2 Kasım 2011 Çarşamba

Süleyman a.s Kıssası

Süleyman as kıssası kur'anda kıssaları anlatılan resuller içinde sıra dışı bir yer tutma bakımından diğer kıssalardan ayrılmaktadır babası davud as ile mülk verilen bir resul olma hasebiyle diğer resullerin aksine kavmi ile herhangi bir mücadelesi kur'anda anlatılmaz aksine mülkü insanlar,cinler,hayvanlar ve rüzgarlar üzerinde hakim bir resuldur. Ancak süleyman as ın kıssasıda modernist yaklaşımlar sonucu, kıssada geçen karınca ve cinler ile olan konuşmaların kur'an dışından alınan anlama yöntemleri ile anlaşılmaya çalışıldığına şahid olmaktayız. Geleneksel tefsir anlayışındaki bilgi kirliliği ile modernist yaklaşımlar kıssanın bugün için bize ne gibi bir hisse verdiğinden uzak olarak "kıssa içinde dönüp dolaşmak" şeklinde tabir ettiğimiz bir yöntemle kıssayı okumuş ne geleneksel anlayışta nede modernist anlayışta bu kıssanın bugün bize ne vermek istediği konusu üzerinde pek durulmamıştır. Biz bu yazımızda süleyman as ın kıssasının geçtiği ayet meallerini verip bu ayetleri kur'an bütünlüğü içinde anlamaya gayret edeceğiz. Süleyman as ın kıssası kur'anda, sad,sebe ve neml surelerinde geçmektedir bu surelerdeki kıssa ile ilgili mealleri verip kıssa ile ilgili düşüncelerimizi paylaşalım.   


                SAD   SURESİNDE   SÜLEYMAN  AS  KISSASI
Süleyman as ın kıssası sad suresinde 30. ve 40. ayetleri arasında geçmektedir ayetlerin meali şu şekildedir.  
30- Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.
31- Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu.
32- O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.
33- "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.
34- Andolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, kürsisinin üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü.
35- "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin."
36- Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.
37- Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.
38- Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini.
39- "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."
40- Şüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

30. ayetten anlaşıldığı üzere süleyman as davud as ın oğludur ve " evvab" bir kişi olduğu vurgusu yapılmaktadır. "Evvab" (Allaha çokça dönen) kavramı bu surede , davud as ve eyyub as içinde kullanılarak öne çıkarılmaktadır.. Bu kavramın davud, süleyman ve eyyub as için kullanılması bizim için ne anlama gelmelidir? diye soracak olursak şu cevabı vermek mümkündür. Davud ve süleyman as ların kıssalarından anladığımız üzere bu iki resule hesapsız bir mülk, eyyub as ın kıssasında anladığımız üzere onada çok büyük sıkıntılar verilmiştir. Hesapsız varlık sahibi bu iki resul ile büyük sıkıntılar sahibi eyyub as arasındaki bu "evvab" olma bağından bizim için çıkarılabilecek olan hisse, zenginliğin ve fakirliğin bir imtihan olduğu, bu imtihan ile denenen bu üç resulun şahsında bizlerin ne kadar zenginlik veya ne kadar yoksulluk sahibi olsakda Allaha "asi" değil "evvab" olmamız gerektiğidir.   


Ayetlerin devamında süleyman as ın yaşantısından bir kesit sunulmakta ve dünya malı sevgisinin bir an için ağır bastığı görülmekte ve bunun süleyman as için bir "fitne" yani deneme olduğu ve  tahtının ayak ucuna (kürsisine) bir ceset bırakılarak ona ölümün hatırlatıldığı ve onunda bu hatırlatmaya olumlu bir cevap verdiği görülüyor. 34. ayetteki " kürsi" kelimesine karşılık olarak bu kelimenin "taht" şeklinde meallendirildiğini "kürsi" kelimesinin anlamının taht üzerine çıkmak için kullanılan bir araç olarak anlamak gerekmektedir çünkü "taht" kelimesinin kur'andaki karşılığı "arş " kelimesi ile ifade edilmiştir. 35. ayette denemeden geçirildiğinin farkına varıp tevbe eden süleyman as varlık ile imtihanın zorluğuna talip olarak bu sefer rabbinden kendisinden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk duasında bulunur ve bu dua kabul edilir.  


Süleyman as a verilen bu mülkün ayrıntıları üzerinde durmak verilen bu mülk üzerinde dönüp dolaşmak kıssasın esas anlatım amacı olan zenginlik ile imtihan edilen bir kulun nasıl davranması gerektiği meselesini süleyman as kıssası örneğinde gösteren kur'anın mesajının anlaşılamamasını doğurur. Süleyman as ın kıssasında öne çıkan konu onun mülkünün hikayesi değil aksine "DÜNYADA KENDİNDEN SONRA KİMSEYE NASİP OLMAYACAK BİR MÜLKE SAHİP OLAN BİRİSİNİN BU MÜLKE KARŞI OLAN ŞÜKRÜNÜN ANLATILMASIDIR". Kıyamete kadar gelecek olan dünyanın en zengin insanlarının servetlerinin süleyman as ın mülkü  ile mukayese bile edilemeyecek kadar az olmasına rağmen kendilerinde olan bu servetin onları rablerine karşı nasıl asi olmalarına vesile olduğunu gördükçe süleyman as ın kıssasının özellikle servet sahipleri için örnek alınması gerektiği ortadadır.


            SEBE  SURESİNDE  SÜLEYMAN  AS  KISSASI


Süleyman as kıssası sebe suresinde 12-13-14. ayetlerde geçmektedir ayetlerin meali şöyledir.
12- Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.
13-Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır.
14- Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.

Kıssanın bu suredeki bölümündede yine süleyman as a verilen mülkten örnekler verilmekte ve karşılığında "şükredilmesi" emredilmektedir. Yine burada öne çıkarılan nokta verilen mülkün niceliğinden öte bu mülke karşı olan sorumluluğun icabının yerine getirilmesinin istenmesidir. 14. ayette süleyman as ın ölümü ile sıradışı bir durum sözkonusudur. Burada bir hatırlatmada bulunmak gerekmektedir, süleyman as ın emrine verilen cinler hakkında bazı modernist düşünce sahipleri daha önce cinlere yükledikleri anlam gereği onların insanlardan ayrı bir varlık olmadığı, onların yabancı insanlar olduğu yolunda bir düşünceye sahiptirler. "Cin kavramı" hakkında bundan önce yazılarımız bulunduğu için burada bu kavram hakkında herhangi bir mülahazada bulunmak istemiyoruz , ancak şu noktayı hatırlatmak yerinde olcaktır. Kur'anın hiç bir yerinde "cin " kelimesi "yabancı insanlar" anlamında kullanılmamıştır ,cinler insanlardan ayrı ontolojik yapıları olan bir varlıktır , onların gaybi varlıklar olması bizi  onlar hakkında yabancı insanlar olarak anlaşılan bir düşünceye götürmemelidir . Süleyman as ölmüştür ama cinler onun öldüğünün farkında değillerdir. Burada öne çıkarılan nokta bir insanın öldüğü zaman nasıl ayakta durduğu değildir rabbimizin bu ölümü cinlere farkettirmemesindeki kastı  onların gayb bilgisine vakıf olmadıklarının bir göstergesidir. Bu konuyu daha iyi anlamak için nuzul öncesi mekke müşriklerinin cinlere yükledikleri değeri bilmek gerekmektedir. Kur'anda cinlerden bahsedilen bazı ayetlerde onların insanların sapmalarına vesile olduklarını görmekteyiz. İnsanların bu sapmalarınının nedenlerinden biri cinlerin o insanlara gaybtan haberler verdikleridir. Rabbimizin sebe s. 14 ayetinde, cinlerin gaybı bilmek gibi bir marifetleri olmadığının canlı göstergesini bizlere sunarak bizlere " CİNLERİN GAYBA DAİR BİR İLGİSİ ASLA OLAMAZ. BÖYLE BİR ŞEY OLSAYDI SÜLEYMAN AS IN ÖLÜMÜNÜ DAHİ BİLEMEYEREK BİR AĞAÇ KURDUNUN VERDİĞİ BİR HABERE MUHTAÇ OLARAK REZİL BİR HAYAT SÜRMEZLERDİ".

                      NEML  SURESİNDE  SÜLEYMAN  AS  KISSASI 
Süleyman as ın kıssası neml suresinde 15-44. ayetleri arasında anlatılmaktadır konu ile ilgili ayet mealleri şöyledir.
15- Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamd olsun." dediler.16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür."
17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."
19- (Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat."
20- Kuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?"
21- "Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir."
22- Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim."
23- "Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var."
24- "Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
25- "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)."
26- "O Allah, O'ndan başka İlah yoktur, büyük Arş'ın Rabbidir."
27- (Süleyman:) "Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi.
28- "Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?"
29- (Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı."
30- "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır."
31- (İçinde de:) "Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır).
32- Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim."
33- Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).
34- Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar."
35- "Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler."
36- (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi.
37- "Sen onlara dön, Biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve Biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız."
38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
39- Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
40- Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
41- Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk."
43- Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.
44- Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

Neml suresindeki kıssa diğer surelerdeki kıssalara göre biraz daha teferruatlıdır. Kıssaya 15. ayette davud ve süleyman as ların verilen nimete karşı olan hamdleri ile başlanıyor ve süleyman as ın davud as ın yerine geçtiğinden bahsediliyor. Kıssanın bu bölümünde süleyman as ın ordusu ile birlikte karıncaların olduğu bir vadiden geçerken karıncanın konuşmasını duyması ve diğer surelerde öne çıkarılan verilen mülke karşı şükretmesini burada görüyoruz. 19. ayet bizim için gerekli mesajı taşıyan bir ayet olma özelliğindedir. Kendisine verilen bu özellik sayesinde gurur ve kibire kapılmayarak bu özelliği kendisine bahşeden rabbini hatırlaması bizim için örnek olması gereken bir durumdur. Burada modernist anlayışların etkisi ile kur'anı anlama metodunu seçenler , ayette bahsi geçen karıncanın bir hayvan değil "karınca vadisi" ile adlandırılan halktır şeklinde bir düşünce içindedirler. Bu düşünceye varırken kullandıkları argümanda şudur, 18. ayetteki dişi karıncanın " ey karınca topluluğu meskenlerinize girin " şeklindeki ayette " meskenlerinize" şeklinde meal verilen kelimenin arapça metni " mesakinüküm" dür. Bu kelimeden hareketle "mesken" kelimesinin insanların barındığı evler olduğu bu kelimenin karınca yuvası için kullanılamayacağı yolundaki düşüncelerdir. Ancak kur'anı kur'andan anlamayı pek düşünmeyen bu modernist kafalar, nahl s. 68. de" Rabbin bal arısına da şöyle vahyetti: «Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan göz göz evler edin!"mealindeki ayette geçen "evler" kelimesinin arapça metni olan " buyuten"kelimesinin insanlar için kullanıldığı veya ankebut suresi 41. ayetinde örümceğin evi için "beyten" (evi) kelimesinin kullanıldığı ayetler hakkında ne diyeceklerdir?. 


Kıssada süleyman as ın kuşları denetleme sahnesinde ortaya çıkan " hüdhüd" adlı kuş, modernist anlayışa kurban edilmeye çalışılarak onun bir kuş değil insan olduğu düşüncesi ortaya atılmıştır.Düşünce temellerinde kur'an kıssalarındaki olağan üstü olayları akla uydurmak olan bu düşünce sahipleri kur'an metnini dahi hiçe sayarak bu düşüncelerini ortaya atmaya cesaret edebilmektedirler. 20. ayette "kuşları denetlemesinden " bahsedilen süleyman as ın görmediği kuş nasıl insan olabilir?. Hüdhüd gelipte geç kalma sebebini izah ederken sebe ülkesinden getirdiği haberler içindeki mesajları düşünmeden " bir kuş bunları nerden bilir ?" diye "parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakmak" misali bir tutum sergilemektedirler. Hüdhüd adlı kuşun bizim için önemli olan yönü 24-25-26. ayetlerde onun vasıtası ile anlatılan mesajdır.

Kıssanın devamında, hüdhüd adlı kuşun getirdiği haberdeki kadın hükümdara gönderilen mektup ve o hükümdarın , kendisine bırakılan  bu mektup ile ilgili konuşmaları vardır. Süleyman as yanındakilere, hükümdarın tahtını o hükümdar kendisine gelmeden önce kimin getireceğini sorması ve cinlerden bir ifritin "yerinden kalkmadan getiririm" demesine karşılık kıssada "kitaptan ilmi olan " olarak ifade edilen birisi onu daha kısa zamanda süleyman as ın huzuruna getirir. Bu bölümde özellikle tasavvufçular tarafından istismar konusu yapılan bir taraf vardır. "Kitaptan ilmi olan " kişinin tahtı bir anda getirmesinden yola çıkılarak bir sürü kerameti kendinden menkul şeyhler türetilmiş ve onlara gayb bilgisinin verildiği yolunda kıssa ile alakası olmayan yorumlar türetilmeye çalışılmıştır. Tahtın bir anda gelmesi olayının bize örnek olması gereken yönü süleyman as kıssasının genelinde hakim olan , verilen o üstünlüğe karşı süleyman as ın tepkisidir . 40 ayetteki bizim için dikkatli okunması gereken kısm ayetin "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. " şeklindeki cümleleridir , tahtın nasıl ve ne şekilde geldiği bizim için önemli bir nokta olsaydı rabbimizi bize onuda bildirirdi bize bildirdiği kısım nimete şükretme kısmıdır. 

 Sonuç olarak, kur'anda kıssaları anlatılan diğer resullerin aksine sıradışı resullerden olan süleyman as ın kıssasında bizim için örnek alınması gereken en önemli nokta, kendisinden sonra hiçbir kimseye nasip olmayacak mülke sahip olan bir resulun bu verilen mülke karşı olan şükrü ve onun örneğinde diğer servet sahiplerinin ,süleyman as ın mülkü ile kıyas kabul edilmeyecek kadar küçük bir servete sahip olmaları karşısında bile gurura kapılarak Allaha baş kaldırmamaları öğütlenmekte ve bu öğüdü dinlemeyipte Allaha başkaldıranların "karun "  kıssası örneğinde akibetleri kur'anda hatırlatılmaktadır. Süleyman as kıssası bizlere , dünyada hadsiz bir servete sahip olan birinin üstünde ondan daha zengin ve kudretli bir hükümdarın olduğunu ve süleyman as ın bunu çok iyi bilerek bir an için dahi gurur ve kibire kapılmadan kendisininde üstünde bir hükümdarın olduğunu çok iyi bildiğini göstererek onunla kıyaslanamayacak kadar dahi servet sahibi olanların " küçük dağları ben yarattım " edalarında olmamalarının gereğini hatırlatmaktadır.

                   EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme