16 Mart 2017 Perşembe

Maide s. 94-95. Ayetleri: Allah'ın Koyduğu Yasakların Hikmeti

İnsanlar için kurulan ilk ev olan Kabe'nin, gücü yetenler tarafından hac edilmesi, Allah (c.c) nin insanlar üzerindeki bir hakkıdır (Al-i İmran s. 95-96). Bu görevin yerine getirilmesi sırasında, hac zamanı dışında yasak olmayan avlanmak, cinsel ilişki, cedel, kavga gibi fiillerin, hac zamanında Allah (c.c) tarafından yasaklandığını görmekteyiz. Halk arasında ve ilmihal kitaplarında İhram Yasakları olarak bilinen bu yasaklar, hac ve umre ibadetinin genelinde olduğu gibi sadece ilmihal bilgileri dahilinde anlaşılmakta, kuru bir ritüel haline getirilmekte, bu yasaklamanın nasıl bir hikmete mebni olabileceği konusunda herhangi tefekkürde bulunulmamaktadır. 

Hac ibadetinin belirli günlerde olmasına karşın, bu ibadetin insana vermesi gereken şuur, insan hayatının bütününü kapsaması gerekmektedir. Halk arasında hac ibadeti genellikle, hac öncesine kadar yapılan yanlışların hac esnasında bağışlanması anlamına gelip, hac sonrasında ise eski hayatlar kaldığı yerden devam etmektedir. Yazımızda Maide s. 94. ve 95. ayetlerini ele almaya çalışarak, İhram Yasakları olarak bildiğimiz yasakların hikmeti, ve bu yasaklar üzerinden hayatımızı nasıl yönlendirmemiz gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız.

[005.094] Ey iman edenler! Allah, gıyabında Kendisini tazim edip haramlardan sakınanları bilmek için sizi av nevinden bir şeyle deneyecek. Bir av bolluğu ki elleriniz de yetişebilecek, mızraklarınız da... Kim bundan sonra konulan hududu aşarsa işte ona gayet acı bir azap vardır.

[005.095] Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası), fakirleri doyurmaktan ibaret bir keffârettir, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah da ondan karşılığını alır. Allah daima galiptir, öç alandır.

Bu ayetler hakkında bir çok farklı yönden okuma yapılarak, ayetlerin bizlere dair neler söylemiş olabileceği yönünde tefekkür çalışması yapmak mümkündür. İlgili ayetler üzerinde, Rabbimizin bize böyle bir yasaklamayı neden getirmiş olabileceği yönündeki verdiği bilgiyi dikkate alarak tefekkür yapmaya çalışacak olursak şunları söyleyebiliriz;

Allah (c.c) bir çok ayetinde, yaşadığımız geçici dünya hayatını İmtihan olarak nitelemektedir. Yaşadığımız geçici dünya hayatı içinde yaptıklarımız, bizlerin ebedi olan ahiret hayatımızdaki yerimizi belirleyecektir. Allah (c.c) kulları üzerinde tek ve yegane tasarruf sahibi olmasının kendisine verdiği verdiği hakka istinaden, kullarına bazı şeyleri Haram olarak niteleyerek, bu şekilde nitelediği bazı yiyecek ve fiillere yaklaşılmasını yasaklamıştır. 

Allah (c.c) kullarına bazı şeyleri yasaklaması onların İlahı ve Rabbı olduğunu bilmeleri içindir. İslam kelimesinin anlamının Teslim Olmak olduğunu düşündüğümüzde, bu yasakların konulma sebebinin, bizim teslimiyetimizin test edilmesi maksatlı olduğunu söyleyebiliriz.

Allah (c.c) haram olarak nitelediği bazı yiyecek ve fiilleri kıyamete değin yasaklarken, bazı yiyecek ve fiilleri ise, belirli zamanlarda haram kılmıştır. Yani yaşadığımız hayat içindeki günler içinde Helal olan bazı yiyecek ve fiiller, belirli günler içinde Haram olarak ilan edilerek, bizler imtihan edilmekteyiz.

Yılın belirli gününde ve belirli bir mekanında bazı fiillerin haram kılınmasının nedeni üzerinde düşünecek olursak, bu yasaklamanın hikmetini, kulun Allah'a karşı olan teslimiyetinin ölçülmesi olduğunu söyleyebiliriz. Araf s. 163-168. ayetleri arasında anlatılan, İsrailoğullarına mensup deniz kıyısında yaşayan bir topluluğun, aynı şekilde imtihan edildiklerini ve bu topluluğun yasağa teslimiyet göstermeyerek imtihandan başarısız çıktığını görmekteyiz.

Allah (c.c) balıkçılık ile geçimlerini sürdüren bu topluluğa, haftanın bir gününde balık avlamalarını yasaklayarak, onların kendisine olan teslimiyetlerini ölçmek istemiştir. Haftanın, avlamanın serbest olduğu diğer 6 gününde balıklar az gelirken, balık avlamanın yasak olduğu cumartesi gününde balıklar akın akın gelerek, İsrailoğullarının iştahını kabartmaktadır. Allah (c.c) tarafından kendilerine konulan yasağın hikmetini anlamayarak yasağı çiğneyen bu topluluğun helak edildiği, anlatılan kıssa içindeki ayetlerde haber verilmektedir.

Allah (c.c) İsrailoğullarından bir topluluğa böyle bir imtihan uygulaması yaptığını ve bu topluluğun kaybettikleri imtihanları sonucunda ne gibi bir karşılık ile ceza gördüklerini beyan ederek, aynı uygulamanın bir benzeri olan, ihram öncesi ve sonrasında helal olan bazı fiillerin, ihram zamanında haram olduğunun beyan edilmesinin hikmeti, aynı ayet içinde bildirilmektedir. Ayrıca hac esnasında yasaklanan bazı fiiller, daha geniş olarak Bakara s. 197. ayetinde de beyan edilmektedir.

Maide s. 94. ayetinde, MEN YEHAFUHU BİL GAYBİ  olarak ifade edilen konulan yasağın sebebi, sadece hac zamanı ile sınırlı olduğu veya olması gerektiği düşünülmemelidir. Hac ibadetinin amacı insana kulluk şuurunu yeniden hatırlatmak olup, hac esnasında yapılan sembolik hareketler, sadece Allah'a kul olduğumuzu dost düşman herkese deklare etmek anlamına gelmektedir. Hac zamanında avlanma yasağının getirilmesi, kişiye elinde fırsat ve imkan varken sadece Allah (c.c) yasakladığı için, sevdiği ve istediği bir işten vazgeçebilme şuurunu aşılamaktadır.

Bütün yaşam sistemleri, toplumda Suç olarak nitelenen ve toplumun ifsad olmasına neden olabilecek filleri yasaklamak noktasında bazı önlemler almak zorundadırlar. Alınan bu önlemlerin amacı, suç işleme oranını düşürmek, suç işlemeye meyyal olanları caydırmaya dayanmaktadır. Ancak ne kadar önleyici tedbir alınırsa alınsın, ne kadar sert cezalar konulursa konulsun, toplumlardaki suç oranlarının azalmak yerine, artış gösterdiği de bir gerçektir. 

Polisiye Tedbirler olarak tanımlanan önlemlerin, istenilen sonucu vermekte yetersiz kaldığı gerçeğini hesaba kattığımızda, herkesin fıtratında bulunan ve VİCDAN POLİSİ  diyebileceğimiz mekanizmanın işlerliğe kavuşmasını sağlamaya çalışmak, suç oranının azalması noktasında büyük faydalar getirecektir. Vicdan polisinin devreye girmesi için, insandaki bu mekanizmayı yaratanın koyduğu kuralların, insan hayatı içinde işlerlik kazanması gerekmektedir.

Allah (c.c) nin dışında hiç bir sistem, kişiye dünya hayatı dışında ödül veya ceza vaat edebilme yetkisine ve gücüne sahip değildir. Allah (c.c) kullarına işlemiş oldukları iyilik ve kötülüğün karşılığını, dünya ve ahirette verebilme yetki ve gücüne sahip olan tek ve yegane ilahtır. İnsanlar suç işledikleri zaman, bir şekilde dünya hayatlarında görebilecekleri cezadan kurtulma şansları olabilir. Fakat kulları üzerinde her an görücü ve işitici olan Allah (c.c) nin ahirette vereceği cezadan kimsenin kurtulma şansı asla yoktur. 

Bir çok ayetinde kullarını  ebedi bir hayata dikkat çekmek sureti ile onları işleyecekleri kötülüklere karşı uyaran Allah (c.c), bu hayat içinde yerleşilecek yer olan cennetin güzellikleri, cehennemin çirkinlikleri ile ilgili bir çok bilgi vererek, insanları cennete özendirmekte, cehennemden sakındırmaktadır. 

Bir çok ayette müminlerin vasıfları arasında sayılan GAYBE ve AHİRETE  İMAN  esası, insanların vicdanlarını harekete geçirmek sureti ile, herkesin kendisinin polisi olmasını sağlayan bir esastır. Bir insan ki yaptığı en küçük iyi veya kötü amelinin kayıt altına alındığını, ve bu kaydın hesap günü karşısına çıkarak, bunun karşılığını alacağına gerçek ve kesin bir iman ile bilir ve bunun gereğini yapar, böyle insanların yaşadığı dünyada acaba bir karıncanın dahi incitilmesi acaba mümkün olabilir mi?.

Hangi Müslümana sorulsa, iman esasları olarak bilinen bu esaslara iman ettiğini söyleyecektir. Fakat bu esasların sadece dil ile değil, amel ile Müslüman hayatında yer alma şartı vardır. Elinde yapmak imkanı olduğu halde, kendisini bir gözetleyenin olduğunun bilincinde bir yaşam inşa eden Müslümanlar elinden ve dilinden emin olunan bir kişiler haline gelecektir. 

Ancak bir çok Müslüman iman ettiğini iddia ettiği ahiret yokmuş gibi bir hayat yaşamakta, yaptıklarının hesabını vereceğine dil ile inanan, fakat amel ile tasdik etmeyen Müslüman tipleri ortalıkta kol gezmektedir. İnandıkları esasları gerçek olarak hayata geçirdiklerinde dünyanın bütün insanlarına örnek topluluğu olabilecek olan biz Müslümanlar, maalesef bu konuda başkalarına örnek olmak yerine, başkalarından örnek alınan yanlış yaşamlar sürmekteyiz.

Hac öncesi ve sonrası helal olduğu halde, Hac zamanında kendisine haram olan bir fiili işlememek, gaybe iman etmenin, kul hayatında pratiğe geçmiş bir halidir. Elinde Allah (c.c) nin yasakladığı amelleri işlemek fırsatı var iken, sadece Allah (c.c) yasakladığı ve onun kendisini her an gözetip kolladığını bildiği için o yasağı işlememek, kendisini gerçek olarak Allah'a teslim etmiş bir kulun yapacağı iştir.

Hac esnasında Allah (c.c) tarafından yasaklanan fiillerin kulun vicdanını harekete geçirmesi açısından önemini düşündüğümüzde, bu yasakların sadece hac içindeki bir kaç gün ile sınırlı olmayacağı  bilinmelidir. Hac vazifesini tamamlayarak beldelerine dönen insanlar, hac içinde provasını yaptıkları kulluk gösterilerinin bütün zamanlara has olduğu bilinci içinde oldukları ve yaşamlarını ona göre inşa etmeye çalıştıkları zaman gerçek bir hac yapmış olacaklardır. Bu gibi yasaklara riayet etmek ile terbiye olan vicdanlara sahip olan insanların oluşturduğu toplumlar ve beldeler, emin toplum ve beldeler olacaktır.

Oruç ibadeti düşündüğümüzde, bu ibadetin de böyle bir hikmeti olduğunu görebiliriz. Senenin belirli bir ayında, günün belirli vakitlerinde yemek, içmek ve cinsel ilişkinin, diğer ay ve zamanlarda helal olmasına rağmen Ramazan ayında yasaklanması, kulların vicdanını harekete geçirmesi açısından işlevi büyüktür. Elinde yemek ve içmek imkanı varken, Allah (c.c) nin yasak emri olduğu için, bunlara zamanından önce dokunmayan bir insan, Allah (c.c) diğer yasaklarına sair zamanlarda da riayet etmek konusunda daha dikkatli olacaktır.

Toplumların düzelmesi, toplumun en küçük yapı taşı olan ferdin düzelmesi ile mümkün olacaktır. Bir ferdin düzgün bir yapıya kavuşması için, karşısındaki insana davranışı konusunda hesap vereceği yüce bir makam olduğunu içtenlikle bilmesi gerekmektedir. Karşısındaki insana olan davranışının karşılığı konusunda yüce bir makama hesap vereceğine içtenlikle inanan bir kimse, yapacakları konusunda bir takım sınırlar olduğunu, ve bu sınırı çizenin ise Allah (c.c) den başkası olmayacağını bilir. 

Bir çok ayetinde insanların her halini gören ve bilen olduğunu hatırlatan Rabbimizin bu uyarılarına gerçek olarak iman eden kimsenin yanına polis takmaya gerek kalmayacak, çünkü kişinin polisi kendisi olacaktır. Dünyanın her geçen gün dibe daha doğru battığı bir zamanda, insanların doğru, erdemli, başkalarının haklarına saygı duyan bir kişiliğe sahip olması için, fertlerden başlayan bir eğitimin ve onların vicdanlarını harekete geçirmelerini sağlayan tek inanç sistemi olan İslami değerlerin öne çıkarılmasının önemi her geçen gün artmaktadır.

Allah (c.c) nin kullarına koyduğu yasaklamalar, sadece ilmihal bilgileri ile sınırlı olarak anlaşılarak, toplum hayatı ile ilgisi kurulmayacak olursa, yasaklamaların hikmeti kavranamamış olacaktır. Allah (c.c) nin kulları üzerine koyduğu kuralları kendisinin ihtiyacı olduğu değil, kullarının ihtiyacı olduğu içindir. Yılın onbir ayında helal olan bazı şeylerin yılın bir ayında yasak olması, veya hac esnasında bazı şeylerin yasaklanması kulun kendisinin üzerinde her an bir gözetleyici olduğunu bilmesi, ve bu bilgi ile yaşantısına yön vermesi amaçlanmaktadır.  

Sonuç olarak; Kulları üzerinde yegane tasarruf sahibi olan Allah (c.c), kulları üzerinde bir takım yasaklar koymak sureti ile onları imtihan etmektedir. Kendisi Allah'ı görememesine rağmen, Allah'ın onun her an gördüğüne gerçek olarak inanan bir kimse, yapacakları konusunda daha dikkatli olacaktır. 

Vicdan, insan fıtratında bulunan doğru ve yanlışı ayırt etmesini sağlayan oto kontrol mekanizmasıdır. Allah (c.c) kulları üzerinde koyduğu bazı yasaklar ile bu mekanizmanın harekete geçmesini sağlamakta, her an diri ve canlı vaziyette kalarak, ferdin kendi polisi olmasını sağlamaktadır. İnsanın şeytan ile olan mücadelesinde vicdanının sesini dinlemesi ve ona göre hareket etmesi, şeytan ile yapacağı savaşta onu galibiyete taşıyacaktır. 

Bir kul olarak bize düşen görev, Allah (c.c) tarafından bize yasaklanan her şeye işittik ve itaat ettik şeklinde bir teslimiyet göstererek, kelime oyunları ile bu yasakları delmeye çalışMAmak olmalıdır.

                                    EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme