17 Ağustos 2024 Cumartesi

HİCR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o kitabın ve apaçık okunan (Kur'an)ın delilleridir.

2- Gerçeği örtmüş olan kimseler, nice zamanlar: "Keşke teslim olanlar olsaydık" diye gönülden arzu edecekler.

3- Sen onları bırak, yesinler ve yararlansınlar ve o beklenti onları oyalandırsın. Ama onlar ileride bileceklerdir.

4- Ve biz hiçbir kasabayı yok etmedik ki onun bir bilinmiş yazgısı olmasın.

5- (Onlarda yaşayan) hiçbir toplum kendi süresini öne geçiremiyordu ve onlar sonralayamıyorlardı da.

6- 7- Ve onlar: "Ey kendisinin üzerine o hatırlatma indirilmiş olan kimse, şüphesiz ki sen kesinlikle cinlenmişsin. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, bize o melekleri getirmeli değil miydin?" dediler.

8- Biz o melekleri o gerçek olmadıkça indirmeyiz. Ve (indirdiğimiz) takdirde de onlar bakılanlar olmazlar.

9- Şüphesiz ki o hatırlatmayı biz indirdik ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle (cin, şeytan v.s. müdahalesinden) koruyucularız.

10- Ve ant olsun ki biz senden önce, o ilk taraftarlara da (elçiler) gönderdik.

11- Ve onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.

12- Biz onu (o hatırlatmayı) o suç işleyenlerin kalplerine işte böyle sokarız.

13- Onlar ona (o hatırlatmaya) inanmazlar. Ve oysa (inanmayanlara uygulanan) o ilklerin yasası gelip geçmiştir.

14- 15- Ve eğer biz onların üzerine gökten bir kapı açsak da kendileri onda yükselecek olsalar, onlar kesinlikle: "Bizim gözlerimiz ancak ve ancak sarhoşlaştırıldı. Aksine biz sihirlenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdi.

16-  17- Ve ant olsun ki biz o gökte kaleler oluşturduk ve onları o bakanlar için süsledik. Ve biz onları her taşlanan şeytandan koruduk.

18- Ancak (yine de) kim o kulak hırsızlığına kalkışırsa, derhal onu da bir apaçık ateş parçası izler.

19- Ve o yer, biz onu uzattık ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her şeyden tartılmış (dengeli) olarak bitirdik.

20- Ve biz onda, sizin için ve sizin kendilerine rızık vericiler olmadığınız kimseler için, geçim imkanları oluşturduk.

21- Ve hiçbir şey yoktur ki onun depoları bizim yanımızda olmasın ve biz onu bir bilinmiş ölçüsü olmadan da indirmiyoruz.

22- Ve biz, o rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik de o gökten bir su indirdik böylece biz onunla sizi suvardık. Oysa siz onu depolayıcılar da değilsiniz.

23- Ve şüphesiz ki biz kesinlikle biz yaşatırız ve öldürürüz. Ve biz o mirasçı olanlarız.

24- Ve ant olsun ki biz, sizden o öncekileri de bilmişizdir ve ant olsun ki biz o sonrakileri de bilmişizdir.

25- Ve şüphesiz ki senin Efendin, onları sürüp toplayacak olanın ta kendisidir. Şüphesiz ki O, mutlak bilgedir, her şeyi bilicidir.

26- Ve ant olsun ki biz o insanı kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan yarattık.

27- Ve  o cann'ı da biz onu önceden o kavurucu ateşten yaratmıştık.

28- 29- 30- Ve bir zaman senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan bir beşer yaratıcıyım. Artık ben onu denkleştirdiğim ve ona kendi esintimden (yaşam verme gücümden) üflediğim zaman, siz hemen ona boyun eğiciler olarak çökün" demişti de, o meleklerin hepsi toplu olarak hemen boyun eğmişti.

31- İblis hariç. O, o boyun eğicilerin beraberinde olmaya direnmişti.

32- O: "Ey İblis, sana ne oluyor ki, sen o boyun eğicilerin beraberinde olmazsın?" demişti.

33- O da: "Ben bir beşere boyun eğmek için olmadım, ki sen onu kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yarattın" demişti.

34- 35- O: "Sen ondan hemen çık. Artık şüphesiz ki sen bir taşlanansın. Ve şüphesiz ki o yükümlülüğün gününe kadar o dışlama senin üzerinedir" demişti.

36- O da: "Ey Efendim, o halde sen onların (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar beni gözet" demişti.

37- 38- O: "Haydi şüphesiz ki sen o bilinmiş vaktin gününe kadar o gözetilmişlerdensin" demişti.

39- 40- O da: "Ey Efendim, senin beni azdırman nedeniyle, bende onlara o yerde (kötülükleri) kesinlikle ve kesinlikle süsleyeceğim ve içlerinden senin o özgülenmiş kulların dışında onları kesinlikle ve kesinlikle toplu olarak azdıracağım" demişti.

41- 42- 43- 44- O: "Bu (özgülenmiş kullarımı azdıramaman), bana göre doğruluğunu koruyan yoldur. Şüphesiz ki benim o kullarım ki, senin onların üzerinde bir yetkin yoktur, azgınlardan seni izlemiş olan kimseler başka. Ve şüphesiz ki cehennem, onların kesinlikle toplu olarak söz verilmiş yeridir. Yedi kapı onun içindir. Her bir kapı için onlardan paylaşılmış bir kısım (insan) vardır" demişti.

45- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve su gözelerindedir.

46- (Onlara) "Siz bir esenlikle ve güvenliler olarak ona girin" (denilecek).

47- Ve biz onların göğüslerinde (kin nefret gibi) bağdan ne varsa çekip çıkarmışızdır, onlar kardeşler olarak koltuklar üzerinde karşı karşıyadırlar.

48- Onlara, onda bir yorgunluk dokunmayacak ve onlar, ondan çıkarılmış da asla olmayacaklardır.

49- Sen, benim kullarıma haber ver ki: Şüphesiz ki ben çok bağışlacının, şefkati süreklinin ta kendisiyim.

50- Ve şüphesiz ki benim azabım da, o çok acı verici azabın ta kendisidir.

51- Ve sen onları İbrahim'in konuklarından haberlendir.

52- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O da: "Şüphesiz ki biz sizden ürperenleriz" demişti.

53- Onlar: "Sen sakın ürperme, şüphesiz ki biz sana çok bilgin bir oğlan çocuğu müjdeliyoruz" demişlerdi.

54- O da: "Benim üzerime o büyüklük (ihtiyarlık) dokunmuşken siz beni mi müjdelediniz? Siz hangi nedenle müjdeliyorsunuz?" demişti

55- Onlar: "Biz sana o gerçeği müjdeledik. O halde sen sakın o karamsarlığa düşenlerden olma" demişlerdi. 

56- 57- O: "Kendisinin Efendisinin şefkatinden o sapkınlardan başkası kim karamsarlığa düşer?" demişti. O (devam ederek): "Artık sizin başka söyleyecek sözünüz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

58- 59- 60- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa gönderildik. Lût'un ailesi hariç. Şüphesiz biz onları kendi karısı dışında toplu olarak kesinlikle kurtarıcılarız. Şüphesiz ki biz onun kesinlikle o geride kalanlardan olmasını takdir ettik" demişlerdi.

61- 62- Ne zaman ki o gönderilmişler Lût'un ailesine geldi, o: "Şüphesiz ki siz yadırganmış bir topluluksunuz" dedi.

63- 64- 65- Onlar: "Aksine, biz sana onların, kendisi hakkında tereddüte düşmekte oldukları şeyi getirdik. Ve biz sana o gerçeği getirdik ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz. O halde sen o geceden bir kesitte kendi mensuplarını yürüt ve sen de onların arkalarını izle ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Ve buyurulacağınız yere geçip gidin" dediler.

66- Ve biz ona şu: "Şüphesiz ki şunların arkası sabahladıklarında kesilmiş olacaktır" buyruğunu yerine getireceğimizi bildirdik.

67- Ve o şehrin mensupları geldi, onlar müjdeleşiyorlardı.

68- 69- O: "Şüphesiz ki bunlar benim konuklarımdır. Siz beni sakın mahcup etmeyin. Ve siz Allah'a karşı korunun ve beni sakın rezil duruma düşürmeyin" dedi.

70- Onlar: "Biz seni o insanlar(ın işine karışmak)dan vazgeçirmemiş miydik?" dediler.

71- O: "Eğer (doğru olanı) yapanlarsanız, şunlar benim kızlarım" dedi.

72- (Elçiler Lut'a): "Senin ömrüne ant olsun ki şüphesiz ki onlar kesinlikle kendi sarhoşlukları içinde bocalıyorlar" (dediler).

73- Onlar gün doğma vaktine girenlerken birden iken o çığlık birden onları tutuverdi.

74- Böylece biz onun (şehrin) üstünü altına getirdik ve onların üzerine de pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.

75- Şüphesiz ki işaretlerden anlayanlar için (gözle görülen) deliller, kesinlikle kesinlikle bundadır.

76- Ve şüphesiz ki o (şehir) kesinlikle bir kalıcı yol üzerindedir.

77- Şüphesiz ki inananlar için (gözle görülen) bir delil, kesinlikle bundadır..

78- Ve şüphesiz ki o Eyke'nin arkadaşları da kesinlikle haksızlık yapanlar idi.

79- Bu yüzden biz de onlardan öç aldık. Ve şüphesiz ki bu ikisi (Eyke ve Lut'un şehri) kesinlikle bir apaçık ana yol üzerindedir.

80- Ve ant olsun ki o taşlık yerin arkadaşları da o gönderilmişleri yalanladı.

81- Ve biz onlara bizim delillerimizi vermiştik de kendileri onlardan ilgisiz kalanlar oldular.

82- Ve onlar o dağlardan güvenli evler yontuyor idiler.

83- Onlar sabahlayanlarken birden o çığlık birden onları tutuverdi.

84- Ne var ki onların kazanmakta oldukları şeyler kendilerinden bir ihtiyacı gidermedi.

85- Ve biz o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında ne varsa o gerçek (bir neden) den başka yaratmadık. Ve şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir, o halde sen o güzel hoş görüyle davran.

86- Şüphesiz ki senin Efendin, tekrar tekrar yaratıcının, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

87- Ve ant olsun ki biz sana o tekrarlanan elçilik gücünden* ve o büyük okunan (Kur'an)ı verdik.

* Ayette geçen "Seb'an" kelimesine "Güç" anlamı verme gerekçemiz, bu ayetin yorumu ile ilgili çok farklı görüşlerin olması ve bu kelimenin sadece 6 dan sonraki bir rakamı ifade etmemesi ve sembolik bir anlamının da olmasındandır. Ayrıca Maide s. 3. ayetinde de geçen bu kelimenin güçten kinaye olarak yırtıcı hayvanlar için kullanılmış olması, bizi bu kelimeye "Güç" anlamı vermeye yöneltmiştir. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

88- Sen, iki gözünü o şeye sakın sakın uzatma ki biz içlerinden bir kesimi onunla yararlandırmışızdır ve onlara karşı da üzülme ve kanadını da o inananlara alçalt.

89- Ve sen de ki: "Şüphesiz ki ben o apaçık uyarıcının ta kendisiyim."

90- Nitekim biz (Salih'i öldürmek için aralarında) yemin edenlerin üzerine de (azap) indirmiştik.*

* Bu ayete diğer meâllere göre farklı çevirme gerekçemiz, surenin 80-84. ayetleri arasında Hicr topluluğundan bahsediliyor olması ve Neml s. 49. ayeti ile bağ kurmamızdır.

91- Onlar öyle kimselerdi ki, (kendilerine o elçi tarafından) o okunan (Kur'an)ı parça parça hale koymuşlardı.

92- 93- Artık senin Efendine ant olsun ki işlemekte oldukları şeylerden dolayı biz onlara da toplu olarak kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edeceğiz.

94- O halde sen buyurulmakta olduğun şey nedeniyle (başları ağrıtarak) çatlat ve o ortak koşanlardan kayıtsız kal.

95- Şüphesiz ki o alay edicilere karşı biz sana yeteriz.

96- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturuyorlar. Ama onlar ileride bileceklerdir.

97- Ve ant olsun ki biz onların söylemekte oldukları şey nedeniyle göğsünün daralmakta olduğunu biliyoruz.

98- Bu durumda sen Efendini övgü ile tesbih et ve o boyun eğicilerden ol.

99- Ve sen o kesinkes (bilgi olan ölüm) sana gelene kadar Efendine kulluk et.


12 Ağustos 2024 Pazartesi

Hicr s. 9. Ayeti: Kur'an'ın Korunmuşluğu Üzerine

Kur'an üzerine yapılan konuşmalarda açılan konulardan bir tanesi de, onun kıyamete kadar Allah tarafından korunacağı üzerinedir. Bu konuşmanın delil getirildiği ayet ise Hicr s. 9. ayetidir. Biz bu yazımızda konu ile ilgili olarak delil getirilen bu ayetin böyle bir anlama gelip gelemeyeceği üzerinde durmaya çalışacağız.

Kur'an üzerinde yapılan konuşmalarda genel olarak yapılan hatalardan bir tanesi de, bütüncül okuma değil parçacı okuma yapılmasıdır. Bu okumanın altında yatan en önemli etken ise, kişinin ön kabulünü Kur'an'a onaylatma çabasıdır. Yani birçok kişinin "Kur'an acaba bu konuda ne demiş olabilir?" sorusunun cevabını aramak yerine, "Ben ön kabulümü Kur'an'a nasıl onaylatabilirim?" sorusunun cevabına yönelik okuma yapmasıdır

Kanaatimizce, Hicr s. 9. ayeti ile ilgili varılan sonuç ta böyle bir parçacı okumanın sonucu olup, eğer bütüncül bir okuma yapılacak olduğunda, daha farklı bir anlam ortaya çıkacaktır. İlgili ayeti daha doğru anlamanın yolu öncelikle surenin 6. ayetinden itibaren okumaya başlamak olduğunu düşünmekteyiz.

Hicr s. 6- 7- Ve (inkâr edenler): "Ey  üzerine Hatırlatma (Ezzikr) indirilmiş olan, şüphesiz ki sen kesinlikle cinlenmişsin. Eğer doğrulardan isen bize melekleri getirmeli değil miydin?" dediler.

Hicr s. 8- Biz melekleri bir gerçek olmadıkça indirmeyiz. İndirdiğimiz takdirde de süre verilmişlerden de olmazlar.

Hicr s. 6. ve 7. ayetlerinde Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ın elçiliğini ret etmek için ortaya sürdükleri iddialardan bir tanesi onun "Mecnun" Yani "Cinlenmiş" olduğu iddiasıdır. Bu kelime, birçok mealde hatalı olarak "Deli" olarak çevrilmekte ve Kur'an'ın bu konuda vermek istediği mesajın doğru anlaşılmamasına sebebiyet vermektedir. Çünkü "Mecnun" olmak nüzul ortamında cinlerle alâka kuranlar için söylenen bir sözdür. Bu iddianın temelinde cinlerden haber alan, söylediği sözün o kişiye cinler tarafından ilham edilmiş olduğu yönünde bir inanç mevcuttur. 

Bu iddia Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ı çağrısını insanlar gözünde küçük düşürmek için ortaya atılan iddialardan bir tanesidir. Yani ona indirilen vahyin Allah (c.c.) tarafından değil, cinler tarafından ilham edildiğidir. Cinlerin kendisine musallat olduğu bir kişinin de söyledikleri ciddiye alınacak sözler değildir. İşte surenin 6. ve 7. ayetleri bu iddiayı dile getirmektedir.

Hicr. s. 6. ve 7. ayetleri böyle okuduktan sonra 9. ayeti okuyabiliriz.

Hicr s. 9- Şüphesiz ki Hatırlatmayı (Ezzikr) biz indirdik ve şüphesiz ki biz onu (Hatırlatmayı) kesinlikle (cin müdahalesinden de) koruyucularız.

Ayette bir koruma konusunun olduğu göz ardı edilemez. Fakat bu korumanın kime ve nasıl bir koruma olduğu konusu öncelerden beri tartışma konusudur. Eski tefsirlere bakıldığında, ayetin Arapça metninde geçen "Lehu"  edatının kimin için kullanılmış olabileceği yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı tefsirciler bu edatın Muhammed (a.s.) için kullanılmış olabileceği yönünde görüşler serd ederek, ayetin Muhammed (a.s.) ın korunacağı yönünde bir beyanı olduğunu iddia etmişler, bu iddialarına da başka ayetlerden ve gramer kurallarından delil getirmişlerdir.

Biz bu görüşün asla kabul edilemez olduğunu düşünmemekle birlikle, olayı Kur'an bütünlüğünde ve nuzül dönemi arka plânı dahilinde düşündüğümüzde bu görüşün isabetli olamayacağı kanaatinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü;

Nuzül dönemi arka plânına baktığımızda, kendilerine "Mecnun, Kâhin, Arraf" gibi isim verilen bazı kimselerin insanüstü güçlerden yani "CİN" adı verilmiş olan varlıklardan gökyüzünden haberler aldıklarına dair yaygın bir inanç mevcuttur. Mekkeli müşriklerde böyle bir inanca istinaden Muhammed (a.s.) ın aldığı vahyin böyle bir durumun neticesi olduğu kanaatine sahip olmuşlar ve onu "Mecnun" olarak nitelemişlerdir.

Hicr s. 9. ayetini anlamak, böyle bir iddiayı merkeze aldımızda kolaylaşacaktır. Ayrıca aynı surenin 16.17.18 ayetleri, Saffat s. 6.7. 8. 9. ve 10. ayetleri, Cin s. 8. ve 9. ayetleri, Muhammed (a.s.)a inen vahyin herhangi bir şeytan veya cin bulaşması olmadan ona Allah- Melek elçi- Beşer elçi yoluyla indirildiğini beyan etmektedir. Yani Mekke müşriklerinin vahye ve elçiye karşı olan bu iddialarını yalanlamaktadır.

İşte Hicr s. 9. ayeti böyle korunmuşluktan bahsetmektedir. Muhammed (a.s.) indirilmekte olan ve ayette "Ezzikr" olarak ifade edilen kitap, hiçbir şekilde dış etken olmadan Allah (c.c) den melek elçiye ondan da beşer elçiye ulaşmaktadır. Yani Kur'an vahyediliş sürecinde korunan bir kitaptır ve ona asla herhangi bir dış etken müdahalesi olmamıştır. 

Hicr s. 9. ayeti ile ilgili durum böyle iken, " Şimdi siz Kur'an korunmamıştır mı demek istiyorsunuz?" şeklinde bir sorunun sorulması gayet yerinde bir sorudur. 

El cevap: Hayır, "Kur'an korunmamıştır" şeklinde bir iddiamız asla ve kat'a yoktur. Bizim iddiamız, Hicr s. 9. ayetinin mushafın kıyamete kadar Allah tarafından korunacağının bu ayet ile garanti altına alınmış olduğu düşüncesinin doğru olmadığıdır.

         --------- Peki, Kur'an korunmuş mudur yoksa korunmamış mıdır? --------

Bir kitabın korunmuş veya korunmamış olduğunun bilinmesi, o kitabın asıl nüshası ile karşılaştırılması suretiyle olması gerektiği, bu soruya verilebilecek cevaplardan bir tanesidir.

Biz Tevrat ve İncil'in bugün Yahudi ve Hristiyanlarca kabul edilen kısmının, tamamının Allah (c.c.) tarafından indirilen Tevrat ve İncil olmadığını iddia ederken, Kur'an'ı baz almaktayız. Biz Kur'an'ın Allah (c.c) tarafından indirilen bir kitap olduğuna inanmış olmamızdan dolayı, Kur'an'da Tevrat ve İncil'in tahrif edildiği yönündeki ayetler bizim için delil mesabesindedir.

Eğer Kur'an tahrif edilmiş ise, böyle bir şey mümkün olmamakla beraber, bugün yeni bir kitabın inerek bu kitap üzerinde bazı tahrifatların yapıldığını beyan eden ayetlerin olması gerekir ki, biz Kur'an'ın Muhammed (a.s.) sonrasında tahrif edilmiş olduğuna inanalım.

Bugün Kur'an merkezli düşünce sahibi olduğunu iddia eden bazı kimselerin, Kur'an'ın orjinal metni sanki kendi ellerindeymiş gibiymişcesine, bazı kelimeler üzerinde şahsi tasarruflar yaparak Kur'an'ın tahrif olduğunu ve bu tahrifatın kendileri tarafından düzeltiliyor olduğu iddiası, yeni bir Kur'an yazma çalışmasından başka birşey değildir. Bu kişilerin en garip iddialarından bir tanesi, Kur'an'ın yazılı olarak indirildiği iddiasıdır. 

Onlara göre Kur'an yazılı ve harekesiz olarak inmiş, sonradan harekelendiği için bazı kelimeler üzerinde tahrifat yapılmış, ve ellerinde orjinal metin olan! bu kimseler bu tahrifatları düzeltmektedirler.

Yazımızın konusu Kur'an'ın tahrif edilip edilmediği konusu olmadığı için fazla uzatmamak adına kısaca bu kadarını söylemek istiyoruz.

Hasılı kelâm; Hicr s. 9. ayeti mushafın kıyamete kadar korunacağının garanti alnda olduğunu beyan eden bir ayet değil, onun iniş sürecinde dış etkenlerden korunmuş olduğunu beyan eden bir ayettir. Bununla birlikte Kur'an'ın tahrif edilmiş olduğu yönünde bir düşüncemiz de asla yoktur.

                                   EN DOĞRUSUNU ALLAH(C.C.) BİLİR.


11 Ağustos 2024 Pazar

İBRAHİM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. (Bu harflerden oluşan) bir kitaptır ki, senin o insanları kendilerinin Efendisinin onayıyla o karanlıklardan o ışığa, o mutlak üstünün, o övgüye lâyığın yoluna iletmen için, biz onu sana indirdik.

2- Allah O ki, o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve bir çetin azaptan dolayı o gerçeği örtücülerin vay haline.

3- Onlar öyle kimselerdir ki, o yakın yaşamı o sonraki (yaşam) üzerine tercih ediyorlar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırıyorlar ve onda bir eğrilik peşine düşüyorlar İşte onlar, bir uzak sapkınlık içindedirler.

4- Ve biz elçiden hiçbirini kendi topluluğunun dilinden başkası ile göndermedik ki onlara (kendilerine indirileni) açıklasın. Böylece Allah kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

5- Ve ant olsun ki biz Musa'yı: "Sen kendi topluluğunu o karanlıklardan o ışığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye, kendi delillerimizle gönderdik. Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren, şükreden için deliller kesinlikle bundadır

6- 7- Ve bir zaman Musa kendi topluluğuna: "Siz, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani O sizi Firavun'un hanedanından kurtarmıştı, onlar sizi o azabın kötüsüne sürüyorlar ve sizin oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı yaşatıyorlardı. Ve kendi Efendinizden size çok büyük yoklama, işte bundaydı. Ve hani Efendiniz size 'Ant olsun ki eğer siz şükrederseniz, kesinlikle ve kesinlikle size artırırım ve ant olsun ki eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki benim azabım kesinlikle çok çetindir' diye duyurmuştu" demişti.

8- Ve Musa (devam ederek): "Eğer siz ve o yerde kim varsa toplu olarak gerçeği örtseniz de, artık şüphesiz ki Allah kesinlikle ihtiyaçsızdır övgüye lâyıktır" demişti.

9- Sizden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad ve Semud topluluğunun ve onlardan sonraki kimselerin, ki onları Allah'tan başkası bilmez,  haberi size gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti de, onlar kendi ellerini onların ağızlarına geri döndürmüşler ve: "Şüphesiz ki biz, sizin onunla gönderildiğiniz şeyi örttük ve şüphesiz ki biz, sizin bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz" demişlerdi.

10- Onların elçileri: "O göklerin ve o yerin yarıp ortaya çıkarıcısı Allah hakkında bir kararsızlık mı var? O sizi, peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmını size bağışlaması ve bir isimlenmiş süreye kadar sizi sonralaması için çağırıyor" demişti de, onlar: "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Öyleyse bize bir apaçık yetki getirin" demişlerdi.

11- 12- Onların elçileri: "(Evet) biz sizin örneğiniz bir beşerden başkası değiliz, fakat hakikat şu ki Allah kendisinin kullarından dileyeceği kimsenin üzerine büyük iyilikte bulunur. Ve bizim için Allah'ın onayı olmadıkça size bir yetki getirmemiz olası değildir. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın. Ve bize ne oluyor ki, Allah'a güvenip dayanmayalım? Oysa ki O bizi yollarımıza kesinlikle iletmiştir. Ve sizin bize verdiğiniz rahatsızlığa karşı biz, kesinlikle ve kesinlikle direnç göstereceğiz. Ve artık o üstlenici edinenler Allah'a güvenip dayansın" demişti

13- 14- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler kendi elçilerine: "Biz, sizi kendi yerimizden kesinlikle ve kesinlikle çıkaracağız ya da siz kesinlikle ve kesinlikle bizim inanç çizgimize tekrar geri döneceksiz" demişti. Bunun üzerine kendilerinin Efendisi onlara: "Biz, o haksızlık yapanları kesinlikle ve kesinlikle yok edeceğiz. Ve onlardan sonra sizi kesinlikle ve kesinlikle o yerde dinginleştireceğiz. Bu, benim mevkimden kaygılanmış olan ve tehdidimden kaygılanmış olan kimse içindir" diye vahyetmişti.

15- Ve onlar (elçiler) fetih istemişler Ve her bir zorba inatçı perişan olmuştu.

16- Onun (o perişanlığın) ardından da cehennem vardır. Ve o, (cehennemde) bir irinli sudan suvarılacak.

17- O, onu yutmaya çalışacak, fakat neredeyse onu boğazından geçiremeyecektir. Ve o ölüm ona her bir taraftan gelecek, oysa o asla ölecek de değildir. Ve onun ardından da bir kaskatı azap daha vardır. 

18- Kendilerinin Efendisi(nden gelen) gerçeği örtmüş olan kimselerin işlediklerinin örneği, bir kül gibidir ki  fırtınalı bir günde o rüzgâr onu çetince savurmuştur. Onlar kazandıkları şeylerden hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerdir. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

19- 20- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökleri ve o yeri o gerçekle yaratmıştır? Eğer O dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratış getirir. Ve bu da Allah'ın üzerine bir güçlük değildir.

21- Ve onlar toplu olarak (hesap için) Allah'a belirmişlerdir, akabinde o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizi Allah'ın azabından az bir şey de olsa ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" demiştir. Onlar da: "Eğer Allah bizi doğruya iletmiş olsaydı, biz de sizi doğruya iletirdik. Artık biz sızlansak da direnç göstersek de bizim için denktir. Bizim için hiçbir kaçış yeri yok" demişlerdir.

22- Ve o buyruk yerine getirildiğinde o şeytan: "Şüphesiz ki Allah, size o sözün gerçek olanını söz verdi. Ve ben de size söz verdim, fakat ben size (verdiğim söze) aykırı davrandım. Sizin üzerinizde benim sizi çağırmam dışında hiçbir yetki benim için olmadı, siz de beni (olumlu) cevaplandırdınız. Şimdi siz beni sakın kınamayın ve siz kendi benliklerinizi kınayın. Ben sizin feryadınıza cevap verici asla değilim ve siz de benim feryadıma cevap vericiler asla değilsiniz. Şüphesiz ki ben, sizin beni ortak koşmanızı önceden (redderek) örtmüştüm. Şüphesiz ki o haksızlık yapanlar var ya, çok acı verici azap onlar içindir" demiştir.

23- Ve inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, kendilerinin Efendisinin onayıyla bahçelere girdirilmiştir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Kendilerinin onlardaki esenlemeleri de "Selâm" dır. 

24- 25- Sen görmedin mi Allah nasıl bir örnek ortaya koydu? Bir Temiz kelime, bir temiz ağaç gibidir ki onun kökü sabit ve onun dalı o göktedir. Kendisinin Efendisinin onayıyla kendi yemişini her vakit verir. Ve Allah o insanlara o örnekleri böyle ortaya koyuyor ki onlar hatırlayalar.

26- Ve bir murdar kelimenin örneği ise, bir murdar ağaç gibidir ki gövdesi o yerin üstünden koparılmıştır onun hiçbir sabitliği yoktur. 

27-Allah inanmış olan kimseleri o yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o sabit sözle sabitleştirecektir. Ve Allah o haksızlık yapanları saptırır ve Allah ne dilerse yapar.

28- 29- Sen görmedin mi o kimseleri ki, Allah gönendirmesini gerçeği örtmeyle değiştirdiler ve o yıkımın yurdunu kendilerinin topluluğuna serbest hale getirdiler? Cehennem. Onlar ona yaslanacaklardır. Ve o ne kötü sabitliktir.

30- Ve onlar Allah'a, O'nun yolundan saptırmak için benzerler yaptılar. Sen de ki: "Siz yararlanın, ama şüphesiz ki sizin varış yeriniz o ateşedir."

31- Sen, inanmış kimseler olan kullarıma de ki; Kendileri, bir günün gelmesi öncesinden o kulluk görevini ayakta tutsunlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizli olarak veya aleni olarak harcasınlar ki onda hiçbir alışveriş ve hiçbir dostluk olmayacaktır.

32- 33- Allah O ki, o gökleri ve o yeri yarattı ve o gökten bir su indirdi de onunla size bir rızık olarak o ürünlerden çıkardı. Ve O, kendisinin buyruğu ile o su kütlesinde akması için o gemileri size boyun eğdirdi. Ve O, o nehirleri de size boyun eğdirdi. Ve O, o güneşi ve o ayı aynı gidişatta (dönmek) üzere size boyun eğdirdi. Ve O, o geceyi ve o gündüzü de size boyun eğdirdi.

34- Ve O size kendisinden talep ettiğiniz şeylerin hepsinden verdi. Ve eğer siz Allah'ın gönendirmesini adetlemeye kalksanız, onu sayılandıramazsınız. Şüphesiz ki o insan, kesinlikle çok haksızlık yapandır, çok nankördür.

35- 36- 37- 38- 39- 40- 41- Bir zaman İbrahim: "Ey Efendim, sen bu yerleşim merkezini güvenli hale getir ve beni ve oğullarımı bizim o putlara kulluk etmemizden uzak tut. Ey Efendim, şüphesiz ki onlar o insanlardan birçoğunu saptırdılar. Bundan böyle kim beni izlerse, artık şüphesiz ki o bendendir. Ve kim bana baş kaldırırsa, artık şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, şefkati süreklisin. Ey Efendimiz, şüphesiz ki ben soyumdan bir kısmını ekinsiz bir vadide, senin o yasaklanmış evinin yanında dinginleştirdim. Ey Efendimiz, o kulluk görevini ayakta tutmaları için. Artık sen o bir kısım insanlardan onlara meyledecek gönüller oluştur ve onları o ürünlerden rızık ver ki onlar şükredeler. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen bizim saklı tutmakta olduğumuz şeyleri ve ilan etmekte olduğumuz şeyleri bilirsin. Ve o yerde ve o gökte hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. O övgü Allah'adır O ki, (yaşça) bu büyüklüğüme rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı bahşetti. Şüphesiz ki benim Efendim o çağrıyı kesinlikle işiticidir. Ey Efendim, sen beni o kulluk görevini ayakta tutan biri yap ve soyumdan da. Ey Efendimiz, ve sen çağrımı kabul et. Ey Efendimiz, sen o hesabın ayağa kalkacağı gün beni ve anne babamı ve o inananları bağışla" demişti.

42- Ve sen Allah'ı o haksızlık yapanların işlemekte olduğu şeylerden sakın sakın duyarsız olarak hesap etme. O, onları ancak ve ancak bir güne sonralamaktadır ki onda o gözler donup kalacaktır.

43- (O günde) onlar, boyunlarını uzatarak koşacaklar, bakışları kendilerine geri döndürülmez (gözlerini açıp kapayamazlar). Ve onların gönülleri ise kayıp gitmiştir.

44- 45- Ve sen o insanları kendilerine o azabın geleceği günle uyar. Öyle ki haksızlık yapmış olan kimseler: "Ey Efendimiz, sen bizi bir yakın süreye kadar sonrala da biz senin çağrını (olumlu) cevaplandıralım ve o elçileri izleyelim" diyecekler. (Onlara karşılık olarak): "Siz, önceden bir düşüşün kendiniz için olmayacağına dair kasem etmiş değil miydiniz? Ve sizler kendi benliklerine haksızlık yapmış olanların dinginlik yerlerinde dinginleşmiştiniz ve onlara (sizden önce) nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuş ve biz size o örnekleri de ortaya koymuştuk" (denilecektir).

46- Ve onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı, oysa onların kurdukları tuzaklar(ın bilgisi ve karşılığı) Allah'ın yanındaydı. Eğer ki onların kurdukları tuzakları ondan dolayı o dağları (yerinden) oynatacak olsa da.

47- O halde sen Allah'ı, kendisinin elçilerine olan (yardım) sözüne aykırı davranıcı sakın sakın hesap etme. Şüphesiz ki Allah mutlak üstündür, öç sahibidir.

48- O gün o yer, o yerin başkasıyla değiştirilecek ve gökler de (değiştirilir) ve onlar o tek, o ezici güç sahibi Allah'a (hesap için) belirmişlerdir.

49- 50- Ve sen o suç işleyenleri o gün o zincirlerle birbirlerine yaklaştırılmış olarak göreceksin. onların giysileri eritilmiş bakırdandır ve yüzlerini de o ateş kaplayacak.

51- Sonunda Allah (haksızlık yapan) her benliğe kazandığı şeyin karşılığını verecek. Şüphesiz ki Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

52- Bu, o insanlara bir ulaştırmadır ki onlar onunla uyarılsınlar ve O'nun ancak ve ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve o saf aklın sahipleri de iyice hatırlasınlar.


5 Ağustos 2024 Pazartesi

RA'D SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Mim, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o kitabın delilleridir. Ve sana Efendinden indirilmiş olan şey o gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı inanmazlar.

2- Allah O ki, o gökleri bir direk olmaksızın yükseltti, siz onları(n böyle olduğunu) görüyorsunuz, sonra o tahtın üzerine kuruldu ve o güneşi ve  o ayı boyun eğdirdi. Her biri bir isimlenmiş süreye akmaktadır. O (bunlar ile ilgili), o buyruğu ardı ardına düzenlemektedir, size o (gözle görülen) delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor ki siz, kendi Efendinizin karşılamasına kesinkes inanasınız.

3- Ve O ki, o yeri uzattı ve onda sabitlikler ve nehirler meydana getirdi. Ve O onda o bütün ürünlerden iki eş yaptı, o geceyi o gündüze kaplatmaktadır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

4- Ve birbirine komşu (toprak) kesitleri ve üzümlerden bahçeler ve ekinlik ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar o yerdedir ki, (hepsi) bir tek suyla suvarılır. Biz onların bazısını bazısından o yemişinde (lezzetçe) üstünleştirdik. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

5- Ve eğer sen şaşacaksan asıl şaşılacak olan, onların: "Biz bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılış içinde olacağız?" demeleridir. İşte onlar o kimselerdir ki kendilerinin Efendisini(nden gelen) gerçeği örtmüşlerdir. Ve işte onlar, o (demirden) bağlar kendilerinin boyunlarında olanlardır. Ve işte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

6- Ve onlar senden o iyilikten önce o kötülüğü acilen istiyorlar, oysa onlardan önce o örnekler gelip geçmiştir. Ve şüphesiz ki senin Efendin o insanlara karşı, onların haksızlıklarına rağmen bir bağışlama sahibidir. Ve şüphesiz ki senin Efendinin o sonuçlandırması da kesinlikle çok çetindir.

7- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın ve her bir topluluk için doğruya iletici vardır.

8- Allah, her bir dişi neyi taşıyor ve o rahimler neyi eksiltiyor ve neyi artırıyor, bilmektedir. Ve her bir şey O'nun yanında tam tamına ölçülenmiştir.

9- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir, O çok büyüktür, çok yücedir.

10- Sizden o söyleneni saklı tutmuş olan kimse de ve onu açığa vurmuş olan kimse de ve kendisi o geceyeleyin gizlenen ve o gündüzleyin akıp giden kimse de, (Allah için) denktir.

11- Kendisinin önünden ve ardından Allah'ın buyruğundan dolayı onu(n yaptıklarını yazıp) korumakta olan takipçileri onun (o kimse) içindir. Şüphesiz ki Allah bir topluluğa olan şeyi, onlar kendi benliklerindekini (olumlu veya olumsuz yönde) değiştirene kadar, O da (olumsuz veya olumlu yönde) değiştirmez. Ve Allah bir topluluğa kötülük istediği zaman, artık onun geri döndürmesi asla olmaz. Ve O'nun berisinden hiçbir yakın da onlar için yoktur.

12- O ki, size kaygıyla ve bir umutla o şimşeği gösteriyor ve o ağır bulutları geliştiriyor.

13- O gök gürlemesi, O'nu övgüsü ile tesbih eder ve o meleklerde O'nun kaygısından dolayı (aynısını yaparlar). Ve O, o yıldırımları gönderir de, onlar Allah hakkında söz dalaşı yaparlerken onları kime dilerse değdirir. Oysa ki O darbesi çetin olandır.

14- Çağrının o gerçek olanı O'nadır. Ve o kimselerin O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise, onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. (Onların durumu) ancak, ağzına o suyun ulaşması için iki avucunu genişleten gibidir, oysa o (su) ona ulaşıcı değildir. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı, bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

15- Ve o göklerde ve o yerde kim varsa ve onların gölgeleri de isteyerek ve istemeyerek de olsa, o sabah ve o akşam Allah'a boyun eğer.

16- Sen de ki: "O göklerin ve o yerin Efendisi kimdir?" Sen de ki: "Allah'tır." Sen de ki: "Siz, O'nun berisinden kendi benlikleri için bir faydaya ve bir zarara hükümran olamayacak yakınlar mı edindiniz?" Sen de ki: "O kör ve o gören denk midir? Yahut o karanlıklar ve o ışık denk midir?" Yoksa onlar Allah'a ortaklar kıldılar da (o ortaklar) O'nun yaratması gibi yarattılar, o yaratma da kendilerine benzer mi geldi? Sen de ki: "Allah, her bir şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, ezici güç sahibidir."

17- O, o gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce sel oldu, böylece o sel üste çıkan bir köpük yüklendi. Ve onların bir takı veya bir yararlılık peşine düşmek için o ateşte üzerini yakıp tutuşturmakta oldukları şeylerden de onun örneği bir köpük vardır. Allah, o gerçeği o geçersizin üzerine işte böyle koyar. Şimdi köpüğe gelince o, curuf olarak gider. Ve o insanlara faydalı olan şeye gelince o, o yerde durup kalır. Allah o örnekleri işte böyle ortaya koyar.

18- Daha iyisi, kendilerinin Efendisini (olumlu) cevaplandırmış olan kimseler içindir. Ve o kimseler ki O'nu (olumlu) cevaplandırmamışlardır, eğer o yerde ne varsa toplu olarak ve onun beraberinde bir örneği de kendilerinin olsa, onlar kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirlerdi. İşte onlar, o hesabın sıkıntılısı kendileri için olanlardır. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötüdür o döşek.

19- Öyleyse o kimse ki senin Efendinden sana indirilmiş olan şeyin gerçek olduğunu biliyor, kendisi kör olan kimse gibi midir? Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri hatırlar.

20- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü tastamam yerine getirirler ve o yeminle bağlanmış sözü bozmazlar.
 
21- Ve onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi iliştirirler ve kendilerinin Efendisinden çekinirler ve o hesabın kötüsüne karşı da kaygılanırlar.

22- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin Efendisinin yüzünün (hoşnutluğunun) peşine düşerek direnç göstermişler ve o kulluk görevini ayakta tutmuşlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli olarak veya aleni olarak harcamışlardır ve onlar o kötülüğü de o iyilikle defederler. İşte onlar, o yurdun (güzel) sonu kendileri için olanlardır.

23- 24- (O yurt) Adn bahçeleridir ki onlara gireceklerdir, onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseler de (gireceklerdir) ve o melekler de her kapıdan: "Direnç göstermeniz nedeniyle selam sizin üzerinizedir. Artık o yurdun sonu ne güzeldir" (diyerek) onların üzerine gireceklerdir.

25- Ve o kimseler ki, Allah'a verdikleri bağlılık sözünü onun yeminle bağlanması sonrasından bozarlar ve Allah'ın onunla iliştirilmesini buyurduğu şeyi keserler ve o yerde bozuculuk yaparlar. İşte onlar, o dışlama kendileri için olanlardır ve o yurdun kötüsü de kendileri içindir.

26- Allah o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Ve onlar (Mekke'liler) o yakın yaşam ile sevindiler. Oysa o yakın yaşam o sonrakinin yanında bir yarardan başka bir şey değildir.

27- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyor. Sen de ki: "Şüphesiz ki Allah kimi dilerse saptırır ve O'na içtenlikle yönelen kimseyi de doğruya iletir."

28- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlardır ve kalpleri Allah'ın hatırlamasıyla yatışmaktadır. Dikkat edin, o kalpler Allah'ın hatırlaması ile yatışır.

29- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, hoşluk ve dönülecek yerin iyisi kendileri içindir.

30- İşte böyle biz seni bir toplumun içinde gönderdik ki sana vahyettiğimiz şeyi onlara peşi sıra okuyasın, onun öncesinden toplumlar gelip geçmişti. Oysa onlar o şefkati kapsamlı (nın ayetlerini) örtüyorlar. Sen de ki. "O, benim Efendimdir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben O'na güvenip dayandım ve itaate dönüşüm yalnızca O'nadır."

31- Ve eğer bir okunan (Kur'an) ki, onunla o dağlar yürütülse veya onunla o yer paramparça edilse veya onunla o ölüler iletişim kurdurulsa, (onlar yine de inanmazlardı). Aksine, o buyruk toplu olarak Allah'a aittir. Şimdi inanmış olan kimseler (onların inanacaklarından) ümit kesmedi mi? Eğer Allah dilerse, o insanları kesinlikle toplu olarak doğruya iletir. Ve gerçeği örtmüş olan kimselere, emek verdikleri şeyler nedeniyle Allah'ın sözü gelinceye kadar, başlarına bir vurucu felâket değdirilmeye veya (o felaket) kendilerinin yurdunun yakınına serbest olmaktan geri kalmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, verdiği o söze aykırı davranmaz.

32- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de ben de o gerçeği örtmüş olan kimselere mühlet vermiş sonra onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

33- Öyleyse o kimse ki kendisi her bir benliğin kazandığı şeyin üzerinde ayakta gözetim halindedir, (böyle olmayan gibi midir?) Ve onlar Allah'a ortaklar oluşturdular. Sen de ki: "Siz, onları adlandırın. Yoksa siz O'na o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiriyorsunuz? Yoksa o söylenenden bir içeriği olmayan boş şeyi mi (söylüyorsunuz?)" Aksine, gerçeği örtmüş olan kimselere kurdukları tuzaklar süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldılar. Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici yoktur.

34- O yakın yaşamda bir azap onlar içindir. Ve o sonrakinin azabı ise daha meşakkatlidir. Ve Allah'tan hiçbir koruyucu da onlar için olmayacaktır.

35- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onun altından o nehirler akar. Onun yemişi ve gölgesi süreklidir. Bu, korunmuş olan kimselerin sonudur. Ve o gerçeği örtücülerin sonu ise o ateştir.

36- Ve bizim (daha önce) kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler sana indirilmiş olan nedeniyle sevinirler. Ve o gruplardan kimi de onun bir kısmını yadırgar. Sen de ki: "Ben ancak ve ancak Allah'a kulluk etmemle ve O'na ortak koşmamamla buyuruldum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve benim dönüşüm de yalnızca O'nadır."

37- Ve biz onu bir Arabi karar olarakişte böyle indirdik. Ve ant olsun ki eğer sen sana gelmiş olan bu bilgiden sonra onların keyfi eğilimlerini izlersen, Allah'tan hiçbir yakın ve hiçbir koruyucu senin için olmayacaktır.

38- Ve ant olsun ki biz senden önce de elçiler gönderdik ve onlar için de eşler ve soylar oluşturduk. Bir elçi için Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir delil getirmesi olası değildir. Her bir süre için bir yazgı vardır.

39- Allah, neyi dilerse ortadan kaldırır ve (neyi dilerse) sabitleştirir. Ve o kitabın anası O'nun yanındadır.

40- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, her durumda senin üzerindeki ancak ve ancak o ulaştırma senin üzerindedir ve o hesabı görmek de bizim üzerimizdedir.

41- Ve onlar görmediler mi gerçekten biz o yere geliyoruz da onun uçlarından (günbegün) eksiltiyoruz? Ve Allah karar verir, O'nun kararı için hiçbir takipçi yoktur. Ve O, o hesabın çok hızlı görenidir.

42- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu. Ve oysa kurdukları o tuzaklar (ın bilgisi) toplu olarak Allah'ındır. O, her benliğin kazanmakta olduğu şeyi bilir. Ve azılı gerçeği örtücüler o yurdun (kötü) sonu kimin içindir yakında bilecek.

43- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Sen gönderilmiş biri değilsin" diyor. Sen de ki: "Allah, benimle sizin aranızda tanık olarak yeter ve o kimse ki o kitabın (Levhi Mahfuz'un) bilgisi kendi yanındadır."