9 Temmuz 2024 Salı

YUNUS SURESİ ÇEVİRİSİ

1-Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o bilge kitabın delilleridir.

2- İçlerinden bir adama: "Sen, o insanları uyar ve inanmış olan kimseleri onlar için kendilerinin Efendisinin yanından doğruluk önceliği olduğunu müjdele" diye, bizim vahyetmiş olmamız, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? O gerçeği örtücüler: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihirbazdır" dedi.

3- Şüphesiz ki sizin Efendiniz Allah'tır, O ki o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine (yönetime) denkleşti, (o gökler ve o yer ile ilgili) o buyruğu ardı ardına O düzenlemektedir. O'nun onayının sonrasından başka hiçbir eşlikçi yoktur. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o halde siz de O'na kulluk edin. Siz hiç hatırlamaz mısınız?

4- Sizin dönüş yeriniz toplu olarak yalnızca O'nadır. (Bu), Allah'ın bir gerçek söz vermesidir. Şüphesiz ki O, o yaratmayı başlatır sonra O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere hakkaniyetle karşılık vermek için, onu tekrar geri döndürecektir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle kaynar sudan bir içecek ve acı bir verici azap onlar içindir.

5- O ki, o güneşi bir aydınlık ve o ayı bir ışık yaptı ve senelerin sayısını ve o hesabını bilmeniz için, ona konaklama yerleri ölçülendirdi. Allah bunları o gerçekten başka (bir amaçla) yaratmadı. O, bilecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor.

6- Şüphesiz ki o gecenin ve o gündüzün aykırı düşmesinde ve Allah'ın o göklerde ve o yerde yarattığı şeylerde, korunacak bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) deliller vardır.

7- 8- Şüphesiz ki o kimseler bizimle karşılaşmayı beklemezler ve o yakın yaşama hoşnut olmuşlar ve onunla yatışmışlardır ve onlar bizim delillerimizden de duyarsız kalan kimselerdir. İşte onların sığınacak yeri kazanmakta oldukları şeyler nedeniyle, o ateştir. 

9- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, kendilerinin Efendisi onları inanmaları sebebi ile kendilerinin altından o nehirler akar o gönenç bahçelerine iletecektir.

10- Onların ondaki çağrıları: "Ey Allah'ım seni tenzih ederiz" ve onların ondaki esenlemeleri ise: "Selâm" dır. Onların çağrılarının sonu ise: "O övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır" olacaktır.

11- Ve eğer Allah, o insanlara onların o hayrın çabuklanmasını istedikleri gibi o şerri de çabuklaştırsaydı, onların süresi kendilerine kesinlikle yerine getirilirdi. Bizimle karşılaşmayı beklemez kimseleri biz böylece kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.

12- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman o, kendi yanı üstü veya oturarak veya ayakta olarak (her durumda) bizi çağırır. Ne zaman ki biz ondan kendi zararını kaldırdığımızda ise o, kendisine dokunan bir zarar için bizi hiç çağırmamış gibi geçip gider. O savurganlık yapanlara işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslenmiştir.

13- Ve ant olsun ki biz, sizden önceki o kuşakları haksızlık yaptıklarında yok ettik. Oysa onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişlerdi ve onlar ise inanır olmamışlardı. Biz o suç işleyenler topluluğuna işte böyle karşılık veririz.

14- Sonra biz, sizin nasıl işleyeceğinize bakmamız için onlardan sonra sizi o yerde ardıllar yaptık.

15- Ve bizim belgelerimiz apaçık olarak onlara peşi sıra okunmakta olduğu zaman, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseler: "Sen bundan başka bir okunan (Kur'an) getir veya onu değiştir" dedi. Sen de ki: "Benim için onu kendi benliğim tarafımdan değiştirmem olmaz. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum. Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki bir büyük gün azabından kaygılanırım."

16- Sen de ki: "Eğer Allah dileseydi, ben onu size peşi sıra okumazdım ve O da onu size sezdirmezdi. Ben, onun öncesinden sizin içinizde kesinlikle bir ömür kaldım. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?"

17- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır veya O'nun delillerini yalanlamıştır? Gerçek şu ki, o suç işleyenler başarıya eriştirilmez.

18- Ve onlar, Allah'ın berisinden kendilerine zarar veremeyecek ve fayda da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: "Şunlar, Allah'ın yanında bizim eşlikçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Siz, Allah'ı o göklerde ve o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiyorsunuz?" O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

19- O insanlar (yaratılış ayarı olarak) bir tek ana toplumdan başka değildi. Derken onlar aykırı düştüler. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi.

20- Ve onlar: "Kendisinin Efendisinden ona (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de ki: "O algılanamayan ancak ve ancak Allah'a aittir, o halde siz bakının şüphesiz ki bende sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

21- Ve biz insanlara kendilerine dokunmuş olan zararın sonrasından, bir şefkat tattırdığımız zaman, onların bizim delillerimiz hakkında birden bir tuzağı vardır. Sen de ki: "Allah, tuzak kurma bakımından en hızlıdır." Şüphesiz ki elçilerimiz sizin kurmakta olduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.

22- O ki, o karada ve o su kütlesinde sizi yürütmektedir. Nihayet siz o gemilerin içinde olduğunuz zaman onlar (gemiler), onları (yolcuları) bir güzel esintiyle akıttığı ve onların da onunla (esintiyle) sevindikleri zaman, bir fırtına onlara (gemilere) gelir ve o dalgalarda her taraftan onlara (yolculara) gelir ve onlar da kendilerinin (ölüm ile) kuşatılmış olduğu kanısına vardıklarında o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak: "Ant olsun ki eğer sen bizi bundan kurtaracak olursan, biz kesinlikle ve kesinlikle o şükredenlerden olacağız" diyeAllah'ı çağırırlar.

23- Ne zaman ki O, onları kurtardığında onlar, o yerde o hakları olmaksızın birden saldırganlık yaparlar. Ey o insanlar, sizin saldırganlığınız ancak ve ancak kendi benliklerinizedir. (Bunlar) o yakın yaşamın bir yararlılığıdır, sonra sizin dönüş yeriniz yalnızca bizedir. Artık biz, sizin  işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendireceğiz.

24- O yakın yaşamın örneği ancak ve ancak bir su gibidir ki biz onu gökten indirdik, böylece onunla o insanların ve o gönenç sağlayan hayvanların yemekte olduğu şeylerden olan, o yerin bitkisi birbirine karıştı. Nihayet o yer takısını tutttuğu ve süslendiği ve onun mensupları da kendilerinin onun üzerine güç yetiriciler oldukları kanısına vardıkları zaman, geceleyin veya gündüzleyin bizim buyruğumuz ona gelmiştir de, böylece biz onu dün üzerinde hiç ihtiyaçsızlık (içinde bir yaşam) olmamış gibi biçilmiş ekin haline getirmişizdir. Biz, iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

25- Ve Allah, o esenliğin yurduna çağırır. Ve O, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

26- Daha iyisi ve bir de fazlası, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve onların yüzlerini bir karalık ve bir aşağılanma basmaz. İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

27- Ve o kimseler ki o kötülükleri kazanmışlardır. Kötülüğün karşılığı, kendi örneği kadardır. Ve onları bir aşağılanma basar. Allah'tan (gelecek azaba karşı) onlar için hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur. Onların yüzleri o geceden bir karanlık kesit kaplanmış gibidir. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

28- 29- Ve o günde biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız, sonra ortak koşmuş olan kimselere: "Siz ve ortaklarınız yerlerinize" diyeceğiz. Böylece biz onların arasındaki bağlantıya son vermişizdir. Ve onların ortakları: "Siz yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle duyarsızlardık." demiştir.

30- İşte orada her bir benlik geçmişteki şeyiyle yoklanacaktır. Ve onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülmüşler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.

31- Sen de ki: "O gökten ve o yerden size kim rızık veriyor? Ya da o işitmeye ve o görmelere kim hükümran oluyor? Ve o ölüden o yaşayanı ve o yaşayandan o ölüyü kim çıkarıyor? Ve (yer ve gök ile ilgili) o buyruğu ardı ardına kim düzenliyor? Hemen diyecekler ki "Allah." Öyleyse sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

32- Bu, sizin o gerçek Efendiniz Allah'tır. Öyleyse o gerçekten sonra artık o sapkınlıktan başka ne vardır? Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

33- Senin Efendinin itaatten çıkmış olan kimseler üzerindeki "Şüphesiz ki onlar inanmazlar" sözü böylece gerçek olmuştur.

34- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o yaratmayı başlatmakta olan sonra onu tekrar geri döndürecek olan kimse var mıdır? Sen de ki: " Allah, o yaratmayı başlatır sonra onu tekrar geri O döndürecektir. Böyle iken siz nasıl da gerçeği ters yüz ediyorsunuz?"

35- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o gerçeğe iletmekte olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o gerçeğe iletir. Öyleyse o kimse ki o gerçeğe iletiyor, O mu izlenilmeye daha hak sahibidir? Yoksa o kimse ki doğruya iletilmedikçe kendisini doğruya iletemiyor olan mı(daha hak sahibidir)? Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?"

36- Ve onların tamamı kanıdan başkasını izlemiyor. Şüphesiz ki o kanı ise, o gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz. Şüphesiz ki Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri bilicidir.

37- Ve bu okunan (Kur'an), Allah'ın berisinden (biri tarafından) yakıştırılması olası değildir. Fakat o, kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve o kitabın ayrıntılı bir açıklamasıdır. Onda hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

38- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği bir sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın."

39- Hayır, onlar o şeyi yalanladılar ki, onlar onun bilgisini kuşatamadılar ve onun (verdiği haberin) geri dönüşümü henüz kendilerine gelmemiştir. Kendilerinden önceki kimseler de işte böyle yalanlamışlardı. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

40- Ve onlardan kimi ona inanır ve onlardan kimi de ona inanmaz. Ve senin Efendin o bozuculuk yapanları en iyi bilendir.

41- Eğer onlar seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Benim işim banadır ve sizin işiniz de sizedir. Siz benim işlemekte olduğum şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarsınız ve ben de sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

42- Ve onlardan kimileri seni dinlerler. Ve eğer ki onlar bağlantı kurmazlar olsalar da, artık o sağırlara sen mi işittireceksin? 

43- Ve onlardan kimi sana bakar. Ve eğer ki onlar görmezler olsalar da, artık o körleri artık sen mi doğruya ileteceksin?

44- Şüphesiz ki Allah, o insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz. Fakat hakikat şu ki o insanlar kendi benliklerine haksızlık yaparlar.

45- Ve o gün O onları sürüp toplayacak, onlar da (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibi kendi aralarında birbirlerini tanıyacaklardır. Allah'ın karşılamasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmiştir ve onlar doğruya iletilenler olmamışlardır.

46- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Sonra Allah onların yapmakta oldukları şeylerin üzerinde bir tanıktır.

47- Ve her bir ana toplumun bir elçisi vardır. Artık elçileri (tanıklık için) geldiği zaman, onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilir. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. 

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

49- Sen de ki: "Ben, Allah'ın dilemiş olması başka, kendi benliğim için bir zarara ve bir faydaya hükümran değilim. Her bir ana toplum için bir süre vardır. Onların süresi geldiği zaman, onlar (süresini) bir an sonralayamazlar ve önceleyemezler."

50- Sen de ki: "Bana söyleyin gördünüz mü, eğer O'nun azabı gecelerken veya gündüzleyin size gelse, o suç işleyenler ondan neyi (gecelerkeni mi gündüzleyini mi) çabuklaşmasını istiyor?"

51- Siz (azap tepenize) çöktükten sonra mı ona inandınız? Şimdi mi? Oysa siz (önceden) onun çabuklaşmasını istiyordunuz.

52- Sonra o haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz, o sürekli kalıcılığın azabını tadın. Siz, kazanmakta olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" denildi.

53- Ve onlar senden: "O (azap haberi) gerçek mi?" diye haber almak istiyorlar. Sen de ki: "Evet, ve benim Efendime ant olsun ki şüphesiz ki o kesinlikle gerçektir ve siz yetersiz bırakıcılar olamazsınız."

54- Ve eğer o yerde ne varsa haksızlık yapmış olan her bir benliğin olsaydı, o kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirdi. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) gizlediler. Ve onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirildi. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

55- Dikkat edin, o göklerde ve o yerde ne varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

56- O yaşatır ve O öldürür ve siz O'na döndürüleceksiniz.

57- Ey o insanlar, Efendinizden size kesinlikle bir öğüt o göğüslerde olan şeyi bir iyileştiren ve o inananları bir doğruya ileten ve bir şefkat gelmiştir.

58- Sen de ki: "Allah'ın lütfuyla ve kendisinin şefkatiyle, artık onlar bununla sevinsinler. O, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

59- Sen de ki: "Siz, Allah'ın rızıktan sizin için indirdiği, ondan yasak ve serbest yaptığınız şeyleri bana söyleyin. Sen de ki: "Size Allah mı onay verdi yoksa siz mi Allah'a karşı bir yakıştırma yapıyorsunuz?"

60- Ve o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimselerin, o kalkışın günü hakkındaki kanısı nedir? Şüphesiz ki Allah, o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir. Fakat hakikat şu ki onların tamamı şükretmezler.

61- Ve sen bir  durumda olmuyor ve ondan (o durumdan) okunan (Kur'an)dan peşi sıra birşey okumuyor ve sizler de bir işten işlemezsiniz ki, siz ona dökülüp gitmekte olduğunuz zaman biz sizin üzerinizde tanıklar olmayalım. Ve o yerde ve o gökte hiçbir zerre ağırlığı, senin Efendinden uzak kalmıyor ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın. 

62- Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın yakınlarının üzerine hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.

63- Onlar o kimselerdir ki, inanmışlardır ve korunmakta olanlardırlar.

64- O yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o müjde onlar içindir. Allah'ın kelimeleri için hiçbir değişme olmaz. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

65- Ve onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki o üstünlük toplu olarak Allah'ındır. O, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

66- Dikkat edin, o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Ve Allah'ın berisinden olanlara çağrı yapmakta olan kimseler (gerçekte o) ortakları izlemiyorlar. Onlar kanıdan başkasını izlemiyorlar. Ve onlar tahmin yürütmekten başkasını yapmıyorlar.

67- O ki, size o geceyi sizin onda dinginleşmeniz için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak yaptı. Şüphesiz ki bunda, işitecek bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) deliller vardır.

68- Onlar: "Allah bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. O, (çocuğa) ihtiyaçsızdır. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Sizin yanınızda buna dair hiçbir yetki yoktur. Siz Allah'a karşı sizin bilemeyeceğiniz şeyleri mi diyorsunuz?

69- Sen de ki: "Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler."

70- (Bu yalanları) o yakın (yaşam) da bir yararlılıktır, sonra onların dönüş yeri bizedir, sonra biz onlara gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle o çetin azabı tattıracağız.

71- 72- Ve sen Nuh'un haberini onlara peşi sıra oku. O, bir zaman kendi topluluğuna: "Ey topluluğum, benim (tevhidi) duruşum ve Allah'ın delillerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, artık ben sadece Allah'a güvenip dayandım. O halde siz de ortaklarınız ile beraber buyruğunuz hakkında toplanın (karar kılın), sonra buyruğunuz(u yerine getirememek) size keder olarak kalmasın, sonra bana (olan kararı) yerine getirin ve bana sakın baktırmayın. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, buna karşılık ben sizden hiçbir ödül talep etmedim. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben o teslim olanlardan olmamla buyuruldum" demişti.

73- Buna rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine biz de onu ve onun beraberinde o gemide olan kimseleri kurtardık ve onları ardıllar yaptık ve bizim delillerimizi yalanlamış olan kimseleri ise batırdık. Artık sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Sonra biz onun arkasından kendi topluluklarına elçileri harekete geçirdik de onlara o apaçık belgeleri getirdiler. Ne var ki onlar da (atalarının) önceden kendisini yalanladıkları şeye inanır olmadılar. Biz o aşırı gidenlerin kalplerine işte böyle damga vururuz.

75- Sonra onların ardından biz Musa'yı ve Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, bizim (gözle görülen) delillerimizle harekete geçirdik. Ne var ki onlar da büyüklük tasladılar ve suç işleyen bir topluluk oldular.

76- Ne zaman ki kendilerine bizim yanımızdan o gerçek geldiğinde onlar: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihir" dediler.

77- Musa: "Size o gerçek geldiğinde böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa o sihirbazlar başarıya eriştirilmez" dedi.

78- Onlar da: "Sen bize kendi atalarımızı bizim üzerinde bulduğumuz şeyden eğilimi kesmemiz ve bu yerde o büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Ve biz sizin ikinize inananlar olmayacağız" dediler.

79- Ve Firavun: "Siz, her şeyi bilici bütün sihirbazları bana getirin" dedi.

80- Ne zaman ki o usta sihirbazlar geldiğinde Musa onlara: "Siz neyi atıcısıysanız atın" dedi.

81- 82- Ne zaman ki onlar attıklarında Musa: "Sizin o kendisini getirdiğiniz şey, bir sihirdir. Şüphesiz ki Allah, onu geçersizleştirecektir. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanların işini düzeltmez. Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, Allah kendisinin kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyacaktır" dedi.

83- Musa'ya, kendi topluluğunun içindeki bir soy dışında inanan olmadı, (o soy da) Firavun ve onun ileri gelenlerinden kendilerine bir baskı kaygısı üzere (inandı). Çünkü Firavun o yerde çok yüceydi. Ve şüphesiz ki o kesinlikle o savurganlık yapanlardandı.

84- Ve Musa: "Ey topluluğum eğer siz Allah'a inandıysanız, eğer teslim olanlarsanız artık yalnızca O'na güvenip dayanın" dedi.

85- 86- Bunun üzerine onlar da: "Biz, Allah'a güvenip dayandık. Ey Efendimiz, sen bizi o haksızlık yapanlar topluluğuna bir baskı aracı durumuna düşürme. Ve sen bizi kendi şefkatinle o gerçeği örtücüler topluluğundan kurtar" dediler.

87- Ve biz Musa'ya ve kardeşine: "Siz, topluluğunuz için Mısır'da evler yerleştirin ve evlerinizi de birbirine yönelik hale (birbirinden haber alabilecek vaziyete) getirin ve o kulluk görevini ayakta tutun. Ve sen o inananları müjdele" diye vahyettik.

88- Ve Musa: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine o yakın yaşamda süs ve mallar verdin. Ey Efendimiz, bunun sonucunda onlar senin yolundan saptırıyorlar. Ey Efendimiz, sen onların mallarının üzerine silgi çek ve onların kalplerinin üzerini çetinleştir. Artık onlar o acı verici azabı görene kadar inanmazlar" dedi.

89- O: "İkinizin çağrısı kesinlikle cevaplandırılmıştır, o halde ikiniz dimdik ayakta durun ve bilmez kimselerin yolunu sakın izlemeyin" dedi.

90- Ve biz Yakub'un oğulları'na o su kütlesini geçirdik, akabinde Firavun ve onun askerleri bir saldırgan ve düşman olarak onları izlediler. Nihayet o batma hali ona eriştiği zaman o: "Ben inandım, gerçek şu ki; Yakub oğulları'nın kendisine inandığından başka hiçbir tanrı yoktur ve ben o teslim olanlardanım" dedi.

91- 92- (Allah): "Şimdi mi (inandın)? Oysa sen oysa önceden kesinlikle baş kaldırmış ve o bozuculuk yapanlardan olmuştun. Şimdi biz bugün, ardıllarına (gözle görülen) bir delil olman için senin (ölü) gövdeni kurtaracağız. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu bizim delillerimizden kesinlikle duyarsızdırlar" (dedi).

93- Ve ant olsun ki biz, Yakub'un oğulları'nı doğru bir yerleşkeye yerleştirdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik. Böylece onlar kendilerine o bilgi gelinceye kadar, aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde, o kalkışın günü onların arasında (kararı) yerine getirecektir.

94- Yok eğer sen bizim sana indirdiğimiz şeyden bir kararsızlık içinde isen, bu durumda sen senden önceki o kitab (Tevrat)ı okumakta olan kimselere (bilgi) talep et. Ant olsun ki sana Efendinden o gerçek gelmiştir, öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.

95- Ve sen Allah'ın delillerini yalanlamış olan kimselerden de sakın sakın olma, yoksa o ziyan edenlerden olursun.

96- 97- Şüphesiz o kimseler ki senin Efendinin (azap) kelimesi onların üzerine gerçek olmuştur. Ve eğer ki kendilerine her bir ayet gelmiş olsa da, onlar o acı verici azabı görene kadar, inanmazlar.

98- Artık (başka) kasaba daha olmalı değil miydi, inanmış olup ta onun inanması ona fayda versin? Yunus'un topluluğu hariç. Onlar inandıklarında, biz onlardan o yakın yaşamdaki o rezilliğin azabını kaldırdık ve onları bir vakte kadar yararlandırdık.

99- Ve eğer senin Efendin dileseydi o yerdeki kimselerin hepsi kesinlikle toplu olarak inanırdı.  O halde o insanları inananlardan olmalarına kadar sen mi zorlayacaksın?

100- Ve bir benliğin Allah'ın onayı olmadıkça inanması olası değildir. Ve Allah, o pisliği bağlantı kurmaz kimselerin üzerine yığar.

101- Sen de ki: "Siz, bir bakın o göklerde ve o yerde ne var." Oysa (gözle görülen) o deliller ve o uyarıcılar inanmaz bir topluluğu ihtiyaçsız kılmıyor.

102- Yoksa onlar (inanmak için) kendilerinden önce gelip geçen kimselerin günlerinin örneğinden başkasına mı bakıyorlar? Sen de ki: "O halde siz bakının şüphesiz ki ben de sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

103- Sonra biz elçilerimizi ve inanmış olan böylece kimseleri kurtarırız. Bizim inananları kurtarmamız kendi üzerimizde bir haktır.

104- 105- 106- Sen de ki: "Ey o insanlar, eğer siz benim yükümlülüğümden bir kararsızlık içindeyseniz, artık (bilin ki) ben sizin Allah'ın berisinden kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Fakat ben, Allah'a kulluk ederim ki O sizin ömrünüzü tamamlayacaktır. Ve ben o inananlardan olmamla buyuruldum. Ve, 'sen yüzünü (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülüğe doğrult ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma' diye ve, 'sen Allah'ın berisinden sana fayda veremez ve zarar veremez şeyleri sakın çağırma, yok eğer sen böyle yaparsan, o takdirde şüphesiz ki sen de o haksızlık yapanlardansın' (diye buyuruldum)."

107- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer O sana bir hayır isterse, artık O'nun lütfunu da geri döndürücü olmaz. O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirir. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

108- Sen de ki: "Ey o insanlar, size Efendinizden kesinlikle o gerçek gelmiştir. Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve ben sizin üzerinize bir dayanak değilim."

109- Ve sen sana vahyedilmekte olan şeyi izle ve Allah karar verinceye kadar, (görevinde) direnç göster. Ve O, o karar vericilerin en hayırlısıdır. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder