Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2026 Çarşamba

ZARİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Bir savurmayla o savuran (rüzgar)lara, böylece bir yük taşıyan o (bulut)lara, bir kolaylıkla akıp giden o (gemi)lere, o bir iş paylaştıran (melek)lere ant olsun ki.

5- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle doğrudur.

6- Ve şüphesiz ki o karşılık kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

7- 8- O intizam sahibi göğe ant olsun ki, şüphesiz ki siz kesinlikle bir aykırı söz içindesiniz.

9- Ondan (aykırı sözden) yön değiştirilmiş kimse yön değiştirilir.

10- Kahrolsun o azılı saçmalayıcılar.

11- O kimseler ki, onlar bir dalgınlık içinde yanılanlardır.

12- Onlar: "O karşılığın günü ne zaman?" diye soruyorlar.

13- 14- O gün onlar: "Siz denenmenizi(n sonucunu) tadın. Bu o şey ki, siz onun çabuklaşmasını istemekte idiniz" (denilerek) o ateşin üzerinde denenecekler.

15- 16- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği şeyleri alıcılar olarak bahçelerde ve su gözelerindedir. Şüphesiz ki onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

17- Onlar geceden bir az uyurlardı.

18- Ve o seherlerde onlar bağışlanma isterlerdi.

19- Ve onların mallarında sorucu ve yoksun bırakılmışlar için bir hak vardı.

20- 21- O kesinkes inananlar için ve kendi benliklerinizdeki ayetler o yerdedir. Siz hiç görmez misiniz?

22- Ve sizin rızkınız ve söz verilmekte olduğunuz şey, o göktedir.

23- Şimdi o göğün ve o yerin Efendisine ant olsun ki, şüphesiz ki o sizin konuşmakta olmanız gibi kesinlikle bir gerçektir.

24- İbrahim'in o değer verilmiş konuklarının olayı sana geldi mi?

25- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O: "Selâm" demişti. (İçinden de) "Tanınmayan bir topluluk " (diyordu).

26- 27- Bunun üzerine o (kimseye) sezdirmeden ailesine yönelmiş, hemen bir semiz buzağı getirmişti de onu onlara yaklaştırmış: "Siz yemez misiniz?" demişti.

28- Bunun üzerine o, onlardan dolayı içine bir kaygı düşürmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma" demişler ve ona bir bilgin oğul müjdelemişlerdi.

29- Bunun üzerine onun karısı bir çığlık içinde yönelmişti de kendisinin yüzünü tokatlamaya başlamış ve: "(Ben) bir yetersiz kuru (halimle mi?) demişti.

30- Onlar: "Bu böyledir. Senin Efendin böyle dedi. Şüphesiz ki O, en bilgenin, en iyi bilicinin ta kendisidir" demişlerdi.

31- O: "Sizin başka diyeceğiniz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

32- 33- 34- 35- 36- 37- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa, onların üzerine senin  Efendinden o savurganlık yapanlara alametlenmiş olarak çamurdan taşlar göndermemiz için gönderildik. Böylece biz ondaki o inananlardan olan kimseleri çıkardık. Ne var ki biz onda o teslim olanlardan bir evden başkasını da bulamadık. Ve biz onda o acı azaba kaygılanmakta olan kimselere bir ayet bıraktık" demişlerdi.

38- Ve Musa'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onu bir apaçık yetkiyle Firavun'a göndermiştik.

39- Buna karşın o bütün dayanağıyla (başka tarafa) yakınlaşmış ve: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" demişti.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o kendisini kınayıcı bir halde iken o denizin içine fırlatıp atmıştık.

41- Ve Ad'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onların üzerine o kuru rüzgarı göndermiştik.

42- O (rüzgar) üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu un ufak hale getirmişti.

43- 44- Ve Semud'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani onlara: "Siz, bir süreye kadar yararlanın" denilmişti de onlar Efendilerinin emrinden (uzaklaşıp) diklenmişler, bunun üzerine onlar bakıp dururken o yıldırım onları tutmuştu.

45- Artık onlar ayağa kalkmaya güç yetiremediler ve kendilerine yardım edenler de olamadılar.

46- Ve önceden Nuh'un topluluğunu da (o kimselere bir ayet bıraktık). Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idiler.

47- Ve o göğe gelince, biz onu bir güç ile yapılandırdık ve şüphesiz ki biz kesinlikle (her şeyi) kapsayıcılarız.

48- Ve o yere gelince, biz onu yaydık, biz o ne güzel döşeyicileriz.

49- Ve biz her şeyden iki çift takdir ettik ki siz hatırlayasanız.

50- 51- (Sen de ki): "O halde siz Allah'a kaçın. Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım. Ve siz Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinmeyin. "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım."

52- Bu böyle, onlardan önceki kimselere hiçbir elçi gelmiyordu ki, onlar ancak: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" dememiş olsunlar.

53- Onlar bunu birbirlerine mi tembihlediler? Hayır, onlar taşkınlık yapan bir topluluktur.

54- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. Bu yüzden sen kınanmış değilsin.

55- Ve sen hatırlat, çünkü o hatırlatma o inananlara fayda verir.

56- Ve ben o cinni ve o insanı bana kulluk etmelerinden başka takdir etmedim.

57- Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum ve ben beni yedirmelerini de istemiyorum.

58- Şüphesiz ki Allah o rızık vericinin, o sağlam kuvvet sahibinin ta kendisidir.

59- Artık şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere (geçmişteki) arkadaşlarının peşlerine takılı şuçlarının örneği bir suç vardır, o halde onlar (azabı) benim çabuklaştırmamı sakın istemesinler.

60- Artık söz verilmekte oldukları günlerinden dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere yazıklar olsun.


4 Ocak 2026 Pazar

KAF SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Kaf. Şanı yüce o okunan (Kur'an) a ant olsun.

2- 3- Hayır, onlar kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da o gerçeği örtücüler: "Bu, bir şaşırtıcı şey. Biz öldüğümüz ve bir toprak zaman mı (yeniden diriltileceğiz)? Bu, bir uzak dönüştür" dedi.

4- O yer onlardan neyi eksiltiyor biz kesinlikle bilmişizdir. Ve bir koruyucu kitap bizim yanımızdadır.

5- Hayır, onlar o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Şimdi onlar bir karışık iş içindedirler.

6- Şimdi onlar kendilerinin üstündeki o göğe bakmadılar mı, biz onu nasıl yapılandırdık ve onu (nasıl) süsledik? Ve onun hiçbir yarığı da yoktur.

7- 8- Ve o yer, biz onu uzattık ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her bir içtenlikle yönelen kul için bir sağgörü ve bir hatırlatma olarak her bir göz alıcı çiftten bitirdik.

9- 10- 11- Ve biz o gökten bir bereket verilmiş su indirdik, böylece onunla o kullara bir rızık olarak bahçeler ve o biçilen (ürünün) danesini ve o yüksek hurmaları -ki onların tomurcukları birbiri üzerine binmiş haldedir- bitirdik. Ve biz onunla bir ölü yöreyi yaşattık. O (kabirlerden) çıkışlar da böyledir.

12- 13- 14- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve o Ress'in arkadaşları ve Semud ve Ad ve Firavun ve Lut'un kardeşleri ve o Eyke'nin arkadaşları ve Tubba'nın topluluğu da yalanlamıştı. Her biri o elçileri yalanladı, böylece benim tehdidim bir gerçek oldu.

15- Şimdi biz o ilk takdirde acze mi düştük? Hayır, onlar bir yeni takdir edilişten (inanmamak için örtündükleri) bir örtünün içindedirler.

16- 17- Ve ant olsun ki o insanı biz takdir ettik ve ona kendisinin benliğinin işkillendirmekte olduğu şeyleri biz biliriz. Ve o sağdan ve o soldan oturan iki karşılayıcı (onun yaptıklarını yazarak) karşılamakta olduğu zaman, biz ona o şah damarından daha yakınız.

18- O herhangi bir sözden laf atmıyor ki, onun yanında hazır vaziyette bir gözetleyici olmasın.

19- O ölümün sarhoşluğu o gerçekle gelmiştir. (Ona): "Bu, senin kendisinden nefretle kaçındığın şeydir" (denilir).

20-  Ve o boruya üflenmiştir. Bu, o tehdidin günüdür.

21- Ve her bir benlik kendisinin beraberinde bir (melek) sevk edici ve bir tanıkla gelmiştir.

22- (Ona): "Ant olsun ki sen bundan bir duyarsızlık içindeydin. Şimdi biz senden perdeni kaldırdık, artık bugün senin görüşün bir demir (gibi keskin)dir" (denilir).

23- Ve onun yakın arkadaşı* (olarak musallat edilmiş şeytan): "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

*Karinuhu kelimesinin anlamı için Zuhruf s. 36. ve 38. ayetlerine bakılabilir.

24- 25- 26- (Melek sevk edici ve tanığa): "Siz ikiniz her bir inatçı azılı gerçeği örtücüyü ve azılı o hayrı alıkoyan aşırı giden kuşkucuyu cehenneme atın. O ki Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturmuştu, artık siz ikiniz onu o çetin azabın içine atın" (denilir).

27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

30- O gün biz cehenneme "Sen doldun mu?" deriz ve o da "Daha fazladan yok mu?" der.

31- Ve o bahçe o korunanlara bir uzaklık olmaksızın yanaştırılmıştır.

32- 33- 34- (Onlara): "Bu, size söz verilmekte olduğunuz şeydir, her bir (Allah'a) çokça dönen (emir ve yasaklarını) koruyan, o algılanamayanla şefkati kapsamlıdan endilenmiş ve içtenlikle yönelen bir kalp ile gelmiş kimseyedir. Siz ona bir esenlikle girin. Bu, o sürekli kalıcılığın günüdür" (denilir).

35- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Ve bizim yanımızda daha fazlası da vardır.

36- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar yakalayış bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi, öyle ki onlar o yörelerde (toprağı imar için) delik deşik etmişlerdi*. (Onlar için) hiçbir kaçış yeri var mıydı?

* Bu ayetin farklı çevirileri olmasına karşın biz çevirimizde Rum s. 9. ayetini dikkate aldık.

37- Şüphesiz ki bunda, kendisinin (duyarlı) bir kalbi olan veya bir tanık olarak kulak vermiş olan kimse için kesinlikle bir hatırlatma vardır. 

38- Ve ant olsun ki o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri biz takdir ettik ve bize hiçbir bitkinlik dokunmadı.

39- Artık sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnip gayret et. Ve o güneşin aydınlanmasından önce ve batmasından önce, Efendini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tut. 

40- Ve o geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o secdelerin arkasında da (bunu yap).

41- Ve sen o seslenicinin bir yakın yerden sesleneği günü dinle.

42- O gün onlar o korkunç sesi o gerçekle işitirler. Bu, o (kabirlerden) çıkışların günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz yaşatırız ve öldürürüz ve o varış yeri bizedir.

44- O gün o yer onlardan hızlıca çatlayıp ayrışır. Bu, bize göre kolay bir sürüp toplamadır.

45- Biz onların söylemekte olduğu şeyleri en iyi bileniz ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde sen benim tehdidimden kaygılanmakta olan kimselere o okunan (Kur'an) ile hatırlat.


31 Aralık 2025 Çarşamba

HUCURAT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz seslerinizi o habercinin sesinin üzerine sakın yükseltmeyin ve işlerinizin boşa gitmemesi için ona o sözle bir kısmınızın bir kısma bağırması gibi sakın bağırmayın.

3- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısıyorlar. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini o korunma bilinci için sınamıştır. Bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

4- Şüphesiz ki o kimseler o engelin ötesinden sana sesleniyorlar, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

5- Ve eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar (seslerini kısmakta) direnip gayret etmiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

6- Ey inanmış olan kimseler, eğer bir itaatten çıkan size bir haber getirirse, artık siz bir düşüncesizlikle bir topluluğa çatışıp ta yaptığınız şeye karşı pişmanlar olmamanız için (haberin) (doğruluğunu yanlışlığını) apaçık belli edin.

7- Ve siz Allah'ın elçisinin içinizde olduğunu bilin. Eğer o, size o işten birçoğunda itaat etseydi, siz kesinlikle şiddetli sıkıntıya düşerdiniz, fakat Allah size o inancı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size o gerçeği örtmeyi ve itaatten çıkmaları ve baş kaldırmaları çirkinleştirdi. İşte onlar o olgunluğa erişenlerin ta kendileridir.

8- Allah'tan bir lütuf ve bir nimet olarak. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

9- Ve eğer o inananlardan iki zümre öldürüşürlerse, artık siz ikisinin arasını düzeltin. Bu durumda eğer ikiden biri o diğerine karşı saldırganlık yaparsa, artık siz de saldırganlık yapmakta olanla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar öldürüşün. Bu durumda (saldırgan zümre) eğer dönerse, artık siz ikisinin arasını o eşitlikle düzeltin ve siz hakkaniyetli davranın. Şüphesiz ki Allah o hakkaniyetli davrananları sever.

10- O inananlar ancak ve ancak bir kardeştirler, o halde siz iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı korunun ki şefkat edilesiniz.

11- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluk bir topluluktan bazılarını sakın maskaraya almasın, umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve kadınlar da kadınlardan bazılarını (sakın maskaraya almasın) umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve siz sakın birbirinize dil uzatmayın ve sakın birbirinize o (kötü) lakapları takmayın. O inançtan sonra o yoldan çıkış ismi ne kötüdür. Ve kim (bu huyundan) dönmediyse, işte onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o birçok kanıdan uzak durun. Şüphesiz ki o kanının bir kısmı bir günahtır ve siz (birbirinizin) sakın gizliliklerini araştırmayın ve sizin bir kısmınız bir kısmın (hakkında) yokluğunda sakın konuşmasın. Sizin biriniz kendi kardeşinin etini bir ölü iken yemeyi  sever mi? Şimdi siz onu çirkin gördünüz. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir lütufla çokça dönücüdür, bir en bilgedir.

13- Ey o insanlar, şüphesiz ki biz sizi bir erkekten ve bir dişiden takdir ettik ve sizin birbirinizle tanışmanız için biz sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah'ın yanında en değerliniz, sizin en korunanızdır. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi bilicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

14- O bedeviler: "Biz, inandık" dedi. Sen de ki: "Siz inanmadınız, fakat siz 'Biz, teslim olduk' deyin, ve o inanç henüz sizin kalplerinize girmedi. Eğer siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederseniz, O sizin işlerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

15- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inandılar sonra kuşkuya düşmediler ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullandılar. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

16- Sen de ki: "Siz Allah'a kendi yaşam sisteminizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah o göklerdeki şeyleri ve o yerdeki şeyleri biliyor. Ve Allah her bir şeyi bir en iyi bilicidir."

17- Onlar teslim olmalarını sana karşı başa kakıyorlar. Sen de ki: "Siz, teslimiyetinizi sakın benim başıma kakmayın. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bilakis Allah sizi o inanca iletmekle size karşı büyük iyilikte bulunuyor."

18- Şüphesiz ki Allah o göklerin ve o yerin algılanamayanını bilir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğu şeyleri bir en iyi görücüdür.


30 Aralık 2025 Salı

FETİH SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- Şüphesiz ki biz sana, senin arkaya takılı suçlarından öne geçmiş ve geriye kalmış şeyleri Allah'ın sana bağışlaması ve kendisinin senin üzerindeki nimetini tamamlaması ve seni bir dosdoğru yola iletmesi ve sana bir güçlü yardımla yardım etmesi için, bir apaçık fetih verdik.

4- O ki o inananların kalplerine, onların inançlarının yanına bir inanç daha katmaları için o dinginliği indirdi. Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

5- O inanan erkekleri ve o inanan kadınları bahçelere - ki onların altından o nehirler akar onlarda sürekli kalıcıdırlar- girdirmesi ve onlardan kötülüklerini örtmesi için. Ve bu, Allah'ın yanında bir büyük başarıdır.

6- Ve Allah'a karşı o kötülüğün kanısına kapılan o iki yüzlü erkekleri ve o iki yüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandırması için. Ve Allah onlara hiddetlenmiş ve onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır.

7- Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

8- Şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

9- Ki siz Allah'a ve O'nun elçisine inananasınız ve O'nu destekleyesiniz ve O'nu vakarlandırasınız ve O'nu gündüzün erken vakti ve akşam her türlü eksiklikten uzak tutasınız.

10- Şüphesiz ki o kimseler seninle bey'atlaşıyorlar, onlar ancak ve ancak Allah'a bey'atlaşmaktadırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim sözünü bozarsa, kendi benliğine karşı bozar. Ve kim Allah'a karşı onun üzerinde antlaşma yaptığı şeyi tastamam yerine getirirse, artık O, ona bir büyük emek karşılığı verecektir.

11- O bedevilerden o arkada bırakılmışlar, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti, artık bize bağışlama iste" diyecek. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. Sen de ki: "Artık sizin için Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir? Eğer O, size bir zarar ister veya size bir fayda isterse. Hayır, Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır."

12- Hayır, siz o elçi ve o inananların kendi ailelerine sonsuz olarak asla çevrilmeyeceği kanısına vardınız ve bu sizin kalplerinizde süslendi ve o kötülüğün kanısına kapıldınız ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldunuz.

13- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine inanmadıysa, artık şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere bir alevli ateş hazırladık.

14- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azap eder. Ve Allah bir çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- O arkada bırakılmışlar, siz ganimetlere doğru onları almak için hareketlendiğiniz zaman: "Siz bizi bırakın da biz sizi izleyelim" diyecekler. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: "Siz, bizi asla izleyemeceksiniz, Allah sizin için önceden böyle dedi." Buna karşılık onlar: "Hayır, sizi bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onların bir azı dışında kavramazlar

16- Sen o bedevilerden o arkada bırakılmışlara de ki: "Siz, bir çetin sıkıntı sahibi bir topluluğa çağrılacaksınız, siz ya onlarla öldürüşeceksiniz veya onlar (size) teslim olacaklar. Bu durumda eğer siz itaat ederseniz, Allah size bir iyi emek karşılığı verecektir. Ve eğer siz önceden (başka tarafa) yakınlaştığınız gibi (bu seferde başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi bir acı azapla azaplandıracaktır."

17- (Sefere çıkmama konusunda) o körün üzerine bir burukluk olmaz ve o topalın üzerine de bir burukluk olmaz ve o hastanın üzerine de bir burukluk olmaz. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir. Ve kim de (başka tarafa) yakınlaşırsa, O onu bir acı azapla azaplandıracaktır.

18- 19- Ant olsun ki Allah, o inananlardan onlar sana o ağacın altında bey'at etmekte oldukları zaman hoşnut olmuştur, O onların kalplerinde olan şeyi bildi de onların üzerine o dinginliği indirdi ve onları bir yakın fetihle ve birçok ganimetlerle -ki onlar onları alacaklardır-ödüllendirdi. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

20- Ve Allah sizi birçok ganimetler söz verdi - ki siz onları alacaksınız- bunları size çabuklaştırdı ve o insanların ellerini o inananlara bir ayet olması ve sizi bir dosdoğru yola iletmesi için sizden alıkoydu.

21- Ve diğer (ganimet) leri (söz verdi) -ki siz onlara henüz güç yetiremediniz- Allah onları kesinlikle kuşatmıştır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

22- Ve eğer gerçeği örtmüş olan kimseler sizinle öldürüşselerdi, onlar kesinlikle arkaları yakınlaştırırlar, sonra onlar bir yakın ve bir yardımcı bulamazlardı.

23- (Bu) Allah'ın yasasıdır ki o önceden gelip geçmiştir. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamayacaksın.

24- Ve O ki Mekke'nin göbeğinde sizin onların üzerine tırnak geçirtmeniz sonrasından onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan alıkoydu. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

25- Onlar o kimseler ki gerçeği örttüler ve Mescidi Haram'dan ve (kurban için) kapatılmış hediyeyi onun kesim yerine ulaşmasından uzaklaştırdılar. Ve eğer inanan adamlar ve inanan kadınları - ki siz onları bilmiyordunuz- bilgisizce çiğneyip de bu yüzden size onlardan dolayı bir olumsuzluk değdirilecek olmasaydı (sizi onlardan alıkoymazdı). Allah'ın dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirmesi için (böyle yaptı). Eğer onlar ayırt edilebilmiş olsalardı, biz onlardan gerçeği örtmüş olan kimseleri kesinlikle (sizin elinizle) bir acı azapla azaplandırırdık.

26- O zaman gerçeği örtmüş olan kimseler kalplerinde o kızgınlığı, o düşüncesizliğin kızgınlığını oturtmuştu da Allah, elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve onları o korunma bilincinin kelimesine bağlı kalmalarını sağlamıştı ve onlar buna daha hak sahibiydi ve buna ehil idiler. Ve Allah, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

27- Ant olsun Allah, kendisinin elçisine o rüyayı o gerçekle doğru çıkardı. Eğer Allah dilerse siz Mescidi Haram'a başlarını traş edenler ve (saçlarını) kısaltanlar olarak güvenliler olarak kaygı duymaksızın kesinlikle gireceksiniz. Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de bunun berisinden bir yakın fetih verdi.

28- O ki kendisinin elçisini yaşam sisteminin tamamını ona sırtlatmak için o doğruya ileten ve o gerçeğin yaşam sistemi ile gönderdi. Ve tanık olarak Allah yeter.

29- Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onun beraberinde olan kimseler o azılı gerçeği örtücülere karşı çetin, kendilerinin arasında ise sürekli şefkatlidirler, sen onları rüku ederek, secde ederek Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşmekte olduklarını görürsün. Onların alametleri, yüzlerindeki secdelerin izindendir. Bu, onların Tevrattaki örneğidir. Ve onların İncildeki örneği ise bir ekin gibidir ki o, kendisinin filizini çıkarmış ardından onu kuvvetlendirmiş, ardından kalınlaştırmış, ardından gövdesinin üzerine denkleşmiştir ki o, o ekicileri şaşırtır. (Bu örnek) o azılı gerçeği örtücüleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah onlardan inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı söz vermiştir.



23 Aralık 2025 Salı

AHKAF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- Bu kitabın indirilmesi, en güçlü, en bilge Allah'tandır.

3- Ve biz o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri, o gerçek (bir neden) den ve bir isimlenmiş süreden başka takdir etmedik. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise uyarıldıkları şeyden kayıtsız kalanlardır.

4- Sen de ki: "Siz, Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyleri gördünüz mü? Gösterin bana, onlar o yerden neyi takdir etmişler? Yoksa o göklerde bir ortaklık onlar için midir? Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bana bunun öncesinden bir kitap veya bilgiden herhangi bir iz getirin.

5- Ve daha sapkın kimdir o kimseden ki Allah'ın berisinden o kalkışın gününe kadar kendisine cevap veremez şeyi çağırır? Oysa onlar, onların çağrılarından duyarsız kalanlardır.

6- Ve o insanlar sürülüp toplandığı zaman, onlar (putlar) onlara düşmanlar olurlar ve onlar (putlar) onların kulluklarını örtücüler olurlar.

7- Ve onlara bizim ayetlerimiz apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, gerçeği örtmüş olan kimseler, o gerçek onlara geldiğinde: "Bu, apaçık bir sihirdir" dedi.

8-  Yoksa onlar (senin için): "O, onu yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, artık siz benim için Allah'tan hiçbir şeye hükümran olamazsınız. O, sizin onda dökülüp gitmekte olduğunuz şeyi en iyi bilendir. Benimle sizin aranızda tanık olarak O yeter. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir."

9- Sen de ki: "Ben, o elçilerden örneksiz biri değilim ve ben, bana ve size ne yapılacak bilmiyorum. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını da izlemiyorum ve ben, bir apaçık uyarıcıdan başkası da değilim."

10- Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer o Allah'ın yanından ise ve siz de onu örttüyseniz ve Yakub'un oğullarından bir tanık da onun bir örneği üzerine tanıklık etti de hemen inandıysa ve siz de büyüklük tasladıysanız (haliniz nice olur)? Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez."

11- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimseler için: "Eğer (onda) bir hayır olsaydı, onlar ona (inanmakta) bizim önümüze geçemezlerdi" dedi. Ve onlar, onunla doğruya iletilmedikleri zaman ise hemen: "Bu, bir eski gerçeğim yönünü değiştirmedir" diyeceklerdir.

12- Ve onun öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı vardı. Ve bu da haksızlık yapmış olan kimseleri uyarmak ve o iyilik edenler için bir Arabi dil kitaptır.

13- Şüphesiz ki o kimseler: "Bizim Efendimiz Allah'tır" dediler, sonra onlar dosdoğru oldular, artık onlara hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.

14- İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılık olarak, onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

15- Ve biz, o insana ana babasına iyiliği tembihledik. Annesi onu zorlanarak taşıdı ve onu zorlanarak doğurdu. Ve onun taşınması ve onun (sütten) ayrılması otuz aydır. Nihayet o en çetinliğine ulaştığı ve kırk seneye ulaştığı zaman: "Ey Efendim, sen beni bana ve anneme babama verdiğin nimetine şükretmeme ve senin ona hoşnut olacağın bir düzgün iş işlemeye beni düzenli olarak sevk et ve benim soyumda (olanları) da düzelt. Şüphesiz ki ben itaate döndüm ve şüphesiz ki ben o teslim olanlardanım." dedi.

16- İşte onlar, biz onların işledikleri şeylerin en iyisini onlardan kabul edeceğimiz ve onların kötülüklerinden geçeceğimiz o bahçenin içindeki kimselerdir.

17- Ve o kimse ki annesine babasına: "Öf ikinize, siz ikiniz beni (yeniden) çıkarılmamla mı tehdit ediyorsunuz? Oysa benden önce o kuşaklar gelip geçmiştir" dedi. Ve o ikisi Allah'ın yardımına sığınarak: "Yazıklar olsun sana gel inan, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir" (dediler). Buna karşılık o: "Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" der.

18- İşte onlar, onlardan önce gelip geçmiş o cinden ve o insandan olan ana toplumların içinde o söylenen üzerlerine gerçek olan kimselerdir. Şüphesiz ki onlar ziyan edenler olmuşlardır.

19- Ve her biri için işledikleri şeylerden dereceleri vardır.  Ve O sonunda onlara işlerini(n karşılığını) tastamam verir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

20- Ve gerçeği örtmüş olan kimselerin ateşe sunulacağı gün (onlara): "Siz, (ahirette alacağınız) temiz şeylerinizi o yakın yaşamınızda giderdiniz ve onlarla yararlandınız. Artık bugün siz o gerçek olmaksızın o yerde büyüklük taslamakta olmanız nedeniyle ve itaatten çıkmakta olmanız nedeniyle o alçaltıcılığın azabıyla karşılık göreceksiniz" (denilecek).

21- Ve sen Ad'ın kardeşini hatırla. Bir zaman o, onun önünden ve ardından o uyarıcıların gelip geçtiği o kum tepelerindeki topluluğunu : "Siz, Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyin. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize bir acı gün azabından kaygılanıyorum" diye uyarmıştı.

22- Onlar: "Sen bizi tanrılarımızdan yön değiştirmemiz için mi geldin?  Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

23- O: "O bilgi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır ve ben size onunla gönderildiğim şeyi ulaştırıyorum, fakat ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum" dedi.

24- 25- Onlar, onu vadilerine yönelen bir geniş bulut olarak gördüklerinde: "Bu, bize yağmur yağdırıcı bir geniş buluttur" dediler. (Hud): "Hayır o, kendisinin çabuklaşmasını istediğiniz şeydir. Bir rüzgardır ki onda bir acı azap vardır. Her bir şeyi kendisinin Efendisinin buyruğu ile yerle bir edecektir" (dedi). Böylece onların durulma yerlerinden başka bir şey görülmez oldu. Biz, suç işleyenler topluluğuna böyle karşılık veririz.

26- Ve ant olsun ki biz onlara, bizim size kendisinde sağlamadığımız öyle şeylerde olanak sağlamış ve onlar için işitme ve görmeler ve gönüller var etmiştik. Ne var ki onların işitmesi ve görmeleri ve gönülleri, onlar Allah'ın ayetlerinin ısrarla reddetmekte oldukları zaman onlardan hiçbir ihtiyacı gidermedi ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

27- Ve ant olsun ki biz sizin çevrenizdeki o kasabalardan bir kısmını yok ettik ve biz onlara o ayetleri o ayetleri evire çevire açıklamıştık ki onlar döneler.

28- Bu durumda onların Allah'ın berisinden yakınlık vesilesi olarak belledikleri şeyler olan tanrıları onlara yardım etmeli değil miydi? Hayır onlar, onlardan saptılar. Ve bu, onların gerçeğin yönünü değiştirmeleri ve yakıştırmakta oldukları şeydir.

29- Ve bir zaman biz o cinden bir takımı sana çevirmiştik, onlar o okunan (Kur'an) ı dinliyorlardı. Onlar, ona hazır olduklarında "Susun" dediler. (Okuma) yerine getirilince onlar topluluklarına uyarıcılar olarak yakınlaştılar.

30- 31- 32- Onlar: "Ey topluluğumuz, şüphesiz ki biz Musa'nın sonrasından indirilmiş, kendisinin önünde olan şeyi bir doğrulayıcı ve o gerçeğe ve bir dosdoğru yola iletir bir kitap işittik. Ey topluluğumuz, siz Allah'ın çağrıcısını cevaplandırın ve ona inanın ki, O da sizin peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmı size bağışlasın ve sizi bir acı azaptan himaye etsin. Ve kim Allah'ın çağrıcısını cevaplandırmazsa artık o, o yerde yetersiz bırakıcı değildir ve onun için O'nun berisinden yakınlar yoktur. İşte onlar bir apaçık sapkınlık içindedirler " dediler.

33- Onlar görmediler mi şüphesiz Allah O ki, o gökleri ve o yeri takdir etmiştir ve onların takdiriyle acze düşmemiştir ve o ölüleri (yeniden) yaşatmaya da güç yetiricidir?  Evet, şüphesiz ki O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

 34- Ve gerçeği örtmüş olan kimselerin ateşe sunulacağı gün (onlara): "Bu, o gerçek değil miymiş?" (denilecek). Onlar: "Efendimize ant olsun ki evet" dediler. O: "Öyleyse siz gerçeği örtmekte olmanız nedeniyle o azabı tadın" dedi.

35- Artık sen, o kararlılığın sahibi bir kısım elçilerin direnip gayret ettiği gibi direnip gayret et ve onlar için çabukluk isteme. Onlar, söz verilmekte oldukları şeyi görecekleri gün (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibidir. (Bu), bir ulaştırmadır. Artık o itaatten çıkanlar topluluğundan başkası mı yok edilir?


20 Aralık 2025 Cumartesi

CASİYE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- Bu kitabın indirilmesi, en güçlü, en bilge Allah'tandır.

3- Şüphesiz ki o göklerde ve o yerde o inananlara kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

4- Ve sizin takdir edilişinizde ve canlıdan yaymakta olduğu şeylerde, kesinkes inanmakta olan bir topluluğa (gözle görülen) ayetler vardır.

5- Ve o gece ve o gündüzün aykırı düşmesinde ve Allah'ın o gökten o şeyi (suyu) rızık olarak indirip de onunla o yeri onun ölümünden sonra onunla yaşatmasında ve o rüzgarları evirip çevirmesinde, bağlantı kurmakta olan bir topluluğa (gözle görülen) ayetler vardır.

6- Bunlar Allah'ın ayetleridir, biz onları sana o gerçekle peşi sıra okuyoruz. Artık onlar Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi bir söze inanacaklar?

7- Yazıklar olsun her bir azılı gerçeğin yönünü değiştirici günahkara.

8- O, kendisine peşi sıra okunmakta olan Allah'ın ayetlerini işitir, sonra onları işitmemiş gibi büyüklük taslayıcı olarak (inkarda) ısrar eder. Artık sen onu bir acı azabla müjdele.

9- Ve o bizim ayetlerimizden bir şey bildiği zaman, onları alay konusu olarak beller. İşte onlar  var ya bir alçaltıcı azap, onlar içindir. 

10- Onların ötelerinden cehennem vardır. Ve onların kazandıkları şeyler ve Allah'ın berisinden belledikleri yakınlar, onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılamaz. Ve bir büyük azap, onlar içindir.

11- Bu, bir doğruya iletendir. Ve o kimseler ki Efendilerinin ayetlerini örttüler, titreten bir acı azap onlar içindir.

12- Allah O ki, kendisinin buyruğu ile o su kütlesini o gemilerin onda akması ve kendisinin lütfundan bir kısmın sizin peşine düşmeniz ve şükretmeniz için, size boyun eğdirdi.

13- Ve O, o göklerde olan şeyleri ve o yerde olan şeyleri toplu olarak kendisinden (bir nimet olarak) size boyun eğdirdi. Şüphesiz ki bunda, düşünmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

14- Sen inanmış olan kimselere de ki: Onlar, Allah'ın günlerini beklemez kimseleri, sonunda bir topluluğu kazanmakta olduğu şeyler nedeniyle karşılık vermesi için (şimdilik) bağışlasınlar.

15- Kim bir düzgün iş işlerse, artık kendisinin benliğinedir ve kim kötülük yaparsa, artık benliğinin aleyhinedir. Sonra siz Efendinize döndürüleceksiniz.

16- Ve ant olsun ki biz Yakub'un oğullarına o kitabı ve o bilgeliği ve o haberciliği verdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik ve biz onları o tüm insanların üzerine lütuflandırdık.

17- Ve biz onlara o buyruktan apaçık belgeler verdik. Ama onlar kendilerine o bilgi gelmesi sonrasından kendi aralarında bir saldırganlıktan başka bir nedenle aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin o kalkışın günü onların kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde, onların arasında (kararı) yerine getirecektir.

18- Sonra biz seni o buyruktan bir açık yol üzerinde görevlendirdik, o halde sen de onu izle ve sakın bilmezlerin keyfi arzularını izleme.

19- Şüphesiz ki onlar seni Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şeyle asla ihtiyaçsız kılamazlar. Ve şüphesiz ki o haksızlık yapanlar, onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Ve Allah o korunanların yakınıdır.

20- Bu, o insanlar için doğru görüşler ve kesinkes inanmakta olan bir topluluk için de bir şefkattir.

21- Yoksa o kötülükleri deşmiş olan kimseler, bizim onların yaşamlarını ve ölümlerini inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselerle bir denklikte tutacağımızı mı hesap etti? Onlar ne kötü şeye karar veriyorlar.

22- Ve Allah o gökleri ve o yeri o gerçekle ve sonunda her bir benliğin kazandığı şey nedeniyle görmesi için takdir etti ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

23- Şimdi sen tanrısını kendi keyfi arzusu bellemiş olan ve Allah'ın kendisini bir bilgi üzerine saptırdığı ve işitmesinin ve kalbinin üzerini mühürlediği ve görmesinin üzerine de bir kaplama çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'ın sonrasından kim onu doğruya iletebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

24- Ve onlar: "O (yaşam), bizim o yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz ölürüz ve yaşarız ve bizi o zamandan başkası yok etmiyor" dediler. Onlar için bu konuda hiçbir bilgi yoktur. Ve onlar kanıdan başka bir şeyde bulunmuyorlar.

25- Ve bizim ayetlerimiz onlara apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman onların tartışmaları: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bizim atalarımızı getirin" demelerinden başkası olmadı.

26- Sen de ki: "Allah, sizi yaşatır, sonra sizi öldürür, sonra sizi o kalkışın gününe toplar ki onda hiçbir kuşku yoktur, fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler."

27- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. Ve o anın ayağa kalkacağı gün ki, o gün geçersizciler ziyan edecek.

28- 29- Ve sen her bir ana topluluğu dizüstü çökmüş olarak görürsün. Her bir ana topluluk kendisinin kitabına çağrılır. (Onlara): "Bugün siz işlemekte olduğunuz şeylerle karşılık göreceksiniz. Bu, bizim size karşı o gerçeği konuşacak kitabımızdır. Şüphesiz ki biz sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kaydediyor idik" (denilir).

30- Şimdi inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince; Artık onları Efendileri kendisinin şefkatine girdirecektir. Bu, o apaçık başarının ta kendisidir.

31- Ve gerçeği örtmüş olan kimselere gelince; Benim ayetlerim size peşi sıra okunuyor değil miydi siz de büyüklük taslamıştınız ve suç işleyen bir topluluk olmuştunuz?

32- Ve (size): "Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir ve o an ki onda hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Biz, o an nedir bilmiyoruz. Biz, bir kanıdan başka kanaatte bulunmuyoruz ve biz kesinkes inananlar değiliz" demiştiniz.

33- Ve onlara işledikleri şeylerin kötülükleri belli olmuş ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

34- Ve onlara: "Siz, bu gününüzün karşılaşmasını unuttuğunuz gibi, bugün de biz sizi unutacağız ve sizin sığınağınız o ateştir. Ve sizin için yardımcılardan da hiçbiri yoktur" denildi.

35- Bu size Allah'ın ayetlerini bir alay konusu olarak bellemiş olmanız ve o yakın yaşamın sizi aldatmış olması nedeniyledir. Artık bugün onlar ondan çıkarılmazlar ve onların hoşnutluk istekleri de kabul edilmez.

36- Artık o övgü o göklerin ve o yerin Efendisi, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.

37- Ve o göklerde ve o yerde o büyüklük O'nundur. Ve O çok güçlüdür, en bilgedir.


9 Aralık 2025 Salı

DUHAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- O apaçık kitaba ant olsun. 

3- Şüphesiz ki biz onu bir bereket verilmiş gecede indirdik, şüphesiz ki biz uyarıcılar idik.

4- 5- Her bir bilge buyruk, bizim yanımızdan bir buyrukla onda ayrılır. Şüphesiz ki biz (elçi) göndericiler idik.

6- Senin Efendinden bir şefkat olarak. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi bilicinin ta kendisidir.

7- Eğer siz kesin bilgiyle inananlar iseniz, o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir.

8- O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, O yaşatır ve öldürür. (O), sizin de efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da efendisidir.

9- Hayır, onlar bir kararsızlık içinde oynamaktadırlar.

10- 11- Artık sen, o göğün o insanları kaplayacak bir apaçık duman getireceği günü gözetle. Bu, bir acı azaptır.

12- (O insanlar o zaman): "Ey Efendimiz, bu azabı bizden kaldır, şüphesiz ki biz (artık) inananlarız" (derler).

13- Onlar için o hatırlamanın nasıl (faydası olacak?) Ve oysa onlara bir apaçık elçi de gelmişti.

14- Sonra onlar, ondan (başka tarafa) yakınlaşmışlar ve (ona): "Bir öğretilmiş, bir cinlenmiş" demişlerdi.

15- Şüphesiz ki biz o azabın biraz kaldırıcılarıyız, (sonra) şüphesiz ki siz (eski halinize) tekrar dönücülersiniz.

16- O gün, biz o en büyük yakalama ile yakalarız. Şüphesiz ki biz öç alıcılarız.

17- 18- 19- 20- 21- Ve ant olsun ki biz onların öncesi Firavun'u denedik ve onlara: "Siz, Allah'ın kullarını bana geri verin. Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim" diye ve: "Siz, Allah'a karşı yücelenmeyin. Şüphesiz ki ben size bir apaçık yetki getirdim. Ve şüphesiz ki ben benim Efendime ve (aynı zamanda) sizin Efendinize sığındım. Ve eğer siz bana inanmadıysanız, artık siz benden uzaklaşın" diye bir değerli elçi gelmişti.

22- Sonunda o, kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki bunlar suç işleyen bir topluluktur" diye çağrı yaptı.

23- 24- (Allah): "Artık sen kullarımı bir gece yürüt, şüphesiz ki siz izlenmişler (olacak)sınız. Ve sen o su kütlesini sakin bir halde terk et. Şüphesiz ki onlar batırılmışlar ordusudur" (dedi).

25- 26- 27- Onlar bahçelerden ve su gözlerinden ve ekinlerden ve değerli yerlerden ve nimetten onda meyveyle lezzetlenenler oldukları nicesini bıraktılar.

28- İşte böyle. Ve biz onlara diğer bir topluluğu mirasçı yaptık.

29- Artık onların üzerine o gök ve o yer ağlamadı ve onlar bakılanlar da olmadılar.

30- 31- Ve ant olsun ki biz Yakub'un oğullarını Firavun'dan (kaynaklanan) alçaltıcı azaptan, kurtardık. Şüphesiz ki o, o savurganlık yapanlardan bir yücelenen idi.

32- Ve ant olsun ki biz onları o tüm insanların üzerine bir bilgi üzerine seçmiştik.

33- Ve biz onlara ayetlerden öyle birşey vermiştik ki onda bir apaçık ayıklama vardı.

34-35- 36- Şüphesiz ki bunlar kesinlikle: "O (ölüm) bizim o ilk ölümümüzden başkası değildir. Ve biz (dirilerek) yayılanlardan da olmayacağız. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi bizim atalarımızı getirin" diyorlar.

37- Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tubba'nın topluluğu ve onlardan önceki kimseler mi? Biz onları yok etmiştik. Şüphesiz ki onlar suç işleyenler idiler.

38- Ve biz, o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri oyuncular olarak takdir etmedik.

39- Biz, o ikisini o gerçek (amaç) dışında takdir etmedik, fakat onların tamamı (bunu) bilmezler.

40- Şüphesiz ki o ayırma günü onların toplu olarak belirlenmiş vaktidir.

41- O gün bir yakın, bir yakından hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılamaz ve onlar yardım da edilmezler.

42- Allah'ın şefkat ettiği kimse başka. Şüphesiz ki O, çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

43- 44- 45- 46- Şüphesiz ki o zakkumun ağacı, o günahkarların yiyeceğidir. O yağ tortusu gibidir. O karınlarda fokurdar. O kaynar suyun fokurdaması gibi.

47- 48- 49- 50- (Zebanilere): "Siz onu tutun da, onu o şiddetli ateşin ortasına sürükleyin. Sonra siz onun başının üstüne o kaynar suyun azabından dökün. (Sonra siz ona)'Tat (bu azabı) şüphesiz ki sen o çok güçlünün, o çok bilgenin ta kendisisin' (deyin)" (denilir).

51- 52- 53- Şüphesiz ki o korunanlar güvenli yerdedir. Bahçelerde ve su gözlerinde. Onlar karşılıklı oturanlar olarak ince ipekten ve kalın ipekten (elbiseler) giyerler.

54-İşte böyle. Biz onları iri belirgin gözlülerle eşlendirmişizdir.

55- Onlar, onda her meyveyi güvenliler olarak çağırırlar.

56- 57- Onlar, onda o ilk ölüm dışında o ölümü tatmazlar. Ve O, onları senin Efendinden bir lütuf olarak o şiddetli ateşin azabından korumuştur. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

58- Böylece biz onu, ancak ve ancak onların hatırlamaları için senin dilinle kolaylaştırdık.

59- Artık sen gözetle, şüphesiz ki onlar da gözetleyenlerdir.


8 Aralık 2025 Pazartesi

ZUHRUF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- O apaçık kitaba ant olsun ki, biz onu bir Arabi okuma olarak yaptık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

4- Ve şüphesiz ki o, bizim yanımızda o kitabın anasındadır, o çok yücedir, en bilgedir.

5- Siz savurgan bir topluluk oldunuz diye, Şimdi o hatırlatmaya (karşı olan sorumluluğunuzu) görmezden gelerek biz sizden uzaklaşacak mıyız? 

6- Ve biz, o ilklerin içinde haberciden nicesini gönderdik.

7- Ve onlara hiçbir haberci gelmiyordu ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.

8- Bunun üzerine biz de, onlardan (Mekke'lilerden) yakalayış bakımından daha çetin olanları yok ettik. Ve o ilklerin örneği (bu kitapta) geçmiştir.

9- Ve eğer sen onlara: "O gökleri ve o yeri kim takdir etti?" diye sorarsan, onlar kesinlikle: "Onları o çok güçlü, o en iyi bilici takdir etti" diyeceklerdir.

10- O ki, o yeri size bir döşek yaptı ve onda ve size yollar açtı ki siz (gideceğiniz yolda) doğruya iletilesiniz.

11- Ve O ki, o gökten bir ölçüyle su indirdi. Böylece biz onu bir ölü yöreye yaydık. Siz de böyle çıkarılacaksınız.

12- 13- 14- Ve O ki, o çiftleri onların hepsini takdir etti ve size o gemiden ve o hayvandan sizin binmekte olduğunuz şeyi, sizin onun sırtlarının üzerine denkleşmeniz, sonra sizin Efendinizin nimetini hatırlamanız, onun üzerine denkleştiğiniz zaman sizin: "Her türlü eksiklikten uzaktır ki O, bunu bize boyun eğdirdi, ve oysa (boyun eğdirmese) biz ona yaklaşıcılar değildik. Ve şüphesiz ki biz Efendimize çevrilicileriz" demeniz için meydana getirdi.

15- Ve onlar, O'na kendisinin kullarından bir parça oluşturdular. Şüphesiz ki o insan, kesinlikle bir apaçık nankördür.

16- Yoksa O, takdir etmekte olduğu şeylerden kızları (kendisi için) tuttu da ve o oğulları size mi seçti?

17- Ve onlardan biri o çok şefkati kapsamlı için bir örnek olarak ortaya koyduğu şey ile müjdelendiği zaman, onun yüzü simsiyah olur ve o (öfkesinden) yutkunandır

18- (Onlar) o takı içinde yetiştirilmekte olan kimseyi oysa o (kız), çekişmede apaçık olmayan bir durumda olanı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)?

19- Ve onlar o melekleri ki o kimseler şefkati kapsamlının kullarıdır, onları dişiler saydılar. Onlar, onların takdir edilişine tanık mı oldular? Onların tanıklıkları kitaplaştırılacak ve onlar sorulacaklar.

20- Ve onlar: "Eğer şefkati kapsamlı (Allah) dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik" dediler. Bu hususta onlar için hiçbir bilgi yoktur. Onlar saçmalamaktan başka söz söylemiyorlar.

21- Yoksa biz onlara onun öncesinden bir kitap verdik de onlar onu mu sıkıca tutanlardır?

22- Hayır, onlar: "Şüphesiz ki biz, kendi atalarımızı bir ana toplum (inancı) üzerinde bulduk ve şüphesiz ki biz onların izleri üzerinde doğruya iletilenleriz" dediler.

23- Ve böylece biz senden önce bir kasabada hiçbir uyarıcı göndermedik ki onun refahlıları ancak: "Şüphesiz ki biz, kendi atalarımızı bir ana toplum (inancı) üzerinde bulduk ve şüphesiz ki biz onların izleri üzerinde (onları) örnek alanlarız" demiş olmasın.

24- (Gelen uyarıcı onlara): "Eğer ki ben size atalarınızı sizin onun üzerinde bulduğunuz şeyden (yol bakımından) daha doğrusunu getirmiş olsamda mı (onları örnek alacaksınız)?" dedi. Onlar: "Şüphesiz ki biz, sizin onunla gönderildiğiniz şeyi örtücüleriz" dediler.

25-  Bunun üzerine biz de onlardan öç aldık, artık sen bak o yalanlayanların sonu nasıl olmuş.

26- 27- Ve bir zaman İbrahim kendi babası ve topluluğuna: "Şüphesiz ki ben, sizin kulluk etmekte olduğunuz şeylerden beriyim. O ki, beni yarıp çıkarmış olanın dışında, çünkü şüphesiz ki O beni doğruya iletecektir" dedi.

28- Ve O onu (bu sözünü) onların onun takipçilerinde bir kalıcı kelime yaptı ki onlar (ortak koşanlar) döneler.

29- Hayır, ben onları ve onların atalarını o gerçek ve bir apaçık elçi kendilerine gelene kadar yararlandırdım.

30- O gerçek onlara geldiğinde onlar: "Bu, bir sihirdir ve şüphesiz ki biz onu örtücüleriz" dediler.

31- Ve onlar: "Bu okunan (Kur'an), o iki kasabadan bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler. 

32- Yoksa senin Efendinin şefkatini onlar mı paylaştırıyorlar? O yakım (yaşam) da onların arasında geçimliklerini biz paylaştırdık ve biz onların bir kısmının bir kısmı hizmetli olarak tutması için, onların bir kısmını bir kısmın üstüne kademeler bakımından yükselttik. Ve senin Efendinin şefkati, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

33- 34- 35- Ve eğer o insanlar bir tek ana toplum olacak olmasaydı, biz şefkati kapsamlıya karşı gerçeği örtmekte olan kimselere onların evleri için gümüşten tavanlar ve yükseliş yolları kesinlikle yapardık ki onlar onların üzerinde yukarı çıkarlardı. Ve onların evleri için kapılar ve koltuklar ki onlar onların üzerinde rahatça dayanırlardı. Ve altın yaldızlar. Ve bütün bunlar o yakın yaşamın bir yararından başkası değildir. Ve o diğer (yaşam) ise, senin Efendinin yanında o korunanlar içindir.

36- Ve kim şefkati kapsamlının hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz ki artık o, ona bir yakın arkadaş olur.

37- Ve şüphesiz ki onlar, onları o yoldan uzaklaştırırlar ve onlar ise kendilerinin doğruya iletilenler olduklarını hesap ederler.

38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun arası uzaklığı olsa" der, artık ne kötüdür o yakın arkadaş.

39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Hani siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denir).

40- Artık o sağırlara sen mi işittireceksin, veya o körleri ve bir apaçık sapkınlıkta olan kimseleri sen mi doğruya ileteceksin?

41- Şimdi eğer biz seni (yaşamdan alıp) götürsek de, artık şüphesiz ki biz onlardan öç alıcılarız.

42- Veya biz sana, bizim onlara söz verdiğimiz şeyi göstersek de, artık şüphesiz ki onların üzerine güç yetiricileriz.

43- Öyleyse sen, sana vahyedilmiş şeye sımsıkı sarıl. Şüphesiz ki sen, bir dosdoğru yol üzerindesin.

44- Ve şüphesiz ki o, sana ve senin topluluğuna kesinlikle bir hatırlatmadır. Ve siz ileride sorulacaksınız.

45- Ve sen, bizim senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden olan kimselere sor, biz onlara şefkati kapsamlının berisinden kulluk edilecek tanrılar belirlemiş miyiz?

46- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik de o: "Şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisinin elçisiyim" dedi.

47- Ne zaman ki o, onlara bizim ayetlerimizi getirdiğinde, onlar birden onlardan dolayı gülüyorlardı.

48- Ve biz onlara herhangi bir ayet göstermiyorduk ki, o kendisinin kızkardeşinden (benzerinden) daha büyük olmasın. Ve biz onları o azapla tuttuk ki onlar döneler.

49- Ve onlar: "Ey o sihirbaz sen, senin Efendinin senin yanındaki antlaşması nedeniyle bizim için çağrı yap. (Eğer çağrına cevap verirse) biz kesinlikle doğruya iletilenler (olacağ)iz" dediler.

50- Ne zaman ki biz onlardan o azabı kaldırdığımızda, onlar birden sözlerini bozuyorlardı.

51- 52- 53- Ve Firavun topluluğunun içinde seslendi de: "Ey topluluğum, Mısır hükümranlığı ve benim altımdan akmakta olan bu nehirler benim değil mi? Siz hiç görmez misiniz? Yoksa ben daha hayırlı değil miyim bundan? ki o bir değersizdir ve neredeyse (meramını) açıklayamaz. Bu durumda onun üzerine altından bilezikler atılmalı veya onun beraberinde o (saflar halinde) yaklaştırılan melekler gelmiş olmalı değil miydi?" dedi.

54- Böylece o, topluluğunu hafife aldı da onlar ona itaat ettiler. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idi.

55- Ne zaman ki onlar bizi öfkelendirdiklerinde biz de onlardan öç aldık, böylece biz onları toplu olarak batırdık.

56- Böylece biz onları bir geçmiş ve o diğerleri için bir örnek yaptık.

57- 58- Ve Meryem'in oğlu bir örnek olarak ortaya konulduğunda, senin topluluğun birden ondan dolayı (senden) uzaklaşıyorlar ve onlar: "Bizim tanrılarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o mu?" diyorlar. Onlar, onu sana söz dalaşı yapmaktan başka (amaçla) ortaya koymuyorlar. Hayır, onlar çekişen bir topluluktur.

59- O, bizim onun üzerine nimet verdiğimiz ve bizim onu Yakub'un oğullarına bir örnek yaptığımız bir kuldan başkası değildir.

60- Eğer biz dileseydik, kesinlikle sizden melekler yapardık da o yerde onlar ardıl olurlardı.

61- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o anın bilgisidir, artık siz onda (o anda) sakın tereddüte düşmeyin ve siz beni izleyin. Bu, bir dosdoğru yoldur.

62- Ve o şeytan sizi sakın (bundan) uzaklaştırmasın. Şüphesiz ki o, size bir apaçık düşmandır.

63- 64- Ve İsa o apaçık delilleri getirdiğinde: "Ben, size kesinlikle o bilgelikle ve sizin hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeylerin bir kısmını benim size açıklamam için geldim. Artık siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah, benim de Efendimin sizin de Efendinizin ta kendisidir, artık siz O'na kulluk edin. Bu, bir dosdoğru yoldur" demişti.

65- Buna rağmen onların arasından o gruplar aykırılığa düştü. Artık yazıklar olsun bir  acı günün azabından dolayı haksızlık yapmış olan kimselere.

66- Onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda onlar fark etmezlerken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar?

67- O gün o korunanlar dışında o dostların bir kısmı bir kısma bir düşmandır.

68- 69- 70- (Allah o gün onlara): "Ey benim kullarım, bugün size hiçbir kaygı olmaz ve siz üzülmezsiniz. O kimseler ki bizim ayetlerimize inanmışlar ve onlar teslim olanlardır. Siz ve sizin eşleriniz neşelendirilecekler olarak o bahçeye girin" (der).

71- Altından tepsiler ve kadehler onların üzerinde dolaştırılır. Onda o benliklerin kendisine karşı güçlü arzu duymakta ve o gözlerin lezzet almakta olduğu şeyler vardır. Ve siz onda sürekli kalıcılarsınız.

72- Bu, o bahçedir ki, siz işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle ona mirasçı kılındınız.

73- Ondaki birçok meyve sizin içindir, siz ondan yiyeceksiniz.

74- Şüphesiz ki o suç işleyenler cehennem azabında sürekli kalıcıdırlar.

75- (Bu azap) onlardan ara verilmez ve onlar onda umut yitirenlerdir.

76- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar o haksızlık yapanların ta kendileri oldular.

77- 78- Ve onlar: "Ey (cehennemin) hükümranı, senin Efendin bizim üzerimize (ölüm hükmünü) yerine getirsin" diye seslendiler. O da: "Şüphesiz ki siz (onda) durup bekleyicilersiniz. Ant olsun ki biz size o gerçeği getirmiştik, fakat sizin tamamınız o gerçeği çirkin görenlerdeniz" dedi.

79- Yoksa onlar bir iş mi karara bağladılar? Öyleyse şüphesiz ki biz de karara bağlayanlarız.

80- Yoksa onlar, şüphesiz ki bizim onların saklılarını ve başbaşa konuşmalarını işitmeyiz mi hesap ediyorlar? Hayır, ve onların yanında bizim elçilerimiz (her yaptıklarını) yazıyorlar.

81- Sen de ki: "Eğer şefkati kapsamlı için bir çocuk olsaydı, o takdirde ben (o çocuğa) o kulluk edenlerin ilkiydim."

82- O göklerin ve o yerin, o tahtın Efendisi, onların nitelemekte oldukları şeylerden uzaktır.

83- Artık sen  onları karşılacakları günlerine kadar dalmaya ve oynamaya bırak ki onlar (o gün için) söz verilmektedirler.

84- Ve O ki, o gökte de tanrıdır ve o yerde de tanrıdır. Ve O, en bilgedir, en iyi haber alıcıdır.

85- Bereketi boldur ki O, o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin hükümranlığı kendisinindir. O anın bilgisi, O'nun yanındadır. Ve siz O'na döndürüleceksiniz.

86- Ve onların O'nun berisinden kulluk etmekte oldukları şeyler o eşlikçiliğe sahip olamaz, bilerek o gerçeğe tanıklık etmiş kimseler başka.

87- Ve eğer sen onlara kendilerini kimin takdir ettiğini sorarsan, onlar kesinlikle "Allah" diyecekler, böyle iken onlar nasıl yön değiştiriyorlar.

88- Ve onun: "Ey Efendim, şüphesiz ki bunlar inanmazlar topluluğudur" demesinin (bilgisi de O'nun yanındadır).

89- Artık sen onları görmezden gel ve "Selam" de. Artık onlar ileride bilecekler.


2 Aralık 2025 Salı

ŞURA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- Ha, Mim, Ayn, Sin, Kaf.

3- Çok güçlü en bilge Allah, sana ve senden önceki kimselere böyle vahyeder.

4- O göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler, Allah'ındır. Ve O, çok yücedir, çok büyüktür.

5- Neredeyse o gökler üstlerinden yarılacaklar. Ve o melekler Efendilerini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tutarlar ve yerdeki kimseler için bağışlama isterler. Dikkat edin şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir.

6- Ve o kimseler ki, O'nun berisinden yakınlar bellediler. Allah, onların üzerinde bir koruyucudur ve sen onların üzerinde bir üstlenici değilsin.

7- Ve böylece biz, senin o kasabaların anasını ve onun çevresinde olan kimseleri uyarman ve o toplanmanın günü ile uyarman için ki onda hiçbir kuşku yoktur, sana bir Arabi okuma vahyettik. Bir bölük o bahçede ve bir bölük de o alevli ateştedir.

8- Ve eğer Allah dileseydi, onları kesinlikle bir tek ana toplum yapardı. Fakat O dileyeceği kimseyi kendi şefkatine girdirir. Ve o haksızlık yapanlar ise, onların hiçbir yakını ve yardımcısı yoktur.

9- Yoksa onlar O'nun berisinden yakınlar mı bellediler. Oysa Allah o yakının ta kendisidir ve O, o ölüleri (yeniden) yaşatacaktır. Ve O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

10- (Sen de ki): "Ve siz herhangi bir şeyden aykırılığa onun hakkında düşerseniz, artık onun kararı Allah'adır. Bu, Allah'tır benim Efendimdir, ben O'nu üstlenici edindim. Ve ben O'na içtenlikle yönelirim."

11- (O), o göklerin ve o yerin açığa çıkarıcısıdır. O, size kendi benliklerinizden eşler ve o hayvanlardan da eşler meydana getirdi. O, sizi bu şekilde yayıyor. O'nun örneği gibi hiçbir şey yoktur. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

12- O göklerin ve o yerin kilitleri, O'nundur. O, o rızkı kime dilerse geniş tutar ve bir ölçüye göre verir. Şüphesiz ki O, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

13- O, size o yaşam sisteminden açık yol yaptığı o şeyi ki onu Nuh' a da tembihlemişti. Ve o şey ki biz sana da vahyettik ve yine o şey ki biz onu İbrahim' e ve Musa'ya ve İsa'ya da, "Siz , o yaşam sistemini ayakta tutun ve siz onda sakın ayrışmayın" diye tembihlemiştik. O şey ki sen onları ona çağırmaktasın o ortak koşanların üzerine ağır geldi. Allah, dileyeceği kimseyi kendisine derleyip toplar ve kendisine içten yönelmekte olan kimseyi doğruya iletir.

14- Ve onlar kendilerine o bilgi gelmesi sonrasından kendi aralarında bir saldırganlıktan başka nedenle ayrışmadılar. Ve eğer senin Efendinden bir isimlenmiş süreye kadar öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Şüphesiz ki o kitaba onlardan sonra mirasçı kılınmış olan o kimseler, ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

15- Bundan dolayı artık sen çağır ve buyurulduğun gibi dosdoğru ol. Ve onların keyfi arzularını sakın izleme. Ve sen de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiği şeye inandım. Ve ben aranızda eşit davranmakla buyuruldum. Allah, benim de Efendimdir ve sizin de Efendinizdir. Bizim işlediklerimiz bizedir ve sizin işledikleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda hiçbir tartışma olamaz. Allah, bizim aramızı toplayacaktır. Ve o varış yeri O'nadır."

16- Ve Allah hakkında O'na cevap verilmesi sonrasından tartışmakta olan kimselerin tartışma delilleri,  Efendilerinin yanında boşa çıkıcıdır. Bir hiddet onların üzerinedir ve bir çetin azap onlar içindir.

17- Allah O ki, o kitabı ve tartıyı o gerçekle indirdi. Ve sana ne bildirdi ki belki o an bir yakındır.

18- Ona inanmaz o kimseler onun çabuklaşmasını istiyor. Ve inanmış olan kimseler ise ondan korkuyla titreyenlerdir. Ve onlar onun o gerçek olduğunu biliyorlar. Dikkat edin, şüphesiz ki o an hakkında tereddüte düşmekte olan o kimseler, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindedirler.

19- Allah, kendisinin kullarına karşı çok lutfedicidir ve dileyeceği kimseye rızık verir. Ve O, çok kuvvetlidir, çok güçlüdür.

20- Kim o diğer (yaşam) ekinini isterse, biz onun için kendisinin ekininde artıracağız. Ve kim o yakın (yaşam) ekinini isterse, biz ona ondan veririz ve ona o diğer (yaşamda nimet olarak) hiçbir hisse yoktur.

21- Yoksa onların ortakları mı var ki onlar, o yaşam sisteminden ona Allah'ın onay vermediği şeyi onlara izlenecek yol yaptılar? Eğer o ayırmanın kelimesi olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Şüphesiz ki o haksızlık yapanlar var ya, bir acı azap onlar içindir.

22- Sen o haksızlık yapanları kazandıkları şeylerden dolayı korkuyla titreyenler olarak görürsün. Ve o (kazandıkları) onlara (tepelerine) düşücüdür. Ve o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler, onlar o bahçenin yeşilliklerindedir ve Efendilerinin yanında dileyecekleri şeyler onlar içindir. Bu, o büyük lüftun ta kendisidir.

23- Bu, Allah'ın kendisinin inanmış ve o düzgün işleri işlemiş kimseler olan kullarına müjdelemekte olduğu şeydir. Sen de ki: "Ben buna karşı sizden o yakınlıktaki o sevgi dışında bir emek karşılığı sormuyorum." Ve kim bir iyilik edinirse, biz onun için onda bir iyilik artıracağız. Şüphesiz ki Allah, bir çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bir vericidir.

24- Yoksa onlar (senin için): "O, Allah'a karşı bir yalan yakıştırdı" mı diyorlar? Eğer ki Allah dilerse senin kalbinin üzerine mühür vurur (sen o zaman bunu yaparsın). Ve Allah o geçersizi ortadan kaldırır ve kendisinin kelimeleriyle o gerçeği ortaya koyar. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğunu bir en iyi bilicidir.

25- Ve O ki, kendisinin kullarından o itaatle dönüşü kabul eder ve onları o kötülüklerden yok sayar ve O, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.

26- Ve O, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri cevaplandırır ve onlara kendisinin lütfundan artırır. Ve o gerçeği örtücüler var ya, bir çetin azap onlar içindir.

27- Ve eğer Allah kendisinin kulları için o rızkı geniş tutsaydı, onlar o yerde kesinlikle hadsizlik yaparlardı. Fakat O dileyeceği şeyleri bir ölçüyle indiriyor. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarını(n işlerini) bir en iyi haber alıcıdır, bir en iyi görücüdür.

28- Ve O ki, onların karamsarlığı düşmesi sonrasından o faydalı yağmuru indiriyor ve kendisinin şefkatinden yayıyor. Ve O, yakın dosttur, övgüye çok layıktır.

29- O göklerin ve o yerin ve o ikisinde canlıdan yaydığı şeylerin takdir edilişi, O'nun ayetlerindendir. Ve O, onları dileyeceği zaman toplamaya da güç yetiricidir.

30- Ve size bir musibetten değen şey, sizin ellerinizin kazandığı nedeniyledir ve O, birçoğunu da yok sayıyor.

31- Ve siz o yerde (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar değilsiniz. Ve sizin için Allah'ın berisinden hiçbir yakın dost ve yardımcı yoktur.

32- Ve o su kütlesinde o bayraklar gibi (yelken açmış) o akıp giden (gemi)ler O'nun ayetlerindendir.

33- Eğer O dilerse o rüzgarı durultur da onlar, onun (su kütlesinin) sırtının üzerinde hareketsiz kalanlar oluverirler. Şüphesiz ki bunda her bir çokça direnip gayret eden, şükreden için kesinlikle ayetler vardır.

34- Veya onları kazandıkları nedeniyle boğarak yok eder ve O birçoğunu da yok sayıyor.

35- Ve bizim hakkında söz dalaşı yapmakta olan kimseler (şunu) bilsin ki onlar için hiçbir kaçış yeri yoktur.

36- Artık o şey ki size herhangi bir şeyden verilmiştir, artık o (verilmiş olan) o yakın yaşamın bir yararıdır. Ve Allah'ın yanında olan şey ise, inanmış ve Efendilerini üstlenici edinmekte olan kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

37- Ve o kimseler ki, o günahın büyüklerinden ve o hayasızlıklardan uzak dururlar ve hiddetlendikleri zaman, yok sayarlar.

38- Ve o kimseler ki Efendilerini cevaplandırdılar ve o kulluk görevini ayağa kaldırdılar. Ve onların işleri de aralarında danışma iledir. Ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.

39- Ve o kimseler ki kendilerine o saldırganlık değdiği zaman, onlar yardımlaşırlar.

40- Ve bir kötülüğün karşılığı, onun örneği bir kötülüktür. Buna rağmen kim yok sayar ve düzeltirse, artık onun emek karşılığı Allah'ın üzerindedir. Şüphesiz ki O, o haksızlık yapanları sevmez.

41- Kim kendisine haksızlık yapılmasının arkasından yardımlaşır (hakkını alır)sa, artık işte onların üzerine hiçbir yol (sorumluluk) yoktur.

42- O yol (sorumluluk) ancak ve ancak o insanlara haksızlık yapmakta olan ve o yerde o gerçek olmaksızın saldırganlık yapmakta olan kimselerin üzerinedir. İşte onlar var ya, bir şiddetli azap onlar içindir.

43- Kim direnerek gayret eder ve bağışlarsa, şüphesiz ki bu kesinlikle o işlerin kararlısındandır.

44- Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun hiçbir yakın dostu O'ndan sonra yoktur. Ve sen o azabı gördüklerinde o haksızlık yapanları: "Geri dönüşe herhangi bir yol var mıdır?" diyorlarken görürsün.

45- Ve sen onları ona (ateşe) sunulurlarken o alçalmadan dolayı saygı duyanlar olarak bir gizliden bakışla bakıyorlarken görürsün. Ve inanmış olan kimseler: "Şüphesiz ki o ziyan edenler o kimselerdir ki, onlar o kalkışın günü kendi benliklerini ve kendi ailelerini ziyana sokmuşlardır" dedi. Dikkat edin, o haksızlık yapanlar bir kalıcı azabın içindedir.

46- Ve onlar için Allah'ın berisinden kendilerine yardım edecek hiçbir yakınları olmadı. Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol yoktur.

47- Siz, bir günün gelmesi öncesinden Efendinizi cevaplandırın ki onun Allah'tan hiçbir geri döndürmesi olmaz. Sizin için o gün hiçbir sığınacak yer yoktur ve sizin için (suçlarınızı) bir yadırgama da yoktur.

48- Yok eğer onlar kayıtsız kalırlarsa, artık biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik. Senin üzerinde olan o ulaştırmadan başkası değildir. Ve şüphesiz ki biz o insana bizden bir şefkat tattırdığımız zaman, ona sevinir. Ve eğer onlara  kendi ellerinin öne geçirdiği şeyler nedeniyle bir kötülük değerse, artık şüphesiz ki o insan bir nankördür.

49- 50- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O ne dilerse takdir eder. O kime dilerse dişiler bahşeder ve kime dilerse o erkekleri bahşeder. Veya onları erkekler ve dişiler olarak çift olarak (bahşeder). Ve O dileyeceği kimseyi de kuru biri yapar. Şüphesiz ki O, bir en iyi bilicidir, bir güç yetiricidir.

51- Ve bir beşer için Allah'ın onunla iletişim kurması olası değildir, ancak vahyederek veya bir engelin ötesinden (söz söylemesi) veya bir (melek) elçi gönderir de dileyeceği şeyi kendisinin onayı ile ona vahyeder. Şüphesiz ki O, bir çok yücedir, bir en bilgedir.

52- Ve böylece biz sana bizim buyruğumuzdan bir esinti vahyettik. Sen o kitap nedir ve o inanç nedir biliyor değildin, fakat biz onu sana bir ışık yaptık. Biz onunla bizim kullarımızdan dileyeceğimiz kimseleri doğruya iletiriz. Ve şüphesiz ki sen kesinlikle bir dosdoğru yola iletiyorsun.

53-  Allah'ın yoluna ki, o göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler O'nundur. Dikkat edin, o işler(in sonucu) Allah'a varır.


28 Kasım 2025 Cuma

FUSSİLET SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- 4- (Bu) şefkati kapsamlı, şefkati sürekliden indirilme bir kitaptır ki, onun ayetleri bilmekte olan bir topluluk için bir müjdeci ve bir uyarıcı olmak üzere bir Arabi okuma olarak ayrıntılanmıştır. Böyle olmasına rağmen onların (ortak koşanların) tamamı kayıtsız kaldı, artık onlar işitmezler.

5- Ve onlar: "Senin bizi kendisine çağırmakta olduğun şeyden, bizim kalplerimiz bir kamuflaj içindedir ve bizim kulaklarımızda bir ağırlık ve bizimle senin aranda da bir engel vardır, haydi sen (işleyeceğini) işle şüphesiz ki biz de (işleyeceğimizi) işleyenleriz" dediler.

6- 7- 8- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Öyleyse siz O'na karşı dosdoğru olun ve O'nun bağışlamasını isteyin. Ve o ortak koşanlara yazıklar olsun. O kimseler ki o arınmayı yerine getirmezler ve onlar o diğer (yaşam) gerçeğini örtenlerin ta kendileridir. Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, kesinti yapılmamış bir emek karşılığı onlar içindir."

9- 10- 11- 12- Sen de ki: "Gerçekten siz mi nankörlük ediyorsunuz? O ki o yeri iki günde takdir etmiştir ve siz O'na benzerler ediniyorsunuz. Bu, o tüm insanların Efendisidir. Ve onda onun üstünden sabitlikler ve onda bereketler meydana getirdi ve onda onun ihtiyaçlarını o soranlar için denk olarak dört günde ölçülendirdi. Sonra o göğü denkleştirmeye yöneldi ve o duman halindeydi, böylece ona ve o yere 'İkiniz isteyerek veya istemeyerek gelin' dedi. İkisi 'Biz isteyenler olarak geldik' dediler. Böylece onları yedi gökler olarak iki günde yerine getirdi ve her göğe kendi işini vahyetti." Ve biz o yakın göğü kandillerle süsledik ve bir korumayla (onu kolladık). Bu, o en güçlünün, o en iyi bilicinin ölçüsüdür.

13- Yok eğer onlar kayıtsız kalırlarsa, artık sen de ki: "Ben sizi Ad'ın ve Semud'un yıldırımı örneği bir yıldırımla uyardım."

14- Hani onlara önlerinden ve artlarından, "Siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diye elçiler gelmişti. Onlar: "Eğer bizim Efendimiz dileseydi, kesinlikle melekler indirirdi, artık şüphesiz ki biz sizin onunla gönderildiğiniz şeyi örtücüleriz" demişlerdi.

15- Şimdi Ad'a gelince, artık onlar o yerde o gerçek olmaksızın büyüklük tasladılar ve onlar: "Bizden kuvvet bakımından daha çetin kimdir?" dediler. Onlar görmediler mi şüphesiz ki Allah o kimsedir ki onları takdir etmiştir O, onlardan kuvvet bakımından daha çetindir. Ve onlar bizim ayetlerimizi ısrarla reddetmekte idiler.

16- Bunun üzerine biz de felaket günlerinde bizim o rezilliğin azabını o yakın (yaşam) da onlara tattırmamız için onların üzerine bir kavurucu soğuk rüzgar gönderdik. Ve o diğer (yaşam) azabı ise daha rezil edicidir ve onlar yardım da edilmezler.

17- Ve Semud'a gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik, buna rağmen onlar o körlüğü o doğruya iletmenin üzerine tercih ettiler, bunun üzerine onları kazanmakta oldukları nedeniyle o alçaltıcılığın azabının yıldırımı tuttu.

18- Ve biz inanmış ve korunmakta olan kimseleri ise kurtardık.

19- Ve o gün Allah'ın düşmanları o ateşe sürülüp toplanacak da, onlar düzenli olarak sevk edilecekler.

20- Nihayet onlar ona geldikleri zaman, onların işitme duyuları ve gözleri ve derileri onların yapmakta oldukları şeylere tanıklık eder.

21- 22- 23- Ve onlar derilerine: "Siz, bize karşı niçin tanıklık ettiniz?" derler. Onlar: "Bizi Allah konuşturdu, O ki her şeyi konuşturmuştur. Ve O sizi ilk defasında takdir etmiştir ve siz O'na döndürülüyorsunuz. Ve siz, sizin kulaklarınızın ve gözlerinizin ve derilerinizin size karşı tanıklık etmesinden gizleniyor olmadınız. Üstelik siz, sizin işlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu Allah'ın bilmez olduğu kanısına varmıştınız. Ve bu, sizin varsayımınızdır ki sizin Efendinize karşı bu kanınız sizi mahvetti, böylece siz de o ziyan edenlerden oldunuz" dediler.

24- Şimdi eğer onlar direnip gayret ederlerse, artık o ateş onlar için bir barınaktır. Ve eğer onlar hoşnutluk isterlerse, artık onlar o hoşnut edilmişlerden de olmazlar.

25- Ve biz onlara yakın arkadaşlar musallat ettik de onlar, önlerinde olan şeyleri ve arkalarında olan şeyleri onlara süslediler ve kendilerinden önce gelip geçmiş o cinden ve o insandan olan ana toplumların içinde o söylenen onların üzerine de gerçek oldu. Ve şüphesiz ki onlar ziyan edenlerden oldular.

26- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Siz, bu okunan (Kur'an) ı dinlemeyin ve onun hakkında amaçsız sözler söyleyin ki (onu) yenesiniz" dediler.

27- Artık biz o gerçeği örtmüş olan kimselere bir çetin azabı kesinlikle tattıracağız ve biz onları işlemekte oldukları şeylerin ön kötüsü ile kesinlikle karşılıklandıracağız.

28- Bu, Allah'ın düşmanlarının karşılığı o ateştir. Ondaki sürekli kalıcılığın yurdu, onların bizim ayetlerimizi ısrarla reddetmekte olmaları nedeniyle onlar içindir.

29- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Ey Efendimiz, sen bizi saptırmış olan o cinden ve insandan olan o ikiyi bize göster, biz o ikisini o en aşağılıklardan olmaları için bizim ayaklarımızın altına alalım" dedi.

30- 31- 32- Şüphesiz ki o kimseler: "Bizim Efendimiz Allah'tır" dediler, sonra onlar dosdoğru oldular, onların üzerine: "Siz, sakın kaygılanmayın ve sakın üzülmeyin ve siz o bahçeyle müjdelenin ki o sizin söz verilmekte olduğunuzdur. Biz, sizin o yakın yaşamda ve o diğer (yaşam) da yakınlarınızız. Ve onda sizin benliklerinizin güçlü arzu duymakta olduğu şeyler sizin içindir ve onda sizin çağırmakta olduğunuz şeyler çok bağışlayıcıdan, şefkati sürekliden  bir ikram olarak sizin içindir" diye(n) o melekler iner.

33- Ve söz bakım ından daha iyi kimdir o kimseden ki, o Allah'a çağırmış ve bir düzgün iş işlemiş ve "Şüphesiz ki ben o teslim olanlardanım" demiştir?

34- Ve o iyilikle o kötülük denk olmaz. Sen (o kötülüğü) o en iyiyle sav, o zaman seninle kendisi arasında bir düşmanlık olan o kimse birden sanki sıcak yakın dost oluvermiştir. 

35- Ve bu, direnip gayret eden kimselerden başkasına karşılaştırılmıyor. Ve bu, büyük hisse sahibi (kimselerden) başkasına da karşılaştırılmıyor.

36- Ve eğer seni o şeytandan bir dürtü seni dürtüklerse, sen hemen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, bir en iyi işiticinin, bir en iyi bilicinin ta kendisidir.

37- Ve o gece ve o gündüz ve o güneş ve o ay, O'nun ayetlerindendir. Siz, o güneşe ve o aya secde etmeyin ve Ve siz eğer yalnızca O'na kulluk etmekte olanlar iseniz, siz Allah'a secde edin O ki onları takdir etmiştir.

38- Yok eğer onlar büyüklük taslarlarsa, artık senin Efendinin yanında bulunan kimseler o gece ve o gündüz O'nu her türlü eksiklikten uzak tutarlar ve onlar bıkmazlar.

39- Ve O'nun ayetlerindendir, şüphesiz ki sen o yeri boynunu bükmüş olarak görürsün, biz onun üzerine o suyu indirdiğimiz zaman birden silkelenir ve kabarır. Şüphesiz O ki onu yaşatmıştır, elbette ki o ölüleri de (yeniden) yaşatıcıdır. Şüphesiz ki O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

40- Şüphesiz ki o kimseler bizim ayetlerimiz hakkında eğriltme yapmaktadırlar, onlar bize karşı gizli kalmazlar. Öyleyse o ateşte bırakılacak kimse mi daha hayırlıdır? Yoksa o kalkışın günü güvenli olarak gelecek kimse mi? Siz dilediğiniz şeyi işleyin. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

41- Şüphesiz ki o kimseler kendilerine geldiğinde o hatırltmayı (reddederek) örttüler. Ve şüphesiz ki o, kesinlikle bir güçlü kitaptır.

42- O geçersiz ona onun önünden ve arkasından gelemez. (O), bir en bilgeden bir övgüye layıktan indirilmedir.

43- Sana, kesinlikle senden önceki o elçilere söylenmiş olan şeylerden başkası söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle bir bağışlama sahibidir ve bir acı sonlandırma sahibidir.

44- Eğer biz onu bir yabancı okuma yapsaydık, onlar kesinlikle: "Onun ayetleri ayrıntılanmalı değil miydi? (Kitap) bir yabancı (okuma, biz ise) bir Arabız" diyeceklerdi. Sen de ki: "O, inanmış olan kimseler için bir doğruya ileten ve iyileştirendir." Ve o kimseler ki inanmazlar, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (kitap), onlara karşı bir körlüktür. Onlara (sanki) bir uzak taraftan sesleniliyor (da onlar işitmiyorlar).

45- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

46- Kim bir düzgün iş işlerse, artık kendisinin benliğinedir ve kim kötülük yaparsa, artık benliğinin aleyhinedir. Ve senin Efendin o kullara haksızlık yapıcı değildir.

47- O anın bilgisi O'na geri döndürülür. O'nun bilgisi dışında ürünlerden hiçbiri kendilerinin kılıflarından çıkmıyor ve hiçbir dişi yüklü kalmıyor ve doğuramaz da. Ve onlara: "Benim ortaklarım nerede?" diye seslenileceği gün, onlar: "Biz sana duyurduk ki bizden hiçbr tanık yoktur" dediler.

48- Ve onların önceden kulluk etmekte oldukları şeyler onlardan sapmış ve onlar kendileri için hiçbir kaçış yeri olmadığı kanısına varmışlardır.

49- O insan o hayrın çağrısından bıkmaz. Ve eğer ona bir şer dokunursa, (o) birden bir ümitsiz karamsardır.

50- Ve eğer biz kendisine dokunan bir zarar sonrasından ona bizden bir şefkat tattırırsak, kesinlikle: "Bu benim (eserim) dir. Ve ben o anın ayağa dikilici olcağı kanısına da varmıyorum. Ve eğer ben Efendime geri döndürülürsem de şüphesiz ki O'nun yanında kesinlikle o iyilik benimdir" der. Artık biz gerçeği örtmüş olan kimselere işledikleri şeyleri kesinlikle haber vereceğiz ve biz onlara kesinlikle bir sert azaptan tattıracağız.

51- Ve biz o insanın üzerine nimet verdiğimiz zaman, kayıtsız kalır ve yanıyla uzaklaşır. Ve ona o şer dokunduğu zaman ise, hemen bir geniş çağrı sahibidir.

52- Sen de ki: "Siz gördünüz mü eğer o Allah'ın yanından ise sonra siz onu (reddererek) örttüyseniz, kendisi bir uzak ayrışma içindeki kimseden daha sapkın kimdir?"

53- Biz onlara (gözle görülen) ayetlerimizi o ufuklarda ve kendi benliklerinde yakında göstereceğiz ki nihayet onun o gerçek olduğu onlara belli olacak. Senin Efendin onlara yetmedi mi? Şüphesiz ki O, her bir şeyin üzerinde bir tanıktır.

54- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar Efendilerinin karşılaşmasından bir tereddüt içindedirler. Dikkat edin şüphesiz ki O, her bir şeyi bir kuşatıcıdır.


23 Kasım 2025 Pazar

MÜ'MİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- Bu kitabın indirilmesi, o en güçlü, o en iyi bilici, o peşe takılı suçun bağışlayıcısı ve o itaatle dönüşün kabul edicisi, o sonuçlandırması çok çetin, uzunluk (imkan) sahibi, Allah'tandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve o varış yeri O'nadır.

4- Allah'ın ayetleri hakkında, gerçeği örtmüş olan kimseler dışında söz dalaşı yapmıyor. Artık onların o yörelerde çevrilip durması seni aldatmasın.

5- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve onlardan sonraki o gruplar da yalanlamıştı. Ve her bir ana toplum kendi elçilerine karşı onu (öldürme amacıyla) tutmaya eğilim göstermişler ve o gerçeği o geçersizle boşa çıkarmak için onunla (o geçersizle) söz dalaşı yapmışlar, bunun üzerine ben de onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

6- Böylece senin Efendinin gerçeği örtmüş olan kimseler üzerindeki: "Şüphesiz ki onlar o ateşin arkadaşlarıdır" sözü gerçek oldu.

7- 8- 9- O tahtı taşımakta olan kimseler (melekler) ve onun çevresindeki kimseler (melekler), Efendilerini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tutarlar ve O'na  inanırlar ve O'na inanmış olan kimseler için: "Ey Efendimiz, sen her bir şeyi şefkat bakımından ve bilgi bakımından kapsamışsındır, öyleyse sen itaate dönmüş ve senin yolunu izlemiş kimseleri bağışla ve sen onları şiddetli ateşin azabından koru. Ey Efendimiz, sen onları Adn bahçelerine girdir, o ki sen onlara söz vermiştin ve onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseleri de (girdir). Şüphesiz ki sen çok güçlünün, en bilgenin ta kendisisin. Ve sen onları o kötülüklerden koru. Ve sen o gün kimi o kötülüklerden korursan, kesinlikle onu sürekli şefkat etmişsindir. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir" diye bağışlama isterler.

10- Şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimselere: "Allah'ın öfkesi kesinlikle sizin kendi benliklerinize olan öfkenizden daha büyüktür. Hani siz o inanca çağrılıyordunuz da gerçeği örtüyordunuz" diye seslenilir.

11- Onlar: "Ey Efendimiz, sen bizi iki kere öldürdün ve iki kere yaşattın, artık biz de peşimize takılı suçlarımızı itiraf ettik, şimdi çıkmaya herhangi bir yol var mıdır?" dediler.

12- (Onlara cevaben): "Bu, size şu nedenledir: Allah tek olarak çağrıldığı zaman, siz gerçeği örttünüz. Ve eğer O'na ortak koşulursa siz inanırdınız. Artık karar çok yüce, çok büyük Allah'ındır" (denilir).

13- O ki size kendi (gözle görülen) ayetlerini gösteriyor ve sizin için o gökten bir rızık indiriyor. Ve (bunu da) içten yönelmekte olan kimseden başkası hatırlamıyor.

14- Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de, siz Allah'ı o yaşam sistemini O'na özgüleyenler olarak çağırın.

15- (O), o kademelerin yükselticisi o tahtın sahibidir. O, o karşılaşmanın günüyle uyarmak için, kendisinin buyruğundan o esintiyi kendisinin kullarından dilediğinin üzerine bırakır.

16- Onlar o gün (kabirlerden çıkıp) belirginleşenlerdir. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Onlara): "Bugün o hükümranlık kimindir?" (diye sorulur. Onlar): "(O hükümranlık) o tek, o boyun eğdirici Allah'ındır" (diye cevap verirler).

17- O gün her bir benlik kazandığı şey ile karşılık görür. Bugün hiçbir haksızlık yapılmaz. Şüphesiz ki Allah o hesabın çok görenidir.

18- Ve sen onları o günün yaklaşıcılığı ile uyar ki o zaman o kalpler yutkunanlar olarak o gırtlaklara dayanır. O haksızlık yapanlar için hiçbir sıcak dost ve itaat edilir bir eşlikçi yoktur.

19- O, o gözlerin hainini de ve o göğüslerin gizlemekte olduğu şeyleri de bilir.

20- Ve Allah (kararı) o gerçekle yerine getirir. Ve onların O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise hiçbir (kararı) yerine getiremezler. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

21- Onlar, o yerde gezmediler mi ki böylece kendilerinden önce olan kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, o yerde kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi. Buna rağmen Allah onların peşlerine takılı suçları nedeniyle onları tutuverdi. Ve onlar için Allah'tan hiçbir koruyucu da olmadı.

22- Bunun nedeni; Onların elçileri apaçık delilleri onlara getiriyorlardı da onlar gerçeği örttüler, bunun üzerine Allah onları tutuverdi. Şüphesiz ki O, çok kuvvetlidir, o sonuçlandırması çok çetindir.

23- 24- Ve ant olsun ki biz Musa'yı bizim (gözle görülen) ayetlerimizle ve bir apaçık yetkiyle Firavun'a ve Haman'a ve Karun'a gönderdik de onlar (ona): "Bir çok yalancı sihirbaz" dediler.

25- Ne zaman ki o, bizim yanımızdan onlara o gerçeği getirdiğinde onlar: "Siz, onun beraberinde inanmış olan kimselerin oğullarını öldürün ve onların kadınlarını ise yaşatın" dediler. Ve o gerçeği örtücülerin planı bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

26- Ve Firavun: "Siz beni bırakın da ben Musa'yı öldüreyim ve o kendisinin Efendisini çağırsın. Şüphesiz ki ben onun, sizin yaşam sisteminizi değiştirmesinden veya bu yerde o bozuculuğa sırt vermesinden kaygılanıyorum" dedi.

27- Ve Musa: "Şüphesiz ki ben, o hesabın gününe inanmaz her büyüklenenden benim Efendime ve (aynı zamanda) sizin Efendinize sığındım" dedi.

28- 29- Ve Firavun'un hanedanından bir inanan adam -ki kendisinin inancını gizlemektedir-: "Siz 'Benim Efendim Allah'tır' diyen bir adamı öldürecek misiniz? Ve oysa o size, sizin Efendinizden o apaçık delilleri getirmiştir. Ve eğer o bir yalancı ise, onun yalanı kendisinedir. Ve eğer o bir doğru söyleyen ise, size söz vermekte olduğu şeyin bazısı size değdirilecektir. Şüphesiz ki Allah, o çok yalancı savurgan kimseyi doğruya iletmez. Ey topluluğum, bugün bu yerde üstün gelenler olarak o hükümranlık sizindir. Eğer bize gelirse, Allah'ın sıkıntısından bize kim yardım eder?" dedi. Firavun: "Ben size benim gördüğümden başkasını göstermiyorum ve ben sizi o olgunluğun yolundan başkasına da iletmiyorum" dedi.

30- 31- 32- 33- 34- 35- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud ve onlardan sonraki aynı minval örnek üzere kimseler olan o grupların günü örneği (bir günden) kaygılanıyorum. Ve Allah o kullara bir haksızlık etmek istiyor değildir. Ve ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin için o bağırışmanın gününden kaygılanıyorum. O günde siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşırsınız. Sizin için Allah'tan (gelen azaptan) hiçbir sarıcı yoktur. Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici de yoktur. Ve ant olsun ki önceden Yusuf size o apaçık delilleri getirmişti de siz, onun size getirdiği şeyden bir kararsızlık içinde olmaktan geri kalmamıştınız. Hatta o yok olduğu (öldüğü) zaman siz, 'Allah onun arkasından bir elçi asla harekete geçirmez' demiştiniz. Allah, o kuşkucu savurgan kimseyi böyle saptırır. O kimseler ki kendilerine gelmiş bir yetki olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar. (Bunu yapmak) Allah'ın yanında ve inanmış olan kimselerin yanında öfke bakımından büyük olmuştur. Allah, her bir büyüklenen zorbanın kalbinin üzerine böyle damga vurur" dedi.

36- 37- Ve Firavun: "Ey Haman, bana bir yüksek kule yap umarım ki ben o araçlara ulaşırım. O göklerin araçlarına, böylece ben Musa'nın tanrısına ulaşırım. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle bir yalancı olduğu kanısına varıyorum" dedi. Ve Firavun'a işinin kötülüğü böyle süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldı. Ve Firavun'un planı bir yıkımdan başkası olmadı.

38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, beni izleyin ki ben sizi o olgunluğun yoluna ileteyim. Ey topluluğum, bu şimdiki yaşam, bir yararlanmadır. Ve şüphesiz ki o yakın (yaşam) ise, o sabitliğin yurdunun ta kendisidir. Kim bir kötülük işlerse, onun örneğinden başkasıyla karşılık görmez. Ve erkekten veya dişiden kim bir inanan olarak bir düzgün iş işlerse, işte onlar o bahçeye onda bir kısıtlama olmaksızın rızıklananlar olarak girerler. Ve ey topluluğum, bana ne oluyor ki ben sizi o kurtuluşa çağırıyorum ve siz ise beni o ateşe çağırıyorsunuz? Siz beni Allah'a nankörlük etmeye ve hakkkında bana bir bilgi olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ve ben ise sizi çok güçlüye, çok bağışlayıcıya çağırıyorum. Sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin o yakın (yaşam) da ve o diğer (yaşam) da kendisine bir çağrı (hakkı) olmadığında ve bizim geri dönüşümüzün Allah'a olduğunda ve o savurganlık yapanların o ateşin arkadaşlarının ta kendileri olduğunda kuşku yoktur. Siz, benim dediğim şeyleri(n doğruluğunu) yakında hatırlayacaksınız. Ve ben işimi havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah o kulları bir en iyi görücüdür" dedi.

45- 46- Böylece Allah onu, onların kurduğu tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü o ateş kuşattı. Onlar sabah serinliği ve akşam karanlığı (sürekli olarak) ona sunulacaklar. Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).

47- Ve o zaman ki onlar o ateşin içinde birbirleriyle tartışırlar da o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizden o ateşten (küçük) bir hisse dahi olsa ihtiyaç giderenler misiniz?" der.

48- Büyüklük taslamış olan kimseler ise: "Şüphesiz ki bizim hepimiz onun içindeyiz, Şüphesiz ki Allah kesinlikle o kulların arasında karar vermiştir" dedi.

49- Ve o ateşin içindeki kimseler cehennemin görevlilerine: "Siz, Efendinizi çağırın da o azaptan bir gün olsa bizden hafifletsin" dedi.

50- (Görevliler): "Bizim elçilerimiz size o apaçık delilleri getirmiş değil miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Görevliler): "O halde siz çağırın. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı ise bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir" dediler.

51- Şüphesiz ki biz elçilerimize ve inanmış olan kimselere o yakın yaşamda ve o tanıkların ayağa kalkacağı günde kesinlikle yardım ederiz.

52- O gün o haksızlık yapanlara onların gerekçeleri fayda vermez ve o dışlama onlar içindir ve o yurdun kötüsü de onlar içindir.

53- 54- Ve ant olsun ki biz, Musa'ya o doğruya ileteni verdik ve Yakub'un oğullarını, o temiz akıl sahipleri için bir doğruya ileten ve bir hatırlatma olan o kitaba mirasçı yaptık.

55- Artık sen direnip gayret et. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve sen de kendi peşine takılı suçun için bağışlama iste ve Efendini o akşam karanlığı ve o gündüzün erken vakti övgü ile her türlü eksiklikten uzak tut. 

56- Şüphesiz ki o kimseler kendilerine gelmiş bir yetki olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar, onların göğüslerinde bir büyüklük (kompleksin) den başkası yoktur ki onlar ona ulaşıcı değillerdir. öyleyse sen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

57- Elbette ki o göklerin ve o yerin takdir edilişi, o insanların takdir edilişinden daha büyüktür. Fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

58- Ve o kör ve o gören denk olmuyor ve inanmış ve o düzgün işleri işleyen kimseler ve o kötülük yapanlar da (denk olmuyor). Siz ne kadar da az hatırlıyorsunuz.

59- Şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir ki onda hiçbir kuşku yoktur. Fakat o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

60- Ve sizin Efendiniz: "Siz beni çağırın, bende size cevap vereyim. Şüphesiz ki o kimseler bana kulluk etmekten büyüklük taslıyorlar, onlar cehenneme boyun bükenler olarak gireceklerdir" dedi.

61- Allah O ki, size o geceyi sizin onda durulmanız için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak, yaptı. Şüphesiz ki Allah o insanların üzerine kesinlikle bir lütuf sahibidir. Fakat o insanların tamamı (buna) şükretmezler.

62- Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, her şeyin takdir edicisidir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.  Böyle iken siz nasıl yön değiştiriyorsunuz?

63- Allah'ın ayetlerini ısrarla reddetmekte olan kimseler böyle yön değiştiriyorlar.

64- Allah O ki, o yeri sizin için bir sabitlik ve o göğü de bir tavan yaptı ve sizi şekillendirdi de sizin şeklinizi iyileştirdi ve size o temizlerden rızık verdi. Bu Allah'tır sizin Efendiniz. O halde o tüm insanların Efendisi Allah, bereketi boldur.

65- O, yaşayandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O halde siz O'nu, o yaşam sistemini O'na özgüleyenler olarak çağırın. O övgü, o tüm insanların efendisi Allah'adır.

66- De ki: "Şüphesiz ki ben, benim Efendimden o apaçık deliller bana geldiğinde sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeylere kulluk etmekten vazgeçirildim ve ben o tüm insanların Efendisine teslim olmakla buyuruldum."

67-  O ki, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan takdir etti, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyor, sonra sizin en çetinliğine ulaşmanız, sonra sizin ihtiyarlar olmanız için (sizi yaşatıyor). Ve sizden kiminin ömürleri önceden tamamlanıyor ve siz bağlantı kurmanız için böylece bir isimlenmiş süreye ulaşıyorsunuz.

68- O ki, yaşatır ve öldürür. Artık O bir buyruk yerine geleceği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

69- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar? Onlar nasıl da çevriliyorlar?

70- O kimseler ki, o kitabı ve bizim elçilerimizi onunla gönderdiğimiz şeyleri yalanladılar. Artık onlar ileride bilecekler.

71- 72- O zaman o (demirden) bağlar ve o zincirler onların boyunlarındadır. Onlar kaynar suda (öylece) sürüklenirler, sonra o ateşte kaynatılırlar.

73- 74- Sonra onlara: "Sizin Allah'ın berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeyler nerede? " denildi. Onlar: "Bizden saptılar, hayır biz önceden hiçbir şeyi çağırıyor değildik" dediler. Allah o gerçeği örtücüleri böyle saptırır.

75- 76- (Onlara): "Bu, sizin o yerde o gerçek olmaksızın sevinmekte olmanız nedeniyle ve sizin çalımlanarak yürümekte olmanız nedeniyledir. Siz, onda sürekli kalıcılar olarak cehennemin kapılarına girin" (denildi). Artık ne sıkıntılıdır o büyüklenenlerin barınağı.

77- Artık sen direnip gayret et. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Şimdi eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onlar bize döneceklerdir.

78- Ve ant olsun ki biz senden önce elçiler gönderdik, biz onlardan kimini sana anlattık ve biz onlardan kimini sana anlatmadık. Bir elçi için Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir ayet getirmesi olmamıştır. Artık Allah'ın buyruğu geldiği zaman, (o buyruk) o gerçekle yerine getirilir ve o geçersizciler orada ziyan eder.

79- Allah O ki, o hayvanları sizin onlardan bir kısmına binmeniz için takdir etti ve siz onlardan kısmını da yiyorsunuz.

80- Ve onlarda, sizin göğüslerinizdeki bir ihtiyaca ulaşmanız için faydalar, sizin içindir. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

81- Ve O size kendi ayetlerini gösteriyor. Öyleyse siz Allah'ın hangi (gözle görülen) ayetlerini yadırgıyorsunuz?

82- Artık onlar, o yerde gezmediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çoktu. Buna rağmen onların kazanmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermedi.

83- Ne zaman ki onların elçileri, onlara o apaçık delilleri getirdiğinde, onlar kendilerinin yanındaki o bilgiden dolayı sevindiler ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıverdi.

84- Ne zaman ki onlar, bizim sıkıntımızı gördükleri zaman: "Biz Allah'a o tek olarak inandık ve biz (redderek) örttük o şey ki onunla (sana) ortak koşanlar idik" dediler.

85- Onlar bizim sıkıntımızı gördüklerinde onların inanmaları onlara fayda vermedi. (Bu), Allah'ın yasasıdır ki kendisinin kulları hakkında gelip geçmiştir. Ve o gerçeği örtücüler orada ziyan etmiştir.


29 Ağustos 2025 Cuma

Asr Suresi ve Hakkı ve Sabrı Tavsiye Etme Görevimiz

Asr suresini okuduğumuz zaman, insanın hakkı ve sabrı birbirine tavsiye ederek zarardan kurtulabileceğinin bizlere beyan edildiğini görmekteyiz.

Peki bir inanan olarak bu surenin beyanını bugün hayata nasıl yansıtabiliriz?

Bu sorunun cevabını bu yazının yazıldığı günlerde Konya'da bir doktorun bir hastasını açık giyiminden dolayı "Teşhirci" olduğu gerekçesi ile muayene etmemesi üzerinden yürüyen tartışmaları merkeze alarak vermeye çalışacağız.

Bu olayın karşı mahalle çocukları tarafından nasıl görüldüğü bu yazının konusu değildir. Çünkü karşı mahalleye göre o doktor gerici bir yobaz olduğu için böyle bir tepki vermiştir. 

Biz bu olay üzerinden İslami hassasiyet gerektiren konularda bir inanan olarak nasıl bir bakış açısı sergilemek gerektiği üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Konu hakkında yazılanlara baktığımızda İslami cenahın bu noktada farklı tutumlar sergilediğini görmekteyiz.

1- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin doğru olduğunu savunan taraf.

2- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin yanlış olduğunu savunan taraf.

3- "Size ne kardeşim nasıl giyinirse giyinsin alemin giyiminden size ne" diyen taraf.

Bizim bu konudaki kanaatimiz şu dur; Bir doktor her ne kadar hasta seçimi hakkı olduğunu iddia etse de, bir kişinin giyiminin uygun olmadığı gerekçesi ile onu muayene etmeyi ret etmesi doğru değildir.

Dün baş örtüsünden dolayı haksızlığa uğrayan insanların haklarını savunurken kullandığımız argümanları unutarak, bugün açık giyimli bir bayanın uğradığı durumu alkışlamamız hakkaniyete uygun değildir.

Sayın doktorun hassasiyetini bu noktada doğru görüyor, fakat hastasına karşı yaptığı muameleyi doğru bulmuyoruz.

Bunu söylerken 3. şıktaki tarafta olmadığımız bilinmelidir. Sayın doktor eğer kendisine gelen o hastanın giyim tarzının hoş olmadığını uygun bir dille söylemiş olsaydı, daha doğru bir iş yapmış olacağını düşünüyoruz.

"Hastanın giyiminden doktora ne" diyen olabilir. Fakat İslami hassasiyetii olan bir kişi inancı açısından yanlış bulduğu bir şeyi karşı tarafa uygun bir dille uyararak aktarmak durumundadır.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. İnsanların yaşam tarzına karışmak kimin haddinedir?

Bu olay bizlere göstermektedir ki, inanan insanlar olarak toplumun İslami değerlere olan saygısızlığı bizleri gerçekten rahatsız etmektedir ve bu rahatsızlığımızı nasıl dile getirmemiz gerektiği asıl konuşulması gereken noktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki; Toplumda İslami değerlere uygun olmayan bir durum görüldüğü zaman bizim inanç değerlerimiz, bu duruma tepki verilmesi gerektiğini söyler. Bu tepkinin nasıl ve ne şekilde verilmesi gerektiği önemlidir. 

Bu tepki elbette incitici dil ve şiddet ile verilmeyecektir.

İnandığımızı iddia ettiğimiz kitap, her konuda olduğu gibi bizlere bu konuda da yol göstericidir.

Kimsenin inandığı değerlere küfür ve hakaret etmeyeceğiz ki onlar da bizim inandığımız değerlere küfür ve hakaret etmesinler. (Enam s. 108. ayet)

Bir kimsenin inandığı değerlere hakaret ederek o kimsenin inancını terk ettiği görülmüş değildir, aksine o kişi inancına daha da sıkı sarılacaktır.

Bugün toplulumuzun büyük bir kesimi İslami değerleri baz alarak ona göre bir yaşam tarzı belirlemediği, hatta İslami değerlere aleni bir şekilde karşı olduğunu beyan ederek bu değerlere ters ne varsa yapıp inkarcılığını alenileştirme eğiliminde olduğu için, bizim inandığımız değerler üzerinden onları eleştirmemiz toplumda bir sıkıntıya neden olmaktadır. Bu sıkıntı bizim susmamızı ve yanlışlara karşı tepki vermememizi elbette gerektirmez.

Toplumdaki insanların yargı değerlerinin farklı olması bu durumu ortaya çıkarmaktadır. Bizim için yanlış olan bir yaşam tarzı onlar için gayet normal olup, buna müdahele edilmesi onlar için yanlıştır.

Yaşadığımız toplumda durum maalesef bu şekildedir.

Bizler elbette "Ne halleri varsa görsünler" diyerek bir kenara çekilecek değiliz.

Herkesini inancını ve yaşamını ona göre belirlediği bir ideolojisi vardır ve yaşamını bu çizgide sürdürmektedir.

Bizim kimseye şirin görünmek için değerlerimizden taviz vermek gibi durumumuz asla söz konusu değildir. Fakat içimizde bu noktaya gelmiş insanların olması maalesef üzücü bir durumdur.

Bazı bayanların açıklık sınırlarını zorlar şekilde olan giyim(sizlik) tarzı, gerçekten rahatsızlık vericidir. Bu rahatsızlığı önlemek polisiye tedbirlerle de mümkün değildir.

Bizler Asr suresi gereği hakkı ve sabrı tavsiye etmeye her zaman devam edeceğiz. Araf suresi 161. 166. ayetler arasında anlatılan deniz kıyısında yaşayan bir toplumun helak edilişi bizler için bu noktada önemli bir beyandır.

O kıssaya baktığımızda toplumun 3 kısma ayrıldığı görülmektedir. 1- Yasağa riayet etmeyenler. 2- Yasağa riayet edenler ve etmeyenleri uyaranlar. 3- Neme lazımcı olanlar. 

1. ve 3. gurupta olanların helak edildiğinin bizlere beyan edilmiş olması yasağa riayet etmemenin ve neme lazımcılığın yanlış bir tutum olduğunun anlaşılmasıdır. İçimizde olan neme lazımcılar ve müdaheneciler bize bir ayak bağından başka birşey değildir.

Toplumdaki gidişatın yanlış olduğunu bu durumun insanlara açıkça söylenmesi bizim inancımızın bir gereği ve inananlar olarak vazifemizdir. İçimizden ve dışımızdan buna engel olmaya çalışanlar elbette olacaktır.

İnananlar olarak her konuda ayrışmayı başardağımız gibi toplumdaki yanlışlara tepki verilecek mi yoksa verilmeyecek mi noktasında da ayrışmayı başardığımız bu olay üzerinden anlaşılmaktadır.

Tekrar ediyoruz, biz inandığımız değerleri kitaba uygun bir yolla anlatmaya devam edeceğiz, başkaları da karşı çıkmaya devam edecek. İnsanlar karşı çıkıyor diye susacak veya aman onları kırmayalım incitmeyelim diye onların hoşuna gidecek tavırlar içinde asla olmayacağız. 

Neticede herkes inandığının ve yaşadığının hesabını verecektir.