20 Ocak 2025 Pazartesi

MÜ'MİNUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O inananlar kesinlikle başarıya erişmiştir.

2- Onlar öyle kimselerdir ki, kendi kulluk görevlerinde boyun bükenlerdir.

3- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendileri o amaçsız sözden ilgisiz kalanlardır.

4- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendileri o arınmayı yapanlardır.

5- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendilerinin ırzlarını koruyanlardır.

6- Kendi eşleri veya sağ ellerinin sahip olduğu şeyler hariç. Onlar bundan dolayı şüphesiz ki kınanmış değillerdir.

7- Bundan böyle kim bunun ötesinin peşine düşerse, artık onlar o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

8- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendi emanetlerini ve bağlılık sözlerini güdenlerdir.

9- Ve onlar öyle kimselerdir ki, kendi kulluk görevlerinin üzerini korumaktadırlar.

10- İşte onlar, o mirasçıların ta kendileridir.

11- Onlar öyle kimselerdir ki, o Firdevs cennetlerine mirasçı olacaklardır, kendileri onların içinde sürekli kalıcılardır.

12- Ve ant olsun ki biz o insanı bir çamurdan bir süzmeden yarattık.

13- Sonra biz onu bir sabit yerde bir döllenmiş hücre olarak oluşturduk.

14- Sonra biz o döllenmiş hücreyi bir (rahme) asılı embriyo olarak yarattık, ardından  o (rahme) asılan embriyoyu bir parça et olarak yarattık, ardından o parça eti kemikler olarak yarattık, ardından o kemiklere bir et giydirdik. Sonra biz onu sonraki bir yaratışla geliştirdik. Demek ki o yaratıcıların en iyisi Allah, bereketi sonsuzdur.

15- Sonra, şüphesiz ki siz bunun ardından kesinlikle ölülersiniz.

16- Sonra, şüphesiz ki siz o kalkışın günü (yeniden) harekete geçirileceklersiniz.

17- Ve ant olsun ki biz, sizin üstünüzde yedi katmanlı yol yarattık. Ve biz o yaratmadan duyarsız kalanlar da değildik.

18- Ve biz, o gökten bir ölçüyle bir su indirdik de onu o yerde dinginleştirdik. Ve şüphesiz ki biz onu gidermenin üzerine de kesinlikle güç yetiricileriz.

19- Böylece biz onunla hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeleri sizin için geliştirdik. Onların içindeki birçok (değişik) meyveler de sizin içindir ve siz onlardan da yiyorsunuz.

20- Ve (yine onunla) Tur-i Sina dan bir ağaç çıkıyor ki o, yiyenler için o yağı ve bir katığı bitirmektedir.

21- 22- Ve şüphesiz ki o gönenç sağlayan hayvanlarda kesinlikle bir ders, sizin içindir. Biz sizi onların karınlarındaki şeyden suvarıyoruz. Ve onlarda (daha başka) bir çok faydalar, sizin içindir. Ve siz onlardan bir kısmını da yiyorsunuz. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik de o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz hiç korunmaz mısınız?" dedi.

24- 25- Bunun üzerine kendi topluluğundan gerçeği örtmüş olan o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir, sizin üzerinize üstünlük kurmak istiyor. Ve eğer Allah dileseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Biz bunu o ilk atalarımızda hiç işitmedik. O, cinnet hali kendisinde olan bir adamdan başkası değildir, öyleyse siz bir süreye kadar onun için bekleyin" dedi.

26- O: "Ey Efendim, beni yalanladıkları şey nedeniyle sen bana yardım et" dedi.

27- 28- 29- Bunun üzerine biz de ona: "Sen, bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle gemiyi emek vererek yap. Artık bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (yerden sular fışkırmaya başladığı) zaman sen onun içine, her bir çiftten ikişer ve o kimse dışındaki -onun üzerine o söylenen geçmiştir- kendi mensuplarını hemen sok. Ve sen haksızlık yapmış olan kimseler hakkında sakın bana söz söyleme. Şüphesiz ki onlar batırılmış (olacak)lardır. Artık sen ve senin beraberindeki kimseler geminin üzerine denkleştiğin zaman: 'O övgü Allah'adır, O ki bizi haksızlık yapanlar topluluğundan kurtarmıştır' de. Ve yine sen: 'Ey Efendim, sen beni bir bereket bolluk verilmiş inilecek yere indir, ve sen o indirenlerin en hayırlısısın' de"  diye vahyettik.

30- Şüphesiz ki deliller kesinlikle bundadır. Ve şüphesiz ki biz yoklayanlar idik.

31- Sonra biz onların ardından diğerlerini bir kuşak olarak geliştirdik.

32- Akabinde biz onlara da: "Siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz hiç korunmaz mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.

33- 34- 35- 36- 37- 38- Ve kendi topluluğundan gerçeği örtmüş ve o sonraki (yaşamın) karşılamasını yalanlamış olan ve bizim o yakın yaşamda kendilerini refahla şımarttığımız o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir. O, da sizin ondan yemekte olduğunuz şeylerden yiyor ve içmekte olduğunuz şeylerden de içiyor. Ve ant olsun ki eğer siz, kendi örneğiniz bir beşere itaat edecek olursanız, o takdirde süphesiz ki siz kesinlikle ziyan edenlersiniz. O, size 'şüphesiz ki siz öldüğünüz ve bir toprak ve kemikler olduğunuz zaman, şüphesiz ki siz (topraktan) çıkarılmışlar (olacak)sınız' diye söz mü veriyor? Sizin söz verilmekte olduğunuz şey uzak çok uzak. O (yaşam), bizim bu yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz (kimimiz) ölürüz ve (kimimiz) yaşarız ve biz (yeniden) harekete geçirilmişler de olmayacağız. O, Allah'a karşı bir yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir ve biz kendisine inananlar da hiç olmayacağız" dedi. 

39- (Elçi):"Ey Efendim, beni yalanladıkları şey nedeniyle sen bana yardım et" dedi.

40- O: "Biraz (daha yalanlama)dan (sonra) onlar kesinlikle ve kesinlikle pişmanlık duyanlardan olacaklar" dedi.

41- Derken o çığlık o gerçekle onları tutuverdi de biz onları bir süprüntü haline getirdik. Artık uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir.

42-  Sonra biz onların ardından diğerlerini kuşaklar olarak geliştirdik.

43- (Yok edilen) hiçbir toplum kendi süresini öne geçiremiyordu ve onlar (sürelerini) sonralayamıyordu.

44- Sonra biz elçilerimizi teker teker gönderdik. Her ne zaman bir topluma kendi elçileri gelse, onlar onu yalanladılar. Bunun üzerine biz de (süreç içinde) onların bazısını bazısına izlettirdik (yok ettik) ve biz onları (dillerde dolaşan) sözler haline getirdik. Artık uzaklık, inanmazlar topluluğu içindir.

45- 46- Sonra biz Musa'yı ve kardeşi Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve yücelenen bir topluluk oldular.

47- Onlar:"O ikisinin topluluğu bize kulluk ediciler iken biz kendi örneğimiz iki beşere inanır mıyız?" dediler.

48- Böylece onlar ikisini yalanladılar, bu yüzden o yok edilmişlerden oldular.

49- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ki onlar doğruya iletilsinler.

50- Ve biz Meryem'in oğlunu ve onun annesini (gözle görülen) bir delil yaptık ve ikisini sabitlik (oturmaya elverişli) ve su gözesi sahibi bir tepeye sığındırdık.

51- 52- (Gönderdiğimiz bütün elçilere): "Ey o elçiler, siz o temizlerden yiyin ve düzgün iş işleyin. Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi biliciyim. Ve şüphesiz ki sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur ve ben de sizin Efendinizim, o halde siz bana karşı korunun" (diye vahyettik).

53- Buna rağmen onlar(a inananlar zamanla) işlerini kendilerinin arasında yazılı metinler halinde paramparça ettiler. Her bir grup kendilerinin yanında olan şey nedeniyle sevinenlerdir.

54- Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi dalgınlıkları içinde bırak.

55- 56- Onlar, bizim onunla ancak ve ancak kendilerini uzatmakta olduğumuz maldan ve oğullardan dolayı, kendileri için o hayırlara koştuğumuzu mu hesap ediyorlar? Hayır onlar farkına varamazlar.

57- Şüphesiz o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisinin çekincesinden titreyicilerdir. 

58- Ve o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisinin delillerine inanırlar. 

59- Ve o kimseler onlardır ki, kendilerinin Efendisine ortak koşmazlar. 

60- Ve o kimseler, kendilerinin Efendisine dönücüler oldukları(na inandıkları) için verdikleri şeyi kalpleri korkuyla titreyen olarak verirler. 

61- İşte onlar, o hayırlarda koşuşmaktadırlar. Ve onlar, bunlar için öne geçenlerdir.

62- Ve biz bir benliği kendi (maddi ve bedeni) kapasitesinin dışında sorumlu tutmayız. Ve o gerçeği konuşacak bir kitap bizim yanımızdadır ve onlar haksızlığa da uğratılmayacaklardır.

63- Hayır, onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir. Ve bunun berisinden de işler onlar içindir ki, kendileri bunları işleyenlerdir.

64- Nihayet biz, onların refahla şımarmışlarını o azapla tuttuğumuz zaman, birden onlar feryat ederek yalvaracaklardır.

65- 66- 67- (Allah onlara): "Siz, bugün sakın feryat ederek yalvarmayın, şüphesiz ki siz, bizden yardım göremeyeceksiniz. Benim delillerim size peşi sıra okunuyordu da siz ona (delillerimin okunduğu kitaba) karşı gece konuşmalarında büyüklük taslayanlar olarak, ilişiği keserek ökçeleriniz üzerinde geri çekiliyor idiniz." (diyecektir).

68- Peki onlar, o söyleneni derinlemesine düşünmediler mi? Yoksa onlara o şey mi geldi ki o ilk atalarına gelmemiştir?

69- Yoksa onlar kendilerinin elçisini tanımadılar da, bu yüzden mi onlar onu yadırgayıcılardır?

70- Yoksa onlar: "Bir cinnet hali kendisindedir" mi diyorlar? Hayır onların tamamı gerçeği çirkin görenler oldukları halde o, onlara gerçeği getirmiştir.

71- Ve eğer o gerçek onların keyfi eğilimlerini izleseydi, o gökler ve o yer ve onların içinde olan kimseler kesinlikle bozulurdu. Hayır, biz onlara hatırlamaları gerekenleri getirdik, oysa onlar hatırlamaları gerekenlerden ilgisiz kalıcılardır.

72- Yoksa sen onlardan bir vergi mi talep ediyorsun? Oysa ki senin Efendinin vergisi daha hayırlıdır. Ve O, o rızık vericilerin en hayırlısıdır.

73- Ve şüphesiz ki sen onları kesinlikle doğruluğunu koruyan yola çağırıyorsun.

74- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler ise, o yoldan kesinlikle savrulanlardır.

75- Ve eğer biz onlara sürekli şefkat etsek ve onlardaki zarardan olan şeyi kaldırsak, yine de kendi taşkınlıkları içinde bocalar halde inatla devam edeceklerdi.

76- Ve ant olsun ki biz onları o azapla tuttuk da kendilerinin Efendisine karşı yine de pes etmediler ve yalvarıp yakarmadılar.

77- Nihayet biz onların üzerine bir çetin azap sahibi bir kapı açtığımız zaman, birde bakmışsın onlar, onun içinde umut yitirenlerdir.

78- Ve O ki, sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri geliştirdi. Siz, pek az olsun şükretmiyorsunuz.

79- Ve O ki, sizi o yerde yaydı ve siz yalnızca O'na sürülüp toplanılacaksınız.

80- Ve O ki, yaşatır ve öldürür. Ve o gece ve o gündüzün birbiri ardında gelişi de O'na aittir. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

81- Hayır, onlar da o ilklerin dediği şeyin örneğini dediler.

82- 83- Onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişler (olacağ)iz? Ant olsun ki biz ve önceden bizim atalarımız da bununla söz verildik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dediler.

84- Sen de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin), o yer ve ondaki kimseler kimindir?"

85- Onlar: "Allah'ındır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz hiç hatırlamaz mısınız?"

86- Sen de ki: "O yedi göğün Efendisi ve o çok büyük tahtın Efendisi kimdir?"

87- Onlar: "Allah'tır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

88- Sen de ki: "Eğer siz biliyorsanız (söyleyin), her şeyin hükümranlığı kendisinin elinde olan ve O himaye eder ve kendisinin üzerine himaye gerekmez kimdir?"

89- Onlar: "Allah'tır" diyeceklerdir. Sen de ki: "Böyle iken siz nasıl sihirleniyorsunuz?"

90- Hayır, biz onlara o gerçeği getirdik. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

91- Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. Ve O'nun beraberinde hiçbir tanrı da yoktur. Öyle olsaydı, her bir tanrı yarattığı şeyi (güçlü olmak için) götürür ve onların bir kısmı bir kısmının üzerine kesinlikle yücelirdi. Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

92- (O), o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

93- 94- Sen de ki: "Ey Efendim, eğer sen onların söz verilmekte oldukları şeyi mutlaka bana göstereceksen, ey Efendim bu durumda sen beni o haksızlık yapanlar topluluğunun içinde sakın bulundurma."

95- Ve şüphesiz ki biz, onlara söz vermekte olduğumuz şeyi sana göstermeye kesinlikle güç yetiricileriz.

96- Sen o kötülüğü o şeyle sav ki o en iyisidir. Biz onların nitelemekte oldukları şeyleri daha iyi bileniz.

97- 98- Ve sen de ki: "Ey Efendim, o şeytanların çekiştirmelerinden ben sana sığınırım. Ve onların bana hazır bulunmalarından da ben sana sığınırım ey Efendim."

99- 100- Nihayet onlardan birine o ölüm geldiği zaman: "Ey Efendim siz beni geri döndürün ki ben bıraktığım şey de bir düzgün iş işleyeyim" der. Hayır, şüphesiz ki o (söz) bir  kelimedir ki o, onu (boşuna) söylemiştir. Ve (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar bir engel, onların ötesindendir.

101- Artık o boruya üflendiği zaman, artık o gün onların arasında hiçbir soy bağı olmayacaktır ve birbirleriyle de (bilgi) talep edemeyeceklerdir.

102- Artık kim ki kendisinin tartılanları ağır gelirse, artık onlar o başarıya erişenlerin ta kendileridir.

103- Ve kim ki kendisinin tartılanları hafif gelirse, artık onlar o kimselerdir ki kendi benliklerini cehennemde sürekli kalıcılar olarak ziyana sokmuşlardır.

104- O ateş onların yüzlerini yalayacaktır ve onlar onun içinde (pişmiş kelle gibi) sırıtanlardır.

105- (Allah): "Benim delillerim size peşi sıra okunuyordu da, siz onları yalanlamakta olanlar değil miydiniz?" (demiştir).

106- 107- Onlar: "Ey Efendimiz, bizim haydutluğumuz bizim üzerimize galip gelmişti ve biz sapkın bir topluluk olmuştuk. Ey Efendimiz, sen bizi bundan çıkar, yok eğer biz tekrar geri dönersek, artık şüphesiz ki biz haksızlık yapanlarız" demişlerdir.

108- 109- 110- 111- O: "Siz, sinin onun içinde ve sakın benimle iletişim kurmayın. Gerçek şu ki, benim kullarımdan bir bölük 'Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi bağışla ve bize sürekli şefkat et ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın' derlerdi de, siz onları bir küçümseme konusu edinmiştiniz. Nihayet onlar beni hatırlamayı size unutturdular. Siz de onlardan (bahsederken) gülenler idiniz. Şüphesiz ki ben onlara bugün direnç göstermeleri nedeniyle karşılık verdim. Şüphesiz ki onlar o başaranların ta kendileridir" demiştir.

112- O: "Siz o yerde (kabirlerde) seneler sayısınca nice kaldınız?" demiştir.

113- Onlar: "Biz, bir gün veya günün bir kısmı kaldık, artık sen o sayıcılara (bilgi) talep et" demişlerdir.

114- 115-O: "Eğer siz gerçekten bilenlerden olsaydınız, pek az süreden başka kalmadınız. Bizim sizi ancak ve ancak bir eğlencelik olarak yaratmış olduğumuzu ve sizin bize gerçekten döndürülmeyecek olduğunuzu hesap mı ettiniz?" demiştir.

116- Öyleyse gerçek hükümdar Allah, yücedir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, çok değerli tahtın da Efendisidir.

117- Ve kim Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı da çağırırsa -ki kendisinin onun hakkında doğru sonuca götüren hiçbir delil yoktur- artık onun hesabı ancak ve ancak kendisinin Efendisinin yanındadır. Gerçek şu ki, o gerçeği örtenler başarıya eriştirilmez.

118- Ve sen de ki: "Ey Efendim, sen bağışla ve sürekli şefkat ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder