14 Ağustos 2017 Pazartesi

"Kur'an Yeter" Demek Muhammed (a.s) a Düşmanlık mıdır?

Türkiye genelinde Kur'an'ın son yıllarda daha fazla gündeme gelmesi, rivayetlerin hakim olduğu geleneksel din algısına sahip olan kimselerde bir takım rahatsızlıkların doğmasına neden olmuştur.Kur'an'ın daha fazla gündeme gelmesinden rahatsız olanlar, bu rahatsızlıklarını sesli olarak dışarıya vurarak, Kur'an'ın dinde belirleyici olmasını isteyenlere bir takım yaftalar yapıştırmak sureti ile göstermektedirler. Herkesin malumu olduğu üzere, Kur'an'ın gündeme gelmesi ile rivayet merkezli din anlayışındaki bazı düşünceler yeniden sorgulanmaya başlanmış, bu sorgulamanın başında ise rivayetler tarafından oluşturulmuş olan aşırı yüceltmeci peygamber anlayışı gelmektedir.

Kur'an Yeter söylemi ile yola çıkan kimseler, başta aşırı yüceltmeci peygamber anlayışının doğurduğu yanlış anlayışların, Kur'an merkezli bir ıslahata tabi tutulması isteyerek, mevcut din algısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini dile getirmeleri, bu söyleme karşı çıkanlar tarafından peygamber düşmanlığı şeklinde yorumlanmış, ve bu kimselerin ortaya attığı söylemin peygamberi hayattan dışlamaya yönelik olduğu şeklinde iddialar ortaya sürülmek sureti ile bu söylem mahkum edilmek istenmektedir. 

Yazımızın konusu, Kur'an yeter söyleminin peygamber anlayışı, ve bu söylemin peygambere herhangi bir düşmanlık üretip üretmediği noktasındadır.

Muhammed (a.s) bilindiği üzere, Allah (c.c) nin tarih boyunca gönderdiği elçiler zincirinin son halkasıdır. Onun görevi, Allah'ın kullarına emrettiklerini iletmek olup, onun da beşer bir kul olması dolayısı ile aldığı emirler ile kendisi de muhataptır. Yaşamı boyunca kendisine vahyedileni Nebi Resul olması dolayısı ile muhataplarına tebliğ etmiş, Kul olması dolayısı ile tebliğ ettiklerini kendisi örneklendirerek yaşantısına aktarmıştır.

Vefatı sonrasında gelişen bazı olaylar neticesinde değişen din algıları, onun beşer elçi konumundan çıkarılarak beşer üstü bir konuma çıkarılmasını, söylediklerinin Kur'an ile eşdeğer, kendisinin de Allah ile aynı seviyede görülmesini beraberinde getirmiştir. İlerleyen zamanlarda onun sözlerinin toplandığı hadis kitapları Kur'an'ın önüne geçirilmiş, hadis kitaplarında bulunan bazı rivayetler Kur'an ile çelişmiş olsa da, rivayetler tercih edilmiş, Kur'an ayetleri ise bu rivayetleri tasdik edecek şekilde anlam tahrifine uğratılmış, ya da tevil edilmiştir.

Bugün en geniş anlamda İslam dünyasında, dar anlamı ile Türkiye genelinde yaşayan Müslümanların sahip olduğu din algısını Kur'an değil rivayetler belirlemektedir. Bu belirleyiciliğin yanlış olduğu düşüncesi içinde olanlar, Kur'an'ın dinde belirleyici bir konumda olması gerektiği düşüncesi ortaya atmışlar, fakat bu düşünceye yerleşik İslam algısına sahip olanlar tarafından şiddetle karşı çıkılmaktadır. Bunun sebebi ise Kur'an ile çelişmesine rağmen, rivayetler kanalı ile dinin ana kuralları getirilmiş bir çok konunun Kur'an'ın belirleyiciliği karşısında yanlış duruma düşmesi korkusudur.

Kur'an yeter söylemine karşı çıkanların ortaya attıkları suçlamalardan bir tanesi, bu söylemin peygamberi dışladığı, dolayısı ile bu söylemi savunanların peygamber düşmanı oldukları şeklindedir. 

Öncelikle Kur'an Yeter söyleminin neyi ifade ettiğinin veya neyi ifade etmesi gerektiğinin ortaya konulması gerekmektedir ki, bu söylem gerçekten peygambere düşmanlık mı üretmektedir, yoksa peygamber düşmanlığı iddiasının, bu söylemin önünü kesmek için muhalifler tarafından ortaya atılan bir iftira olup olmadığı anlaşılsın.

Bilindiği üzere yerleşik din algısında vahyin kendisi değil, vahyi getiren elçi ön plandadır. Fakat bu öncelik ona Kur'an tarafından verilmiş değildir, aksine İsa (a.s) a Hristiyanlar tarafından verilmiş olan önceliğe olan bir özentinin sonucu, Müslümanlar tarafından verilen bir önceliktir. Bu özentinin sonucunda Muhammed (a.s), din de hüküm koyucu bir konuma getirilerek Allah (c.c) ile aynı dereceye yükseltilmiştir. Bugün biz Müslümanlar arasındaki ihtilafların kaynağında, Muhammed (a.s) a Kur'an'a rağmen yüklenen bu aşırı yüceltmeci peygamber anlayışı yatmaktadır. Muhammed (a.s) ın konumu Kur'an ölçeğinde belirlenmediği sürece bu ihtilaflar asla bitmeyecek, aksine daha da derinleşecektir.

Kur'an'da geçen Allah'a ve Resulüne itaat ediniz ayetleri, Allah'ın ayrı elçisinin ayrı hüküm koyucu olduğu şeklinde algılanarak iki başlı bir din anlayışı oluşturulmuş, Resule itaat etmenin anlamı, bugün elimizde mevcut bulunan rivayet kitaplarına yüklenerek, rivayet kitaplarının belirleyici olduğu din anlayışı hakim kılınmıştır. 

Kur'an Yeter söyleminin ifade ettiği anlam, dinde çok başlılığın değil, tek başlılığın hakim olması, yani Kur'an'ın dinde belirleyici kaynak olarak görülmesi, din adına gelen bilgilerin bu kitabı süzgecinden geçirilmesi çerçevesindedir veya böyle olması gerekmektedir. Çünkü insanlar üzerinde kanunlar koymak sureti ile tasarruf hakkına sahip olmak, ilahlığın bir gereğidir. Kendisinden başka ilah olmadığını bir çok ayette hatırlatan Allah (c.c) bu hakkı kimseye vermediğini, bu hakkın kendisinden başka kimseye verilmesini Şirk olarak nitelemektedir.

Kur'an'ın dinde belirleyici olması, din adına gelen bilgilerin bu kitabın süzgecinden geçirilmesi demek olan Kur'an Yeter söylemine karşı, rivayetlerin belirleyici olmasını savunarak, din adına gelen bilgilerin rivayet süzgecinden geçirilmesini savunan düşüncenin bir diğer adı ise KUR'AN YETMEZ söylemidir. Bu söylem açık ve net olarak rivayet savunucuları tarafından dile getirilmektedir. Kur'an'ın tek başına belirleyicilikte yetersiz kaldığı, bu yetersizliğin ise rivayet kitapları tarafından doldurulduğu sözleri, rivayetleri savunanların sıkça söylediği sözlerdir.

Kur'an Yeter söylemi peygambere düşman mıdır?.

Bunu anlamak için öncelikle Kur'an Yetmez söylemini savunanların peygamber algılarını yeniden hatırlamakta fayda vardır. Bilindiği üzere bu söylem din anlayışını rivayet kitaplarından almış, ve bu kitaplardaki bir çok bilgi Kur'an ile taban tabana zıtlıklar taşımaktadır. Ayrıca Kur'an bizlere sadece bir tek peygamberi değil, bütün peygamberleri örnek almamızı emretmektedir. 

Kur'an Yetmez söyleminin savunucuları sözde bütün peygamberlere iman iddiasında bulunurken, özde ise Muhammed (a.s) ı yücelten, bu yüceltmede de Kur'an'ın örnek almamızı istediği onun şirk, zulüm ve küfre karşı olan başkaldırısı değil, sakalı, sarığı, yatması, uyuması, misvağı v.s gibi Kur'an'ın bizlere elçilere iman konusunda yüklemediği yükümlülükler bulunmaktadır. Kur'an'ın bütün peygamberleri kavimlerinin şirklerine karşı var güçleri ile karşı çıkarlarken, rivayetlerin peygamberi işi gücü nafile namaz kılmak, nafile oruç tutmak, sakal ve sarık ile uğraşmak olan, etliye sütlüye karışmayan mistik bir hayat süren bir kişilik sahibidir.

Kur'an Yeter demek, bütün peygamberleri birbirinden ayırt etmeden iman etmek, onların şirke, zulme ve tuğyana karşı olan mücadelelerini örnek almak, yaşamlarını bu peygamberlerin örnekliğinde yönlendirmeye çalışmak demektir. Bu söylemin peygamber anlayışında peygamberler uçan kaçan insanüstü kişilikler değil, biz gibi beşer olan örnek alınabilecek şahsiyetlerdir. 

Şimdi sorarız; Kur'an Yeter söylemi gerçekten peygambere düşmanlık mı üretmektedir, yoksa bu düşmanlık iddiası rivayet savunucuları tarafından ortaya atılmış bir iftira mıdır?. 

İllaki bir düşmanlıktan bahsedecek olursak peygambere karşı bu düşmanlığı Kur'an Yeter diyenler değil, Kur'an Yetmez diyenler yapmaktadır. Çünkü peygamber algıları tamamen Kur'an ile taban tabana zıt bir şekilde rivayetler kanalı oluşturulmuş, ve bu peygamber Allah (c.c) ile dinde ortak bir konumdadır.

Kimseyi Müşrik olarak yaftalamak gibi bir düşüncemiz olmamakla birlikte, Kur'an'ın dinde belirleyici olmasını yetersiz görerek, insan eli ile oluşturulmuş olan kaynakları Kur'an'a eşdeğer görmek hatta daha ileri giderek, Kur'an'ı terk ederek bu kaynakları dinde belirleyici kılmanın diğer adı Allah'ın kitabına kullarını kitaplarını ortak koşmak anlamına gelmektedir.

Hristiyanların İsa (a.s) a olan aşırı yüceltmeleri onları Kur'an'ın nazarında Kafir durumuna düşürürken, Müslümanların Muhammed (a.s) a karşı olan aşırı yüceltmeleri onları ne duruma düşüreceği tekrar gözden  geçirilmelidir.

Söylemek istediğimiz o dur ki; Rivayetlerin dinde belirleyici olmasını savunanların, Kur'an'ın belirleyiciliğini savunanlara karşı açtıkları, bu kimselerin peygamber düşmanı oldukları iddiası, kendilerini bu iddia ile karşı karşıya bırakmaktadır. Ortada eğer bir düşmanlık varsa ve birilerine Peygamber Düşmanı takılması gerekiyorsa, bu yaftayı hak eden taraf, Kur'an'ın yetersizliğini savunarak, peygamberi ilah konumuna yükselten düşünce sahipleridir. 

Bir Müslüman olarak birbirimize yapacağımız tavsiyemiz, kimseyi yaftalamadan, din konusunda Kur'an'ı dikkate alan, Kur'an'ın emir ve tavsiyelerini dikkate alan bir düşünce sahibi olmaya çalışmak, ortada eğer bir yanlış varsa, bu yanlışları Kur'an'ın hakemliğinde çözmeye çalışmak olmalıdır. Müslümanlar arasında yüzlerce yıldır bitmeyen ihtilafların kaynağında dinde çok başlılık sorunu olduğu unutulmamalıdır.

Müslümanlar arasındaki kavgaların ne gibi zararlara yol açtığı dikkate alınarak, aramızdaki fikri ihtilafların medenice konuşarak halli yoluna gidilmeye çalışılması, bizleri daha güçlü kılacak, birbirimize takınacağımız düşmanca tavırlar, başkalarının ekmeğine yağ sürecektir.

                                        EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme