23 Aralık 2024 Pazartesi

TA HA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Ha.

2- Biz, bu okunan (Kur'an)ı senin üzerine mutsuz olman için indirmedik.

3- Ancak çekinmekte olan kimse için bir hatırlatma olarak (indirdik).

4- (Bu), o yüce gökleri ve o yeri yaratmış olan kimseden peyderpey bir indirmedir.

5- O şefkati kapsamlı o tahtın üzerine kuruldu.

6- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa ve o ikisinin arasındaki ne varsa ve o nemli toprağın altında ne varsa, O'nundur.

7- Ve eğer sen o sözü açığa vursan da, artık şüphesiz ki O, o gizliyi de ve daha saklıyı da bilir.

8- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en iyi adlar O'nundur.

9- Ve Musa'nın (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?

10- Bir zaman o bir ateş görmüştü de kendi ailesine: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim, umarım ki size ondan bir kor getiririm veya o ateşin üzerinde (çevresinde toplaşmış) doğruya iletici (yol gösteren) birini bulurum" demişti.

11- 12- 13- 14- 15- 16- 17- Ne zaman ki o, ona geldi: "Ey Musa! şüphesiz ki ben senin Efendinin ta kendisiyim, şimdi sen iki pabucunu çıkar. Şüphesiz ki sen o kutsanmış vadi Tuva'dasın. Ve ben seni seçtim, şimdi sen vahyedilmekte olan şeyi dinle. Şüphesiz ki ben Allah'ın ta kendisiyim, benden başka hiçbir tanrı yoktur, o halde sen de bana kulluk et ve beni hatırlamak için o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o an gelicidir, ben onu neredeyse saklı tutacağım ki her bir benlik çabalamakta olduğu şeyle karşılıklansın. O halde ona inanmaz ve kendi keyfi eğilimini izlemiş olan kimse, seni ondan sakın alıkoymasın, yoksa sen (ateşe) düşersin. Ve şu sağ elindeki nedir ey Musa?" diye seslenilmişti.

18- O: "O, benim değneğimdir. Ben onun üzerine dayanırım ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim ve benim diğer ihtiyaçlarım da ondadır" demişti.

19- (Allah): "Sen onu at ey Musa" demişti.

20- O, onu attığında birde ne görsün o, (koşarak) çabalamakta olan bir canlı yılan.

21- 22- 23- 24- (Allah): "Sen onu tut ve sakın kaygılanma, biz onu o ilk doğal durumuna tekrar geri döndüreceğiz. Ve sen elini kanadına (diğer kolunun altına) yapıştır da, (elinde) hiçbir kötülük olmadan diğer (gözle görülen) bir delil olarak bembeyaz çıkıversin. (Bunlar) bizim sana (gözle görülen) delillerimizin bir kısmından o en büyüğünü göstermemiz içindir. Sen Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı" demişti.

25- 26- 27- 28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- 35- O: "Ey Efendim, sen göğsümü bana genişlet ve işimi bana kolaylaştır ve benim dilimden düğümü çöz ki, onlar sözümü kavrayalar. Ve sen, ailemden kardeşim Harun'u bana bir (yardımcı) taşıyıcı yap. Sen, onunla benim kuvvetimi çetinleştir ve onu benim işimde bana ortak yap ki biz seni çokça tesbih edelim ve seni çokça hatırlayalım. Şüphesiz ki sen bizi (önceden de) görücü idin" demişti.

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- (Allah): "Senin talep ettiğin, sana kesinlikle verilmiştir ey Musa. Ve ant olsun ki biz diğer bir defasında da senin üzerine büyük iyilikte bulunmuştuk. Bir zaman biz senin annene 'Sen onu o sandığa koy, onu da (sandığı) hemen o denize koy, o deniz de onu (sandığı) o sahile karşılaştırsın,onu da (Musa'yı) bana düşman ve kendisine düşman olan tutsundiye vahyedilmekte olan şeyi vahyetmiştik. Ve ben, benim gözüm üzerinde emek verilmen için senin üzerine benden bir sevgi atmıştım. Hani o zaman senin kız kardeşin adımlıyordu da 'Ben sizi onu sorumluluğuna alacak bir kimse üzerine kılavuzluk edeyim mi? diyordu. Böylece biz seni kendi annene döndürmüştük ki onun gözü ferah olsun ve üzülmesin. Ve sen bir kişi öldürmüştün de biz seni o kederden kurtarmıştık ve biz seni ayarttıkça ayartmış, böylece sen Medyen mensupları içinde yıllarca kalmıştın. Sonra sen (yaşamın) bir ölçüsü üzerinde geldin ey Musa. Ben sana kendi benliğim için emek verdirdim. Sen ve kardeşin benim (gözle görülen) delillerimle git ve ikiniz beni hatırlamakta sakın ihmalkâr davranmayın. İkiniz Firavun'a gidin şüphesiz ki o taşkınlık yaptı. İkiniz onun hatırlaması veya çekinmesi için ona yumuşak söz söyleyin" demişti.

45- İkisi: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki biz onun bize karşı ölçüyü kaçırmasından veya taşkınlık yapmasından endişeleniyoruz" demişlerdi.

46- 47- 48-  (Allah): "İkiniz sakın endişelenmeyin, şüphesiz ki ben ikinizin beraberindeyim, işitiyorum ve görüyorum. Şimdi ikiniz ona gelin de 'Şüphesiz ki biz senin Efendinin iki elçisiyiz, artık Yakub'un oğulları'nı bizim beraberimizde gönder ve onları sakın azaplandırma. Biz sana senin Efendinden kesinlikle (gözle görülen) bir delil getirdik. Ve o esenlik, o doğruya ileteni izlemiş olan kimsenin üzerinedir. Şüphesiz ki bize o azabın kesinlikle  yalanlamış olan ve (başka tarafa) yakınlaşmış olan kimsenin üzerine olduğu vahyedildi' deyin" demişti.

49- (Firavun): "Öyleyse ikinizin Efendisi kimdir ey Musa?" demişti.

50- O: "Bizim Efendimiz O ki her şeye yaratılışını sunmuştur sonra da doğru yolu göstermiştir" demişti.

51- (Firavun): "Öyleyse o ilk kuşakların durumu nedir" demişti.

52- 53- 54- 55- O: "Onların bilgisi benim Efendimin yanındaki bir kitaptadır. Benim Efendim şaşırmaz ve unutmaz. O ki, o yeri size bir döşek yaptı ve onda size yollar açtı ve o gökten bir su indirdi. (O size)'Böylece biz onunla ayrı ayrı bitkilerden çiftler olarak çıkardık. Siz (o bitkilerden) yiyin ve gönenç sağlayan hayvanlarınızı güdün. Şüphesiz ki o (yanlıştan) vazgeçen akıl sahiplerine (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır. Biz sizi ondan (topraktan) yarattık ve biz sizi ona tekrar geri döndüreceğiz ve sonra biz sizi bir kere daha ondan çıkaracağız' (diyor)" demişti.

56- Ve ant olsun ki biz ona (gözle görülen) o delillerimizin hepsini gösterdik, buna rağmen o yalanladı ve direndi.

57- 58- (Firavun): "Sen sihrinle bizi kendi yerimizden çıkarmak için mi bize geldin ey Musa? O halde biz de sana kesinlikle ve kesinlikle onun örneği bir sihir getireceğiz. Şimdi sen bizimle senin aranda bir denk konum yerini söz zamanı ve olarak belirle ki biz ve sen ona aykırı davranmayalım" demişti.

59- O: "Sizin söz verilen zamanınız o süs (bayram) günü ve o insanların toplanacağı (o günün) kuşluk vaktidir" demişti.

60- Firavun bunun üzerine (ileri gelenlerine) yakınlaşmış, hemen plânını toplamış sonra (sihirbazlarıyla) gelmişti.

61- Musa onlara: "Vay halinize, siz Allah'a karşı bir yalanı sakın yakıştırmayın, yoksa O sizi bir azapla köksüzleştirir. Ve yakıştırma yapan kimse kesinlikle perişan olmuştur" demişti.

62- 63- 64- Buna rağmen onlar işlerini kendilerinin arasında tartışmışlar ve o özel konuşmayı (Musa'dan) gizlemişler: "Bu ikisi kesinlikle sihirleri ile sizi kendi yerinizden çıkarmak ve sizin o en örnek yolunuzu gidermek isteyen iki sihirbazdır. Siz, hemen plânınızı toplayın sonra sıra sıra gelin. Ve bugün yüceleşen (galip gelen) kimse kesinlikle başarıya erişmiştir" demişlerdi.

65- Onlar: "Ey Musa (ilk) atacak sen veyahut ilk atmış kimse biz olalım" demişlerdi.

66- 67- O: "Hayır siz atın" demişti. (Attıklarında) bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden dolayı kendisine hayallendiriliyor, üstelik onlar (koşarak) çabalıyorlar. Bu yüzden Musa kendi benliğine bir kaygı düşürmüştü.

68- 69- Biz de ona: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o yüce (galip) olanın ta kendisisin. Ve sen sağ elindeki şeyi at, onların emek verdikleri şeyleri o yutsun. Onların emek verdikleri ancak ve ancak bir sihirbaz plânıdır. Ve o sihirbaz nereden gelse (ne yaparsa yapsın) başarıya eriştirilmez" demiştik.

70- Bunun üzerine o usta sihirbazlar boyun eğerek (yere) atılmış, "Biz Harun'un ve Musa'nın Efendisine inandık" demişlerdi.

71- (Firavun): "Benim size onay vermemden önce siz ona inandınız ha. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki, o sihri size o öğretmiştir. O halde ben kesinlikle ve kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve ben kesinlikle ve kesinlikle sizi o hurmanın gövdelerinde astıracacağım. Ve bizim hangimiz azap bakımından daha çetin ve daha kalıcı, kesinlikle ve kesinlikle siz bileceksiniz" demişti.

72- 73- 74- 75- 76- Onlar: "Biz, o apaçık belgelerden bize gelmiş olan şeyin ve bizi yarıp ortaya çıkarmış olan kimsenin üzerine, seni asla tercih etmeyeceğiz, artık sen neyi yerine getirici isen onu yerine getir. Sen ancak ve ancak bu yakın yaşamda (kararını) yerine getirebilirsin. Şüphesiz ki biz, bizim kusurlarımızı ve o sihirden dolayı senin bizi kendisi üzerine zorladığın şeyi bize bağışlaması için Efendimize inandık. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır. Gerçek şu ki, kim kendisinin Efendisine bir suçlu olarak gelirse, artık şüphesiz ki cehennem onun içindir. O, onda ölmez de ve yaşamaz da. Ve kim de O'na inanan ve o düzgün işleri işlemiş olarak gelirse de, artık onlar, o yüce kademeler kendileri için olanlardır. (O kademeler) Adn bahçeleridir, onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Ve bu, (benliğini) arındırmış olan kimsenin karşılığıdır" demişlerdi.

77- Ve ant olsun ki biz Musa'ya: "Sen, benim kullarımı (geceleyin) yürüt de, herhangi bir yetişmeden kaygı duymaksızın ve çekinmeksizin onlar için o su kütlesinde bir kuru yola (ayak) bas" diye vahyetmiştik.

78- Derken Firavun kendi askerleri ile onları izlemişti de o denizden kaplayan şey onları kaplayıvermişti.

79- Ve Firavun, kendi topluluğunu saptırmış ve doğru yolu göstermemişti.

80- 81- 82- Ey Yakub'un oğulları, biz kesinlikle sizi düşmanınızdan kurtardık ve biz Tur'un o sağ yanında sizinle sözleşme yaptık ve sizin üzerinize de o kudret helvasını ve o bıldırcını indirdik: "Siz, bizim rızık olarak size verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin ve bu konuda sakın taşkınlık yapmayın, yoksa sizin üzerinize benim hiddetim serbest olur. Ve benim hiddetim kimin üzerine olursa, artık o kesinlikle kayıp gitmiştir. Ve şüphesiz ki ben, itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan sonra doğru yolda yürüyen kimse için kesinlikle ve kesinlikle çok bağışlayıcıyım" (dedik).

83- (Allah): "Ve seni, kendi topluluğundan acele ettiren nedir ey Musa?" (dedi).

84- O: "Onlar, işte onlar benim izim üzerindedir ve ben sana acele ettim ki ey Efendim sen hoşnut olasın" dedi.

85- (Allah): "Öyleyse bilesin, şüphesiz ki biz senin ardından kendi topluluğunu kesinlikle ayarttık ve o samiri onları saptırdı" dedi.

86- Bunun üzerine Musa kendi topluluğuna çok hiddetli kederli olarak döndü, (topluluğuna): "Ey topluluğum, kendi Efendiniz size bir iyi sözle, söz vermedi mi? Yoksa yaptığı o bağlılık sözü size uzun mu geldi? Yoksa siz kendi Efendinizden sizin üzerinize bir hiddetin serbest kalmasını istediniz de bu yüzden mi bana verilmiş söze aykırı davrandınız?" dedi.

87- Onlar: "Biz, sana verilmiş söze kendi hükümranlığımızla aykırı davranmadık, fakat hakikat şu ki bize o topluluğun süsünden bazı ağır yükler taşıtılmıştı da biz onları (ateşe) koyduk, aynı şekilde o samiri de attı" dediler.

88- Böylece o onlara bir buzağı cesedi çıkarttı ki onun böğürmesi vardı, bunun üzerine onlar da: "Bu, sizin tanrınız ve Musa'nın tanrısıdır, ne var ki o bunu unuttu" dediler.

89- Onlar onun kendilerine bir söz döndüremeyeceğini ve onlara bir zarara ve bir faydaya hükümran olamayacağını hiç görmezler mi?

90- Ve ant olsun ki Harun önceden onlara: "Ey topluluğum, siz ancak ve ancak bununla ayartıldınız. Ve şüphesiz ki sizin Efendiniz şefkati kapsamlıdır, öyleyse siz beni izleyin ve benim buyruğuma uyun" demişti

91- Onlar: "Musa bize dönünceye kadar, onun üzerine kapananlar olmaktan asla biz ayrılmayacağız" demişlerdi.

92- 93- O (döndüğünde): "Ey Harun, sen onların saptıklarını gördüğün zaman, beni izlemekten seni ne alıkoydu? Yoksa benim buyruğuma sen baş mı kaldırdın?" dedi.

94- O: "Ey annemin oğlu, sen benim sakalımı ve başımı sakın tutma. Şüphesiz ki ben, senin 'Sen, Yakub'un oğulları'nın arasını ayrıştırdın ve benim sözümü gözetmedin' demenden çekindim" demişti.

95- (Musa): "Ya senin söyleyecek sözün nedir ey Samiri?" dedi.

96- O: "Ben o şeyi gördüm ki onlar onu göremediler, bu yüzden o elçinin izinden (öğretisinden) bir avuç avuçlamıştım, fakat onu fırlatıp attım. Ve kendi benliğim beni işte böyle hırslandırdı" dedi.

97- 98- (Musa): "Sen hemen git, artık şüphesiz ki senin için bu yaşamda 'Sakın dokunmayın'* demen vardır. Ve şüphesiz ki (belirlenmiş) bir söz zamanı senin içindir ki, sen ondan asla cayılmayacaksın. Ve sen tanrına bir bak ki sen onun üzerine kapanıcı olmuştun. Biz onu kesinlikle ve kesinlikle yakıp mahvedeceğiz, sonra da biz onu kesinlikle ve kesinlikle o denize bir savurmayla savuracağız. Sizin tanrınız ancak ve ancak Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, her bir şeyi bilgice kapsamıştır" dedi.

* Samiri için uygulanan toplumdan dışlama ve tecrit edilme cezasının ifadesi.

99- Ve biz, geçmişin bir kısmının haberlerinden işte böyle sana anlatıyoruz. Ve biz kendi katımızdan kesinlikle sana bir hatırlatma verdik.

100- Kim ondan kayıtsız kalırsa artık şüphesiz ki o, kalkışın günü bir günah yükü taşıyacaktır.

101- Onlar onda (günah yükünün altında) sürekli kalıcılardır. Ve kalkışın günü (taşıyacakları ağır yük) onlar için taşıyış bakımından ne kötüdür.

102- O gün o boruya üflenecek ve biz o suç işleyenleri o gün gözleri göğermiş olarak sürüp toplayacağız.

103- Onlar kendilerinin arasında alçak sesle: "Siz (kabirlerde) on (gün) den başka kalmadınız" diye konuşacaklar.

104- Onların yolca en örnek olanlarının: "Bir günden başka kalmadınız" diyeceği zaman, onların ne diyeceğini biz daha iyi bileniz

105- 106- Ve onlar sana o dağlardan (bilgi) talep ediyorlar, öyleyse sen de ki: "Benim Efendim onları bir savurmayla savuracak, böylece O onları bir düzlük olarak bırakacak."

107- Sen onlarda bir eğrilik ve bir tümsek dahi göremeyeceksin.

108- O gün onlar o çağrıcıyı izlerleyecekler, ona karşı hiçbir eğrilik yapamayacaklar. Ve o sesler şefkati kapsamlıya karşı kısılmıştır. Artık sen bir fısıltıdan başka da (ses) işitemeyeceksin.

109- O gün şefkati kapsamlının kendisine onay verdiği ve söz bakımından kendisinden hoşnut olduğu kimseden başkasına o eşlikçilik fayda vermeyecek.

110- O, onların önlerinde ne varsa ve artlarında ne varsa bilir. Ve onlar O'nu bilgice kuşatamazlar.

111- Ve o yüzler  yaşayan (her an) yönetimde olan (Allah) için eğilmiştir. Ve haksızlık yüklenmiş olan kimse, kesinlikle perişan olmuştur.

112- Ve kim kendisi bir inanan olarak o düzgün işlerden işlerse, artık hiçbir haksızlıktan ve hiçbir hak yenilmesinden kaygılanmayacak.

113- Ve işte böyle biz onu bir Arabi okuma olarak indirdik ve onda o tehditten (örnekleri) evire çevire açıkladık ki onlar korunalar veya o onlar için bir hatırlatma oluştura.

114- Demek ki o gerçek hükümdar Allah, yücedir. Ve sen o okunan (Kur'an) hakkkında onun vahyi sana yerine getirilmesi öncesinden sakın acele etme. Ve sen de ki: "Ey Efendim, beni bilgi bakımından artır."

115- Ve ant olsun ki  biz önceden Adem'le bağlılık sözü yapmıştık, ne var ki Adem unuttu ve biz onda bir kararlılık bulamadık.

116- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O, direnmişti.

117- 118- 119- Bunun üzerine biz: "Ey Adem, şüphesiz ki şu, sana ve senin eşine bir düşmandır. O ikinizi o bahçeden sakın çıkarmasın, yoksa sen mutsuz olursun. Şüphesiz ki senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ondadır. Ve şüphesiz ki sen onda susamayacaksın ve kuşluk(vaktindeki sıcak)tan etkilenmeyeceksin" demiştik.

120- Buna rağmen o şeytan onu işkillendirmiş ve: "Ey Adem, ben sana o sürekli kalıcılığın ağacını ve yıpranmayacak bir hükümdarlığa kılavuzluk edeyim mi?" demişti.

121- Böylece ikisi de ondan yemişlerdi de avret mahalleri ikisine belirgin hale gelmiş ve ikisi o bahçenin yaprağından üzerlerini kapatmaya başlamışlardı. Ve Adem  kendisinin Efendisine baş kaldırmış ve azmıştı.

122- Sonra kendisinin Efendisi onu derleyip toplamış, böylece ona lütufla dönmüş ve onu doğruya iletmişti.

123- 124- O: "İkiniz, bir kısmınız bir kısma bir düşman olarak topluca oradan inin. Şimdi eğer benden size bir doğruya ileten gelir de kim benim doğruya iletenimi izlerse, artık o sapmayacaktır ve mutsuz da olmayacaktır. Ve kim de benim hatırlamamdan ilgisiz kalırsa, artık şüphesiz ki bir sıkıntılı geçim onun içindir ve biz onu kalkışın günü kör olarak sürüp toplayacağız" demişti.

125- (Böylesi biri): "Ey Efendim, sen beni niçin kör olarak sürüp topladın, oysa ben (önceden) görücü idim?" dedi.

126- O: "Bu böyledir, bizim delillerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun. Ve bugün de sen işte böyle unutulacaksın" dedi.

127- Ve bizim, savurganlık yapmış olan ve kendisinin Efendisinin delillerine inanmayan kimseye, karşılığımız işte böyledir. Ve o sonraki (yaşamın) azabı kesinlikle daha çetindir ve daha kalıcıdır.

128- Şimdi, onların öncesi o kuşaklardan nicesini bizim yok etmiş olmamız kendilerini doğruya iletmedi mi? Ki kendileri onların dinginleşme yerlerinde adımlıyorlar. Şüphesiz ki (yanlıştan) o vazgeçen akıl sahiplerine (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

129- Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime ve bir isimlenmiş süre olmasaydı, (azabın hemen gelmesi) kesinlikle bir zorunluluk olurdu.

130- O halde sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster ve o güneşin yükselmesinden önce ve onun batmasından önce, Efendini övgü ile tesbih et. Ve o gecenin bir kısım anlarında ve o gündüzün uçlarında da (Efendini) tesbih et ki sen hoşnut olasın.

131- Ve sen iki gözünü o şeye sakın sakın uzatma ki biz içlerinden bir kesimi o yakın yaşamda onda alımlılık olarak ayartmak için onunla yararlandırmışızdır. Ve senin Efendinin rızkı ise daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.

132- Ve sen mensuplarına o kulluk görevini buyur ve kendin de onun üzerinde direnç göster. Biz senden bir rızık talep etmiyoruz. Biz, sana rızık veriyoruz. Ve o son, o korunma bilinci (sahipleri) nindir.

133- Ve onlar: "O, bize kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil getirmeli değil miydi?" dediler. Onlara bir apaçık belge gelmedi mi ki o önceki sahifelerde de vardır?

134- Ve eğer biz onları onun (gelmesi) öncesinden bir azapla yok etmiş olsaydık, onlar kesinlikle: "Ey Efendimiz, sen bize bir elçi göndermeli değilmiydin ki aşağılıklığımızdan ve rezilliğimizden önce, biz senin delillerini izleseydik" diyeceklerdi.

135- Sen de ki: "Her biri bir bekleyendir, o halde siz de bekleyin. Artık siz yakında bileceksiniz o denk yolun arkadaşları kimmiş ve doğruya iletilen kimmiş."


11 Aralık 2024 Çarşamba

MERYEM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

2- (Bu harflerden oluşan kelimeler) senin Efendinin, kendisinin kulu Zekeriyya'ya olan şefkatini hatırlatmasıdır. 

3- 4- 5- 6- Bir zaman o, kendisinin Efendisine saklı bir sesle seslenmiş: "Ey Efendim, şüphesiz ki benim o kemikler benden direncini yitirdi ve o baş bir ihtiyarlıkla tutuştu ve Ey Efendim, ben sana yaptığım çağrımda (hiçbir zaman) mutsuz olmadım. Ve şüphesiz ki ben, arkamdan (gelecek) o yakınlarımdan kaygılandım ve karım da (doğurmaktan) kesik durumdadır, artık sen bana kendi katından bir yakın bahşet ki, o bana mirasçı olsun ve Yakub'un hanedanından bazılarına da mirasçı olsun. Ve ey Efendim sen onu hoşnut olunan biri yap" demişti.

7- (Allah): "Ey Zekeriyya, şüphesiz ki biz seni bir oğlan çocuğu ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahya'dır. Biz ona önceden (başka birini) bir adaş olarak yapmadık" (demişti).

8- O: "Ey Efendim, karım (doğurmaktan) kesik olduğu halde ve ben de (yaşça) o büyüklükten son sınıra ulaştığım halde, benim için bir oğlan çocuk nasıl olacak?" demişti.

9- (Melek): "Durum öyledir, ama senin Efendin'O, bana göre basittir oysa ki ben önceden seni de yaratmıştım ve sen hiçbir şey değildin' dedi" demişti.

10- O: "Ey Efendim, sen bana bir delil ver" demişti. (Allah, elçisi aracılığı ile): "Senin delillin, denk biri olduğun halde o insanlarla üç gece (sözlü) iletişim kuramamandır" demişti.

11- Böylece o, özel bölümden topluluğunun karşısına çıkmış, onlara: "Gündüzün erken vakti ve akşam karanlığı (her daim O'nu) tesbih edin" diye işaret etmişti.

12- 13- 14- (O doğup büyüyünce ona): "Ey Yahya o kitabı kuvvetlice tut" (demiş) ve biz ona bir çocukken o bilgeliği ve kendi katımızdan bir sevecenlik ve bir arınmışlık vermiştik. Ve o, korunan ve kendi annesine babasına karşı yüce gönüllü biriydi ve (onlara karşı) bir zorba, bir baş kaldıran değildi.

15- Ve esenlik, doğurulduğu gün ve öleceği gün ve bir yaşayan olarak (yeniden) harekete geçirileceği gün, onun üzerinedir.

16- 17- Ve sen o kitapta Meryem'i de hatırla. Bir zaman o, kendi mensuplarından doğuda bir konum yerine ayrılmış, böylece onların berisinden bir engel edinmiş (kendisini onlardan tecrit etmiş)ti biz de ona esintimizi göndermiştik de böylece o, kendisine bir denk beşer kılığında gösterilmişti.

18- O da (ona): "Eğer sen korunan biriysen, şüphesiz ki ben senden o şefkati kapsamlıya sığınıyorum" demişti.

19- O ise: "Ben ancak ve ancak senin Efendinin elçisiyim, sana bir arınmış oğlan çocuğu (haberi) bahşetmem için (gönderildim)" demişti.

20- O: "Bana bir beşer dokunmadığı halde ve ben de bir iffetsiz olmadığım halde, benim için bir  oğlan çocuk nasıl olacak?" demişti.

21- (Elçi): "Durum öyledir, ama senin Efendin'O, bana göre basittir. Ve bizim onu o insanlara (gözle görülen) bir delil ve bizden bir şefkat olarak yapmamız için (onu sana bahşedeceğiz). Ve bu bir karara bağlanmış buyruktur' dedi" demişti.

22- Böylece o, ona hamile kalmış ve onunla uzak bir konum yerine ayrılmıştı.

23- Sonunda o doğum sancısı onu o hurmanın gövdesine getirmiş, (sancının acısıyla) o: "Ah keşke ben bunun öncesinde öleydim de bir tamamen unutulmuş olaydım" demişti.

24- 25- 26- Bunun üzerine onun alt tarafından (bir ses) ona: "Sen üzülme, senin Efendin alt tarafından kesinlikle bir akarsu akıtmıştır. Ve sen o hurmanın gövdesini kendine doğru silkele ki, o (hurma) olgun yaş olarak senin üzerine peş peşe düşsün, artık sen de (hurmayı) ye ve (suyu) iç ki gözü ferah ol (gözün aydın olsun). Bundan böyle eğer sen o beşerden birini görürsen, artık sen ona 'Şüphesiz ki ben o şefkati kapsamlıya kendini tutma (oruç) adadım, artık ben bugün hiçbir insanla asla (sözlü) iletişim kurmayacağım' de" demişti.

27- 28- Böylece o, onu taşıyarak kendi topluluğuna getirmişti. Onlar: "Ey Meryem, ant olsun ki sen bir acaip yakıştırma ile geldin. Ey Harun'un (soyundan gelen) kız kardeşi, senin baban kötü bir adam değildi ve senin annen de iffetsiz biri değildi" demişlerdi.

29- Bunun üzerine o, ona işaret etmişti de onlar: "O beşikteki bir çocukla biz nasıl iletişim kuracağız?" demişlerdi.

30- 31- 32- 33- (Çocuk): "Şüphesiz ki ben Allah'ın kuluyum. O bana o kitabı verdi ve beni bir haberci yaptı. Ve O beni nerede olursam bir bereket verilmiş kıldı. Ve O bana yaşayan biri olduğum sürece o kulluk görevini ve o arınmayı ve anneme karşı bir yüce gönüllü olmayı tembihledi. Ve O beni bir zorba, bir haydut yapmadı. Ve esenlik, doğurulduğum gün ve öleceğim gün ve yaşayan biri olarak (yeniden) harekete geçirileceğim gün, benim üzerimedir" demişti.

34- Bu, Meryem'in oğlu İsa'dır. Gerçeğin sözüdür ki onlar onun hakkında  tereddüte düşmektedirler.

35- Allah için hiçbir çocuk edinmek olası değildir. O, münezzehtir. O bir işe karar verdiği zaman, artık ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

36- (İsa şunu da demiştir): "Ve şüphesiz ki Allah, benim de Efendimdir ve sizin de Efendinizdir. O halde siz de O'na kulluk edin. Bu, doğruluğunu koruyan yoldur."

37- Buna rağmen onların arasından o gruplar aykırılığa düştü. Artık vay haline çok büyük günün tanıklığından dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere.

38- Onlar bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler görecekler. Fakat o haksızlık yapanlar bugün bir apaçık sapkınlık içindedirler.

39- Ve sen onları o buyruğun yerine getirildiği zaman ki hayıflanmanın günü ile uyar. Oysa onlar bir duyarsızlık içindedirler ve onlar hala inanmazlar.

40- Şüphesiz ki biz o yere ve onun üzerinde olan kimselere mirasçı olacağız ve onlar bize döndürülecekler.

41- Ve sen o kitap'ta İbrahim'i de hatırla. Şüphesiz ki o, çok doğru söyleyen bir haberciydi.

42- 43- 44- 45- Bir zaman o, kendi babasına: "Ey babacığım, sen işitmez ve görmez ve senden hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılamaz şeylere niçin kulluk ediyorsun? Ey babacığım, sana gelmeyen o bilgiden, bana kesinlikle gelmiştir, o halde sen beni izle ki ben de seni bir denk yola ileteyim. Ey babacığım, sen o şeytana sakın kulluk etme, şüphesiz ki o şeytan o şefkati kapsamlıya baş kaldıran biridir. Ey babacığım, şüphesiz ki ben o şefkati kapsamlıdan bir azabın sana dokunmasından böylece senin de o şeytana (ateşte) bir yakın olmandan kaygılanıyorum" demişti.

46- O: "Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan ilgi kesici misin? Ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmeyeceksen, ben seni kesinlikle ve kesinlikle taşlayacağım. Artık sen uzun bir mühlet benimle ilişiği kes" demişti.

47- 48- O da: "Selam senin üzerinedir. Ben, Efendimden senin için bağışlama isteyeceğim. Şüphesiz ki O, bana karşı yakından ilgilidir. Ve ben, sizden ve sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeylerden uzaklaşıyorum ve ben yalnızca Efendime çağrı yapıyorum. Ben, Efendime yaptığım çağrımda bir mutsuz olmamamı umuyorum" demişti.

49- Ne zaman ki o, onlardan ve onların Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştı, biz ona İshak'ı ve Yakub'u bahşettik ve her birini de bir haberci yaptık.

50- Ve biz onlara kendi şefkatimizden bahşettik. Ve biz onlara (sonrakilerde) yüce bir doğru anılış bıraktık.

51- Ve sen o kitap'ta Musa'yı da hatırla. Şüphesiz ki o, özgülenmiş biri ve bir haberci elçiydi.

52- Ve biz ona Tur'un o sağ yanından ona seslenmiş ve onu özel konuşma için yakınlaştırmıştık.

53- Ve biz ona kendi şefkatimizden kardeşi Harun'u da bir haberci olarak bahşetmiştik.

54- Ve sen o kitap'ta İsmail'i de hatırla. Şüphesiz ki o, o verdiği söze sadıktı ve bir haberci elçiydi.

55- Ve o, kendi mensuplarına o kulluk görevini ve o arınmayı buyururdu. Ve o, kendi Efendisinin yanında hoşnut olunmuş biriydi.

56- Ve sen o kitap'ta İdris'i de hatırla. Şüphesiz ki o, doğru söyleyen bir haberciydi.

57- Ve biz onu bir yüce konum yerine yükseltmiştik.

58- İşte bunlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın kendilerini gönendirdiği o habercilerden, Adem'in soyundan ve bizim Nuh'un beraberinde taşıdığımız kimselerden ve İbrahim'in ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan doğruya ilettiklerimizden ve derlediğimiz kimselerdendir. Şefkati kapsamlının delilleri onlara ne zaman peşi sıra okunursa, onlar boyun eğerek ve ağlayarak kapanırlardı.

59- Akabinde onlardan sonra bir nesil onlara ardıl oldu ki onlar o kulluk görevini kayba uğrattılar ve o şiddetli arzularını izlediler. Bu yüzden onlar ileride bir azgınlık ile karşılaşacaklardır.

60- İtaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan kimse başka. Artık onlar o bahçeye girecekler ve hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaklardır.

61- Adn bahçelerine ki, şefkati kapsamlı kendisinin kullarına, (onlar orayı) algılayamaz haldelerken  söz vermiştir. Gerçek şu ki, O'nun sözü (her zaman) yerine gelmiştir.

62- Kendileri bunlarda bir amaçsız söz işitmezler, ancak bir esenlik (sözü işitirler). Ve gündüzün erken vakti ve akşam karanlığı (her daim) rızıkları onlar, içindir.

63- Bu o bahçedir, biz kullarımızdan korunan olan kimseleri ona mirasçı yapacağız.

64- (Allah meleğe şunu iletmesini vahyetti): "Ve biz senin Efendinin buyruğundan başkası ile inmeyiz. Bizim önümüzde ne varsa ve bizim ardımızda ne varsa ve bu ikisinin arasında olan şey, O'nundur. Ve senin Efendin bir unutan biri de değildir."

65- (O ki) o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir. O halde sen de O'na kulluk et ve O'na kulluğa direnç göstermeyi sürdür. Sen hiç O'na adaş olabilecek (O'nun adının gereklerinin dengi) birini biliyor musun?

66- Ve o insan: "Ben öldüğüm zaman mı ileride bir yaşayan olarak çıkarılacağım?" diyor.

67- Peki o insan bizim onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mı oysa ki o önceden bir şey değildi?

68- O halde senin Efendine ant olsun ki, biz onları ve o şeytanları kesinlikle ve kesinlikle sürüp toplayacağız. Sonra biz onları cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş olarak kesinlikle ve kesinlikle hazır bulunduracağız.

69- Sonra biz, her taraftardan onların şefkati kapsamlıya karşı itaatsizlik bakımından daha çetindir kesinlikle ve kesinlikle çekip çıkaracağız.

70- Sonra biz, o kimseleri kesinlikle daha iyi bileniz ki kendileri ona yaslanmak bakımından daha yakındır.

71- Ve (ey yeniden dirilişe inanmayanlar) sizden kimse yoktur ki ona varıcı olmasın. (Bu), senin Efendinin üzerine şart kıldığı yerine getirilmiş bir karardır.

72- Sonra biz, korunmuş olan kimseleri (cehenneme atılmaktan) kurtaracağız ve o haksızlık yapanları da onda dizüstü çökmüş olarak bırakacağız.

73- Ve bizim delillerimiz apaçık olarak onlara ne zaman peşi sıra okunursa, o gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Bu iki bölükten hangisi mevki bakımından daha hayırlı ve elitlik bakımından daha iyidir?" diyor.

74- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar eşya bakımından ve gösteriş bakımından (onlardan) daha iyiydi.

75- Sen de ki: "Kim o sapkınlığın içinde ise, şefkati kapsamlı ona (bu durumunu) uzattıkça uzatsın." Nihayet onlar söz verilmekte oldukları şeyi ya o azabı veyahut o anı gördükleri zaman, kim konum bakımından o daha şerli ve asker bakımından daha zayıf artık yakında bilecekler.

76- Ve Allah doğruya iletilen kimseleri doğruluk bakımından artırır.  Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlı ve geri döndürülüş bakımından daha hayırlıdır.

77- Şimdi sen bizim delillerimizi örtmüş olan ve: "Bana kesinlikle ve kesinlikle mal bakımından ve çocuk bakımından (güç) verilecek" diyen kimseyi gördün mü?

78- O, o algılanamayana mı yükseldi (vakıf oldu) yoksa şefkati kapsamlının yanında bir bağlılık sözü mü edindi?

79- Hayır. Biz, onun dediği şeyi (hesap gününde) kitaplaştıracağız ve ona o azaptan uzattıkça uzatacağız.

80- Ve onun dediği şeye biz mirasçı olacağız ve o bize tek başına olarak gelecektir.

81- Ve onlar, gücün kendilerinde olması için Allah'ın berisinden tanrılar edindiler.

82- Hayır. Onlar, yakında kendilerine yapılan kulluğu (redderek) örtecekler ve onlara karşıt halde olacaklar.

83- Sen görmedin mi şüphesiz ki biz o şeytanları o gerçeği örtücülerin üzerine gönderdik de onları kışkırttıkça kışkırtıyorlar?

84- Artık sen onlara karşı sakın acele etme. Biz ancak ve ancak onlar için (geriye) bir saymayla sayıyoruz.

85- O gün biz o korunanları şefkati kapsamlıya seçkin konuk olarak sürüp toplayacağız.

86- Ve biz o suç işleyenleri de cehenneme su arayan olarak sevk edeceğiz.

87- O çok şefkâtli'nin yanından bir bağlılık sözü edinen kimse dışında onlar o eşlikçiliğe sahip olamayacaklar.

88- Ve onlar: "Şefkati kapsamlı bir çocuk edindi" dediler.

89- Ant olsun ki siz iğrenç bir şeyle geldiniz.

90- 91- Onlar şefkati kapsamlıya bir çocuk nisbet ettiler diye, ondan dolayı neredeyse o gökler yarılacak ve o yer parçalanacak ve o dağlar da bir sarsıntı ile yere kapaklanacak.

92- Şefkati kapsamlı için bir çocuk edinmek uygun olmaz.

93- O göklerde ve o yerde hiçbir kimse yoktur ki o, şefkati kapsamlıya ancak bir kul olaraktan başka gelici olmasın. 

94- 95- Ant olsun ki O, onları sayılandırmış ve onları bir adetle adetlemiştir. Ve o kalkışın günü onların hepsi O'na tek başına olarak gelicidir.

96- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, şefkati kapsamlı onlar için yakında bir gönül bağı oluşturacaktır.

97- Biz onu, ancak ve ancak onunla o korunanları müjdelemen ve onunla bir azılı topluluğu uyarman için senin dilinle kolaylaştırdık.

98- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik. Sen onlardan hiçbirini sezebiliyor musun veya onlara ait bir gizli ses işitebiliyor musun?


5 Aralık 2024 Perşembe

KEHF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- O övgü Allah'adır ki O, kendisinin kuluna o kitabı indirdi ve ona bir eğrilik koymadı. Dosdoğru olarak (indirdi), kendi katından bir çetin baskını uyarması ve o inananları ki onlar o düzgün işleri işlemektedirler, bir iyi ödülün onlar için olduğunu müjdelemesi ki onlar onda sonsuza dek durup bekleyicidirler ve "Allah bir çocuk edindi" demiş olan kimseleri uyarması için (dosdoğru yaptı).

5- Bu konuda herhangi bir bilgi onlar için ve onların ataları için yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelime büyük (bir yalandır). Onlar bir yalandan başkasını söylemiyorlar.

6- Şimdi sen, eğer onlar bu söze inanmazlarsa diye onların peşlerinden kederlenerek belki de benliğini tüketicisin

7- Şüphesiz ki biz, o yerin üzerinde ne varsa, onların iş bakımından hangisi daha iyi diye yoklamak için, ona bir süs yaptık.

8- Ve şüphesiz ki biz, onun üzerinde ne varsa, kesinlikle bir kupkuru toprak da yapıcılarız.

9- Yoksa sen hesap mı ettin şüphesiz ki o mağara ve o yazıt arkadaşları bizim şaşılacak delillerimizden idiler?

10- Bir zaman o genç erkekler o mağaraya sığınmıştı da onlar: "Ey Efendimiz, sen bize kendi katından bir şefkat ver ve işimizden dolayı bizim için bir olgun davranış hazırla" demişlerdi. 

11- Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarının üzerine seneler sayısınca (ağırlık) basmıştık.

12- Sonra biz, (mağarada) kaldıkları zamanı süre bakımından o iki grubun hangisinin daha iyi sayandır bizim bilmemiz için onları (yeniden) harekete geçirmiştik.

13- Biz, onların haberini o gerçekle sana anlatacağız. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisine inanmış olan genç erkeklerdi ve biz de onları doğruya iletilme bakımından artırmıştık.

14- 15- Ve onlar ayağa kalkıp da: "Bizim Efendimiz, o göklerin ve o yerin Efendisidir, biz O'nun berisinden hiçbirini tanrı olarak asla çağırmayacağız, (eğer çağırırsak) o takdirde ant olsun ki biz doğrudan uzak bir söz demişizdir. Şunlar bizim topluluğumuzdur ki onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar edindiler. Kendileri onlara karşı bir açık yetki getirmeliler değil miydi? O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır?" dedikleri zaman, biz onların kalplerinin üzerine bağ vurmuştuk.

16- (İçlerinden biri): "Ve madem ki siz onlardan ve onların Allah'tan başka kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştınız, o halde o mağaraya sığının ki sizin Efendiniz kendisinin şefkatinden size yaysın ve size işinizden dolayı rahat bir yer hazırlasın" (demişti).

 17- Ve onlar onun geniş bir yerinde (uyuyor) iken, sen (orada olsaydın) o güneşi yükseldiği zaman onların mağaralarından o sağın tarafına eğrilmekte olduğunu ve battığı zaman da o solun tarafına aşmakta olduğunu görürdün. Bu, Allah'ın delillerindendir. Kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kim ki O onu saptırırsa, artık sen onun için yakın bir olgun davranıcı asla bulamazsın.

18- Ve sen (orada olsaydın) onları uyanıklar olarak hesap ederdin oysa onlar derin uykudadırlar. Ve biz onları o sağın tarafına ve o solun tarafına çeviriyorduk. Ve onların köpeği de iki kolunu o girişe genişleticiydi. Eğer sen onların üzerine yükseltilseydin (hallerine tanık olsaydın), kesinlikle onlardan kaçarak (başka tarafa) yakınlaşır ve onlardan dolayı kesinlikle (içine) bir korku doldurulurdu.

19- 20- Ve biz, kendilerinin arasında birbirlerine (bilgi) talep etmeleri için onları işte böyle (yeniden) harekete geçirmiştik. İçlerinden bir sözcü: "Siz, nice kaldınız?" dedi. Onlar: "Biz, bir gün veya bir günün kısmı kadar kaldık" demişlerdi. (Bu cevabı alanlar): "Sizin kaldığınız zamanı sizin Efendiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şu şehre harekete geçirin, o da yiyecek bakımından onun hangisi daha arınmış ona baksın da hemen ondan size bir rızık getirsin ve (şehir halkına da) lütufkâr davransın ve sizi hiçbir kimseye sakın fark ettirmesin. Şüphesiz ki onlar eğer sizin üzerinize üstün gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi kendi inanç çizgilerine tekrar geri döndürürler ve o takdirde siz de sonsuza dek asla başarıya erişemezsiniz" demişlerdi. 

21- Ve biz onları, Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu ve o an ki onda hiçbir kuşku olmadığını bilmeleri için, onlara işte böyle fark ettirmiştik. O zaman onlar (şehir halkı) işlerini kendilerinin arasında çekişiyorlardı. Bu arada (onlar öldükten sonra bazıları): "Siz onların üzerine bir yapı temellendirin. Kendilerinin Efendisi onları daha iyi bilendir" demişlerdi. Onların (yapacakları) işi üzerine (çekişmede) yenen kimseler ise: "Biz, onların üzerine kesinlikle ve kesinlikle bir secde edilen yer edineceğiz" demişti.

22- Onlar diyecekler ki: "Üçtü, onların dördüncüsü onların köpeğiydi." Ve o algılanamayananı taşlayarak (kimileri de): "Beşti, onların altıncısı onların köpeğiydi" diyecekler. Ve onlar(ın kimileri de): "Yediydi ve onların sekizincisi onların köpeğiydi" diyecekler. Sen de ki: Benim Efendim, onların sayısını daha iyi bilendir. Onları çok az kimseden başkası bilmiyor." O halde sen, onlar hakkında (sana bilgisi kapalı olmayan) bir görünür münakaşadan başka sakın münakaşa etme. Ve sen onlar hakkında onlardan hiçbir kimseden sakın görüş de isteme.

23- 24- Ve sen hiçbir şey için de, "Eğer Allah dilerse başka" (demeden): "Şüphesiz ki ben bunu sabah yapıcıyım" sakın sakın deme. Ve sen unuttuğun zaman da, Efendini hatırla ve: "Efendimin olgun davranış bakımından beni bundan daha yakına iletmesini umulur" de.

25- Ve (onlar dediler ki): "Onlar kendi mağaralarında 300 sene kaldılar ve bunu 9 (sene) daha artırdılar."

26- Sen de ki: "Allah, onların kaldıkları zamanı daha iyi bilendir. O göklerin ve o yerin algılanamayananı(n bilgisi) O'nundur. O, neler görür ve neler işitir. O'nun berisinden hiçbir yakın onlar için yoktur. Ve O, kendisinin kararına hiçbir kimseyi de ortak etmez."

27- Ve sen, senin Efendinin kitabından sana vahyedilmiş olan şeyi peşi sıra oku. O'nun kelimelerini hiçbir değiştirici olmaz ve sen de O'nun berisinden bir sığındırıcı asla bulamazsın.

28- Ve sen, sabah ve akşam (sürekli olarak) kendilerinin Efendisini, O'nun yüzünü isteyerek çağırmakta olan kimselerin beraberinde benliğini dirençli tut ve iki gözünü bu şimdiki yaşamın süsünü isteyerek onlardan (başka tarafa) sakın ayırma. Ve sen, o kimseye sakın itaat etme ki biz onun kalbini bizim hatırlatmamızdan duyarsızlaştırmışızdır ve o da kendi keyfi eğilimini izlemiştir ve onun işi de kusur işlemektir.

29- Ve sen de ki: "O gerçek kendi Efendinizdendir. O halde dileyen kimse artık inansın ve dileyen kimse de artık gerçeği örtsün." Şüphesiz ki biz ateşi o haksızlık yapanlar için hazırlamışızdır ki onun surları onları kuşatmıştır. Ve eğer onlar yardıma sığınırlarsa, kendilerine o yağ tortusu gibi bir suyla yardım edilir ki o, yüzleri kavurur. O (su) ne bunaltıcı içecektir. Ve (o ateş) rahat yer bakımından ne kötüdür. 

30- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, şüphesiz ki biz iş bakımından daha iyi kimsenin ödülünü kayba uğratmayacağız.

31- İşte onlar, Adn bahçeleri onlar içindir, kendilerinin altından o nehirler akar, kendileri, onlarda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlar olarak altından bileziklerden takınacaklardır ve ince ipekten ve kalın ipekten giysiler giyeceklerdir. O ne iyi dönüşümdür ve rahat yer bakımından da ne güzeldir. 

32- Ve sen onlara iki adamı bir örnek olarak ortaya koy. Biz ikisinden birine üzümlerden (oluşan) iki bahçe vermiş ve o ikisini de hurmalıkla donatmış ve ikisinin arasına da bir ekinlik yapmıştık.

33- O iki bahçenin her ikisi de kendi yemişini vermiş ve ondan (yemişini vermekten) yana hiçbir şeyi haksızlık yapmamıştı. Ve biz ikisinin arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

34- Ve onun (başka) ürünü de olmuştu. Durum böyleyken onunla karşılıklı konuşurken kendi arkadaşına: "Ben senden mal bakımından daha çok ve insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm" demişti.

35- 36- Ve o, kendi bahçesine benliğine haksızlık yapıcı halde girmiş ve: "Ben, şunun kuruyup yok olacağı kanısına sonsuza dek varmıyorum ve ben, o anın ayağa dikilici olacağı kanısına da varmıyorum. Ve ant olsun ki ben Efendime geri döndürülürsem de, kesinlikle ve kesinlikle çevrilmişlik bakımından bundan daha hayırlısını bulacağım" demişti.

37- 38- 39- 40- 41- Onun arkadaşı kendisiyle karşılıklı konuşurak ona: "Sen O'na mı nankörlük ettin? ki O seni bir topraktan sonra bir döllenmiş hücreden yaratmış sonra da seni bir adam olarak denkleştirmiştir. Fakat hakikat şu ki, O Allah benim Efendimdir ve ben kendi Efendime hiçbir şeyi ortak koşmam. Ve her ne kadar sen beni, kendinden mal bakımından ve çocuk bakımından daha az olarak görüyor olsan da bahçene girdiğin zaman, '(Bu bahçe) Allah'ın dilemesidir, Allah'tan başka hiçbir kuvvet yoktur' demeli değil miydin? Hal böyleyken ola ki benim Efendim bana senin bahçenden daha hayırlısını verebilir ve onun üzerine gökten bir hesap gönderir de böylece o, kaygan bir toprak olabilir. Veya (ola ki) onun suyu dibe çekilir hale gelir de sen onu (tekrar yukarı) istemeye asla güç yetiremezsin" demişti.

42- Ve kendisinin ürünü kuşatıldı. Böylece o da, (bahçesinin) uğrunda harcadığı şeylere (içi yanarak) iki elini oğuşturmaya başlamıştı, o (bahçe) ise çardakları üzerine çökmüş haldeydi ve o: "Ah keşke ben Efendime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu. 

43- Ve Allah'ın berisinden hiçbir karşı birlik olmadı ki ona yardım etsinler ve o kendisine de yardım edici olamadı.

44- İşte o anda o gerçek yakınlık Allah'a aittir. O, dönüşüm bakımından daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha hayırlıdır.

45- Ve sen onlara o yakın yaşamın örneğini ortaya koy. (Bu yakın yaşam) bir su gibidir ki biz onu o gökten indirmişizdir, böylece onunla o yerin bitkisi birbirine karışmış, akabinde o (bitki) bir kuru ot haline gelivermiştir ki o rüzgarlar onu savuruverir. Ve Allah her bir şey üzerine güç yetiricidir.

46- O mal ve o oğullar, o yakın yaşamın bir süsüdür. Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlıdır ve beklenti bakımından da daha hayırlıdır.

47- Ve o gün biz o dağları yürüteceğiz ve sen de o yeri (bir uçtan bir uca) belirgin olarak göreceksin. Ve biz de onlardan hiçbir kimseyi geride bırakmaksızın sürüp toplamışızdır.

48- Ve onlar sıra sıra olarak senin Efendinin karşısına sunulmuşlardır. (Onlara): "Ant olsun ki bizim sizi ilk defasındaki yarattığımız gibi bize geldiniz. Aksine, bizim size bir söz zamanı asla belirlemeyeceğimizi iddia etmiştiniz" (demişizdir).

49- Ve o kitap (önlerine) konulmuştur, artık sen o suç işleyenleri onun içindeki şeylerden dolayı: "Vay halimize, bu kitaba ne oluyor ki küçük ve büyük geride bırakmamış, onları ancak sayılandırmış" diyorlarken, korkuyla titreyenler olarak görürsün. Ve onlar işledikleri şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Ve senin Efendin hiçbir kimseye haksızlık yapmaz.

50- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O, cinden olmuş böylelikle kendi Efendisinin buyruğundan çıkmıştı. Şimdi siz onu ve onun soyunu, onlar size bir düşman olduğu halde, benim berimden yakınlar mı ediniyorsunuz? Bu değişim haksızlık yapanlar bakımından ne kötüdür.

51- Ben onları o göklerin ve o yerin yaratılışına ve kendi benliklerinin yaratılışına tanıklaştırmadım. Ve ben o saptırıcıları bir pazu (güçlü kol) olarak da edinici olmadım.

52- Ve o gün O: "Siz, benim ortaklarıma seslenin ki siz onları iddia etmiştiniz" diyecek. Bunun üzerine kendileri, onları çağırmışlar fakat onlar kendilerini cevaplandırmamışlardır. Ve biz onların arasına bir uçurum koymuşuzdur.

53- Ve o suç işleyenler o ateşi görmüş, artık şüphesiz ki kendilerinin de ona düşücüler oldukları kanısına varmışlardır. Ve onlar, ondan çevrilebilecek bir yer de bulamamışlardır.

54- Ve ant olsun ki biz, bu okunan (Kur'an) da o insanlara her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ve o insan ise söz dalaşı yapma bakımından her bir şeyden (diğer canlılardan) daha çok olmuştur.

55- Ve o insanları, onlara o doğruya ileten geldiği zaman inanmalarına ve kendilerinin Efendisinden bağışlama istemelerine, o ilklerin yasasının onlara gelmesinden veya o azabın karşılarına gelmesinden başkası alıkoymadı.

56- Ve biz o gönderilmişleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmalarından başka göndermeyiz. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise o geçersizle söz dalaşı yapıyor ki o gerçeği onunla boşa çıkarsınlar. Ve onlar benim delillerimi ve uyarıldıkları şeyi alay konusu olarak edindiler.

57- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, kendisinin Efendisinin delilleri ona hatırlatılmıştır, buna rağmen onlardan ilgisiz kalmıştır ve kendi iki elinin öncelediği şeyleri unutmuştur? Şüphesiz ki biz, onlar onu (Kur'an'ı) kavrarlar diye onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ve eğer sen onları o doğruya iletene çağırsan, yine de onlar sonsuza dek asla doğruya iletilmeyecekler.

58- Ve senin Efendin çok bağışlayıcıdır, şefkat sahibidir. Eğer O, onları kazandıkları şeyler nedeniyle (hemen) tutmuş olsaydı, kendileri için o azabı kesinlikle ve kesinlikle acilen yerine getirirdi. Aksine, (belirlenmiş) bir söz zamanı onlar içindir, ki (o zaman gelince) O'nun berisinden kurtulacak bir yer de asla bulamayacaklar.

59- Şu kasabalar, haksızlık yaptıklarında biz onları yok etmiştik. Ve biz onların yok edilmeleri için bir söz zamanı belirlemiştik.

60- Ve bir zaman Musa kendi genç uşağına: "Ben, o iki su kütlesinin birleştiği birleştiği yere ulaşmama kadar (yürümekten) ayrılmayacağım veya uzun zaman geçireceğim" demişti.

 61- Ne zaman ki ikisi, ikisinin (iki su kütlesinin) arasının birleştiği yere ulaştılar, balıklarını unutmuşlar, böylece o da o su kütlesinde gözden kaybolarak kendi yoluna akıp gitmişti.
 
62- Ne zaman ki ikisi (orayı) geçtiler o, kendi genç uşağına: "Sen, bize sabah yemeğimizi getir, ant olsun ki biz bu seferimizden dolayı bir yorgunlukla karşılaştık" demişti.

63- O (uşak): "Gördün mü sen, o kayaya sığındığımız zaman, şüphesiz ki ben o balığı unuttum. Ve onu hatırlamamı bana o şeytandan başkası unutturmadı ve o da o su kütlesinde şaşılacak bir şekilde kendi yolunu tuttu" demişti.

64- O: "Bu, peşine düşmekte olduğumuz şeydir" demişti. Hemen ikisi eserlerinin üzerini takip ederek geri dönmüşlerdi.

65- (Oraya vardıklarında) ikisi, bizim kullarımızdan bir kul bulmuşlardı ki biz ona kendi yanımızdan bir şefkat vermiştik ve ona kendi katımızdan bir bilgi öğretmiştik.

66- Musa ona: "Ben, sana olgun davranış olarak öğretilmiş olan şeyden, senin de bana öğretmene karşılık seni izleyebilir miyim?" demişti.

67- 68- O: "Şüphesiz ki sen benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin. Ve sen o şeye karşı nasıl direnç gösterebileceksin ki onu haber bakımından kuşatamamışsındır?" demişti.

69- O: "Eğer Allah dilemişse, sen beni direnç gösteren biri olarak bulacaksın ve ben sana da işin konusunda baş kaldırmayacağım" demişti.

70- O: "O halde eğer sen beni izleyecek olursan, sakın bana hiçbir şeyden talepte bulunmayacaksın ta ki ben sana ondan bir hatırlatma söz edinceye kadar" demişti.

71- Böylece ikisi harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi o gemiye bindikleri zaman o, onu delmişti. (Musa): "Sen, onun mensuplarını batırman için onu deldin mi? Ant olsun ki sen iş bakımından (tehlikeli)bir şeyle geldin" demişti.

72- O: "Ben sana, 'şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin' dememiş miydim?" demişti.

73- (Musa): "Unutmam nedeniyle beni sakın (sorumlu) tutma ve benim işimden (itirazımdan) dolayı beni bir zorluğa sakın sardırma" demişti.

74- İkisi yine harekete geçmişlerdi. Nihayet bir oğlan çocuğu ile karşılaştıkları zaman o, hemen onu öldürmüştü. (Musa): "Sen bir arınmış benliği, bir benliği (öldürmesi karşılığı) olmaksızın öldürdün mü? Ant olsun ki sen yadırgama bakımından çok (korkunç) bir şeyle geldin" demişti.

75- O: "Ben sana, 'şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin' dememiş miydim?" demişti.

76- (Musa): "Eğer ben sana bir şeyden talep edersem, bunun ardından artık bana arkadaşlık etme. Sen, benim katımdan kesinlikle bir gerekçeye ulaştın" demişti.

77- İkisi yine harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi bir kasaba mensuplarına geldikleri zaman, onun mensuplarından yiyecek istemişler, fakat onlar ikisini konuklamaktan direnmişlerdi. Durum böyle iken ikisi onda bir duvar bulmuşlar, o (duvar) yıkılmayı irade ediyordu, o (kul) da hemen onu ayağa kaldırmıştı. (Musa): "Eğer sen dileseydin, buna karşı kesinlikle bir ödül edinirdin" demişti.

78- 79- 80- 81- 82- O: Bu (soru), seninle benim aramın ayrılmasıdır. Ben, geri dönüşümle seni haberlendireceğim, o şey ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin. O gemiye gelince, şimdi o (gemi) o su kütlesinde çalışmakta olan çaresizlere aitti, bu yüzden ben istedim ki onu kusurlu yapayım, oysa onların ötesinde bir hükümdar vardı ki o, her (sağlam) gemiyi zor kullanarak tutuyordu. Ve o oğlan çocuğuna gelince, şimdi onun babası annesi iki inanan idi, bu yüzden biz onun ikisini bir taşkınlığa ve bir nankörlüğe sardırmasından çekindik. Böylece biz, ikisinin Efendisinin onlara arınmışlık bakımından ondan daha hayırlısıyla ve sürekli şefkat bakımından da daha yakınıyla değiştirmesini istedik. Ve o duvara gelince, o şehirdeki yetim o iki oğlan çocuğuna aitti ve onun altında ikisine ait bir hazine vardı ve ikisinin babası da düzgün biriydi. Böylece senin Efendin o ikisinin en çetinliklerine ulaşmalarını ve senin Efendinden bir şefkat olarak hazinelerini (o zaman) çıkarmalarını istedi. Ve ben bunu kendi işimden dolayı yapmadım. Bu, geri dönüşümüdür o şeyin ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin" demişti.

83- Ve onlar sana Zülkarneyn'den (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "Ben, size ondan bir hatırlatmayı, peşi sıra okuyacağım."

84- 85- Şüphesiz ki biz ona o yerde olanak sağladık ve ona her şeyden bir araç verdik. Böylece o da bir aracı izledi (ordusuyla yola çıktı).

86- Nihayet, o güneşin battığı yere ulaştığı zaman o onu, bir kara balçık gözesinde batıyor buldu ve o, onun yanında da bir topluluk buldu. Biz ona: "Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azap etmen veyahut onlar hakkında bir iyilik edinmen (sana kalmış)" dedik.

87- 88- O da: "Haksızlık yapmış olan kimseye gelince, artık biz onu ileride azaplandıracağız. Sonra o kendisinin Efendisine geri döndürülecek, artık O'da onu bir yadırganan azapla azaplandıracak. Ve inanmış ve düzgün iş işleyen kimseye gelince, o en iyinin karşılığı artık onun içindir. Ve biz ona işimizden bir kolaylık diyeceğiz" dedi.

89- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

90- Nihayet, o güneşin yükseldiği yere ulaştığı zaman o onu, bir topluluğun üzerine yükseliyor olarak buldu ki, biz onun berisinden kendileri için bir engel yapmamıştık.

91- İşte böyle. Ve oysa biz onun katında olan şeyleri haber (alma) bakımından kuşatmıştık.

92- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

93- Nihayet iki seddin arasına ulaştığı zaman o, o iki seddin berisinden bir topluluk buldu ki onlar neredeyse hiçbir şey sözü kavrayamaz haldelerdi (dilleri yabancı idi).

94- Onlar: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz ki Ye'cüc ve Me'cüc bu yerde bozuculuk yapıcılardır. Onun için, bizimle onların arasına senin bir sed yapmana karşılık, biz sana bir vergi verelim mi?" dediler.

95- 96- O: "Benim Efendimin bu konuda bana sağladığı olanak daha hayırlıdır. Şimdi siz beni kuvvetlice destekleyin de ben sizin aranızla onların arasına bir dayanıklı engel yapayım. Siz, bana o demirin tomarlarını getirin" dedi. Nihayet o iki yamacın arası denkleştiği zaman: "Üfleyin (ateşi körükleyin)" dedi. Nihayet o, onu (engeli) bir ateş haline soktuğu zaman : "Bana getirin de onun üzerine erimiş bakır boşaltayım" dedi.

97- (Yapıldıktan sonra) artık onlar (Ye'cüc ve Me'cüc) ona üstün gelmeye güç yetiremediler ve onu delmeye de güç yetiremediler.

98- O: "Bu, benim Efendimden bir şefkattir. Artık benim Efendimin sözü(nün zamanı) geldiği zaman, O onu darmadağın bir hale getirecektir. Ve benim Efendimin sözü bir gerçektir" dedi.

99- Ve o gün biz, onların bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanır halde bırakmışızdır ve o boruya üflenmiş böylece biz de onları toplu olarak bir araya getirmişizdir.

100- Ve o gün bi cehennemi o gerçeği örtücülere sundukça sunmuşuzdur.

101- Onlar öyle kimselerdi ki, onların gözleri benim hatırlamamdan bir perde içindeydi ve onlar onu işitmeye de dayanamazlardı.

102- Yoksa o gerçeği örtmüş olan kimseler, benim berimden kullarımı yakınlar edinebileceklerini mi hesap etti? Şüphesiz ki biz cehennemi o (gerçeği) örtücülere bir ikramlık olarak hazırladık.

103- 104- Sen de ki: "Ben, iş bakımından o en ziyan edenleri sizi haberlendireyim mi? Onlar öyle kimselerdir ki, kendileri o yakın yaşamda (kötülüklere) emek vererek iyilikler işlemekte olduklarını hesap ettikleri halde, kendilerinin çabası boşa gitmiştir."

105- İşte onlar öyle kimselerdir ki, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ve O'nun karşılamasını örtmüşler, böylece onların işleri de boşa gitmiştir, artık biz o kalkışın günü onlar için bir tartı kurmayacağız.

106- Bu cehennem, onların gerçeği örtmüş olmaları ve benim delillerimi ve benim elçilerimi bir alay konusu edinmeleri nedeniyle onların karşılığıdır.

107- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, o firdevs bahçeleri kendileri için bir ikramlık olmuştur.

108- Kendileri onlarda sürekli kalıcılardır, onlardan bir (yer) değiştirme peşine de düşmezler.

109- Sen de ki: "Eğer o su kütlesi benim Efendimin kelimeleri için bir mürekkep olsa ve eğer ki biz onun bir örneğini de ilave olarak getirsek, benim Efendimin kelimelerinin tükenmesinden önce o su kütlesi tükenirdi."

110- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. O halde kim kendisinin Efendisinin karşılamasını bekliyorsa, artık düzgün iş işlesin ve kendisinin Efendisine kullukta hiçbir kimseyi ortak koşmasın."