1- Ey inanmış olan kimseler, siz o bağlılıkları tastamam yerine getirin. Siz yasaklı halde iken o avlanmayı serbest görücü olmamak şartıyla, sizin üzerinize peşi sıra okunacak şeyler dışındaki o gönenç sağlayan otçul hayvanlar size serbestleştirildi. Şüphesiz ki Allah, isteyeceği şeye karar verir.
2- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın (kulluk) farkındalıklarına ve o yasak aya ve o hediyeye ve o gerdanlık (takılmış kurbanlık)lara ve kendilerinin Efendisinden bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşerek Beyt'i Haram'ı (Kabe'yi) ziyarete gelenlere (hürmetsizliği) sakın serbest görmeyin. Ve siz (yasaktan çıkıp) o serbestleştiğiniz zaman, artık avlanabilirsiniz. Ve sizi Mescid Haram'dan uzaklaştırdılar diye, bir topluluğa olan öfkeniz sakın sizi aşırı gitmeye sevk etmesin. Ve siz o yüce gönüllülük ve o korunma bilinci üzerinde destekleşin ve o günah ve o düşmanlık üzerinde sakın destekleşmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.
3- O size, o ölü hayvanı ve o kanı ve o domuzun etini ve o şeyi ki kendisine Allah'tan başkasına ses yükseltilmiştir (Allah'tan başkasının adı anılmıştır) ve o boğulmuşu ve o (sert cisimle) vurulmuşu ve o yüksekten düşmüşü ve o boynuzla süsülmüşü ve o şeyi ki onu yırtıcı hayvan yemiştir (ölmeden önce leş olmaktan) arındırdığınız başka ve o şeyi ki o dikili taşlar üzerinde boğazlanmıştır ve o fal okları ile pay aramanızı yasaklaştırıldı. Bu(nlara uymamak) sizin için bir itaatten çıkıştır. Gerçeği örtmüş olan kimseler bugün kendinizin yükümlülüğünün (ü terk etmeniz)den ümit kesmiştir. Artık siz onlardan sakın çekinmeyin, benden çekinin. Bugün ben size kendinizin yükümlülüğünü eksiksizleştirdim ve size olan gönencimi tamamladım ve sizin için yükümlülük olarak İslam'a hoşnut oldum. Artık kim bir açlıktan dolayı zarar görür de, o günaha meyletmeksizin (yerse), artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
4- Onlar senden kendilerine nelerin serbestleştirildiğini talep ediyorlar. Sen de ki: "Size o temizler ve Allah'ın size öğretmiş olduğu şeyden kendilerine öğretilerek yetiştirilen o deşici hayvanlardan olanlar(ın sizin için tuttukları) serbestleştirildi. Artık siz onların kendiniz için tuttukları şeylerden yiyin ve onların üzerine Allah'ın adını hatırlayın ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o hesabın çok hızlı görenidir."
5- Bugün size o temizler serbestleştirildi. Ve o kitap verilmiş olan kimselerin yiyeceği size serbest ve sizin yiyeceğiniz de onlara serbesttir. Ve o inananlardan o korunmuş hür kadınlar ve sizden önce o kitap verilmiş olan kimselerden o korunmuş hür kadınlar, siz korunanlar, zinadan kaçınanlar ve gizli dostlar bellemeyenler olmanız şartıyla, onların ödüllerini verdiğiniz zaman (size serbesttir). Ve kim o inancı (redderek) örterse, artık onun işlediği kesinlikle boşa gitmiştir. Ve o, o sonraki (yaşamda) da o ziyan edenlerdendir.
6- Ey inanmış olan kimseler, siz o kulluk görevine (namaza) kalkacağınız zaman, hemen yüzlerinizi ve ellerinizi o dirseklere kadar yıkayın ve başlarınızı ve iki topuğa kadar ayaklarınızı sıvazlayın*. Ve eğer siz cünüp haldeyseniz, bu durumda iyice temizlenin. Ve eğer siz hasta veya bir sefer üzerinde veya sizden biri o tuvaletten gelmiş veya o kadınlarla yoklaşmışsınız (cinsel ilişki kurmuşsunuz) da bir su bulamadıysanız, bu durumda bir temiz toprağa yeltenin de ondan yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın. Allah, sizin üzerinize bir iç sıkıntısı vermek istemiyor, fakat O sizi temizlemek ve kendisinin sizin üzerinizdeki gönencini tamamlamak istiyor ki siz şükredesiniz.
* Ayetin Arapça metninde geçen "Vemsehu bi ruusiküm ve ercüleküm" ibaresi bu şekilde ayakların yıkanmasına işaret ediyor olsa da, ibarenin "Vemsehu bi ruusiküm ve ercüliküm" şeklinde de kıraatı vardır. Bu okuma ise ayakların da mesh edilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
7- Ve siz, hatırlayın Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini ve yeminle bağlanmış sözünü ki O sizi onunla bağlamış hani siz: "Biz işittik ve itaat ettik" demiştiniz ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o göğüslerin sahip olduğunu en iyi bilicidir.
8- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah için o hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olun. Ve bir topluluğa karşı olan öfkeniz sakın sizi onlara karşı eşit davranmamaya sevk etmesin. Siz eşit davranın; O, korunma bilincine daha yakındır ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.
9- Allah, İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere söz vermiştir ki, bir bağışlama ve çok büyük ödül onlar içindir.
10- Ve o kimseler ki, gerçeği örtmüşler ve bizim delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.
11- Ey inanmış olan kimseler, siz hatırlayın Allah'ın üzerinizdeki gönencini ki hani bir topluluk size karşı ellerini geniş tutmaya yeltenmişti de, O onların ellerini sizden alıkoymuştu. Ve siz Allah'a karşı korunun. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansınlar.
12- Ve ant olsun ki Allah Yakub'un oğulları'ndan yeminle bağlanmış söz almıştı. Ve biz onlardan oniki lider harekete geçirmiştik. Ve Allah: "Ben sizin beraberinizdeyim. Ant olsun ki eğer siz o kulluk görevini ayakta tutarsanız ve o arınmayı yerine getirirseniz ve elçilerime inanırsanız ve onları desteklerseniz ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verirseniz, ben sizden kötülüklerinizi kesinlikle ve kesinlikle örteceğim ve sizi kesinlikle ve kesinlikle bahçelere girdireceğim ki onların altından o nehirler akar. O halde bundan sonra sizden kim gerçeği örterse, artık o kesinlikle o yolun denk olanından sapmıştır" demişti.
13- Yeminle bağlanmış sözlerini bozmaları nedeniyle, biz onları dışladık ve kalplerini kaskatı hale getirdik. Onlar kelimeyi kendi konumlarından saptırıyorlar ve onunla (kitapla) hatırlatıldıkları şeyden bir hisse almayı da unuttular. Sen içlerinden pek azı dışında, onların hainliklerinin üzerine muttali olmaktan geri kalmazsın. Buna rağmen sen onlardan (hatalarını şimdilik) yok say ve onlara hoş görülü ol. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenleri sever.
14- Ve o kimselerden de ki onlar: "Şüphesiz ki biz yardımcılarız*" demişlerdir, biz onlardan da yeminle bağlanmış sözlerini almıştık da, onlar kendisiyle (kitapla) hatırlatıldıkları şeyden hisse almayı unuttular. Bunun üzerine biz de onların arasına, o kalkışın gününe kadar (sürecek) o düşmanlığı ve o nefreti salıverdik. Ve Allah onların emek vermekte oldukları şeyleri ileride onlara haberlendirecektir.
*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlamı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.
15- Ey o kitabın mensupları, size elçimiz kesinlikle gelmiştir ki o, size o kitaptan saklı tutmakta olduğunuz şeylerden birçoğunu açıklıyor ve birçoğundan da yok sayıyor. Allah'tan size bir ışık ve bir apaçık kitap kesinlikle gelmiştir.
16- Allah, kendisinin hoşnutluğunu izlemiş olan kimseleri onunla o esenliğin yollarına iletecektir ve onları kendisinin onayıyla o karanlıklardan o ışığa çıkaracaktır ve doğruluğunu koruyan yola iletecektir.
17- "Şüphesiz ki Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Sen de ki: "Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir eğer ki O, Meryem'in oğlu Mesih'i ve onun annesini ve o yerde olan kimseleri toplu olarak yok etmek isterse? O göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. O, ne dilerse yaratır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir."
18- Yahudiler* ve Hristiyanlar*: "Biz, Allah'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz" dedi. Sen de ki: "Öyleyse O, sizi peşinize takılı suçlarınız nedeniyle niçin azaplandırıyor? Aksine, siz O'nun yarattığı kimselerden bir beşersiniz. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azaplandırır. O göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır."
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
19- Ey o kitabın mensupları: "Bize hiçbir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye o elçilerden bir ara verme olduğu dönemde, (yanlışlarınızı) açıklayan elçimiz size kesinlikle gelmiştir. Artık size bir müjdeleyici ve uyarıcı kesinlikle gelmiştir. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.
20- 21- Ve bir zaman Musa kendi topluluğuna: "Ey topluluğum siz, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani O sizin içinizden haberciler çıkarmış ve sizi hükümdarlar yapmış ve o tüm insanlardan birine bile vermediği şeyi size vermişti. Ey topluluğum,siz o yere girin ki Allah onu size yazmıştır ve sakın arkalarınızı geri döndürmeyin, yoksa ziyan edenlere çevrilirsiniz" demişti.
22- Onlar: "Ey Musa, şüphesiz ki bir zorba topluluk, onun içindedir. Ve onlar ondan çıkıncaya kadar, şüphesiz ki biz ona asla girmeyeceğiz. Yok eğer onlar ondan çıkarlarsa, artık şüphesiz ki biz de girenleriz" demişlerdi.
23- (Musa'nın topluluğunun) kaygılanmakta oldukları kimselerden olan, Allah'ın kendilerini gönendirdiği iki adam: "Siz, onların üzerine o kapıdan girin, ona girdiğiniz zaman, artık şüphesiz ki sizler yenenlersiniz. Ve eğer siz inananlar iseniz, artık Allah'a güvenip dayanın" demişti.
24- Onlar: "Ey Musa, şüphesiz ki onlar onun içinde devamlı oldukları sürece biz ona sonsuza dek asla girmeyeceğiz. Haydi git, sen ve senin Efendin ikiniz öldürüşün, şüphesiz ki biz burada oturanlarız" demişlerdi.
25- 26- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi benliğimden ve kardeşimden başkasına (söz geçirmeye) hükümran değilim. Artık sen bizim aramızla bu itaatten çıkanlar topluluğunun arasını ayır" demiş, O da: "Artık şüphesiz ki orası onlara 40 sene yasaklaştırılmıştır. Onlar o yerde sersemce dolaşacaklardır. Artık sen bu itaatten çıkanlar toplululuğuna karşı üzülme" demişti.
27- 28- 29- Ve sen Adem'in iki oğlunun haberini o gerçekle onlara peşi sıra oku. Hani ikisi de bir yakınlık vesilesi sunmuşlardı da, ikisinin birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. O (kabul edilmeyen): "Ben seni kesinlikle ve kesinlikle öldüreceğim" demiş, o (diğeri): "Allah ancak ve ancak o korunanlardan kabul eder. Ant olsun ki eğer sen beni öldürmek için elini genişletirsen, ben seni öldürmek için elimi sana genişletici değilim. Şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisi Allah'tan kaygılanıyorum. Şüphesiz ki ben senin, benim günahıma ve kendi günahına yerleşmeni, böylece o ateşin arkadaşlarından olmanı istiyorum. Ve bu (isteğim), o haksızlık yapanların karşılığıdır" demişti.
30- Bunun üzerine kendi benliği onu, kendi kardeşini öldürmeye çok istekli hale getirmiş, o da onu hemen öldürmüş, böylece o ziyan edenlerden olmuştu.
31- Sonrasında Allah, kendi kardeşinin avretini (toprağa) nasıl gizleyeceğini ona göstermek için, o yerde eşelenmekte olan bir karga harekete geçirmişti. O da: "Eyvah bana, şu karga gibi olup da kardeşimin avretini (toprağa) gizlemekte yetersiz mi kaldım?" demiş ve o pişmanlık duyanlardan olmuştu.
32- Bundan dolayı, biz Yakub'un oğulları'na şunu yazmıştık: "Gerçek şu ki, kim bir benliği başka bir benliği (öldürmesinin) veya o yerde bir bozuculuğu (yapmanın karşılığı) olmaksızın öldürürse o, bütün insanları öldürmüş gibidir. Ve kim de onu yaşatırsa o, bütün insanları yaşatmış gibidir." Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz onlara o apaçık belgeleri getirdi, sonra bunun ardından şüphesiz ki onlardan birçoğu o yerde kesinlikle savurganlık yapanlardır.
33- Allah'a ve O'nun elçisine harp açmakta olan ve o yerde bir bozuculuğa çabalamakta olan kimselerin karşılığı, ancak ve ancak onların öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazdan kesilmesi veya o yerden sürgün edilmeleridir. Bu (karşılıklar), onlar için o yakın (yaşam) daki bir rezilliktir ve o diğer (yaşam) da çok büyük azap ise onlar içindir.
34- Sizin onların üzerine güç yetirmeniz öncesinden (pişman olup) itaate dönmüş olan kimseler başka. Artık siz Allah'ın, çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olduğunu bilin.
35- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'na o yakınlık fırsatının peşine düşün ve O'nun yolunda gücünüzü kullanın ki siz başarıya erişesiniz.
36- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşlerdir, eğer o yerde ne varsa tümü ve onun beraberinde bir o kadarı da onların olsa, o kalkışın günü azabından kurtulmak için onu kurtulmalık olarak verseler, onlardan kabul edilmeyecektir. Ve çok acı verici azap onlar içindir.
37- Onlar o ateşten çıkmayı isteyecekler, oysa onlar ondan çıkıcılar da olmayacaktır. Ve bir sürekli azap onlar içindir.
38- Ve siz, o hırsızlık yapan erkeğin ve o hırsızlık yapan kadının ellerini, kazandıklarına bir karşılık Allah'tan bir caydırıcılık olarak, hemen kesin. Ve Allah, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.
39- Kim kendi haksızlığının sonrasından itaate döner ve (durumunu) düzeltirse, şüphesiz ki Allah da ona lütufla dönecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
40- Sen bilmedin mi Allah'ı şüphesiz ki o göklerin ve o yerin hükümranlığı O'na aittir? O, kimi dilerse azaplandırır ve kimi dilerse bağışlar. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.
41- Ey o elçi, kalpleri inanmadığı halde ağızları ile: "Biz inandık" demiş olan kimselerden o gerçeği örtmekte koşuşmakta olanlar, sakın seni üzmesin. Ve Yahudilerden* o yalanı çokça dinleyen, sana (inanan olarak) gelmemiş diğer bir topluluğu çokça dinleyen kimseler (de seni üzmesin). Onlar kelimeyi kendi yerlerine konulmalarının ardından saptırıyorlar: "Eğer size şu verilirse, onu hemen alın ve eğer o verilmezse, hemen sakının" diyorlar. Ve Allah kimin ayartılmasını isterse, artık sen onun için Allah'tan hiçbir şeye asla hükümran olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. O yakın (yaşam)da bir rezillik onlar içindir. Ve o sonraki (yaşamda) çok büyük azap ise onlar içindir.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
42- Onlar, o yalanı çokça dinleyen (rüşvet, faiz gibi) köksüz kazancı çokça yiyenlerdir. Eğer onlar sana gelirlerse, artık sen (istersen) onların arasında karar ver veya onlardan ilgisiz kal. Ve eğer sen onlardan ilgisiz kalacak olursan, artık onlar sana hiçbir şekilde asla zarar veremeyecekler. Ve eğer sen karar verirsen de, onların arasında o hakkaniyetle karar ver. Şüphesiz ki Allah, o hakkaniyetli davrananları sever.
43- Ve onlar Tevrat yanlarında olduğu halde ki Allah'ın kararı onun içindedir, nasıl olur da seni karar verici yapıyorlar? Sonra da bunun ardından (başka tarafa) yakınlaşıyorlar? Ve işte onlar, o inananlar değildir.
44- Şüphesiz ki Tevrat'ı biz indirdik, bir doğruya iletme ve ışık onun içindedir. Teslim olmuş o haberci kimseler, Yahudi* kimseler için onunla karar verirlerdi. Ve o Efendiye adananlar ve o bilginler, Allah'ın kitabından korumaları istendikleri şey ve onun üzerine tanıklar olmaları nedeniyle (onunla karar verirlerdi). Artık (ey Yahudi bilginleri) siz o insanlardan sakın çekinmeyin ve benden çekinin ve benim delillerimi pek az bedele sakın değişmeyin. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o gerçeği örtücülerin ta kendileridir.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
45- Biz kendilerine, onun içinde: O benliğe karşılık o benlik ve o göze karşılık o göz ve o buruna karşılık o burun ve o kulağa karşılık o kulak ve o dişe karşılık o diş ve o yaralamalarda da bir suça denk karşılık olduğunu yazdık. Kim onu (kısası) bağışlarsa, artık o (bağış) kendisi için (günahını) örten bir karşılık olur. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.
46- Ve biz Meryem'in oğlu İsa'yı, Tevrat'tan kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcı olarak onların (elçilerin) izleri üzerinde peşine düşürdük. Ve biz ona İncil'i verdik, bir doğruya iletme ve bir ışık ondadır ve Tevrat'tan kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcıdır ve o korunanlar için ise bir öğüt ve bir doğruya iletmedir.
47- Ve İncil'in mensupları da Allah'ın onun içindeki indirdiği şey ile karar versin. Ve kim Allah'ın indirdiği şey ile karar vermezse, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.
48- Ve biz sana da bu kitabı, o kitap'tan (Tevrat ve İncil'den) kendisinin önünde olan şeyi doğrulayıcı ve onun üzerine denetleyici olarak o gerçekle indirdik. O halde sen onların arasında Allah'ın indirdiği şey ile karar ver ve sana o gerçekten gelmiş olan şeyden (dönerek) sakın onların keyfi eğilimlerini izleme. Biz sizden her biriniz için bir açık yol ve bir uygulama yöntemi belirledik. Ve eğer Allah dileseydi, sizi kesinlikle bir tek toplum yapardı, fakat size verdiği şeylerde sizi yoklamak için (böyle yapmadı). O halde siz o hayırlarda yarışın. Sizin dönüş yeriniz toplu olarak Allah'adır. Artık O, hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir.
49- Ve sen onların arasında Allah'ın indirdiği şey ile karar ver ve sakın onların keyfi eğilimlerini izleme diye (indirdik). Ve sen Allah'ın sana indirdiği şeyin bazısından (alıkoyarak) onların seni ayartmalarından sakın. Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen bil ki Allah ancak ve ancak onların peşlerine takılı bazı suçlarını(n karşılığını) onlara değdirmek istiyor. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu, kesinlikle itaatten çıkanlardır.
50- Yoksa onlar o düşüncesizliğin kararının peşine mi düşüyorlar? Kesinkes inanacak bir topluluk için karar bakımından Allah'tan daha iyi kimdir?
51- Ey inanmış olan kimseler, siz Yahudileri ve Hristiyanları* yakınlar sakın edinmeyin. Onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Ve sizden kim onlara yakınlaşırsa, şüphesiz ki artık o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
52- Şimdi sen, kalplerinde bir hastalık olan kimselerin: "Bize bir felaketin değmesinden çekiniyoruz" diyerek onların içinde koşuşmakta olduklarını görürsün. Umulur ki Allah o fethi veya kendisinin yanından bir buyruğu getirir de, böylelikle onlar kendi benliklerinde gizledikleri şeye pişmanlık duyanlardan olurlar.
53- Ve (o zaman) inanmış olan kimseler: "Kendilerinin şüphesiz ki sizin beraberinizde olduklarına dair, güçlü yeminleriyle Allah'a kasem etmiş olan kimseler bunlar mı?" diyecektir. Onların işledikleri boşa gitmiş, böylelikle de ziyan edenler olmuşlardır.
54- Ey inanmış olan kimseler, sizden kim kendi yükümlüğünden geri dönecek olursa (bilsin ki), öyle durumda Allah ileride bir topluluk getirir, O onları sever ve onlar da O'nu severler, onlar o inananlara karşı daha alçak gönüllü, o gerçeği örtücülere karşı ise üstündürler, Allah'ın yolunda güçlerini kullanırlar ve bir kınayıcının kınamasından da kaygılanmazlar. Bu, Allah'ın lütfudur ki onu kime dilerse verir. Ve Allah, her şeyi kapsayıcıdır, her şeyi bilicidir.
55- Sizin yakınınız ancak ve ancak, Allah ve O'nun elçisi ve inanmış olan kimselerdir ki onlar o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı saygıyla eğilerek yerine getirirler.
56- Ve kim Allah'ı ve O'nun elçisini ve inanmış olan kimseleri yakın edinirse, şüphesiz ki Allah'ın grubu o yenenlerin ta kendileridir.
57- Ey inanmış olan kimseler, kendinizin yükümlülüğünü bir alay ve bir oyun konusu edinmiş sizden önce o kitap verilmiş olan kimselerden ve o azılı gerçeği örtücülerden olan kimseleri siz yakınlar sakın edinmeyin. Ve eğer siz inananlar iseniz, Allah'a karşı korunun.
58- Ve onlar, siz o kulluk görevine (namaza) seslendiğiniz zaman onu alay ve oyun konusu ediniyorlar. Bu, onların bağ kurmaz bir topluluk olmaları nedeniyledir.
59- Sen de ki: "Ey o kitabın mensupları, siz bizden Allah'a ve bize indirilmiş olan şeye ve önceden indirilmiş olan şeye inandığımız ve sizin tamamınız da itaatten çıkanlar olduğunuz için mi öç alıyorsunuz?"
60- Sen de ki: "Ben size Allah'ın yanında dönüşüm bakımından bundan daha şerli olanı haberlendireyim mi? Kimi ki Allah onu dışlamış ve ona hiddetlenmiş ve onlardan o maymunlar ve o domuzlar ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) kul yapmışsa, işte onlar durum bakımından daha şerli ve o yolun denk olanından daha çok sapmışlardır."
61- Ve size geldikleri zaman onlar: "Biz inandık" diyorlar. Oysa onlar (yanınıza) kesinlikle o gerçeği örtücülükle girmişler ve yine kesinlikle onunla çıkmışlardır. Ve Allah, onların içlerinde tutmakta oldukları şeyleri daha iyi bilendir.
62- Ve onlardan birçoğunun o günah ve o düşmanlık ve (rüşvet faiz gibi) o köksüz kazancı yemekte koşuşmakta olduklarını görürsün. İşlemekte oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
63- O Efendiye adananlar ve o bilginler onları o günah söylemlerinden ve (rüşvet faiz gibi) o köksüz kazancı yemekten vazgeçirmeliler değil miydi? Onların emek vermekte oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
64- Ve Yahudiler*: "Allah'ın eli bağlanmıştır." dedi. Onların elleri bağlandı ve dedikleri şey nedeniyle dışlandılar. Aksine, O'nun iki eli de geniştir, nasıl dilerse öyle harcar. Ve ant olsun ki Efendinden sana indirilmiş olan şey, içlerinden birçoğunun taşkınlığını ve gerçeği örtücülüğünü kesinlikle ve kesinlikle arttırmaktadır. Ve biz onların arasına o kalkışın gününe kadar (sürecek) o düşmanlığı ve o nefreti bıraktık. Onlar her ne zaman o harp için bir ateş tutuşturmuşlarsa, Allah onu söndürmüştür. Ve onlar o yerde bir bozuculuğa çabalıyorlar. Ve Allah, o bozuculuk yapanları sevmez.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
65- Ve eğer o kitabın mensupları inansalar ve korunsalardı, biz onlardan kötülüklerini kesinlikle ve kesinlikle örterdik ve onları kesinlikle o gönenç bahçelerine girdirirdik.
66- Ve eğer onlar Tevrat'ı ve İncil'i ve kendilerinin Efendisinden onlara indirilmiş olan şeyi ayakta tutsalardı, kesinlikle üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi*. Orta yol tutan bir toplum onların içindedir, oysa içlerinden birçoğunun ise işlemekte olduğu şeyler ne kötüdür.
*Göğün ve yerin nimetlerinden faydalanırlardı.
67- Ey o Elçi, sen Efendinden sana indirilmiş olan şeyi ulaştır. Ve eğer yapmadıysan, O'nun mesajını ulaştırmamış olursun. Ve Allah seni o insanlar(ın zararın)dan sımsıkı saracaktır. Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmez.
68- Sende ki: "Ey o kitabın mensupları, siz Tevrat'ı ve İncil'i ve kendi Efendinizden size indirilmiş olan şeyi ayakta tutana kadar, hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Ant olsun ki Efendinden sana indirilmiş olan şey, onlardan birçoğunun taşkınlığını ve gerçeği örtücülüğünü kesinlikle ve kesinlikle arttırmaktadır. Artık sen o gerçeği örtenler topluluğuna karşı sakın üzülme.
69- Şüphesiz ki İnanmış olan kimselerden ve Yahudi* ve Sabii ve Hristiyan* kimselerden, kim Allah'a ve o sonraki güne inanır ve düzgün iş işlerse, artık onların üzerine hiçbir kaygı olmayacaktır ve onlar üzülmeyeceklerdir.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
70- Ant olsun ki biz Yakub'un oğulları'ndan yeminle bağlanmış söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Her ne zaman bir elçi onlara kendi benliklerinin kaymayacağı (benimsemeyeceği) bir şeyi getirmişse, bir bölüğü yalanladılar bir bölüğü de öldürüyorlardı.
71- Onlar (elçilere yaptıkları yüzünden) bir ayartma olmayacağını hesap ettiler de bu yüzden körleştiler ve sağırlaştılar. Sonra Allah kendilerine lütufla döndü, sonra onlardan birçoğu yine körleştiler ve sağırlaştılar. Ve Allah, onların işlemekte olduğu her şeyi görücüdür.
72- "Şüphesiz ki Allah, Meryem'in oğlu Mesih'in ta kendisidir" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Oysa Mesih: "Ey Yakub'un oğulları, siz benim sizin de Efendiniz Allah'a kulluk edin. Gerçek şu ki; kim Allah'a ortak koşarsa, Allah ona o bahçeyi kesinlikle yasaklamıştır ve onun sığınacak yeri o ateştir. Ve hiçbir yardımcı o haksızlık yapanlar için yoktur" demişti.
73- "Şüphesiz ki Allah, üçün üçüncüsüdür" demiş olan kimseler, ant olsun ki gerçeği örtmüştür. Oysa bir tek tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve eğer onlar söylemekte oldukları şeyden vazgeçmedilerse, içlerinden (gerçeği) örten kimselere kesinlikle ve kesinlikle çok acı verici azap dokunacaktır.
74- Onlar halâ Allah'a itaate dönmezler ve O'nun bağışlamasını istemezler mi? Oysa Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
75- Meryem'in oğlu Mesih, elçiden başkası değildir. Ondan önce de o elçiler kesinlikle gelip geçmişti. Ve onun annesi de çok doğru söyleyen biriydi. İkisi de o yiyeceği yerlerdi. Sen bak, biz o delilleri kendilerine nasıl açıklıyoruz, sonra sen bak onlar nasıl da gerçeği ters yüz ediyorlar?
76- Sen de ki: "Siz, Allah'ın berisinden size bir faydaya ve bir zarara sahip olamayacak şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir."
77- Sen de ki: "Ey o kitabın mensupları, kendinizin yükümlülüğünde gerçeksiz yere sakın ileri gitmeyin ve bir topluluğun keyfi eğilimlerini sakın izlemeyin ki onlar önceden kesinlikle sapmışlar ve birçoklarını da saptırmışlar ve yolun doğrusundan sapmışlardır."
78- Yakub'un oğulları'ndan gerçeği örtmüş olan kimseler, Davud'un ve Meryem'in oğlu İsa'nın diliyle dışlanmışlardır. Bu, onların baş kaldırmışlıkları ve aşırı gidiyor olmaları nedeniyledir.
79- Onlar, yadırganmıştan birbirlerini vazgeçirmez olmuşlar, onu yapmışlardı. Yapmakta oldukları şeyler kesinlikle ne kötüdür.
80- Sen, onlardan birçoğunun gerçeği örtmüş olan kimselere yakınlaşmakta olduklarını görürsün. Kendi benliklerinin onlara öncelediği şeyler (nedeniyle) Allah'ın onların üzerine olan kızgınlığı gerçekten ne kötüdür. Ve onlar o azapta sürekli kalıcılardır.
81- Ve eğer onlar Allah'a ve o haberci'ye ve ona indirilmiş olan şeye inansalardı, onları yakınlar edinmezlerdi. Fakat hakikat şu ki onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.
82- Ant olsun ki sen, inanmış olan kimselere düşmanlık bakımından o insanların en çetini olarak kesinlikle Yahudileri* ve ortak koşmuş olan kimseleri bulacaksın. Ve ant olsun ki sen, inanmış olan kimselere gönül bağı bakımından onların (o insanların) kesinlikle en yakını olarak: "Şüphesiz ki biz Hristiyanlarız*" demiş olan kimseleri bulacaksın. Bu böyledir, çünkü keşişler ve rahipler (sakınanlar) onların içindedir ve şüphesiz ki onlar büyüklük taslamazlar.
*Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. Hristiyan olarak anlam verilen Nasara kelimesinin kök anlamı ise "yardım etmek" bunun için Al- i İmran s. 52. ve Saff s. 14. ayetine bakılabilir.
83- 84- Ve sen onları o elçiye indirilmiş olan şeyi işittikleri zaman tanıdıkları o gerçekten dolayı o yaştan dolayı gözleri dolup taşıyor olarak görürsün. Onlar: "Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi o tanık olanların beraberinde yaz. Ve bize ne oluyor ki Efendimizin bizi o düzgün topluluğun beraberinde (cennete) girdirmesini umuyorken Allah'a ve o gerçekten bize gelmiş şeye neden inanmayalım?" derler.
85- Böylece Allah onları bu dedikleri şey nedeniyle, bahçelerle dönüşümlendirdi ki onların altından o nehirler akar onların içinde sürekli kalıcılardır. Ve bu, o iyilik edenlerin karşılığıdır.
86- Ve o kimseler ki, gerçeği örtmüşlerdir ve delillerimizi yalanlamışlardır, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.
87- Ey inanmış olan kimseler, siz temizleri sakın yasaklaştırmayın ki Allah o şeyleri size serbestleştirmiştir ve sakın aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah, o aşırı gidenleri sevmez.
88- Ve siz, Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden serbest temiz olmak kaydıyla yiyin ve Allah'a karşı korunun ki siz O'na inananlarsınız.
89- Allah sizi yeminlerinizdeki o amaçsız sözden dolayı (sorumlu) tutmaz. Fakat kendinizi sıkıca bağladığınız yeminler nedeniyle (sorumlu) tutar. Artık onun (yemini bozmanın) örtülmesi, kendi ailenize yedirmekte olduğunuz şeyin ortalamasından on çaresizi yedirmek veya onları giydirmek veya bir boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirmektir. Kim bunu bulamadıysa, artık üç gün oruç gerekir. Bu, yemin ettiğiniz (ve onu bozduğunuz) zaman, yeminlerinizin (günahının) örtülmesidir. Ve siz bilinçli yeminlerinizi koruyun. Allah, kendisinin delillerini size işte böyle açıklıyor ki siz şükredesiniz.
90- Ey inanmış olan kimseler, o şarap ve o kumar ve o dikili taşlar ve o fal okları, ancak ve ancak o şeytanın işinden olan bir pisliktir, o halde siz ondan uzak durun ki başarıya erişesiniz.
91- O şeytan, o şarap ve o kumarda, aranıza ancak ve ancak o düşmanlığı ve o kini düşürmek ve sizi Allah'ı hatırlamaktan ve o kulluk görevinden uzaklaştırmak istiyor. O halde siz vazgeçenlersiniz değil mi?
92- Ve siz, Allah'a itaat edin ve o elçiye itaat edin ve sakının. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ancak ve ancak o apaçık ulaştırma bizim elçimizin üzerindeki (görev) olduğunu bilin.
93- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, korundukları ve inandıkları ve o düzgün işleri işledikleri, sonra korundukları ve inandıkları, sonra korundukları ve iyilik ettikleri sürece tattıkları şeylerde, hiçbir sakınca onların üzerine yoktur. Ve Allah, o iyilik edenleri sever.
94- Ey inanmış olan kimseler, Allah, (kendisini) algılayamadığı halde O'ndan kim kaygılanıyor diye, bilmek için sizin ellerinizin ve mızraklarınızın ona kavuşabileceği o avdan bir şeyle, kesinlikle sizi yoklayacaktır. Bundan sonra kim aşırı giderse, çok verici azap artık onun içindir.
95- Ey inanmış olan kimseler, siz yasaklı halde iken o avı sakın öldürmeyin. Ve sizden kim onu kasıtlı olarak öldürürse, karşılığı o gönenç sağlayan hayvandan öldürdüğü şeyin örneğidir ki ona da sizden iki eşitlik sahibi kimse Kabe'ye ulaşan bir hediye veya işinin günahını örtecek bir karşılık olarak, çaresizleri doyurmak veya bunun eşiti bir oruç olarak, işinin ağır sonucunu tatması için karar verir. Allah geçmişte olan şeyden yok saydı. Ve kim ona tekrar geri dönerse, Allah ondan öç alır. Ve Allah, mutlak üstündür, öç sahibidir.
96- Size o su kütlesinin avı ve onu yemesi, size ve o yolculara bir yararlılık olmak üzere serbestleştirildi. Ve o karanın avı ise, yasaklı olduğunuz müddetçe sizin üzerinize yasaklaştırıldı. Artık siz Allah'a karşı korunun, ki siz yalnızca O'na sürülüp toplanacaksınız.
97- Allah, o yasak ev Kabe'yi ve o yasak ayı ve o gerdanlık (takılmış kurbanlık)ları ve o hediyeyi o insanlar için (ekonomik ve sosyal açıdan) bir ayağa kalkma (vesilesi) yaptı. Bu, Allah'ın şüphesiz ki o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa bilmekte olduğunu ve Allah'ın her bir şeyi bilici olduğunu sizin bilmeniz içindir.
98- Siz, Allah'ın o sonuçlandırmasının çok çetin olduğunu ve Allah'ın çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olduğunu da bilin.
99- O ulaştırmadan başka (görev) o elçinin üzerinde değildir. Ve Allah sizin belirgin kılmakta olduğunuz şeyleri ve içinizde tutmakta olduğunuz şeyleri bilir.
100- Sen de ki: "O murdarın çokluğu eğer ki seni şaşırtmış olsa da, o murdar ile o temiz denk olmaz." Ey o saf aklın sahipleri o halde siz Allah'a karşı korunun ki başarıya erişesiniz.
101- Ey inanmış olan kimseler, eğer size belirgin kılınırsa sizi kötü duruma düşürecek olan şeylerden sakın (bilgi) talep etmeyin. Ve eğer bu okunan (Kur'an) indirilmekte olduğu vakit onlardan (bilgi) talep ederseniz size belirgin kılınır. Allah onlardan (sorumluluğu) yok saymıştır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, yumuşak davranıcıdır.
102- Gerçekten sizden önceki bir topluluk onları(n hakkında bilgi) talep etmiş, (açıklandıktan) sonra onlara (inanmayarak) gerçeği örtücü olmuşlardı.
103- Allah, Bahire'den ve Saibe'den ve Vasile'den ve Ham'dan, hiçbirini (serbest) yapmamıştır. Fakat hakikat şu ki gerçeği örtmüş olan kimseler o yalanı Allah'a karşı yakıştırıyorlar ve onların tamamı bağ kurmazlar.
104- Ve onlara ne zaman: "Siz, Allah'ın indirdiği şeye ve o elçiye gelin" denilse, onlar: "Bize o şey yeter ki biz kendi atalarımızı onun üzerinde bulduk" diyorlar. Ya eğer onların ataları bir şey bilmezler ve doğruyu bulamazlar olsa da mı?
105- Ey inanmış olan kimseler, sizin üzerinizdeki (sorumluluk) kendi benliklerinizdir. Siz doğruya iletildiğiniz zaman, sapmış kimse size zarar veremez. Sizin dönüş yeriniz toplu olarak Allah'adır, artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir.
106- Ey inanmış olan kimseler, o ölüm sizden birine hazır olduğu zaman o tembih vaktindeki aranızda (yapmanız gereken) tanıklık, içinizden iki eşitlik sahibini, veya eğer o yerde (yola ayak) basmışsanız (yolculuğa çıkmışsınız) da o ölümün musibeti de size değmişse, sizin dışınızdan diğer iki kişiyi (tanık olarak bulundurmaktır). Eğer siz (bu ikisinden) kuşkulanırsanız, o kulluk görevi (namaz) ardından (bu ikisini) alıkoyarsınız, o ikisi: "Eğer yakınlık sahibi olsa da biz onu hiçbir bedele değişmeyeceğiz ve Allah'ın tanıklığını içimizde tutmayacağız, aksi takdirde şüphesiz ki biz o günahı işleyenlerden oluruz" diye Allah'a kasem ettirilirler.
107- Yok eğer o ikisinin bir günah hak ettikleri fark edilirse, artık bu sefer üzerlerine (günah) hak edilen (mağdur) kimselerden, (ölen kimseye) daha yakın diğer iki kişi, o ikisinin yerine geçerler, o ikisi: "Ant olsun ki bizim tanıklığımız o ikisinin tanıklığından daha gerçektir ve biz aşırı gitmedik, aksi takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle o haksızlık yapanlardanız" diye Allah'a kasem ettirilirler.
108- Bu (yöntem), o tanıklığı yüz akıyla yerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra (başka yeminlere başvurularak) yeminlerinin geri döndürülmesinden kaygılanmalarına daha yakındır. Ve siz Allah'a karşı korunun ve dinleyin. Ve Allah, o itatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.
109- Allah o gün o elçileri toplayacak da onlara: "Siz ne ile cevaplandırıldınız?" diyecek. Onlar da: "Bizde hiçbir bilgi yok, şüphesiz ki sen o algılanamayananların en iyi bilicisinin ta kendisisin" demişlerdir.
110- O zaman Allah demiştir ki: "Ey Meryem'in oğlu İsa, senin üzerindeki ve annenin üzerindeki benim gönencimi sen hatırla. Hani ben seni Kutsal'ın esintisi ile güçlendirmiştim, sen o insanlarla o beşikte iken de ve yetişkin iken de iletişim kuruyordun. Ve hani ben sana o kitab'ı ve o bilgeliği ve Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Ve hani sen benim onayımla o çamurdan o kuşun oluşumu gibi yaratıyordun onun içine üflüyordun da, o da benim onayımla bir kuş oluyordu. Ve sen o doğuştan körlüğü ve o abraşı benim onayımla (hastalıktan) ayırıp uzaklaştırıyordun. Ve hani sen o ölüleri benim onayımla çıkarıyordun. Ve hani ben Yakub'un oğulları'nı sen(i öldürmek)den alıkoymuştum. Hani sen onlara o apaçık belgeleri getirmiştin de, onlardan gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" demişti."
111- Ve hani ben Havarilere: "Siz bana ve elçime inanın" diye vahyetmiştim de onlar: "Biz inandık ve bizim teslim olanlar olduğumuza tanık ol" demişlerdi.
112- Hani Havariler: "Ey Meryem'in oğlu İsa, senin Efendin bizim üzerimize o gökten bir sofra indirmeye güç yetirebilir mi?" demişti de o: "Eğer siz inananlar iseniz, Allah'a karşı korunun" demişti.
113- Onlar: "Biz, ondan yemeyi ve böylece kalplerimizin yatışmasını ve bize gerçekten doğru söylediğini bilmeyi ve biz buna o tanıklardan olmayı istiyoruz" demişlerdi.
114- Meryem'in oğlu İsa da: "Ey Allah'ım ey Efendimiz, sen bizim üzerimize o gökten bir sofra indir de, bizim ilklerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve senden (gözle görülen) bir delil olsun. Ve sen bize rızık ver ve sen o rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
115- Allah: "Şüphesiz ki ben onu sizin üzerinize indiriciyim. Artık bundan sonra sizden kim gerçeği örterse, şüphesiz ki ben onu o tüm insanlardan hiçbir kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla onu azaplandıracağım" demişti.
116- 117- 118- Ve o zaman Allah: Ey Meryem'in oğlu İsa o insanlara: "Siz, beni ve annemi Allah'ın berisinden iki tanrı edinin" diye, sen mi dedin? demişti de o: "Seni tenzih ederim, benim hakkım olmayan bir şeyi demek, benim için (hiçbir zaman) olmadı. Eğer ben onu dediysem, sen onu kesinlikle bilmişsindir. Sen benim benliğimdeki şeyi bilirsin, ama ben senin benliğindeki şeyi bilmem. Şüphesiz ki sen, o algılanamayananların en iyi bilicisinin ta kendisisin. Ben onlara senin bana, 'Siz, benim de Efendim, sizin de Efendiniz olan Allah'a kulluk edin' diye onu (dememi) buyurduğundan başkasını demedim. Ve ben onların içinde kaldığım sürece onların üzerinde bir tanıktım. Ne zaman ki sen benim ömrümü tamamladın, onların üzerinde o gözetici sen oldun. Ve sen, her bir şeyin üzerine bir tanıksın. Eğer sen onları azaplandırırsan, artık şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Ve eğer sen onları bağışlarsan, artık şüphesiz ki sen mutlak üstünün, mutlak bilgenin ta kendisisin" demişti.
119- Allah: "Bu, o doğru söyleyenlere doğruluklarının fayda vereceği gündür. Bahçeler onlar içindir ki, onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuş ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Bu, o büyük başarıdır" demişti.
120- O göklerin ve o yerin ve bunların içinde ne varsa hükümranlığı Allah'ındır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.