un giysisini bırakıp kaçtığını görünce, 14 uşaklarını çağırdı. “Bakın şuna!” dedi, “Kocamın getirdiği bu İbrani bizi rezil etti. Yanıma geldi, benimle yatmak istedi. Ben de bağırdım. 15 Bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.”
16 Efendisi eve gelinceye kadar Yusuf'un giysisini yanında alıkoydu. 17 Ona da aynı şeyleri anlattı: “Buraya getirdiğin İbrani köle yanıma gelip beni aşağılamak istedi. 18 Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.”
19 Karısının, “Kölen bana böyle yaptı” diyerek anlattıklarını duyunca, Yusuf'un efendisinin öfkesi tepesine çıktı. 20 Yusuf'u yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı.
Ama Yusuf zindandayken 21 RAB onunla birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuf'tan hoşnut kaldı. 22 Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu. 23 Zindancıbaşı Yusuf'un sorumlu olduğu işlerle hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusuf'la birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu. 

Mısır'a satılıp hapishaneye girene kadar tevrat'ta yukardaki bölümde anlatılan yusuf as kıssasının aynı bölümü kur'anda şu şekilde anlatılmaktadır. 

-----12. 22-35  Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapıları sıkı sıkı kapadı ve «gelsene» dedi. Yusuf: «Günah işlemekten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim efendimdir; bana iyi baktı. Haksızlık yapanlar şüphesiz başarıya ulaşamazlar.» dedi.And olsun ki kadın Yusuf'a karşı istekli idi; Rabbin'den bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti. İşte ondan kötülüğü ve fenalığı böylece engelledik. Doğrusu o bizim çok samimi kullarımızdandır.İkisi de kapıya koştu, kadın arkadan Yusuf'un gömleğini yırttı; kapının önünde kocasına rastladılar. Kadın kocasına «Ailene fenalık etmek isteyen bir kimsenin cezası ya hapis ya da can yakıcı bir azab olmalıdır» dedi. Yusuf: «Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi» dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: «Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır.»«Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir.»
(Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): «Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.»«Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun»Şehirde bir takım kadınlar: «Vezirin karısı kölesinin olmak istiyormuş; sevgisi bağrını yakmış; doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu görüyoruz.» dediler. Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: «Yanlarına çık» dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve «Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir» dediler.Vezirin karısı: «İşte sözünü edip beni yerdiğiniz budur. And olsun ki onun olmak istedim, fakat o iffetinden dolayı çekindi. Emrimi yine yapmazsa, and olsun ki hapse tıkılacak ve kahre uğrayanlardan olacak.»Yusuf: «Rabbim! Hapis benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum.» dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağına engel oldu. Zira O, işitir ve bilir.Sonra, kadının ailesi delilleri Yusuf'un lehinde gördüğü halde, onu bir süre için hapsetmeyi uygun buldu.  

Tevrat'ta (37-1), yusuf as ın 17 yaşında olduğu o yaşta kuyuya atıldığından bahsetdilmesine rağmen kur'an bunu onaylamamakta çocukluğunu mısır'da geçirdiği ve ergenliğe mısırda ulaştığı bildirilmektedir(12-22). Kur'anda yusuf as ın hapishaneye girmeden önce mısır kadınlarının karşısına çıkarak onun güzelliğine hayran olmaları , vezirin karısının bu suçunu kadınlara itiraf etmesi ve kendisini kabul etmemesi halinde onun hapishaneye gireceğini söylemesi ve yusuf as ın hapishaneye girmek pahasına bunu kabul etmediğini görmekteyiz , ancak bu ayrıntıları tevrat'ta yoktur.











9 Mayıs 2012 Çarşamba

Elçiler Arası Rekabet ve Mucizeler Konusu

Mucize kelimesi sözlükte, aciz bırakan şey anlamında olup ıstılahta resullerin vasıtası ile gerçekleşen olağanüstü haller ve olaylar anlamında kullanılmaktadır. Mucize kelimesinin karşılığı kur'anda  "ayet" olarak kullanılmakta olup dilimizde yaygın olarak bu kelimenin kulanılmakta olduğu için bizde mucize kelimesi tercih ettik. Üzerinde durmak istediğimiz konu hangi kelimenin daha uygun olup olmadığı değil , "elçiler arası rekabet" olarak niteleyebileceğimiz bir duruma getirilen son elçi muhammed sav e mucize anlamında herhangi bir şey verilmemiş olmasına rağmen kendisinden önceki elçilerin müntesipleri olduklarını iddia eden yahudi ve hıristiyanlardan aşağı kalmamak için , " sizde varsa bizdede var" dercesine diğer elçilere kur'anda verildiğinden bahseden mucizelere benzer mucizelerin muhammed sav içinde verildiği konusudur.  


Mü'min olmamızın bir gereği olarak, Allah cc nin göndermiş olduğu bütün elçilere iman etmek mecburiyetinde olduğumuz bütün müslümanlar arasında bir ihtilaf konusu olmamakla birlikte son elçi muhammed as ın Allah nezdinde özel bir durumu olduğu konusu malumumuzdur. Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz " elçi merkezli bir din" yansımasının tezahürleri diyebileceğimiz, getirdiği mesajın ötelenip, mesajı getirenin öne çıkarılmasına dayalı bir din anlayışını kur'an onaylamaz. Bunun aksine oluşturulan din algısında muhammed sav , " kainatın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı", " adem yokken onun yaratıldığı" vs gibi onu Allah cc nin yanına oturtan bir anlayışın tezahürleri yaygın olarak müslümanların dilinde dolaşmaktadır. Haliyle böyle bir durumda olan muhammed as ın diğer elçilerden herhangi bir eksiğide olmamalıydı , diğer elçilere verilen mucizelerin daha fazlası onada verilmeliydi . Böyle bir anlayış içinde görülen bir elçiye yüzlerce mucize atfetmek artık vacip olmuştur ve gereği yapılmalıdır. Bu gereğin tezahürlerinin örnekleri,  " şemail" ve " hasais" türü kitaplarda bol bol verilmiş olduğunu maalesef müşahede etmekteyiz. 


Muhammed sav den bu tür mucizelerin istendiği kur'anda bildirilmesine rağmen, kur'an bu isteklerin kabul edilerek ona istedikleri mucizelerin verildiğinden bahsetmez, aksine verilmediğinden bahsetmesine rağmen ,  kendisine mucize verilmeyen bir muhammed as ın kafalardaki elçi tasavvuruna uymayacağı için kur'ana rağmen yüzlerce mucize atfedilerek müşriklerin kafalarındaki "melek elçi" düşüncesi müslümanların kafalarında oluşturulmuştur. 


-----007.203Onlara bir ayet getirmediğin zaman, «Sen bir tane yapsaydın ya» derler. De ki: «Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir.»
Araf s. 203. ayetinde müşriklerin mucize istekleri karşısında olmulu cevap vermeyen muhammed as a , müşrikler tarafından ona hitaben " sen bir tane yapsaydın" denilmekte olduğunu görmekteyiz, bu müşrik tasavvuru maalesef bugün müslümanlara geçerek , istenilen mucizeler "elçiye yaptırılmıştır". 

-----006.035 Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma.
-----006.050De ki: «Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum.» De ki: «Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?»
-----011.012 Müşriklerin «Muhammed'e gökten bir hazine inseydi ya, ya da kendisi ile birlikte bir melek gelseydi ya» şeklindeki sözleri canını sıkabilir ve bu yüzden sana indirdiğimiz vahyin bir bölümünü onlara duyurmaktan vazgeçebilirsin. Oysa sen sadece bir uyarıcısın. Her şeyin yönlendiricisi Allah'dır
----- 013.038 And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.
-----017.090-95. Şöyle söylediler: «Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız»,«Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın.»«Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.»«Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız.» De ki: «Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? « İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: «Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?» demiş olmalarıdır.De ki: «Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.»
-----020.133 «Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya» derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?
-----025.007 Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı!
-----029.050 «Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?» derler. De ki: «Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.»
-----030.058 And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: «Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız» derler.
-----040.078 And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.

Yukarıda örneklerini vermiş olduğumuz ayet mealleri, müşriklerin muhammed as dan mucize isteklerinin red edildiğini göstermektedir, ancak bu ve benzeri bir çok ayete rağmen olağanüstü bir elçi isteği müslümanlar arasında kabul görerek bunun karşılıkları verilmeye çalışılmıştır. 
BURADA ŞUNU BELİRTMEK GEREKİRKİ, MUHAMMED SAV E VERİLDİĞİ İDDİA EDİLEN MUCİZELER İLE ONUN BÜYÜKLÜĞÜ VURUGULANMAK İSTENMİŞTİR,HALBUKİ ONA BU MUCİZELER VERİLMİŞ OLSA BİLE BU MUCİZELER ONA ALLAH CC DEN VERİLDİĞİ KONUSU AKLA BİLE GETİRİLMEDEN ONUN DİĞER ELÇİLERDEN ŞAĞAI KALAN BİR TARAFI OLMADIĞI ÖNE ÇIKARILMAK İSTENMEKTEDİR,OLAYIN BU TARAFI BİLE AYRI BİR TRAJİ KOMİK BİR DURUMDUR.


İşin daha korkunç bir boyutu daha vardırki buda, ELÇİYİ YÜCELTMEK ADINA YAPILAN BU UYDURMALAR ALLAH CC NİN DİĞER KAVİMLER ÜZERİNDEKİ UYGULADIĞI SÜNNETİNİ GÖZ ARDI ETMEKTİR. Çünkü kur'an baktığımız zaman muhammed as dan önceki elçilerin kıssalarına baktığımız zaman, mucize olarak kendilerine geleni yalanlayan kavmin sonu HELAK ile neticelenmiş olup bu "sünnetullah" tır, yani Allah cc nin elçileri vasıtası ile gönderdiği bir mucizeyi red eden kavim helak edilmiştir, bu konu ile ilgili ayetler mevcut olup sırf resul un kendisini öne çıkarmak adına yapılan bu eylemler geri planda korkunç bir hatayı beraberinde getirip Allah cc yi geri plana atmak anlamına gelmektedir.  


----- 006.158 Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.
-----017.059 Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
Yukarıda örnek olarak verdiğimiz iki ayet meali dahi mucizelerin gönderilmesi ve red edilmesi halinde kavimlerin helak edilesinin "sünnetullah" olduğunu göstermektedir. Kamer suresinin ilk ayetlerindeki "ayın yarılması" tabirinin gerçekten olmuş bir olay olduğu iddiaları ve aya giden astronotların ayın ortasında bu yarılmaya delil olabilecek bir çizginin olduğu iddiası bizi kur'an ayetleri ile böyle bir iddia arasında tercih yapmaya zorlamaktadır. Kamer s. nin ilk ayetleri konusunda ik devir müfessirlerinin ayın ortadan yarıldığı şeklindeki rivayetlere şüphe ile baktığı malumdur. "Şakkul kamer" tabiri araplar arasında, "mesele açıklığa kavuştu" anlamında kullanılan bir deyim olup ayın gerçekten yarıldığına işaret etmez , ayın yarıldığına dair olan düşünceler sünnetullahı öteleyen düşüncelerdir. Ayın yarılması olayını gerçek olarak anladığımız zaman , isra s. 59. ayeti ile arada bir çelişki olması kaçınılmaz olup elçiyi öne çıkarmak pahasınada olsa kur'an ayetleri arasında bir çelişki olmasına göz yummak demek anlamına gelir.  


Sonuç olarak, Allah cc son elçisi muhammed sav e diğer bazı elçilere verdiğini bildirdiği mucize dediğimiz türden herhangi bir olağan üstü bir şey vermemiştir. Mucize verilmesi bir elçinin değerini yükseltmek şeklinde , mucize verilmemesi ise bir elçinin değerini düşürmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Allah cc nin göndermiş olduğu bütün elçiler, BİZİM ELÇİLERİMİZ olup sadece muhammed as için kullanılan" bizim peygamberimiz" tabiri bile bizlerdeki elçi ayrımının bilinçaltındaki bir işaretidir. Sünnetullah gereği herhamgi bir kavme gönderilen elçi ve onunla beraber verilen bir mucizeyi inkar o kavmin helakını gerekmektedir. Muhammed sav i diğer resullerden geri bırakmamak amacı ile ona atfen uydurulan yüzlerce mucize masalları Allah cc yi elçisinin altında bir seviyeye düşürmek anlamına gelmekte olup sünnetullahı red manası taşımaktadır. Resulu aşırı sevmek tezahürlerinin bir uzantısı diyebileceğimiz bu tür yakışmalar ona olan sevgimizin değil düşmanlığımızı bir eseridir. Allah cc kime neyi nasıl vereceği hususunda kimseye danışmak mecburiyetinde değildir. Muhammed as ın, Allah cc nezdinde diğer elçilerden herhangi bir farkı yoktur, eğer vardır diyorsak elçilerin arasını ayrımış oluruzki buda bizlerin mü'minlik sıfatını tehlikeye düşürür. RABBİMİZ BİZLERE MUHAMMED SAV E DOST OLMAK ADINA ONA ATFEN YALAN VE İFTİRA UYDURANLARDAN KILMASIN AMİN. 


                       EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Al-i İmran s. 153. Ayeti ve Hadislerin Vahiy Olması Meselesi

İslam düşüncesine ait konular ile ilgili çıkarımlar ağırlıklı olarak , " kur'an bu konuda bizlere ne gibi mesajlar veriyor" şeklinde değil , " bu düşüncemizi kur'ana nasıl onaylatırız" şeklindedir. Düşünceyi kur'ana onaylatma şeklindeki okumaların bir örneği muhammed sav in ağzından çıkan sözlerin mahiyeti ile ilgilidir. Allah cc den indirilen vahyi , "metluv" ( okunan) , "gayri metluv" ( okunmayan) şeklinde ikiye ayıran düşünce gayri metluv vahiy kategorisine resul sav in hadislerini koymuşlardır. Oluşturulan bu düşünceye yine bazı hadisler! oluşturularak bu önkabulun sağlamlaştırılması sağlanmaya çalışılmıştır. İşin daha vahim bir tarafı , kur'anın tarifi ile " diller eğilip bükülerek" ,"kelimeler yerinden oynatılarak" , " kitaptan olmadığı halde bu kitabtandır denilerek" yahudilerin tevrat'a uyguladıkları zulmü müslümanların kur'ana uygulamalarıdır. 

Necm suresinin ilk ayetleri olan, " Batmakta olan yıldıza and olsun ki,Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.O havadan konuşmuyor. Söyledikleri, kendisine indirilen bir vahiydir." mealindeki ayetler delil gösterilerek ağzından çıkan her söz vahiy sayılmıştır. Parçacı ve cımbızlama tekniği ile okunan bu ayetlerin devamı bektaşi misali kapatılarak söylediklerinin ne olduğu ve kimin tarafından öğretildiği arkaya atılmış ve ön kabule uygun hale getirilerek hadislerinde vahiy olduğu düşüncesi kabul ettirlemeye çalışılmıştır.  


Muhammed sav hayatta iken ağzından çıkan sözlerin ashabı tarafından vahi olarak algılanmadığı malumdur. Bu konuda rivayetler mevcut olmasına rağmen rivayetlerin her zaman için zan ifade ettiğini unutmamalıyız. Bu konu ile ilgili olarak inen kur'an ayetleri özellikle medine'de inen bazı ayetler bizlere ışık tutmaktadır.  


Bilindiği gibi uhud harbi müslümanların yenilgisi ile sonuçlanmıştır, bu konu ile ilgili olarak al-i imran suresinde ayetler mevcuttur.
----- Siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Resul de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (Allah) Elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
Bu ayet bizlere uhud harbi esnasındaki bir olayı anlatmaktadır. Savaş'ta müslümanlar bozguna uğramış ve arkalarına bakmadan kaçmaktadırlar, muhammed sav ashabına kaçmamaları için seslenmektedir. Bu olaydan hadislerin vahiy olması düşüncesinin doğru olup olmaması hakkında bizlere bir delil çıkmaktadır. Olay birebir yaşanmakta resul sav hayatta ve hiçbir rivayet zinciri olmadan, resul sav in " kaçmayın geri dönün" ashabın kulaklarında yankılanmakta ve bu söze yani hadise ashab tarafından riayet edilmemektedir.  


Şimdi ön kabuller neticesinde oluşturulan "hadisler vahiydir inkarı küfürdür" sözünün ashab nezdindeki değerlendirmesine geçebiliriz. Eğer resul sav in sözleri ashab tarafından'da vahiy olarak algılanmış olsaydı onlarda vahye uymamış ve küfre düşmüş olmazlarmıydı?, kur'an, hadislerinde vahiy olduğunu te'yid etseydi ashabın resule karşı yaptığı bu hareketin küfre düşmek olduğunu söylemezmiydi?

Ayetlerin siyak ve sibakı ile okuduğumuz zaman, 149. ayet " ey iman edenler" hitabı ile başlamakta ve devamında harb sonrası yenilgi ve durum muhabesi yapılması anlatılmaktadır. 
----- 003.152 And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
-----003.153Resul  arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
-----003.154 Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. «Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?» diyorlardı; De ki: «Buyruğun hepsi Allah'ındır». Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. «Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik» diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
-----003.155 İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dir.
-----003.156 Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: «Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi» diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.
-----003.157Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.
-----003.158 And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.
-----003.159 Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.
-----003.160 Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
Savaş sonrası ile ilgili  inen ayetler ashabın küfre düştüğü konusunda bizlere erhangi bir bilgi vermemekte aksine hitab " ey iman edenler" diye başlamakta ve yine iş konusunda onlarla istişare yapması emredilmektedir. 


Sonuç olarak din adına ortaya konulması gereken düşünceler kur'andan onay alması gerekmektedir. Kur'ana rağmen ortaya atılmış ve kur'ana onaylatırılmak istenen her düşünce al-i imran s. 153. ayeti örneğinde olduğu gibi arka plan düşünceleri ile birlikte yapılan bir okuma neticesinde geri çevrilmeye mahkumdur. Al-i imran s. 153. ayeti sathi bir okuma neticesinde belki "hadislerin vahiy inkarının küfür" olduğu düşüncesi ile bir ilişkisi kurulmayabilir, ancak hayatta olan bir resulun ağzından çıkan ve ashabın kulaklarının hiç bir aracı veya sened zinciri olmadan duymalarına rağmen bu itaatsizliğin "küfre düşmek" olarak nitelendirilmeğini görmemiz hadislerin vahiy olduğu yolundaki düşüncenin kur'an tarafından onaylanmandığının işaretidir. Necm suresini bağlamı içinde okumayarak bektaşi misali yapılan bir okuma veya uydurulan hadisler yardımı ile veya yahudilerin tevrat için uyguladıkları metodların kur'an için uygulanması yolu ile bu düşünce kur'ana onaylattırlmaya çalışılmıştır. Müslüman olmak iddiasında olanların yapmaları gereken ilk şey kur'anı anlamak için kafadaki ön kabulleri atıp , " bu konuda kur'an ne diyor" şeklinde bir sorunun cevabını aramalarıdır.  


                           EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

29 Nisan 2012 Pazar

Tevrat'ın Kur'an İle Sağlaması 6 (Yaratılış Bölümü "İbrahim'in Denenmesi")

"Tevrat'ın Kur' an ile sağlaması" başlıklı seri yazılarımıza "İbrahim'in Denenmesi" bölümü ile devam ediyoruz.

---------Yaratılış 22.


İbrahim'in Denenmesi
1 Daha sonra Tanrı İbrahim'i denedi. “İbrahim!” diye seslendi. İbrahim, “Buradayım!” dedi.
2 Tanrı, “İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”
3 İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak'ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı'nın kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı. 4 Üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. 5 Uşaklarına, “Siz burada, eşeğin yanında kalın” dedi, “Tapınmak için oğlumla birlikte oraya gidip döneceğiz.”
6-7 Yakmalık sunu için yardığı odunları oğlu İshak'a yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. Birlikte giderlerken İshak İbrahim'e, “Baba!” dedi.
İbrahim, “Evet, oğlum!” diye yanıtladı.
İshak, “Ateşle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?” diye sordu.
8 İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.
9 Tanrı'nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak'ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. 10 Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı. 11 Ama RAB'bin meleği göklerden, “İbrahim, İbrahim!” diye seslendi.
İbrahim, “İşte buradayım!” diye karşılık verdi.
12 Melek, “Çocuğa dokunma” dedi, “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı'dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.”
13 İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. 14 Oraya “Yahve yire[a]” adını verdi. “RAB'bin dağında sağlanacaktır” sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.
15 RAB'bin meleği göklerden İbrahim'e ikinci kez seslendi: 16 “RAB diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum. Bunu yaptığın için, biricik oğlunu esirgemediğin için 17 seni fazlasıyla kutsayacağım; soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağım. Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinecek. 18 Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak. Çünkü sözümü dinledin.”
19 Sonra İbrahim uşaklarının yanına döndü. Birlikte yola çıkıp Beer-Şeva'ya gittiler. İbrahim Beer-Şeva'da kaldı.  

Bu bölümde kurban edilmek üzere İbrahim as ın yanında götürdüğü oğlunun ishak as olduğunu görüyoruz. Kur'anda bu konu ile ilgili anlatılan ayetlerde ishak olmadığı açık olarak beyan edilmesine rağmen yine bu konuda tevrat kaynaklı bazı düşüncelere kur'an adına pirim verilmeye çalışıldığını görmekteyiz. İbrahim as ın denemeye tabi tutulması ile ilgili ayetler Kur'anda şu şekilde beyan edilmektedir. 

----- 37.100 113«Yarabbi! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatli bir oğul ile müjdeledik.Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) : «Oğlum» dedi. «Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken görüyordum. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.» (Oğlu İsmail) Dedi ki: «Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.»Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır. Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İSHAK'I  müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.  

Saffat suresindeki bu ayetlerde İbrahim asın imtihanı başarı ile geçtikten sonra İSHAK'IN  müjdelendiği beyan edilmektedir. Bu ayetlerin delaleti ile kurban edilmek istenen oğul'un ismail as  olduğu ortaya çıkmaktadır.  


--------Yaratılış 32.  

Yakup Güreş Tutuyor
22 Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti. 23 Onları geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de karşıya geçirdi. 24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti. 25 Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı. 26 Adam, “Bırak beni, gün ağarıyor” dedi.
Yakup, “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye yanıtladı.
27 Adam, “Adın ne?” diye sordu.
“Yakup.”
28 Adam, “Artık sana Yakup değil, İsrail[b] denecek” dedi, “Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin.”
29 Yakup, “Lütfen adını söyler misin?” diye sordu.
Ama adam, “Neden adımı soruyorsun?” dedi. Sonra Yakup'u kutsadı.
30 Yakup, “Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı” diyerek oraya Peniel[c] adını verdi.
31 Yakup Peniel'den ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu. 32 Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı. 

Bu bölüm Yakub as ın tanrı ile güreşmesi ve onu yenerek İsrail adını almasını anlatan bir bölümdür.

26 Nisan 2012 Perşembe

Ayetlerin Rivayetlere Feda Edilmesi Örneği ( İsa a.s ın Akıbeti Meselesi)

Kur'an okumalarında yapılan en yanlış metod önkabullü  ve rivayetler öne çıkarılarak yapılan bir okumadır. Bu tür okuma örneklerini bundan önce "şefaat ayetleri" başlığı altında yazıya dökmeye çalışmıştık, aynı yanlış metod ile yapılan okuma örneklerinden bir taneside isa as ın ölmediği ve kıyamete yakın bir zamanda yeniden dünyaya döneceğidir. Kur'anda bu konuda kesin bir bilgi bulunmamasına rağmen önkabuller ve rivayetler öne çıkarılarak ve kur'an ayetlerinin bunlar ışığında okunarak yapılan yorumları neticesinde bu konu maalesef kur'ana mal edilmeye çalışılmıştır. Kur'anda israiloğulları için kullanılan "kelimeleri konuldukları yerden saptırmaları ve dillerini eğip bükmeleri" sözleri sadece onlara has değildir. Kendisini müslüman olarak vasıflayan önemli bir kesim bu yola başvurarak yanlış düşüncelerini kur'ana onaylatmak istemektedirler.  


İsa as ın yeniden dünyaya gelişi meselesi kur'an kaynaklı bir düşünce olmayıp hıristiyan kaynaklı bir düşüncedir ve hıristiyan kaynaklarından islama girmiş olup süreç içinde akide haline gelmiş ve neredeyse amentünün şartı haline sokulmuştur, önce hıristiyan kaynaklarındaki bu konu ile ilgili yazılanları sonra islam kaynaklarında bu konu ile ilgili rivayetleri sonrada bu konunun nasıl kur'ana nasıl yamanmak istediği konusunu ortaya koymaya gayret edeceğiz.   


     HIRİSTİYAN KAYNAKLARINDA İSA AS IN YENİDEN DÜNYAYA GELİŞİ  

------ "... Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye gelip sizi yanıma alacağım." (Yuhanna, 14: 2-3
----- .. Sizden göğe alınan bu İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir. (Elçilerin İşleri, 1: 11)
-----Bunun için size, `İşte Mesih çölde' derlerse gitmeyin. 'Bakın, iç odalarda' derlerse inanmayın. Çünkü İnsanoğlu'nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır. (Matta, 24: 26-27)
-----Allah, Mesih'i belirlenen zamanda ortaya çıkaracaktır. Onur ve kudret sonsuza dek O'nun olsun. Amin. (Timoteusa 1. Mektup, 6: 15-16)
-----Bundan böyle, doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab, o gün bu tacı bana, ve yalnız bana değil, onun gelişini özlemle beklemiş olanların hepsine verecektir. (Timoteos'a 2. Mektup, 4: 8)
-----Göksel Egemenliğin bu müjdesi tüm uluslara bir tanıklık olmak üzere bütün dünyada duyurulacak, ve son o zaman gelecektir. (Matta, 24: 14)
-----"O zaman İnsanoğlu'nun (İsa’nın) belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek. İnsanoğlu'nun (İsa’nın) gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler." (Matta, 24: 30)
-----"Melekler 'Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?' diye sordular. Sizden göğe alınan bu İsa, göğe gittiğini nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir." (Elçilerin İşleri, .1: 11).
-----"Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Ve oradan kurtarıcı olan ... İsa Mesih'i bekliyoruz." (Filipililere Mektup, 3: 20).
-----İşte, bulutlarla geliyor! Her göz onu görecek...." (Vahiy, 1: 7)
-----Kardeşler, bilgiçliğe kapılmanızı önleyecek şu sırdan habersiz kalmanızı istemem: Sonunda bütün İsrail kurtulacaktır. Yazılmış olduğu gibi: "Kurtarıcı, Siyon'dan gelecek ve Yakup'un soyundan tanrısızlığı uzaklaştıracaktır. (Romalılara Mektup, 11: 25-26)
-----ncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yapraklarını sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu (İsa) yakındır, kapıdadır. (Matta, 24: 32-33)
-----İnsanoğlu (İsa) kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. (Matta, 25: 31)
-----"Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar. (Matta, 5: 5)

        İSLAM KAYNAKLARINDA İSA AS IN YENİDEN DÜNYAYA GELİŞİ !       


Rivayet kitaplarında isa as ın yeniden dünyaya gelişi mütevatir! kaydıyla mevcut olup bu kayıt ile sahihlenen bir hadis'in red edilmesinin kişinin küfrünü gerektirdiği için bu hadisleri red etmenin önü kapatılmıştır, ancak rivayetlerin sahih olup olmadığı kur'an ölçüsüne vurulduğu zaman bu rivayetlerin gerçek yüzü ortaya çıkacaktır.  

-----Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak (haça tapınmayı kaldıracak), domuzu öldürecek (domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek), cizyeyi kaldıracaktır, mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır. (Sahih-i Müslim, 6/532)
----- Sizler on alameti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz... Biri de İsa (as)'ın inmesi... (Müslim, Kitabü-l Fiten: 39
----- Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa Aleyhisselam), Feccu'r-Ravha nam mevkide, hacc yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için icabet edecektir. (Müslim, Hacc: 216, 1252)
-----Kıyamet on alamet görülmedikçe kopmaz: Duman, Deccal, Dabbetu'l arz, Güneş'in batıdan doğması, İsa'nın yeryüzüne inmesi... (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)
----- İsa inecek; emirleri: 'Haydi gel, bize namaz kıldır!' diyecek. Buna karşılık: 'Kiminiz kiminizin emiridir. Bu, Allah'ın bu ümmete bir lütfu keremidir' diyecek. (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 380)
-----Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek... (Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, cilt 2, s.192; Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i İsa İbn-i Meryem, 14/332)
-----İmamınız kendinizden olduğu halde, Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman sizler nasıl olursunuz?" (Buhari, Enbiya 50, 3265, 3/1272; Müslim, İman: 71,155,1/136; Beyhaki, Esma ve Sıfat: 3265, 2/166

İsa as ın yeniden dünyaya gelmesi meselesinin en önemli yönü onun gelmesi ile onun taraftarlarının dünyanın hakimi olacaklarına dair inançtır, bu inanç iyiler ile kötüler arasında çıkacağı ileri sürülen " armagedon savaşı" ile ilgili bir konudur.   


                        ARMAGEDON  SAVAŞI   NEDİR ?   


Armagedon , incil'in yuhanna kitabına göre mesihe inananlar ile inanmayanlar arasında yapılacak olan son savaşın yeri ve adıdır. Günümüzde evanjelik hıristiyanlardaki inanca göre bu savaşta isa as geri dönecek zafer kazanıp iyilerin saltanatını oluşturacaktır. Evanjelikler bu kehanetin olmasını beklemeyip bunun gerçeklemesi için bir takım oyunlar oynadıkları malumdur . Amerika'nın önceki başkanı george bush'un azılı bir evanjelik olması ve islam dünyası ve müslümanlar üzerinde oynanan oyunlar ve amerikanın israil ile ilgili planları hep bu düşüncenin ürünü olup yahudiler ve müslümanlar arsında çıkacak büyük bir savaş ve bunun neticesinde isa as ın geri gelerek hıristiyanların dünya'ya hakim olmaları sağlanacaktır. Bunun için israil ve müslümanlar arasındaki düşmanlık devamlı surette canlı tutularak şartların oluşması sağlanmaya çalışılmaktadır. Amerikanın safsata bir kehanet uğruna dünya'yı ve insanları sürüklemeye çalıştığı durum ile ilgili çalışmaları bugün ortada olup ırak,iran, suriye ve israil üzerinde yaptıkları oyunlar hep bu savaşın oluşması ve isa as ın geri gelmesi için yapılmaktadır.   


Armagedon'un değişik bir versiyonu  islam inancına hadis adı altında sokularak , kıyamet alametlerinden bir tanesi olarak  piyasaya sürülmüştür , bu hadiste!!! şöyle denmektedir , ""Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onlarla savaşıp öldürecekler. Hatta Yahudi bir taşın ve ağacın arkasında saklanıp gizlenecek, taş ya da ağaç şöyle seslenecek: "Ey Müslüman, Ey Allah'ın kulu, işte Yahudi arkamdadır, gel onu öldür. Garkad' adındaki ağaç müstesna... Çünkü o Yahudilerin ağacıdır." (Cem'ul Fevaid)"  


Hıristiyanların isa as ın gelmesi inancına müslümanlar tarafından sahip çıkılarak, "evet gelecektir ama sizden değil bizden olarak" şeklinde bir tez'le bu düşünce islamileştirilmeye çalışılmış ve konu ile ilgili hadisler uydurularak meselenin islami oluşturulmaya çalışılmıştır, bu yapılırken ilgili kur'an ayetleri isa as ın ölmediği yaşadığı ve ahir zamanda dünyaya geri geleceği şeklinde tahrif edilerek müslümanlara "işte böyle inanacaksınız" denilerek baskı oluşturulmuştur. Şimdi kur'an ayetlerinin isa as ın akıbeti konu ile ilgili söylediklerini anlamaya çalışalım. 


                                              İSA  AS  VE  AKIBETİ 


İsa as Allah cc nin israiloğullarına gönderdiği elçilerden bir tanesidir. İsrailoğulları elçilerie karşı uyguladıkları zulmü isa as a da uygulayarak onu öldürmeye çalışmış ancak bunu başaramamışlardır. Bu konu ile ilgili ayetler şu şekildedir. 
-----003.052 İsa onların inkarlarını hissedince: «Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?» dedi. Havariler şöyle dediler: «Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol».
-----003.055 Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.
-----004.157 Ve «Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük» demeleri yüzünden (onları lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.
-----004.158 Bilâkis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
-----004-159 Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır.
-----005.078 İsrailoğullarından inkar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi.
-----005.116-117 Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, «Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.
-----043.059-65 Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.«Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur.» Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!

 Meallerini verdiğimiz bu gibi ayetler rivayetlerin ışığında ele alınarak, " isa as ölmemiştir ve kıyamete yakın bir zamanda geri dönecektir" şeklindeki inanç kur'ana onaylattırılmaya çalışılmıştır. Şimdi bu ayetlerin bu düşüncelere onay verip vermediğini anlamaya çalışacağız. 


-----043.06 Ve hakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekk etmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegâne doğru yoldur.

Zuhruf s. 61. ayeti parantez içi tahrif metodu kullanılarak (isa'nın yere inişi) gibi sözler ilave edilmiş isa as ın yeniden gelişi düşüncesi doğrultusunda kullanılmaya çalışılmıştır,habuki kur'an çerçevesinden bakan bir göz Allah cc nin gönderdiği elçilerin muhataplarına kıyamet'in gelmesi ile ve ahiretteki hesap günü için orkuttuğu malumdur. 

-----006.015 «Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım» de.
----- 007.059 Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
 -----010.015 Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, «Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir» dediler. De ki: «Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım.»
----- 011.026(nuh) Allahdan başkasına ıbadet etmeyin, cidden ben size elîm bir günün azâbından korkuyorum.
-----011.084 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
-----026.135 (hud) Cidden ben size büyük bir günün azâbından korkuyorum.

-----Nisa s . 157-158-159. ayetinde ," Ve «Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük» demeleri yüzünden (onları lânetledik). Halbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. doğrusu Allah onu kendine doğru ref'eyledi, Allah bir azîz, hakîm bulunuyor.Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır." mealindeki ayetin isa as ın ölmediğine ve semaya ref edildiğine dair bir delil olduğu ileri sürülmektedir.159. ayetin metnindeki "Ve in min ehlil kitâbi illâ le yu’minenne( ehli kitaptan olan hiç kimse yoktur'ki ona mutlaka iman edecektir) bihî ( ona yani isa'ya)kable mevti(mevtihî),( ölümünden önce) ve yevmel kıyâmeti yekûnu aleyhim şehîdâ(şehîden)." (kıyamet günü  o onlara şahit olacaktır). Bu ayetteki "gable mevtihi" kelimesi ehli kitabın ölümüne değil isa as ın ölümüne raci edilerek, "ölseydi ölümünden önce dermiydi?" gibi  veya aynı aynı ayetteki "ehli kitap" tabirinin kur'anda yahudi ve hıristiyanlar için kullanıldıklarını dolayısı ile yahudilerin isa as a iman etmedikleri için "mevtihi" kelimesindeki "hi" zamirinin isa as a raci edilmesi gerektiği ileri sürmüşlerdir. kur'andaki "ehli kitab " tabirinin yahudi ve hıristiyanlar için ortak kullanıldığı düşüncesi sadece nisa s. 153. ayetini örnek göstersek bile yetecektir ."Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar Musa'dan, bunun daha büyüğünü istemişler de, «Bize Allah'ı apaçık göster» demişlerdi. Zulümleri sebebiyle hemen onları yıldırım çarptı. Bilâhare kendilerine açık deliller geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler. Biz bunu da affettik. Ve Musa'ya apaçık delil (ve yetki) verdik." Dikat edilecek olursa ayetteki "ehli kitab" tabiri musa as a iman ettiğini idda eden yahudiler için kullanılmış olup ortak kullanım yoktur.

158. de" Bilâkis Allah onu (İsa'yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir." mealindeki ayetten yine isa as ın ölmeyip semaya ref edildiği orada hala canlı olarak yaşamaya devam ettiği ileri sürülmektedir. Öncelikle şunu söylemek gerekir'ki, "ehli sünnet" düşüncesi Allah cc ye mekan biçme yani onun semada bir mekanda olması düşüncesini kabul etmez, ancak aynı ehli üsnnet düşüncesi isa as ı semaya çıkararak onu Allah cc nin yanına yerleştirme düşüncesi ile kendi içinde çelişkiye düşmüştür. " ref" kelimesine baktığımız zaman bu kelimenin anlamının "maddi olarak yukarı kaldırma" olduğu gibi " manevi yani derece olarak'ta yukarı kaldırmak" analmlarına geldiğini görürüz. Kur'anda bu kelimenin her iki anlamda kullanıldığı görülmektedir.
-----002.253 İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri ( VE REFEA) vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
-----06.083 Bu, İbrahim'e, milletine karşı verdiğimiz hüccetimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. (nerfeu) Doğrusu Rabbin Hakim'dir, Bilen'dir.
-----012.076 Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.
-----019.056-57Kitapta İdris’i de an. Gerçekten o da doğruluğun timsali biri idi, bir nebî idi. Onu üstün bir makama yücelttik.(ve refe'nahu)
-----043.032 Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün ( verefe'na) kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
-----094.004Senin şanını yükseltmedik mi? (refe'na)

Allah cc nin bazı kullarını ve resullerini birbirinden üstün kılması "ref " kelimesi ile ifade edilmiş olup bu kelimenin mecaz anlamda kullanıldığı görülmektedir. Dolayısı ile isa as ın maddi olarak bedeninin değil onun derecesinin yükseldiğinin anlaşılması daha doğru olur.

İsa as ın ölmediğine dair getirilen delilllerden bir taneside onun ölümü ile ilgili geçen " teveffi" kelimesinin ölüm anlamına gelemeyeceğidir, buna dair düşüncede zümer s. 42. ayetinden çıkarılmıştır.

----- 039.042 Allah, nefisleri öldükleri zaman ve ölmeyenleri de uykularında öldürüverir. Artık üzerine ölüm ile hükmettiğini tutuverir ve diğerini de tayin edilmiş vakte kadar salıverir. Şüphe yok ki, bunda elbette alâmetler vardır, düşünücüler olan bir kavim için.

Bu ayet uykuyu bir nevi ölüme benzetirken isa as ın ölmediğine dair delil olabilmesi açısından ters çevrilerek ölüm bir nevi uykuya benzetilmiştir. Uykunun ölüme benzetilmesi ile ilgili olarak şu ayet yeterli olacaktır.

-----006.060 Geceleyin sizi ölü (yeteveffakum)gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, mukadder olan hayat süreniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran O'dur. Sonra dönüşünüz O'nadır, işlediklerinizi size bildirecektir.

"Vefa" kelimesi "tamam noktasına ulaşmak" anlamında bir kelime olup ömrün tamam olması "vefat" olarak kullanılır.  

-----004.097 Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları (teveffahum)zaman onlara: «Ne yaptınız bakalım?» deyince, «Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik» diyecekler, melekler de: «Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!» cevabını verecekler. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!
-----006.061 O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Niha-yet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar(teveffethu). Onlar vazifede kusur etmezler.
-----047.027Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken (teveffethum)durumları nice olur?
-----016.028 Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken:(teteveffahum) «Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk» diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.
-----016.032 Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken:(teteveffahum) «Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin» derler.
-----010.046 Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, (netevefeyenneke)sonunda onların dönüşü bize olacak. Sonra onların ne yapacaklarına Allah şahit olacaktır.
-----010.104 De ki: «Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek(yeteveffakum) olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum.»
-----032.011 De ki: «Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak(yeteveffakum), sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.»
-----004.015 Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye (yeteveffahünne)veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.
-----002.234 İçinizden ölenlerin(yuteveffevne) bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır.
-----040.067 Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür,(yutevveffevne) kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.

"teveffa" kelimesinin baktığımız zaman isa as ın ölmediğine hiçbir şekilde delil olamayacağı açıktır.

-----021.007-8 Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız; zikir ehline sorun. Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
----- 021.034Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?
Mealindeki ayetler bu düşüncemizi dahada kuvvetlendirmektedir.   



------019.033 «Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.»
-----019.015Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!

Meryem suresinin 33. ayetinde isa as ın dilinden bunlar söylenmektedir, aynı sözler 15. ayette yahya as içinde söylenmiştir. Bu ayetler bize yahya as ın öldüğü gibi isa ın ölmüş olduğunun açık bir delilidir. 

Sonuç olarak, kaynağını hıristiyan düşüncesinden alan isa as ın yeniden dünyaya gelişi islam kaynaklarınada geçerek akide konusu haline gelmiştir , bu yapılırken "kitaba uymak" metodu  değil " kitabına uydurmak" metodu kullanılmıştır. Ön kabulsuz bir okuma ile isa as ın hayatını kur'andan anlamak istiyorsak öncelikle nuzül dönemi hıristiyan düşüncesindeki isa anlayışı yine kur'andan öğrenilerek isa as hakkındaki ayetler daha doğru bir biçimde anlaşılabilir. Hıristiyan düşüncesinde isa as ın Allah cc nin oğlu ve bir ilah olarak tanınmasına karşı kur'an onun ölümlü bir zat olduğu ve Allah cc nin yarattığı kullardan bir kul olduğunu bildirir. Bu böyle olmasına karşın  kur'an tarafından red edilen bu düşünceler islam düşüncesinde akide olarak benimsenmiştir. KUR'ANA ÖN KABULSUZ BİR BAKIŞ NETİCESİNDE ORTAYA ÇIKAN DURUM ŞU OLACAKTIR, İSA AS HER FANİ GİBİ ÖLMÜŞTÜR. KIYAMET GÜNÜ HER KUL GİBİ DİRİLEREK MAHŞERDE KENDİSİNE İMAN ETTİĞİNE İLERİ SÜRENLER HAKKINDA ŞAHİDLİK EDECEKTİR.    


                       EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Tevrat'ın Kur'an İle Sağlaması 5 (Yaratılış Bölümü "Sodom ve Gomara'nın Yıkılışı)

Tevrat'ın kur'an ile sağlaması başlıklı seri yazılarımıza lut as ın anlatıldığı bölüm ile devam ediyoruz.
---------Yaratılış 19.

Sodom ve Gomora'nın Yıkılışı
1 İki melek akşamleyin Sodom'a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak, 2 “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.”
Melekler, “Olmaz” dediler, “Geceyi kent meydanında geçireceğiz.”
3 Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.
4 Onlar yatmadan, kentin erkekleri –Sodom'un her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler– evi sardı. 5 Lut'a seslenerek, “Bu gece sana gelen adamlar nerede?” diye sordular, “Getir onları da yatalım.”
6 Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı. 7 “Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın” dedi, 8 “Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın. Çünkü onlar konuğumdur, çatımın altına geldiler.”
9 Adamlar, “Çekil önümüzden!” diye karşılık verdiler, “Adam buraya dışardan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterini yaparız.” Lut'u ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar. 10 Ama içerdeki adamlar uzanıp Lut'u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar. 11 Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldu.
12 İçerdeki iki adam Lut'a, “Senin burada başka kimin var?” diye sordular, “Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar. 13 Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında birçok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.”
14 Lut dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan adamlara, “Hemen buradan uzaklaşın!” dedi, “Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.” Ne var ki damat adayları onun şaka yaptığını sandılar.
15 Tan ağarırken melekler Lut'a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.” 16 Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lut'la karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. 17 Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Lut'a, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.”
18 Lut, “Aman, efendim!” diye karşılık verdi, 19 “Ben kulunuzdan hoşnut kaldınız, canımı kurtarmakla bana büyük iyilik yaptınız. Ama dağa kaçamam. Çünkü felaket bana yetişir, ölürüm. 20 İşte, şurada kaçabileceğim yakın bir kent var, küçücük bir kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük bir kent.”
21 Adamlardan biri, “Peki, dileğini kabul ediyorum” dedi, “O kenti yıkmayacağım. 22 Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.” Bu yüzden o kente Soar[a] adı verildi.
23 Lut Soar'a vardığında güneş doğmuştu. 24 RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. 25 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. 26 Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.
27 İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti. 28 Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.  

18. bölümde anlatıldığı üzere ibrahim as a gelen 3 melek lut as a geldiği zaman 2 kişiye düşmüştür. Lut' as a gelen elçilere kavminin musallat olmasının anlatıldığı kısımlar kur'anla uyum sağlamaktadır ancak lut as ın kavmine kızlarını teklif etmesi ve " ne isterseniz yapın" demesini kur'an reddeder. Ayrıca kur'anda  lut as ın karısının geride kalanlardan olduğunun bildirilmesine rağmen burada karısınında kurtulduğu yazmaktadır. Lut as ın kavmini helak etmeye gelen meleklerin anlatıldığı  ayetler şu mealdedir. 

-----7.80-84 Lut'u da gönderdik. O, kavmine: «Sizden önce alemlerden hiçbirinin yapmadığı hayasızlığı siz mi yapıyorsunuz? Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz. Kavminin cevabı ise: «Çıkarın şunları memleketinizden; çünkü onlar, eteklerini çok temiz tutan insanlardır!» demelerinden başka birşey değildi. Biz de onu ve ehlini kurtardık, ancak karısı kalıb yere geçenlerden oldu. Onların üzerine bir azap yağmuru yağdırdık. İşte bak mücrimlerin sonu nasıl oldu! 

 ----11.77-83 Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, «Bu çetin bir gündür» dedi. Kavmi ona zıpır zıpır koşup gelmişlerdi, bundan önce de kötü kötü işler yapıyorlardı. Lut: «Ey kavmim, işte kızlarım, onlar sizin için daha temiz; Allah'tan korkun da beni konuklarım arasında rüsvay etmeyin, içi- nizde aklı başında bir adam yok mu?!» dedi. «And olsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkındasın» dediler. «Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam» dedi.Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemiyecekler; geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelen onun başına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?» dediler. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.(O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir.  

-----15.61-74 Elçiler Lut’un evine gelince O: «Doğrusu, siz ürkülecek kimselersiniz» dedi. «Yok» dediler, «biz sana, onların şüphe ettikleri cezayı getirdik ve sana emr-i Hak ile geldik, emin ol bizler sadık kimseleriz. Hemen gecenin sonunda aileni yola çıkar, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse dönüp ardına bakmasın, size emredilen yere geçin gidin.» Ve onlara şu emri verdik: «Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecekti.»Ve şehir ahalisi birbirini müjdeliyerek geldiler. (Hazret-i Lût) Dedi ki: «Şüphe yok, onlar benim misafirlerimdir. Artık beni rüsvay etmeyin. Ve Allah'tan korkun ve beni utandırmayın.»Dediler ki: «Biz seni 'herkes(in işin) e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?» Dedi ki: «Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım.'Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.Güneş doğarken o korkunç ses bastırıverdi onları!Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık. 

-----66.010 Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısıyla Lut'un karısını misal gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip inkarlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah'tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. O iki kadına: «Cehenneme girenlerle beraber siz de girin» dendi.   

-----51.31-37 (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.«Biz» dediler, «Suçlu bir güruhun, haddini aşanların tepelerine, çamurdan pişirilip de Rabbinin nezdinde damgalanmış taşları indirmek için görevlendirildik.»Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa çıkardık. Fakat orada müslümanlardan bir haneden başka bulmadık.Ve pek acıklı azabtan korkacaklar için orada bir alâmet bıraktık.  



Lut ile kızları
30 Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı. 31 Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok. 32 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.” 33 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi. 34 Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.” 35 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36 Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar. 37 Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav[b] adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar'ın atasıdır. 38 Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi[c] koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır. 

Bu bölüm  hem lut as a hemde kızlarına atılmış akılalmaz bir iftiradan başka bir şey olmayıp yahudi ırkçılığının onları nasıl bir ahlaksızlığa dahi sürükleyebileceğini göstermesi açısından ibret vericidir. Daha önceki bölümlerindede ibrahim as ın yalan söyleyerek karısını kızkardeşi olarak tanıttığı ve karısının firavunla evlendiği ve firavun evlendiği kadının ibrahim as ın karısı olduğunu öğrenince onu geri verdiğini görmüştük.

24 Nisan 2012 Salı

Mümtahine s. 13. Ayetinin Farklı Mealleri ve Elmalılı Mealinin Katli

Son yıllarda kur'ana olan yönelişlerin sevinç verici olan olumlu yanları ile birlikte, piyasada görülen kur'an çevirileri maalesef bu sevince gölge düşürecek mahiyettedir. Kur'an çevirisi yapmanın ilk şartı arap dilini bilmek olduğu kadar çeviri yapan kişinin kur'an bütünlüğüne olan hakimiyeti bu çeviriyi yaparken belkide arapça bilgisinden dahada önemlidir. Pazara mal yetiştirmek gayesi içinde ve sadece ticari kaygılar hesab edilerek yapılan kur'an çevirilerinin bazısı hem türkçeyi güzel kullanma yönünden yetersiz hemde arapçadan çeviri yönünden bazı yanlışların yapılmasına sebebiyet vermiştir.Masa üzerine daha önceden yapılmış olan mealleri koyarak her mealden bir tutam alarak yapılan kur'an çevirileri o mealdeki aynı hatayı tekrarlamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bu düşüncemiz bütün mealler için geçerli olmamasına rağmen önemli bir kısım meallerin bu metodla yapıldığı maalesef ortadadır. Bu konu ile ilgili olarak daha önceden enbiya s. 95. ayetinin elmalılı tefsirindeki orjinali o tefsiri sadeleştirme adına yola çıkanların o ayetini mealinin elmalılıın orjinal tefsiri doğrultusunda değil başka meallerden alınan diğer mealle nasıl değiştirdiklerini görmüştük.  


Aynı hata maalesef bu seferde mümtahine s. 13. ayetinde yapılarak, merhum elmalılı hamdi yazır'ın orjinal tefsirinde bu ayet ile ilgili yaptığı meal onun mealini sadeleştrime adına yola çıkanlar tarafından başka bir mealden alıntı yapılarak onun meali olarak sunulmuştur. Önce bu ayet ile ilgili diğer meallerden örnekler verip sonra bu ayet ile ilgili elmalılı tefsirindeki orjinal metni ,sonrada sadeleştirenlerin onun adına vermiş olduğu meali vereceğiz.


 -----Ey iman edenler, Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmişlerdir. (ALİ BULAÇ MEALİ)
-----Ey imân edenler! Allah'ın kendilerine gazab ettiği bir milleti, bir topluluğu dost ve arkadaş edinmeyin ; kâfirler kabirlerdeki kimselerden nasıl umutlarını kesmişlerse, onlar da Âhiret'ten öylece umutlarını kesmişlerdir. (CELAL YILDIRIM MEALİ)
-----Ey inananlar! Allah'ın gazabına uğramış milleti dost edinmeyin; inkarcıların kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, onlar da, ahiretten umutlarını kesmişlerdir. (DİYANET MEALİ)
------Ey iman edenler, Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir toplumu dost edinmeyin. Onlar, kabirdeki kafirlerden ümitlerini kestikleri gibi, ahiretten ümitlerini kesmişlerdir. (ŞABAN PİRİŞ MEALİ)
-----Ey inananlar, ALLAH'ın kendilerine kızgın olduğu bir topluluğu dost edinmeyin. İnkarcılar, mezardakilerden nasıl umut kesmişlerse onlar da ahiretten öylesine umut kesmişlerdir.(EDİP YÜKSEL MEALİ)

Bu meallerdeki ortak yön  " kafirlerin mezar halkından ümit kesmeleri" şeklinde yapılmasıdır, ancak aynı ayetin farklı bir mealide şu şekildedir .


----- Ey îman edenler, üzerlerine Allahın gazab etdiği o kavm ile dost olmayın ki mezarların yaranından olan kâfirler nasıl ümidlerini kesdilerse onlar da öylece âhiretden ümidlerini kesmişlerdir.(H. B. ÇANTAY MEALİ)
-----Ey iman edenler! Öyle bir kavmi dost edinmeyin ki, Allah onlara gazab etmiş, ahiretten ümidi kesmişler ve mezarlıklarda yatan kâfirlerin ümidsiz halleri gibi, ümidsizliğe düşmüşlerdir, (Allah’ın rahmetinden ümidlerini kesmişlerdir). (A.F YAVUZ MEALİ)
-----Ey o bütün iyman edenler! Öyle bir kavmı dost tanımayın ki Allah kendilerine gazabetmiş, Âhıretten ümidi kesmişler, eshabı kuburdan olan kâfirlerin me'yusiyyetleri gibi ye'se düşmüşlerdir.(ELMALILI ORJİNAL)

Bu meallerdeki ortak taraf ise "ölmüş olan kafirlerin Allah cc nin rahmetinden ümit kesmiş olmalarıdır. 


Mümtahine s. 13. ayetinin iki farklı meali böyle yapılmasına rağmen ilk olarak örneklerini vermiş olduğumuz, " kafirlerin mezar halkından ümit kesmeleri" şeklindeki meallerin doğru bir şekilde yapılmadığı kanaatindeyiz.

Ayetin kelime kelime mealine bakarsak doğru meal kolayca anlaşılacaktır. 
 "yâ eyyuhâ (ey) ellezîne âmenû (iman edenler) lâ tetevellev(dost edinmeyin , dönmeyin) kavmen (kavim)
gadıbe allâhu aleyhim (Allahın onlara gazaplandığı) kad yeisû min el âhireti (ahiretten ümidini kesenler) kemâ yeise (ümid kestiği gibi) el kuffâru min ashâbi el kubûri (kabir ashabından olan kafirler )

Bu ayetin yukarıda vermiş olduğumuz h.b. çantay- a.f. yavuz- elmalılı nın yaptığı gibi yapılan mealler ayetin metnin daha uygun düşmektedir. Ayet mealen, iman edenlere seslenmekte ve kafir olarak ölerek Allah cc nin rahmetinden ümidini kesmiş olan kafirler gibi olan dünyadaki kafirleri dost edinmememizi emretmektedir .  


Bu ayetin mealini doğru bir şekilde veren elmalılı hamdi yazır tefsirini sadeleştrimek adına yola çıkanlardan bir kısmının yaptıkları sedeleştirme orjinal ile aynı değildir. Elmalılı tefsiri dil yönünden anlaşılması zor olması nedeniyle böyle bir yola başvurulmuş ancak bu yola çıkanların bırakın kur'anı anlamak elmalılının dilini bile anlamakta zorlandıkları görülmektedir. Bu şekilde yapılan bir sadeleştirmenin adı ancak tahrif olabilir ve hem ilmi açıdan hemde etik açısından affedilmezdir.  
İnternet ortamında elmalılı sadeleştrime adında 2 adet meal vardır ve bu meallerden bir tanesi orjinale sadık kalmış diğeri maalesef kalmamıştır.
[060.013] [E0] Ey o bütün iyman edenler! Öyle bir kavmı dost tanımayın ki Allah kendilerine gazabetmiş, Âhıretten ümidi kesmişler, eshabı kuburdan olan kâfirlerin me'yusiyyetleri gibi ye'se düşmüşlerdir.
[060.013] [E1] Ey iman edenler, Allah'ın kendilerine gazap etmiş olduğu ve kabirlerdeki kafirlerin ümidini kestiği gibi ahiretten ümidini kesmiş olan bir topluluğu dost tanımayın!
[060.013] [E2] Ey inananlar, Allah'ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi.

Yukarda mümtahine s. 13 . ayetinin elmalılı orjinal ve 2 tane sadeleştirilmiş mealini verdik, dikkat edecek olursak orjinal metin " kabirlerdeki kafirlerin ümidini kesmeleri" şeklindedir.( E1) deki meal orjinal metne sadık kalarak sadeleştirlmesine rağmen, (E2) deki meal, " kafirlerin mezarlık halkından ümit kesmeleri " olarak orjinale sadık aklınmadan yapılmıştır. 


Yukarda görmüş olduğumuz mümtahine suresi 13. ayeti ile ilgili olarak yapılan farklı meallerden anlaşılacağı üzere kur'an meali yapmak tabiri caizse her babayiğid'in harcı değildir, bu işe soyunacak olanların arapça bilgisinden daha fazla kur'an bütünlüğüne hakim olmaları gerekmektedir hele hele türkçe yazılmış bir tefsiri yine türkçeye çevirmek adına yola çıkacak olanların öncelikle türkçeye hakim olmaları ve orjinal metne sadık kalmaları gerekmektedir bu hem ilmi hemde etik açısından gerekli bir durumdur çünkü kur'an herahngi bir kitap değil Allah cc nin kitabıdır.  
                        EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.