14 Şubat 2013 Perşembe

Ayet Var Diyorsun Ama Hadis Var Kardeşim....

Yazımıza başlık olarak koymuş olduğumuz bu söz Müslüman kardeşlerimizin kendi aralarında yapmış olduğu münazaralardaki anlaşmazlıklarında çok kullanılan bir sözdür. Bir kardeşimiz herhangi bir konu hakkında ayet olduğunu söylerken bir başka kardeşimizde bu ayete muhalif hadis olduğunu iddia ederek o hadisi ayete karşı bir delil olarak sunmaya çalışmakta olduğunu üzülerek müşahede etmekteyiz, peki ayetin ak dediğine hadis kara der mi? El cevap binlerce hayır, öyleyse hadis ve ayet birbiri ile çelişirse biz hangisini alacağız dediğimiz zaman her iki tarafında cevabı "tabi ki ayeti alacağız" olmasına rağmen maalesef bir taraf hadisi alarak Kur’an’a muhalefet etmek yolunu seçmektedir. Doğru bir düşüncenin oluşması için Müslümanlar arasındaki ortak ölçü ne olmalı ki ihtilaflar en aza indirgensin?

İnsanın yaratılış gereği olarak tartışmayı seven bir yapısı olması Müslümanlara da yansımış ve bu yansıma birçok konuda tartışmalar ve ihtilafları beraberinde getirmiştir. İslami konularda yürütülen münazaralar ortan bir ölçü olmaması nedeniyle maalesef sonuçsuz kalmakta ve tarafların birbirlerini tekfir etmelerine kadar gitmektedir. "Sen falan âlimden daha mı iyi bileceksin" şeklindeki sözlerle kafalar bir yerlere kiraya verilmekte ve o âlimin görüşü Kur’an’ın önüne geçirilerek delil olarak sunulmaktadır veya herhangi bir konudaki ayetin karşısına "hadisi şerif" denilerek rivayetler çıkarılmakta ve o rivayet Kur’an’a muhalif olsa da kabul görmektedir.

Kabir hayatı, İsa (as)ın nüzulü, Kur’an’a nasıl dokunulacağı, zina suçunun cezası vs. gibi konularda Kur’an’ın dediği arkaya atılarak rivayetler kabul görmektedir. Bu ve benzeri konulardaki ihtilafların en aza inmesi için yapılması gereken ilk şey ortak bir ölçü tespiti ve bu ölçünün herkesçe kabulü ve bu ölçünün dışında kalan görüşlerin reddedilmesidir, ancak bu kolay bir şey değildir yüzyıllardır Müslümanlar arasında oluşturulan konsensüs Kur’an’ı değil rivayetleri baz alarak din konusunda söz söylemiştir.
Peki, Allah (cc)nin dediğinin tersi bir şeyi elçisi Muhammed sav söyler mi? Tabi ki söylemez diyeceğiz ama neden Allah (cc)nin dediği alınmaz da elçisinin söylediği iddia edilen sözler alınır ve Kur’an’a muhalif sözler ortaya atılır, bunun cevabı için biraz geriye giderek bu düşüncenin temelinin nasıl atıldığına bakmak gerekmektedir.

Muhammed (sav)in vefatını müteakip başlayan fitne hareketlerinin içinde bulunanlar kendilerinin haklılığını sağlamak amacı ile özellikle Muhammed (as) adına sözler uydurmuşlar ve bu yolla kendi düşüncelerini Muhammed as a söylettirerek onun adına iftiralar düzmüşlerdir. Hadis uydurukçuluğu bu yolla başlamış olup günümüze kadar bu uydurmalar nerdeyse Kur’an’ın yerini tutarak gelmiş ve bu uydurmalara sarılanlar bunlara öyle kutsiyetler yüklemiş ki hadisler "gayri metluv vahiy" olmuş ve bunlar Kur’an ayetini neshedecek kadar kuvvetli bir delil olarak Müslümanların önüne sürülmüştür.

Durumu kısaca özetledikten sonra günümüzde artık herhangi bir konudaki "hadisi şerif" olduğu iddia edilen bir söz söylendi mi akan sular durmakta ve onun üstüne başka söz (ayet olsa bile) konulamaz olmuştur, artık hadisin sahih olup olmaması hiç önemli değildir, bazıları "hadisin sahih olup olmaması seni ne alakadar eder" diyecek kadar azmakta ve uydurmalar üzerine kurdukları dinlerinin elden gitmemesi için kişileri kendilerinin düşüncelerinden başka bir düşünce taşımamaya zorlamaktadırlar. Muhammed (sav) Allah (cc)nin kitabına aykırı herhangi bir söz söylemeyeceğine göre onun söylemiş olduğu iddia edilen sözler Kur’an’a arz edilerek sahih olup olmadığı anlaşılabilir. Sahih olmadığı anlaşılan bir "hadisi şerif" Kur’an’ın hilafına herhangi bir söz söyleyemez ve Kur’an’ın önüne kesinlikle geçirilemez. Müslümanlar herhangi bir konuda ihtilafa düştükleri zaman Kur’an’ın emri olarak onu Allaha ve resulüne götürmeleri, Kur’an ve Muhammed (as)ın Kur’an’la örtüşen sözlerine itibar etmeleri gerekmektedir.

Ortak bir ölçüde birleşen Müslümanlar artık bundan sonra herhangi bir konuda Kur’an ayetine mutabık olmayan bilgiyi adı "hadisi şerif" olsa dahi "bu sahih bir söz değildir" diyerek ellerinin tersiyle itecekler ve Kur’an’a teslim olacaklardır ve netice itibari ile , "ayet var diyorsun ama hadis var kardeşim" veya "sen falan âlimden daha mı iyi bileceksin" türünden itirazlarda bulunmayacaklardır.

27 Ocak 2013 Pazar

Kavimlerin Helakı ve Helakın Sünneti

Alemlerin rabbi olan Allah cc yaratmış olduğu insanlara doğru yolu göstermek için , adem as ile muhammed as arasında sayılarını kendisinin bildiği elçi ve kitaplar göndermiştir. Kur'an'ın büyük bir kısmı bu elçiler ile kavimlerinin mücadelesini anlatmaktadır, o kavimlerin kendilerine  gönderilen elçiyi ve kitabı red ederek helak edildiklerinide yine kurandan öğrenmekteyiz.  

-----009.070Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
----- 010.013 And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, elçileri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.
----- 014.009Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: «Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz» dediler.
-----017.017 Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.
-----028.058Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur.
-----030.009] [DI] Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle elçiler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
-----040.022 Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah da onları bunun için yakalamıştır. Doğrusu O, kuvvetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.
-----040.083 Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.

Kur'an , yukarıdaki ayetlerin haricinde daha bir çok ayette , kendilerine gönderilen elçileri yalanlayan kavimlerin helakını bizlere haber vermektedir, o kavimlerin helak oluş biçimleri yine bir çok  ayette bizlere bildirilmektedir.  

 -----011.094 Buyruğumuz gelince, Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
----- 029.040Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
-----054.034-5 Biz de Lût’un ailesi dışında, hepsinin üzerine taş savuran bir fırtına gönderdik. Onları ise, tarafımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. İşte şükredenleri Biz böyle ödüllendiririz.
-----023.041 Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!

Allah cc nin , kullarına göndermiş olduğu elçiler ve o elçiler ile kavimlerinin mücadelesinin konu edildiği, mü'minun s 23-44. ayetleri arası bu konuda bizlere fikir veren ayetler topluluğu arasındadır. 

 23 - And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
24 - Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
25 - "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım."
26 - Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"
27 - Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!
28 - Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
29 - Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."
30 - Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.
31 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
32 - Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.
33 - Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
34 - "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."
35 - "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
36 - "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"
37 - "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
38 - "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
39 - O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"
40 - Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"
41 - Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
42 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
43 - Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
44 - Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!  



Kendilerine gönderilen elçileri yalanlayan kavimlerin helak  edilmesi bizlere neden anlatılır? diye soracak olursak bunun cevabı ile ilgili olarak şu ayetleri görmekteyiz. 

-----011.120 Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek; inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
-----002.066 Ve bu cezayı önündekilere ve sonrakilere bir ibret dersi ve korunacaklara da bir öğüt ve nasihat yaptık.
-----024.034And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.
-----020.128 Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.
-----034.019 Bunun üzerine: Ey Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.
-----027.052 İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.

Helak edilme olayının sadece o kavmin yaptıklarının cezası olmadığı, bu cezanın sonrakiler için bir ibret vesikası olarak nesiller boyunca hatırlanmasını sağladığı bir gerçektir. Bu konu ile ilgili olarak yine bir kaç tane daha soru ortaya çıkmaktadır . 1- israiloğularının bir çok elçiyi öldürdükleri halde neden helak edilmedikleri, 2- mekke şehrinin neden helak edilmediği, 3- bu helakın devam edip etmediği. Bu soruların cevabını yine kur'anda buluyoruz.    


                                                        HELAKIN SÜNNETİ 
                       *****************************************************************  

                    15.004Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.

Hicr s. 4 ayeti helak olmuş kavimlerle ilgili sürecin belli bir kural dahilinde olduğunun haberini vermektedir. 

Allah cc helak edilen kavimler ile ilgili süreci şu ayetler çerçevesinde bizlere bildirmektedir.  

 -----028.059 Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
-----026.208 Uyarıcılar olmaksızın Biz, hiç bir kasabayı helak etmedik.
-----020.134 Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: «Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?» diyeceklerdi.
-----034.034 Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz, demişlerdir.
-----043.023 Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: «Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz» dediler.
-----007.082 Kavminin cevabı sadece, «Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış» demek oldu.
-----007.088Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: «Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz» (Şuayb): İstemesek de mi? dedi.
----- 010.013And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.
-----025.051 Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
-----006.130-131 Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: «Nefislerimize karşı şehadet ederiz» derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah'ın haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır.

Örnek ayetlerden anlaşılacağı üzere , Allah cc helak etmiş olduğu bir kente elçi göndermeden helak etmemiştir, gelen elçiyi ve o elçiye inananlar o kavmin müstekbirleri tarafından zulme uğratılmış ,elçi ve inananlar o kavmi terkettikten sonra helak gerçekleşmiştir.Helak olayı o kavimde elçi ve tek bir mü'min kalmadıktan sonra gerçekleşmiştir,elçi ve mü'minler o kavmin içimde iken o kavmin helakı gerçekleşmemektedir.   

-----015.065-6 «Artık efrâd-ı aileni gecenin bir kısmında yürüt (yola çıkar) sen de arkalarını takib et ve sizden hiç biri ardına dönüp bakmasın ve emrolunduğunuz tarafa geçip gidiniz.» Ve ona ( Lût'a) şu emri kat'iyyen vahyettik ki, onların arkaları sabaha çıkacakları vakit elbette kesilmiş olacaktır. 
-----044.023 Allah da şöyle buyurdu: «Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız.»
----- 011.040Buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca, «Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir» dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
-----011.058Buyruğumuz gelince, Hud'u ve beraberindeki inananları, rahmetimizle kurtardık. Onları çetin bir azabdan koruduk.
-----011.066 Buyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.
-----011.094 Buyruğumuz gelince, Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

Helak olayı elçi mü'minler o beldede olduğu müddetçe olmadığına göre mekkenin neden helak edilmediğini de anlamış oluruz.  

----- 017.076-77 Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.(Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
-----047.013 Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli nice şehirler vardı ki, Biz onları helak ettik de onlara yardım eden yok.

Muhammed s 13. ayeti muhammed as ın yurdundan hicret etmesi ile ilgili olup ondan önceki elçileri yurdundan çıkaranların helak edildiklerini, isra s 76-77. ayetleri de memleketinden çıkarılan bir elçinin ardından o beldede kalanların akibetinin helak olduğu ve bunun bir sünnetullah olduğu bildirilmektedir,öyleyse mekke neden helak edilmedi ? sorusunun cevabınıda enfal s 32-33-34. ayetlerinde buluyoruz. 

----- 008.032-33-34 «Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver» demişlerdi.Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.Yoksa Mescidi Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O'nun dostu değiller; O'nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.

Bu ayetler bir kavmin içinde elçi ve mü'minler olduğu müddetçe o kavmin helak edilmeyeceğini bildirmektedir, hicret sonrası mekkeyi terketmiş oan elçinin ardında kalan mü'minlerin olması nedeniylede mekke helak edilmemiştir.    

Yine aynı şekilde israiloğulları ile ilgili kur'anda bir çok ayette onların başta musa as olmak üzere bir çok elçiye eziyet ettikleri hatta onları öldürdükleri bildirilmesine rağmen onların helak edilmediklerini görmekteyiz, acaba helak edilmeme nedeni nedir ? diye soracak olursak mekke ile ilgili sünnet israiloğulları içinde geçerlidir.  

-----004.162Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz.
-----005.023 Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: «Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin» demişlerdi.
----- 007.159 Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardır.
----- 007.164 İçlerinden bir topluluk: «Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).
-----007.168 Biz; onları, yeryüzünde cemaatlere ayırdık. İçlerinden kimisi salihlerdi, kimisi de onlardan aşağıdırlar. Belki dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle denedik.
-----007.181 Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
-----028.076 Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.

İsrailoğullarının neden helak edilmediğini de yukarıdaki ayet meallerinden öğrenmiş oluyoruz. Çünkü israiloğulları içinde bile hakka ve adalete çağıran bir topluluk her zaman bulunmuştur ve o kavmin helakını önlemiştir. Şimdi , helak edilen kavimlerin yapmış oldukları şirk,tuğyan  ve ahlaksızlık gibi hasletler günümüzdede devam etmesine rağmen bu topluluklar neden helak edilmiyor? sorusunun cevabıda istteki ayet meallerini okuduğumuz zaman daha net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Aaraf s. 181. ayetinde "yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterir ve onunla hükmederler " ayeti gereği dün ,bugün ve yarın dünyanın her neresinde yaşanan küfür,şirk, ahlaksızlık batağına karşı o beldede hakkı ve adaleti haykıran bir mümin mutlaka olmuştur ve her zaman olacaktır. Dünyanın her nersinde yaşanan deprem , sel , tsunami gibi felaketlerin helak olayı ile ilgili olmamakla beraber bu felaketlerin bizleri Allah cc nin kudretini tefekkür etmemizi gerektirmektedir.Yani helak devam eden bir süreç değil , Allah cc nin bizlere elçileri ve kitapları haber vermiş olduğu kıyamet ve azap haberlerinin gerçek olduğunun göz ile gösterilmesidir. Bu helaklar bizlerden binlerce yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen mü'min olmamızın bir gereği olarak kur'andaki bir haberi göz ile görmüş gibi iman etmemizi gerektirir.

Helak edilme olaylarının kur'anda anlatılma gerekçesi olarak sonrakiler için bir ibret vesikası olarak bizlere anlatıldığını ayetlerden görmüştük. Peki bu olaylar bizlere Allah cc nin ne gibi bir haberinden ibret almamız gerektiğini anlatır? . Bilindiği gibi muhammed as ve ondan önce gelen bütün elçilerin ortak haberi insanlara dünya hayatının geçici bir yer olduğu esas hayatın ahiret hayatı olduğu ve dünya hayatında orası için gerekli hazırlıkların yapılması gerektiğinin haberidir. Dünyada iman edip salih amel işlemeyenlerin ahiretteki durumları ise ebedi cehennem olarak bildirilmiştir. Bunarağmen bir çok insan kıyamet ve yeniden dirilme haberini inkar ederek gelen elçileri red etmişlerdir. Allah cc bizlere vermiş olduğu kıyamet haberini o kavimlerin örneğinde bizlere göstererek bu haberin kıyamet öncesi bir nevi provasını bizlere o kavimlerin yurtlarını tarumar ederek bizlere bildirmiştir. Kavimlerin helak edilme olaylarının bizlere iki yönden mesajı vardır. 1-gelecekte vuku bulacak olan kıyamet haberinin gerçek olduğu 2- kendilerine gönderilen elçi ve kitapları  red eden insanların cezalandırılacağı.  

Kur'anın açık seçik ayetler ile bizlere bildirmiş olduğu helak haberlerini , kur'an dışı oluşturulmuş ön kabulleri ile okuyan bazıları bu helak olaylarının gereçk değil mecaz anlatımları olduklarını ileri sürerek bu olayları örtülü olarak inkar etme yoluna gitmektedirler. Özellikle o kavimlerin helak edilme  şekillerin sel, fırtına, deprem gibi tab,at olayları şeklinde olmasından yola çıkarak bunların her zaman olan olaylar olduğunu iddia ederek kendi ön kabullerini kur'ana onaylattırma yoluna gittiklerini görmekteyiz. Bu düşünce sahipleri acaba bu tabiat olaylarının gelen elçileri red eden kavmin başına gelmesini nasıl izah ederler,çünkü helaka uğrayan kavimlerin kendilerine gelen elçiyi red etme sebebi olarak bu cezaya maruz kaldıkları bir çok ayette belirtilmektedir. Bu helak olaylarının anlatıldığı ayetlere bakacak olursak "bunda düşünenler için ayetler vardır" şeklinde ibareler olduğunu görürüz bazıları bu helak olaylarını red etmekle bu ayetleri red ettiklerini de unutmamalıdırlar ve kur'anın ayetlerine inanmak demenin o ayetlerdeki yazan haberlere de inanmak demek olduğunu aksi düşüncelerin bu ayetleri red etmek demek olduğunu hatırlarından çıkarmamalıdırlar.  

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

16 Ocak 2013 Çarşamba

İblis Tevbe Edip Cennete Gidebilirmi ?



İblis, Âdem (as) yaratıldıktan sonra ona secde ile emredilen meleklerin tümünün secde edip sadece onun secde etmemesi ile gündem olan bir varlıktır. Konumuz onun ontolojik mahiyeti üzerinde durmak değildir, üzerinde durmak istediğimiz konu, onun direk olarak cehennemlik olduğuna dair bir ayetin olmadığı ve tövbe ettiği takdirde onun da cennete gidebileceği iddiasında bulunulduğuna şahit olmaktayız. Şurası muhakkaktır ki günah işleyen herhangi bir kul bu günahından tövbe ettiği takdirde Allah (cc) tarafından bağışlanacaktır, ama bu kural iblis için geçerli midir? Bunun cevabını Kur’an’da bulmaya çalışacağız.   

İblis, Âdeme secde emrine muhatap olup ona secde etmeyerek kâfirlerden olmasından sonra Allah (cc) den kıyamete kadar izin ister ve bu izin kendisine verilir, bu izne istinaden Allah (cc)’nin kullarını kıyamete kadar azdırmak için çabalayacağını söyler. 

------Bu konu Araf s. 14-18. ayetleri arasında şöyle anlatılır:

14 - (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
15 - (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
16 - "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
17 - "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
18 - (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım." 

------Hicr s. 35-40. ayetleri arasında ise şöyle anlatılır:

35. Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!
36. (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
37. Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
38. "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
40. Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna.  

-----İsra s 62-64. ayetlerinde ise şöyle anlatılır:

62 - (Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."
63 - Allah buyurdu ki: "Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza. "
64 - "Onlardan gücünün yettiğini yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.  

-----Sad s. 78-82. ayetleri arasında ise şöyle anlatılır:

78. VE ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu.
79. İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.
80. Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.''
81. "O bilinen güne kadar" buyurdu.
82. İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım."  

İlgili ayetlerden anlaşılacağı üzere iblis, Allah (cc) nin kullarını kıyamete kadar azdırmak için var gücü ile çabalayacaktır ve bu çabası hiç bir zaman kesilmeyecektir. Şimdi iblis eğer tövbe ederse tövbesi kabul edilir demenin Kur‘ani bir karşılığı olabilir mi? Kur’an’ın ana mesajı âdemoğullarına iblis ve yandaşlarının kıyamete kadar olacak iğvalarına karşı sakınma yollarını gösteren bir kitaptır. Bunu söyleyen kişinin dediğini bir an için doğru kabul edelim, iblis bugün tövbe etti ve bu tövbesi Allah (cc) tarafından kabul gördü bize bunun haberinin Allah (cc) tarafından yeni bir nebi resul ile birlikte bir kitap ile haber verilmesi gerekmez mi? Bu da mümkün olmadığına göre iblis tövbe eder ve tövbesi kabul edilmiş olsa bizim onunla imtihan olmamız diye bir şeyin söz konusu olmaması gerekir. 

Bu iddiayı dillendirenler daha önce söylemiş oldukları "Allah her şeyi bilmez" teorilerinin altını doldurmak amaçlı olarak bu düşünceleri ortaya atmaktadırlar ancak bu düşünceler Kur’an tarafından maalesef reddedilmektedir.  Şuara s. 95-96 da "Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekûn İblis ordusu da cehenneme fırlatılır." buyuran rabbimizin bu ayeti ateşe atılan ordunun komutanının ateş dışında kalacağının bir delili olabilir mi? aksine komutan iblis ve ordusu ateşin içinde kalacaklarına dair olan bir haberdir. Allah (cc) iblisin tövbe ederek kurtulacağını bilse böyle ayetleri bize neden bildirsin. Şunu dersek son anda tövbe edip kurtulma imkânı olabilir bunu firavunun son anda ettiği tövbesinin ne derece kabul gördüğünü ve nisa s 18. ayetinin mealini vererek cevabını vermiş olalım.
"Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; «şimdi tövbe ettim» diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır." 

EN DOĞRUSUNU ALLAH (CC) BİLİR.


11 Ocak 2013 Cuma

Şefaat İle İlgili Tahrif Edilen Ayetler

Şefaat konusundaki ayetler kur'anın anlam olarak tahrif edilen ayetlerinin maalesef başında gelmektedir. Metin olarak tahrif edemedikleri kitabı önkabullu okumalar neticesinde anlam olarak tahrif etme başarısına ulaşıldığını üzülerek müşahede etmekteyiz. Daha önceki yazılarımızda şefaat ile ilgili bütün ayetleri ele alıp bu konunun kur'anda nasıl anlatıldığını görmüştük, bu yazımız  şefaati izine ve istisnaya bağlayan ayetler üzerinde olup bu ayetlerin bazı meallerde nasıl saptırılarak yanlış anlamaya vesile olduğu ve izin ve istisnalı şefaat ayetlerinin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde olacaktır.  

Kur'an şefaat konusu ile ilgili ayetler ile yeni bir günden ortaya atmamış var olan gündemi red etme üzerine bu ayetler indilmiştir. Yunus s 18. ayeti bu gündemi anlatmakta ve müşriklerin bu yanlış inancını red etmektedir. " Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: «Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır» derler. De ki: «Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?» Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir."Kur'anın şefaat konusu ile ilgili olarak anlaşılması gereken ayeti yunus s. 18. ayetidir, çünkü bu ayet nuzül öncesi müşrik inancını yansıtmakta olup şefaat konusu ile ilgili diğer bütün ayetler bu inancı red etmektedir. Kur'anın hiçbir ayeti geleneksel şefaat inancında geçerli olan , günahkar müslümanların bir başka kişinin aracılığı ile Allah cc den günahlarının bağışlanmasını istemek şeklinde değildir, aksine bunun bir müşrik inancı olduğu vurgusu ve bu inancın reddi üzerinde olmasına rağmen geleneksel şefaat inancı bunu benimsemiş ve bunun üzerine ayrı bir din kurulmuştur. Şefaati tümden red eden ayetler üzerinde herhangi bir tahribata giremeyen gelenkesel inanç izin ve istisna konusundaki ayetleri görüp " bak izin verilenler varmış demekki onlar şefaat edeceklermiş" diyerek bilerek veya bilmeyerek kur'anı çelişkili bir kitap ve diğer ayetlerin üzeirni örten bir mantıkla okuma yoluna gitmişlerdir. Şimdi anlam tahrifatına uğraya bu ayetlerin üzrinde teker teker durmaya gayret edelim.  

Yunus s.3. ayeti  
Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?

Bakara s 255 . ayeti
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
Bu ayetteki "onun izni olmadan şefaat edecek olan kimdir?" cümlesi ön kabullu bir okuma ile "  izin verirse birileri şefaat edecek" şeklinde anlam tahrifine uğratılmıştır. Halbuki , "kur'ana kafamızdakini nasıl söyletiriz " mantığı ile okumayıp " bu konu hakkında kur'an ne diyor" mantığı ile bir okuma yapılsa şefaat düşüncesinin kur'andaki arka planı hatırlanılıp müşriklerin Allah cc den başka tapmış oldukları sahte ilahlarına yüklemiş oldukları o inancın red edilerek ve o müşriklerin Allah cc den başka edinmiş oldukları şefaatçilerin yaratılmış olduğunu " Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir," mealindeki cümleden anlaşılması gerektiği, şefaat etme yetkisinin ancak yarattıkların herşeyini bilen Allah cc den başkasına ait olmayacağı hatırlatılmaktadır. Yunus s. 3. ayetindeki izin konusuda bakara s. 255. ayeti ile aynı şekilde anlaşılması gerekmektedir.     

Şura s. 21. ayette , "Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır." buyurularak dinde herhangi bir konuda izin verme yetkisinin Allah cc ye ait olduğu hatırlatılmaktadır. Şefaat yetkisininde bu izne dahil olması gerekir ve Allah cc nin izin vermediği bir konuda başkalarının ayrı bir din uydurarak karar verme yetkisi olamaz. 

                     *********************************************  
Meryem s 87. ayeti  
Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar.

Bu ayet hem meal hemde bağlamdan kopuk bir okuma yapılarak anlam tahrifatına uğratılan ayetlerden biridir. Meal olarak anlam tahrifatına uğratılmasına örnek olarak "Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır."şeklinde yapılan mealler , gelenekteki Allah cc den başkasınada şefaat hakkı veren anlayışa parelel olarak yapılmış olan bir başkaına şefaat hakkı tanımak şeklinde meal tahrifatına uğratılmışlardır. Bağlamdan kopuk bir okuma yapılarak anlam tahrifatı ise bu ayeti cımbızlama metodu ile okuma neticesindedir halbuki 77. ayetten itibaren konu bütünlüğü içinde okunduğu takdirde ahdi kimin aldığı ve o inkarcılara böyle bir ahid verilmediği ahid verilenlerin takva sahipleri olduğu ve onlarında Allah cc tarafından kurtarıldıkları meryem s 72. ayetinde beyan edilmektedir.  

77. (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek" diyen adamı gördün mü?
78. O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir ahidmi  aldı?
79. Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
80. Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.
81. Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.
82. Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
83. (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.
84. Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
85. Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün.
86. Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceyiz.
87. O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkaları şefâata malik olmayacaklardır.  

 Ayetlerin bağlamına baktığımız zaman inkar eden birisinin ahirette mal ve çocuklar ile şefaat edileceği inancı red edilmekte şefaate malik olacakların ancak iman ve salih amellerin karşılığında şefaat ahdi alacağı bunun dışındakilere böyle bir sözğün verilmediği aksine bunların cehennem ile cezalandırılacağı bildirilmektedir. Dikkat edilcek olursa Allah cc dışında kimseye şefaat etme yetkisi diye bir şey sözkonusu değildir.    

                           ********************************************** 
Taha s. 108-112 

108. O gün insanlar, dâvetçiye  uyacaklar. Ona karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
109. O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasına şefaati fayda vermez.
110. O, insanların geleceklerini de geçmişlerini de bilir. Onların ilmi ise bunu kapsayamaz:
111. Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.
112. Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.   

Taha s. 109. ayeti meal olarak tahrifata uğratılmış ayetlerden birisidir. Birçok mealde yanlış şefaat inancının yansıması olarak Allh cc den başka birisinin şefaat etmesi inancı doğrultusunda  "O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez." meal verilmiştir. Yanlış olan kelime " başkasının" şeklinde çevrilmesi olup doğu çeviri " başkasına" şeklinde olması gerekmektedir.    

                       *********************************************** 

Enbiya s. 26-29   
 26. Rahmân (olan Allah, melekleri) evlât edindi, dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar olmuş kullardır.
27. O'ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O'nun emri ile hareket ederler.
28. Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!
29. Onlardan her kim: "Tanrı O değil, benim!" derse, biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!   

Enbiya s. deki bu ayetlerde müşriklerin melekler hakkındaki yanlış inancını red etmekte ve onların Allh cc indindeki yerlerinin sadece ikramlı kullar olduğu beyan edilmektedir. Şefaat edecekelri kimselere baktığımız zaman" Allhın rızasına ulaşmış kimseden başkasına" olmadığı bildirilmektedir. Şimdi yanlış şefaat inancını savunanlara şunu soruyoruz, Allah cc nin rızasına ulaşmış olanın başka birinden yardıma ihtiyacı olabilirmi? elcevap tabiki hayır , öyleyse melekler o insanlara nasıl şefaat ederler diye sorarsak bunun cevabınıda 
-----13. 23-24" O güzel âkıbet Adn cennetleri olup, onlar babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi olanlarla birlikte o cennetlere girerler. Öyle ki melekler de her kapıdan yanlarına varıp: «Sabretmenize karşılık size selamlar, selametler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu!» diyecekler."
-----39.73-"
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: «Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin» derler. ayetlerinin mealleri örneğinde görmekteyiz , melekler , işlediği salih ameller karşılığında cenneti hakeden kulu cennette karşılayarak onlara şefaat edeceklerdir. 

Aynı konu necm s . ayetlerindede görülmektedir. 
--------53.026Ve göklerde nice melekler vardır, onların şefaatleri hiçbir fâide vermez, meğer ki, Allah Teâlâ'nın dilediği ve razı olduğu kimse için müsaade verdiğinden sonra olsun.
Bu ayettede aynı şekilde melekler, salih ameller işleyerek cenneti haketmiş ve Allh cc nin razı olduğu kimseye cennette şefaat edeceklerdir.    

                      ************************************************ 
Sebe s. 23. ayeti 
 O’nun huzurunda O’nun izin verdiğinin dışındakine şefaat fayda sağlamaz. Sonuçta kalplerinden korku giderilince derler ki: Rabbiniz ne buyurdu? Derler ki: Hakikati. O pek yüce ve çok büyüktür. 
Bu ayette yine yanlış şefaat inancına uygun olarak bir çok mealde "
"O'nun katında, kendisine izin verdiğinden başkası şefaat edemez. Nihayet kalblerindeki korku giderilince: Rabbınız ne dedi? dediler. Hakkı, dediler. Ve O, Aliyy'dir, Kebir'dir
şeklinde çevrilerek Allah cc den başkasına şefaat hakkı verdirilmeye çalışılmıştır. Dikkat edilecek olursa hesaplar görüldükten sonra karşılıkların "hak" olarak verilmiş olduğu "maliki yevmiddin" ayeti gereğince o günde yetkinin sadece kendisine ait olduğu vurgulanmaktadır.    

                     *************************************************** 
Zuhruf s. 86. ayeti  
O’nun dışındakine dua edenler şefaat elde edemezler. Sadece bilerek hakka şahit olanlar şefaatten nasiplenirler. 
Bu ve benzeri ayetleri yine zümer s. 44. ayeti çerçevesi içinde anladığımız zaman kur'anın şefaat hakkındaki mesajı anlaşılmış olacaktır.  

 De ki: «Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz!»

Sonuç olarak,  sadece Allah cc nin yetkisi dahilinde olan bir yetkinin müşriklerce ondan başkasına verilmesine karşı reddiye sadedinde olan ayetler yanlış rivayetler neticesinde müşrik inancı doğrultusunda anlaşılmış ve şefaatle bazı ayetlerde bu yanlış inanç doğrultusunda çevrilerek anlam tahribatına uğratılmıştır. Çelişkisiz bir kitap olan kur'andaki bir kısım ayet " şefaat sadece Allahındır" diyecek bir kısım ayet ise" Allah cc den başkasına izin verilecek" desin bu mümkün değildir . Rabbimiz bizleri kendisinin şefaatine mazhar etsin.  

                         EN DOĞRUSUNU ALLAH CC  BİLİR. 

10 Ocak 2013 Perşembe

Nebi Olmadan Resul Olunmaz

Ahzab s. 40. ayetinde "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve nebillerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." mealindeki ayetten yola çıkarak bazılarının , "bakın ayette nebilerin sonuncusu deniliyor resullerin sonuncusu denilmiyor" diyerek kendisinin veya bir başkasının resul olduğunu iddia ettiklerine şahid oluyoruz. Yada resulluğun kur'anı tebliğ ile memur olan herkesin ortak vasfı olduğunu iddia ederek tüm müslümanları resul ilan etme yoluna gittiklerini görmekteyiz. Kur'anı tebliğ tüm müslümanların mü'min olma gereğinin bir sonucu olması hasebiyle biz kendisini veya bir başkasını resul ilan etme yoluna gidenlerin kur'ani dayanaklarının ne kadar sağlam olduklarını ortaya koymaya gayret edeceğiz.    

Öncelikle iddiamız şudur , bugün kendisini veya bir başkasını resul ilan eden bir kişinin resul olmadan önce nebi olması gerekmektedir. Çünkü resul olmak demek bir başkasından aldığı haberi bir başkasına aktaran demektir ve o haberi aktaran kişinin önce o haberi bir yerden alması gerekir buda onun nebi olması ile gerçekleşir. Bu kişiler "biz kur'anın resuluyuz" diyerek önceki kitabın elçisi olduklarını iddia etmeleri ise "kaş yapayım derken göz çıkarma" mesabesinde bir hatadır. Önce nebi kelimesinin anlamı üzerinde durarak Allah cc nin insanlar içinden seçmiş olduğu vahyi iletmekle memur olan kişilerin ortak vasfının sadece resul değil "nebi resul" olduklarının kur'anda nasıl belirtildiğini görelim.

Ne-be-e kelimesi sözlükte , haber vermek,duyurmak anlamındadır . Bu kelimeye kur'anın bindirmiş olduğu anlam açısından bakacak olursak, Allah cc nin insanlar içinden seçtiği kişileri  hidayet ve rahmet olmak üzere göndermeden önce onlara vahy etmesi onlara kitap vermesi demektir. Öncelikle bu yanlış anlayışın temelinde gelenekteki "nebi ve resul" kavramlarının ve "kitap" kavramının yanlış anlaşılması yatmaktadır. Geleneksel anlayışta "nebi" demek kendisine kitap verilmeyen demektir bu anlayış kitap kelimesinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır . "Kitap" kelimesinin sözlükteki anlamına bakacak olursak , harflerin yazarak birbirine eklenmesi demek olup ağızdan çıkan sözlerinde kitap demek olduğunu görmekteyiz. (el müfredat,ketebe maddesi bk)  

Kitap kelimesinin anlamından hareketle "nebi" kavramı için kullanılan , "kendisine kitap verilmeyen" tabirinin yanlışın ötesinde büyük bir hata olduğu görülmektedir. Hiçbir resulun , Allah cc den vahiy almadan "ben resulum" diye ortaya çıkmasının mümkün olmadığına onun Allh cc den almış olduğu vazife ona vahyedilerek verilmiş ve o vahyi ağzından çıkan kelimelerle yani kitaplaştırarak muhataplarına aktarmıştır. Allh cc nin şeçiş olduğu insanlar resul olma vazifesinden önce bu vazifeyi yerine getirmek için ondan bir haber almakta yani nebi olmakta ve sonra o haberi muhataplarına aktarma vazifesini yüklenerek resul olmaktadır. Yani Allh cc insanlar içinden seçtiği kullarına kur'anda " RESUL NEBİ" adını vermektedir. Yanlış anlayışın aksine o kulların bir kısmı "nebi" bir kısmıda" resul" değildir.   

-----2-136- Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün nebilere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız."
 Bakara s. 136. ayetinde, musa ve isa as a verilenin diğer nebilerede verildiğini görmekteyiz.  

 -----2-213- İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere nebiler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.   

Bakara s 213. ayetinde gönderilen nebilerin beraberlerinde hak kitapların indirildiği beyan edilmektedir. Bu ayete göre Allh cc insanlara beşir ve nezir olmak üzere gönderdiği bütün elçilerini "nebi" olarak vasıflandırmakta ve hepsine kitap verildiğini bildirmektedir. Kur'anda geçen elçilerin isimlerine baktığımız zaman bir çoğunun " resul nebi" olarak vasıflandırıldığı açıktır . Bazı elçilerin isimleri geçtiği yerde onların "nebi" olarak zikredilmemesi bizi resul ve nebi kavramlarının ayrı olduğu kanaatine götürmemelidir bakara s. 213. ayeti Allh cc nin insanlar içinden seçtiği ve adını bilmediğimiz bir çok insana vahyederek yani kitaplar indirerek insanlara hidayet yolunu göstermiştir. Kitap verilmesi demek nebilere vahyedilen sözlerin incil ,tevrat ,zebur veya kur'an gibi yazılı olmalarıda şart değildir. Kitap kelimesinin anlam alanının ağızdan çıkan sözlerinde bir kitap olduğunu yukarda söylemiştik, adını bilmediğimiz bir çok elçiye vahyedilmiş ve o elçilerin Allah cc nin kendilerine olan vahyini ağızları ile iletmeleri onların kendilerine verilen kitabı okumaları demektir.   


-----3.081 Allah, vaktiyle nebilerden: «Andolsun ki, size kitap ve hikmetten her ne verdiysem, sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir resul geldiğinde ona kesinlikle inanacaksınız ve çaresiz ona yardım edeceksiniz.» diye söz almış ve: «Bunu kabul ettiniz mi? Bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?» demişti. Onlar: «Kabul ettik.» dediler. Allah da: «Öyle ise, şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim!» buyurdu.  

Al-i imran s 81 ayet her ne kadar ehli kitaba hitap etmesi ve muhammed as ın musa ve isa as ı tasdiklemesi açısından bakılması gerekir isede arka plan anlamlarından biriside Allh cc nin nebilere kitap ve hikmetten vermesi konusunuda kapsaması açısından bakılması gerekn ayetlerden biridir.   


-----4.163- Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. 
Nisa s 163. ayetinde nuh as ile muhammed arasındaki bütün vahye muhatap olan kişiler "nebi " olarak vasıflandırılmakta olup bunların diğer ortak vasfı resul olmalarıdır.    


----- 6.112- Biz böylece, her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak. 

-----22.52-  Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir) 

En'am s 112 ve hacc s 52 . ayetlerinde Allah cc nin insanlara vahyini iletmesi için göndermiş olduğu her nebinin muhataplarına şeytanların düşman olduğu ve o vahyi inkar etmeleri için onlara vesveseler verdikleri beyan edilmekte ve yine bu ayetlerin o eçilerin ortak vasfını "resul nebi" olduğu görülmektedir. 

Allah cc hacc s. 75. ayetinde meleklerden ve insanlardan resuller seçtiğini bildirmektedir. Resul kavramını genişleterek melekleride dahil edecek olursak "her resul nebi değildir" diyebiliriz çünkü melekler için "nebi" kavramı kullanılmaz. Ancak resul kavramının anlamını Allh cc nin seçmiş olduğu insanlar için kullanacak olursak " her nebi  resuldur her resul nebidir" diyebiliriz.

Sonuç olarak, bugün birisi kalkıp "ben resulum" veya "falan şahıs resuldur" diye bir iddiada bulunması onun bu iddiasına delil olarak Allh cc den aldığı bir haberi bize göstermesini gerektirir, yani elçiliğine delil olan vahyi iletmesi gerekir , "ben kuranın elçisiyim" demesi onun resul olmasına delil asla olmaz , bu kişi ya iskender evrenosoğlu gibi kendisinede vahyedildiğini iddia ederek en'am s. 93.94. ayetlerinin muhatabı olmaya hak kazanacak yada bu kavramların gelenekteki yanlış kullanımlarını kalkan ederek iddiasına devam edecektir. Kur'anın resulu olmak demek o kitaptaki kavramları ters yüz ederek yapılamayacağına göre bu kişi sade bir müslüman olma yolunu ister istemez tercih edecektir, aksi takdirde resulluk iddiası ya cehalet eseri yada yalancılıktan başka bir şey olamaz.    

                      EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

3 Ocak 2013 Perşembe

Bir Harf İlavesi İle Meali Katletmenin Örneği(Nur s.19)

Daha önceki yazılarımızda Kur'an meali yapmak için sadece Arapça bilmenin yeterli olmadığını , Arapçayı bilmekten daha önce Kur'an bütünlüğüne hakim olmanın gerekliliğine dikkat çekerek bu konuda yapılan bazı yanlış meallerden örnekler vermeye çalışmıştık. Bu yazımızda Nur s. 19. ayete verilen mealdeki sadece bir "n" harfinin ilavesinin nasıl bir yanlışa yol açabileceğini dikkat çekmeye çalışacağız.   

إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَنْ تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ۚ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ  (nur s. 19)
 
Müminler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

Bu ayetlerin siyak ve sibakı Aişe validemize atılan iftira ( ifk hadisesi)ile ilgili olup bir kısım müslümanlarda bu iftiraya inanmışlardır. Şimdi bu ayet ile ilgili başka bir mealden örnek verip bir harf ilevesinin nasıl bir yanlış anlamaya yol açabileceğine dikkat çekmek istiyoruz.   

----- Müminler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
-----Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

 "Arasında" ve "arasından" şeklindeki kelimelere baktığımız zaman arasındaki fark sadece bir "n" harfidir. İlk bakışta, bir" harfin ne gibi bir zararı olabilir? " diye düşünülebilir.    

"Mü'minler arasından" şeklinde yapılmış bir mealden , hayasızlığın yayılmasını arzu edenlerin "mü'min" olma sıfatının kaldırılmadığı anlaşılarak bu iftirayı yapanların mü'minler olduğu anlaşılabilir, halbuki bu iftirayı yayanlar mü'minler değil münafıklardır , mü'minlerden bir gurup bu iftiraya inanmış olmakla hata etmişlerdir. Kur'an bütünlüğü dikkate alınarak yapılan bir mealde mü'minlerin nerede ahirette can yakıcı bir azap ile cezalandıracağı yazmaktadır?.  

"Müminler arasında" şeklinde ve doğru olan mealinde bu meal olduğunu düşünmekteyiz, iftirayı atanların mü'minler değil, mü'minlerin dışındaki insanlar olduğu ve o münafıkların mü'minler arasında bu gibi haberler yayarak aralarında fitne çıkarmak istemeleri ve bunun cezası hatırlatılmaktadır.

Sonuç olarak, meale ilave edilen "n" harfi ile o iftirayı yayanların mü'minler olduğu çıkar halbuki o iftirayı yapanlar münafıklardır ve o münafıklar " mü'minler arasında" hayasızlığını yayılmasını arzu etmektedirler ve kur'an buna işaret ederek omünafıkların dünya ve ahiret azabı ile cezalandırılacaklarını haber vermektedir. Arapça gramer kaidesinin bile izin vermediği "n" harfi ziyadesi ile yapılan meallerin hatalı olduğunu ifade ediyor ve yine şunu tekrarlıyoruz. Kur'an meali yapmak durumunda olan kişilerin kendinden önce yapılmış mealleri toplayarak " masa üstü mealciliği" yapmayı terkedip önce kur'an bütünlüğüne hakim olmaları ve yapacakları bir harf hatasının nelere mal olacağını düşünerek bu işe soyunmalarını tavsiye ediyoruz.   

                  EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.