11 Ocak 2019 Cuma

AL-İ İMRAN SURESİ MEALİ (1-200. Ayetler)

1- Elif, lam, mim.

2- Allah, ondan başka (yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah yoktur. O (Müşriklerin kulluk ettikleri putlar gibi cansız değil) diridir, ve yarattıkları üzerinde her an gözetimdedir.

3-Allah, kendisinden öncekileri tasdikleyen kitabı sana hak olarak indirdi. Tevrat ve İncili de o indirdi.

4- (Sana indirilenden) Daha önce inen bu kitaplar tıpkı sana indirilen gibi insanlar için bir klavuzdur. Hakkın batıldan ayırt edilmesini sağlayan bu kitapları indirdi. Hiç şüphesiz ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azap vardır. Allah güçlüdür, kötülüğü cezalandırandır.

5- Hiç şüphesiz ki ne yerde ne de gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.

6- Rahimlerde, size dilediği gibi suret veren O'dur. Ondan başka (yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah yoktur. Allah şüphesiz ki güçlüdür, hükmünde isabet edendir.

7- Sana kitabı indiren O'dur. Onda muhkem ayetler vardır ki kitabın anasıdır. (Sana indirilenden önceki Tevrat ve İncil gibi) diğerleri ise sana indirilen kitaba benzemektedir (tevhidi içerikler bakımından aynıdır). Kalplerinde eğrilik bulunanlara gelince, (sana indirilene de tabi olmak yerine) fitne aramak ve (istedikleri gibi) yorumlamak için, sana indirilene benzeyen (sadece Tevrat ve İncil)e tabi olurlar (sana indirilene de tabi olmaları gerektiği halde ona tabi olmazlar). Oysa onun yorumunu Allah ve ilimde derinleşenler bilir. Onlar derler ki: Biz ona inandık hepsi (Tevrat, İncil Kur'an) Rabbimizin katındandır. Ancak temiz akıl sahipleri bu şekilde düşünür.

8- (İlimde derinleşenler şöyle derler) Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla, hiç şüphesiz ki sen bağışı bol olansın.

9- Rabbimiz, geleceğinde şüphe olmayan günde insanları (dünyada yaptıklarının karşılıklarını vermek üzere) toplayacak olan hiç şüphesiz sensin. Hiç şüphesiz ki Allah verdiği sözden dönmez.

10- İnkar edenlere gelince, onların sahip oldukları malları ve insan güçleri, onları hesap gününde Allah'tan gelecek olan azaba karşı koruyamayacaktır. Ve onlar ateşin yakıtı olacaklardır.

11- (Bu inkar edenlerin izledikleri yol) Firavun'a tabi olanlar ve ondan önceki (helak edilen)lerin izledikleri yol gibidir. Onlar ayetlerimizi (kabul etmek yerine) yalan saydılar da, Allah onları işledikleri günahlar sebebi ile yakaladı. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

12- İnkar edenlere de ki: Yakında mağlup olacak ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kadar da kötü bir sürgün yeridir.

13- (Savaş için) Karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için ibret vardır. Bir topluluk Allah yolunda savaşan, diğer topluluk ise karşılarında olanları (kendilerinden kat kat az olmalarına rağmen) gözleri ile (kendilerinden sayı olarak) iki misli daha fazla olarak gören inkarcı topluluktu. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Basiretli olanlar için bunda bir ibret vardır.

14- (Erkekler için) Kadınlara (kadınlar için erkeklere), oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, (sahiplerine gurur vesilesi olan) nişan takılmış atlara, (et, süt,yün, taşıma gibi faydaları olan) hayvanlara, ürün devşirilen arazilere karşı olan düşkünlük insanlara çekici hale getirildi. Bunlar dünya hayatının geçici faydalarıdır. Oysa dönülecek güzellik Allah katındadır.

15- De ki: Size bunlardan daha hayırlı olanı haber vereyim mi?. (Allah'ın yasaklarından) Sakınanlar için Rableri katında, orada ölüm görmemek üzere kalacakları altından ırmaklar akan bahçeler, tertemiz eşler ve Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını(n işlediklerini) görendir.

16- 17- Bu nimetlere sahip olacak olanlar, "Ey Rabbimiz inandık, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru" diyenler, başlarına gelen sıkıntılara karşı dayanan ve mücadele edenler, dosdoğru olanlar, itaatten ayrılmayanlar, mallarını hayır yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma isteyenlerdir.

18- Allah, kendisinden başka(yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah olmadığına şahitlik etmektedir. Melekler ve ilim sahipleri de adaleti ayakta tutarak, kendisine galebe çalınamayan ve hükmünde isabetli olan (Allah) dan başka(yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah olmadığına şahitlik etmektedir.

19- Allah'ın katında (kabule şayan olan) din şüphesiz İslam'dır. Kitap verilen (Hristiyan ve Yahudi) ler kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hasetten başka bir nedenle ihtilafa düşmediler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.

20- Eğer seninle tartışmaya kalkacak olurlarsa onlara de ki: Ben bana tabi olanlarla birlikte kendimi Allah'a teslim ettim. Kitap verilen (Hristiyan ve Yahudi) lere ve müşriklere de ki: Siz de (Allah'a) teslim oldunuz mu?. Eğer (çağrını kabul edip) teslim olurlarsa doğru yola girmiş olurlar. Eğer (çağrını kabul etmeyip teslimiyetten) yüz çevirirlerse,  senin üzerine düşen sadece çağrı yapmaktır. Allah kullarını(n işlediklerini) görendir.

21- Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere nebileri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere, acı veren bir azabı müjdele.

22- İşte bunların işledikleri (iyi ameller) dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onları (azaptan) kurtaracak olan bir yardımcıları da olmaz.

23- Kendilerine, (yaşamlarını tanzim etmeleri için) kitap'tan pay verilen (Yahudi) leri görmedin mi?. Aralarında hüküm vermesi için Allah'ın kitabına (Tevrat'a) çağrılıyor, sonra onlardan bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.

24- Böyle davranmalarının sebebi "Ateş bize sayılı günlerden başka dokunmayacaktır" demelerinden (böyle bir inanca sahip olmalarından) ötürüdür. Dinlerinde  uydurdukları bu yalanlar onları aldatmaktadır.

25- Geleceğinde şüphe olmayan, onları (dünyada yaptıklarının hesabını sormak üzere) topladığımız ve her kişiye kazandığını karşılığı haksızlık yapılmadan tam olarak ödendiği günde halleri ne olacak?.

26- De ki: Güç, servet ve saltanatın sahibi olan Allah'ım, gücü, servet ve saltanatı dilediğine verir, dilediğinden çekip alırsın, dileğini yüceltir, dilediğini zelil kılarsın, iyilik senin elindedir. Sen her şeye güç yetirensin. 

27- Geceyi gündüze katarsın, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğini de hesapsız rızıklandırırsın.

28- İnananlar, inananları (koruyucu ve destekçi) bırakarak, inkarcıları koruyucu ve destekçi edinmesin. Kim böyle bir yol izlerse, Allah'tan gelen doğru bir delil üzerinde değildir. Ancak onlara karşı güç yetirememe gibi bir durumda olursanız sakınmanız hariçtir. Allah sizi kendisinden korkutur. Dönüş Allah'adır.

29- De ki: İçinizde olanı gizleseniz de açığa çıkarsanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeye güç yetirendir.

30- O gün her kişi hayır olarak ne işlemiş ise onu hazır vaziyette yanında bulur. Kötülük olarak ne işlemiş ise, kötülüğü ile kendisi arasında uzak bir mesafe olsun ister. Allah sizi kendisinden korkutur. Allah kullarına karşı çok şefkatlidir.

31- De ki: Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah'ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

32- De ki: Allah'a ve resule itaat edin. Eğer (itaatten) yüz çevirirlerse Allah inkarcıları sevmez. 


33- Muhakkak ki Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, ve İmran ailesini, insanlar üzerine seçkin kıldı.

34- Bunlar birbirinden türemiş olan bir nesildir. Allah işiten ve bilendir.

35- Bir zaman İmran'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim karnımda olanı, dünya meşguliyetlerinden uzak bir hayat sürmesi için sana adadım, onu benden kabul buyur. Muhakkak ki sen işiten ve bilensin."

36- Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilir ve (istemiş olduğu) erkek, (onun doğurduğu) kız gibi olmazken dedi ki: "Rabbim onu kız olarak doğurdum, ben ona Meryem adını koydum. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan sana sığındırırım."

37- (Annesinin bu isteği üzerine) Rabbi onu güzel bir şekilde kabul etti, ve onu Zekeriyya'nın himayesine vererek en  güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriyya, Meryem'in kaldığı odaya her girişinde, onun yanında bir rızık bulur ve, "Ey Meryem bu sana nereden geliyor?" diye sorar, Meryem bu soruya ise, " Bu Allah katındandır, muhakkak ki Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" diye cevap verirdi.

38- (Bu cevabı alan) Zekeriyya orada Rabbine dua ederek, "Rabbim bana katından temiz bir soy bağışla, muhakkak ki sen duaları işitensin" dedi. 

39- Odasında ayakta salat (namaz) halinde iken melekler ona şöyle seslendi: "Muhakkak Allah sana kendisinden bir kelime olan (İsa) yı doğrulayan, toplumuna liderlik yapacak, iffetine düşkün bir  nebi ve salihlerden olacak olan Yahya'yı müjdelemektedir. 

40- (Bu haberi alan Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim, ben ihtiyarlamış karım ise çocuk doğuramayan birisi olduğu halde benim oğlum nasıl olacak?. (Allah) dedi ki: "Bu böyledir Allah dilediğini yapar"

41- (Zekeriyya) "Rabbim(oğlum olacağına dair) bana bir delil göster" dedi. (Allah) "(oğlun olacağına dair) delilin, insanlarla işaretleşmektan başka iletişim kurmak hariç, üç gün konuşamamandır. Rabbini her an hatırlamaktan geri durma. Akşam sabah her daim onun çizdiği yolun haricine çıkma" dedi. 

42- 43- Bir zaman melekler şöyle demişti: "Ey Meryem, muhakkak Allah seni seçti ve (her türlü iftiradan) tertemiz kıldı ve bütün kadınların üzerinde bir mevki verdi. Ey Meryem, Rabbine karşı itatten ayrılma,kendini (onun huzurunda) alçalt, (onun huzurunda) kendisini alçaltanlarla birlikte itaatini göster."

44- Bu, sana vahyettiğimiz gaybe dair haberlerdendir. (Himayeye talip olanların) Hangisi Meryem'i himayesi altına alacak diye kura çekerlerken sen onların yanlarında değildin. Onlar aralarında bu konuda tartıştıkları zaman da sen onların yanlarında değildin.

45- 46- Bir zaman melekler şöyle demişti:"Ey Meryem, muhakkak ki Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Onun ismi Meryem oğlu İsa Mesih'tir.O dünyada ve ahirette itibarlı ve Allah'a yakın kılınanlardandır. O insanlarla çocuk iken de yetişkin iken de (doğruları) konuşacak, ve o salihlerdendir.

47- (Meryem), "Rabbim bana bir beşer dokunmadığı halde benim çocuğum nasıl olacak?" dedi. (Allah), " Bu böyledir, Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmettiği zaman ona "ol" der, o da oluverir." dedi. 

48- Ona Kitab'ı, doğruyu yanlıştan ayırmayı, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.

49- İsrailoğullarına resul olacak (ve onlara şunları söyleyecek): Şüphesiz ki ben size Rabbinizden (resul olduğumun delili olan) bir ayet ile geldim. Size çamurdan bir kuş şekli yapar, ona üflediğimde Allah'ın izni ile canlı bir kuş olur. Yine Allah'ın izni ile gözleri doğuştan kör olanı ve abraşı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Evlerinizde yediklerinizi ve ileride yemek için sakladıklarınızı size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz bunda (benim resul olduğuma dair) deliller vardır.

50- Benden önceki Tevrat'ı onaylayıcı olarak, size (önceden) haram kılınmış olanların bir kısmını helal kılmak için Rabbinizden bir ayet ile geldim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

51- Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Artık (sadece) ona kulluk edin, işte doğru yol budur.

52- 53- İsa, İsrailoğullarındaki inkarcılığı sezince, "Allah yolunda bana kim yardımcı olacak?dedi. (Bunun üzerine) Havariler dedi ki: "Biz Allah yolunda (sana) yardımcılarız, Allah'a inandık, şahit ol ki biz ona teslim olanlardanız. Rabbimiz indirdiğine inandık ve resule tabi olduk, bizi bu gerçekleri kabul edenlerle birlikte olmayı yaz."

54- Fakat (İsrailoğulları İsa ve Havarilerini) yollarından döndürmeye çalıştılar. Allah onların bu yaptıklarının karşılıklarını verdi. Allah doğru yoldan döndürmeye çalışanların karşılığını verenlerin en güçlüsüdür.

55- 56- 57- O vakit Allah dedi ki:"Ey İsa, seni (onlar değil) ben öldüreceğim. Seni bana yükseltecek, seni inkarcılardan (kurtararak) temize çıkaracağım. Sana uyanları ise kıyamete kadar inkar edenlerin üzerinde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda ben hükmedeceğim.O İnkar edenler var ya, onları dünyada ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım, onların yardımcıları da olmayacaktır. İnanan ve bozuculuğa mani olmaya yönelik ameller işleyenler var ya, onların karşılıkları tastamam ödenecektir. Allah yanlış yapanları sevmez."

58- İşte bu sana okuduğumuz (Zekeriyya, Meryem, İsa ile ilgili kıssalar) ayetlerden ve doğruyu yanlıştan ayırma klavuzu olan hatırlatıcı kitap (Kur'an) dandır.


59- Şüphesiz ki Allah'ın katında İsa'nın örneği, Adem'in örneği gibidir. Allah onu topraktan yarattı, aynı zamanda ona "ol" dedi, o da  oluverdi.

60- (İsa hakkında sana verilen bu haber) Rabbinden gelen gerçek bir bilgidir. O halde sakın bu konuda şüpheye düşme.

61- Sana bu konuda doğru bilgi geldikten sonra hala seninle tartışarak karşı delil getirmeye çalışanlara de ki: Gelin biz ve siz oğullarımızı, kadınlarımızı, kendimiz de dahil olmak üzere bir araya getirelim, sonra açık gönüllülükle dua ederek, Allah'ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.

62- İşte bu anlatılanlar doğru ve gerçek bilgilerdir. Allah'tan başka (yarattıkları üzerinde yetki ve tasarruf sahibi olan) ilah yoktur. Ve hiç şüphesiz Allah, kendisine galebe çalınamayan ve hükmünde isabetli olandır.

63- Buna rağmen yine yüz çevirecek olurlarsa, Allah bozuculuk yapanları bilir.

64- De ki: Ey kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri, gelin sizin ve bizim aramızda ortak inanç esasları olan, Allah'tan başkasına kulluk etmemek, ona hiç bir şeyi ortak koşmamak, Allah'ın aşağısında olan bazılarımızı bazılarımızın rab olarak görmemekte bir araya gelelim. Eğer onlar bu inanç esaslarından yüz çevirecek olurlarsa, siz "Şahit olun biz bu inanç esaslarına teslim olanlardanız" deyin.

65-  Ey kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri, İbrahim hakkında (o Yahudi veya Hristiyan'dı diyerek) niçin tartışıyorsunuz?. Tevrat ve İncil ondan sonra indirildi, aklınızı kullanmıyor musunuz?.

66- Hadi siz hakkında bilgi sahibi olduğunuz bir konuda tartışıyorsunuz, ama niçin hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir konuda tartışırsınız?. (Tartıştığınız konu hakkındaki doğruyu) Allah biliyor ama siz bilmiyorsunuz.

67- İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan idi. O ancak sadece Allah'ı ilah ve rab edinen ve ona teslim olan biri idi, ona ortak koşanlardan değildi.

68- Şüphesiz İbrahim'i sahiplenmeye layık ve ona yakın olan insanlar, ona uyanlar, bu nebi ve (ona) inananlardır. Allah inananların yakınıdır.

69- Kitabın bir araya getirdiklerinin bir kısmı sizi inancınızdan saptırmayı arzu etmektedir. Oysa onlar kendilerinden başkalarını saptırmadıklarının farkında bile değillerdir.

70- Ey kitabın bir araya getirdikleri, (inandığınız kitaplarda verilen habere) şahit olduğunuz halde, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?.

71-  Ey kitabın bir araya getirdikleri, (inandığınız kitaplarda verilen haberi) bildiğiniz halde, niçin doğru ve gerçek haberleri sahteleri ile örtüyor, doğru ve gerçekleri gizliyorsunuz?.

72- 73- Kitabın bir araya getirdiklerinin bir kısmı şöyle dedi: "İnananlara indirilene gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise (tekrar) inkar edin. Belki böylelikle onlar da (inançlarından) dönerler. Bir de sizin dininize tabi olandan başkasına da inanmayın". De ki: Şüphesiz ki doğru yol, Allah'ın gösterdiği yoldur. Size verilenin bir benzerinin başka birine de verilmiş olmasından dolayı mı veya Rabbinizin katında size karşı üstün gelecekler diye mi böyle söylüyorsunuz?. De ki: (Risalet konusunda) Lütuf Allah'ın yetkisi ve elindedir, onu dilediğine verir.
Allah kuşatan ve bilendir. (*)

(*)Bu ayetin çevirilerine bakıldığında farklı çevirilerin olduğu görülecektir. Biz tercihimizi 74. ayet ile bir bağ kurarak çevirenler doğrultusunda kullandık.

74- (Risalet görevi vermek için) Dilediği kimseye ayrıcalık tanır. Büyük lütuf sahibi olan Allah'tır.  

75- Kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri (Hristiyan ve Yahudiler)den öylesi vardır ki, kendisine kantar ağırlığınca mal emanet etmiş olsan dahi, onu sana geri verir. (Yine onlardan) Öylesi vardır ki, bir dinar (gibi küçük bir meblağ) dahi emanet etmiş olsan, (onu geri alabilmek için) tepesine dikilmediğin müddetçe ona sana geri vermez. Böyle yapmaları onların "Bizden olmayanlara karşı dürüst olmak mecburiyetimiz yoktur" demelerinden (böyle bir inanca sahip olmalarından) ötürüdür. Onlar (bu inançlarının doğru olmadığını) bildikleri halde Allah'a karşı yalan söylemektedirler.

76- Hayır (gerçek asla onların dediği gibi değil) kim kendisine verilen emanete (*) ihanet etmekten sakınırsa, şüphesiz Allah sakınanları sever.

(*) Ayet içinde geçen "bi ahdihi" kelimesine, 75. ayet ile uygunluk arz etmesi açısından emanet anlamı verilmiştir.

77- Allah'a verdikleri sözü, ve yeminlerini maddi çıkar karşılığı satanlar var ya, işte onlar için ölümden sonraki günde (cennetten) bir pay yoktur. Kıyamet gününde Allah onlara iyi ve güzel sözler söylemeyecek, onlara değer vermeyecek, onları temize çıkarmayacaktır. Acı veren azap onlar içindir.

78- Yine onlardan bir gurup vardır ki, (söyledikleri) kitaptan olmadığı halde, siz onun kitaptan olduğunu zannedesiniz diye, kitabı kendi dünyevi çıkarlarına uygun biçimde konuşturmaya çalışmakta, "Bu söylediğimiz Allah katındandır" (Bu Allah'ın muradıdır, Allah böyle söylüyor) diyerek, bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler. 

79- Allah'ın, kendisine kitap, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti ve nübüvvet verdiği bir beşerin, tüm bunlardan sonra kalkıp insanlara, " Allah'ın astından bir kişi olan bana kul olun" çağrısı yapması olacak bir şey değildir. (Kendisine kitap, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti ve nübüvvet verilmiş olan bir beşer insanlara) Ancak, "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitabın doğrultusunda Rabbe kul olun" çağrısı yapar.  

80- (Kendisine kitap, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti ve nübüvvet verilmiş olan o beşer) Size, melekleri ve nebileri de rabler olarak edinmenizi emretmez. (O beşer), siz Allah'a teslim olduktan sonra size onu inkar etmeyi hiç emreder mi?.

81- Bir zamanlar Allah nebilerden, "Size kitap ve doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti verdikten sonra, sizin beraberinizde olan (kitab)ı onaylayan bir resul geldiğinde, mutlaka ona inanacak ve mutlaka ona yardım edeceksiniz" diye söz almış (ve söz aldığı nebilere) "Size yüklediğim bu ağır görev yükünü aldınız ve bu görevi yerine getirmeye söz verdiniz mi?"  demiş, (o nebilerde) " Söz verdik" demişlerdi. (Nebilerin bu sözü üzerine Allah) " Şahit olun, sizinle birlikte ben de şahitlerdenimdedi.

82- Artık kim bu sözü verdikten sonra yüz çevirirse, işte onlar sözünden dönenlerin ta kendileridir.

83- Yoksa onlar, Allah'ın dininden başkasına mı tabi olmak istiyorlar?. Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteseler de istemeseler de hepsi ona teslim olmuştur, ve ona döndürüleceklerdir.

84- De ki: Biz Allah'a, bize indirilene ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya İsa'ya ve nebilere Rablerinden verilmiş olan (kitab)a inandık. Onlardan hiç birinin arasını ayırmayız (hepsine iman ederiz), ve biz ona teslim olanlardanız.

85-  Kim ki din olarak İslam'dan başkasına tabi olmak isterse bilsin ki, bu din ondan asla kabul olunmayacak, ve o kişi ölümden sonraki günde zarar edenlerden olacaktır.

86- Allah, inandıktan sonra inkar eden bir toplumu nasıl doğru yola klavuzluk eder?. Onlar resulun hak olduğuna şahitlik etmişler, ve kendilerine apaçık deliller de gelmişti. Allah, yanlış yapan bir toplumu doğru yola klavuzluk etmez.

87- İşte onların yaptıklarının karşılığı, Allah'ın, meleklerin ve bütün (inanmış olan) insanların lanetinin onların üzerine olmasıdır.

88-  Orada (cehennemde) ölüm görmemek üzere kalırlar, azap onlardan hafifletilmez, ve onlar (ın ateşten çıkma istekleri) dikkate alınmaz.

89- Ancak bunun ardından (yaptığının yanlışlığını fark ederek) tevbe eden, bozuculuğa mani olmaya yönelik işler yapanlar, bundan (cehennem ehli olmaktan) müstesnadır. Allah şüphesiz bağışlayan ve merhamet edendir.

90- Şüphesiz ki, iman etmelerinin ardından inkar eden, üstelik inkarlarını artıranların, (ölüm anında yapacakları) tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar yolunu kaybetmişlerin ta kendileridir.

91- Şüphesiz ki inkarcı olanlar ve inkarcı olarak ölenler var ya, onlar yeryüzü dolusu altına sahip olsalar, (kendilerini azaptan kurtarmak için) onu feda etmiş olsalar dahi, bu  onların hiç birinden asla kabul edilmeyecektir. Acı veren azap onlar içindir, onların (azaptan kurtaracak) yardımcıları da yoktur.

92- (Sevmediğiniz şeylerden değil) Sevdiğiniz şeylerden hayır yolunda harcamadıkça, iyi ve erdemli bir kişi olamazsınız. Bu uğurda her ne harcarsanız Allah onu bilir.

93- Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Yakub) kendisine yasakladığı dışındaki bütün yiyecekler, İsrailoğullarına helal idi. De ki: Eğer iddianızda samimi iseniz Tevrat'ı getirip okuyun.

94- Kim artık (Tevrat'taki) gerçek ortaya çıktıktan sonra, hala Allah'a karşı yalan uydurmaya devam edecek olursa, işte onlar yanlış yapanların ta kendileridir.

95- De ki: Allah doğruyu söyledi, o halde Hanif ve Allah'a ortak koşmayan İbrahim'in tabi olduğu yaşam tarzına uyun.

96- Şüphesiz insanlar(ın Allah'a olan kulluklarını göstermeleri) için kurulan ilk ev, ilahi bereket kaynağı ve insanlar için klavuz olan Bekke'deki (Kabe) dir.

97- Onda apaçık deliller ve İbrahim'in Allah'ı birleyen yaşantısının izleri vardır. Kim kendisini ona (Kabe'ye) karşı bir aidiyet hissi beslerse, (şirke düşmekten) emin olur. Evi ziyaret etmek, o o imkanı bulabilen insanlar için, Allah'ın onlar üzerindeki hakkıdır. Kim (bu hakkı) inkar ederse bilsin ki, Allah'ın hiç kimseye ihtiyacı yoktur.

98- De ki: Ey kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri, Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz?. Yaptıklarınıza Allah şahittir.

99- De ki: Ey kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri, (doğruluğuna) şahit olduğunuz halde niçin iman edeni Allah yolundan, onda bir eğrilik aramaya çalışarak alıkoymaya çalışıyorsunuz?. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

100- Ey inananlar,  eğer ki kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdiklerinin bir kısmına itaat edecek olursanız, imanınızdan sonra sizi tekrar inkara döndürürler.

101- Nasıl inkar edersiniz ki, Allah'ın ayetleri size okunmakta, onun resulü de aranızdadır. Kim Allah'a sımsıkı yapışırsa doğru yola eriştirilmiştir.

102- Ey inananlar, Allah'tan sakınmanın gereğini hakkı ile yerine getirin. Sizler ancak Allah'a teslim olanlar olarak can verin.

103- Topluca Allah'ın ipine (Kur'an'a) sarılın, fırka fırka olup parçalanmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Siz birbirinize karşı düşman iken, sizin kalplerinizi birleştirdi de böylelikle kardeşler oldunuz. Siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan o kurtardı. Doğru yolda gitmeniz için, Allah size ayetlerini böyle açıklıyor.

104- Siz hayra çağıran, iyi güzel ve uygun olanı emreden, kötü çirkin ve uygun olmayandan sakındıran bir topluluk olun. Arzuladıklarına kavuşacak olan işte bu topluluktur.

105- Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ihtilafa düşerek fırkalara ayrılan (Yahudi ve Hristiyan)lar gibi olmayın. Böyleleri  için şiddetli bir azap vardır.

106- O günde yüzleri ağaran ve yüzleri kararan vardır. Yüzleri kararanlara, "İnandıktan sonra inkar mı ettiniz?. Öyleyse inkar etmenizden ötürü tadın azabı" (denir).

107- Yüzleri ağaranlar ise, ölüm görmemek üzere Allah'ın rahmeti(cenneti)ndedirler.

108- İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Allah (hak etmedikleri sürece) insanları azap ile cezalandırmak istemez.

109- Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah'ındır. Yapılan bütün işler (karar vermesi için) Allah'a döndürülür.

110- Siz, Allah'a inanmanız, iyi güzel ve uygun olanı emretmeniz, kötü çirkin ve uygun olmayandan sakındırmanızdan ötürü, insanlar arasından çıkarılmış bir topluluksunuz. Kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdikleri de (sizin gibi) inanmış olsalardı kendileri için hayırlı olurdu. Onların içlerinden bir kısmı inanmış olsa da çoğu verdiği sözden dönenlerdendir.

111- Onlar, size söz ile incitme dışında, asla başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşacak olsalar, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra (toparlanmaları için) yardım da göremezler.

112- Onlar, Allah'ın ve (iman eden) insanların himayesine sığındıkmadıkça, nerede bulunsalar esaret altına alınmaktan kurtulamazlar. Allah'ın gazabına layık bir düşerek perişan bir halde yaşamaya mahkum oldular. Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar, nebileri haklı bir gerekçeye dayanmadan öldürüyorlardı. Çünkü baş kaldırmışlar ve aşırı gidiyorlardı.

113- Kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdiklerinden olan (Yahudi ve Hristiyan) ların hepsi böyle değildir. Onlardan (hak yolunda) ayakta duran bir topluluk vardır ki, gecenin vakitlerinde secde ederek Allah'ın ayetlerini okurlar. 

114- Allah'a ve ölümden sonraki güne inanır, iyi güzel ve uygun olanı emreder, kötü çirkin ve uygun olmayandan sakındırır, iyilik ve güzellik yolunda yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.

115- İyilik ve güzellik adına her ne yaparsanız, bu yaptıklarınızın üzeri örtülmez (tastamam ödenir). Allah kendisinden sakınanları bilir.

116- İnkar edenlere gelince, onların sahip oldukları malları ve insan güçleri, onları hesap gününde Allah'tan gelecek olan azaba karşı koruyamayacaktır. Ve onlar ateşin ayrılmaz bir parçası olacaklar, orada ölüm görmemek üzere kalacaklardır.

117- Onların bu dünya hayatındaki yaptıkları hayır yolundaki harcamaların örneği, kavurucu soğuğa sahip bir rüzgar örneği gibidir. O rüzgar kendilerine karşı yanlış yapan bir topluluğun (bütün yıl boyunca emek verdiği) ekinine isabet ederek onu mahvetmiştir. Allah onlara karşı bir yanlış yapmadı, ancak onlar kendilerine karşı yanlış yapıyorlardı.

118- Ey inananlar, sizin aşağınızdan olan (Yahudi ve Hristiyan) ları, onların bilmemeleri gereken gizli işlerinizi öğrenebilecekleri  kadar içinize almayın. (Onlar bu bilgilere sahip oldukları takdirde) Size zarar vermekten, sıkıntıya düşürmekten asla geri durmazlar. Size karşı olan öfke ve düşmanlıkları ağızlarından dökülen sözlerinden bellidir. İçlerindeki gizledikleri öfke ve düşmanlıkları ise daha da büyüktür. Onların size karşı olan düşmanlıklarını böylece size açıklıyoruz ki  (onlara karşı gerekli tedbiri almanız için) aklınızı çalıştırasınız.

119- İşte siz öyle kimselersiniz ki (sizinle karşılaştıklarında size "İnandık" dedikleri için) siz onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmezler. Siz kitabın (Tevrat, İncil Kur'an) tümüne inanırsınız (fakat onlar sadece kendi kitaplarına inanırlar). Sizinle karşılaştıklarında size "İnandık" derler, birbirleri ile başbaşa kaldıklarında ise (öfkelerinden çılgına dönüp) parmaklarını ısırırlar. (Onlara) De ki: "Öfkenizden geberin, Allah şüphesiz sinelerde olanı bilir"

120- Eğer siz iyilikle karşılaşacak olursanız bu onları üzer. Eğer siz kötülükle karşılaşacak olursanız, onlar bundan ötürü sevinirler. Eğer siz onlara karşı mücadele azmini diri tutar ve sakınırsanız, onların hileleri size zarar vermez. Allah şüphesiz ki onların yaptıklarını (kayıt altına almak sureti ile) çepeçevre kuşatmıştır. 


121- Hani sen sabahın erken bir vaktinde, inananları savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah işiten ve bilendir.

122- Hani sizden iki grup, Allah kendilerinin koruyucu ve destekçisi olduğu halde (bunu göz ardı ederek) geri çekilmeye yeltenmişlerdi. Halbuki inananlar sadece Allah'a itimat etmelidirler.

123- And olsun ki güçsüz bir durumda iken size Bedir'de, Allah yardım etmişti. Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.

124- Sen o zaman inananlara, "İndirilmiş üç bin melekle Rabbinizin sizin gücünüzü çoğaltması yetmez mi?" diyordun.

125- Evet,  Eğer siz onlara karşı mücadele azmini diri tutar ve sakınır, onlarda sizin üzerinize aniden saldırırlarsa, Rabbiniz sizin gücünüzü, saldırı için donatılmış beş bin melekle çoğaltacaktır.

126- 127- Allah bu yardım vaadini, size bir müjde ve böylece kalpleriniz mutmain olsun, inkar edenlerin bir kısmının kökünü kazısın, perişan olarak gerisin geri dönsünler diye yapmıştır. Yardım, ancak kendisine galebe çalınamayan ve hükmünde isabet eden Allah'ın katındandır.

128- Allah'ın, onların tevbelerini kabul etmesi, veya onlara azap etmesinden dolayı, senin yapabileceğin herhangi bir şey yoktur. Çünkü onlar yanlış yapmışlardır. 

129- Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Şüphesiz ki Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

130- Ey inananlar kat kat artırılmış olan faizi yemeyin. Arzuladıklarınıza kavuşabilmeniz için Allah'tan sakının.

131- Sakının o ateşten ki o, inkarcılar için hazırlanmıştır.

132- Allah'a ve Resul'e itaat edin ki bağışlanasınız.

133- Rabbinizden olan bağışlanmaya, kendisini azaptan korumak isteyenler için hazırlanmış olan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın.

134- O sakınanlar ki, bollukta da, darlıkta da (mallarını) hayır yolunda harcarlar, öfkelerini bastırırlar, insanlar(ın kusurlarını yüzlerine vurmak) dan vaz geçerler. Allah iyilik yapanları sever.

135- O sakınanlar ki, yüz kızartıcı bir hata veya kendilerine karşı bir yanlış yaptıklarında Allah'ı hatırlarlar, işledikleri günahlardan ötürü, hemen ondan bağışlanma isterler. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir?. (O sakınanlar ki) İşledikleri günahlarında bile bile ısrar etmezler.

136- İşte onların yaptıklarının karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve ölümsüzlük görmemek üzere kalacakları altlarından nehirler akan bahçelerdir. Güzel işler yapanların mükafatları da ne  güzeldir.

137- Sizden önce (yaşamış olan bazı topluluklar hakkında helak gibi) değişmez yasalar geldi geçti. Yeryüzünde gezin de, yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu bir görün.

138- Bu (Kur'an, inkarcı) insanlar için (yalanlamalarının akıbetini hatırlatan) bir açıklama, kendisini azaptan korumak isteyenler için ise, öğüt ve klavuzdur.

139- Gevşemeyin, (Uhud yenilgisine) üzülmeyin, eğer inanmış iseniz, üstün(gelecek) olan sizsiniz.

140- 141- Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, o (sizi yenilgiye uğratan) kavim de, (Bedir'de) buna benzer bir yara almıştı. Bu (galibiyet ve yenilgi) gibi günleri, Allah'ın inananları bilmesi, içinizden şahitler edinmesi, Allah'ın inananları arındırması ve inkarcıları imha etmesi için, insanlar arasında sırayla dolaştırır dururuz.

142- Yoksa siz Allah, içinizden kendi yolunda çaba gösterenleri, dayanma ve mücadele gücü gösterenleri bilmeden, cennete girivereceğinizi mi zannediyorsunuz?.

143- Siz ölüm (riski) ile karşılaşmadan önce, onu arzuluyordunuz. Fakat o  fırsat size geldiği halde, göz göre göre siz onu teptiniz (savaş meydanından kaçtınız).

144- Muhammed sadece bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülür ise, siz (eski inancınıza) gerisin geri mi döneceksiniz?. Kim gerisin geri dönecek olursa bilsin ki, Allah'a asla bir zarar veremez. Allah (sebat ederek geri dönmeyen) şükredenlerin karşılığını (zayi etmeden) verecektir.

145- Allah'ın bilgisi olmadan hiç kimse için belirlenmiş süreden önce ölüm yoktur. Kim yaptığının kazancını dünyada isterse, biz ona ondan veririz. Kim yaptığının kazancını ahirette isterse, ona da ondan veririz. (Sebat ederek geri dönmeyen) Şükredenlerin karşılığını (zayi etmeden) vereceğiz.

146- Nice nebi, rabbe kul olmuş bir çok kimse ile birlikte (düşmanlarına karşı) savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenden ötürü onlar, gevşememiş, zayıflık göstermemiş ve boyun eğmemişlerdir. Allah (düşmana karşı) dayanan ve mücadele edenleri sever.

147- (Düşmanları ile karşılaştıklarında) Onların, " Rabbimiz işimizdeki aşırılıklarımızı ve günahlarımızı bağışla, ayaklarımızı (düşman önünden kaçmamak hususunda) sabit kıl, inkarcılar topluluğuna karşı bize yardım et" demekten başka bir sözleri olmadı.

148- Böylelikle Allah onlara hem dünya kazancını, hem de ahiretin güzel kazancını verdi. Allah iyilik yapanları sever.

149- Ey inananlar, eğer inkar edenlere itaat edecek olursanız, sizi gerisin geri (eski inancınıza) döndürürler de bu geri dönüşünüz ise sizi zarara uğratır.

150- Hayır, sizin koruyucu ve destekçiniz Allah'tır, o en hayırlı yardım edendir.

151- Allah'a ortak koşmak konusunda hiç bir şekilde kanıt indirmediği halde, ona ortak koşanların kalplerine korku düşüreceğiz. Onların sığınabilecekleri yer ateştir. Ne kadar kötüdür, yanlış yapanların kalacağı o yer.

152- Allah size verdiği (yardım) sözünü, ta ki onun izni ile onları bozguna uğratana, sevdiğiniz(zafer)i gösterene kadar tuttu. Sonra siz gevşeyerek savaş taktiği ile ilgili emre uymayıp ayrılığa düştünüz, isyan ettiniz. Çünkü sizden ahireti isteyen olduğu gibi, dünyayı isteyen de vardı. Sonra, Allah sizi yıpratıcı bir imtihana tabi tutmak için, onlar(a karşı galebe çalmak)dan geri çevirdi (siz onlara mağlup oldunuz). (Allah) bu yaptığınızdan dolayı sizi affetti. Allah inananlara karşı lütufkardır.

153- O vakit Resul sizi arkanızdan çağırırken siz, hiç kimseye bakmadan (dağa doğru) yukarı kaçıyordunuz. Bunun üzerine Allah sizi kederden kedere uğrattı ki, ne elinizden giden (zafer)e, ne de başınıza gelen (hezimet)e üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

154- (Allah) Sonra, uğradığınız kederin ardından size, içinizden bir gurubu kapsayan güvenlik uykusu bahşetti (de böylelikle cesaret ve güveninizi kaybetmediniz). Sadece kendilerini önemseyen bir diğer gurup (olan münafıklar) ise, Allah'a karşı haklı bir gerekçeye dayanmaksızın cahiliyeye özgü zan besleyerek, "Bu emir ve komuta konusunda bizim bir yetkimiz mi vardı ki(sorumluluğumuz olsun)diyorlardı. (Onlara) De ki: Bütün ve iş ve yetki Allah'a aittir. Onlar sana karşı açıklayamadıklarını içlerinde saklıyarak, "Bu emir ve komuta konusunda bizim de bir yetkimiz olsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlardı. (Onlara) De ki: Eğer evlerinizde olmuş olsanız bile, haklarında ölüm takdir edilmiş olanlar, (ölüm için) devrilecekleri savaş meydanına mutlaka çıkarlardı. Allah bunu sinenizde olanı sınamak, kalplerinizde olanı temizlemek için yaptı. Allah sinelerde olanı bilir.

155- İki topluluğun (savaşmak için)karşı karşıya geldiği gün, şüphesiz ki Şeytan, içinizden sırtını dönerek kaçanların ayaklarını, işledikleri bu hatadan dolayı kaydırmak istemiştir. Ancak Allah onları bu yaptıklarından dolayı affetti. Şüphesiz Allah bağışlayan ve cezalandırmakta acele etmeyendir.

156- Ey inananlar, yeryüzünde yolculuğa, veya savaşa çıkan kardeşleri hakkında, "Eğer yanımızda kalsalardı, ne ölür ne de öldürülürlerdi" diyen, şu inkarcılar gibi olmayın. (Bu emri size)Allah, onlar gibi olmamanızı onların asla elde edemeyecekleri bir isteğe çevirmek için verdi. Yaşatan da öldüren de Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. 

157- And olsun ki Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'tan bağışlama ve merhamet, onların toplayıp biriktireceklerinden daha hayırlıdır.

158- And olsun ki ölseniz de öldürülseniz de, mutlaka onun huzuruna toplanacaksınız. 

159- Allah'tan bir merhamet sebebi ile o (senin emrine karşı çıkarak savaş alanında kaça)nlara  karşı yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kalbi sert ve kaba olsaydın, şüphesiz etrafında kalmaz dağılırlardı. Öyleyse sen (hatalarına rağmen onları) affet, onlar için bağışlanma iste, toplumu ilgilendiren konularda onlarla danışarak karar al. Karar aldığında ise Allah'a güven. Şüphesiz Allah, kendisine güvenenleri sever.

160- Eğer Allah size yardım ederse, size karşı galip gelecek kimse olmaz. Eğer size yardım etmeyip yüzüstü bırakacak olursa, ondan başka size kim yardım edebilir?. İnananlar sadece Allah'a itimat etsin.

161- Hiç bir nebinin emanete ihanet etmesi yakışmaz. Kim emanete ihanet ederse, kıyamet gününde ihanet ettiği ile (hesabını vermek için) gelir. Sonra herkesin kazandığının karşılığı, kendisine haksızlık yapılmadan ödenir.

162- Allah'ın rızasına uyan, Allah'tan bir gazaba uğrayan ve varış yeri cehennem olan gibi midir?. Ne kötü varış yeridir orası.

163- Onların (Allah'ın rızasına tabi olan ile varış yeri cehennem olanın) Allah'ın katındaki mertebeleri farklıdır. Allah onların yaptıklarını görmektedir.

164- And olsun Allah inananlara, onun ayetlerini okuyan ve yaşamına geçiren, onları (şirk pisliğinden) temizleyen, kitabı ve doğruyu yanlıştan ayırmayı öğreten bir Resul göndermekle, lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

165- (Bedir'de) iki misline uğrattığınız musibet, (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde mi, "Bu musibet nereden başımıza geldi" dersiniz?. (Onlara) De ki: Bunun sebebi kendi yaptığınız hatalardır. Allah her şeye güç yetirendir.

166-167- İki topluluğun (savaşmak için) karşı karşıya geldiği günde başınıza gelenlerin sebebi, Allah'ın(galibiyet ve mağlubiyet için koyduğu yasalar çerçevesinde gelişen olaylar dahilindeki) izninin bir gereği, ve inananların bilinmesi ve münafıkların bilinmesi içindi. Onlara, "Allah yolunda savaşın veya (şehri) savunun" denildiğinde onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik mutlaka size uyardık" dediler. O (sözleri söyledikleri) gün onlar, inanmaktan çok, inkarcılığa daha yakındılar. (Münafıkça davranarak) Kalplerinde olmayan şeyi ağızları ile söylüyorlardı. Allah onların (kalplerinde) gizlediklerini en iyi bilendir.

168- Onlar (Savaşa gitmeyerek evlerinde) oturup, (savaşta ölen) kardeşleri için, "(Savaşa gitmeyerek) bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. (Onlara) De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz ölümü kendi üzerinizden def edin".

169-170- 171- Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın, bilakis onlar diriler olup, Rableri katında rızıklanmaktadırlar. Allah'ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinç içindedirler. Ve onlar arkalarındaki henüz kendilerine katılmayanlara, onlara korku olmadığını ve üzüntü duymayacaklarını müjdelemek isterler. Yine onlar, Allah'tan bir nimet ve lütfu, Allah'ın inananların alacağı karşılığı zayi etmediğini müjdelemek isterler.

172- Yara aldıktan sonra (savaş meydanından kaçmayarak) Allah ve Resulünün çağrısına uyanlar var ya, işte onlardan iyilik yapanlar ve sakınanlar için büyük mükafat vardır.

173- Onlar ki, (bazı) insanlar onlara, "(Düşmanlarınızı olan) insanlar size karşı (ordu) topladı, onlardan korkun" dediğinde, bu sözler onların (korkusunu değil) imanını artırarak, "Allah bize yeter, o ne güzel güvenilecek olandır" dediler.

174- Bu inançlarından dolayı, onlar bir zarara uğramadan Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler. Böylelikle Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.

175- Muhakkak ki Şeytan, kendisini koruyucu ve destekçi olarak görenlerden sizi korkutur. Eğer inanmış iseniz, onlardan korkmayın benden korkun.

176- İnkarda yarışanlar, sakın seni üzmesin. Onlara Allah'a asla bir zarar veremezler. Allah, ahirette onların (cennetten) bir pay sahibi olmamalarını istiyor. Şiddetli azap onlar içindir.

177- Muhakkak inanmayı karşılık olarak vererek inkarı satın alanlar, Allah'a asla bir zarar veremezler. Acı veren azap onlar içindir.

178- İnkar edenler sanmasınlar ki, onlara verdiğimiz mühlet, kendilerinin hayrınadır. Onlara verdiğimiz mühlet, ancak onların günahlarını artırmaları içindir. Onlar için hor ve hakir edici bir azap vardır.

179- Allah inananları içinde bulunduğunuz (gerçek inananlarla, münafıkların birbirine karıştığı) durumda bırakacak değildir. Eninde sonunda temiz olmayan (münafık)ı, temiz olan(inanan) dan ayrıştıracaktır. (Bu ayrıştırmayı ise) Size gaybi haber vermek sureti ile yapmayacaktır (savaş gibi imtihanlara uğratmak sureti ile yapacaktır). Allah gaybı bildirmek için  (beşerden) dileğini, resulleri olarak seçer. Öyleyse Allah'a ve resullerine inanın. Eğer inanır ve sakınırsanız bundan dolayı size büyük mükafat vardır.

180- Allah'ın, lütfundan dolayı kendilerine (emaneten) verdiklerinde cimrilik yapanlar, yaptıkları bu cimriliğin onlara hayırlı bir sonuç getireceğini sakın sanmasınlar. Bilakis yaptıkları bu cimrilik, onlara kötü sonuçlar getirecektir. Kıyamet gününde, cimrilik yaptıkları (emanetler), boyunlarına ağırlık olarak dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası (kimsenin değil sadece) Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

181- And olsun Allah, "Allah fakir biz zengin kimseleriz" diyen (Yahudi) lerin sözünü işitmiştir. Bu dediklerini, ve haklı bir gerekçeleri olmadan nebilerini öldürmelerini (hesap gününde önlerine) kitap halinde koyacak*, onlara "yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.

(*) Ayette geçen "senektübu" kelimesine "yazacağız" yerine "kitap halinde koyacağız" anlamı verme gerekçemiz, geçmişte işlenen bir cürümün daha önce zaten yazılmış olması sebebi iledir. İşlendiği anda yazılan bir amel, kıyamet gününde kitaplaşmış olarak herkesin önüne geleceği için böyle bir anlamı tercih ettik.

182- Bu azabın sebebi, yaşarken işledikleri kötü, söz ve fiillerinin bir karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına karşı asla yanlış yapmaz.

183- Onlar (Yahudiler), " Allah bize, ateşin yakacağı bir kurban getirene kadar, hiçbir resule inanmamamız konusunda sorumluluk yükledi" dediler. (Onlara) De ki: "Benden önce resuller apaçık belgeler, ve o dediğiniz ile geldiği halde, üzerinize aldığınız sorumluluğa bu kadar sadık iseniz niçin (onlardan bazılarını) öldürdünüz?".

184- Eğer seni yalancılıkla suçluyorlar ise, senden önce apaçık belgeler, hikmet dolu sayfalar, aydınlatıcı kitap ile gelen resuller de yalancılıkla suçlanmıştı.

185- Her kişi ölümü tadacaktır. Kıyamet gününde (ölüm öncesinde) yaptıklarınızın karşılığı eksiksiz olarak size ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, o artık selamete çıkmıştır. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan başka birşey değildir.

186- And olsun ki mallarınız ve canlarınız ile yıpratıcı bir imtihana tabi tutulacak, sizden önce kitap verilenlerden ve (Mekke'li) Allah'a ortak koşanlardan, size çok eziyet veren sözler işiteceksiniz. Eğer mücadele azmini diri tutar ve (Allah'tan) sakınırsanız, işte bu yaptığınız büyük işlerden sayılır.

187- Allah, kendilerine kitap verilenlerden,  onu insanlara açıklayacaklarına, onu gizlemeyeceklerine dair söz almıştı. Onlar, bu emre rağmen rağmen sözlerinde durmayıp, maddi çıkar karşılığında kitabı sattılar. Onların bu satışın karşılığında aldıkları ne kötüdür.

188- Zannetmeyesin ki yaptıkları (kötülükler) ile sevinen, yapmadıkları (iyilikler) ile övülmeyi sevenler, evet zannetmeyesin ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Acı veren azap onlar içindir.

189- Göklerin ve yerin yönetim ve tasarruf ve yönetim hakkı Allah'ındır. Allah her şeye güç yetirendir.

190- Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, temiz akıl sahipleri için deliller vardır.

191-192-193- 194-  Onlar, ayakta olduğu, oturduğu, ve yanı üstü yattığı halde (yani her daim her durumda), Allah'ı anarak göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. (Ve derler ki): "Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sen her türlü eksik ve kusurdan uzaksın. Bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, sen kimi ateşe sokarsan, şüphesiz ki sen onu rezil bir duruma düşürmüşündür. Yanlış yapanlar için bir yardımcı yoktur. Rabbimiz şüphesiz ki biz, "Rabbinize inanın" (diyerek) inanmaya davet eden bir davetçiyi işittik. Onun çağrısı üzerine inandık. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, yaptığımız kötülükleri bizden ört, bizim canımızı iyi ve erdemliler ile birlikte al.Rabbimiz, resullerin ile bize vaat ettiğin(cennet)i ver. Kıyamet gününde bizi üzme. Şüphesiz ki sen vaadinden dönmezsin".

195- Rableri de onların dualarına şöyle karşılık verdi: Şüphesiz ki ben, sizden erkek veya kadın olsun, çalışanın çalışmasını boşa çıkarmam. Çalışanın karşılığını almakta bazınızın bazınıza göre bir farklılığı yoktur. Göç edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğrayanların, savaşanların, öldürülenlerin, yaptıkları kötülükleri onlardan örtecek, Allah katından yapılan çalışmaların karşılığı olarak, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.
Yapılan çalışmaların karşılığının güzeli Allah katındadır.

196- 197- O inkarcıların (refahtan şımarmış bir halde hayat sürerek) şehirlerde dolaşması seni aldatmasın. (Böyle bir yaşam sürmeleri) Az bir faydalanmadır, sonrasında ise varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır.

198- Ancak Rablerinden sakınanlar için, Allah katından bir ikram olarak altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah katında olanlar, iyi ve erdemliler için hayırlıdır.

199- Kitabın (Tevrat ve İncil) bir araya getirdiklerinden öylesi vardır ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene inanırlar, Allah'a karşı itaatkardırlar, Allah'ın ayetlerini maddi çıkar karşılığı satmazlar. İşte onların mükafatları Rableri katındadır. Şüphesiz Allah hesabı pek çabuk görendir.

200- Ey inananlar, arzuladıklarınıza kavuşabilmeniz için, zorluklara dayanın ve mücadele edin, zorluklara dayanmak ve mücadele etmekte (düşmanlarınızı) geçin, (düşmana karşı) her an hazır vaziyette olun, Allah'tan sakının.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme