10 Şubat 2026 Salı

SAFF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde olan şeyler,  Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

2- Ey inanmış olan kimseler, yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?

3- Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah'ın yanında öfke bakımından büyük olmuştur.

4- Şüphesiz ki Allah kendisinin yolunda kenetlenmiş yapı gibi sıralanmış olarak öldürüşen kimseleri sever.

5- Ve bir zaman Musa topluluğuna: "Ey topluluğum, siz niçin bana rahatsızlık veriyorsunuz? Oysa siz biliyorsunuz şüphesiz ki ben Allah'ın size (gönderilmiş) elçisiyim" demişti. Onlar yamulduğunda, Allah da onların kalplerini yamulttu. Ve Allah, o itatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.

6- Ve bir zaman Meryem'in oğlu İsa: "Ey Yakub'un oğulları, şüphesiz ki ben o Tevrat'tan önümde olanı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek bir elçiyi -ki onun ismi Ahmed dir-" müjdeleyici olarak Allah'ın size (gönderilmiş) elçisiyim" demişti. O (Ahmed), onlara o apaçık delilleri getirdiğinde onlar: "Bu, bir apaçık sihirdir" demişlerdi.

7- Ve kendisi İslam'a çağrılmakta olduğu halde Allah'a karşı o yalanı yakıştırmış kimseden daha haksızlık yapan kimdir? Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

8- Onlar ağızları ile Allah'ın ışığını söndürmek istiyorlar, ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de Allah kendisinin ışığını tamamlayıcıdır.

9- Eğer ki o ortak koşanlar çirkin görse de O, kendisinin elçisini o doğruya ileten ve o gerçeğin yaşam sistemi ile ki onu o (sahte) yaşam sistemlerinin tamamının üzerine üstün kılmak için gönderdi.

10- Ey inanmış olan kimseler, sizi bir acı azaptan kurtaracak ticaretin üzerine size kılavuzluk edeyim mi?

11- Siz Allah'a ve O'nun elçisine inanırsınız ve Allah'ın yolunda mallarınızla ve benliklerinizle güçlerinizi kullanırsınız. Eğer siz bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

12- (Bunları yaparsanız) O, sizin peşinize taklılı suçlarınızı bağışlar ve sizi bahçelere -ki onların altından o nehirler akar- ve Adn bahçelerinde güzel durulma yerlerine girdirir. Bu, o büyük başarıdır.

13- Ve diğeri -ki siz onu seveceksiniz- (o da), Allah'tan bir yardım ve ve bir yakın fetihtir. Ve sen o inananları müjdele.

14- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem'in oğlu İsa o havarilere: "Allah'a (yardım için) benim yardımcılarım kimlerdir?" demişti. O havariler de: "Biz, Allah'ın yardımcılarıyız" demişti. Böylece Yakub'un oğullarından bir zümre inanmış ve bir zümre de gerçeği örtmüştü. Bunun üzerine biz de inanmış olan kimseleri düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün gelenler oldular.
 

9 Şubat 2026 Pazartesi

MÜMTEHİNE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz benim yolumda bir güç kullanmaya ve benim hoşnutluğumun peşine düşmeye çıktıysanız, kendilerine o gönül bağını saklamakta olduğunuz, benim düşmanım ve sizin düşmanınız olanları yakınlar bellemeyin. Onlar, o gerçekten size gelmiş olan şeyi örttükleri halde siz onları o gönül bağı ile karşılıyorsunuz. Onlar, sizin Efendiniz olan Allah'a inanmanız nedeniyle o elçiyi ve sizi (yurtlarınızdan) çıkarıyorlardı. Oysa ben sizin sakladığınız şeyleri ve açığa vurduğunuz şeyleri en iyi bilenim. Ve sizden kim onu yapıyorsa, kesinlikle o yolun denk olanından sapmıştır.

2- Eğer onlar sizi ele geçirirlerse, size düşmanlar olurlar ve size ellerini ve dillerini o kötülükle geniş tutarlar ve sizin de gerçeği örtmenizi arzu ederler.

3- Yakınlık bağları olanlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermez. O, o kalkışın gününde sizin aranızı ayıracaktır. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

4- 5- İbrahim'de ve onun beraberindeki kimselerde sizin için (şirk hastalığına) kesinlikle bir iyileştirici merhem vardır. Bir zaman onlar topluluklarına -İbrahim'in babasına: "Senin için kesinlikle bağışlama isteyeceğim ve ben senin için Allah'tan hiç bir şeye hükümran olamam" demiş olması başka- "Şüphesiz ki biz sizden ve Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarız, biz sizi(n gerçeğinizi) örttük ve siz Allah'a O'na tek olarak inanana kadar bizimle sizin aranızda o düşmanlık ve o nefret sonsuz olarak belirmiştir. Ey Efendimiz, biz seni üstlenici edindik ve biz sana içtenlikle yöneldik ve o varış yeri sanadır. Ey Efendimiz, sen bizi gerçeği örtmüş olan kimselere bir deneme konusu yapma ve bizi bağışla ey Efendimiz. Şüphesiz ki sen çok güçlünün en bilgenin ta kendisisin" demişlerdi. 

6- Ant olsun ki sizin için onlarda Allah'ı ve o sonraki günü bekleyen kimseye (şirk hastalığına) bir iyileştirici merhem vardır. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

7- Umulur ki Allah, sizinle onlardan düşmanlaşmış olduğunuz kimselerin arasına bir gönül bağı oluşturur. Ve Allah (bunu yapmaya) güç yetiricidir. Ve Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

8- Allah, yaşam sistemi konusunda sizinle öldürüşmemiş ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış kimselerden, onlara karşı geniş gönüllü olmanızdan ve onlara karşı hakkaniyetli olmanızdan sizi vazgeçirmez. Şüphesiz ki Allah, o hakkaniyetli davrananları sever.

9- Allah ancak ve ancak, yaşam sistemi konusunda sizinle öldürüşmüş ve sizi yurtlanızdan çıkarmış ve sizin çıkarılmanıza karşı sırt vermiş kimseleri yakın edinmenizden sizi vazgeçirir. Ve kim onlara yakınlaşırsa, artık işte onlar o haksızlığı yapanların ta kendileridir.

10- Ey inanmış olan kimseler, o inanmış kadınlar göç edenler olarak size geldiği zaman, artık siz onları sınayın. Allah onların inancını en iyi bilendir. (Sınama sonrası) eğer ki onları inanan kadınlar olarak bilirseniz, artık siz onları o azılı gerçeği örtücülere döndürmeyin. O kadınlar onlar için (evliliğe) serbest olmaz ve onlarda o kadınlar için (evliliğe) serbest olmaz. Ve siz onlara harcadığı şeyleri verin. Ve siz onların emek karşılıklarını verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenizde sizin üzerinize bir sakınca olmaz. Ve siz o gerçeği örtücü kadınların (evlilik) bağını elde tutmayın ve siz onlar için harcadığınız şeyleri talep edin ve onlar da (eşleri göç etmiş erkekler) harcadıkları şeyleri talep etsinler. Bu sizin için, Allah'ın kararıdır. O, sizin aranızda böyle karar veriyor. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

11- Ve eğer eşlerinizden biri o azılı gerçeği örtücülere kaçar siz de (savaşı ganimetle) sonuçlandırırsanız, artık siz eşleri gitmiş olan kimselere harcadıkları şeyin örneği kadar verin. Ve siz Allah'a karşı korunun ki siz O'na inananlarsınız.

12- Ey o haberci, o inanan kadınlar sana Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak ve çalmamak ve evliliksiz beraberlikte bulunmamak ve çocuklarını öldürmemek ve bir dehşetli yalan getirmemeleri ki onu elleri ve ayaklarının arasında yakıştırıyorlar ve benimsenene uygun konularda sana baş kaldırmamaları üzerine bey'atlaşmaya geldiği zaman, artık sen onlarla bey'atlaş ve onlar için Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

13- Ey inanmış olan kimseler, Allah'ın kendilerine hiddetlendiği bir topluluğa sakın yakınlaşmayın. Onlar, o kabirlerin arkadaşlarından olan o azılı gerçeği örtücülerin ümit kestiği gibi o sonraki (yaşamdan) kesinlikle ümit kesmişlerdir.


27 Ocak 2026 Salı

HAŞR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde olan şeyler,  Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

2- O ki, o kitabın halkından gerçeği örtmüş olan kimseleri o ilk sürülüp toplanma için yurtlarından çıkardı. Siz, onların çıkacakları kanısına varmıyordunuz ve onlar da korunaklı kalelerinin kendilerini Allah'tan (gelecek azaptan) alıkoyucu olduğu kanısına varmışlardı. Ne var ki Allah, onların hesap etmedikleri yerden onlara geldi ve onların kalplerine o korkuyu attı, onlar evlerini kendi elleriyle ve o inananların elleriyle harap ediyorlardı. Artık siz ders alın o doğru görüş sahipleri.

3- Ve eğer Allah onların üzerine o (sürgün edilip) ortaya çıkarılmayı yazmamış olsaydı, onları bu yakın (yaşam) da yine de kesinlikle azaplandırırdı. Ve o sonraki (yaşamda) o ateşin azabı, onlar içindir.

4- Bu, onların Allah ve O'nun elçisiyle ayrışmış olmaları nedeniyledir. Ve kim Allah ve O'nun elçisiyle ayrışırsa, artık şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

5- Siz, taze bir hurma ağacından her neyi kestiyseniz veya onu kendi kökü üzerinde ayakta olarak bıraktaysanız, artık Allah'ın onayıyla ve o itaatten çıkanları rezil edilmesi içindir.

6- Ve Allah'ın onlar(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey ki, siz onun üzerine bir at ve bir deve hızlandırmadınız. Fakat Allah kendi elçisini dileyeceği kimselerin üzerine yetkilendirir. Ve Allah, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

7- Allah'ın o kasabaların halkın(ın malın)dan kendi elçisine savaş yapmaksızın döndürdüğü şey ki, Allah'a ve o elçiye ve o yakınlığın sahiplerine ve o yetimlere ve o iş göremezlere ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır. (Bu paylaşımın nedeni o malların) sizden o ihtiyaçsızlar arasında bir dolaşım aracı olmaması içindir. Ve o elçi size ne verdiyse artık siz onu alın ve sizi kendisinden neyi vazgeçirdiyse artık siz de vazgeçin. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, o sonuçlandırması çok çetindir.

8- (Bir de) o (Mekke'den) göçen muhtaçlar içindir, o kimseler ki Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşerken ve Allah'a ve O'nun elçisine yardım ederken kendi yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

9- Ve o inanç yurduna onlardan önce yerleştirilmiş olan kimseler (ensar), kendilerine göç etmiş olan kimseleri severler ve onlara (muhacire) verilmiş olan şeylerden ötürü onlar (ensar) kendi göğüslerinde bir gereksinme bulmazlar ve eğer ki kendilerinin bir özelliği olsa bilse, onlar kendi benliklerinin üzerine onları yeğlerler. Ve kim kendi benliğinin tamahkarlığından korunursa, artık işte onlar o başarıya eriştirilenlerin  ta kendileridir.

10- Ve onlardan sonra (Medine'ye) gelmiş olan kimseler: "Ey Efendimiz, bizi ve o inançta bizim önümüze geçmiş kimseler olan kardeşlerimizi bağışla ve sen inanmış olan kimseler için bizim kalplerimizde bir düğüm bırakma. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen bir çok acıyıcısın, bir şefkati süreklisin.

11- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar iki yüzlü oldular? Onlar o kitabın halkından gerçeği örtmüş kimseler olan kendi kardeşlerine: "Kesinlikle ki eğer siz çıkarılırsanız, kesinlikle ve kesinlikle biz de sizin beraberinizde çıkacağız ve biz sonsuz olarak size karşı hiçbirine itaat etmeyeceğiz ve eğer sizinle öldürüşülürse, kesinlikle ve kesinlikle biz size yardım edeceğiz" diyorlar. Ve Allah tanıklık ediyor şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

12- Kesinlikle ki eğer onlar çıkarılırlarsa, onlar (iki yüzlüler) onların beraberinde çıkmazlar. Ve kesinlikle ki eğer onlarla öldürüşülürse, onlar (iki yüzlüler) onlara yardım etmezler. Ve kesinlikle ki eğer onlar (iki yüzlüler) onlara yardım ederlerse, onlar (iki yüzlüler) o arkaları (başka tarafa) yakınlaştırırlar. Sonra onlar yardım da edilmezler.

13- Kesinlikle siz onların göğüslerinde ürkütme bakımından Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, onların kavramaz bir topluluk olması nedeniyledir.

14- Onlar, iyice korunmuş bir kasabalarda veya duvarların ötesinden başka, sizinle toplu olarak öldürüşemezler. Onların kendilerinin arasındaki bunalımları çetindir. Sen onları toplu halde olarak hesap edersin, oysa onların kalpleri ayrı haldedir. Bu, onların bağlantı kurmaz bir topluluk olması nedeniyledir.

15- (Onların örneği), kendilerinden bir yakın (zaman) önceki, kendi işlerinin ağır sonucunu tatmış olan kimselerin örneği gibidir. Ve bir acı azap onlar içindir.

16- (Onların örneği) o şeytanın örneği gibidir, hani o insana: "Sen gerçeği ört" demişti. Ne zaman ki o (insan) gerçeği örttüğünde, o (şeytan): "Şüphesiz ki ben senden ayrılıp uzaklaşanım, şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisi Allah'tan kaygılanırım" dedi.

17- Ve böylece ikisinin sonu şüphesiz ki o ateşte kalmak oldu, ikisi onda sürekli kalıcıdırlar. Ve bu, o haksızlık yapanların karşılığıdır.

18- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve bir benlik yarın için öncelediği şeye baksın. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

19- Ve siz o kimseler gibi olmayın ki onlar Allah'ı unuttular bu yüzden Allah da onlara kendi benliklerini unutturdu. İşte onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

20- O ateşin arkadaşları ile o bahçenin arkadaşları denk olmaz. O bahçenin arkadaşları, o başaranların ta kendileridir.

21- Eğer biz bu okunan (Kur'an)ı bir dağın üzerine indirseydik, sen onu kesinlikle saygı duyan çatlayan olarak görürdün. Ve bu örnekler, biz onları o insanlara ortaya koyuyoruz ki onlar iyice düşünsünler.

22- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. O, şefkati kapsamlıdır, şefkati süreklidir.

23- O, Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, hükümdardır, kutsaldır, esenlik verendir, güvenlik verendir, gözetip koruyandır, çok güçlüdür, istediğini yaptırandır, büyüklenendir. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

24- O Allah'tır ki, yaratıcıdır, kusursuz var edendir, suretlendirendir. O en iyi isimler, O'nundur. O göklerde ve o yerde olan şeyler, O'nu tesbih eder. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.


25 Ocak 2026 Pazar

MÜCADELE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Allah, o kadının sözünü kesinlikle işitmiştir ki o, kendisinin eşi hakkında seninle söz dalaşı yapıyor ve Allah'a yakınıyordu. Ve Allah da ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi görücüdür.

2- Sizden o kimseler ki kadınlarından sırt çeviriyorlar, onlar, onların anneleri değildir. Onların anneleri, onları doğurmuş olan kadınlardan başkası değildir. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle o sözden bir yadırgananı ve bir eğriltmeyi diyorlar. Ve şüphesiz ki Allah, (hataları) bir yok sayıcıdır, bir çok bağışlayıcıdır.

3- Ve o kimseler ki kadınlarından sırt çeviriyorlar, sonra dedikleri şeyi tekrar geri (alarak) dönüyorlarsa, artık dokunuşma öncesinden bir boyunduruk altındakini özgürleştirme vardır. Bu sizin kendisiyle öğütlenmekte olduğunuzdur. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

4- Fakat kim (bu özgürleştirmeyi) bulamadıysa, artık dokunuşma öncesinden birbirini izleyen iki ay oruç vardır. Fakat kim (oruca da) güç yetiremediyse, artık altmış iş göremezi doyurma vardır. Bu (ruhsatlar), sizin Allah'a ve O'nun elçisine inanmakta olduğunuz içindir. Bu, Allah'ın sınırlarıdır. Bir acı azap, o gerçeği örtücüleredir.

5- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, onlar kendilerinden önceki kimselerin baş aşağı edildikleri gibi baş aşağı edildiler ve biz kesinlikle apaçık ayetler indirdik. Ve bir alçaltıcı azap, o gerçeği örtücülerdir.

6- O gün Allah onları toplu olarak harekete geçirecek de, işledikleri şeyi onlara haberlendirecek. Allah onu adetlemiştir ve onlar ise onu unutmuşlardır. Ve Allah her bir şeyin üzerinde bir tanıktır.

7- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o göklerde olan şeyleri ve o yerde olan şeyleri biliyor? (Başka dinlemelerden) kurtarılmış söz* söyleyen üç kişi olmuyor ki O, onların dördüncüsü olmasın ve beş kişi olmaz ki O, onların altıncısı olmasın ve bundan daha aşağı ve daha çok olmaz ki O, onlar nerede olurlarsa onların beraberinde olmasın. Sonra O, o kalkışın gününde  işledikleri şeyi onlara haberlendirecek. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

*Necva ve türevlerini bu şekilde çevirme gerekçemiz, kelimenin kökü olan kurtarma anlamını dikkate almış olmamızdır.

8- Sen görmedin mi o kimseleri ki (başka dinlemelerden) kurtarılmış sözden vazgeçirilmişlerdi de, sonra kendisinden vazgeçirildikleri şeye tekrar dönüyorlar ve o günahla ve o düşmanlıkla ve o elçiye baş kaldırmayla (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz söylüyorlar. Ve onlar sana geldikleri zaman, seni bir şeyle esenliyorlar ki Allah seni onunla esenlemedi. Ve onlar kendi benliklerinde: "Allah bizi söylemekte olduğumuz şey nedeniyle azaplandırmalı değil miydi?" diyorlar. Onların hesabı cehennemdir. Onlar ona yaslanacakladır. Artık ne bunaltıcıdır o varış yeri.

9- Ey inanmış olan kimseler, siz (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz söyleyeceğiniz zaman, sakın o günah ve o düşmanlık ve o elçiye baş kaldırmayla (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz söylemeyin. Ve siz, o geniş gönüllülük ve o korunma bilinciyle (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz söyleyin. Ve siz, Allah'a karşı korunun ki siz O'na sürülüp toplanacaksınız.

10- O (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz, inanmış olan kimseleri üzmesi için ancak ve ancak o şeytandandır, oysa o onlara Allah'ın onayı olmadıkça zarar verici değildir. Ve artık o inananlar Allah'ı üstlenici edinsinler.

11- Ey inanmış olan kimseler, o oturum yerlerinde size, "Genişleyin"* denildiği zaman, hemen siz de genişleyin ki Allah da sizi genişletsin. Ve "(kararı uygulamak için) dikleşin" denildiği zaman siz de hemen dikleşin ki Allah da sizden inanmış olan kimseleri ve o bilgi verilmiş olan kimseleri kademelerle yükseltsin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

*Genişlemekten kastın, gelene yer vermek anlamında değil, oturumlarda başkalarına da söz hakkı vererek fikri açıdan bir genişlemenin kast edilmiş olduğunu söyleyebiliriz.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o elçiye (başka dinlemelerden) kurtarılmış söz söyleyeceğiniz zaman, artık siz (başka dinlemelerden) kurtarılmış sözünüzden önce bir bağış önceleyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır ve daha temizdir. Yok eğer siz (bağış) bulamadıysanız, artık şüphesiz ki Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

13- Siz, (başka dinlemelerden) kurtarılmış sözünüzden önce bir bağış öncelemekten korkuyla titrediniz mi? Madem ki siz (bağış) yapmadınız ve Allah size lütufla döndü, öyleyse siz de o kulluk görevini ayağa kaldırın ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat edin. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

14- Görmedin mi sen o kimseleri ki, onlar Allah'ın kendilerine hiddet gösterdiği bir topluluğa yakınlaştılar? Onlar sizden değildir ve onlardan da değildir. Ve onlar bilmekte oldukları halde o yalan üzerine bilinçli yemin ediyorlar.

15- Allah onlar için bir çetin azap hazırlamıştır. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şeyler ne kötüdür.

16- Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) O'nun yolundan uzaklaştırdılar. Artık bir alçaltıcı azap, onlar içindir.

17- Onların malları ve çocukları onları Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şeyle asla ihtiyaçsız bırakmayacaktır. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

18- O gün Allah onları toplu olarak harekete geçirecek de onlar size bilinçli yemin etmekte oldukları gibi O'na da bilinçli yemin edecekler ve onlar kendilerinin (doğru) bir şey üzerinde olduklarını hesap ediyorlar. Dikkat edin, şüphesiz ki onlar o yalancıların ta kendileridir.

19- O şeytan onları etki alanına almıştı da, o onlara Allah'ın hatırlatmasını unutturmuştu. İşte onlar o şeytanın grubudur. Dikkat edin, o şeytanın grubu o ziyan edenlerin ta kendileridir.

20- Şüphesiz ki o kimseler Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyuyorlar, işte onlar o aşağılıkların içindedir.

21- Allah: "Ben ve benim elçilerim kesinlikle ve keisnlikle yeneceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah bir çok kuvvetlidir, bir çok güçlüdür.

22- Sen, Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan bir toplululuğu Allah'a ve O'nun elçisine sınır koymuş olan, eğer ki onlar onların babaları veya onların kardeşleri veya onların oymağı de olsa,  kimseye gönül bağı kurar bulamazsın. İşte onlara, o inancı onların kalplerinde O yazmış ve onları kendisinden bir esinti ile güçlendirmiştir. Ve O, onları bahçelere girdirecek ki, onların altından o nehirler akar onlar onda sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuş ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın grubudur. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın grubu o başarıya eriştirilenlerin ta kendileridir


23 Ocak 2026 Cuma

HADİD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde olan şeyler,  Allah'ı tesbih etmiştir. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

2- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur.  O, yaşatır ve öldürür. Ve O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

3- O, ilktir ve sondur ve (kudreti) görünendir ve (kendisi) görünmeyendir. Ve O, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

4-  O ki, o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine (yönetime) denkleşti.  O, o yerin içine geçmekte olan şeyi ve ondan çıkmakta olan şeyi ve o gökten inmekte olan şeyi ve ona yükselmekte olan şeyi bilir. Ve O, siz nerede olursanız sizin beraberinizdedir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

5- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur. Ve o işler Allah'a döndürülür.

6-  O, o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de gecenin içine geçirir. Ve O, o göğüslerin sahip olduğunu bir en iyi bilicidir.

7- Siz, Allah'a ve O'nun elçisine inanın ve kendisine ardıl yapıldığınız şeylerden harcayın. Artık sizden inanmış harcamış olan kimseler var ya, bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

8- Ve size ne oluyor da Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa o elçi sizi Efendinize inanmaya çağırıyor ve O' da sizin yeminle bağlanmış sözünüzü almıştı. Eğer siz (buna) inananlar iseniz.

9- O ki, sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarmak için  kendisinin kulunun üzerine apaçık ayetler indiriyor. Şüphesiz ki Allah, size karşı kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

10- Ve size ne oluyor da Allah'ın yolunda harcamıyorsunuz? Oysa o göklerin ve o yerin mirası, Allah'ındır. Sizden o fethin öncesinden harcamış olan ve öldürüşmüş olan kimse denk olmaz. İşte onlar (o fethin) sonrasından harcamış olan ve öldürüşmüş olan kimselerden kademe bakımından daha büyüktür. Ve Allah her birine o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

11- Kimdir ki o, Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verir de, O'da onu onun için katlandırır, bir büyük emek karşılığı onun içindir.

12- Sen o gün o erkek inananları ve o kadın inananları ışıkları önlerinde ve sağlarında koşuyor olarak görürsün. (Onlara): "Bugün sizin müjdeniz bahçelerdir ki, onların altından o nehirler akar, onlarda sürekli kalıcılarsınız" (denilir).  Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

13- O gün o erkek ikiyüzlüler ve o kadın ikiyüzlüler inanmış olan kimselere: "Siz, bize bakın biz de sizin ışığınızdan korlanalım" der. Onlara: "Siz, ötenize dönün de bir ışık yoklayın" denildi. Akabinde onların arasına bir duvar vurulmuştur ki onun bir kapısı vardır. Onun içi ki, o şefkat onun içindedir ve onun dışı ki o azap onun tarafındandır.

14- (O ikiyüzlüler) onlara: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" diye seslenirler. Onlar da: "Evet, fakat siz kendi benliklerinizi ayarttınız ve beklediniz ve kuşkulandınız ve o boş dilekler Allah'ın (ölüm) buyruğu gelinceye kadar sizi aldattı ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu" dediler.

15- Artık bugün sizden ve gerçeği örtmüş olan kimselerden bir kurtulmalık alınmaz. Sizin sığınacak yeriniz o ateştir. O (ateş), sizin yakınınızdır. Ve ne bunaltıcıdır o varış yeri.

16- İnanmış olan kimselerin Allah'ın hatırlatmasına ve o gerçekten yana inmiş olan şeye karşı kalplerinin saygı duyma ve önceden o kitap verilmiş sonra üzerlerine o süre uzamış da kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmamaları vakti gelmedi mi? Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

17- Siz, Allah o yeri onun ölümünden sonra yaşatmakta olduğunu bilin. Biz (gözle görülen) o ayetleri kesinkes açıkladık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

18- Şüphesiz ki o erkek bağışçılar ve o kadın bağışçılar ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç vermiş olanlar için (karşılıkları) katlandırılır. Ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

19- Ve o kimseler ki Allah'a ve O'nun elçisine inandılar, işte onlar Efendilerinin yanında o doğru söyleyenlerin ve o tanıkların ta kendileridir. Onlara emek karşılıkları ve ışıkları vardır. Ve o kimseler ki gerçeği örttüler ve bizim ayetlerimizi yalanladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

20- Siz, bu yakın yaşamın ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanma ve bir süs ve kendi aranızda övünme ve o mallarda ve o çocuklarda çoğaltma yarışı olduğunu bilin. (Bu yakın yaşam) bir faydalı yağmurun örneği gibidir ki onun bitkisi o (toprağı) örtücüleri şaşırtmıştır, sonra (o bitki) olgunlaşır böylece sen de onu sararmış olarak görürsün, sonra (o bitki) bir kırıntı olur. Ve o sonraki (yaşamda gerçeği örtücülere) bir çetin azap ve (inananlara ise) Allah'tan bir bağışlama ve bir hoşnutluk vardır. Ve o yakın yaşam, o aldatıcının bir yararlığından başkası değildir.

21- Siz, Efendinizden bir bağışlamaya ve bir bahçeye yarışın ki onun boyutu o göğün ve o yerin boyutu kadardır. O (bahçe) Allah'a ve O'nun elçisine inanmış olan kimseler için hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın lütfudur ki onu dileyeceği kimseye verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

22- O yerde ve sizin benliklerinizde herhangi bir musibet değmiyor ki bizim onu ortaya çıkarmamız öncesinden bir kitapta olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

23- (Böyle olması), sizden kaçmış olan şeye üzülmemeniz ve size verdiği şeye sevinmemeniz içindir. Ve Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez.

24- O kimseler ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

25- Ant olsun ki elçilerimizi o apaçık delillerle gönderdik ve biz o insanların o hakkaniyeti ayakta tutmaları için onların beraberinde o kitabı ve o teraziyi indirdik. Ve biz demiri de indirdik ki onda bir çetin bunalım ve o insanlara faydalar vardır. Ve (böyle olması) Allah'ın, O'na ve O'nun elçilerine algılayamaz durumda oldukları halde kim yardım ediyor diye bilmesi  içindir. Şüphesiz ki Allah bir çok kuvvetlidir, bir çok güçlüdür.

26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik ve biz ikisinin soyunda o haberciliği ve o kitabı devamlı kıldık. Böylece onlardan doğruya iletilen de vardır. Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

27- Sonra biz elçilerimizi onların izleri üzerinde peşine düşürdük ve biz Meryem'in oğlu İsa'yı da (elçilerin) peşine düşürdük ve biz ona İncil'i verdik ve biz onu izlemiş olanların kalplerine bir acıma (duygusu) ve bir şefkat koyduk. Ve ruhbaniyeti ise, onlar onu örneksiz olarak türettiler, biz onu onların üzerine yazmamıştık, ancak Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmek için (onu türettiler). Ne var ki onlar, onun güdülmesinin hakkını vererek güdemediler. Hal böyleyken biz onlardan inanmış olan kimselerin emek karşılığını verdik. Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

28- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'nun elçilerine inanın ki, kendisinin şefkatinden iki hisse versin ve sizin için bir ışık oluştursun ki siz onunla yürürsünüz ve sizi bağışlasın. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

29- (Böyle olması) o kitabın halkının Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini ve o lütfun Allah'ın elinde olduğunu ve onu dileyeceği kimseye vereceğini bilmesi içindir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

 

21 Ocak 2026 Çarşamba

VAKIA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O düşüş (kıyamet) gerçekleştiği zaman.

2- Onun düşüşünü bir yalanlayıcı olmaz.

3- (O, kimini) alçaltıcıdır, (kimini de) yükselticidir.

4- 5- 6- 7- O yer bir sarsılmayla sarsıldığı ve o dağlar bir ufalanmayla ufalandığı, böylece bir saçılmış toz tanesi olduğu ve siz de üç eş (sınıf) halinde olduğunuz zaman.

8- İşte o uğurlu konumun arkadaşları, ama nasıldır o uğurlu konumun arkadaşları.

9- Ve o uğursuz konumun arkadaşları, ama nasıldır o uğursuz konumun arkadaşları.

10- Ve o öne geçenler de o öne geçenlerdir.

11- 12- İşte onlar, o nimet bahçelerinde o yakınlaştırılmışlardır.

13- 14- (Onlar), o ilklerden kalabalık bir topluluktur ve o sonrakilerden ise bir azdır.

15- (Onlar altın işlemelerle) örülmüş koltuklar üzerindedirler.

16- Onlar, onların üzerinde rahatça dayananlar olarak karşı karşıyadırlar.

17- 18- Kalıcılaştırılmış gençler bir su gözesinden (doldurulmuş) bardaklarla ve ibriklerle ve kadehle onların üzerinde dolaşır.

19- Onlar bunlardan (dolayı başları ağrıdan) çatlatılmazlar ve kendilerinden geçirilmezler.

20- Ve meyve ki onların seçip beğendiklerinden.

21- Ve kuş eti ki onların şiddetle arzu etmekte olduklarından.

22- 23- Ve korumaya alınmış o inci örneği gibi iri belirgin gözlüler.

24- (Bütün bunlar) onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılıktır.

25-  Onlar, bunlarda bir amaçsız söz ve bir günaha sokma işitmezler.

26- "Selam, selam" sözü başka.

27- Ve o sağın arkadaşları, ama nasıldır o sağın arkadaşları.

28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- (Onlar), bir dikensiz sedirde ve birbiri içine girmiş muzda ve uzatılmış gölgede ve çağlayıp akan suda ve (arkası) kesilmemiş ve (yenilmekten) alıkonulmamış birçok meyvede ve yükseltilmiş yaygılardadırlar.

35- 36- 37- 38- Şüphesiz ki biz o kadınları o sağın arkadaşları için (yeni) bir oluşturmayla oluşturduk da biz onları eşlerine düşkün uyumlu körpeler olarak yaptık.

39- 40- (Onlar), o ilklerden kalabalık bir topluluktur ve o sonrakilerden de kalabalık bir topluluktur.

41- Ve o solun arkadaşları, ama nasıldır o solun arkadaşları.

42- 43- 44- (Onlar ise), kavurucu ateşte ve kaynar suda ve boğucu dumandan dolayı bir serinliği ve bir değeri olmayan bir gölgededir.

45- Şüphesiz ki onlar bundan önce refahla şımartılmışlardı.

46- Ve onlar o büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47-48- Ve onlar: "Biz ve bizim o ilk atalarımız da öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" diyorlardı.

49- 50- Sen de ki: "Şüphesiz ki o ilkler de ve o sonrakiler de. Onlar bir bilinmiş günün belirlenmiş vakti kesinlikle toplanmış olacaklardır."

51- 52- 53- 54- 55- Sonra şüphesiz ki siz ey o sapkınlar, o yalanlayıcılar, siz zakkumdan bir ağaçtan kesinlikle yiyenler, böylece ondan o karınları dolduranlar, sonra onun üzerine o kaynar sudan içenlersiniz, hem de (onu) o susuzluktan delirmiş develerin içişi gibi içenlersiniz.

56- Bu, o karşılığın günü onların ikramıdır.

57- Biz, sizi yarattık, öyleyse siz (bunu) doğrulamalı değil misiniz?

58- Şimdi siz akıtmakta olduğunuz şeyi gördünüz mü?

59- Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz miyiz o yaratıcılar?

60- 61- Biz, sizin aranızda o ölümü takdir ettik ve biz sizi, sizin örneklerinizle değiştirmemiz ve biz sizi, sizin bilemeyeceğiniz şeyde (yeniden) oluşturmak üzerine önüne geçilmişler de değiliz.

62- Ve ant olsun ki siz o ilk oluşturmayı bildiniz, öyleyse siz (bunu) hatırlamalı değil misiniz?

63- Şimdi siz ekmekte olduğunuz şeyi gördünüz mü?

64- Siz mi onu ekiyorsunuz, yoksa biz miyiz o ekiciler?

65- 66- 67- Eğer biz dileseydik, onu kesinlikle kırıntı yapardık da böylece siz: "Şüphesiz ki biz borç yükü altında ezilmişleriz. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" diye ah vah etmekte olanlardan olurdunuz.

68- Şimdi siz o suyu gördünüz mü ki siz içmektesiniz?

69- Siz mi onu yağmur bulutundan indiriyorsunuz, yoksa biz miyiz o indiriciler?

70- Eğer biz dileseydik, onu tuzlu acı yapardık, öyleyse siz şükretmeli değil misiniz?

71- Şimdi siz o ateşi gördünüz mü ki siz tutuşturmaktasınız?

72- Siz mi oluşturdunuz onun ağacını, yoksa biz miyiz o oluşturucular?

73- Biz onu bir hatırlatma ve o çöl yolcularına bir yararlanma yaptık.

74- Öyleyse sen o büyük Efendinin ismini tesbih et.

75- Artık hayır. Ben o yıldızların düşüş yerlerine yemin ederim.

76- Şüphesiz ki o, eğer siz bilirseniz kesinlikle bir büyük yemindir.

77- Şüphesiz ki o, bir değerli okunan (Kur'an)dır.

78- (O), korumaya alınmış bir kitaptadır.

79- Ona, o temizlenen (melek)lerden başkası dokunamaz.

80- (O), o tüm insanların Efendisinden bir indirilmedir.

81- Şimdi bu sözü siz (inanmadığınız halde) yağlayanlar mısınız?

82- Ve siz rızkınızı (bu kitabı) yalanlamanız mı yapıyorsunuz?

83- Hele (can) o boğaza ulaştığı zaman.

84- Ve siz o zaman (çaresizce) bakıyorsunuz.

85- Ve biz ona sizden daha yakınız, fakat siz göremezsiniz.

86- Şimdi siz eğer ki karşılık görecekler değil iseniz.

87- Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, onu (canı) döndürebiliyorsanız (geri döndürün).

88- 89- Şimdi eğer o (ölen), o yakınlaştırılmışlardan ise, artık o(nun karşılığı) bir ferahlık ve bi hoş koku ve bir nimet bahçesidir.

90- 91- Ve eğer o (ölen), o sağın arkadaşlarından ise (ona): "O sağın arkadaşlarından selam sana" (denilir).

92- 93- 94- Ve eğer o (ölen), o yalanlayıcılardan, o sapkınlardan ise, artık (ona) kaynar sudan bir ikram ve bir şiddetli ateşe yaslanış vardır.

95- Şüphesiz ki bu o kesinkes bilginin ta kendisidir.

96- Öyleyse sen o büyük Efendinin ismini tesbih et.


18 Ocak 2026 Pazar

RAHMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Şefkati kapsamlı (Allah), o okunan (Kur'an) ı öğretti, o insanı yarattı, ona açıklığa kavuşturmayı öğretti.

5- O güneş ve o ay, bir hesap iledir.

6- O bitki ve o ağaç ikisi secde eder.*

*Onlar için koyduğu yasalara boyun eğer.

7- 8- Ve o gök, O onu yükseltmiş ve siz o terazide taşkınlık yapmayasınız diye o tartıyı koymuştur. 

9- Ve siz de o tartıyı hakkaniyetle tutun ve o teraziyi ziyan ettirmeyin.

10- Ve o yer, O onu o canlılara (hazırlayıp) koydu.

11- 12- Onda meyve ve o tomurcukların sahibi hurma ve o sapın sahibi o dane ve o hoş kokulu bitkiler vardır.

13- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

14- O, o insanı (ateşte pişmiş) o çanak çömlek gibi (tın tın ses çıkaran) kuru çamurdan yarattı.

15- Ve o cann'ı da alevi karışıp duran (dumansız) ateşten yarattı.

16- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

17- (O), (güneşin) iki doğum yerinin Efendisidir ve (güneşin) iki batım yerinin de Efendisidir.

18-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

19- O, o iki su kütlesini birbiriyle karşılaşacak halde salıverdi.

20- İkisinin arasında bir engel vardır (birbirlerine karşı) saldırganlık yapmazlar.

21- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

22- İkisinden de o inci ve o mercan çıkar.

23-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

24- Ve o kütlesinde o (yelkenleri) bayraklar gibi olan o akıp giden yapılmış (gemi)ler, O'nundur.

25- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

26- Onun (yerin) üzerinde olan her kimse, bir geçicidir.

27- Ve senin o erişilmezliğin ve o değerin sahibi Efendinin yüzü ise, kalır.

28- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

29- O göklerde ve yerde olan kimseler, O'ndan talep eder. O, her gün bir icraattadır.

30-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

31- Ey o iki ağırlık, biz sizin için de boş kalacağız.

32- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

33- Ey o cin ve o insan oymağı, eğer sizin gücünüz o göklerin ve o yerin sınırlarını delip geçmeye yetiyorsa, haydi siz delip geçin. Siz bir (aşabilme) yetkisi olmadıkça, sınırları delip geçemezsiniz.

34-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

35- İkinizin üzerine ateşten bir sel ve bir kızıl duman gönderir de artık birbirinize yardım edemezsiniz.

36- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

37- Artık o gök yarılıp da o erimiş yağ gibi bir kızıl gül olduğu zaman.

38- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

39- İşte o gün ne bir insanın ve ne bir cinnin kendi arkaya takılı suçundan (bilgi) talep edilmez.

40- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

41- O suç işleyenler kendilerinin alametiyle tanınır da o perçemlerden ve o ayaklardan tutulur.

42- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

43- Bu, cehennemdir ki, onu o suçlular yalanlıyordu.

44- Onlar, onunla fokur fokur kaynar suyun arasında dolaşır.

45- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

46- Ve iki bahçe, kendisinin Efendisinin mevkiinden kaygılanmış olan kimse içindir.

47- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

48- (Bu iki bahçenin ağaçları meyveli) dallar sahibidir.

49- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

50- Akmakta olan iki göze, o ikisindedir.

51- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

52- Her bir meyveden iki çift, o ikisindedir.

53-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

54- Onlar (iki bahçede) yaygıların üzerinde rahatça dayanan haldedirler, onların örtüleri kalın ipektendir. Ve iki bahçenin (meyvesinin) devşirmesi de yakındır.

55- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

56- O bakışı (eşlerine) kısaltan, onlardan önce ne bir insanın ve ne bir cannın bekaretini bozmadığı (kadın)lar, onlardadır.

57- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

58- Onlar, o yakut ve o mercan gibidirler.

59- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

60- O iyiliğin karşılığı, o iyilikten başkası mıdır?

61- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

62- Ve iki bahçe daha o ikinin berisinden vardır.

63- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

64- (O iki bahçe de) kopkoyu yeşildirler.

65- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

66- Püsküren iki göze, o ikisindedir.

67- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

68- Meyve ve hurma ve nar, o ikisindedir.

69- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

70- Hayırlı iyi (kadın)lar, onlardadır.

71- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

72- Onlar, o çadırlarda (eşlerine) özel kılınmış belirgin (gözlü)lerdir.

73- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

74- Onlardan önce onların bekaretini ne bir insan ne bir can bozmadı.

75- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

76-  Onlar (iki bahçede) yeşil yastık ve iyi abkari döşekler üzerinde rahatça dayanan haldedirler.

77-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

78- Senin o erişilmezliğin ve o değerin sahibi Efendinin bereketi süreklidir.


14 Ocak 2026 Çarşamba

KAMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O an yaklaştı ve o ay yarıldı.* 

* Tefsirler bu ayet hakkında bir mucize olarak ayın ortadan ikiye yarıldığı konusunda görüş belirtmiş olmalarına karşın, şakkul kamer ifadesinin Araplarda ebedi bir deyim olarak "Gerçeğin ortaya çıkması" anlamında kullanılması da vardır. Eğer gerçekleşmiş ve gözle görülen bir ayet olsaydı, Kur'an'da birçok yerde müşriklerin bu isteklerinin ret edilmiş olması ve İsra s. 59. ayetinde Semud'a gönderilen gözle görülen ayet olan dişi devenin öldürülmesi sonucunda o topluluğun helakı göz önüne alındığında ayın yarılması eğer gözle görülen bir ayet olsaydı, Mekke müşriklerinin de helak edilmesi bir Sünnetullah gereği idi.

2- Ve eğer onlar bir ayet görseler, kayıtsız kalırlar ve: "(Bu), bir sürüp giden büyüdür" derler.

3- Ve onlar yalanladılar ve kendi keyfi eğilimlerini izlediler ve her bir işin sabitleşiciliği vardır.

4- Ve ant olsun ki onlara o haberlerden gelmiştir ki onda sert ikaz edilmişlikler vardır.

5- (O haberler), bir hedefe ulaşan bilgeliktir. Oysa o uyarıcılar ihtiyaçsız bırakmıyor.

6- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. O gün o çağırıcı yadırgatıcı bir şeye çağırır.

7- 8- Onların gözleri (öne eğik) saygılı bir vaziyette, yayılan çekirgeler gibi boyunlarını uzatanlar olarak, onlar (develer gibi) o çağrıcıya doğru o mezarlardan çıkarlar. O gerçeği örtmüş olanlar: "Bu, bir zorlayıcı gündür" derler.

9- Onların öncesi Nuh'un topluluğu yalanlamıştı, artık onlar bizim kulumuzu yalanlamışlar ve: "(O), bir cinlenmiş" demişler ve o sertçe ikaz edilmişti.

10- Bunun üzerine o da kendisinin Efendisini: "Şüphesiz ki ben yenilmiş biriyim, artık sen yardım et" diye çağırdı.

11- Derken biz de o göğün kapılarını bir boşalan su ile açtık.

12- Ve biz o yeri de gözeler halinde fışkırttık, böylece o su(yun ikisi) kesinlikle ölçülmüş bir buyruk üzerine karşılaştı.

13- Ve biz onu (tahta) levhaların ve çivilerin sahibi (geminin) üzerinde taşıdık.

14- O (gemi), kendisine karşı gerçek örtülmüş olan o kimseye bir karşılık olarak bizim gözlerimiz(in önün)de akıyordu.

15- Ve ant olsun ki biz onu bir ayet olarak bıraktık, o halde bir hatırlayan var mı?

16- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

17- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

18- Ad'da yalanlamıştı, artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

19- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir sürüp giden felaket gününde, bir uğultulu sert rüzgâr gönderdik.

20- O (rüzgar), o insanları sökülen hurma kütükleri gibi çekip alıyordu.

21- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

22- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

23- 24- 25- Semud'da o uyarıcıları yalanladı da onlar: "Bizden bir tek beşeri mi biz onu mu izleyeceğiz? Şüphesiz ki biz o takdirde bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindeyiz. O hatırlatma bizim aramızdan onun üzerine mi bırakıldı? Hayır bu, bir çok yalancı küstahtır" dediler.

26- 27- 28- (Biz de Salih'e): "Onlar o çok yalancı o küstah kimmiş yarın bilecekler. Şüphesiz ki biz o dişi deveyi bir deneme olarak onlara göndericileriz, artık sen onları gözle ve direnç göster. Ve sen onlara o suyun aralarında bir paylaşım ile olduğunu haber ver. Her bir (sıralı) içiş (için), (sıra sahibi) hazır bulunmuş (olacak)tır" (dedik).

29- Buna rağmen onlar arkadaşlarına seslendiler, hemen o da verdi (bıçağı)  böylece (deveyi) ayaklarından kesti.

30- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

31- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir tek korkunç ses gönderdik de böylece onlar o ağılın kuru otu gibi oldular.

32- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

33- Lut'un topluluğu da o uyarıcıları yalanladı.

34- 35- Şüphesiz ki biz onların üzerine Lut'un ailesi dışında bir kızgın taş yağdıran fırtına gönderdik. Biz, onları bizim yanımızdan bir nimet olarak bir seher vakti kurtardık. Biz, şükretmiş olan kimseye böyle karşılık veririz.

36- Ve ant olsun ki o, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı da onlar o uyarılara karşı tereddüte düşmüşlerdi.

37- Ve ant olsun ki onlar onun konuklarından dolayı ona istekte bulunmuşlardı, bunun üzerine biz de onların gözlerini(n görmelerini) silmiştik, artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

38- Ve ant olsun ki bir erken sabitleşici azap onları sabahlatmıştı.

39-  Artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

40-  Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

41- Ve ant olsun ki Firavun'un hanedanına da o uyarıclar gelmişti.

42- Onlar bizim ayetlerimizin hepsini yalanladılar, bunun üzerine biz de onları çok güçlünün, güç yetiricinin bir tutmasıyla tutuverdik.

43- Şimdi, sizin gerçeği örtücüleriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa o yazılı metinlerin içindeki (azaptan) bir ayrılma uzaklaşma sizin için midir?

44- Yoksa onlar: "Biz, (birbirimize) yardım eden bütünüz" mü diyorlar?

45- O bütünlük hezimete uğrayacak ve onlar (kaçarak) o arkalarını (başka tarafa) yakınlaştıracaklar.

46- Hayır, o an onların söz verilen zamanlarıdır ve o an daha feci ve daha süreklidir.

47- Şüphesiz ki o suç işleyenler, bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindedir.

48- O gün onlar o ateşte: "Siz, tadın kavuranın dokunuşunu" (denilerek) yüzlerinin üzerine sürüklenecekler.

49- Şüphesiz ki biz her bir şeyi, biz onu bir ölçüyle yarattık.

50- Ve bizim buyruğumuz o gözün açıp kapaması(zamanı)ndan başkası değildir.

51- Ve ant olsun ki biz sizin (önceki) taraftarlarınızı yok ettik, o halde bir hatırlayan var mı?

52- Ve her bir şey, onu işledikleri o yazılı metinlerin içindedir.

53- Ve (işlenen) her bir küçük ve büyük satırlan(arak yazıl)mıştır.

54- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve nehirlerdedir.

55- Güç yetirici bir hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.


11 Ocak 2026 Pazar

NECM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kaydığı zaman o yıldıza ant olsun ki...

2- Sizin arkadaşınız sapmadı ve azmadı.

3- Ve o, o keyfi eğilimden konuşmuyor.

4- O (konuştuğu), vahyedilmekte olan bir vahiyden başkası değildir.

5- 6- (Onu), ona o kuvvetlerin çetini, bir donanımın sahibi öğretti. Derken o denkleşti.

 7- 8- 9- 10- Ve o, o en yüce ufuktaydı, sonra o yaklaştı, derken sarktı. Böylece o, iki yay mesafesi veya daha yakın oldu. Böylece o, O'nun kuluna vahyettiği şeyi (ona) vahyetti.

11- O gönül, gördüğü şeye karşı yalan söylemedi.

12- Şimdi siz, onun görmekte olduğu şey üzerinde onu tereddüte düşürmeye mi çalışıyorsunuz?

13- 14- Ve ant olsun ki o, onu diğer bir inişte o son sınırın sedir ağacı yanında görmüştü.

15- O me'vanın (barınağın) bahçesi onun yanındadır.

16- Hani o sedir ağacını kaplamakta olan şey kaplıyordu.

17- O göz yamulmadı ve taşkınlık yapmadı.

18- Ant olsun ki o, kendisinin Efendisinin ayetlerinden o en büyüğünü gördü.

19- 20- Şimdi siz Lat'ı ve Uzza'yı gördünüz mü? Ve o sonraki üçüncü Menat'ı?

21- O erkek sizindir de o dişi O'nun mudur?

22- Bu, o takdirde bir insafsız paylaştırmadır.

23- Onlar bir takım isimlerden -ki onları siz ve sizin atalarınız isimlendirmiş, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir- başkası değildir. Onlar o kanıdan ve o benliklerin kaymakta olduğu şeyden başkasını izlemiyorlar. Ve ant olsun ki onlara Efendilerinden o doğruya ileten gelmiştir.

24- Yoksa o insana dilekte bulunduğu şey mi var?

25- O sonraki (yaşam) ve bu ilk (yaşam) Allah'ındır.

26- Ve o göklerde melekten nicesi vardır ki onların eşlikçiliği, Allah'ın dileyeceği ve hoşnut olacağı kimseye onay vermesi sonrasından başka kimseyi hiçbir şeyden ihiyaçsız bırakmaz.

27- Şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz o kimseler, o melekleri o dişinin isimlendirmesiyle isimlendiriyorlar.

28- Ve bu konuda herhangi bir bilgi onlar için yoktur. Onlar, o kanıdan başkasını izlemiyorlar. Şüphesiz ki o kanı ise gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz.

29- Artık sen bizim hatırlatmamızdan (başka tarafa) yakınlaşmış ve o yakın yaşamdan başkasını istememiş olan kimseden kayıtsız kal.

30- Bu, onların bilgiden ulaştıkları seviyedir. Şüphesiz ki senin Efendin kendisinin yolundan sapmış olan kimseyi en iyi bilenin ta kendisidir ve O, doğruya iletilen kimseyi de en iyi bilendir.

31- Ve o göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler, Allah'ındır. Sonunda O, kötülük etmiş olan kimselere işledikleri nedeniyle karşılık verecek ve iyilik etmiş olan kimselere de o daha güzeliyle karşılık verecektir.

32- O kimseler ki, onlar o sürçmeler dışında o günahın büyüklerinden ve o hayasızlıklardan uzak dururlar. Şüphesiz ki senin Efendinin o bağışlaması kapsamlıdır. O, sizi o yerden oluşturduğu zaman ve siz annelerinizin karınlarında ceninler olduğunuz zaman sizi en iyi bilendir. O halde siz sakın kendi benliklerinizi arındırmayın. O, korunmuş olan kimseyi en iyi bilendir.

33- Şimdi sen (başka tarafa) yakınlaşmış olan kimseyi gördün mü?

34- Ve o bir az verdi ve eli sıkılaştı.

35- O algılanamayanın bilgisi onun yanındadır da o mu görüyor?

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- 50- 51- 52- 53- 54- Yoksa Musa'nın sahifelerindeki ve İbrahim'in (sayfasında) -ki o, (görevini) tastamam yapmıştı- bir ağır yük taşıyıcı ötekinin ağır yükünü taşımaz diye ve o insan için ancak çabaladığı şey vardır diye ve onun çabalamasının ileride görülecek olduğu, sonra onun o tastamam karşılık ile karşılıklanacağı ve son varışın senin Efendine olduğu ve O'nun güldürenin ve ağlatanın ta kendisi olduğu ve O'nun öldürenin ve yaşatanın ta kendisi olduğu ve O'nun, bir döllenmiş hücreden akıtılmakta olduğu zaman o erkek ve o dişi iki eşi yaratanın ta kendisi olduğu ve o sonraki oluşturmanın da kendisinin üzerinde olduğu ve O'nun ihtiyaçsız kılanın da kanaatkâr kılanın da ta kendisi olduğu ve O'nun Şi'ra (yıldızı) nın Efendisinin ta kendisi olduğu ve O'nun ilk Ad'ı ve Semud'u yok eden kalıcı bırakmayan olduğu ve önceden Nuh'uh topluluğunu - şüphesiz ki onlar daha haksızlık yapan ve daha taşkınlık yapanların ta kendileriydi- (yok eden olduğu) ve o yönü (altı üstüne gelerek) değişmiş  şehirleri yere çarparak onlara kaplattığı şeyi kaplatmış olanın (olduğu yazan) şeyler ona haber edilmedi mi?

 55- Şimdi sen Efendinin hangi kudret nimetinden tereddüte düşüyorsun?

56- Bu, o ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

57- O yaklaşan zaman yaklaştı.

58- Onun (gizlilik örtüsünü) Allah'ın berisinden bir kaldırıcısı yoktur.

59- Şimdi siz bu sözden (sebep) mi şaşarsınız?

60- Ve siz gülersiniz de ağlamazsınız

61- Ve siz diklenenlersiniz.

62- Haydi siz Allah'a secde edin ve kulluk edin.


9 Ocak 2026 Cuma

TUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- O Tur'a ve yayılmış ince deriye satırlan(arak yazıl)mış kitaba ve o (İbrahim ve İsmail tarafından) onarılmış ev (Kabe'y)e ve o yükseltilmiş tavana (göğe) ve kaynatılmış su kütlesine ant olsun ki...

7- Şüphesiz ki senin Efendinin azabı kesinlikle (tepelerine) düşücüdür.

8- Onu hiçbir savıcı yoktur.

9- O gün o gök bir çalkalanışla çalkalanarak yürür.

10- Ve o dağlar bir yürümeyle yürür.

11- Artık yazıklar olsun o gün o yalanlayanlara.

12- O kimseler ki onlar bi dalmanın içinde oynamaktadırlar.

13- 14- 15- 16- O gün onlar cehennemin ateşine: "Bu o ateştir ki siz onu yalanlamaktaydınız. Bu, bir sihir midir yoksa siz görmez misiniz? Siz, ona yaslanın da artık ister direnç gösterin ister direnç göstermeyin size denktir. Siz ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylere karşılık görüyorsunuz" (denilerek) bir itilmeyle itilecekler.

17- 18- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği meyvelerle lezzetlenenler olarak bahçelerde ve nimetler içindedir. Ve Efendileri onları o şiddetli ateşin azabından korumuştur.

19- 20- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle sıralanmış haldeki koltuklara rahatça dayananlar olarak afiyetle yeyin ve için" (denilir). Biz onları iri belirgin gözlülerle eşlendirmişizdir.

21- Ve o kimseler ki inandılar ve onların soyları da onları inançlı olarak izlediler, biz onlara soylarını da kattık ve biz onların işlerinden hiçbir şey de eksiltmedik. Her bir kişi kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.

22- Ve biz onları şiddetle arzu etmekte oldukları şeylerden meyve ve et ile takviye ettik.

23- Onlar, onlarda (bahçelerde) bir kadeh tokuştururlar ki onda amaçsız söz ve günah olmaz.

24- Ve onların üzerinde kendilerine mahsus oğlan çocukları dolaşır, onlar korumaya alınmış inci gibidirler.

25- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

26- 27- 28- Onlar: "Şüphesiz ki biz önce ailemizin içinde (azap görmekten) korkuyla titreyenler idik. Şimdi Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu ve bizi kavurucu ateşten korudu. Şüphesiz ki biz önceden O'nu çağırıyorduk. Şüphesiz ki O, geniş gönüllünün, şefkati süreklinin ta kendisidir" dediler.

29- O halde sen hatırlat, zira sen Efendinin nimetiyle bir kahin değilsin ve bir cinlenmiş te değilsin.

30- Yoksa onlar: "(O) bir şairdir, biz ona zamanın felaketlerini bekliyoruz" mu diyorlar?

31- Sen de ki: "Siz bekleyin, artık şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

32- Yoksa onlara bunu kendi hayalleri mi buyuruyor? Yoksa onlar taşkınlık yapan bir topluluk mudur?

33- Yoksa onlar: "Onu kendisi (uydurup) söyledi" mi diyorlar? Hayır onlar inanmazlar.

34- Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi onlar da onun örneği bir söz getirsinler.

35- Yoksa onlar hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa o yaratıcılar kendileri mi?

36- Yoksa o gökleri ve o yeri onlar mı yarattı? Hayır onlar kesinkes inanmazlar.

37- Yoksa senin Efendinin depoları, onların yanında mıdır? Yoksa onlar yetkiyi ellerinde tutanlar mıdır?

38- Yoksa bir merdiven onlarındır da onda (göğü mü) dinliyorlar? Öyleyse onların dinleyicileri bir apaçık yetki getirsin.

39- Yoksa o kızlar O'nundur da o oğullar sizin midir?

40- Yoksa sen onlardan bir emek karşılığı talep ediyorsun da onlar mı bir borç yükünden dolayı ezilmiş olanlar?

41- Yoksa o algılanamayanan onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

42- Yoksa onlar bir plân kurmak mı istiyorlar? Öyleyse gerçeği örtmüş olan kimseler plân kurulanların ta kendileridir.

43- Yoksa Allah'ın dışında bir tanrı onların mıdır? O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

44- Ve eğer onlar o gökten bir parça düşücü olarak görseler: "(Bu), bir yığın haline gelmiş ağır buluttur" derlerdi.

45- Artık sen onları karşılaşacakları günlerine kadar bırak ki onlar onda yıldırımla çarpılacaklar.

46- O günde onların plânları onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız bırakmaz ve onlar yardım da edilmezler.

47-Şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere bunun berisinden bir azap daha vardır, fakat onların tamamı bilmezler.

48- Ve sen Efendinin kararına (karşı görevinde) direnç göster, çünkü sen şüphesiz ki bizim gözlerimiz(in önünde)sin ve sen ayağa kalktığın vakit Efendini her türlü eksiklikten uzak tut.

49- Ve  geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o yıldızların (kaybolması) arkasında da (bunu yap).


7 Ocak 2026 Çarşamba

ZARİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Bir savurmayla o savuran (rüzgar)lara, böylece bir yük taşıyan o (bulut)lara, bir kolaylıkla akıp giden o (gemi)lere, o bir iş paylaştıran (melek)lere ant olsun ki.

5- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle doğrudur.

6- Ve şüphesiz ki o karşılık kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

7- 8- O intizam sahibi göğe ant olsun ki, şüphesiz ki siz kesinlikle bir aykırı söz içindesiniz.

9- Ondan (aykırı sözden) yön değiştirilmiş kimse yön değiştirilir.

10- Kahrolsun o azılı saçmalayıcılar.

11- O kimseler ki, onlar bir dalgınlık içinde yanılanlardır.

12- Onlar: "O karşılığın günü ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.

13- 14- O gün onlar: "Siz denenmenizi(n sonucunu) tadın. Bu o şey ki, siz onun çabuklaşmasını istemekte idiniz" (denilerek) o ateşin üzerinde denenecekler.

15- 16- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği şeyleri alıcılar olarak bahçelerde ve su gözelerindedir. Şüphesiz ki onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

17- Onlar geceden bir az uyurlardı.

18- Ve o seherlerde onlar bağışlanma isterlerdi.

19- Ve onların mallarında talep edici (dilenci) ve yoksun bırakılmışlar için bir hak vardı.

20- 21- O kesinkes inananlar için ve kendi benliklerinizdeki ayetler o yerdedir. Siz hiç görmez misiniz?

22- Ve sizin rızkınız ve söz verilmekte olduğunuz şey, o göktedir.

23- Şimdi o göğün ve o yerin Efendisine ant olsun ki, şüphesiz ki o sizin konuşmakta olmanız gibi kesinlikle bir gerçektir.

24- İbrahim'in o değer verilmiş konuklarının olayı sana geldi mi?

25- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O: "Selâm" demişti. (İçinden de) "Tanınmayan bir topluluk " (diyordu).

26- 27- Bunun üzerine o (kimseye) sezdirmeden ailesine yönelmiş, hemen bir semiz buzağı getirmişti de onu onlara yaklaştırmış: "Siz yemez misiniz?" demişti.

28- Bunun üzerine o, onlardan dolayı içine bir kaygı düşürmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma" demişler ve ona bir bilgin oğlan çocuğu müjdelemişlerdi.

29- Bunun üzerine onun karısı bir çığlık içinde yönelmişti de kendisinin yüzünü tokatlamaya başlamış ve: "(Ben) bir yetersiz kuru (halimle mi?) demişti.

30- Onlar: "Bu böyledir. Senin Efendin böyle dedi. Şüphesiz ki O, en bilgenin, en iyi bilicinin ta kendisidir" demişlerdi.

31- O: "Sizin başka diyeceğiniz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

32- 33- 34- 35- 36- 37- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa, onların üzerine senin  Efendinden o savurganlık yapanlara alametlenmiş olarak çamurdan taşlar göndermemiz için gönderildik. Böylece biz ondaki o inananlardan olan kimseleri çıkardık. Ne var ki biz onda o teslim olanlardan bir evden başkasını da bulamadık. Ve biz onda o acı azaba kaygılanmakta olan kimselere bir ayet bıraktık" demişlerdi.

38- Ve Musa'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onu bir apaçık yetkiyle Firavun'a göndermiştik.

39- Buna karşın o bütün dayanağıyla (başka tarafa) yakınlaşmış ve: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" demişti.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o kendisini kınayıcı bir halde iken o denizin içine fırlatıp atmıştık.

41- Ve Ad'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onların üzerine o kuru rüzgarı göndermiştik.

42- O (rüzgar) üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu un ufak hale getirmişti.

43- 44- Ve Semud'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani onlara: "Siz, bir süreye kadar yararlanın" denilmişti de onlar Efendilerinin emrinden (uzaklaşıp) diklenmişler, bunun üzerine onlar bakıp dururken o yıldırım onları tutmuştu.

45- Artık onlar ayağa kalkmaya güç yetiremediler ve kendilerine yardım edenler de olamadılar.

46- Ve önceden Nuh'un topluluğunu da (o kimselere bir ayet bıraktık). Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idiler.

47- Ve o göğe gelince, biz onu bir güç ile yapılandırdık ve şüphesiz ki biz kesinlikle (her şeyi) kapsayıcılarız.

48- Ve o yere gelince, biz onu yaydık, biz o ne güzel döşeyicileriz.

49- Ve biz her şeyden iki çift yarattık ki siz hatırlayasanız.

50- 51- (Sen de ki): "O halde siz Allah'a kaçın. Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım. Ve siz Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinmeyin. "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım."

52- Bu böyle, onlardan önceki kimselere hiçbir elçi gelmiyordu ki, onlar ancak: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" dememiş olsunlar.

53- Onlar bunu birbirlerine mi tembihlediler? Hayır, onlar taşkınlık yapan bir topluluktur.

54- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. Bu yüzden sen kınanmış değilsin.

55- Ve sen hatırlat, çünkü o hatırlatma o inananlara fayda verir.

56- Ve ben o cinni ve o insanı bana kulluk etmelerinden başka yaratmadım.

57- Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum ve ben beni yedirmelerini de istemiyorum.

58- Şüphesiz ki Allah o rızık vericinin, o sağlam kuvvet sahibinin ta kendisidir.

59- Artık şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere (geçmişteki) arkadaşlarının peşlerine takılı şuçlarının örneği bir suç vardır, o halde onlar (azabı) benim çabuklaştırmamı sakın istemesinler.

60- Artık söz verilmekte oldukları günlerinden dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere yazıklar olsun.


5 Ocak 2026 Pazartesi

Kaf s. 23. Ayeti Mealleri ve Bağlamsız Bir Okuma Örneği

 Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü dikkate alınarak okunması, onu doğru anlamanın olmazsa olmazıdır. Bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan okunan bir ayetin anlaşılmasında hatalar ve eksiklerin olması kaçınılmazdır. Bu duruma örnek olarak vereceğimiz bir ayet Kaf. 23. ayetidir.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ

---- Ve onun yakın arkadaşı: "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

Bu ayetin karşılaştırmalı meallerine bakıldığında, neredeyse istisnasız diyebileceğimiz bütün meallerde ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesine, surenin 21. ayetinde geçen cehennem adayı bir kişinin yanında iki melekle geldiği haşr sahnesini dikkate alarak anlam verilmiştir. 23. ayette geçen  قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığının 21. ayetteki iki melekten biri olduğu düşünülmüş ve ilgili ayet ona göre çevrilmiştir.

Halbuki bağlam ve bütünlük gözetilerek bir okuma yapılsaydı, 23. ayete böyle bir anlam vermenin makul olmadığı rahatlıkla anlaşılabilirdi. Nasıl mı?

Önce aynı kelimenin geçtiği Zuhruf s. 36. ve 38. ayetleri dikkate alınabilir ilgili ayete ona göre bir anlam verilebilirdi. (Aynı kelime Nisa s. 38. ayette de geçmektedir.)

Zuhruf s. ayet çevirileri şu şekildedir.

---- 36- Ve kim şefkati kapsamlının (Rahmanın) hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz ki artık o, ona bir yakın arkadaş (karinün) olur.

----- 37- Ve şüphesiz ki onlar, onları o yoldan uzaklaştırırlar ve onlar ise kendilerinin doğruya iletilenler olduklarını hesap ederler.

----- 38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun arası uzaklığı olsa" der, artık ne kötüdür o yakın arkadaş(el karinü).

---- 39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Hani siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denir).

Dikkat edilirse 36. ve 38. ayette Karin kelimesi, vahye karşı gözünü yummuş olan bir kimseye şeytanın karin olarak musallat edildiği, haşr meydanına geldikleri zaman ise şeytana uymuş olan kimsenin kendisine Karin olan kimseye söylediği söz haber verilmektedir.

Bu ayetler dikkate alınarak Kaf s. 23. ayetinde geçen قَر۪ينُهُ kelimesine Zuhruf s. ayetlerindeki bağlam dikkate alınarak bir anlam vermenin gerektiği ortadadır. Yani Kaf. 23. ayetindeki قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığı, Zuhruf. 36. ve 38. ayetlerindedir.

Maalesef bu bağlam neredeyse hiçbir mealde gözetilmemiştir. Bırakalım Zuhruf s. ayetlerine gitmeyi Kaf s. 27. ayeti ile bir bağını kurarak 23. ayete anlam verebilmiş olsalar, bu hataya yine düşmeyeceklerdi.

---- Kaf s. 27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

---- Kaf s. 28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

27. ayette de 23. ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesinin aynısı geçmektedir. Sadece bu nokta dikkate alınmış olsa iki kelimenin birbiri ile olan bağı dikkate alınabilir ve doğru bir anlam verilebilirdi.

Sure içindeki haşr sahnesini dikkatle okuyacak olursak önce bir suçlu beraberinde iki melek ile gelmektedir (21. ayet). Eğer 23. ayette konuşan melek olsaydı cehennem adayı bir kişiye bir meleğin nasıl yakın arkadaş olduğunun ve konuşanın neden tek kişi olduğunun düşünülmesi ve 27. ayetin dikkate alınarak 23. ayete bir anlam verilmesi gerekmez miydi?

Bütün bunlardan sonra bir kimse kalkıp "İyi de bu noktayı şimdiye kadar bir sen mi aklettin senden başka biri bunu akledememiş mi?" diye soracak olursa, biz ona Zemahşeri'nin Keşşaf adlı tefsirinde bu ayet ile yazdıklarını referans olarak verebiliriz.

Yazma Eserler Kurumu tarafından basılan eserin  6. cildinin 360. sayfa 720 numaralı notunda Zuhruf s. 36. ayetine gönderme yapılarak karin yani yoldaşın şeytan olduğu yorumu yapılmaktadır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.                                    


4 Ocak 2026 Pazar

KAF SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Kaf. Şanı yüce o okunan (Kur'an) a ant olsun.

2- 3- Hayır, onlar kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da o gerçeği örtücüler: "Bu, bir şaşırtıcı şey. Biz öldüğümüz ve bir toprak zaman mı (yeniden diriltileceğiz)? Bu, bir uzak dönüştür" dedi.

4- O yer onlardan neyi eksiltiyor biz kesinlikle bilmişizdir. Ve bir koruyucu kitap bizim yanımızdadır.

5- Hayır, onlar o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Şimdi onlar bir karışık iş içindedirler.

6- Şimdi onlar kendilerinin üstündeki o göğe bakmadılar mı, biz onu nasıl yapılandırdık ve onu (nasıl) süsledik? Ve onun hiçbir yarığı da yoktur.

7- 8- Ve o yer, biz onu takviye ettik ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her bir içtenlikle yönelen kul için bir sağgörü ve bir hatırlatma olarak her bir göz alıcı çiftten bitirdik.

9- 10- 11- Ve biz o gökten bir bereket verilmiş su indirdik, böylece onunla o kullara bir rızık olarak bahçeler ve o biçilen (ürünün) danesini ve o yüksek hurmaları -ki onların tomurcukları birbiri üzerine binmiş haldedir- bitirdik. Ve biz onunla bir ölü yöreyi yaşattık. O (kabirlerden) çıkışlar da böyledir.

12- 13- 14- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve o Ress'in arkadaşları ve Semud ve Ad ve Firavun ve Lut'un kardeşleri ve o Eyke'nin arkadaşları ve Tubba'nın topluluğu da yalanlamıştı. Her biri o elçileri yalanladı, böylece benim tehdidim bir gerçek oldu.

15- Şimdi biz o ilk yaratmada acze mi düştük? Hayır, onlar bir yeni yaratmadan (inanmamak için örtündükleri) bir örtünün içindedirler.

16- 17- Ve ant olsun ki o insanı biz yarattık ve ona kendisinin benliğinin işkillendirmekte olduğu şeyleri biz biliriz. Ve o sağdan ve o soldan oturan iki karşılayıcı (onun yaptıklarını yazarak) karşılamakta olduğu zaman, biz ona o şah damarından daha yakınız.

18- O herhangi bir sözden laf atmıyor ki, onun yanında hazır vaziyette bir gözetleyici olmasın.

19- O ölümün sarhoşluğu o gerçekle gelmiştir. (Ona): "Bu, senin kendisinden nefretle kaçındığın şeydir" (denilir).

20-  Ve o boruya üflenmiştir. Bu, o tehdidin günüdür.

21- Ve her bir benlik kendisinin beraberinde bir (melek) sevk edici ve bir tanıkla gelmiştir.

22- (Ona): "Ant olsun ki sen bundan bir duyarsızlık içindeydin. Şimdi biz senden perdeni kaldırdık, artık bugün senin görüşün bir demir (gibi keskin)dir" (denilir).

23- Ve onun yakın arkadaşı* (olarak musallat edilmiş şeytan): "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

*Karinuhu kelimesinin anlamı için Zuhruf s. 36. ve 38. ayetlerine bakılabilir.

24- 25- 26- (Melek sevk edici ve tanığa): "Siz ikiniz her bir inatçı azılı gerçeği örtücüyü ve azılı o hayrı alıkoyan aşırı giden kuşkucuyu cehenneme atın. O ki Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturmuştu, artık siz ikiniz onu o çetin azabın içine atın" (denilir).

27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

30- O gün biz cehenneme "Sen doldun mu?" deriz ve o da "Daha fazladan yok mu?" der.

31- Ve o bahçe o korunanlara bir uzaklık olmaksızın yanaştırılmıştır.

32- 33- 34- (Onlara): "Bu, size söz verilmekte olduğunuz şeydir, her bir (Allah'a) çokça dönen (emir ve yasaklarını) koruyan, o algılanamayanla şefkati kapsamlıdan endilenmiş ve içtenlikle yönelen bir kalp ile gelmiş kimseyedir. Siz ona bir esenlikle girin. Bu, o sürekli kalıcılığın günüdür" (denilir).

35- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Ve bizim yanımızda daha fazlası da vardır.

36- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar yakalayış bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi, öyle ki onlar o yörelerde (toprağı imar için) delik deşik etmişlerdi*. (Onlar için) hiçbir kaçış yeri var mıydı?

* Bu ayetin farklı çevirileri olmasına karşın biz çevirimizde Rum s. 9. ayetini dikkate aldık.

37- Şüphesiz ki bunda, kendisinin (duyarlı) bir kalbi olan veya bir tanık olarak kulak vermiş olan kimse için kesinlikle bir hatırlatma vardır. 

38- Ve ant olsun ki o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri biz yarattık ve bize hiçbir bitkinlik dokunmadı.

39- Artık sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster. Ve o güneşin aydınlanmasından önce ve batmasından önce, Efendini övgü ile tesbih et. 

40- Ve o geceden bir kısımda da O'nu tesbih et ve o secdelerin arkasında da (bunu yap).

41- Ve sen o seslenicinin bir yakın yerden sesleneği günü dinle.

42- O gün onlar o korkunç sesi o gerçekle işitirler. Bu, o (kabirlerden) çıkışların günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz yaşatırız ve öldürürüz ve o varış yeri bizedir.

44- O gün o yer onlardan hızlıca çatlayıp ayrışır. Bu, bize göre kolay bir sürüp toplamadır.

45- Biz onların söylemekte olduğu şeyleri en iyi bileniz ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde sen benim tehdidimden kaygılanmakta olan kimselere o okunan (Kur'an) ile hatırlat.


31 Aralık 2025 Çarşamba

HUCURAT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz seslerinizi o habercinin sesinin üzerine sakın yükseltmeyin ve işlerinizin boşa gitmemesi için ona o sözle bir kısmınızın bir kısma bağırması gibi sakın bağırmayın.

3- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısıyorlar. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini o korunma bilinci için sınamıştır. Bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

4- Şüphesiz ki o kimseler o engelin ötesinden sana sesleniyorlar, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

5- Ve eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar (seslerini kısarak) direnç göstermiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

6- Ey inanmış olan kimseler, eğer bir itaatten çıkan size bir haber getirirse, artık siz bir düşüncesizlikle bir topluluğa çatışıp ta yaptığınız şeye karşı pişmanlar olmamanız için (haberin) (doğruluğunu yanlışlığını) apaçık belli edin.

7- Ve siz Allah'ın elçisinin içinizde olduğunu bilin. Eğer o, size o işten birçoğunda itaat etseydi, siz kesinlikle şiddetli sıkıntıya düşerdiniz, fakat Allah size o inancı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size o gerçeği örtmeyi ve itaatten çıkmaları ve baş kaldırmaları çirkinleştirdi. İşte onlar o olgunluğa erişenlerin ta kendileridir.

8- Allah'tan bir lütuf ve bir nimet olarak. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

9- Ve eğer o inananlardan iki zümre öldürüşürlerse, artık siz ikisinin arasını düzeltin. Bu durumda eğer ikiden biri o sonrakine karşı saldırganlık yaparsa, artık siz de saldırganlık yapmakta olanla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar öldürüşün. Bu durumda (saldırgan zümre) eğer dönerse, artık siz ikisinin arasını o eşitlikle düzeltin ve siz hakkaniyetli davranın. Şüphesiz ki Allah o hakkaniyetli davrananları sever.

10- O inananlar ancak ve ancak bir kardeştirler, o halde siz iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı korunun ki şefkat edilesiniz.

11- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluk bir topluluktan bazılarını sakın maskaraya almasın, umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve kadınlar da kadınlardan bazılarını (sakın maskaraya almasın) umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve siz sakın birbirinize dil uzatmayın ve sakın birbirinize o (kötü) lakapları takmayın. O inançtan sonra o yoldan çıkış ismi ne bunaltıcıdır. Ve kim (bu huyundan) dönmediyse, artık işte onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o birçok kanıdan uzak durun. Şüphesiz ki o kanının bir kısmı bir günahtır ve siz (birbirinizin) sakın gizliliklerini araştırmayın ve sizin bir kısmınız bir kısmın (hakkında) yokluğunda sakın konuşmasın. Sizin biriniz kendi kardeşinin etini bir ölü iken yemeyi  sever mi? Şimdi siz onu çirkin gördünüz. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir lütufla çokça dönücüdür, bir en bilgedir.

13- Ey o insanlar, şüphesiz ki biz sizi bir erkekten ve bir dişiden yarattık ve sizin birbirinizle tanışmanız için biz sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah'ın yanında en değerliniz, sizin en korunanızdır. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi bilicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

14- O bedeviler: "Biz, inandık" dedi. Sen de ki: "Siz inanmadınız, fakat siz 'Biz, teslim olduk' deyin, ve o inanç henüz sizin kalplerinize girmedi. Eğer siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederseniz, O sizin işlerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

15- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inandılar sonra kuşkuya düşmediler ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullandılar. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

16- Sen de ki: "Siz Allah'a kendi yaşam sisteminizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah o göklerdeki şeyleri ve o yerdeki şeyleri biliyor. Ve Allah her bir şeyi bir en iyi bilicidir."

17- Onlar teslim olmalarını sana karşı başa kakıyorlar. Sen de ki: "Siz, teslimiyetinizi sakın benim başıma kakmayın. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bilakis Allah sizi o inanca iletmekle size karşı büyük iyilikte bulunuyor."

18- Şüphesiz ki Allah o göklerin ve o yerin algılanamayanını bilir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğu şeyleri bir en iyi görücüdür.


30 Aralık 2025 Salı

FETİH SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- Şüphesiz ki biz sana, senin arkaya takılı suçlarından öncelenmiş ve sonralanmış şeyleri Allah'ın sana bağışlaması ve kendisinin senin üzerindeki nimetini tamamlaması ve seni bir dosdoğru yola iletmesi ve sana bir güçlü yardımla yardım etmesi için, bir apaçık fetih verdik.

4- O ki o inananların kalplerine, onların inançlarının yanına bir inanç daha katmaları için o dinginliği indirdi. Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

5- O erkek inananları ve o kadın inananları bahçelere - ki onların altından o nehirler akar onlarda sürekli kalıcıdırlar- girdirmesi ve onlardan kötülüklerini örtmesi için. Ve bu, Allah'ın yanında bir büyük başarıdır.

6- Ve Allah'a karşı o kötülüğün kanısına kapılan o iki yüzlü erkekleri ve o iki yüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandırması için. Ve Allah onlara hiddetlenmiş ve onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır.

7- Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

8- Şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

9- Ki siz Allah'a ve O'nun elçisine inananasınız ve O'nu destekleyesiniz ve O'nu vakarlandırasınız ve O'nu gündüzün erken vakti ve akşam tesbih edesiniz.

10- Şüphesiz ki o kimseler seninle bey'atlaşıyorlar, onlar ancak ve ancak Allah'a bey'atlaşmaktadırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim sözünü bozarsa, kendi benliğine karşı bozar. Ve kim Allah'a karşı onun üzerinde antlaşma yaptığı şeyi tastamam yerine getirirse, artık O, ona bir büyük emek karşılığı verecektir.

11- O bedevilerden o arkada bırakılmışlar, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti, artık bize bağışlama iste" diyecek. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. Sen de ki: "Artık sizin için Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir? Eğer O, size bir zarar ister veya size bir fayda isterse. Hayır, Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır."

12- Hayır, siz o elçi ve o inananların kendi ailelerine sonsuz olarak asla çevrilmeyeceği kanısına vardınız ve bu sizin kalplerinizde süslendi ve o kötülüğün kanısına kapıldınız ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldunuz.

13- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine inanmadıysa, artık şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere bir çılgın ateş hazırladık.

14- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azap eder. Ve Allah bir çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- O arkada bırakılmışlar, siz ganimetlere doğru onları almak için hareketlendiğiniz zaman: "Siz bizi bırakın da biz sizi izleyelim" diyecekler. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: "Siz, bizi asla izleyemeceksiniz, Allah sizin için önceden böyle dedi." Buna karşılık onlar: "Hayır, sizi bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onların bir azı dışında kavramazlar

16- Sen o bedevilerden o arkada bırakılmışlara de ki: "Siz, bir çetin bunaltı sahibi bir topluluğa çağrılacaksınız, siz ya onlarla öldürüşeceksiniz veya onlar (size) teslim olacaklar. Bu durumda eğer siz itaat ederseniz, Allah size bir iyi emek karşılığı verecektir. Ve eğer siz önceden (başka tarafa) yakınlaştığınız gibi (bu seferde başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi bir acı azapla azaplandıracaktır."

17- (Sefere çıkmama konusunda) o körün üzerine bir burukluk olmaz ve o topalın üzerine de bir burukluk olmaz ve o hastanın üzerine de bir burukluk olmaz. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir. Ve kim de (başka tarafa) yakınlaşırsa, O onu bir acı azapla azaplandıracaktır.

18- 19- Ant olsun ki Allah, o inananlardan onlar sana o ağacın altında bey'at etmekte oldukları zaman hoşnut olmuştur, O onların kalplerinde olan şeyi bildi de onların üzerine o dinginliği indirdi ve onları bir yakın fetihle ve birçok ganimetlerle -ki onlar onları alacaklardır-ödüllendirdi. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

20- Ve Allah sizi birçok ganimetler söz verdi - ki siz onları alacaksınız- bunları size çabuklaştırdı ve o insanların ellerini o inananlara bir ayet olması ve sizi bir dosdoğru yola iletmesi için sizden alıkoydu.

21- Ve diğeri (söz verdi) -ki siz onun üzerine henüz güç yetiremediniz- Allah onu kesinlikle kuşatmıştır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

22- Ve eğer gerçeği örtmüş olan kimseler sizinle öldürüşselerdi, onlar kesinlikle arkaları yakınlaştırırlar, sonra onlar bir yakın ve bir yardımcı bulamazlardı.

23- (Bu) Allah'ın yasasıdır ki o önceden gelip geçmiştir. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamayacaksın.

24- Ve O ki Mekke'nin göbeğinde sizin onların üzerine tırnak geçirtmeniz sonrasından onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan alıkoydu. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

25- Onlar o kimseler ki gerçeği örttüler ve Mescidi Haram'dan ve (kurban için) kapatılmış hediyeyi onun kesim yerine ulaşmasından uzaklaştırdılar. Ve eğer inanan adamlar ve inanan kadınları - ki siz onları bilmiyordunuz- bilgisizce çiğneyip de bu yüzden size onlardan dolayı bir olumsuzluk değdirilecek olmasaydı (sizi onlardan alıkoymazdı). Allah'ın dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirmesi için (böyle yaptı). Eğer onlar ayırt edilebilmiş olsalardı, biz onlardan gerçeği örtmüş olan kimseleri kesinlikle (sizin elinizle) bir acı azapla azaplandırırdık.

26- O zaman gerçeği örtmüş olan kimseler kalplerinde o kızgınlığı, o düşüncesizliğin kızgınlığını oturtmuştu da Allah, elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve onları o korunma bilincinin kelimesine bağlı kalmalarını sağlamıştı ve onlar buna daha hak sahibiydi ve buna ehil idiler. Ve Allah, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

27- Ant olsun Allah, kendisinin elçisine o rüyayı o gerçekle doğru çıkardı. Eğer Allah dilerse siz Mescidi Haram'a başlarını traş edenler ve (saçlarını) kısaltanlar olarak güvenliler olarak kaygı duymaksızın kesinlikle gireceksiniz. Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de bunun berisinden bir yakın fetih verdi.

28- O ki kendisinin elçisini o doğruya ileten ve o gerçeğin yaşam sistemi ile ki onu o (sahte) yaşam sistemlerinin tamamının üzerine üstün kılmak için gönderdi. Ve tanık olarak Allah yeter.

29- Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onun beraberinde olan kimseler o azılı gerçeği örtücülere karşı çetin, kendilerinin arasında ise sürekli şefkatlidirler, sen onları rüku ederek, secde ederek Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşmekte olduklarını görürsün. Onların alametleri, yüzlerindeki secdelerin izindendir. Bu, onların Tevrattaki örneğidir. Ve onların İncildeki örneği ise bir ekin gibidir ki o, kendisinin filizini çıkarmış ardından onu kuvvetlendirmiş, ardından kalınlaştırmış, ardından gövdesinin üzerine denkleşmiştir ki o, o ekicileri şaşırtır. (Bu örnek) o azılı gerçeği örtücüleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah onlardan inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı söz vermiştir.