23 Aralık 2024 Pazartesi

TA HA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Ha.

2- Biz, bu okunan (Kur'an)ı senin üzerine mutsuz olman için indirmedik.

3- Ancak çekinmekte olan kimse için bir hatırlatma olarak (indirdik).

4- (Bu), o yüce gökleri ve o yeri yaratmış olan kimseden peyderpey bir indirmedir.

5- O şefkati kapsamlı o tahtın üzerine kuruldu.

6- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa ve o ikisinin arasındaki ne varsa ve o nemli toprağın altında ne varsa, O'nundur.

7- Ve eğer sen o sözü açığa vursan da, artık şüphesiz ki O, o gizliyi de ve daha saklıyı da bilir.

8- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en iyi adlar O'nundur.

9- Ve Musa'nın (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?

10- Bir zaman o bir ateş görmüştü de kendi ailesine: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim, umarım ki size ondan bir kor getiririm veya o ateşin üzerinde (çevresinde toplaşmış) doğruya iletici (yol gösteren) birini bulurum" demişti.

11- 12- 13- 14- 15- 16- 17- Ne zaman ki o, ona geldi: "Ey Musa! şüphesiz ki ben senin Efendinin ta kendisiyim, şimdi sen iki pabucunu çıkar. Şüphesiz ki sen o kutsanmış vadi Tuva'dasın. Ve ben seni seçtim, şimdi sen vahyedilmekte olan şeyi dinle. Şüphesiz ki ben Allah'ın ta kendisiyim, benden başka hiçbir tanrı yoktur, o halde sen de bana kulluk et ve beni hatırlamak için o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o an gelicidir, ben onu neredeyse saklı tutacağım ki her bir benlik çabalamakta olduğu şeyle karşılıklansın. O halde ona inanmaz ve kendi keyfi eğilimini izlemiş olan kimse, seni ondan sakın alıkoymasın, yoksa sen (ateşe) düşersin. Ve şu sağ elindeki nedir ey Musa?" diye seslenilmişti.

18- O: "O, benim değneğimdir. Ben onun üzerine dayanırım ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim ve benim diğer ihtiyaçlarım da ondadır" demişti.

19- (Allah): "Sen onu at ey Musa" demişti.

20- O, onu attığında birde ne görsün o, (koşarak) çabalamakta olan bir canlı yılan.

21- 22- 23- 24- (Allah): "Sen onu tut ve sakın kaygılanma, biz onu o ilk doğal durumuna tekrar geri döndüreceğiz. Ve sen elini kanadına (diğer kolunun altına) yapıştır da, (elinde) hiçbir kötülük olmadan diğer (gözle görülen) bir delil olarak bembeyaz çıkıversin. (Bunlar) bizim sana (gözle görülen) delillerimizin bir kısmından o en büyüğünü göstermemiz içindir. Sen Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı" demişti.

25- 26- 27- 28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- 35- O: "Ey Efendim, sen göğsümü bana genişlet ve işimi bana kolaylaştır ve benim dilimden düğümü çöz ki, onlar sözümü kavrayalar. Ve sen, ailemden kardeşim Harun'u bana bir (yardımcı) taşıyıcı yap. Sen, onunla benim kuvvetimi çetinleştir ve onu benim işimde bana ortak yap ki biz seni çokça tesbih edelim ve seni çokça hatırlayalım. Şüphesiz ki sen bizi (önceden de) görücü idin" demişti.

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- (Allah): "Senin talep ettiğin, sana kesinlikle verilmiştir ey Musa. Ve ant olsun ki biz diğer bir defasında da sana büyük iyilikte bulunmuştuk. Bir zaman biz senin annene 'Sen onu o sandığa koy, onu da (sandığı) hemen o denize koy, o deniz de onu (sandığı) o sahile karşılaştırsın,onu da (Musa'yı) bana düşman ve kendisine düşman olan tutsundiye vahyedilmekte olan şeyi vahyetmiştik. Ve ben, benim gözüm üzerinde emek verilmen için senin üzerine benden bir sevgi atmıştım. Hani o zaman senin kız kardeşin adımlıyordu da 'Ben sizi onu sorumluluğuna alacak bir kimse üzerine kılavuzluk edeyim mi? diyordu. Böylece biz seni kendi annene döndürmüştük ki onun gözü ferah olsun ve üzülmesin. Ve sen bir kişi öldürmüştün de biz seni o kederden kurtarmıştık ve biz seni ayarttıkça ayartmış, böylece sen Medyen mensupları içinde yıllarca kalmıştın. Sonra sen (yaşamın) bir ölçüsü üzerinde geldin ey Musa. Ben sana kendi benliğim için emek verdirdim. Sen ve kardeşin benim (gözle görülen) delillerimle git ve ikiniz beni hatırlamakta sakın ihmalkâr davranmayın. İkiniz Firavun'a gidin şüphesiz ki o taşkınlık yaptı. İkiniz onun hatırlaması veya çekinmesi için ona yumuşak söz söyleyin" demişti.

45- İkisi: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki biz onun bize karşı ölçüyü kaçırmasından veya taşkınlık yapmasından endişeleniyoruz" demişlerdi.

46- 47- 48-  (Allah): "İkiniz sakın endişelenmeyin, şüphesiz ki ben ikinizin beraberindeyim, işitiyorum ve görüyorum. Şimdi ikiniz ona gelin de 'Şüphesiz ki biz senin Efendinin iki elçisiyiz, artık Yakub'un oğulları'nı bizim beraberimizde gönder ve onları sakın azaplandırma. Biz sana senin Efendinden kesinlikle (gözle görülen) bir delil getirdik. Ve o esenlik, o doğruya ileteni izlemiş olan kimsenin üzerinedir. Şüphesiz ki bize o azabın kesinlikle  yalanlamış olan ve (başka tarafa) yakınlaşmış olan kimsenin üzerine olduğu vahyedildi' deyin" demişti.

49- (Firavun): "Öyleyse ikinizin Efendisi kimdir ey Musa?" demişti.

50- O: "Bizim Efendimiz O ki her şeye yaratılışını sunmuştur sonra da doğru yolu göstermiştir" demişti.

51- (Firavun): "Öyleyse o ilk kuşakların durumu nedir" demişti.

52- 53- 54- 55- O: "Onların bilgisi benim Efendimin yanındaki bir kitaptadır. Benim Efendim şaşırmaz ve unutmaz. O ki, o yeri size bir döşek yaptı ve onda size yollar açtı ve o gökten bir su indirdi. (O size)'Böylece biz onunla ayrı ayrı bitkilerden çiftler olarak çıkardık. Siz (o bitkilerden) yiyin ve gönenç sağlayan hayvanlarınızı güdün. Şüphesiz ki o (yanlıştan) vazgeçen akıl sahiplerine (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır. Biz sizi ondan (topraktan) yarattık ve biz sizi ona tekrar geri döndüreceğiz ve sonra biz sizi bir kere daha ondan çıkaracağız' (diyor)" demişti.

56- Ve ant olsun ki biz ona (gözle görülen) o delillerimizin hepsini gösterdik, buna rağmen o yalanladı ve direndi.

57- 58- (Firavun): "Sen sihrinle bizi kendi yerimizden çıkarmak için mi bize geldin ey Musa? O halde biz de sana kesinlikle ve kesinlikle onun örneği bir sihir getireceğiz. Şimdi sen bizimle senin aranda bir denk konum yerini söz zamanı ve olarak belirle ki biz ve sen ona aykırı davranmayalım" demişti.

59- O: "Sizin söz verilen zamanınız o süs (bayram) günü ve o insanların toplanacağı (o günün) kuşluk vaktidir" demişti.

60- Firavun bunun üzerine (ileri gelenlerine) yakınlaşmış, hemen plânını toplamış sonra (sihirbazlarıyla) gelmişti.

61- Musa onlara: "Vay halinize, siz Allah'a karşı bir yalanı sakın yakıştırmayın, yoksa O sizi bir azapla köksüzleştirir. Ve yakıştırma yapan kimse kesinlikle perişan olmuştur" demişti.

62- 63- 64- Buna rağmen onlar işlerini kendilerinin arasında tartışmışlar ve o özel konuşmayı (Musa'dan) gizlemişler: "Bu ikisi kesinlikle sihirleri ile sizi kendi yerinizden çıkarmak ve sizin o en örnek yolunuzu gidermek isteyen iki sihirbazdır. Siz, hemen plânınızı toplayın sonra sıra sıra gelin. Ve bugün yüceleşen (galip gelen) kimse kesinlikle başarıya erişmiştir" demişlerdi.

65- Onlar: "Ey Musa (ilk) atacak sen veyahut ilk atmış kimse biz olalım" demişlerdi.

66- 67- O: "Hayır siz atın" demişti. (Attıklarında) bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden dolayı kendisine hayallendiriliyor, üstelik onlar (koşarak) çabalıyorlar. Bu yüzden Musa kendi benliğine bir kaygı düşürmüştü.

68- 69- Biz de ona: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o yüce (galip) olanın ta kendisisin. Ve sen sağ elindeki şeyi at, onların emek verdikleri şeyleri o yutsun. Onların emek verdikleri ancak ve ancak bir sihirbaz plânıdır. Ve o sihirbaz nereden gelse (ne yaparsa yapsın) başarıya eriştirilmez" demiştik.

70- Bunun üzerine o usta sihirbazlar boyun eğerek (yere) atılmış, "Biz Harun'un ve Musa'nın Efendisine inandık" demişlerdi.

71- (Firavun): "Benim size onay vermemden önce siz ona inandınız ha. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki, o sihri size o öğretmiştir. O halde ben kesinlikle ve kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve ben kesinlikle ve kesinlikle sizi o hurmanın gövdelerinde astıracacağım. Ve bizim hangimiz azap bakımından daha çetin ve daha kalıcı, kesinlikle ve kesinlikle siz bileceksiniz" demişti.

72- 73- 74- 75- 76- Onlar: "Biz, o apaçık belgelerden bize gelmiş olan şeyin ve bizi yarıp ortaya çıkarmış olan kimsenin üzerine, seni asla tercih etmeyeceğiz, artık sen neyi yerine getirici isen onu yerine getir. Sen ancak ve ancak bu yakın yaşamda (kararını) yerine getirebilirsin. Şüphesiz ki biz, bizim kusurlarımızı ve o sihirden dolayı senin bizi kendisi üzerine zorladığın şeyi bize bağışlaması için Efendimize inandık. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır. Gerçek şu ki, kim kendisinin Efendisine bir suçlu olarak gelirse, artık şüphesiz ki cehennem onun içindir. O, onda ölmez de ve yaşamaz da. Ve kim de O'na inanan ve o düzgün işleri işlemiş olarak gelirse de, artık onlar, o yüce kademeler kendileri için olanlardır. (O kademeler) Adn bahçeleridir, onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Ve bu, (benliğini) arındırmış olan kimsenin karşılığıdır" demişlerdi.

77- Ve ant olsun ki biz Musa'ya: "Sen, benim kullarımı (geceleyin) yürüt de, herhangi bir yetişmeden kaygı duymaksızın ve çekinmeksizin onlar için o su kütlesinde bir kuru yola (ayak) bas" diye vahyetmiştik.

78- Derken Firavun kendi askerleri ile onları izlemişti de o denizden kaplayan şey onları kaplayıvermişti.

79- Ve Firavun, kendi topluluğunu saptırmış ve doğru yolu göstermemişti.

80- 81- 82- Ey Yakub'un oğulları, biz kesinlikle sizi düşmanınızdan kurtardık ve biz Tur'un o sağ yanında sizinle sözleşme yaptık ve sizin üzerinize de o kudret helvasını ve o bıldırcını indirdik: "Siz, bizim rızık olarak size verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin ve bu konuda sakın taşkınlık yapmayın, yoksa sizin üzerinize benim hiddetim serbest olur. Ve benim hiddetim kimin üzerine olursa, artık o kesinlikle kayıp gitmiştir. Ve şüphesiz ki ben, itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan sonra doğru yolda yürüyen kimse için kesinlikle ve kesinlikle çok bağışlayıcıyım" (dedik).

83- (Allah): "Ve seni, kendi topluluğundan acele ettiren nedir ey Musa?" (dedi).

84- O: "Onlar, işte onlar benim izim üzerindedir ve ben sana acele ettim ki ey Efendim sen hoşnut olasın" dedi.

85- (Allah): "Öyleyse bilesin, şüphesiz ki biz senin ardından kendi topluluğunu kesinlikle ayarttık ve o samiri onları saptırdı" dedi.

86- Bunun üzerine Musa kendi topluluğuna çok hiddetli kederli olarak döndü, (topluluğuna): "Ey topluluğum, kendi Efendiniz size bir iyi sözle, söz vermedi mi? Yoksa yaptığı o bağlılık sözü size uzun mu geldi? Yoksa siz kendi Efendinizden sizin üzerinize bir hiddetin serbest kalmasını istediniz de bu yüzden mi bana verilmiş söze aykırı davrandınız?" dedi.

87- Onlar: "Biz, sana verilmiş söze kendi hükümranlığımızla aykırı davranmadık, fakat hakikat şu ki bize o topluluğun süsünden bazı ağır yükler taşıtılmıştı da biz onları (ateşe) koyduk, aynı şekilde o samiri de attı" dediler.

88- Böylece o onlara bir buzağı cesedi çıkarttı ki onun böğürmesi vardı, bunun üzerine onlar da: "Bu, sizin tanrınız ve Musa'nın tanrısıdır, ne var ki o bunu unuttu" dediler.

89- Onlar onun kendilerine bir söz döndüremeyeceğini ve onlara bir zarara ve bir faydaya sahip olamayacağını hiç görmezler mi?

90- Ve ant olsun ki Harun önceden onlara: "Ey topluluğum, siz ancak ve ancak bununla ayartıldınız. Ve şüphesiz ki sizin Efendiniz şefkati kapsamlıdır, öyleyse siz beni izleyin ve benim buyruğuma uyun" demişti

91- Onlar: "Musa bize dönünceye kadar, onun üzerine kapananlar olmaktan asla biz ayrılmayacağız" demişlerdi.

92- 93- O (döndüğünde): "Ey Harun, sen onların saptıklarını gördüğün zaman, beni izlemekten seni ne alıkoydu? Yoksa benim buyruğuma sen baş mı kaldırdın?" dedi.

94- O: "Ey annemin oğlu, sen benim sakalımı ve başımı sakın tutma. Şüphesiz ki ben, senin 'Sen, Yakub'un oğulları'nın arasını ayrıştırdın ve benim sözümü gözetmedin' demenden çekindim" demişti.

95- (Musa): "Ya senin söyleyecek sözün nedir ey Samiri?" dedi.

96- O: "Ben o şeyi gördüm ki onlar onu göremediler, bu yüzden o elçinin izinden (öğretisinden) bir avuç avuçlamıştım, fakat onu fırlatıp attım. Ve kendi benliğim beni işte böyle hırslandırdı" dedi.

97- 98- (Musa): "Sen hemen git, artık şüphesiz ki senin için bu yaşamda 'Sakın dokunmayın'* demen vardır. Ve şüphesiz ki (belirlenmiş) bir söz zamanı senin içindir ki, sen ondan asla cayılmayacaksın. Ve sen tanrına bir bak ki sen onun üzerine kapanıcı olmuştun. Biz onu kesinlikle ve kesinlikle yakıp mahvedeceğiz, sonra da biz onu kesinlikle ve kesinlikle o denize bir savurmayla savuracağız. Sizin tanrınız ancak ve ancak Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, her bir şeyi bilgice kapsamıştır" dedi.

* Samiri için uygulanan toplumdan dışlama ve tecrit edilme cezasının ifadesi.

99- Ve biz, geçmişin bir kısmının haberlerinden işte böyle sana anlatıyoruz. Ve biz kendi katımızdan kesinlikle sana bir hatırlatma verdik.

100- Kim ondan kayıtsız kalırsa artık şüphesiz ki o, kalkışın günü bir günah yükü taşıyacaktır.

101- Onlar onda (günah yükünün altında) sürekli kalıcılardır. Ve kalkışın günü (taşıyacakları ağır yük) onlar için taşıyış bakımından ne kötüdür.

102- O gün o boruya üflenecek ve biz o suç işleyenleri o gün gözleri göğermiş olarak sürüp toplayacağız.

103- Onlar kendilerinin arasında alçak sesle: "Siz (kabirlerde) on (gün) den başka kalmadınız" diye konuşacaklar.

104- Onların yolca en örnek olanlarının: "Bir günden başka kalmadınız" diyeceği zaman, onların ne diyeceğini biz daha iyi bileniz

105- 106- Ve onlar sana o dağlardan (bilgi) talep ediyorlar, öyleyse sen de ki: "Benim Efendim onları bir savurmayla savuracak, böylece O onları bir düzlük olarak bırakacak."

107- Sen onlarda bir eğrilik ve bir tümsek dahi göremeyeceksin.

108- O gün onlar o çağrıcıyı izlerleyecekler, ona karşı hiçbir eğrilik yapamayacaklar. Ve o sesler şefkati kapsamlıya karşı kısılmıştır. Artık sen bir fısıltıdan başka da (ses) işitemeyeceksin.

109- O gün şefkati kapsamlının kendisine onay verdiği ve söz bakımından kendisinden hoşnut olduğu kimseden başkasına o eşlikçilik fayda vermeyecek.

110- O, onların önlerinde ne varsa ve artlarında ne varsa bilir. Ve onlar O'nu bilgice kuşatamazlar.

111- Ve o yüzler  yaşayan (her an) yönetimde olan (Allah) için eğilmiştir. Ve haksızlık yüklenmiş olan kimse, kesinlikle perişan olmuştur.

112- Ve kim kendisi bir inanan olarak o düzgün işlerden işlerse, artık hiçbir haksızlıktan ve hiçbir hak yenilmesinden kaygılanmayacak.

113- Ve işte böyle biz onu bir Arabi okuma olarak indirdik ve onda o tehditten (örnekleri) evire çevire açıkladık ki onlar korunalar veya o onlar için bir hatırlatma oluştura.

114- Demek ki o gerçek hükümdar Allah, yücedir. Ve sen o okunan (Kur'an) hakkkında onun vahyi sana yerine getirilmesi öncesinden sakın acele etme. Ve sen de ki: "Ey Efendim, beni bilgi bakımından artır."

115- Ve ant olsun ki  biz önceden Adem'le bağlılık sözü yapmıştık, ne var ki Adem unuttu ve biz onda bir kararlılık bulamadık.

116- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O, direnmişti.

117- 118- 119- Bunun üzerine biz: "Ey Adem, şüphesiz ki şu, sana ve senin eşine bir düşmandır. O ikinizi o bahçeden sakın çıkarmasın, yoksa sen mutsuz olursun. Şüphesiz ki senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ondadır. Ve şüphesiz ki sen onda susamayacaksın ve kuşluk(vaktindeki sıcak)tan etkilenmeyeceksin" demiştik.

120- Buna rağmen o şeytan onu işkillendirmiş ve: "Ey Adem, ben sana o sürekli kalıcılığın ağacını ve yıpranmayacak bir hükümdarlığa kılavuzluk edeyim mi?" demişti.

121- Böylece ikisi de ondan yemişlerdi de avret mahalleri ikisine belirgin hale gelmiş ve ikisi o bahçenin yaprağından üzerlerini kapatmaya başlamışlardı. Ve Adem  kendisinin Efendisine baş kaldırmış ve azmıştı.

122- Sonra kendisinin Efendisi onu derleyip toplamış, böylece ona lütufla dönmüş ve onu doğruya iletmişti.

123- 124- O: "İkiniz, bir kısmınız bir kısma bir düşman olarak topluca oradan inin. Şimdi eğer benden size bir doğruya ileten gelir de kim benim doğruya iletenimi izlerse, artık o sapmayacaktır ve mutsuz da olmayacaktır. Ve kim de benim hatırlamamdan ilgisiz kalırsa, artık şüphesiz ki bir sıkıntılı geçim onun içindir ve biz onu kalkışın günü kör olarak sürüp toplayacağız" demişti.

125- (Böylesi biri): "Ey Efendim, sen beni niçin kör olarak sürüp topladın, oysa ben (önceden) görücü idim?" dedi.

126- O: "Bu böyledir, bizim delillerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun. Ve bugün de sen işte böyle unutulacaksın" dedi.

127- Ve savurganlık yapmış olan ve kendisinin Efendisinin delillerine inanmayan kimseye, bizim karşılığımız işte böyledir. Ve o sonraki (yaşamın) azabı kesinlikle daha çetindir ve daha kalıcıdır.

128- Şimdi, onların öncesi o kuşaklardan nicesini bizim yok etmiş olmamız kendilerini doğruya iletmedi mi? Ki kendileri onların dinginleşme yerlerinde adımlıyorlar. Şüphesiz ki (yanlıştan) o vazgeçen akıl sahiplerine (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

129- Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime ve bir isimlenmiş süre olmasaydı, (azabın hemen gelmesi) kesinlikle bir zorunluluk olurdu.

130- O halde sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster ve o güneşin yükselmesinden önce ve onun batmasından önce, Efendini övgü ile tesbih et. Ve o gecenin bir kısım anlarında ve o gündüzün uçlarında da (Efendini) tesbih et ki sen hoşnut olasın.

131- Ve sen iki gözünü o şeye sakın sakın uzatma ki biz içlerinden bir kesimi o yakın yaşamda onda alımlılık olarak ayartmak için onunla yararlandırmışızdır. Ve senin Efendinin rızkı ise daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.

132- Ve sen mensuplarına o kulluk görevini buyur ve kendin de onun üzerinde direnç göster. Biz senden bir rızık talep etmiyoruz. Biz, sana rızık veriyoruz. Ve o son, o korunma bilinci (sahipleri) nindir.

133- Ve onlar: "O, bize kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil getirmeli değil miydi?" dediler. Onlara bir apaçık belge gelmedi mi ki o önceki sahifelerde de vardır?

134- Ve eğer biz onları onun (gelmesi) öncesinden bir azapla yok etmiş olsaydık, onlar kesinlikle: "Ey Efendimiz, sen bize bir elçi göndermeli değilmiydin ki aşağılıklığımızdan ve rezilliğimizden önce, biz senin delillerini izleseydik" diyeceklerdi.

135- Sen de ki: "Her biri bir bekleyendir, o halde siz de bekleyin. Artık siz yakında bileceksiniz o denk yolun arkadaşları kimmiş ve doğruya iletilen kimmiş."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder