14 Kasım 2013 Perşembe

Kasas s. 68. Ayeti Üzerinde Yapılan İki Farklı Meal Üzerine Bir Mülahaza

Alemlerin rabbi olan Allah cc hidayet ve rahmet olan kitabı'nın kasas s. 68. ayetinde bizlere şöyle buyurmaktadır.  

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

  Diyanet Vakfi
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir.

Tetkik ettiğimiz meallerin biri hariç hepsi yukarda vermiş olduğumuz meal doğrultusundadır. Sayın ahmet tekin hoca bu ayete farklı bir meal vermiş olup meali şu şekildedir.

   Ahmet Tekin :
Rabbin, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olanları yaratır. Kâinatta mevcut akıllı ve sorumlu varlıkları, mahlûkatı, cemâdâtı, imkânları, kurulmuş düzenleri ve tedbirleri O seçer. İnsanların da seçme ve tercih hakları vardır. Yüceler yücesi olan Allah ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların kendisine koştukları şirkten münezzehtir.

Sayın Ahmet Tekin hocanın meali ile diğer mealler arasındaki fark "Onların seçim hakkı yoktur." ,"İnsanların da seçme ve tercih hakları vardır." şeklindedir. Diğer mealler ayetin metnindeki " ma kane lehümülhıyaratü" ibaresini "onların seçim hakları yoktur " şeklinde çevirirken ,Ahmet Tekin hoca " insanların da seçme hakları vardır" şeklinde çevirmiştir.  

İki farklı çevirinin sebebi ayetteki "ma" edatının kullanılış tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Arap gramerinde "ma" edatı ismi mevsul ve olumsuzluk anlamında kullanılır. Kur'anda bu edatın kullanımı ile ilgili olarak Ahmet Tekin hoca nın daha yapmış olduğu bazı ayet meallerinde "ma" edatı ile ilgili olarak yapmış olduğu tercihlerin kur'an bütünlüğü ile uyuşmadığına şahid olmuştuk (bu konuyu "kur'an meali yapmak için sadece arapça bilmek yeterlimidir" adlı yazımızda ele almıştık) . Sayın hocanın "ma" edatını kullanım hatasına kasas s. 68. ayetine verdiği mealde şahid olmaktayız.  

Sayın hoca nın bu ayeti okurken kader konusu ile ilgili olarak  mesajı olduğunu düşünerek bu şekilde bir meal verdiğini düşünmekteyiz. Kader konusu ile ilgili olarak Allah cc yarattığı insanlara tabiki seçme hakkı vermiştir ona kimsenin itiraz etme hakkı yoktur, ancak bu ayette verilmek istenen mesajın kader konusu ile ilgili olarak değilde, Allah cc nin insanlar içinden seçmiş olduğu elçiler ile ilgili kanununun nasıl olduğu doğrultusunda olduğunu düşünmekteyiz.    

Kur'an meali yapmak için arapça bilgisinden önce kur'an bütünlüğüne sahip olmak gerektiğini konu ile ilgili yazılarımızda vurgulamaya çalışmıştık. Kasas s. 68. ayetinde rabbimiz " rabbin dilediğini yaratır ve seçer" cümlesindeki "seçer" kelimesi bu ayetin anahtarı durumunda olup rabbimizin insanlar içinde seçtiklerinin kimler olabileceği bilgisi diğer ayetlerinin yardımı ile açığa çıkabilir. Ayeti dikkatli okuyacak olursak yaratılmış insanlar içinden seçilmişler olduğu bilgisi vardır.  

Kasas s. 86. ayetinde, "Sen; sana bu Kitab'ın verileceğini ummazdın. Bu; ancak Rabbının bir rahmetidir. Öyle ise, sakın kafirlere yardımcı olma." buyurularak seçilmenin kişisel bir beklenti sonucu olmadığı sadece Allah cc nin takdiri üzere olduğu beyan edilmektedir.

[020.013]  «Ben seni seçtim; (ahtartüke) artık vahyolunanları dinle.»
Taha 13. ayetinde musa as ın seçilmiş olduğu bilgisi verilmektedir. Bu seçilme onun isteği ve iradesi üzerine değil sadece Allah cc nin onu seçmiş olmasından ötürüdür. Yine aynı surenin 41. ayetinde " vestana'tüke li nefsi" ( seni kendim için yetiştirdim) buyurularak onun seçilmişliği vurgulanmaktadır.

Al- imran s. 179. ayetinde " Allah mü'minleri bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir, nihayet murdarı temizden ayıracak, Allah sizleri gaybe muttalı' kılacak da değil ve lâkin Allah ona Resullerinden dilediğini seçer, onun için Allaha ve Resullerine iman edin ve eğer iman eder ve korunursanız size de azîm bir ecir var" buyurularak elçi seçiminin Allah cc nin dilemesine bağlı olduğu hatırlatılmaktadır. 

Şura s. 13. ayetinde "Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: «Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.» Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir." buyurularak elçi seçiminin dilemeye bağlı olduğu aynı şekilde hatırlatılmaktadır.  

Zuhruf s. 31. ayetinde " Ve «ne olurdu şu Kur'an iki memleketten bir büyük adama indirilse idi» dediler" şeklindeki itirazlara 32. ayette "Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir." buyurularak elçi seçiminin kimsenin keyfine göre olmayacağı bildirlmektedir. 

 [019.058]  İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden Adem, soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan İbrahim ile İsmail'in soyundan hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine Rahmanın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
[012.006]  «Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir.»
003.033]  Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u ve İbrahim ailesiyle İmran hanedanını süzüp alemler üzerine seçti.
[002.247]  Peygamberleri onlara «Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi» dedi. «Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?» dediler, «Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı» dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
[007.144]  «Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret» dedi.
[002.130]  Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
[022.075]  Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
[038.047]  Çünkü onlar, gerecekten nezdimizde süzülüp seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
[042.013] Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: «Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.» Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.

Sonuç olarak; vermiş olduğumuz örnek ayet mealleri doğrultusunda, kasas s. 68. ayetindeki "ma " edatının isimi mevsul olarak anlaşılması ayetin tercümesine Ahmet Tekin hoca tarafından "İnsanların da seçme ve tercih hakları vardır." şeklinde yansıtılmış olması bu ayetin bu şekildeki çevirisinin kur'an bütünlüğünün gözetilmemesi sonucunda bu şekilde yapıldığı düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Diğer bütün meallerde " Onların seçim hakkı yoktur" şeklinde yapılan çeviriler kur'an bütünlüğüne uygun bir çeviri olup bazı yerde gereksiz parantez açan meal yapıcıları bu ayette gerekli olan parantezi açmayarak ayeti bazı yanlış anlamaya sebeb olacak bir meallendirme yoluna gitmişlerdir , şayet altta önerdiğimiz meal şeklindeki parantezler açılsaydı yanlış anlamanın önü kesilmiş olurdu diye düşünmekteyiz.

Rabbin, dilediğini yaratır ve(elçilerden dilediğini) seçer. Onların (seçilen elçilerin) seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şânı yücedir.

Ayetin mesajının  bazı kader tartışmalarına mesned olması açısından değil de , Allah cc nin seçmiş olduğu elçilerin bu seçimde herhangi bir dahli olmadığı ,sadece Allah cc nin dilemesi ve seçimi sonucunda elçi olarak seçildikleri şeklinde bir mesaj içerdiği düşüncesi kur'an bütünlüğüne düşeceğini düşünmekteyiz.    

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

                                                         

12 Kasım 2013 Salı

Ğayb Kelimesi ve Kur'anda Geçtiği Ayetler

(El ğaybü)= Güneş veya başka bir şey gözden gizli,saklı hale geldi, gizlendi,saklandı anlamına gelen "ğaabe" fiilinin masdarıdır. Fiil olarak "ğaabe annii kezee"(bir şey benden gizli, saklı geldi ) anlamında kullanılır. Ayrıca , algıdan ve insanın bilgisine gizli, saklı kalan şeylerden'de gizli saklı (ğaaibün) kalanlarla ilgili kullanılır. 
Herhangi bir şeye insanlar nazarı dikkate alınarak "ğaybün" ve "ğaaibün" denir, yoksa yüce Allah dikkate alınarak değildir. Zira nasıl ki ondan göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey kaçmazsa aynı şekilde hiçbir şey'de onun için ğayb değildir.   

 Bu kelime ve türevlerinin kur'anda geçen ayet mealleri şu şekildedir. Bu ayetleri , 1-Allah cc nin gaybı bilmesi, 2- elçilerine gaybı açması, 3- mü'minlerin vasıflarından biri olması , 4- muhammed as ın gayb bilgisinin olmadığı, 5- gaybını kimseye açmadığı  şeklinde kategorize etmek mümkündür.

                                    1- ALLAH CC NİN GAYBI BİLMESİ

[002.033]  (Allah): «Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver.» dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): «Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim» dememiş miydim?» dedi.
[005.109]  O gün ki Allah bütün Resulleri toplayacak da «size ne cevab verildi?» buyuracak; «bizde ilim yok, sensin allâmülguyûb sen» diyecekler
[005.116]  Hem Allah buyurduğu vakit: Ey Meryemin oğlu Isâ! Sen mi dedin o insanlara; «beni ve anamı Allahın yanında iki ilâh edinin» diye? hâşâ, der: münezzeh sübhansın yarab! Benim için hakk olmıyan bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz, eğer söyledimse elbette ma'lûmundur, sen benim nefsimdekini bilirsin: ben ise senin zatindekini bilmem, şüphesiz ki sen «allâmülguyub» sun
[006.059]  Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.
[006.073]  Ve o Gökleri, Yeri yaradan hakkıyle o, hem ol! diyeceği gün o da oluverir. Hak onun dediği, Sur üfürüleceği gün de mülk onun, hem gaybe âlim hem şehadete, hakîm odur, habîr o
007.007] Sonra da onlara (yapmış olduklarını) bir bilgi ile elbette anlatacağız ve Biz (onlardan) gaibler olmuş değil idik.
[009.078]  Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.

[009.094]  Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: «Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, sizin durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Allah görecektir,O'nun Resulü de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de Bilen'e döndürüleceksiniz ve O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.»
[009.105]  Ve de ki: «(Dilediğinizi) Yapınız. Elbette ki, Allah Teâlâ ve O'nun Peygamberi ve mü'minler sizin yaptıklarınızı göreceklerdir. Ve siz gaybı da, meşhut olanı da bilen zâta elbette döndürüleceksinizdir. Artık o da neler yapar olduğunuzu size haber verecektir.»
[010.020]  «Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!» derler. Onlara de ki: «Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim.»
[011.123]  Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et, O'na güven. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
[013.009]  O, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.
[016.077]  Bütün Semavât-ü Arzın gaybını bilmek de Allaha mahsus, saat emri ise sâde lemhi basar gibi yâhud daha yakındır, şüphe yok ki Allah her şey'e kadir
[018.026]  De ki: «Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz.»
[023.092]  Allah, gaybı da şehâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
[027.065]  De ki: «Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur.» Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
[027.075]  Ve Yerde, Gökte hiç bir gâib yoktur ki açık bir kitabda olmasın
[032.006]  İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve güçlü olan, esirgeyen O'dur.
034.003]  İnkâr edenler: «Bize o kıyamet saati gelmez.» dediler. De ki: «Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır.»
[034.048]  De ki: «Muhakkak Rabbim hakkı ilkâ eder, bütün gaybleri tamamıyla bilendir.»
[035.038]  Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.
[039.046]  De ki: «Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve müşahade edilebileni de bilen Allah'ım. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen hüküm vereceksin.»
[049.018] Doğrusu Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
[059.022]  O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.
[062.008]  De ki: haberiniz olsun o kaçıp durduğunuz ölüm muhakkak gelip size çatacak, sonra, o bütün gayb ve şehadeti bilene iade olunacaksınız da o size neler yaptığınızı haber verecektir
[064.018]  Gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, Aziz (üstün ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olandır.
                                     2-ELÇİLERİNE GAYBI AÇMASI

[003.044]  Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
[003.179]  Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.
[011.049]  İşte bunlar gayb haberlerinden, sana bunları vahyile bildiriyoruz, bundan evvel onları ne sen bilirdin ne kavmin, böyle, o halde sabret, her halde akıbet müttekılerindir.
[012.102]  İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
[018.022]  (Kimileri): «Üçtür. Dördüncüleri köpekleridir.» diyecekler; (kimileri de): «Beştir, altıncıları köpekleridir.» diyecekler. Her ikisi de gaybi taşlama=bilinmeyen şey hakkında tahmin yürütmektir. (Bir kısmı da): «Yedidir, sekizincileri köpekleridir.» diyecekler. De ki: «Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir; onları insanlardan ancak pek azı bilir.» Artık bunlar hakkında bildirilenin dışında bir tartışmaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye birşey sorma!
[072.026-8]  O bütün gaybı bilir. Fakat gayblarına kimseyi vakıf etmez. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir, ta ki o elçiler Rab’lerinin mesajlarını, o gözetleyicilerin kendilerine hakkıyle tebliğ ettiklerini kesin olarak bilsinler. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var, ne yoksa herşeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
[081.024]  O, gayb hakkında cimri de değildir.


                            3-MÜ'MİNLERİN VASIFLARINDAN BİRİ OLMASI

[002.003]  Onlar, gaybe inanırlar, salatı ikame ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
[004.034] Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kerre Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kenidlerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasıhat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye bahane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor
[005.094]  Ey İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır.
[012.052]  Yusuf, «Maksadım, vezire, gıyabında ihanet etmediğimi, hainlerin tuzaklarını Allah'ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı» dedi.
[019.061]  Rahman'ın kullanna gıyaben söz verdiği Adn cennetlerine, şüphe yok ki, O'nun verdiği söz, daima yerine getirilmiştir.
[021.049]  Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'
[035.018] Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.
036.011]  Ancak zikri ta'kıyb eden ve gaybde rahmana haşyet besliyen kimseyi sakındırırsın, işte onu hem bir mağrifetle hem bir ecri kerîm ile müjdele
[050.033]  Gaybde rahmana haşyet duyan ve inâbeli bir kalb ile gelen kimselere
[057.025]  Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
[067.012]  Çünkü o rablarına gıyabda saygı besliyenler yokmu, muhakkak ki mağfiret ve büyük bir ecir onlar içindir


                            4-MUHAMMED AS IN GAYBI BİLMEDİĞİ

[006.050]  De ki: «Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum.» De ki: «Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?»
[007.188]  De ki: «Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»
[011.031]  «Size, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem; doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum; küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem; içlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz haksızlık edenlerden olurum.»


                                         5- GAYBI KİMSEYE AÇMADIĞI 

[019.078]  O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?
[012.081]  Babanıza dönün ve deyin ki: «Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
[034.014]  Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
[034.053]  Halbuki, O'nu evvelce inkar etmişlerdi ve gayba uzak bir yerden taş atıyorlardı.
[052.041]  Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece onlar yazıp duruyorlar?
 [082.016] Ve ondan gâib olmıyacaklardır

"Ğayabetin" kelimesi olarak yusuf s 10 ve 15. ayetlerinde geçer

[012.010]  İçlerinden biri: «Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur» dedi.
[012.015]  Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.

Kategorize etmeye çalışarak meallerini verdiğimiz "ğayb" kelimesi ve türevlerinin tamamı yukarda olup ilgili ayetlerinin , elçilere açılan gaybın sınırı ve mahiyeti ile konusu ile ilgili olarak düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız. 

"Muhammed as ın gaybı bilmediği" başlığı altındaki ayetlerin rehberliği altında muhammed as ın gayb bilgisinin olmadığı kesin olarak bildirilmesine rağmen, hadis literatümüzde  fiten ve melahim başlıkları altındaki hadisler bu ayetleri yok sayarcasına bir çok gaybi haberi muhammed as a istinaden vermektedirler. "Ben gaybi bilmem" diyen bir elçinin bu tür haberler vermesinin mümkün olmadığı bilinmesine rağmen fırkacılık taasubu daha baskın gelmiş herkes kendi fırkasını övmek veya düşman fırkayı yermek amaçlı olarak muhammed as ın ağzından bu sözleri ona iftira olarak isnad etmekten çekinmemişlerdir.   

 "Elçilerine gaybı açması" başlığı altındaki ayetlerin rehberliğinde muhammed as a açılan gaybın mahiyeti açıkça bildirilmiştir. Kendisinden önceki kavimler ile ilgili haberler gayb'ın kur'an ayetleri içinde açılması yolu ile ona bildirilmiş olup , gelecek gayb ile haberler yani kıyamet,hesap cennet,cehennem gibi haberler yine kur'an ayetleri içinde ona açılmış , o da elçiliği gereği bu haberleri insanlara okumuştur.    

Geçmiş kavimler ve elçiler ile ilgili haberler ona kıssa yollu anlatımlar olarak verilmiş ve bazı kıssaların sonlarında"sen ve kavmin bunu dah önceden bilmiyordun" veya sen yanlarında değildin" şeklindeki ayetlerle bu kıssalar ile bilgisinin sadece kur'an ayetleri miktarı kadar olduğunu bildiren ayetlerin aksine  olarak tefsir kitaplarında yer alan rivayetlerde anlatılan kıssalardan kat kat fazla olarak kur'an harici bilgiler ile doldurulmuş ve adına hadis denilerek muhammed as a atfedilmiştir. Kur'an , "senin bilgin bu kadar" demasine rağmen muhammed as bu bilgileri acaba nereden aldı diye sormak maalesef kimsenin aklına gelmemiş aksine hikaye ve masal türünden olması hasebiyle çoğu insanlar arasında rağbet bile görmüştür. Şunu kesinlikle ifade edelimki; tefsir kitaplarında geçmiş kavimlerin kıssalarına ait kur'ab harici bilgilerin tamamı uydurma ve israilyyat adı verilen bilgiler kapsamında olup "hadis" adı altında gelen haberlerin tamamı uydurmadır.  

                                               EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.





11 Kasım 2013 Pazartesi

Hud s. 71. Ayeti Örneğinde Allah c.c nin ,Kulunun Kiminle Evleneceğini ve İmtihanın Sonucunu Bilmesi

Gündemimizde yer alan tartışma konularından bir tanesi sayın Abdülaziz bayındır hocanın, 2012 senesi aralık ayında gündeme düşen bir telefon konuşmasında sorulan soruya, "Allah senin kiminle evleneceğini bilmez" şeklinde bir cevap vermesi ve bunun sonucunda tartışılmaya başlanan Allah cc nin bilgisinin sınırı konusu hala devam etmektedir.  

Sayın hoca bu konu ile ilgili bir çok ders yapmış ve yaptığı derslerindeki ana fikir "ALLAH KULUNUN İMTİHAN GEREĞİ OLARAK YAPACAKLARINI BİLMEZ" şeklinde özetlenebilir. Bu düşüncenin Kur'an ölçeğinde yapılacak bir değerlendirme sonucunda doğru olup olmadığı konusunda hud s. 71. ayeti çerçevesinde bir değerlendirme yapmak istiyoruz.   

Lut as ın kavminin helakını haber vermek için önce İbrahim as'a gelen elçiler ile ilgili bilgi "İbrahim'in misafirleri" kıssası olarak hud,hicr ve zariyat surelerinde anlatılmaktadır. Önce , Allah cc nin kur'anda kıssa yollu anlatımlarındaki hikmet  ile ilgili kısa bir hatırlatma yapmak istiyoruz. 

Rabbimiz kitabının bir çok ayetinde bizlere geçmişlerin haberlerini anlatarak o haberlerden ibret almamızı istemektedir. Kıssalardan doğru bir bilgi edinmek için o kıssanın anlatıldığı zaman ve mekan ile ilgili bilgilerin kur'anda verilmemesi bizlere kıssa yollu anlatımların ibret vesikaları olmaları yönünün hatırlatılması içindir. Kıssalarda dikkatimizi çeken yönlerden biriside aynı olayın değişik Kur'an ayetlerinde farklı ibarelerle ve farklı açılardan gösterilerek anlatılmasıdır. Aynı olayın kur'ana dağıtılmış ayetlerinde farklı ibareler kullanılma sebebi acaba ne olabilir? diye sorulduğu zaman aklımıza bir kaç cevap gelebilir. 1-kur'an kıssa anlatımlarının tarihi olaylar gözü ile bakılmasını istemez. 2-kur'an kıssa yollu anlatımlar ile muhataplarına mesaj vermek amacını güder. 

Aynı kıssanın farklı biçimde anlatılma özelliği, "İbrahim'in misafir'leri"kıssasındada gözümüze çarpmaktadır. Gelen elçiler hud s. 71. ayetinde "ishak ve yakub'u" hicr s. 53. ve zariyat s 28.ayetinlerinde "bilgin bir oğlan çocuk" müjdesi verilmektedir. Hicr ve zariyat surelerinde doğacak ilk çocuk müjdesi verilirken hud. suresinde doğacak ikinci çocuk ishak ve onun oğlu yakub as ların müjdesi verilme hikmeti acaba ne olabilir?   

Bu hikmeti kıssanın yaşandığı zaman ve mekan içinde anlamaya çalıştığımız takdirde verilmek istenen mesajı anlamakta zorlanacağımız aşikardır. Çünkü aynı elçilerin ağzından hud s 71 de i"shak ve yakub" , hicr ve zariyat surelerinde "bilgin bir oğlan" çocuk müjdesi verilmektedir. Hud s. 71. ayetinde ishak ve yakub'un müjdelenip diğer surelerde bilgin bir çocuk müjdelenmesinin hikmetini ALLAH CC NİN KULUNUN İMTİHAN SONUCUNU ÖNCEDEN BİLMEDİĞİ VE KULUN KİMİNLE EVLENECEĞİNİ BİLMEDİĞİ  yönündeki iddianın yanlışlığına delil olarak sunabiliriz şöyleki;   

Saffat suresinde anlatılan İbrahim as kıssasının 100-113. ayetleri bize bu konuda bilgi vermektedir. Kavminin zulmünden kurutlarak yeni topraklara hicret eden İbrahim as yaşlanmış fakat çocuğu yoktur, rabbine "bana Salihlerden bir evlat ver " diye dua eden İbrahim as ın bu duasının karşılığı olarak bir oğlan çocuğu dünyaya gelmiştir. Çocuk büyüyünce rabbi ibrahimi çetin bir imtihana tabi tutar baba ve oğlu bu imtihandan yüz akı ile çıkarlar, rabbi ibrahime bu imtihan başarısının karşılığı olarak İshak'ı müjdeler.  

Saffat suresinde anlatılan bu kıssayı hud s 71 de anlatılan "ishak ve yakub'un müjdelenme olayını , ALLAH CC NİN KULUNUN İMTİHAN SONUCUNU ÖNCEDEN BİLDİĞİnin açık bir delili olarak görebiliriz şöyleki;  

İbrahim as ile ilk doğan oğlu çetin bir imtihana tutulmuş ve bu imtihanı başarılı bir şekilde geçmesi nedeniyle ona ishak as bağışlanmış ve ardından ishak as ın oğlu olan yakup as bağışlanmıştır ve bunun haberi İsmail as daha doğmadan önce hud s 71 de verilmektedir. Hud s  71 deki ishak ve yakub'un bağışlanması anlatımının hikmeti ALLAH CC NİN İBRAHİM AS IN GELECEKTE TABİ TUTULACAĞI İMTİHANIN SONUCUNUN ÖNCEDEN BİLDİĞİNİ MÜKAFAT OLARAK ONA İSHAKI BAĞIŞLAYACAĞINI, HATTA İSHAK AS IN DAHA DOĞMADAN KİMİNLE EVLENECEĞİNİ BİLİP ONUN YAKUP ADINDA BİR OĞLU OLACAĞINI BİLMESİDİR.  

Sayın bayındır hoca bir dersinde saf suresinde isa as ın ağzından "benden sonra adı ahmed olacak bir elçiyi size müjdeliyorum" ayeti ile ilgili olarak "burada bahsedilen muhammed as ın kendisi değil özelliklerinden bahsedilmiş" diyerek direk olarak muhammed as a bir işaret olmadığı yönünde bir iddia serdetmesine karşılık hud s. 71 de anlatılan ishak ve yakub adları konusunda bunların onların özellikleri olduğu iddiasını tekrarlamakta zorlanacaktır.  

Yine aynı şekilde muhammed s. 31. deki "bilinceye kadar" şeklindeki ifadeden sayın hoca "Allah bilse böylemi der" diyerek haşa Allah cc nin kulun imtihan gereği yapacak olduklarını bilmediği delilini çıkarmaktadır. "Li na'leme" kelimesi ile ilgili olarak ortaya sürülen görüşlerde "bilmek için" veya bilinceye kadar" şeklindeki anlamdan "bak kardeşim Allah ben bilmiyorum bilinceye kadar" diyor şeklinde bir yorum getirilirek Allah cc nin bilmediğinin delilinin buradan çıktığı söylenmektedir. "Bilmek için"şeklinde çevrilen kelime Allah cc nin haşa bilmediğini değil , o kulun alacağı karşışığın somut bir amele dayanması içindir .Allah cc "o kulun ne yapacağını ben önceden biliyorum onu denememe gerek yok" deseydi o kul haklı olarak yapmadıklarım karşılığında nasıl ceza ve mükafat verme gerekçesi olabilirdi? Allah cc nin o kulun yapacaklarını önceden bilmesi o kul üzerinde herhangi zorlayıcı bir irade gerçekleştirmiş olması anlamında değildir. 

Şimdi soruyoruz; Alllah cc madem kulunun imtihan gereği yapacaklarını bilmiyorsa hud s. 71 ayetinde nasıl daha İbrahim asın ilk çocuğu olmadan ishak biliniyor? artı madem Allah cc kulun kiminle evleneceğini bilmiyor ishak as evlenip yakub adında bir oğlu olacağının bilgisi daha İsmail as ortada bile yokken biliyor ve yakubu müjdeliyor?    

Sonuç olarak; "Allah kulunun imtihan gereği yapacak olduklarını bilmez" şeklindeki bir düşünce kur'andan onay alan bir düşünce değildir. Bu konuda yanıldığımız yer ,"madem Allah ne yapacağımızı biliyor imtihanın gereği ne?" şeklinde bir soruya verilmek istenen cevabın kur'an merkezli olarak cevabının aranmaya çalışırken Kur'an bütünlüğünün göz önünde bulundurulmamasıdır. Bu konuda yapılan yanlış biz kulların kader konusuna Allah cc nin ilah olması , bizlerin onun kulu olması ve bakış açımızın onun bize verdiği bilgiler dahilinde olup konuya kul açısından bakmaya çalışmayarak Allah açısından bakmaya çalışmamızdır. Alemlerin rabbi olan Allah cc için onun kulunun imtihanı gereği olarak  yapacaklarını bilmediği şeklinde ona izafe edilecek bir eksiklik ona karşı yapılacak olan en büyük hatalardan bir tanesidir. Sayın hoca, "bazıları benim Allah cc nin gaybı bilmez dediğimi iddia ederek iftira atıyorlar" diyor evet sayın hoca direk olarak, "Allah cc gaybı bilmez şeklinde" bir söz sarfetmedi ama bu iddiası endirek olarak yapılmış, Allah cc nin gayb konusunda bazı şeyler hakkında bilgi sahibi olmadığı yönünde bir iddiadır , neticede" Allah cc nin kulunun imtihan gereği yapacaklarını bilmez ve kiminle evleneceğini bilmez" şeklindeki bir iddia ona eksiklik izafe edilmesi yönünden hatalı bir düşüncedir.   

                                       EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.






10 Kasım 2013 Pazar

Vay Kitabı Elleri İle Yazanlara

Yazımıza başlık olarak seçmiş olduğumuz cümle alemlere rahmet ve hidayet olarak muhammed as a indirilen kitab'ın bakara s. 79.  ayetinden alınmış olup siyak ve sibak içinde okuduğumuz zaman israiloğulları ile ilgili bir durumu anlatmaktadır. İsrailoğullları'nın yapmış olduğu zulümlerden biriside "kitabı elleri ile yazıp bu Allah katındandır" demeleri olduğunu kitab'tan öğrenmekteyiz. İsrailoğulları ile ilgili anlatımların sebebi ne olabilir? şeklinde bir soru aklımıza takıldığında bunun cevabını sadece o ırkın ne menem bir ırk olduğunun öğrenilmesi sadedinde olmadığı görülecektir. İsrailoğullarının geçmişte elçilerine  ve kitab'larına karşı uygulamış oldukları muamele insan olmalarından kaynaklanan olumsuz yönlerinin bir tezahürü olup, bu durum bugün kendisine " ben müslümanım" diyenlerin bir çoğundada görülmektedir.  

Kur'anı okurken genel olarak bize hitab ettiğini düşündüğümüz ayetlerin cennet ve oradaki nimetler olduğunu düşündüğümüz için israiloğulları ile ilgili anlatımlar bizleri hiç ilgilendirmemekte olduğunu sanırız, bugün yeni  bir kitap ve yeni bir elçi gelseydi o kitabın ayetleri içinde kur'andaki " ey israiloğulları" diye başlayan ayetlerin yeri "ey müslümanlar" diye değişir içeriğinde herhangi bir değişiklik olmazdı nedenmi? maalesef israiloğullarının elçilerine ve kitablarına karşı uyguladıkları zulmün aynısı biz müslümanlar tarafından'da icra edilmektedir.     

 [002.079]  Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!

Bakara s. 79. ayetinin mealine göre israiloğulları elleri ile yazmış oldukları kitabı "bu Allah katındandır" diyerek ilahi bir şekle sokup insanları bu yolla kendilerine bağlamaktadırlar. Bu ayetin bu günkü versiyonu müslümanlar tarafından uygulanmakta olduğuna acı ile şahid olmaktayız. 

Kur'an, kendisine "ben müslümanlardanım" diyenlerin tamamı tarafından kabul edilen bir kitab olmasına rağmen uygulama ve hayata geçirilme noktasında maalesef başka din kaynaklarının önüne geçirilmesi suretiyle geri planda bırakılmış bir kitap'tır.  

Kur'anın haricinde hadis,fıkıh,tasavvuf vs gibi bir çok kitabın içindeki din ile ilgili hükümlerin doğruluğunu kur'an ile ölçmeye kalktığımızda ortaya çıkan feci durum ortadadır. Kur'anın ak dediğine kara veya kara dediğine ak diyen bir çok konu bu kitapların içinde olup bu muhteviyatın kur'ana uygun olduğu can siperane bir şekilde savunulmaya çalışılmaktadır.

Bir kısım müslümanların, "bu kitaplardakilerin doğruluğu kur'an ile ölçülmelidir" denildiği zaman bir kısım guruh elektrik çarpmışcasına irkilmekte ve "hangi kur'an" diye sormaktadır. Bu soruyu parça parça olmuş kur'an anlayışlarından cesaret alarak sorduklarınıda unutmadan bizde onlara "hangi sahihlik ölçüsü" diye sorarız. 

Bilindiği üzere, "gayri metluv vahiy" teorisi ile kur'ana eşdeğer haline gelen hadislerin doğru olup olmadığı "cerh ve tadil" metodu ile, hadisin sened zincirinde adı geçen kişilerin güvenilir olup olmadığı üzerinden yapılmaktadır. Hadis zincirinde adı geçen kişiler bu metod ile cerh edilip güvenilirlilik onayı alındıktan sonra hadisin sahih olduğu kararına varılmakta veya kişiler günenilirlilik onayı alamazsa o hadisin sahih olmadığı kararına varılmaktadır. Bu metod'da hadisin metni önemli değildir eğer kişiler güvenilir ise hadis, şayet kur'anla uyuşmasa dahi sahihtir.

Kur'ana arz'etme düşüncesine karşı çıkan insanlar farklı kur'an anlayışlarını gündeme getirerek "hangi kur'an" sorusunu sormaları onların cerh ve tadil metodu ile ilgili çelişkilerini temize çıkarmaya yetmez.Bilindiği gibi  cerh ve tadil metodu üzerinde'de hadis ehli tam bir düşünce birliği içinde değildir, hadisçilerin kendilerinin üretmiş olduğu kişileri cerh ve tadil etme metodları bu metodun vahiy ile belirlenmediğinin işareti olup önce "hangi kur'an" diye soracaklarına " hangi cerh ve tadil" diye sormaları gerekir . Buharinin güvenilir olarak hadis aldığı bir çok ravi başkaları tarafından güvenilmez olarak görülmüştür, veya buharinin güvenilir olarak görmediği şahıslar başkaları tarafından güvenilir görülmüştür.     

Hadisçiler tarafından kişi merkezli güvenilirlik ölçüsü ile yazılan hadisler zamanla ayetleştirilmiş ve karşı çıkılması dahi yasaklanarak "biz ne dediysek onu kabul etmek zorundasınız" şeklinde bir dayatmayla bugüne kadar gelmiştir.  

Hadis veya benzeri kitapları yazıp sonra bu kitaplara ilahi bir konum yükleyen müslümanlar bakara s 79. ayetinin muhatabı olmakla karşı karşıya gelmekten kurtulamazlar. Kur'an bugün metni tahrif edilmeden elimizde olmasına rağmen , "şu veya bu kitap olmazsa kur'anı anlayamazsınız" diyen zihniyet tarafından anlam tahrifine  uğratılmaya çalışılmıştır.

Kur'an ayetleri, öne çıkan bu kitapların içinde yazılanlar ışığında anlaşılmaya çalışıldığı için ayetler o kitabın yazarı tarafından nasıl anlaşıldıysa herkesin o şekilde anlaması mecbur tutulmuş ve yanlış olup olamayacağı konusunda herhangi bir düşünce içine girilmesi dahi "haram" şeklinde bir yasaklama ile korunma yoluna gidilmiştir.   

Eleştirilerimiz sadece geleneksel anlayış doğrultusunda dini anlama çabasında olup hadis ,fıkıh, tasavvuf vs kitapları öncelleyenler için değildir. Kur'anı öncellediğini iddia edip anlama metodunu kur'andan almadan yapılan çalışmalar sonucu kur'anın mesajını anlamak durumunda olmayıp kur'ana, ondan anlamak istediğini söyletme çabası içinde olanlar içinde geçerlidir. Bu kısımdaki insanlar kur'ana uymak mantığıyla değilde, kur'anı kendilerine uydurmak amaçlı çalışmalar ile kur'ana yaklaşıp ve o kitap'tan çıkardıklarını " işte Allah'ın muradı budur" şeklinde bir yaklaşımla sergiledikleri müddetçe "elleri ile kitap yazanlar" durumundan kurtulamazlar.

Kur'an harici yazılmış olan kitapların tamamı önce doğru bir kur'an anlayışına sahip olunduktan sonra kur'ana arz edilmeli yazılanların doğru olup olmadığı kur'ana göre sağlaması yapılmadan kabul veya red edilme yoluna gidilmelidir. Bu yolun dışındaki yollar bizleri her zaman başkalarının yorumuna muhtaç bırakarak dini anlama yoluna götürmesi içerdiği için bu yolun, elleri ile kitabı yazıp "bu Allah  katındandır" diyen insanlar ile dolu olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.    

"Doğru kur'an anlayışı" deyiminin içini ne şekilde dolduracağımızda bu konu ile birlikte gündeme gelmektedir. Malum olduğu üzere din adına konuşanların tamamı kur'an  okumakta ama bir çok farklı düşünceye sahip olunmaktadır. Bu durumun izalesi için anlama metodunu bile kur'andan alıp kitabı o metod ile okunduğunda farklı bir çok düşüncenin orta bir yolda birleşeceği görülecek ve sahih bir kur'an anlayışı ortaya çıkarak eller ile yazılan ve Allah cc nin kitabının önüne geçirilen bir çok kitabın içindeki muhteviyat kur'an ölçeğinde sağlamaya tabi tutulacaktır.   

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.
 




5 Kasım 2013 Salı

"Yalnız Kur'an" Söylemi ve Pratikteki Değeri

Hepimizin malumu olduğu üzere, yaşadığımız topraklar üzerindeki müslümanların yıllardır üzerinde tartıştıkları konu, gelenekteki hadis, sünnet,mezhep anlayışlarının yanlışlığı ve bunun yerine ne konulacağı üzerinedir. Geleneksel din anlayışında hadis,sünnet,mezhep kelimelerinin içi , "kur'an olmasada olur ama bu üç saçayağı olmazsa din diye bir şey olmaz " şeklinde doldurularak dinin olmazsa olmazları haline getirilmiştir.

Hadis ve sünnet elçi kaynaklı bir malzeme olmasına rağmen mezhepler kişisel görüş kaynaklı bir malzemedir. Vasat ümmet olmanın bir gereği olarak, ifrat ve tefrit'e kaymadan bu malzemeleri nasıl kullanabilir veya atacaksak nasıl bir söylem bina edip bunları atabiliriz? sorusunu sorup cevabını vasat olarak vermemiz gerekmektedir.    

Yazımızın çerçevesi, geleneksel hadis,sünnet,mezhep anlayışını tenkid etmekten ziyade, "yalnız kur'an" söylemi çerçevesinde, bu malzemelerin kullanılabilirliği veya kullanılamazlığı etrafında olacaktır.  

Hadis ve sünnet'in tarifini kısaca, "kendisine kur'an inen elçi muhammed as'ın yaşamış olduğu hayatı içindeki konuşmaları ve uygulamaları" şeklinde tarif etmek mümkündür. Hadis adı altında gelen malzeme konusunda haklı olarak şüphelerin olması bu malzemenin, islam tarihinde adı geçen birçok fırkanın kendi söylemini elçiye tasdik ettirerek haklılık kazanma yarışına girmeleri açısından kara örneklerle dolu olması bizleri hadis konusunda daha titiz davranmaya sevketmiştir. Sünnet adı altında gelen malzeme, yaşantı içinde uygulamalı olarak gelmesi açısından hadis'e göre daha güvenilir bir malzemedir.    

Son yıllarda geleneksel anlayışın karşına "yalnız kur'an" söylemi ile çıkanlar'ın bir kısmının (hepsini kastetmediğimizi parantez içi söyleyelim) bu malzemelere bakış konusunda maalesef vasat'ın üstüne çıkarak aşırılığa kaçtığını görmekteyiz.  

Kur'an bilindiği gibi 23 sene içinde peyderpey indirilmiş ve yaşanan hayat içinde pratize edilmiş bir kitaptır. Ancak onun bu özelliği muhammed as'ın vefatı ile sona ermemiş,kıyamete kadar gelecek insanlara hidayet rehberi olarak indirilmiş olma özelliği bugünde devam etmektedir. Bizden öncekilerin bu kitabı hayatlarına geçirmişlikleri sırasında yaşanmış doğru örnekliklerinin yanında yanlış örneklikleri bile bizim için bir vesika arzetmektedir. Yanlış örnekliklerinin dahi bizlere vesika teşkil etmeleri, bu yanlışları aynen uygulama noktasında değil bu yanlışları tekrar etmemek noktasında olması gerektiğini hatırlatalım.   

"Yalnız kur'an" söylemi etrafında düşüncesini yoğunlaştıranların bir kısmı kur'anın yaşantı ile olan alakasının sadece hadis ,sünnet,tasavvuf karşıtlığından ibaret zannederek bugün içinde yaşamış olduğumuz tağuti düzenle herhangi bir sıkıntılarının olmaması, aksine bu düzene sıkıca bağlı olmaları onların bu söylemlerinin eksik tarafıdır.    

"Yalnız kur'an"demenin geçmişteki tüm malzemeyi atmak olduğu noktasında fikir birliğine varanların eline kur'anı verip,  şu beldeyi alın yönetin" denilse acaba bu yönetimleri sırasında kaşılarına çıkacak ekonomik,sosyal,siyasal,hukuki sorunlara sadece kur'andan nasıl çözüm bulunabilecektir?, bu durumu örneklerle açabiliriz.   

Olayı görsel bir kurgu ile realize edecek olursak şöyle bir durum ortaya çıkacaktır.Yönetimi elimize verilen beldede 5 kişiyi o beldenin mahkemesine hakim olarak atayalım , o hakimlerin karşısına tecavüz suçunu işleyen bir kişi çıkarılsa o suç için yalnız kur'andan nasıl bir ceza çıkartılabilir?.   

 Bilindiği gibi kur'an'da zina eden kadın ve erkeğe verilecek olan cezanın hükmü açık açık beyan edilmektedir. Mealci mantığına sahip bir hakim eğer yalnız kur'ana bakarak hüküm verecek olursa, "adam bu kıza tecavüz etmiş ama neticede ikiside zina etmiş sayılıyor her ikisinede 100 sopa vurulsun" hükmü çıkaracak olursa verilen bu hüküm doğru bir hüküm'müdür ? el cevap asla değildir, o zaman yapılması gereken nedir?

Yönetimi bizde olan bu beldenin ceza hukuku oluşmadığı için bu şuça verilecek ceza elimizde mevcut değildir, seçilen 5 hakime ayrı ayrı, böyle bir suç için karşınıza gelen bir suçluya vereceğiniz ceza ne olacaktır? şeklindeki sorunun cevabını aramak için önce kendilerinden önce yaşanmış olay olan tecavüz suçuna verilen cezaları araştıracaklardır, bu konuda yeterli veriye ulaşamadıklarını varsayacak olursak kur'anı baz alarak bu suça uygun ceza uygulamasına gideceklerdir. 5 hakimin tamamı tecavüz suçuna farklı cezalar öngörebilir, bunun adına islami literatürde İÇTİHAD , farklı görüşler ortaya koymalarına ise MEZHEB denilir.   

"Yalnız kur'an" söyleminin, kur'anın pratiğe indirgenmesi sonucunda doğrucağı çelişkiyi ortaya koyma açısından kur'anda hükmü bulunmayan tecavüz suçu örneği yeterli olacaktır . Bir hakim kur'anda hükmünü bulamadığı bir durum ile ilgili olarak önceki uygulamaları araştırması tatmin edici bir hüküm bulmadığı zaman içtihad etmesi ve bu içtihadı onun mezhebi olması kadar doğal bir şey olamaz.   

Bu örnekle ,  "kur'an eksik bir kitaptır onun eksiğini hadis,sünnet mezheb tamamlar" iddiasında değiliz. Yalnız kur'an söylemi helal haram tayini konusunda doğru bir söylem olup hayatın içinde karşılacağımız siyasal, hukuki,sosyal ve ekonomik bütün sorunlara cevap verecek bir kitap olduğu anlamına gelmez. Kur'an hayatın içinde karşılacağımız bu tür sorunların ana hatlarını çizer ve gerekli alt yapı uygulamalarını kur'an çerçevesinde kişisel içtihadlara bırakır.    

Burada bir konuyu hatırlatmak yerinde olacaktır. Enam s. 38. ayetinde "biz kitap'ta hiç bir şeyi eksik bırakmadık " mealindeki ayet'teki "kitab" kelimesinin karşlığı kur'an zannedilerek "bakın kur'anda herşey var" şeklinde söylem geliştirlmeye çalışılmaktadır. Enam s. 38. ayetindeki "kitab" kelimesi kur'an için değil "levhi mahfuz " şeklinde bildirilen Allah cc nin bilgisi için kullanılmıştır.

1000 sene önce yaşanan bir belde'deki ortaya çıkan sorunlar ile bugünkü sorunların aynı olmadığı malumdur.Adına hanefi,şafii,maliki,hanbeli, denilen mezhepler zamanla bir din olarak algılanmış , bu mezheplerdeki hükümleri kabul etmemenin dinsizlik olduğu kafalara kazınmış ve bu mezheplerin haricinde hüküm olamayacağı öne sürülerek içtihad kapısı kapatılmış ve kur'an yaşanmaz bir kitap haline dönüşmüştür. Kur'an eğer bugün hayat içinde yaşanan bir kitap olarak gündeme getirildiği takdirde bu mezheplerdeki pek çok hükmün geçerliliğini yitirmiş olduğu görülecek ve yeni içtihadlar ortaya çıkmak zorunda kalacaktır.  

Kur'anın geçmiş yaşantı örnekleri olan hadis,sünnet,mezhep,içtihat gibi malzemelerin hepsi atılmalı diyenlerin bir çoğunun bu söylemlerinin arka planında geçmiş ile bağı kopararak kur'anı ütopik bir kitap haline sokmak isteyen düşüncenin olduğu gözden kaçırılmamalıdır, eğer bu malzemeleri eleştireceksek "hepsini atın" zihniyetine sahip olanların argümanları ile eleştirmemeliyiz.

Sonuç olarak ; yalnız kur'an söyleminin  ayakları yere basmayan bir şekilde dile getirilmesi sonucu ortaya çıkabilecek çelişkiler göz ardı edilerek dile getirilmesi uygulama alanındaki ortaya çıkabilecek bazı sorunlara yol açmakta olup gerçekler göz ardı edilmeden "yalnız kur'an" söyleminin ayakları yere basar hale getirilmeli ve kur'anın yaşanan hayat içinde uygulama sahası olan bir kitap olduğu hatırdan asla çıkarılmamalıdır. Zaman duygusal söylemler zamanı değil kur'anın hayat içinde uygulanan bir kitap olduğunun ve bu uygulama safhasında kur'anda hükmü bulunmayan meselelere kur'an ölçeğinde uygun hükümler üretme zamanıdır. "Geçmiş uygulamaları atalım göz önüne almayalım" diyenlerin kendilerinin yönetici pozisyonuna geldiği zaman önlerine gelecek olan sorunlar ile ilgili olarak karar aşamasında kullanacakları malzemenin neler olabileceğini akıllarından çıkarmamalıdırlar. Elçiyi konuşturmayan yalnız kur'an düşüncesi kendisi konuşacak, elçinin uygulamasını red eden yalnız kur'an kendi uygulamasını gündeme getirecek, mezhepleri red eden yalnız kur'an kendi mezhebini üretecek, içtihadı red eden yalnız kur'an kendi içtihadı ile sorunlara çate bulmaya çalışacaktır.  

                                                   EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.










12 Ekim 2013 Cumartesi

Salih a.s'ın Devesi İbrahim a.s'ın Oğlu ve Deneme'nin Mantığı

Bilindiği üzere Salih as Semud kavmine gönderilmiş elçilerden biri olup bu kavmin akıbeti, ayet olarak gönderilen dişi deveyi kesmeleri sonucunda helak ile neticelenmiştir. Yazımızın başlığında görüldüğü üzere Salih as'ın kavmine deneme amaçlı gönderilen dişi deve ayeti ile İbrahim as'ın oğlunu kurban etmesi imtihanı arasında nasıl bir bağ kurulabileceğini, deneme'nin mantığı üzerinden giderek anlamaya çalışıp , bu yolla Salih as'ın devesi üzerinden verilen mesajın bizim için ne  ifade edebileceği yönünde bir düşünce sahibi olmaya gayret edeceğiz. Önce Salih as'ın kıssasının geçtiği ayet meallerini vermek istiyoruz.

                                                      Araf s. 73-79. ayetleri

73 - Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah'ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar."
74 - Düşünün ki (Allah) Âd'dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
75 - Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: "Siz, dediler, Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.
76 - Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
77 - Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.
78 - Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
79 - Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz." 

                                                    Hud s. 61-68. ayetleri   

61 - Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."
62 - Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."
63 - Salih dedi: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden açık bir mucize üzerinde isem ve o bana tarafından bir rahmet bahşetmiş ise, ben Allah'a isyan ettiğim takdirde beni O'ndan kim kurtarabilir? Demek ki, siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz."
64 - "Ey kavmim! İşte şu, Allah'ın dişi devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında) otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar."
65 - Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddir."
66 - Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih'i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin güçlüdür, mutlak üstündür.
67 - O zalimleri, korkunç bir gürültü yakalayıverdi de oldukları yerde çöküp kaldılar.
68 - Sanki orada güzel güzel yaşayıp durmamışlardı. Bak işte Semud, gerçekten de Rablerine küfretmişlerdi. Bak işte nasıl yok olup gittiler.

                                                     Şuara s. 141-159. ayetleri 

141 - Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
142 - Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
143 - "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
144 - "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
145 - "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
146 - "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
147 - "Bahçelerin, pınarların içinde,"
148 - "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
149 - Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
150 - "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
151-152 - "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
153 - "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
154 - "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
155 - Salih "İşte  bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
156 - "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
157 - Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
158 - Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
159 - Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

                                                      Kamer s. 27.31. ayetleri   

27 - Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi salıyoruz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
28 - Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
29 - Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
30 - Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
31 - Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.

                                                     Zariyat s. 43-45. ayetleri  

43 - Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
44 - Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
45 - Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.

                                                      Şems s. 11.15. ayetleri

11 - Semud, azgınlığıyla Hakk'ı yalanladı,
12 - En azgınları ileri atılınca,
13 - Allah'ın Rasulü (Salih peygamber) onlara: "Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin." demişti.
14 - Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.
15 - Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.


 017.059 Bizi ayetler göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.


Salih as ın kıssası anlatılırken öne çıkan dişi deve ayeti ve bu ayetin o kavme deneme için gönderilmesi ile İbrahim as ın oğlu ile imtihan edilmesi arasındaki mantık arasında bir bağ kurarak Allah cc nin imtihan vesilesi olarak gönderdiği şeylerde mantık veya akıl noktasında ne gibi kurulabileceği yada böyle bir bağ kurulması gibi bir durumun söz konusu dahi edilmeden "semi'na ve ata'na " diyerek teslim olunması gerektiğini, bu kıssa'nın mesajı bağlamında irdelemeye gayret edeceğiz.


Tefsirlere baktığımızda dişi deve üzerinden verilmek istenen mesajın değilde, dişi devenin taştan çıkıp çıkmadığı konusunda tartışmalar derinleştirilerek bir nevi bilgi kirliliği oluşturulmuş ve mesajın içeriği konusunda herhangi bir düşünce maalesef serdedilmemiş, veya deve sadece Salih as'ın kavminin helak olmasına sebeb olan bir hayvan olarak kalmıştır.   

Semud kavmine gönderilen dişi deve o kavme bir imtihan aracı olarak gönderilmiş olup Allah cc o kavmin su içme hakkı ile devenin su içme hakkını paylaştırmıştır. Yani su bir gün tek başına o deveye ait birgün bütün kavme ait olarak Allah cc tarafından paylaştırılmış ve o kavmin bu paylaşıma rıza göstermesi emredilmişti.  

Şimdi böyle bir olayı bir an için Allah cc nin değilde bir beldenin yetkili amirinin yaptığını düşünelim. Bir ilin valisi o ile ait olan suyu bir gün sadece tek bir kişiye diğer gün bütün il halkına paylaştırdığını ilan ederse bu şekildeki bir paylaşımı adaletli bir paylaşım olarak io şehir halkı kabul edebilir mi?, elbetteki cevap HAYIR olacaktır. 


 Allah cc nin Semud kavmi için yaptığı bu paylaşımı bir insan yapsa bu paylaşım o insanın adaletsiz, zalim gibi adlarla anılmasına sebep olacaktır. Peki Allah cc nin Semud kavmi için yapmış olduğu paylaşımı,onun haşa adaletsiz ve zalim olduğunun bir göstergesidir dersek bu sözümüzün dopruluğunu hiç bir Müslüman kabul etmez , aksine bu sözün Allah cc ye bir iftira olduğunu söyleyecektir.     

O zaman şu soru akla gelecektir, Allah cc kullarına adaleti ve zalim olmamayı emrederken Semud kavmine bir insanın hükmü olduğu takdirde o insanı zalim ve adaletsiz olarak isimlendirmesine sebeb olacak bir uygulamayı neden reva gördü?    

Herkes'in vereceği cevap şu olacaktır, Allah Semud kavmine göndermiş olduğu dişi deveyi ayetler'de bildirdiği üzere deneme amaçlı göndermiştir. La yus'el (sorgulanamaz) olan Allah cc nin haşa adaletsizliği veya zalimliği gibi bir durum asla söz konusu olamaz.  

Allah kur'anın birçok ayetinde yaratmış olduğu insanı deneme amaçlı yarattığını ve bu deneme sonucunda ahiretteki yerini hazırlayacağını bildirmiştir, tabi ki bu deneme kolay  olmayıp içinde bir çok zorlukları barındırmaktadır. Hiç bir kul yaşadığı hayat içinde başına gelen gelen zorluklara isyan etmeden bunun deneme amaçlı olan bir hayat sürecinin devamı olduğunu hatırlarından çıkarmadan boyun eğmek zorundadır.

Bu imtihan sürecinden bizlere örneklik teşkil etmesi için İbrahim as'da geçirilmiş olup Semud kavminin imtihanı gibi bir imtihan sürecinden geçirilmiştir. İbrahim as ın bu denenmesi ile ilgili olarak günümüzde ortaya atılan bazı düşüncelere baktığımız zaman böyle bir denemenin yapılmasının Allah cc nin adaletine ve sünnetullaha aykırı olduğu gerekçesi ile karşı çıkılarak kasas suresinde anlatılan bu kıssanı yanlış anlaşıldığını hatta bunu İbrahim as ın bile yanlış anladığını iddia edecek kadar ileriye gidilmiştir.   

Semud kavmi'nin imtihanı ile İbrahim as 'ın imtihanı arasında ortak bir nokta vardır  bu ortaklık'ta şudur; semud kavmine eğer bir vali öyle bir uygulamayı reva görseydi o ilin halkı haklı olarak o valiye karşı çıkmaları gerekirdi. İbrahim as'a da eğer bir yönetici oğlunu keseceksin diye bir emir vermiş olsaydı İbrahim as haklı olarak bu  emre karşı çıkması gerekirdi. Ancak semud kavmine yapılan uygulamanın kaynağı ile İbrahim as'a oğlunu boğazlaması için verilen emrin kaynağı aynıdır ve Semud kavmini de İbrahim as ı da böyle çetin bir imtihana sokan Allah cc dir.



İmtihan konularının kaynağı Allah olunca kula düşen bunun adaletini sorgulamak değil anında teslim olmaktır. Semud kavmi bu imtihanı herhangi bir yöneticinin uygulaması olarak görüp teslim olmamış deveyi hunharca katletmiş ve helak edilmeyi hak etmiştir. İbrahim as bu imtihanı sorgulamadan oğlu ile birlikte teslim olmuş ve bu zor süreci başarı ile tamamlamıştır.    
Şimdi soruyoruz; İbrahim as'ın imtihanı ile ilgili olarak bu imtihanın adaletsiz olduğu şeklinde bir düşünce ortaya atanların Semud kavminin imtihanının adaletini neden sorgulamazlar ? çünkü böyle bir uygulamaları Allah cc nin dışında herhangi birisi yapsa onun zalim ve adaletsiz olduğuna hükmedilir. Semud kavmine uygulanan bu imtihan biçiminde bir itirazda bulunmayan bazı kişiler İbrahim as' ın imtihanı konusunda neden yan çizme yollarına başvurmaktadırlar?.     


Sonuç olarak ; Semud kavminin örneğinde onlara gönderilen dişi devenin bir imtihan aracı olması ve bu imtihan şeklinin herhangi bir kul tarafından uygulanmasının o kulun adaletsiz ve zalim olmasını gerektirirken aynı imtihanı Allah cc nin uygulaması onun kulları ile ilgili yapmış olduğu imtihan konularından herhangi bir mantık veya usul aranması gibi bir duruma düşülmeden anında teslim olunması, "duyduk ve itaat ettik" denilerek emre boyun eğilmesi gerektiğinin mesajı verilmektedir. Bizi yaratanın bizim üzerimizdeki tasarrufları hakkında ıkır cıkır etmeden teslim olunması gerektiği başta ibrahim as ve oğlunun örneğinde bizlere gösterilmektedir. Ancak Allah cc nin kullarını imtihan etmesinde mantık arayışına çıkan bazıları ibrahim as'ın bu imtihanında mantıksızlık!! olduğu yönündeki itirazlarını semud kavminin imtihanı konusunda gösterememektedirler. EĞER ALLAH CC NİN KULLARI ÜZERİNDE YAPMIŞ OLDUĞU İMTİHAN KONUSUNDA MANTIK USUL ARAYIŞLARINA ÇIKACAK İSEK SEMUD KAVMİNİN İMTİHANI İLE İLGİLİ OLARAK MANTIK VE USUL ARAYIŞLARINA ÇIKILMASI GEREKİR. Ancak olması gereken tabiki bu olmayıp Allah cc nin kulları için uygun gördüğü imtihan şekillerine aynen teslim olmaktır ve bu imtihandan yüz akı ile çıkmak için gerekli amelleri işlemektir.

                                           EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Mücadele s. 11. Ayeti İle İlgili Bir Anlama Çalışması

 Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme derecât(derecâtin), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).

Mücadele s. 11. ayetinde Rabbimiz bizlere mealen" Ey o bütün iyman edenler! Sizlere meclislerde genişleyin denildiği vakıt genişleyiverin Allah da size genişlik versin, kalkın denildiği zaman da kalkıverin ki Allah iyman edenlerinizi yükseltsin, ılim verilenleri ise derecat ile, ve Allah her ne yaparsanız haberdardır" buyurmaktadır.    

Bu ayet ile ile ilgili olarak tefsirlere bakıldığında, sadece gelen birisine yer açın şeklinde bir emir olarak algılanmış ve bu anlama uygun birde nuzül sebebi konularak, ayet tarihsel bir okuma ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Halbuki ayetin anlamı bile bizlere daha geniş düşünmeyi teşvik ederken ayetin anlamı oldukça daraltılmış ve uygulama sahasından çıkmış bir ayet durumuna düşürülmüştür.  

Ayetteki, "yer açın" veya "genişleyin" şeklinde meallendirilen "fesehu" kelimesinin anlamı üzerinde durarak bu ayetin bizlere ne gibi bir mesajı olabileceği üzerinde kısaca durmak istiyoruz. 

Elfesihu= geniş mekan
Ettefessühu= genişlemek,geniş,ferah veya engin olmak ya da bir duruma gelmek.  
Hüve fi füshetin min heze elmr= filan kimse şu meselede geniş bir hareket alanına sahiptir.

Ayet içinde geçen "tefessehu" kelimesini sadece "sizler oturmakta iken gelen birine yer açın" şeklindeki verilen anlam kelimeyi daraltarak ayetin sanki adabı muaşeret kuralı dahilinde bir emir verdiği izlenimi uyandırmaktadır. 

"Meclislerde genişleyin" emrini , müminlerin kendi aralarındaki sorunlar ile ilgili olarak yapmış oldukları oturumlarda birbirleri ile yaptıkları istişareyi geniş alana yayarak düşünce beyanını sadece belirli kişilere has kılmamak, herkese fikrini ortaya koyma imkanı tanımak gibi anlamlar etrafında ayetin çerçevesini genişletmek mümkündür. Yani müminler kendi aralarında herhangi bir konuda düşünürlerken düşünen insanları kısıtlamayacak aksine daha fazla düşünen insan olması hususunda fikir birliği sağlayacaklar. Bunun tersine olarak , sadece belirli kişilerin konuşma hakkı olduğu ötekilerin sadece kafa salladığı meclisler fikir zenginliğine kapılarını kapatmaya sebep olacağı nedeniyle Rabbimiz Mücadele s. 11 . ayetinde bizlere, sorunlarımıza daha doğru bir çare bulmak için gerekli olan yöntemi bildirmektedir.  

Şura s. 38. ayetinde " onların işleri şura iledir" buyurması veya Al-i İmran s. 159. ayetinde , uhud yenilgisi sonrası ile ilgili inen ayetlerde "onlarla istişare et" buyurması, başkalarının fikrini alma gerekliliği konusunda mücadele s. 11. ayeti ile benzerlik arzetmektedir.    

 Rabbimizin yine 11. ayette'ki "kalkın denildiği zaman da kalkıverin" mealindeki emri müminlerin geniş katılımlı bir istişare sonucu aldıkları karara herkesin uyma gerekliliği , müminlerin çoğunluk sonucu aldıkları bu kararlara muhalif olanların bile artık bu karar doğrultusunda hareket mecburiyetini beyan etmektedir.  

 Sonuç olarak; mücadele s. 11. ayeti , meal ve tefsirlerde nuzül sebebi çerçevesinde, adabı muaşeret kuralı olarak, gelen birine oturacak yer açın gibi bir anlama indirgenerek sonrakilere mesaj olarak, sadece gelen kişiye oturacak yer açın gibi bir anlam oluşturulmuş olup buna itiraz etmemekle birlikte daha geniş bir açıdan bakılarak ayetin, mü'minler arasındaki soruların tartışılmasında geniş bir katılım, geniş bir düşünce çerçevesi çizilmesi ve böylece daha doğru bir düşünce yakalanması amaçlı bir mesajı içerdiğini düşünmekteyiz. Bu tür yolla alınan kararlarında tüm mü'minlerin uyma zorunluluğu olduğu alınan karara muhalif olanların bile bu karar doğrultusunda hareket ederek birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri emredilmiştir.    

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.