30 Temmuz 2024 Salı

YUSUF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. Bu, (harflerden oluşan kelimeler) o apaçık kitabın delilleridir.

2- Şüphesiz ki biz onu bir Arabi okuma olarak indirdik ki siz bağlantı kurabilesiniz.

3- Biz sana, bu okunan (Kur'an)ı vahyetmemiz nedeniyle o anlatıların en iyisini anlatacağız. Ve şüphesiz ki sen onun öncesinden kesinlikle o duyarsızlardan idin.

4- Biz zaman Yusuf kendi babasına: "Ey babacığım, şüphesiz ki ben on bir parlayan cismi ve o güneşi ve o ayı (rüyamda) gördüm. Ben onları bana secde ediciler olarak gördüm" demişti.

5- 6- O da: "Ey oğulcuğum, sen rüyanı kardeşlerine sakın anlatma, yoksa onlar sana bir plân kurarlar. Şüphesiz ki o şeytan, o insana bir apaçık düşmandır. Ve böylece senin Efendin seni derleyip toplayacak ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını öğretecek ve senin ve Yakub'un hanedanının üzerine olan kendi gönencini, önceden senin iki atan İbrahim'e ve İshak'a onu tamamladığı gibi tamamlayacak. Şüphesiz ki senin Efendin her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir" demişti.

7- Ant olsun ki Yusuf'ta ve onun kardeşlerinde, talep edenler için deliller vardır.

8- Bir zaman onlar: "Gerçekten Yusuf  ve onun kardeşi, bizim babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir çetin topluluğuz. Şüphesiz ki bizim babamız da, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindedir." demişlerdi.

9- (İçlerinden biri): "Siz, Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki, sizin babanızın yüzü (ilgisi) size kalsın. Ondan sonra (babanızın en sevgilisi) bir düzgün topluluk olursunuz" (demişti).

10- İçlerinden bir sözcü ise: "Siz, Yusuf'u sakın öldürmeyin ve eğer yapanlarsanız, onu o kuyunun algılanamayanına (derinliklerine) atın da, o bazı kervancılar onu bulup alsın" demişti.

11- 12- Onlar: "Ey babamız, sana ne oluyor ki sen Yusuf hakkında bize güvenmezsin? Ve şüphesiz ki biz ona kesinlikle içten öğüt vericileriz. Sen onu sabah bizim beraberimizde gönder ki, o yesin ve oynasın. Ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" demişlerdi.

13- O: "Sizin onu götürmeniz şüphesiz ki beni üzer ve ben, siz ondan duyarsız kalanlar iken onu o kurdun yemesinden kaygılanıyorum" demişti.

14- Onlar: "Ant olsun ki eğer biz bir çetin topluluk olduğumuz halde onu o kurt yerse, o takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle ziyan edenleriz" demişlerdi.

15- Ne zaman ki onlar onu götürdüler ve o kuyunun algılanamayananına bırakmak (kararın)da toplaştılar ve biz de ona: "Sen bu işlerini onlar fark etmezlerken onları kesinlikle ve kesinlikle haberlendireceksin" diye vahyettik.

16- 17- Ve onlar bir akşam karanlığı babalarına ağlayarak gelmişler: "Ey babamız, biz gitmiş yarışıyorduk ve Yusuf'u da yararlılıklarımızın yanında bırakmıştık, bu esnada o kurt onu yemiş. Ve eğer ki biz doğru söyleyenler olsak da, sen bize hiç inanan değilsin" demişlerdi.

18- Ve onlar, üzerinde yalancı kan olan onun gömleğini de getirmişlerdi. O: "Hayır, benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen) bir güzel direnç göstermektir. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeylere karşı destek istenilmiş olandır" demişti.

19- Ve bir kervan geldi, onlar su arayıcılarını gönderdiler o da kendi kovasını (kuyudan) çekince: "Ey müjde bu bir oğlan çocuğu" dedi. Onlar onu ticaret malı olarak (satmak için) gizlediler. Ve Allah onların işlemekte olduğu şeyleri bilicidir.

20- Ve onlar onu düşük bir değere, sayılanmış dirhemlere sattılar. Ve onlar onun hakkında o isteksizlerden olmuşlardı.

21- Ve Mısır'dan onu satın almış olan kimse, kendi karısına: "Sen, onun barınağını değerli yap, bize faydası olması veya bizim kendisini çocuk edinmemiz umulur" dedi. Ve böylece biz Yusuf'a sonradan olacak o  haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını kendisine öğretmemiz için o yerde olanak sağladık. Ve Allah kendi buyruğunun üzerinde bir yenicidir. Fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

22- Ve o en çetinliğine ulaştığında biz kendisine bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. Ve biz o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz.

23- Ve onun (Yusuf'un), evinde olduğu kadın onun benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi ve o kapıları sıkıca kapattı ve: "Sana (söylüyorum) haydi gel" dedi. O: "Ben Allah'a sığınırım, şüphesiz ki o (kocan) benim efendimdir, beni en iyi bir şekilde barındırmıştır. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

24- Ve ant olsun ki kadın ona yeltenmişti. Eğer kendi Efendisinin doğru sonuca götüren delilini görmeseydi, o da ona yeltenecekti. Bizim o hayasızlığı ve o kötülüğü böylece ondan çevirmemiz için (böyle yaptık). Şüphesiz ki o, bizim o özgülenmiş kullarımızdandı.

25- Ve o ikisi kapıya doğru koşuştular ve kadın onun gömleğini arkadan yırttı ve ikisi o kapının yanında onun kocasını buldular. O (kadın): "Senin ailene bir kötülük istemiş olan kimsenin karşılığı, hapsedilmekten veya çok acı verici azaptan başka nedir?" dedi.

26- 27- O: "Benim benliğimden o (cinsel isteğini tatmin etmek) istedi" dedi. Ve kadının ailesinden bir tanık: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, bu durumda kadın doğru söylemiştir ve o ise o yalancılardandır. Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve o ise o doğru söyleyenlerdendir" diye tanıklık etti.

28-29- Ne zaman ki o (koca), onun gömleğinin arkadan yırtıldığını gördü, (karısına): "Şüphesiz ki bu, sizin plânlarınızdandır. Şüphesiz ki sizin plânlarınız, büyüktür. Ey Yusuf, sen bundan ilgisiz kal ve sen de (ey kadın) senin peşine takılı suçun için bağışlanma iste. Şüphesiz ki sen o kusur işleyenlerden oldun" dedi.

30- Ve o şehirdeki kadınlar: "O yöneticinin karısı genç (uşağ)ının benliğinden (cinsel isteğini tatmin etmek) istiyormuş. (Yusuf'a olan) sevgi onun bağrını delmiş. Şüphesiz ki biz onu kesinlikle bir apaçık sapkınlık içinde görüyoruz" dedi.

31- Ne zaman ki o, o kadınların (Yusuf'u görmek için) kurdukları tuzaklarını işittiğinde, onlara (elçi) gönderdi ve onlara kendileri için rahatça dayanacakları yer hazırladı ve (geldiklerinde) onlardan her tekine birer bıçak verdi ve (Yusuf'a): "Sen onların karşılarına çık" dedi. Ne zaman ki onlar, onu gördüler, onu büyüklediler ve (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu, bir değerli melekten başkası değil" dediler.

32- O: "İşte bu, o kimsedir ki siz beni onun hakkında kınadınız. Ve ant olsun ki kendisinden (cinsel isteğimi tatmin etmeyi) ben istedim de o kendisini (bana karşı) sımsıkı sardı. Ve ant olsun ki eğer o benim kendisine buyurduğum şeyi yapmazsa, kesinlikle ve kesinlikle hapsedilecek ve kesinlikle o aşağılıklardan olacak" dedi.

33- O: "Ey Efendim, o hapishane bana onların beni kendisine çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Ve eğer sen onların plânlarını benden çevirmezsen, ben onlara kapılırım ve o düşüncesizlerden olurum" dedi.

34- Bunun üzerine kendisinin Efendisi de onu cevaplandırdı da hemen onların plânlarını ondan çevirdi. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

35- Sonra onların o delilleri görmelerinin ardından bir süreye kadar onu kesinlikle ve kesinlikle hapsetme (fikri) kendilerine belirdi.

36- Ve o hapishaneye onun beraberinde iki genç erkek daha girdi. O ikiden biri: "Şüphesiz ki ben kendimi (rüyamda) şarap sıkıyor görüyorum" dedi. Ve o diğeri ise: "Ben de kendimi (rüyamda) başımın üstünde bir ekmek taşıyor, o kuşları ondan yiyor olarak görüyorum. Sen, bize bunun geri dönüşümünü haber ver. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dedi.

37- 38- 39- 40- 41- O: "İkinize bir yiyecek gelmez ki onunla rızıklandırılacaksınız, o ikinize gelmeden önce ben onun (rüyanın) geri dönüşümünü ikinizi haberlendirmeyeyim. Bu, benim Efendimin bana öğrettiği şeylerdendir. Şüphesiz ki ben Allah'a inanmaz bir topluluğun inanç çizgisini bıraktım ve onlar sonraki (yaşama) karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir. Ve ben, benim atalarım İbrahim'in ve İshak'ın ve Yakub'un inanç çizgisini izledim. Bizim için hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmamız olmaz. Bu, Allah'ın bizim üzerimize ve o insanların üzerine olan lütfundandır, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı şükretmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ayrı ayrı efendiler mi daha hayırlıdır, yoksa o tek, o ezici güç sahibi Allah'mı (daha hayırlıdır)? Siz, O'nun berisinden birtakım adlardan başka şeylere -ki onları siz ve sizin atalarınız adlandırmış, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir- kulluk etmiyorsunuz. O karar, Allah'tan başkasına ait değildir. O, sizin kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyurdu. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı bilmezler. Ey benim o hapishane arkadaşlarım, ikinizden birine gelince, o kendisinin efendisine şarap suvaracak. Ve o diğerine gelince, o asılacak da o kuşlar onun başından yiyecek. Onun hakkında görüş istemekte olduğunuz o buyruk bu şekilde yerine getirilmiştir" dedi.

42- Ve o, iki kişiden kurtulanın o olacağı kanısına vardığı kimseye: "Sen, kendi Efendinin yanında beni hatırla" dedi. Ne var ki o şeytan ona kendi efendisine onu hatırlatmayı unutturdu, bu yüzden o da, birkaç sene daha o hapishanede kaldı.

43- Ve o hükümdar: "Şüphesiz ki ben (rüyamda) yedi besili sığır görüyorum, onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)ları (görüyorum). Ey o ileri gelenler, eğer siz o rüya yorumu yapanlar iseniz, benim rüyam hakkında da bir görüş bildirin" dedi.

44- Onlar: "(Bunlar), karmaşık hayâllerdir. Ve biz o hayâllerin geri dönüşümünün bilicileri hiç değiliz" dediler.

45- Ve o iki kişiden kurtulmuş olan kimse (zaman parçalarından oluşan) bir topluluktan sonra (Yusuf'u) hatırladı: "Ben, onun geri dönüşümünü size haberlendireceğim, siz hemen beni (hapishaneye) gönderin" dedi.

46- (Hapishaneye gelince) o: "Ey Yusuf, ey o çok doğru söyleyen, sen bize yedi besili sığır onları yedi cılız (sığır) yiyor ve (ayrıca) yedi yeşil başak ve diğer kuru(başak)lara görüş bildir. Umarım ki ben o insanlara (verdiğin bilgi ile) dönerim ki (rüyanın sonucunu) belki onlar da bilirler" dedi.

47- 48- 49- O: "Siz yedi sene, (önceki) gidişatınız üzere ekersiniz. Sonrasında biçtiğiniz o şeyi sizin yiyeceğiniz şeyden bir azı dışında kendi başağında bırakın. Sonra bunun ardından yedi çetinlik (kıtlık senesi) gelecek ki, onlar (kıtlık yılları) için öncelediğiniz şeylerin (tohumluk için) korumakta olduklarınızdan bir azı dışındakileri yiyecekler. Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki onda o insanlar faydalı yağmura kavuşturulacak ve onda (meyveleri ve hayvanların sütlerini) sıkacaklar sağacaklar (bolluğa kavuşacaklar)" dedi.

50- 52- 53-Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin" dedi. Ne zaman ki o elçi ona geldi o, (elçiye): "Sen efendine dön de ona (bilgi) talep et o kadınların derdi neymiş ki onlar ellerini kesmişlerdi. Şüphesiz ki benim Efendim onların plânlarını en iyi bilicidir. Bu (isteğimin amacı), şüphesiz ki benim o algılayamaz haldeyken ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın o hainlik edenlerin plânını doğruya iletmez olduğunu kendisinin bilmesi içindir. Ve ben kendi benliğimi (hatadan) ayırıp uzaklaştırmam. Şüphesiz ki o benlik kesinlikle o kötülüğü buyurucudur, benim Efendimin sürekli şefkat ettiği başka. Şüphesiz ki benim Efendim, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir" dedi. *

* Bu ayetleri 50-52- 53 olarak sıralama gerekçemiz, bu üç ayetin içinde yapılan konuşmaların Yusuf'a ait olmasındandır. Araya 51. ayeti koyarak konuşma akıcılığının bozulmaması amacı ile bu şekilde bir sıralama yapılmıştır.

51- (Hükümdar kadınlara): "Yusuf'un benliğinden (cinsel isteğinizi tatmin etmek) istediğiniz zamanla ilgili söyleyecek sözünüz nedir?" dedi. (Kadınlar): "Allah'ı tenzih ederiz. Biz onda kötülükten hiçbir şey bilmedik" dediler. O yöneticinin karısı: "Şimdi o gerçek meydana çıktı. Onun benliğinden ben (cinsel isteğimi tatmin etmek) istedim ve şüphesiz ki o kesinlikle o doğru söyleyenlerdendir" dedi.

54- Ve o hükümdar: "Siz, onu bana getirin, ben onu kendi benliğime özgü (bir yardımcı) kılayım" dedi. Ne zaman onunla iletişim kurduğunda o: "Şüphesiz ki sen bugün bizim yanımızda güvenilen mevki sahibisin" dedi.

55- O: "Sen beni bu yerin kaynaklarının üzerine (yönetici) yap. Şüphesiz ki ben (herkesin hakkını) koruyucuyum, (kıtlık yönetimini) biliciyim" dedi.

56- Ve böylece biz Yusuf'a o yerde olanak sağladık. O, o yerden nerede dilerse yerleşiyordu (geniş bir yetkiye sahipti). Biz kendi şefkatimizi dilediğimize değdiririz ve biz o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmayız.

57- Ve o sonraki (yaşamın) ödülü ise inanmış ve korunmakta olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır.

58- Ve Yusuf'un kardeşleri geldi de onun huzuruna girdiler. O onları hemen tanıdı, oysa onlar onu yadırgayanlardı.

59- 60- Ve o, onların donanımlarını hazırlattığında (kardeşlerine): "Siz, kendi babanızdan olan kardeşinizi (gelecek sefer) bana getirin. Siz görmez misiniz şüphesiz ki ben o ölçeği eksiksiz yapıyorum ve ben o ağırlayanların en hayırlısıyım. Yok eğer siz onu (gelecek sefer) bana getirmezseniz, artık benim yanımda size asla ölçek yok ve siz bana da sakın yaklaşmayın" dedi.

61- Onlar: "Biz, onu kendi babasından isteyeceğiz Ve şüphesiz ki biz bunu kesinlikle yapıcılarız" dediler.

62- Ve o genç (uşak)larına: "Siz, onların zahire bedellerini onların yüklerinin içine koyun ki onları tanıyalar, onlar kendi ailelerine çevrildikleri zaman, umulur ki dönerler " dedi. 

63- Ne zaman ki babalarına döndüler, onlar: "Ey babamız, o ölçek bizden alıkonuldu, artık sen bizim kardeşimizi bizim beraberimizde gönder de, ölçek alabilelim ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle koruyucularız" dediler.

64- O: "Önceden onun kardeşi hakkında benim size inanmam dışında onun hakkında da size inanır mıyım? Fakat Allah koruyuculuk bakımından daha hayırlıdır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir" dedi.  

65- Ve onlar yararlılıklarını açtıklarında zahire bedellerini kendilerine geri döndürülmüş olarak buldular. Onlar: "Ey babamız, biz daha neyin peşine düşüyoruz? İşte bu zahire bedellerimiz, onlar bize geri döndürülmüş. Biz hem ailemize erzak getiririz hem kardeşimizi koruruz ve hem de ölçeği bir develik artırırız. İşte bu (verilen) kolay (bitecek bir) ölçektir" dediler.

66- O: "Siz, (ölüm ile) kuşatılmanız dışında, kesinlikle ve kesinlikle onu bana getireceğinize dair bana Allah'tan yeminle bağlanmış bir söz verene kadar, ben onu sizin beraberinizde asla göndermeyeceğim" dedi. Ne zaman ki onlar, ona yeminle kayıtlanmış sözlerini verdiklerinde: "Bu söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde Allah bir dayanaktır" dedi.

67- Ve o (devamla): "Ey oğullarım, siz sakın bir tek kapıdan girmeyin ve siz ayrı ayrı kapılardan girin. Ve ben Allah'tan (geleceğe karşı) size hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılamam. O karar Allah'tan başkasına ait değildir. Ben O'na güvenip dayandım. Ve artık o güvenip dayananlar O'na güvenip dayansın" dedi.

68- Ve ne zaman ki onlar babalarının kendilerine buyurduğu yerlerden girdiler, (bu girişleri) Allah'tan (geleceğe karşı) onları hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılacak değildi, Yakub'un benliğindeki bir gereksinmeyi yerine getirmesi başka. Ve şüphesiz ki o, bizim ona öğretmiş olmamız nedeniyle bir bilgi sahibi idi. Fakat hakikat şu ki o insanların daha çoğu (bunu) bilmezler.

69- Ve onlar Yusuf'un huzuruna girdiklerinde, o (Yusuf) kardeşini kendisinde barındırdı (ve ona) "Şüphesiz ki ben senin kardeşinin ta kendisiyim. Artık sen onların işlemekte oldukları nedeniyle sakın kötüye düşme" dedi.

70-  Ne zaman ki o, onların donanımlarını hazırlattığında, o su kabını kendi kardeşinin yükünün içine koydu, sonra bir duyurucu: "Ey o kafile, şüphesiz ki sizler kesinlikle hırsızlık yapanlarsınız" diye duyurdu.

71- (Kardeşler) onlara doğru yöneldiler ve: "Siz neyi arıyorsunuz?" dediler.

72- Onlar: "Biz, o hükümdarın kupasını arıyoruz. Ve bir deve yükü (zahire) onu getiren kimse içindir" dediler. (İçlerinden biri): "Ve ben ona garantörüm" (dedi).

73- (Kardeşler): "Allah için hayret, ant olsun ki bizim bu yere bozuculuk yapmak için gelmediğimizi kesinlikle bilmişsinizdir. Ve biz hırsızlık yapanlar da değiliz" dediler.

74- Onlar: "Eğer siz yalancılar iseniz, onun (sizdeki) karşılığı nedir?" dediler.

75- (Kardeşler): Onun (bizdeki) karşılığı, (çalınan) kimin yükünde bulunursa, artık o (çalan) onun karşılığıdır. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz" dediler.

76- Bunun üzerine o, kendi kardeşinin çuvalından önce, onların (diğer kardeşlerin) çuvallarını (aramaya) başladı, sonra onu kardeşinin çuvalından çıkardı. Biz Yusuf için işte böyle plân kurduk. O hükümdarın (halkına yüklediği) yükümlülüğe göre o, kardeşini (başka türlü) tutabilecek değildi, Allah'ın dilemesi başka. Biz dileyeceğimiz kimseyi kademelerle yükseltiriz. Ve her şeyi bilici (Allah), her bir bilgi sahibinin üstündedir.

77- (Kardeşler): "Eğer o hırsızlık yaptıysa, onun bir kardeşi de önceden kesinlikle hırsızlık yapmıştı" dediler. Bunun üzerine Yusuf onu kendi benliğinde gizledi ve onu belirtmedi (içinden): "Sizler durum bakımından daha şerlisiniz. Ve Allah, sizin nitelemekte olduğunuz şeyleri daha iyi bilendir" dedi.

78- (Kardeşler): "Ey yönetici, gerçekten onun bir ihtiyar babası var. Artık sen onun yerine bizim birimizi tut. Şüphesiz ki biz seni o iyilik edenlerden görüyoruz" dediler.

79- O: "Biz, kendi yararlılığımızı onun yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah'a sığınırız, Aksi takdirde şüphesiz ki biz kesinlikle haksızlık yapanlarız" dedi.

80- 81- 82- Ne zaman ki onlar ondan (Yusuf'tan) ümit kestiler, gizlice konuşmak üzere bir tarafa çekildiler. Onların (bilgelikçe) büyüğü: "Siz bilmediniz mi şüphesiz ki sizin babanız sizden kesinlikle Allah'tan yeminle bağlanmış söz tutmuştu ve siz önceden de Yusuf hakkında ölçüyü kaçırmıştınız? Artık babam bana onay verinceye veya Allah benim hakkımda (ölüm) kararı verinceye kadar, ben bu yerden asla ayrılmayacağım. Ve O, karar vericilerin en hayırlısıdır. Siz, babanıza dönün ve 'Ey babamız, şüphesiz ki senin oğlun hırsızlık yaptı ve biz bildiğimiz şeyden başkasına da tanıklık etmedik ve biz o algılanamayanın koruyucuları da değildik. Ve sen (bilgi) talep et o kasabaya ki biz onun içinde idik ve o kafileye ki biz onun içinde (buraya) yöneldik. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' deyin " dedi.

83- O: "Hayır, benlikleriniz sizi bir işe hırslandırmış. Artık (bana düşen bu üzüntüye de) güzel bir direnç göstermektir. Allah'ın onları toplu olarak bana getirmesi umulur. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir" dedi.

84- Ve o, onlardan (başka tarafa) yakınlaştı ve: "Ey Yusuf'a karşı olan iç yangınım" dedi ve o üzüntüden dolayı iki gözü ağardı. Artık o kederini bastıran bir haldedir. 

85- Onlar: " Allah için hayret, Yusuf'u hatırlamayı sürdürüyorsun, sonunda bitip tükenen biri olacaksın veya o (ölüp) yok olanlardan olacaksın " dediler.

86- 87- O: "Ben (içimde bastıramayıp) yaydığım kederimi ve üzüntümü, ancak ve ancak Allah'a yakınıyorum. Ve ben Allah'tan sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum. Ey oğullarım, siz gidin de Yusuf'tan ve onun kardeşinden araştırma yapın ve Allah'ın esintisinden sakın ümit kesmeyin. Gerçek şu ki, Allah'ın esintisinden o gerçeği örtücüler topluluğundan başkası ümit kesmez" dedi.

88- Ne zaman ki onun (Yusuf'un) huzuruna girdiler onlar: "Ey o yönetici, bize ve ailemize o zarar dokundu ve biz güçlükle denkleştirdiğimiz bir zahire bedeli getirdik, yine de sen bize o ölçeği eksiksiz yap ve bize karşı bağış yap. Şüphesiz ki Allah, o bağış yapanların karşılığını verir" dediler.

89- (Yusuf kardeşlerine): "Hani siz düşüncesizler iken Yusuf'a ve onun kardeşine ne yaptığınızı bildiniz mi?" dedi.

90- Onlar: "Gerçekten sen, Yusuf'un kendisi misin?" dediler. O: "Ben Yusuf  ve bu da benim kardeşim. Gerçekten Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu. Gerçek şu ki; Kim korunursa ve direnç gösterirse, artık şüphesiz ki Allah o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz" dedi.

91- Onlar: "Allah için hayret, ant olsun ki Allah seni bizim üzerimize tercih etti. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle kusur işleyenler idik" dediler.

92- 93- O: "Bugün size karşı azarlama yok. Allah sizi bağışlayacaktır. Ve O, şefkati süreklilerin en şefkati süreklisidir. Siz bu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne atın, görücü hale gelecektir. Ve siz ailenizi de toplu olarak bana getirin" dedi.

94- O kafile ayrıldığında onların babası (yanındakilere): "Siz eğer beni bunamış saymazsanız, şüphesiz ki ben Yusuf'un esintisini buluyorum" dedi.

95- Onlar: "Allah için hayret, şüphesiz ki sen kesinlikle sen o eski sapkınlığının içindesin" dediler.

96- Ne zaman ki o müjdeci gelip onu, onun yüzüne attı, hemen o görücü hale geri döndürüldü. O: "Ben size dememiş miydim, şüphesiz ki ben Allah'tan, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri daha iyi biliyorum?" dedi.

97- Onlar: "Ey babamız, bizim peşimize takılı suçlarımıza bizim için bağışlama iste, şüphesiz ki biz kusur işleyenler idik" dediler.

98- O: "Ben sizin için Efendimden ileride bağışlama isteyeceğim. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir" dedi.

99- Ne zaman ki onlar Yusuf'un huzuruna girdiler o, babasını annesini kendisinde barındırdı ve: "Siz, Allah'ın dilemesi ile güvenliler olarak Mısır'a girmiş olun" dedi.

100- 101- Ve babasını annesini o tahtın üzerine yükseltti ve onlar ona secde ederek yere kapandılar. Ve o: "Ey babacığım bu, önceden (gördüğüm) rüyamın geri dönüşümüdür. Benim Efendim onu bir gerçek yaptı. Ve O, beni o hapishaneden çıkardığı zaman ve o şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüklemesinin ardından sizi o çölden getirmekle, bana kesinlikle iyilik etti. Şüphesiz ki benim Efendim ne dilerse lutfedicidir. Şüphesiz ki O, her şeyi bilicinin, mutlak bilgenin ta kendisidir. Ey Efendim, gerçekten sen o hükümranlıktan bana verdin ve o sonradan olacak o haberlerin geri dönüşümünden bir kısmını bana öğrettin. Ey o göklerin ve o yerin yarıcısı! Sen o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) benim yakınımsın. Sen benim ömrümü teslim olan biri olarak tamamla ve beni o düzgünlere kat" dedi.

102- Bu, o algılanamayananın haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Ve onlar işleri konusunda toplaşıp, tuzak kurmakta oldukları zaman, sen onların yanında değildin.

103- Ve eğer ki sen ne kadar düşkün olsan da, o insanların tamamı asla inananlar olmayacaklar.

104- Ve sen onlardan buna karşı hiçbir ödül de talep etmiyorsun. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.

105- Ve o göklerde ve o yerde (gözle görülen) delilden nicesi vardır ki, onlar onun üzerinden ilgisiz kalanlar olarak geçip giderler.

106- Ve onların tamamı Allah'a, ortak koşanlar olaraktan başka inanmıyor. 

107- Şimdi onlar, Allah'ın azabından kaplayıcı bir felâketin kendilerine gelmesinden veya fark etmezlerken o anın kendilerine beklenmedik bir zamanda gelmesinden güvende midirler?

108- Sen de ki: "Bu, benim yolumdur, bir sağgörü üzerine Allah'a çağırıyorum, ben ve beni izlemiş olan kimseler de... Ve Allah'ı tenzih ederim ve ben o ortak koşanlardan değilim."

109- Ve biz senden önce o kasabaların mensuplarından bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki biz onlara vahyediyorduk. Şimdi onlar o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Ve o sonrakinin yurdu korunmuş olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

110- Nihayet o elçiler ümit kestikleri ve kendilerinin kesinlikle yalanlanmış oldukları kanısına vardıkları zaman, bizim yardımımız onlara gelmiştir de bizim dilemekte olduğumuz kimseler kurtarılmıştır. Ve bizim baskımız o suç işleyenler topluluğundan geri döndürülmez.

111- Ant olsun ki onların anlatılarında o saf aklın sahipleri için bir ders vardır. (Bu Kur'an) yakıştırılabilecek bir haber değildir, fakat kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve her bir şeyin ayrıntılı bir açıklaması ve inanacak bir topluluğa bir doğruya ileten ve bir şefkattir. 


1 yorum:

  1. Cok guzel bir meal çalışması olmuş .Allah ilminizi ziyadeleştirsin. Selam ve dua ile

    YanıtlaSil