1-Elif, Lâm, Ra. Bunlar, o bilge kitabın ayetleridir.
2- İçlerinden bir adama: "Sen o insanları uyar ve inanmış olan kimseleri onlar için Efendilerinin yanında doğruluk önceliği olduğunu müjdele" diye bizim vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? O gerçeği örtücüler: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihirbazdır" dedi.
3- Şüphesiz ki sizin Efendiniz Allah, o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine (yönetime) denkleşti, (o gökler ve o yer ile ilgili) o buyruğu ardı ardına düzenlemektedir. O'nun onayının sonrasından başka hiçbir eşlikçi yoktur. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, artık siz O'na kulluk edin. Siz hiç hatırlamaz mısınız?
4- Sizin dönüş yeriniz toplu olarak O'nadır. (Bu), Allah'ın bir gerçek söz vermesidir. Şüphesiz ki O, o yaratmayı başlatır sonra inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere hakkaniyetle karşılık vermek için, onu tekrar döndürür. Ve onlar ki gerçeği örttüler, gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle kaynar sudan bir içecek ve acı bir azap onlar içindir.
5- O ki, o güneşi bir aydınlık ve o ayı bir ışık yaptı ve senelerin sayısını ve o hesabı bilmeniz için, ona konaklama yerleri ölçülendirdi. Allah bunları o gerçekten başka (bir amaçla) yaratmadı. Bilmekte olan bir topluluğa (gözle görülen) o ayetleri ayrıntılı olarak açıklıyor.
6- Şüphesiz ki o gecenin ve o gündüzün aykırı düşmesinde ve Allah'ın o göklerde ve o yerde yarattığı şeylerde, korunmakta olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.
7- 8- Şüphesiz ki o kimseler bizimle karşılaşmayı beklemezler ve o yakın yaşama hoşnut olmuşlar onunla rahatlamışlardır ve o kimseler ki bizim ayetlerimizden de duyarsızkalanlardır. İşte onların sığınacak yeri kazanmakta oldukları şeyler nedeniyle o ateştir.
9- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, Efendileri onları inanmaları sebebi ile onların altından o nehirler akar o nimet bahçelerine iletir.
10- Onların ondaki çağrıları: "Ey Allah'ım sen münezzehsin" ve onların ondaki esenlemeleri ise: "Selâm" dır. Onların çağrılarının sonrası ise: "O övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'a" dır.
11- Ve eğer Allah o insanlara o hayrın çabuklanmasını istedikleri gibi o şerri de çabuklaştırsaydı, onların süresi kesinlikle yerine getirilirdi. Biz, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseleri böylece kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.
12- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman, yanı üstü olduğu veya oturur olduğu veya ayakta olduğu halde bizi çağırır. Ne zaman ki biz ondan zararını kaldırdığımızda ise o, kendisine dokunan bir zarara karşı bizi hiç çağırmamış gibi geçip gider. O savurganlık yapanlara işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslendi.
13- Ve ant olsun ki biz sizden önceki o kuşakları haksızlık yaptıklarında yok ettik. Onların elçileri o apaçık delilleri onlara getirdikleri halde onlar, inanır olmadılar. Biz o suç işleyenler topluluğuna böyle karşılık veririz.
14- Sonra biz sizin nasıl işleyeceğinize bakmamız için onlardan sonra sizi o yerde ardıllar yaptık.
15- Ve bizim ayetlerimiz onlara apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseler: "Sen bu okunandan başkasını getir veya onu değiştir" dedi. Sen de ki: "Benim için onu kendi benliğim tarafımdan değiştirmem olmaz. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum. Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki bir büyük gün azabından kaygılanırım."
16- Sen de ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size peşi sıra okumazdım ve onu size de bildirmezdi. Onun öncesinden sizin içinizde kesinlikle bir ömür kaldım. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?"
17- Artık Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış veya O'nun ayetlerini yalanlamış kimseden, daha haksızlık yapan kimdir? Gerçek şu ki, o suç işleyenler başarıya eriştirilmez.
18- Ve onlar Allah'ın berisinden kendilerine zarar veremeyecek ve fayda da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: "Bunlar, Allah'ın yanında bizim eşlikçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Allah'ı o göklerde ve o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiyorsunuz?" O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.
19- O insanlar (yaratılış ayarı olarak) bir tek ana toplumdan başka değildi. Derken aykırı düştüler. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, hakkında aykırı düşmekte oldukları şeyler hakkında onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi.
20- Ve onlar: "Ona, kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de ki: "O algılanamayan ancak ve ancak Allah'a aittir, artık bakının şüphesiz ki bende sizin beraberinizde o bakınanlardanım."
21- Ve kendilerine dokunmuş olan zararın sonrasından, biz o insanlara bir şefkat tattırdığımız zaman, onların birden bizim ayetlerimiz hakkında bir tuzağı vardır. Sen de ki: "Allah, bir tuzak kurma bakımından en hızlıdır." Şüphesiz ki elçilerimiz kurmakta olduğunuz şeyleri yazıyorlar.
22- O ki, sizi o karada ve o su kütlesinde gezdirmektedir. Nihayetinde o gemilerde olduğunuz zaman onları (yolcuları) bir güzel esintiyle akıttığı ve onların da bununla sevindikleri zaman, bir fırtınalı esinti ona (gemiye) gelir ve o dalgalarda her taraftan onlara (yolculara) gelir ve onlar (ölüm ile) kuşatılmış oldukları kanısına vardıklarında Allah'ı, o yaşam sistemini sadece O'na özgüleyenler olarak: "Eğer sen bizi bundan kurtaracak olursan, kesinlikle o şükredenlerden olacağız" diye çağırırlar.
23- Ne zaman ki O, onları kurtardığında onlar, birden o yerde o hakları olmaksızın saldırganlık yaparlar. Ey o insanlar, sizin saldırganlığınız kendi benliklerinizedir. (Bunlar) o yakın yaşamın bir yararlılığıdır, sonra sizin dönüş yeriniz bizedir. Artık biz, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendireceğiz.
24- O yakın yaşamın örneği ancak ve ancak, onunla o insanların ve o hayvanların yemekte olduğu şeylerden olan, o yerin bitkisinin onunla birbirine karıştığı bizim onu o gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Nihayet o yer takısını tutttuğu ve süslendiği ve onun halkı da buna kendilerinin güç yetiriciler oldukları kanısına vardıkları zaman, geceleyin veya gündüzleyin bizim buyruğumuz ona gelir de, böylece biz onu dün üzerinde hiç ihtiyaçsızlık (içinde bir yaşam) olmamış gibi bir biçilmiş ekin yaparız. Düşünmekte olan bir topluluğa biz (gözle görülen) o ayetleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.
25- Ve Allah, o esenliğin yurduna çağırır. Ve kimi dilerse bir dosdoğru yola iletir.
26- İyilik etmiş olan kimseler için daha iyisi ve bir de fazlası vardır. Ve yüzlerini bir karalık ve bir aşağılanma bürümez. İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.
27- Ve o kötülükleri kazanmış olan kimselerin karşılığı, o kötülüklerin örneği kadardır. Ve onları bir aşağılanma bürür. Onlar için Allah'tan (gelen azaptan) hiçbir sarıcı yoktur. Onların yüzleri o geceden bir karanlık kesit gibi kaplanmıştır. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.
28- 29- Ve o günde biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız, sonra ortak koşmuş olan kimselere: "Siz ve ortaklarınız yerlerinize" diyeceğiz. Böylece biz onların arasındaki bağlantıya son vermişizdir. Ve onların ortakları: "Siz yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle duyarsızlardık." dedi.
30- İşte orada her bir benlik geçmişiyle ayıklanır. Ve onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülmüşler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.
31- Sen de ki: "O gökten ve o yerden size kim rızık veriyor? Ya da o işitmeye ve o görmelere kim sahiptir? Ve o ölüden o yaşayanı ve o yaşayandan o ölüyü kim çıkarıyor? Ve (yer ve gök ile ilgili) o buyruğu ardı ardına kim düzenliyor? Hemen diyecekler ki "Allah." Öyleyse sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"
32- Bu, sizin o gerçek Efendiniz Allah'tır. O gerçekten sonra artık o sapkınlıktan başka ne vardır? Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?
33- Böylece senin Efendinin itaatten çıkmış olan kimseler üzerindeki "Şüphesiz ki onlar inanmazlar" sözü gerçek oldu.
34- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o yaratışı başlatmakta olan sonra onu tekrar döndürmekte olan kimse var mıdır? Sen de ki: " Allah, o yaratışı başlatır sonra onu tekrar döndürür. Böyle iken siz nasıl yön değiştiriyorsunuz?"
35- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o gerçeğe iletmekte olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o gerçeğe iletir. Öyleyse o gerçeğe iletmekte olan kimse mi, yoksa doğruya iletilmedikçe kendisini doğruya iletemeyen kimse mi izlenilmeye daha hak sahibidir? Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?"
36- Ve onların tamamı kanıdan başkasını izlemiyorlar. Şüphesiz ki o kanı ise, o gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız bırakmaz. Şüphesiz ki Allah, onların yapmakta oldukları şeyleri bir en iyi bilicidir.
37- Ve bu okunan (Kur'an), Allah'ın berisinden (biri tarafından) yakıştırılabilecek bir şey değildir. Fakat kendisinin önünde olan şeyi bir doğrulayıcı ve o kitabın ayrıntılı bir açıklamasıdır. Onda hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.
38- Yoksa onlar (senin için): "O, onu yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği bir sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın."
39- Hayır, onlar bilgisini kuşatamadıkları ve onun (verdiği haberin) geri dönüşümü henüz kendilerine gelmemiş şeyi yalanladılar. Kendilerinden önceki kimseler de böyle yalanlamışlardı. Şimdi sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.
40- Ve onlardan kimi ona inanır ve onlardan kimi de ona inanmaz. Ve senin Efendin o bozuculuk yapanları en iyi bilendir.
41- Eğer seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Benim işim banadır ve sizin işiniz de sizedir. Sizler benim işlemekte olduğum şeylerden berilersiniz ve ben de sizin işlemekte olduğunuz şeylerden beriyim."
42- Ve onlardan kimi seni dinler. Ve eğer ki bağlantı kurmazlar olsalar da, artık o sağırlara sen mi işittireceksin?
43- Ve onlardan kimi sana bakar. Ve eğer ki görmezler olsalar da, artık o körleri artık sen mi doğruya ileteceksin?
44- Şüphesiz ki Allah, o insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz. Fakat o insanlar kendi benliklerine haksızlık yapıyorlar.
45- Ve onları sürüp toplayacağı gün, (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibi, kendi aralarında birbirlerini tanıyacaklardır. Allah'ın karşılaşmasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmişler ve doğruya iletilenler olmamışlardır.
46- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onların dönüş yeri bizedir. Sonra Allah onların yapmakta oldukları şeylerin üzerinde bir tanıktır.
47- Ve her bir ana toplumun bir elçisi vardır. Elçileri (tanıklık için) geldiği zaman, onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilir. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.
49- Sen de ki: "Allah dilemedikçe kendi benliğim için bir zarara ve bir faydaya hükümran değilim. Her bir ana toplum için bir süre vardır. Onların süresi geldiği zaman, onlar (sürelerini) bir an sonralayamazlar ve önceleyemezler."
50- Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer O'nun azabı geceleyin veya gündüzleyin size gelse, o suç işleyenler ondan neyi (geceyi mi gündüzü mü) çabuklaşmasını istiyor?"
51- Siz (azap tepenize) çöktükten sonra mı ona inandınız? Şimdi mi? Ve oysa siz (önceden) onun çabuklaşmasını istiyordunuz.
52- Sonra o haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz, o sürekli kalıcılığın azabını tadın. Kazanmakta olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" denildi.
53- Ve onlar senden: "O (azap haberi)gerçek mi?" diye haber almak istiyorlar. Sen de ki: "Evet, ve benim Efendime ant olsun ki şüphesiz ki o kesinlikle gerçektir ve siz yetersiz bırakıcılar olamazsınız."
54- Ve eğer o yerde olan şeyler haksızlık yapmış olan her bir benliğin olsaydı, kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirdi. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) sakladılar. Ve onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirildi. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
55- Dikkat edin, o göklerde ve o yerde olan şeyler şüphesiz ki Allah'ındır. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Fakat onların tamamı bilmezler.
56- O, yaşatır ve öldürür ve siz O'na döndürüleceksiniz.
57- Ey o insanlar, Efendinizden size kesinlikle bir öğüt o göğüslerde olan şeyi bir iyileştiren ve o inananları bir doğruya ileten ve bir şefkat gelmiştir.
58- Sen de ki: "Allah'ın lütfuyla ve kendisinin şefkatiyle, artık bununla sevinsinler. O, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.
59- Sen de ki: "Siz, Allah'ın rızıktan sizin için indirdiği, ondan yasak ve serbest yaptığınız şeyleri gördünüz mü. Sen de ki: "Size Allah mı onay verdi yoksa siz mi Allah'a karşı yakıştırma yapıyorsunuz?"
60- Ve o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimselerin, o kalkışın günü hakkındaki kanısı nedir? Şüphesiz ki Allah, o insanların üzerine kesinlikle bir lütuf sahibidir. Fakat onların tamamı şükretmezler.
61- Ve sen bir icraatta olmuyor ve ondan (o durumdan) okunandan peşi sıra birşey okumuyor ve sizler de hiçbir iş işlemezsiniz ki, onda dökülüp gitmekte olduğunuz zaman biz sizin üzerinizde tanıklar olmayalım. Ve o yerde ve o gökte hiçbir zerre ağırlığı, senin Efendinden uzak kalmıyor ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın.
62- Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ı yakın edinenlere hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.
63- O kimseler ki, inanmış ve korunmakta olanlardırlar.
64- O yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o müjde onlar içindir. Allah'ın kelimeleri için hiçbir değişme olmaz. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.
65- Ve onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki o güçlülük toplu olarak Allah'ındır. O, o en iyi işiticinin, o en iyi bilicinin ta kendisidir.
66- Dikkat edin, o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Ve Allah'ın berisinden olanlara çağrı yapmakta olan kimseler (gerçekte o) ortakları izlemiyorlar. Onlar kanıdan başkasını izlemiyorlar. Ve onlar saçmalamaktan başka söz söylemiyorlar.
67- O ki, size o geceyi sizin onda durulmanız için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak, yaptı. Şüphesiz ki bunda, işitmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.
68- "Allah bir çocuk sahiplendi" dediler. O, münezzehtir. O, ihtiyaçsızdır. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Yanınızda buna dair hiçbir yetki yoktur. Siz Allah'a karşı sizin bilemeyeceğiniz şeyleri mi diyorsunuz?
69- Sen de ki: "Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya eriştirmezler."
70- O yakın (yaşam) da bir yararlılıktır, sonra onların dönüş yeri bizedir, sonra biz onlara gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle o çetin azabı tattıracağız.
71- 72- Ve onlara Nuh'un haberini peşi sıra oku. Bir zaman topluluğuna: "Ey topluluğum benim (tevhidi) duruşum ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, artık ben sadece Allah' üstlenici edindim. Artık siz ortaklarınız ile beraber buyruğunuz hakkında toplanın (karar kılın), sonra buyruğunuz(u yerine getirememek) size keder olarak kalmasın, sonra bana (olan kararı) yerine getirin ve bana sakın baktırmayın. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, ben sizden hiçbir emek karşılığı talep etmedim. Benim emek karşılığım Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben o teslim olanlardan olmamla buyuruldum" demişti.
73- Buna rağmen onlar, onu yalanladılar. Bunun üzerine biz de onu ve onun beraberinde o gemide olan kimseleri kurtardık ve onları ardıllar yaptık ve bizim ayetlerimizi yalanlamış olan kimseleri ise batırdık. Şimdi sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.
74- Sonra biz onun arkasından kendi topluluklarına elçileri harekete geçirdik. Onlara o apaçık delilleri getirdiler. (Atalarının) önceden kendisini yalanladıkları şeye onlar da inanır olmadılar. Biz o aşırı gidenlerin kalplerine böyle damga vururuz.
75- Sonra biz onlardan sonra Musa'yı ve Harun'u Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, bizim (gözle görülen) ayetlerimizle harekete geçirdik. Fakat büyüklük tasladılar ve suç işleyen bir topluluk oldular.
76- Ne zaman ki onlara bizim yanımızdan o gerçek geldiğinde onlar: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihir" dediler.
77- Musa: "Size o gerçek geldiğinde böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa o sihirbazlar başarıya eriştirilmez" dedi.
78- Onlar da: "Sen bize kendi atalarımızı bizim üzerinde bulduğumuz şeyden eğilimi kesmemiz ve bu yerde o büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Ve biz sizin ikinize inananlar olmayacağız" dediler.
79- Ve Firavun: "Bütün en iyi bilici sihirbazı bana getirin" dedi.
80- Ne zaman ki o usta sihirbazlar geldiğinde Musa onlara: "Siz ne atıcısıysanız atın" dedi.
81- 82- Ne zaman ki onlar attıklarında Musa: "Sizin o kendisini getirdiğiniz şey, bir sihirdir. Şüphesiz ki Allah, onu geçersizleştirecektir. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanların işini düzeltmez. Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, Allah kendi kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyacaktır" dedi.
83- Musa'ya, topluluğu içindeki bir soy, ancak Firavun ve onun ileri gelenlerinin deneme konusu olma kaygısıyla inandı. Çünkü Firavun o yerde çok yüceydi. Ve şüphesiz ki o kesinlikle o savurganlık yapanlardandı.
84- Ve Musa: "Ey topluluğum eğer siz Allah'a inandıysanız, eğer teslim olanlarsanız artık yalnızca O'nu üstlenici edinin" dedi.
85- 86- Bunun üzerine onlar da: "Biz Allah'ı üstlenici edindik. Ey Efendimiz bizi o haksızlık yapanlar topluluğuna bir deneme konusu yapma. Ve bizi senin şefkatinle o gerçeği örtücüler topluluğundan kurtar" dediler.
87- Ve biz Musa'ya ve kardeşine: "Topluluğunuz için Mısır'a evler yerleştirin ve evlerinizi birbirine yönelik hale (birbirinden haber alabilecek vaziyete) getirin ve o kulluk görevini ayakta tutun ve sen o inananları müjdele" diye vahyettik.
88- Ve Musa: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine o yakın yaşamda süs ve mallar verdin. Ey Efendimiz, bunun sonucunda senin yolundan saptırıyorlar. Ey Efendimiz, onların mallarının üzerine silgi çek ve onların kalplerinin üzerini çetinleştir. Artık onlar o acı azabı görene kadar inanmazlar" dedi.
89- (Allah): "İkinizin çağrısı kesinlikle cevaplandırılmıştır. Artık ikiniz dimdik ayakta durun ve bilmez kimselerin yolunu sakın izlemeyin" dedi.
90- Ve Yakub'un oğulları'nı o su kütlesini geçirdik. Firavun ve onun askerleri bir saldırganlıkla ve düşmanlıkla onları izlediler. Nihayet o batma hali ona yetiştiği zaman o: "Ben inandım, gerçek şu ki; Yakub oğulları'nın kendisine inandığından başka tanrı yoktur ve ben o teslim olanlardanım" dedi.
91- 92- Şimdi mi (inandın)? Ve sen oysa önceden kesinlikle baş kaldırmış ve o bozuculuk yapanlardan olmuştun. Artık bugün senin ardıllarına (gözle görülen) bir ayet olman için biz senin (ölü) gövdeni kurtaracağız. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu bizim ayetlerimizden kesinlikle duyarsızdırlar.
93- Ve ant olsun ki biz Yakub'un oğulları'nı doğru bir yerleşkeye yerleştirdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik. Kendilerine o bilgi gelinceye kadar, aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin o kalkışın günü onların kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde, onların arasında (kararı) yerine getirecektir.
94- Yok eğer sen bizim sana indirdiğimiz şeyden bir karasızlık içinde isen, öyleyse senden önceki o kitab (Tevrat)ı okumakta olan kimselere (bilgi) talep et. Ant olsun ki sana Efendinden o gerçek gelmiştir. Öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.
95- Ve sen Allah'ın ayetlerini yalanlamış olan kimselerden de sakın sakın olma. Yoksa sen o ziyan edenlerden olursun.
96- 97- Şüphesiz ki o kimseler senin Efendinin (azap) kelimesi üzerlerine gerçek olmuştur, eğer ki onlara her ayet gelmiş olsa da, onlar o acı azabı görene kadar, inanmazlar.
98- Şimdi, Yunus topluluğu dışında inanmış olup ta inanması ona fayda vermiş (başka) bir kasaba olmalı değil miydi? Onlar inandıklarında, biz onlardan o yakın yaşamdaki o rezilliğin azabını kaldırdık ve onları bir vakte kadar yararlandırdık.
99- Ve eğer senin Efendin dileseydi o yerdeki kimselerin hepsi kesinlikle toplu olarak inanırdı. İnananlardan olmalarına kadar, artık o insanları artık sen mi zorlayacaksın?
100- Ve bir benliğin Allah'ın onayı olmadıkça inanması olası değildir. Allah, o pisliği bağlantı kurmaz kimselerin üzerine yığar.
101- Sen de ki: "Siz bir bakın o göklerde ve o yerde ne var." Oysa (gözle görülen) o ayetler ve o uyarıcılar inanmaz bir topluluğu ihtiyaçsız bırakmıyor.
102- Artık onlar kendilerinden önce gelip geçen kimselerin günlerinin örneğinden başkasına mı bakıyorlar? Sen de ki: "Artık bakının şüphesiz ki ben de sizin beraberinizde o bakınanlardanım."
103- Sonra biz elçilerimizi ve inanmış olan böylece kimseleri kurtarırız. O inananları kurtarmamız bizim üzerimizde bir haktır.
104- 105- 106- Sen de ki: "Ey o insanlar, eğer siz benim yaşam sistemimden bir kararsızlık içindeyseniz, artık (bilin ki) ben sizin Allah'ın berisinden kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Fakat ben, sizin ömrünüzü tamamlayacak olan Allah'a kulluk ederim. Ve ben o inananlardan olmamla buyuruldum. Ve yüzünü (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yaşam sistemine doğrult ve sakın o ortak koşanlardan olma diye ve sen Allah'ın berisinden sana fayda veremez ve zarar veremez şeyleri sakın çağırma, yok eğer sen böyle yaparsan, o takdirde şüphesiz ki sen de o haksızlık yapanlardansın (diye buyuruldum)."
107- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer sana bir hayır isterse, artık O'nun lütfunu da geri döndürücü olmaz. Onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirir. Ve O, çok bağışlayıcıdır, sşefkati süreklidir.
108- Sen de ki: "Ey o insanlar, size Efendinizden kesinlikle o gerçek gelmiştir. Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve ben sizin üzerinize bir üstlenici değilim."
109- Ve sen sana vahyedilmekte olan şeyi izle ve Allah karar verinceye kadar, (görevinde) direnç göster. Ve O, o karar vericilerin en hayırlısıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder