Kişilerin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişilerin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Kişilerin Değil İlkelerin Yönettiği İslami Hareketin Önemi Üzerine

İnsanların katılımı ile oluşturulmuş olan fikir ve düşünce hareketlerinde, liderlik makamı önemli bir konum arz etmektedir. Bu hareketlerde ortaya çıkan sorunların en önemlilerinden bir tanesi , lider konumunda olan kişilere yüklenen karizma ve onların vazgeçilemez oldukları düşüncesidir.  Olayı, İslamı referans alan fikir ve düşünce hareketleri açısından değerlendirdiğimizde , bu sorun daha da büyümekte, ve neredeyse liderin ilah konumuna yükseldiği bir hareket ortaya çıkmaktadır. 

Kur'anda Muhammed (a.s) ın bizler için "en güzel örnek" olarak vasıflandırılmış olması , lider konumunda olan kişilerin bu görevlerini nasıl kullanacakları , liderin etrafında toplanmış olan kişilerin ise , o lidere bakış açıları ve davranışlarının nasıl olması gerektiği konusunda bizleri yeterince bilgi sahibi kılmaktadır. 

Onun "Kul bir Elçi" olarak vasıflandırılmış olması, onun şahsından öte taşımış olduğu görevin öne çıkması anlamına gelmektedir. Onun şahsından öte taşımış olduğu misyonun öne çıkması gerektiği , İslamı referans alan tüm hareketlerin ortak çıkış noktası olması gerekmektedir. 

[003.144] Muhammed, sadece resuldür. Nitekim ondan önce de nice resuller gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, Siz hemen gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geri dönerse, bilsin ki Allah’a asla zarar veremez. Ama Allah hidâyetin kadrini bilip şükredenleri bol bol mükâfatlandıracaktır.

Al-i İmran s. 144. te ki onun öldürüldüğü haberleri üzerinde dağılan sahabenin eleştirildiği ayeti dikkate aldığımızda, liderin değil ilkelerin öne çıktığı bir İslami hareket modeli görebiliriz. Bu ayet, İslami bir hareket içinde lider konumunda olan kişiye yüklenecek durumu izah eden önemli bir ayettir. Ayet, olayı ondan öncede resullerin geçmiş ve bu resullerin ölmüş olduğuna bağlayarak , kişilerin değil düşüncenin ön planda olması gereğine vurgu yapmaktadır.

Muhammed (a.s) ın yaşadığı zaman içinde ona yapılması emredilen itaat, onun keyfi icraatına değil vahiy ile kendisine emredilenedir. O kendisine itaat edilmesi gereken bir lider olması hasebiyle asla gurur ve kibire kapılmamış , her zaman kul bir elçi olduğu kendisine hatırlatılmış bir kişi olarak , kendisinden sonra gelecek kuşaklara , liderliğin nasıl yapılması gerektiği konusunda evrensel bir örnek oluşturmuştur.

Kur'anın bazı ayetlerinde ona "Kendi günahın için tevbe et" şeklinde verilen emirler , onun başıboş bırakılmadığını , yaptıklarından sorumlu olduğunu hatırlatan ayetler olup , liderlik konumunda olan kişiler için dikkate alınması gereken ayetler gurubundandır. Çünkü ona kendisinin sorumlu olduğunu hatırlatan Allah (c.c), bu tür ayetlerle onun etrafındaki kimselere de onun hatadan münezzeh olmadığını bildirmektedir.  

Kur'anın bazı ayetlerine baktığımızda Allah (c.c) tarafından azarlanmış olması , onun hatadan beri olmadığının bilinmesi bakımından önemli bir husustur. Siyer kitaplarında Muhammed (a.s) a ashabı tarafından yöneltilen bazı eleştiriler ve sorgulamalar, bu tür ayetlerin sahabe tarafından doğru algılanmasının bir sonucu olup , onun hatadan münezzeh olmadığının açık bir göstergesidir. 

Muhammed (a.s) ın elçiliğinin bize bakan yönlerinden önemli bir husus , onun kişiler üzerine değil, ilkeler üzerine kurulu bir din anlayışını tebliğ etmiş olmasıdır. Ancak ilerleyen zamanlarda, ilkeler üzerine kurulu bir din anlayışı değil , kişiler üzerine kurulu bir din anlayışı öne çıkarılmış, ve bu anlayış özellikle tarikat ve cemaat yapılanmalarında baş rolü oynamaktadır.

Zaman içinde Muhammed (a.s) ın "Kul ve Elçi" konumu daha ileriye taşınarak "Yarı ilah" konumuna taşınmış , böylelikle onun dışındaki bazı insanların karizmatik bir yapıya büründürülmesi yolu da otomatikman açılmıştır. Şayet geleneğimizde Muhammed (a.s) ı ashabının anladığı biçimde gelişen anlayış aynı şekilde devam ettirilmiş olsaydı , bugün karizmatik yapıya büründürülmüş , ilah konumuna çıkarılarak postlarına yapışmış liderlerin arzı endam etmesi güçleşecek, hatta imkansız hale gelecekti.

Muhammed (a.s) sonrası oluşturulan tarikat ve cemaat yapılanmalarında ortaya çıkan en önemli husus "vahiy merkezli" değil "kişi merkezli" bir din anlayışıdır. Bu çarpık anlayış bugüne kadar böyle gelmiş ve Müslümanlar olarak yaşadığımız sorunların başını işte bu çarpık anlayış çekmektedir.

Tarikat ve cemaat yapılanmalarının başında olan lider konumunda olan kişilerin "Sorgulanamaz" bir konuma yükseltilmesi Kur'anın önerdiği bir yöntem değildir. Aksine Kur'an böyle bir yöntemi ret etmekte , liderin etrafında olan kişiler tarafından her an murakabede tutulmasını istemektedir. 

Liderin murakabe altında tutulması, haliyle bilgi birikimi ve cesaret işi olup , ne acıdır ki lider etrafında olan kişilerin bilgi ve cesaret sahibi olmaları, o yapılanma tarafından engellenerek "Lider tasallutu" oluşturulmuştur.

"Lider tasallutu" şeklinde meydana gelen yapılanmaların büyük sıkıntılar doğurması kaçınılmazdır. Lidere kayıtsız itaat şeklinde koşulan şarta riayet edilmediği takdirde kafir olunacağı korkusu salınan mürit ve tabiler , kafir olmamak !! için " O ne derse doğrudur" diyerek, sorgulamaz bir teslimiyet içine girmişlerdir. 

Lider karizmasına dayanan hareketlerde o hareketin devamı o lider ile kaim olduğu düşüncesi ağırlıklı olarak hakim olduğu için , lider öldüğünde sanki mensup olunan hareketinde bittiği gibi bir tutum ve düşünce içine girilmektedir. Şayet lider merkezli bir hareket yerine , ilke merkezli bir hareket oluşturulmuş olsaydı , liderlerin geçici, hareketin ise baki olduğu inancı hakim olur, liderin ölmesi ile hareketin bittiği veya akamete uğradığı inancı asla hakim olmazdı. 

Lider karizmasına dayalı hareketlerin istismara daha açık olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle uluslararası şer güçler , bir belde üzerindeki kirli emellerini gerçekleştirmek için o belde üzerinde olan bazı cemaat ve tarikat yapılanmalarını kullanmakta olduğu gözlemlenmektedir. Binlerce bağlısı olan bir cemaatin liderini ikna ettiğiniz zaman, onun arkasındaki binlerce kişiyi de ikna etmiş olmanın kolaylığını bilen şer güçler , bu gibi yapılanmalara sızarak o gurupları kendi emellerine çok rahat bir biçimde alet edebilmektedir.

İslami mücadele sürecinde meydana gelen cemaatleşmelerde bu gibi yanlışların önünün alınması, ancak lider konumunda olan kişilerinde sorgulanabilir olduğu düşüncesinin hakim olmasından geçmektedir. Liderin yaptığından sorumlu olduğunu düşünmesi ve tabilerine hesap verme korkusu, onu verdiği kararlar noktasında daha dikkatli davranmaya sevk edecektir. 

"Bu nasıl mümkün olacaktır?" sorusunun cevabı, bu noktada verilmesi gerekmektedir. 

İslami bir hareketin, vahyi temel alan ilkeler üzerine kurulmuş olması , hareket içindeki lider konumunda olanların karizmatik bir yapıya bürünmesine ve vazgeçilmez olarak görülmesine engel olacaktır. Çünkü, hareket içinde olan her kişi potansiyel olarak liderlik yapabilecek bir konuma sahip olarak yetiştirilecek ve kendisini en az lider kadar sorumlu olarak görecektir. 

 İslami bir hareket içinde bütün yük sadece lider konumunda olan kişinin sırtına yüklenerek , diğerleri ondan gelecek olan emirleri kayıtsız şartsız olarak uygulamak ile görevli elemanlar pozisyonunda değildir. Aksine, şura (danışma) ile alınan kararlarda insiyatif sahibi olan , lideri gerektiğinde uyaran kişiler olarak hareket içinde sorumluluk sahibi alan kişiler olmalıdır. 

Böyle olmaz ise ne olur ? . 

Böyle olmaz ise, liderin ilah konumuna oturtulduğu bir tarikat yapılanmasına girmiş bir hareket oluşmuş olur ki , artık bu hareket amacından saptırılmaya , istismar edilmeye müsait bir hareket halini alarak, şer güçlerin elinde oyuncak olmaya aday bir hareket haline gelir.


Bunun en canlı örneğini son günlerde Türkiye üzerinde oynanmaya çalışılan oyunda baş rolü üstlenen ve temeli İslami söylem üzerine dayalı olan "Hizmet hareketi" nin düşmüş olduğu ihanette görmek mümkündür. 

Başındaki kişinin en üst derecede karizma sahibi olduğu bu yapı , dünyanın başına musallat olan şeytanlardan olan A.B.D ile yapmış olduğu işbirliği ile , A.B..D adı ile anılan şeytanın esiri olmuş ve Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmesi yönünde, onlara yardımcı olarak büyük bir ihanet içine girmiştir. 

Eğer bu hareket vahyi temel alarak hareket etmiş olsaydı  bırakın ihanet etmeyi , kuklası olduğu A.B.D yi Müslümanlar için en büyük tehlike olarak görecek , ve onlardan gelecek yardım adı altında olan hiçbir şeyi kabul dahi etmeyerek "Hizmet hareketi" ni onların hizmetine sunmuş olmayacaktı.

Şayet başındaki zat bu ihanet içinde olsa bile , bağlıları liderin yaptığının yanlış olduğunu söyleyerek ona itaat etmeyecekler, ve lideri bu konuda yalnız bırakarak hatasını göstereceklerdi. Ama maalesef böyle olmamış , tam bir teslimiyet içinde topluca bu ihanetin içine girerek, masum insanların üstlerine silah sıkarak onların kanlarını dahi dökmekten çekinmeyecek kadar gözü dönmüş bir hale gelmişlerdir.

İslamı referans alan hareketler içinde olan kişilerin bu konuda üstlerine büyük iş düşmektedir. Üstlerindeki yükü atmak için, bütün yükü lidere yüklemek yerine , kendileri de yükün altına girmeliler, ve bütün yükü tek kişiye yüklemek yerine, yükü hafifletmek yoluna gitmelidirler. 

Liderlere bu noktada düşen görev ise , kendilerini vazgeçilmez olarak görmemeli ve göstermemelidirler. Hareket içinde olan herkesi potansiyel bir lider olarak yetiştirmek için elinden geleni yapmalı , koltuk sevdasına düşmemelidirler. 

İslamı referans alan hareketlerin ne lider konumunda olan kişiler açısından böyle bir kaygı , ne de bağlılar tarafında böyle bir gayretin olmaması , İslami hareketlerin geleceği konusunda bizleri pek te iyimser düşünmeye sevk etmemektedir. Bugün İslami hareket adı altında yapılan oluşumların genel görünümü , liderin çoban tabilerin ise koyun olduğu bir sürüden farkı yoktur.

Liderler , içinde bulunduğu konumdan ve kendisine gösterilen aşırı ilgiden memnun , bağlılar ise lidere tabi olmakla cenneti garantilemiş olmalarından dolayı memnun bir halde " Alan memnun satan memnun" bir halde Müslümancılık oynamaya devam etmektedirler.

Sonuç olarak ; Başta Türkiye olmak üzere , İslamı referans alan yapılanmalardaki en büyük yanlışlık, lider karizmasının oluşturularak baştaki liderin ilahlık konumuna çıkarılmış olmasıdır. Bu tür yapılanmalar pek çok yönden sakıncalı olup , hareketlerin ilkeler üzerine bina edilmesi gerekmektedir. Liderinde o ilkelere bağlı olduğu hareketler , liderin sorumlu b,r hale getirerek , onu ilah pozisyonuna gelmekten de çıkaracaktır.

Lider karizmasına dayanan hareketlerin bir toplumu nereye götürebileceği , maalesef Türkiye örneğinde yaşanmış "Hizmet hareketi" denen ve başını Fethullah Gülen adlı kişinin çektiği oluşumun, kimlere ve neye hizmet ettiği çok acı bir biçimde ortaya çıkmıştır. 

Eğer lider karizmasına dayalı İslami yapılanmalardan vaz geçilerek vahyi temel alan ilkeler üzerine bir yapılanmaya geçilmediği sürece , sadece isimler değişerek şer güçlere hizmet eden başka hizmet hareketleri ortaya çıkacaktır.