15 Mayıs 2025 Perşembe

ŞUARA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2- Bu (harflerden oluşan kelimeler), o apaçık kitabın delilleridir.

3- Onlar inananlar olmayacak diye herhalde sen benliğini tüketicisin.

4- Eğer biz dilersek, o gökten onların üzerine bir delil indiririz de, onların boyunları hemen ona yumuşayıcılar oluverir.

5- Onlara şefkati kapsamlıdan yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onlar ondan ancak ilgisiz kalanlar olmasınlar.

6- Sonuçta onlar kesinlikle yalanladılar, artık onlara o şeyin haberleri gelecektir ki onlar onunla alay etmektedirler.

7- Ve onlar görmediler mi o yeri? Biz onda her bir değerli çiftten nicesini bitirdik.

8- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

9- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

10- 11- Ve bir zaman senin Efendin, Musa'ya: "Sen o haksızlık yapan topluluğa, Firavun'un topluluğuna gel, onlar sakınmazlar mı? (sor)" diye seslenmişti.

12- 13- 14- O: "Ey Efendim şüphesiz ki ben, kaygılanamıyorum ki onlar beni yalanlayacaklar. Ve benim göğsüm daralır ve dilim çözülmez, bu yüzden Harun'u da (benimle) gönder. Ve peşime takılı bir suç benim üzerimdedir ki onlar bana isnad etmektedirler, bu yüzden ben kaygılanıyorum ki onlar beni öldürecekler" demişti.

15- 16- 17- (Allah): "Hayır. Şimdi ikiniz bizim delillerimizle gidin, şüphesiz ki biz sizin beraberinizde işiticileriz. Şimdi ikiniz Firavun'a gelin de: 'Şüphesiz ki biz, Yakub'un oğullarını bizim beraberimizde gönderesin diye (gönderilmiş) o tüm insanların Efendisinin elçisiyiz' deyin" demişti.

18- 19- (Firavun): "Biz seni bir çocuk iken bizim içimizde büyütüp beslemedik mi? Ve sen bizim içimizde ömründen senelerce kaldın ve (sonunda) sen, kendi yaptığın işi de yaptın ve sen o gerçeği örtücülerdensin" demişti.

20- 21- 22- O: "Ben onu yaptım, oysa ben o zaman o şaşkınlardandım. Bu yüzden ben sizden kaygılandığımda kaçtım, akabinde benim Efendim bana bir karar yeteneği bahşetti ve beni o gönderilmişlerden olarak atadı. Bu, bir gönençtir ki sen beni onunla minnette bırakmışındır (bunun nedeni ise), senin Yakub'un oğullarını köleleştirmendir" demişti.

23- Firavun: "Ve o  insanların Efendisi de nedir?" demişti.

24- O: "Eğer siz kesin bilgiyle inananlar iseniz O, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir" demişti.

25- (Firavun) kendi etrafında olan kimselere: "Siz işitmez misiniz (neler söylüyor)?" demişti.

26- O: "(O), sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

27- (Firavun): "Şüphesiz ki sizin bu elçiniz ki o size gönderilmiştir, kesinlikle cinlenmiştir" demişti.

28- O: "Eğer siz bağlantı kuranlarsanız O, (güneşin) o doğum yerinin ve o batım yerinin ve ikisinin arasında olan şeylerin de Efendisidir" demişti.

29- (Firavun): "Ant olsun ki sen, benden başka bir tanrı edinirsen, ben seni kesinlikle ve kesinlikle hapsedilmişlerden yapacağım" demişti.

30- O: "Ve eğer ben, sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı (beni hapsedeceksin)?" demişti.

31- (Firavun): "Eğer sen, o doğru söyleyenlerden isen haydi onu getir" demişti.

32- 33- Bunun üzerine o, kendisinin değneğini attı, birde ne görsünler o, bir apaçık koca yılan. Ve  o, elini (koynundan) çekip çıkardı birde ne görsünler o, bakanlar için bembeyaz.

34- 35- (Firavun) kendi etrafındaki o ileri gelenlere: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle en iyi bilici bir sihirbazdır. O, kendi sihri ile sizi, kendi yerinizden çıkarmak istiyor. O halde siz ne öneriyorsunuz?" demişti.

36- 37- Onlar: "Sen onu ve kardeşini beklet ve o şehirlerde sürüp toplayıcılar harekete geçir. Onlar bütün en iyi bilici usta sihirbazları sana getirsinler" demişlerdi.

38- Bunun üzerine o usta sihirbazlar bilinmiş günün belirlenmiş vakti için toplanmıştı.

39- Ve o insanlara: "Siz de toplananlar mısınız?" denilmişti.

40- (Onlar da): "Eğer onlar o galiplerin ta kendileri olursa, umarız ki biz o usta sihirbazları izleriz" (demişlerdi).

41- Ne zaman ki o usta sihirbazlar Firavun'a geldi, onlar: "Eğer biz o yenenlerin ta kendileri olursak, şüphesiz ki bir ödül kesinlikle bizim içindir değil mi?" demişlerdi.

42- O da: "Evet ve şüphesiz ki siz o takdirde kesinlikle yakınlaştırılmış kimselerdensiniz" demişti.

43- Musa onlara: "Siz atıcıları olduğunuz şeyi atın" demişti.

44- Bunun üzerine onlar da kendilerinin iplerini ve değneklerini atmışlar ve: "Firavun'un üstünlüğü için, şüphesiz ki biz o yenenlerin ta kendileriyiz" demişlerdi.

45- Bunun üzerine Musa'da kendisinin değneğini atmıştı, birde ne görsünler o da onların gerçeği ters yüz etmekte oldukları şeyleri yutuyor.

46- 47- 48- Bunun üzerine o usta sihirbazlar secde ediciler olarak (yere) atılmış: "Biz o tüm insanların Efendisine, Musa'nın ve Harun'un Efendisine inandık" demişlerdi.

49- (Firavun): "Benim size onay vermemden önce siz ona inandınız ha. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki o size o sihri öğretmiştir. O halde siz kesinlikle ileride bileceksiniz. Ben kesinlikle ve kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve kesinlikle ve kesinlikle sizi toplu olarak astıracağım" demişti.

50- 51- Onlar: "Hiçbir zararı yok, şüphesiz ki biz Efendimize çevrilicileriz. Şüphesiz ki biz, o inananların ilki olduğumuz için, Efendimizin bizim kusurlarımızı bize bağışlamasını umuyoruz" demişlerdi.

52- Ve biz Musa'ya: "Sen, benim kullarımı (geceleyin) yürüt, şüphesiz ki siz izlenmişler (olacak)sınız" diye vahyettik.

53- 54- 55- 56- Bunun üzerine Firavun o şehirlerde: "Şüphesiz ki şunlar kesinlikle bölük pörçük azınlıklardır. Ve şüphesiz ki onlar bize karşı kesinlikle öfkelidirler. Ve şüphesiz ki biz ise kesinlikle toplu haldeki sakınanlarız" (diyerek) sürüp toplayıcılar gönderdi.

57- 58- Bunun üzerine biz onları bahçelerden ve su gözelerinden ve hazinelerden ve değerli yerlerden çıkardık.

59- (Durum), işte böyle. Ve biz onlara Yakub'un oğullarını mirasçı yaptık.

60- Derken onlar, gün doğma vaktine girenler iken onları izlediler.

61- Ne zaman ki o iki birlik birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları: "Şüphesiz ki biz, kesinlikle yetişilmişleriz" dedi.

62- O: "Hayır. Şüphesiz ki benim Efendim, benim beraberimdedir, O beni doğruya iletecektir" dedi.

63- Bunun üzerine biz de Musa'ya: "Sen değneğini o su kütlesine bastır" diye vahyettik. Böylece (su kütlesi) ayrıldı da her bir ayrığı göğe yükselen o dağ gibi oldu.

64- 65- 66- Ve biz o diğerleri oraya yanaştırdık ve Musa'yı ve onun beraberinde olan kimseleri kurtardık. Sonra biz o diğerleri batırdık.

67- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

68- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

69- Ve sen İbrahim'in haberini onlara peşi sıra oku.

70- Bir zaman o, kendi babasına ve topluluğuna: "Siz nelere kulluk ediyorsunuz" demişti.

71- Onlar: "Biz putlara kulluk ediyoruz, aynı zamanda onların üzerine kapanmaya da devam edeceğiz" demişlerdi.

72- 73- O: "Siz onları çağırıyorsunuz ya onlar o zaman sizi işitiyorlar mı? Veya onlar size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?" demişti.

74- Onlar: "Hayır, biz kendi atalarımızı böyle yaparlarken bulduk" demişlerdi.

75- 76- 77- 78- 79- 80- 81- 82- 83- 84- 85- 86- 87- 88- 89- O: "Şimdi siz, sizin ve eski atalarınızın kulluk etmekte oldukları şeyleri gördünüz mü? Artık şüphesiz ki onlar benim için bir düşmandır, o tüm insanların Efendisi başka. O ki beni yarattı da O beni doğruya iletiyor. Ve ki O beni yediriyor ve suvarıyor. Ve ben hastalandığım zaman da beni O iyileştiriyor. Ve O ki beni öldürecektir, sonra beni yaşatacaktır. Ve O ki o yükümlülüğün gününde benim kusurlarımı bana bağışlamasını umuyorum. Ey Efendim, sen bana bir karar yeteneği bahşet ve beni o düzgünlere kat. Ve sen benim için o sonrakilerde bir doğruluk anılışı bırak. Ve sen beni o gönenç bahçesine mirasçılardan yap. Ve sen babamı da bağışla, şüphesiz ki o, o sapkınlardan oldu. Ve sen onların (yeniden) harekete geçirilecekleri gün beni rezil etme. O gün mal ve oğullar fayda vermez. Allah'a bir selim kalple gelmiş kimse başka" demişti.

90- Ve o bahçe o korunanlara yanaştırılmıştır.

91- Ve o şiddetli ateş o azgınlara belirginleştirilmiştir.

92- 93- Ve onlara: "Sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler nerede? Onlar size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardım edebiliyorlar mı?" denilmiştir.

94- 95- Artık onlar ve o azgınlar ve toplu halde İblis'in askerleri onun içine yüzüstü atılmışlardır.

96- 97- 98- 99- 100- 101- 102- Onlar, onun içinde birbirleriyle çekişiyorlarken: "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki biz, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde idik. O zaman biz sizi o tüm insanların Efendisi ile denk tutuyorduk. Ve bizi o suçlulardan başkası da saptırmadı. Artık bizim için eşlikçilerden ve bir doğru sözlü sıcak dosttan hiçbiri yoktur. Eğer ki bir tekrar daha bizim için olsaydı, biz o inananlardan olurduk" demişlerdir.

103- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

104- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, çok şefkati süreklinin ta kendisidir.

105- Nuh'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

106- 107- 108- 109- 110- Bir zaman onların kardeşi Nuh, onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden  hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin" demişti.

111- Onlar: "Seni o en aşağılıklar izlemişken, biz sana inanır mıyız?" demişlerdi.

112- 113- 114- 115- O: "Onların işlemekte oldukları şey hakkında benim bilgim yoktur. Eğer siz fark edebilirseniz, onların hesabı benim Efendimden başkasının üzerinde değildir. Ve ben o inananları asla kovucu değilim. Ben, bir apaçık uyarıcıdan başkası da değilim" demişti.

116- Onlar: " Ey Nuh, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmeyeceksen, kesinlikle o taşlanmışlardan olacaksın" demişlerdi.

117- 118- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki topluluğum beni yalanladı. Artık sen, benimle onların arasını tamamen aç beni ve benim beraberimde olan kimseleri kurtar" demişti.

119- 120- Bunun üzerine biz de onu o doldurulmuş gemideki onun beraberinde olan kimseleri kurtarmış, sonra biz o arkada kalıcıları batırmıştık.

121- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

122- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

123- Ve Ad da o gönderilmişleri yalanladı.

124- 125- 126- 127- 128- 129- 130- 131- 132- 133- 134- 135- Bir zaman onların kardeşi Hud onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz, her bir tepeye bir delil (dikkati çeken anıt) dikiyorsunuz da eğleniyor musunuz? Ve siz, emek verilmiş yapılar mı ediyorsunuz ki sürekli kalıcılar olasınız? Ve siz yakaladığınız zaman, zorbalar olarak mı yakalıyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve korunun O (Allah'a) ki, sizi bilmekte olduğunuz şeylerle uzattı, sizi gönenç sağlayan hayvanlarla ve oğullarla ve bahçelerle ve su gözeleriyle uzattı. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok büyük gün azabından kaygılanıyorum" demişti.

136- 137- 138- Onlar: "Sen bize öğüt versen de yahut o öğüt verenlerden olmasan da bize denktir. Bu, o ilklerin bir geleneğinden başkası değil. Ve biz, asla azaplandırılmışlardan da olmayacağız" demişlerdi.

139- Böylece onlar, onu yalanlamışlardı da biz de onları yok etmiştik. Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

140- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

141- Semud da o gönderilmişleri yalanladı.

142- 143- 144- 145- 146- 147- 148- 149- 150- 151- 152- Bir zaman onların kardeşi Salih onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz buradaki bahçeler ve su gözeleri ve ekinler ve hurmalıklar -ki onların tomurcukları olgunlaşmıştır- içinde güvenliler olarak hep bırakılacak mısınız? Ve siz o dağlardan şımaranlar olarak evler mi yontuyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve siz o bozucuların buyruğuna uymayın, ki onlar o yerde bozuculuk yaparlar ve düzelticilik yapmazlar" demişti.

153- 154- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, haydi bir delil getir" demişlerdi.

155- 156- O: "Bu, bir dişi devedir, bir içme (hakkı) onun içindir ve bir bilinmiş gün içme (hakkı) sizin içindir. Ve siz ona en ufak bir kötülükle dahi sakın dokunmayın, yoksa çok büyük azap sizi tutar" demişti.

157- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu ölmüşlerdi de pişmanlık duyanlardan olmuşlardı.

158- Bunun üzerine o azap onları tutuvermişti. Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

159- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

160- Lut'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

161- 162- 163- 164- 165- 166- Bir zaman onların kardeşi Lut onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Ve siz eşlerinizden sizin Efendinizin sizin için yarattığı şeyleri bırakıyorsunuz da o tüm insanlardan erkeklere mi varıyorsunuz? Hayır, siz bir aşırı giden bir topluluksunuz" demişti.

167- Onlar: "Ey Lut, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmeyeceksen, kesinlikle o çıkarılmışlardan olacaksın" demişlerdi.

168- 169- O: "Şüphesiz ki ben sizin işinize o kızanlardanım. Ey Efendim, sen beni ve mensuplarımı onların işlemekte olduğu şeylerden kurtar" demişti.

170- 171- 172- Bunun üzerine biz de onu ve bir yetersiz (kadın) dışında onun mensuplarını toplu halde kurtarmış, sonra da o diğerleri yerle bir etmiştik.

173- Ve biz onların üzerine bir yağmur yağdırmıştık. Artık ne kötü oldu o uyarılmışların yağmuru. 

174- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

175- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

176- O Eyke'nin arkadaşları da yalanladı.

177- 178- 179- 180- 181- 182- 183- 184- Bir zaman Şuayb onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz, o ölçeği eksiksiz yapın ve (insanları) o ziyan ettirenlerden olmayın. Ve siz o doğruluğunu koruyan terazi ile tartın. Ve siz o insanların eşyalarını(n değerini) sakın eksik tutmayın ve siz o yerde bozuculuk yapanlar olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Ve siz korunun O (Allah'a) ki, sizi ve ilk büyük toplulukları yaratmıştır" demişti.

185- 186- 187- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Ve sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Ve şüphesiz ki biz senin kesinlikle o yalancılardan olduğun kanısına varıyoruz. Eğer sen doğru söyleyenlerden isen, haydi bizim üzerimize o gökten bir parça düşür" demişlerdi.

188- O: "Benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri daha iyi bilendir" demişti.

189- Böylece onlar, onu yalanlamışlardı da onları o gölge gününün azabı tutmuştu. Şüphesiz ki o çok büyük gün azabı idi.

190- Şüphesiz ki (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır, oysa onların tamamı inananlar olmadı.

191- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle mutlak üstünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

192- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o tüm insanların Efendisinin bir indirmesidir.

193- 194- 195- Onu, senin o uyarıcılardan olman için apaçık bir Arabi dille senin kalbine o güvenilen esinti (Ruhu'l Emin) indirmiştir.

196- Ve şüphesiz ki o (nun içeriği) kesinlikle o ilklerin de yazılı metinlerinin içindedir.

197- Ve onu Yakub oğulları bilginlerinin (önceden) bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı?

198- 199- Ve eğer biz onu o bazı yabancılara indirseydik de o, onu onlara okusaydı yine de ona inananlar olmayacaklardı.

200- Biz onu o suçluların kalplerine böyle sokmuşuzdur.

201- Artık onlar o çok acı verici azabı görene kadar ona inanmazlar.

202- 203- Öyle ki o onlar fark etmezlerken beklenmedik bir zamanda gelecektir de onlar: "Biz (merhametle) bakılmışlar mıyız?" diyeceklerdir.

204-  Şimdi onlar bizim azabımızın (hala) çabuklaşmasını istiyorlar mı?

205- 206- 207- Şimdi sen gördün mü eğer biz onları senelerce faydalandırsak, sonra onlara söz verilmekte oldukları şey gelse, faydalandırılmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermeyecektir.

208- 209- Ve biz hiçbir kasabayı yok etmedik ki onun hatırlatan uyarıcıları olmasın. Ve biz haksızlık yapanlar olmadık.

210- Ve onu o şeytanlar indirmedi.

211- Ve (bunu yapmak) onlara uygun olmaz ve onlar (buna) güç de yetiremezler.

212- Şüphesiz ki onlar o (vahyedileni) işitmekten kesinlikle uzaklaştırılmışlardır.

213-  O halde sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma, yoksa sen o azaplandırılmışlardan olursun.

214- Ve sen, en yakın oymağını uyar.

215- Ve sen, kanadını o inananlardan seni izlemiş olan kimselere alçalt.

216- Yok  eğer onlar sana baş kaldırırlarsa, artık sen onlara de ki: "Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

217- Ve sen mutlak üstüne, şefkati sürekliye güvenip dayan.

218- O ki, sen ayağa kalktığın vakit seni görüyor.

219- Ve senin o secde edicilerin içinde çevrilip durmanı da (görüyor).

220- Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi bilicinin ta kendisidir.

221-222- 223- 224 (Sen de ki): "Ben size o şeytanların kimin üzerine ineceğini haberlendireyim mi? O, (şeytanlar) her azılı gerçeğin ters yüz edici günahkarın üzerine iner. Onlar, onlara kulak verirler ve onların tamamı yalancılardır. Ve o şairleri de o azgınlar izler."

225- Sen görmedin mi şüphesiz ki onlar her bir vadide (susamış develer gibi) şaşkın şaşkın dolaşmaktadırlar?

226- Ve şüphesiz ki onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.

227- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş ve Allah'ı pek çok hatırlamış ve haksızlığa uğratılmalarının ardından yardımlaşmış kimseler başka. Ve haksızlık yapan kimseler nasıl bir çevrilişle çevrileceklerini yakında bilecek.


1 yorum: