geçişleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geçişleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2025 Cumartesi

Harre Kelimesinin Kur'an'da Geçişleri Üzerinde Bir Mülahaza

Kur'an kendi iç bağlamında öyle bir anlam örgüsüne sahiptir ki, eğer bir kimse onun kelimelerinden herhangi birini konulduğu yerinden oynatmak isterse yani anlam çarputması yaparsa, Kur'an  o kişiye "Beni tahrif ediyorsun" diye resmen bağırır. Eğer bu kimse yaptığı şeyi hataen yapıyorsa bundan döner, bilerek yapıyorsa, kelimelere kırk takla attırarak istediği anlamı o kelimeye söyletir.

Malum olduğu üzere Kur'an, muhataplarının Arap olması nedeniyle o topluluğun konuştuğu dil üzerine inmiş bir kitaptır. Dolayısı ile bu kitabın doğru anlaşılmasının yolu, içinde geçen kelimelerin ilk dönemde sahip olduğu anlamın dikkate alınmasından geçmektedir. 

Son yıllarda bazı kimselerin Kur'an'da ritüel anlamda bir secde eylemi olmadığını iddia etmeleri de, kanaatimizce kelimelere kırk takla attırarak vardıkları bir sonucun ürünüdür. Bu kelimeler içinde Harre kelimesi de bulunmaktadır.

Biz, sözü fazla uzatmadan Kur'an'da geçen Harre kelimesi ve onun Kur'an'da geçtiği ayetlerde taşıdığı anlam üzerinde durmaya çalışarak, bu kelimenin Kur'an bütünlüğünde sahip olduğu anlam üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Bu fiilin anlamı El Müfredat adlı sözlükte şöyle izah edilmektedir: Harre, duyulabilecek şekilde bir ses çıkararak düşmek demektir. Yehirru ise, su, rüzgar ve benzeri yukardan yere düşen şeylerin düşerken çıkardıkları seslerdir.

Kısaca Harre kelimesi sözlük anlamı olarak yukarıdan aşağıya doğru bir düşüşü ifade etmektedir. Şimdi bu kelimenin Kur'an'da geçtiği 12 yerdeki geçişlerini ve sahip oldukları anlamı teker teker okumaya çalışalım.

Bu meyanda Ezber bozan Kur'an meali adıyla bir Kur'an çevirisi bulunan ve namaz, secde gibi ritüellerin Kur'an'da olmadığını iddia eden sayın Ali Aydın hocanın bu kelimeye verdiği anlamları da burada paylaşacağız.

1- Araf s. 143. ayeti.

----  Ve Musa bizim belirlenmiş vaktimiz için geldiğinde ve ne zaman ki kendisinin Efendisi onunla sözlü iletişim kurduğunda o : "Ey Efendim, sen bana görün de sana bakayım" dedi. (Allah): "Sen beni asla göremeyeceksin. Fakat şu dağa bak, eğer kendi yerinde sabit kalırsa, artık sen de beni göreceksin" dedi. Ne zaman ki onun Efendisi kendisini o dağa ortaya çıkardığında, onu dümdüz bir hale getirdi ve Musa baygın bir halde kapaklandı. Ayıldığında o: "Sen, her türlü eksiklikten uzaksın. Sana itaate döndüm ve ben o inananların ilkiyim" dedi.

Bu ayette Musa a.s. ın yere kapaklanması Harre kelimesi ile ifade edilmektedir. Bu kelimenin burada kullanılışı sözlük anlamına uygun olarak yukardan aşağı bir düşüşü ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca, bu ayetin mealinde ilgili kelimeye "yığıldı kaldı" şeklinde bir anlam vermiş, ve bu anlam kelimenin sözlük anlamına uygun düşmektedir.

2- Yusuf s. 100. ayeti.

---- Ve babasını annesini o tahtın üzerine yükseltti ve ona boyun eğerek (secde ederek)  kapandılar. Ve: "Ey babacığım bu, önceden gördüğüm rüyamın geri dönüşümüdür. Benim Efendim onu bir gerçek yaptı. Beni o hapishaneden çıkardığı zaman ve o şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüklemesinin arkasından sizi o çölden getirmekle, kesinlikle bana iyilik etti. Şüphesiz ki benim Efendim ne dilerse lutfedicidir. Şüphesiz ki O, o en iyi bilicinin, o en bilgenin ta kendisidir."

Bu ayette Yusuf a.s. a yapılan secde, "Ve harru lehu sücceden" şeklinde ifade edilmektedir. Burada yapılan eylem yine yukardan aşağı düşüş anlamına gelen Harru kelimesi ile anlatılmaktadır. Secde olarak bildiğimiz eylemin burada hakiki bir anlamda yani kişinin yukarıdan aşağıya düşüş şeklinde gerçekleşen bir eylem olduğu açıktır. Çünkü Harru kelimesi burada eylemin şeklini ifade etmesi açısından önem arz etmektedir.

Sayın Ali Aydın hocanın bu ayeti çevirirken Harre kelimesini meale katmadığını görmekteyiz. Hocanın ilgili cümleyi çevirisi  "Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hepsi ona secde ettiler." şeklindedir. Görüldüğü gibi çeviride Harre kelimesinin anlamı bulunmamaktadır. Ayetin altına yaptığı yorumda, bu secdenin geleneksel anlamda bir secde olmadığını söylemektedir. Eğer Harre kelimesine çevirisine katarak bir meal yapsaydı, bu iddiasının yanlış olduğunu kendisi kanıtlamış olacaktı ki bu nedenle ilgili kelimeyi çeviriye katmamayı daha uygun gördüğünü düşünmekteyiz.

3- Nahl s. 26. ayeti.

---- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu da Allah onların yapılarına o temellerinden gelmiş, böylece o tavan onların üstüne tepelerinden çökmüş ve o azap onlara fark edemeyecekleri yerden gelmişti.

Bu ayette "Feharra aleyhimusakfu min fevkıhim" cümlesi tavan çökmesini ifade etmektedir. Yine burada da Harre kelimesinin yukarıdan aşağıya bir düşüşü ifade ettiği görülmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye Çökme anlamı vermiştir ki bu anlam kelimenin sözlük anlamına uygundur.

4- İsra s. 107. ayeti.

----  Sen de ki: "Ona inanın veya inanmayın. Şüphesiz ki onun öncesinden o bilgi verilmiş olan kimselere okunmakta olduğu zaman, boyun eğen (secde eden) olarak o çenelerin üzerine kapanırlar.

Bu ayette "Yehirrune lil ezkani sücceden" cümlesi secde eyleminin yukardan aşağıya düşmek anlamındaki Harre kelimesi ile ifade edildiğini görmekteyiz.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin çevirisinde "Yehirrune lil ezkani" ibaresinin anlamını çeviriye yansıtmamış, fakat çevirinin altına bununla ilgili şu şekilde not düşmüştür. (Arapça metinler yazıyı kopyaladığımız için net okunamamaktadır)

“Daha önce kendilerine ilim verilenler o (Kur’an) onlara okunduğunda, çenelerine doğru secde ederek (ona) eğilirler. (üstüne düşerler-ona kör ve sağır davranmazlar)...” Ayrıca bu âyetlerde salât kelimesinin geçmemesi çok önemlidir. Yani bu iki âyette geçen “harr” ve “sücceden” salâttan ayrı olarak “Kur’an’a eğilmek ve onun emir ve yasaklarını kayıtsız şartsız kabul etmek” anlamına gelmektedir. O halde salât sırasında çenelerimize doğru kapanmamız veya yığılmamız gerektiği düşüncesini buradan çıkaramayız. Ek olarak, şu kullanıma bir bakın: “Çenelerine doğru kapanırlar...” Arapçası “ً ان ُ س َّجدا ِ َ ْق َذ َ ِخ ُّر َون ِ ل ْاْل ي) yahirrûne lil ezkâni succeden)” Bu kısımla ilgili bir kaç gözlemimiz bulunmaktadır. Öncelikle burada “çenelerine doğru” diyor. Çenelerin “üstüne” değil, Ayrıca burada çenelerine doğru “eğilirler-önemserler” diyor. Çenelerine doğru secde ederler değil, Furkan 73.âyet “harra” kelimesinin hangi anlama geldiğini bize gösteriyor. “ً َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي ِّه ِِّهْْم َل � َا ِِت ََرِّب َٰي ِٰا ُ �ِّكِ ُُروا ِب ِ ََذا ُذ ٖٖذي ََن ِا ً ََواَّلَ َـانًا يَمْْ عُُ وََ)) Onlara Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır dav ranmazlar.)” Kelime metin olarak şöyledir. “ً َـانًا ً ََو ُُع ْْمَي َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي لَ) lem yehirru aleyhe summen ve umyenen) (Âyetlere kör ve sağır davranmazlar.)”

Demek oluyor ki, “harra” kelimesi, bu âyette bulunan “yehirrune” kelimesi, Kur’an’a karşı kayıtsız kalmamak, ona eğilmek, onu önemsemek veya akla yatmak, zihne yerleşmek, emin olmak, şüphesi kalmamak anlamına gelirken secde ise üstünlüğünü kabul etme kayıtsız şartsız itaat etme anlamına gelmektedir. “yehirrune lilezkani sücceden” “çenelerine doğru secde etmek” demek, “Rabbimizi tespih ve tenzih ederiz, Rabbimizin vadettiği yerine gelecektir, çenelere harr yaparlar yani onun gerçeklerine karşı ağlayarak huşuları (saygıları) artar” demektir. Yani burada çenelerin var olması, göz, gönül ve kulaklarının kabul ettiği şeyin dillerinde yani çenelerinde dışa yansıması olarak görülebilir. Dolayısıyla Kur’an’a karşı kör ve sağır davranmazlar onun hak olduğu dil ve çenelerinde, ahlak ve karakterlerinde ortaya çıkıyor. Vahye baktığımız zaman onun görünen ve bilinen maddi organlara değil, duygusal organlara seslendiğini görüyoruz. Yani Kur’an’da var olan kalp, gönül, göz, kulak görülen ve bilinenler değil, zihinsel ve fikirsel imanla ilgili şeylerdir.

Yaptığı bu izahlardan sonra sayın hoca Harre kelimesine kendince bir anlam yüklemektedir. Kur'an eğer önyargılardan arınmış bir kafa ile okunacaksa, içindeki kelimelerin kök anlamları dikkate alınarak okunmalı ve geçtiği yerlerde bir anlam bütünlüğüne sahip olmalıdır. Önyargılı bir okuma neticesinde bazı kelimelere kendisinin sahip olduğu anlam yerine, kişinin sahip olduğu düşünceye uygun bir anlam oturtulmaya çalışılması bu kitaba yapılabilecek en büyük zulüm olacaktır.

5- İsra s. 109. ayeti.

---- Ve onlar ağlayarak o çenelerin üzerine kapanırlar ve (o okunan) onları saygı bakımından artırır.

İsra s. 107. ayetinin devamı olarak "Ve yehirrune lil ezkani" ibaresi çenelerin yukarıdan aşağı bir düşme anlamına gelen Harre kelimesi ile yere kapanmasını ifade etmektedir. Çenenin başımıza ait bir parça olduğunuz düşündüğümüzde başın ve bedenin yukarıdan aşağıya doğru yere inmesi anlaşılmaktadır.

Sayın Ali aydın hocanın bu ayete verdiği meale baktığımızda 107. ayetin mealine almadığı "Ve yehirrune lil ezkani" ibaresinin anlamını 109. ayete almış ve kelimenin sözlük anlamına uygun olarak "Yığılıp düşmek" anlamını vermiştir. Sayın bu sefer de 109. ayette geçen "lil ezkani" kelimesinin anlamını mealine yansıtmamıştır. Bu durum sayın hocanın yaptığı meale ne kadar özen gösterdiği konusunda bir fikir sahibi olmamız açısından kayda değerdir. Bu durum yine bir dikkatsizlik sonucu sehven yapılmış bir hata olduğunu düşünsek dahi, yaptığı mealde eksik veya hata var mı yok mu diye defalarca kontrol etmek zorunda olduğunu bilen bir kimse için bu hatayı mazur görmek safdillik olacaktır.

6- Meryem s. 58. ayeti.

----  İşte bunlar o kimselerdir ki, Allah'ın kendilerini nimetlendirmiş olduğu o habercilerden, Adem'in soyundan ve Nuh'un beraberinde bizim taşıdığımız kimselerden ve İbrahim'in ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan doğruya ilettiklerimizden ve derlediğimiz kimselerdendir. Onlara sarmalayıcılığı kapsamlının ayetleri okunmakta olduğu zaman, onlar boyun eğen olarak ve ağlayan olarak kapanırlardı.

Bu ayette geçen "Harru sücceden ve bukiyyen" ibaresindeki Harru kelimesi yine yukarıdan aşağı bir düşmeyi ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde Harru kelimesinin anlamını meale yansıtmamıştır.

7- Meryem s. 90. ayeti

---- Ondan dolayı neredeyse o gökler yarılacaklar ve o yer parçalanacak ve o dağlar da bir sarsıntı ile yere kapaklanacak.

Ayet Allah c.c. ye çocuk isnadı ile ilgili bir bağlama sahiptir ve bu isnadın şiddeti 90. ayette "Ve tahirrulcibale hedden" ifadesi ile anlatılmaktadır. Dağların yıkılarak yere düşmesi yine Harre kelimesi ile ifade edilmektedir. Yine görülmektedir ki bu ayette de kelime yukarıdan aşağı bir düşüşü ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin çevirisinde kelimenin sözlük anlamına uygun bir anlam olan "Yıkılıp düşmek" anlamı vermiştir.

8- Hac s. 31. ayeti.

---- O'na ortak koşmaksızın (fıtrat yasalarına göre) Allah'a meyledenler olarak. Ve kim Allah'ı ortak koşarsa, o gökten düşmüş de o kuş onu kapıveriyor veya o rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.

Bu ayette geçen "Harre minessemai" ifadesi gökten yere düşmeyi ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın bu ayetin çevirisinde de kelimenin sözlük anlamına uygun bir anlam olan "Gökten düşmek" anlamını vermiştir.

9- Furkan s. 73. ayeti.

---- Ve o kimseler ki, Efendilerinin ayetleriyle hatırlatıldıkları zaman, onlara karşı sağırlar ve körler olarak kapanmadılar.

Bu ayet inanan kimselerin vasıflarını beyan eden bir bağlama sahiptir. İnanan kimselerin Allah'ın ayetlerine karşı olan tavırları kapanmamayı ifade "Lem yehirru" kelimesi ile anlatılmaktadır. 

Sayın Ali aydın hoca ve diğer bazı meal yapıcıları bu kelimeye "Davranmazlar" şeklinde anlam vermişlerdir. Kapanmak bir davranış biçimi olmakla birlikte Harre kelimesinin sözlük anlamı olan yere düşüp kapanma anlamı veren mealler bu konuda daha isabetlidir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayet ile ilgili şu şekilde bir not düşmüştür.

Bütün kötülüklerin anası Kur’an’dan yüz çevirmektir. Kur’an’dan yüz çevirmek kadar büyük bir bela ve musibet, perişanlık ve dağılmışlık yoktur. Harr, kavramının yere yığılıp yani secde anlamında olmadığını bu ayet açık olarak göstermektedir. Yani birçok ayette bulunan رََّ خََ) harra) kavramı ayetlere karşı sağır ve kör olmama, ayetlere karşı ilgisiz ve duyarsız kalmama anlamına gelmektedir. رََّ خََ) harra) yere kapanma anlamında değildir. “Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. Bu âyette geçen “lem yahirru” “harr yapmazlar” ifadesi, ona karşı kör ve sağır davranmama, ilgisiz kalmama, üzerine düşme” demektir. “Harra” yere kapanma değildir. 

Sayın hocanın bu notu ile ilgili düşüncelerimizi diğer bir yazımızda kendisinin bu kelimenin geçtiği ayetlere verdiği meallerin üzerinde teker teker durarak, verdiği ayet meallerini bu notunda yazdıkları ile karşılaştırarak yapmaya çalışacağız. 

10- Secde s. 15. ayeti.

---- Bizim ayetlerimize ancak ve ancak o kimseler inanır ki onlar, onlarla hatırlatıldıkları zaman, boyun eğen olarak kapanırlar ve Efendilerini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tutarlar ve onlar büyüklük taslamazlar.

Bu ayette geçen Harru kelimesi, kelimenin sözlük anlamı karşılığı olan yukarıdan aşağıya düşmek anlamında kullanılmaktadır.

Sayın Ali aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeyi yine es geçerek anlama dahil etmemiştir.

11- Sebe s. 14. ayeti

----  Ne zaman ki biz, ona o ölümü yerine getirdiğimizde, onun ölümünü onlara onun bastonunu kemirmekte olan o yerin bir canlısı dışında kılavuzluk etmedi. Ne zaman ki o, yere kapaklandığında, o cinlere (o zaman) apaçık belli oldu. Eğer onlar o algılanamayananı biliyor olsalardı, o alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.

Ayet Süleyman a.s. ın vefatı ile ilgilidir ve ayet içindeki Harre onun ölüp yere düşmesini ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye sözlük anlamına uygun biçimde "Yere yığılma" anlamı vermiştir.

12- Sad s. 24. ayeti.

---- (Davud): "Ant olsun ki o, senin koyununu kendi koyunlarına (katmayı) istemekle sana haksızlık yapmıştır. Ve şüphesiz ki o (mallarını birbirine) karıştıranlardan birçoğu, bir kısmı bir kısma karşı kesinlikle saldırganlık yapar. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka ve onlar da bir azdır" demişti. Ve Davud bizim kendisini ancak ve ancak denediğimiz kanısına varmıştı da Efendisine bağışlama istemiş ve saygıyla eğilerek kapanmış ve içtenlikle yönelmişti.

Bu ayet Davud a.s. a gelen davacılar ile ilgili bir bağlama dahildir. Davud a.s. diğer davacıyı dinlemeden verdiği karar sonucunda hatasını anlamış ve yukarıdan aşağıya bir düşüş anlamına sahip Harre ile ifade edilen bir eylemle bağışlama istemişti.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayette de ilgili kelimeyi es geçerek meale dahil etmemiştir.

Buraya kadar gördüğümüz ayetlerde geçen Harre kelimesi, hangi Arapça sözlüğe bakarsanız bakın kök anlamı yukarıdan aşağıya doğru bir düşüş anlamını taşımaktadır. Kur'an'da geçtiği 12 ayetin tamamı sözlük anlamına uygun bir karşılığa sahiptir.

Kur'an ile hemhal olanların malumudur ki Kur'an içinde geçen kelimelerin kök anlamları bulunmaktadır ve ayetlerde geçen kelimeler bu kök anlamlarının dışında bir kullanıma sahip değildir. Meallerin birçoğu maalesef bu durumu yansıtmadıkları için anlam konusunda sıkıntılar doğmaktadır.

Kur'an'a önyargılarını onaylatmak amacı ile yaklaşanları Kur'an kendi bütünlüğü içinde mahkum etmektedir. Ancak onlar da bu mahkumiyeti ya ilgili kelimeleri görmezden gelerek ya da kendi hevalarınca bir anlam uydurmak suretiyle bozmaya çalışmaktadırlar.

Kur'an'da şekilsel bir secdenin olmadığını iddia eden kimseleri yalanlayan kelimelerden bir tanesi de Harre kelimesidir. Örnek olarak sunduğumuz sayın Ali aydın hocanın mealinde bu kelimenin anlamı, kelimenin geçtiği yerlerin bir kısmında meale dahil edilmemiştir. Bu konudaki düşüncelerimizi inşallah bu kelimenin geçtiği ayetlere sayın hocanın verdiği anlamları ele almaya çalışacağımız diğer bir yazımızda değineceğiz.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Tesbih Kelimesi ve Kur'anda Geçişleri

Tesbih kelimesi sözlükte sebeha kökünden türemiş olup , "su veya havada süratle geçip gitmek , suda yüzmek" anlamında kullanılan bir kelimedir. Tesbih kelimesi ise "Allah cc ye olan kulluğa süratle gitme koşmak" anlamındadır. Kur'an öncesi günlük dilde bu anlamda kullanılan  kelime , kur'anın inmeye başlaması sonrasında anlam genişlemesine uğramış ve Allah cc nin yaratmış olduğu varlıklar için çizmiş olduğu sınırların dışına çıkamaması veya çıkmaması gerektiği" gibi bir anlam şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Allah cc nin yarattığı şeylerin onu tesbih etmesi veya tesbih etmesinin gerekmesi o varlıkların Allah cc tarafından çizilmiş olan sınırların içinden dışarıya çıkamaması veya çıkmaması gerektiğidir.Allah cc yarattıkları için bir sistem kurmuş olup bütün yaratılanlar bu sistemin içinde hareket etme mecburiyetindedir. Allah cc nin "subhan" olması onun ve kurmuş olduğu sistemin kusursuz olması her türlü eksiklikten münezzeh olması demektir. Bu kelimenin anlamı , kur'anda geçtiği ayetleri okuyacak olursak daha kolay anlaşılacaktır.

[021.033] O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı... yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler (yesbehune).
[036.040]  Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler (yesbehune).
Enbiya ve yasin surelerindeki ayetlerde güneş ve ayın onları yaratan tarafından konulmuş olan hareket dairesi içinde işlevlerini yerine getirdikleri ve bu dairenin dışına çıkmayacakları anlatılmaktadır.

[073.007]  Çünkü sana gündüzün uzun bir yüzüş (sebhan)vardır.
[079.001-5]  Söküp çıkaranlara, yavaşça çekenlere, yüzdükçe yüzenlere (sabihatu sebhan), yarıştıkça yarışanlara, iş düzenleyenlere andolsun;
Müzzemmil ve naziat surelerinde kelimenin sözlük anlamına uygun olarak bir uğraş dairesi içinde Muhammed as ve meleklerin kendilerine verilen görevi yerine getirmeleri hatırlatılmaktadır.

[057.001] Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir(sebbeha). O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
[059.001]  Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir(sebbeha). O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
[061.001]  Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir(sebbeha). O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
[062.001] Göklerde ve yerde olanların hepsi mülkün sahibi, mukaddes, aziz, hakim olan Allah'ı tesbih eder(yusebbihu).
[064.001]  Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder(yusebbihu). Mülk de O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, her şeye güç yetirendir.
57-59-61-62-64. surelerin ilk ayetleri gökte ve yerde olanların yani Allah cc nin dışındaki bütün varlıkların onlar için konulmuş olan bir ölçü dahilinde hareket ettikleri yine hatırlatılmaktadır.

[021.019-20]  Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur, O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve onlar yorgunluk da duymazlar.Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.(yusebbihune)
[017.044]  Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder(tusebbihu); O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini(tesbihahum) anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.
[024.041] Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini (yusebbihu)görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (tesbihahu) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.
[059.024]  O öyle Allahki halık, barî, müsavvir o, en güzel isimler  onun, bütün Göklerdeki ve yerdeki ona tesbih (yusebbihu)eder, o öyle azîz öyle hakîmdir.
Bu ayetlere baktığımızda yine Allah cc nin yaratmış olduğu varlıkların onu teşbih etmesinden bahsedilmekte olup o varlıklardan olan kuşların onu teşbih etmesi demek , Allah cc nin onlar için koymuş olduğu uçmak şeklindeki hayat tarzları onların teşbihleri olup zaman içinde evrimleşerek havada uçanların " artık bir yerde hayatımızı devam ettirmek istiyoruz daha uçmayacağız" veya yerde yaşayanların " yerde ne zamana kadar sürüneceğiz biraz uçalım kuşlar gibi özgür olalım" demek gibi sünnetullaha aykırı bir eylem içinde olmaları mümkün değildir. 

[013.013]  Gök gürültüsü O'na hamd ile teşbih eder(yusebbihu); melekler de korkusundan. Yıldırımlar gönderir de onunla dilediğini çarpar; onlar ise Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa O'nun gücü çok şiddetlidir.
[039.075] Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek (yusebbihune)Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve «alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun» denilmiştir.
[040.007] Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler(yusebbihune); O'na inanırlar. Müminler için: «Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru» diye bağışlanma dilerler.
[041.038]  Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler(yusebbihune).
[042.005] Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder (yusebbihune)ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
[007.206]  Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder (yusebbihunehu) ve yalnız O'na secde ederler.
[037.166]  Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz.

Yukarıdaki ayetler meleklerin tesbihinden bahseden ayetler olup onların Allah cc nin çizmiş olduğu dairenin dışına çıkmaları gibi bir durumun söz konusu olmadığı sadece onun emirlerini yerine getirdikleri isyan gibi bir duruma düşmadikleri anlatılmaktadır.

[003.041]  Yarab! dedi: Bana bir âyet (bir alâmet) yap, buyurdu ki: Ayetin nasa üç gün sade işaretten başka söz söyliyememendir. Bununla beraber rabbını çok zikret ve akşam sabah tesbih eyle (sebbih)
[019.011]  Derken, mihrabdan kavminin karşısına çıkıp onlara: «Sabah ve akşam tesbih edin!»(sebbihu) diye işaret verdi.
[015.097-98]  And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et(sebbih) ve secde edenlerden ol!
[020.130]  O halde onların dediklerine sabret, güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece saatlerinde de gündüzün uçlarında da tesbih et ki (sebbih) , hoşnutluğa eresin.
[025.058]  Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et(sebbih). Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.
[040.055]  O halde sabret, çünkü Allahın va'di haktır hem günahına istiğfar ve akşam, sabah rabbına hamdiyle tesbih et (sebbih)
[050.039-40]  Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.(sebbih)Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et (sebbihhu).
[052.048-49]  Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et (sebbih). Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.(sebbihhu)
[056.074]  O halde Rabbini o büyük adıyla tesbih et!(sebbih)
[056.096]  o halde Rabbını büyük adıyla tesbih et (sebbih).
[069.052]  O halde, haydi tesbih et(sebbih) Rabbinin yüce ismiyle.
[087.001]  Rabbının o çok yüce adını tesbih et (sebbih)
[110.003]  Rabbine hamd ile tesbih et (sebbih)ve O’ndan af dile. Çünkü O tevvabdır, tövbeleri çok kabul eder.
[076.025-6]  Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O’na secde et, geceleyin uzun bir süre de O’na tesbih et (sebbihhu).
[033.041-2]  Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin, O’nu sık sık anın. Sabah akşam O’nu tesbih edin(sebbihuhu).

Bu ayetler insanlara teşbih etmelerini emreden ayetler olup, insan Allah cc nin yaratmış olduğu varlıklardan bir topluluk olması nedeni ile onun çizmiş olduğu daire içinde hareket etmek gibi bir zorunluluğu olmasına rağmen bu dairenin sınırlarını zorlayıp dışına çıkma çalışmaları içinde olan bir varlıktır. Ayetlerdeki bahsedilen bazı vakitlerde teşbih et gibi emirler sadece o vakitler içinde değil aksine ayetleri alt alta koyup okuyacak okursak kişinin 24 saatinin tesbih içinde geçmesi şeklindeki hatırlatmalardır. Allah cc yi tesbih etmek demek sadece belirli sözlerin tekrarlanması şeklinde olmayıp hayatımızın her anında onun kulu olduğumuzun hatırda tutulması ve onun çizdiği daire içinde hareket edilmesi hatırlatılmaktadır.

[012.108]  De ki: «İşte benim yolum budur. Allah Teâlâ'ya açık bir hüccet ile dâvet ederim, ben de ve bana tâbi olanlar da. Ve Allah Teâlâ'yı tenzih ederim (subhane)ve ben müşriklerden değilim.»
[017.001]  Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O(subhane)! Gerçekten, herşeyi işiten, her şeyi gören O’dur.
[017.093]  «Yahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin.» De ki: «Rabbimi tenzih (subhane)ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim.»
[017.107-108] De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih (subhane)ederiz. Rabbimizin vâdi mutlaka yerine getirilir.
[021.022]  Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka tanrılar olsaydı; bunların ikisi de muhakkak bozulup gitmişti. Arş'ın Rabbı olan Allah; onların nitelendirdiklerinden münezzehtir(subhane).
[023.091]  Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir (subhane).
[027.008]  Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: «Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir»(subhane)
[028.068]  Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için seçim hakkı yoktur. Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir (subhane), yücedir.
[030.017]  Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah’ı  tenzih edin (subhane), namaz kılın.
[036.036]  Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir (subhane).
[036.083]  Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir (subhane).
[037.158-159]  Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir (subhane).
037.180]  Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir(subhane).
[043.012-4]  Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: «Bunları buyruğumuza veren münezzehtir (subhane); zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz» demeniz içindir.
[043.081-2] De ki: «Eğer Rahmân için bir veled olsa idi, (O'na) ibadet edenlerin ilki ben olurdum.» Göklerin ve yerin Rabbi, arş'ın Rabbi (o müşriklerin) tavsif ettikleri şeyden münezzehdir(subhane).
[052.043]  Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir(subhane).
[059.023]  O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi mukaddes, esenlik veren, güven veren gözetip koruyan üstün ve galip olan otorite sahibi, gerçekten ulu olan Allah'tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir(subhane).

[068.028] En mutedil olanları: «Ben size Rabbinizi tesbih etsenize(tusebbihune), demedim mi?» dedi.Rabbimizi tenzih(subhane) ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
Kalem suresinde anlatılan "bahçe sahipleri" kıssasında geçen bu ayetteki vasat kişinin diğerlerine tesbih etmeleri gerektiğini hatırlatması demek , onların bahçelerinin ürünlerini Allah cc nin emri gereği ihtiyaç sahiplerinden sakınmamaları gerektiği halde ürünlerinin bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermekten kaçınmak için onlar görmeden işi halledelim diye aralarında konuşmalarına karşın bu şekilde yapmalarının yanlış olduğu Allah cc nin onlar için çizmiş olduğu dairenin yani tesbihin ihtiyaç sahiplerininde gözetilmesi olduğunu onlara hatırlatmasıdır.

[002.032]  Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz(subhaneke), senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.
[003.191]  Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin(subhaneke). Bizi ateşin azabından koru»
[005.116]  Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, «Hâşâ! Seni tenzih ederim(subhaneke); hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.
[007.143]  Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca «Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!» dedi. (Rabbi): «Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!» buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim(subhaneke), sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.
[010.010]  Orada duaları «subhaneke allahumme» sağlıkları «selam», Dualarının sonu da hakikat «elhamdulillahi rabbilalemîn» dir.

[021.087]  Zünnun'u (Yunus'u) da. Hani öfkelenerek gitmişti de Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı; derken karanlıklar içinde: «Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim (subhaneke), ben gerçekten zalimlerden oldum diye.» seslendi.
[037.143-4] Eğer Allah'ı tesbih edenlerden(musebbihune) olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
Yunus as ın denize atıldığı zaman balığın karnından kurtulması onun tesbih edenlerden olması sebebi ile olduğu bildirilmektedir. Her insan hayatının bir anında bir şekilde günaha düşebilir , Yunus as örnekliğinde bu hatasını anlayıp tevbe etmesi insan için çizilmiş olan dairenin içine girmeyi kabul etmesi demek olup rabbimiz bizler için tevbe kapısını her zaman açık bırakarak dışarı çıktığımız gibi içeri girmemizide ve daire içinde kalıp tesbihimize devam edip salih kulllarından olmamızı kolaylaştırmıştır.

[024.016]  Onu işittiğiniz zaman: «Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (ey aişe) Sen münezzehsin (subhaneke) (böyle şeyler yapmazsın); bu, büyük bir iftiradır» demeniz gerekmez miydi?
Nur s. 16. ayetinde geçen bu kelime için ayrı bir başlıkta yazımız olup "subhaneke" kelimesinin kullanımı ile ilgili düşüncemiz o yazıdadır.

[025.018] Onlar: Seni tenzih ederiz(subhaneke). Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler.
[034.040-41] O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: «Size tapmakta olanlar bunlar mıydı?»«Seni tenzih ederiz(subhaneke). Bizim velîmiz, onlar değil Sen'sin. Hayır. Onlar cinlere tapar olmuşlardı. Onların birçokları onlara imân ediciler idi.» derler.

[002.116]  Onlar; «Allah oğul edindi» dediler. O böyle bir şeyden münezzehtir(subhanehu). Göklerdeki ve yeryüzündeki varlıkların tümü O'nundur, hepsi O'na boyun eğmişlerdir.
[004.171] Ey Ehl-i kitap! Dininizde haddi aşmayın, taşkınlık yapmayın ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri iddia etmeyin! Meryemin oğlu Mesih Îsâ sadece Allah’ın resulü, Meryeme ulaştırdığı kelimesidir. Allah tarafından gelen bir ruhtur. Gelin Allah’a ve elçilerine iman getirin, «Tanrı üçtür» demeyin. Kendi iyiliğiniz için bundan vazgeçin. Allah ancak tek bir İlahtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir(subhanehu). Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Koruyan ve yöneten olarak Allah yeter.
[006.100]  Cinnleri, Allah'a ortak koştılar. Halbuki onları, O yaratmıştır. Bilmeden O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa O, onların vasıflandırdıklarından yüce ve münezzehtir(subhanehu).
[009.031]  Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir(subhanehu).
[010.018]  Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: «Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır» derler. De ki: «Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?» Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh (subhanehu)ve yücedir.
[010.068] (Müşrikler:) «Allah çocuk edindi» dediler. Hâşâ! O bundan münezzehtir(subhanehu). O’nun (çocuğa) ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Bu hususta yanınızda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
[016.001] Allah'ın emri geldi. Artık onu acele istemeyin. O; ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir(subhanehu), yücedir.
[016.057] Onlar, Allah'a kız çocuklarını mal ederler ki, O bu yakıştırmadan uzaktır(subhanehu), canlarının istediği erkek çocuklarını ise kendilerine ayırırlar.
[017.042-43]  De ki: «Allah ile birlikte dedikleri gibi ilahlar olsaydı, o takdirde onlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı.O, onların söylediklerinden Münezzeh'tir(subhanehu), Yüce'dir, Ulu'dur.
[019.035] Allah’ın evlat edinmesi olacak iş değildir. O bundan münezzehtir(subhanehu)! Bir işi yapmak istedi mi, «şöyle olsun!» demesi kâfidir.
[021.026]  Ve dediler ki: «Rahmân evlat ittihaz etti. O bundan münezzehtir(subhanehu).» Hayır, (onlar) ikram olunmuş kullardır.
[030.040]  Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir(subhanehu), yücedir.
[039.004]  Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O bundan münezzehtir(sunhanehu), yücedir. O, tek ve kahredici Allah'dır.
[039.067]  Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O'nun avucundadır; gökler O'nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir(subhanehu).
Allah cc nin subhan olması demek yarattıkları için çizmiş olduğu dairenin hata yanlış eksiklik gibi şeyler içermemesi yarattıkları için her ne demişse veya yarattıkları için her ne kural koyduysa onda yanlış hata gibi şeylerden beri olmasıdır.

[048.008-9]  Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
[032.015]  Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.
[024.035-36]  Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru içinde bir kandil bulunan bir oyma hücre misalidir. Kandil, bir sırça içindedir. Bu sırça sanki inciden bir yıldızdır; ne doğuya, ne de batıya nisbet edilen mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile ışık verir; nur üstüne nur! Allah, dilediğini kendi nuruna yönettir ve insanlara birçok misaller verir. Allah, herşeyi bilendir. O evlerde ki; Allah, onların yüceltilmesine ve içlerinde kendisinin adının anılmasına izin vermiştir. Onlar da sabah akşam O'nu tesbih ederler.

[021.079]  Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
[038.018]  Biz dağları onun emrine vermiştik, akşam ve işrak vakti onunlar birlikte tesbih ederlerdi.
Davud as ın dağlar ile birlikte tesbih etmesi demek onların Allah cc tarafından çizilmiş olan görevlerini yerine getirmeleri ve Davud as ında Allah cc ye olan tesbihinde dağların tesbihi gibi eksiklik yapmadığı ifade edilmektedir Allahu alem. 

Sonuç olarak; tesbih kelimesinin sözlük anlamı olan yüzmek şeklinde, çizili bir dairenin dışına çıkamama anlamı ile ilgili ayetleri konu etmeye çalıştığımız yazıdaki ayet meallerinden anlaşılacağı üzere alemlerin rabbi olan Allah cc yarattığı şeylerin tümü için belirli bir daire çizmiş olup hiçbir varlık (insan ve cin hariç)bu dairenin dışına çıkmak gibi bir cüret içinde olmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. İnsan ve cin bu teşbih etme şeklindeki kendileri için çizilmiş olan kulluk kurallarının dışına çıkma itiyadında olan varlıklar olup bu cüretlerinin karşılığının ahirette karşılığının ne olacağı müteaddit ayetlerde bildirilmiştir. Rabbimiz bir an için bu dairenin dışına çıkarak teşbihini unutan kulları için tevbe kapısını açık bırakmış ve hatasını anlayan kullarının tevbe ederek yine daire içinde kalmasını sağlamıştır.İnsan ve cin taifesi eğer kendileri için çizilmiş dairenin dışına çıkmak gibi bir cüret içinde olmayıp teşbih dairesinde kaldıkları müddetçe alacakları karşılık yine kur'anın bir çok ayetinde bildirilmiştir. Rabbimiz bizleri kendisini gereğince teşbih eden kullarından kılsın.

                                         EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.









23 Mart 2014 Pazar

İfk Kelimesi Kur'anda Geçişleri Musa'nın Asa'sının İfk'leri Yutması

İfk kelimesi sözlükte , " bulunması gerektiği, kendi cihetinden,yönünden başka tarafa çevrilmiş herşey" anlamında bir kullanılan bir kelimedir. Bundan dolayı esiş yönünden sapan rüzgarlara "mü'tefikat" denmiştir. (el müfredat) 
"Esiş yönleri farklı rüzgarlar , farklı yönlerden esen rüzgarlar" (makayisulluga) 

Sözlük anlamı olarak bu şekilde kullanılan kelime, kur'anın teşbihi anlatım özelliğine uygun olarak değişik surelerdeki ayetlerde kullanılmıştır. Aişe validemiz ile ilgili olarak "ifk hadisesi" olarak bildiğimiz olayın anlatılması veya Musa as'ın asa'sının sihirbazların "ifk"lerini yutması gibi anlatımlarda kur'anın o muhteşem teşbihatı gözler önüne serilerek muhataplara anlama kolaylığı sağlanmıştır.

Kur'anda rüzgar anlamında kullanılan "rih,riyah,ruh" gibi kelimeler ile içiçe bir bağı bulunan bu kelimenin bağlantılı olarak kullanıldığı kelimeler örgüsüne bakılınca kur'an kelimelerinin birbiri ile nasıl bir anlam örgüsü içinde olduğu görülecektir. Kelimenin önce kur'anda geçişlerini vererek sonra özellikle "ifk" olarak tanımlanan sihirbazların büyüsünün asa tarafından yok edilmesi ile yine "ifk" olarak tanımlanan Aişe validemize yapılan zina isnadının kur'an tarafından nasıl yokedildiği ile aradaki bağı kurmaya sonra asa üzerinden yapılan teşbihi anlamaya çalışacağız.

[046.022]  Onlar: «Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek(li te'fikena) için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaad edip durduğun azabı haydi getir.» dediler.
[007.117] Biz de Musa'ya, «Asanı koyuver» dedik, o da koydu; hemen onların ifklerini (ye'fikune) yutmaya başladı.
[026.045] Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların ifklerini (ye'fikune) yutuveriyor!
[051.009] Bundan, dönebilecek(yu'feku) kimseler döndürülür(ufike).
[006.095]  Allâh o dâneleri, çekirdekleri pörtleten, ölüden diri çıkarır, ve diriden ölü çıkaran, işte size söyliyorum Allâh o, şimdi söyleyin nasıl çevriliyorsunuz(tu'fekune)?
[010.034]  De ki: «Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?» De ki: «Allah yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?(tu'fekune)»
[035.003]  Ey insanlar; Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Allah'tan başka gökten ve yerden sizi rızıklandıran bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl çevriliyorsunuz(tu'fekune)?
[040.062]  İşte bu, sizin Rabbiniz olan Allah'tır; her şeyin yaratıcısıdır; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?(tu'fekune)
[040.063]  İşte, Allah'ın ayetlerini inkâr etmekte olanlar da böyle çevriliyorlar.(yu'feku)
[005.075]  Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir resuldur. Ondan önce de resuller gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?(yu'fekune)
[009.030] Yahudiler: «Üzeyir Allah'ın oğludur» dediler; Hıristiyanlar da: «Mesih Allah'ın oğludur» dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki küfredenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?(yu'fekune)
[029.061]  Andolsun ki, eğer onlara sorsan ki, «Gökleri ve yeri kim yarattı ve güneşi ve kameri kim musahhar kıldı?» Elbette diyeceklerdir ki, «Allah.» O halde nasıl çevriliyorlar?(yu'fekune)
[030.055]  Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkârlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.(yu'fekune)
[043.087]  Andolsun, onlara: «Kendilerini kim yarattı?» diye soracak olsan, tartışmasız: «Allah» diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?(yu'fekune)
[063.004]  Sen onları gördüğün zaman cüsseli-yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar, (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakın. Allah onları kahretsin nasıl da çevriliyorlar.(yu'fekune)
[024.011]  Haberiniz olsun ki ifk(ifkun) ile gelenler içinizden bir takımdır; onu hakkınızda bir şer sanmayın, belki o, hakkınızda bir hayırdır, onlardan her kişiye o vebalden kazandığı, büyüğüne tesaddî eden, ona da büyük bir azâb vardır
[024.012]  Ne vardı onu işittiğiniz vakıt erkek ve kadın mü'minler kendi kendilerine husni zann etselerdi de bu açık bir ifktir(ifkun) deselerdi ya
[025.004]  İnkâr edenler: Bu (Kur'an), olsa olsa onun (Muhammed'in) uydurduğudur (ifkun). Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir, dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır.
[034.043] Karşılarında açık beyyineler halinde âyetlerimiz tilâvet olunduğu zaman o zalimler: «bu başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı ma'budlardan men'etmek isteyen bir adam» dediler ve «bu (Kur'an) başka bir şey değil, sırf uydurulmuş(ifkun) bir iftira» dediler ve o küfredenler hak kendilerine geldiği vakıt bu apaâçık bir sihirden başka bir şey değil, dediler
[046.011]  Bir de küfredenler, iman edenler hakkında dediler ki: «Eğer O bir hayır olsaydı, bizden önce ona koşmazlardı.» Bununla başarılı olmamayınca da: « Bu, eski bir yalan (ifkun).» diyecekler.
[029.017]  Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan ifk (ifkun) uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz.
[037.086]  Allah'dan başka uydurma (ifken)tanrılar mı istiyorsunuz?
[037.151-2]  Agâh ol, şüphe yok ki, onları iftiralarından(ifkihim) dolayı elbette derler ki; «Allah doğurdu!» Ve şüphe yok ki, onlar elbette yalancı kimselerdir.
[046.028]  Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup(ifkihim) durdukları iftiralarıdır.
[026.222] Onlar, 'gerçeği ters yüz eden(effak),' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
[045.007] Gerçeği sürekli ters yüz eden(effak), günaha düşkün olan herkesin vay haline.
[053.053]  Altı üstüne getirilmiş (elmü'tefikate)şehirleri devirip yıktı.
[009.070]  Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler(elmü'tefikati) halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
[069.009]  Firavun da, ondan öncekiler de ve altüst olmuş şehirler de (el mü'tekati) hep suçla gelmişlerdi.

Kelimenin , "bulunması gereken yerinden başka tarafa çekilmiş her şey" şeklindeki sözlük anlamını yeniden hatırlacak olursak,  " ifk"  kelimesi ve türevlerinin geçtiği ayetlerin bir kısmının müşriklerin koymuş oldukları ölçülerin kur'an nokta i nazarından görünüşü için, bir kısmının'da kur'anın koymuş olduğu ölçülerin müşriklerin nokta i nazarından görünüşü için kullanıldığını görmekteyiz.Kur'ana iman etmeyenlerin, kur'anın karşısına getirmiş oldukları argümanlar "ifk" olarak nitelenirken, kur'ana iman etmeyenlerin'de kur'anın getirmiş olduğu argümanlar için aynı kelimeyi kullanmaktadırlar. Demekki her düşüncenin karşısındaki karşı düşünce onu "ifk" olarak nitelendirmekte olup müslüman için uyması gereken tek doğru olan vahyin karşısındaki bütün düşüncelerin genel adının "ifk" olarak nitelendirilmesi gerekmektedir.

Bu kelimenin geçtiği ayetlerden olan Musa as  ın kıssasında, elindeki asa'nın sihirbazların yapmış olduğu sihirler için kullandığı kelime olan ifk'lerini yutması anlatılır (7.117/26.45). Müslüman kişi için "ifk" kavramının ifade ettiği anlam vahyin karşısına çıkarılan her şeydir. Musa as ın asa'sı üzerinden verilmek istenen mesaj'da vahyin karşısında duran herşeyin nasıl bir duruma düşeceğinin canlı bir gösterisidir. Aynı şekilde Aişe validemize yapılan zina iftirası aynı şekilde "ifk" olarak nitelendirmiş, o ifk kur'an vahyi ile yok edilerek Aişe validemiz temize çıkmıştır.

Kur'anın teşbihi anlatım özelliğine uygun olarak Musa as ın elindeki asa'nın yılan haline dönüşerek sihirbazların "ifk" olarak nitelendirilen sihirleri yutmasının üzerinden verilmek istenen mesaj, Allah cc tarafından sahip olunan güce dayanan mü'minlerin o gücü arkalarına alarak küfrün kalelerini yıkabilme gücüne sahip olacaklarıdır. Kur'an kıssalarında anlatılan bu tür sıradışı olayları farklı yorumlayıp asa'nın yılan olmasının imkansız olacağını iddia eden düşünce sahiplerinin kur'anın anlatım uslubunu anlamadıklarını düşünmekteyiz.Musa as 'ın asası üzerinden verilmek istenen mesaj biim elimizdeki kur'anın bize emredildiği şekli ile uygulanıp hayata aktarıldığı takdirde asa misali bütün ifkleri yutacağıdır, maalesef bu mesaja değilde asanın yılan gerçekte yılan olup olmadığı şeklindeki kısır tartışmalar bizleri bu tür mesajları doğru anlamaktan alıkoymaktadır.

Sonuç olarak; kur'anın değişik ayet ve surelerinde geçen "ifk" kelimesi ve türevlerinin , sözlük anlamına uygun olarak "herkesin tabi olduğu kıstas'ın karşısındaki farklı düşünce" olarak tarif getirilecek olursa, kur'an karşıtlarının vahye karşı geliştirmiş olduğu her türlü farklı düşünce "ifk" olarak nitelendirilmesine karşın , kur'anın karşısındakilerde o vahye aynı şekilde "ifk" ismini takmışlardır. Ancakmü'minler açsından tek gerçeğin vahyin ortaya koyduğu gerçekler olduğu hatırlanacak olursa kur'anın karşısına çıkan her türlü ifk Musa as asası örneği üzerinden vahyin karşısında yok olmaya mahkumdur. Aişe validemize yapılan zina iftirasıda aynı şekilde "ifk" olarak nitelendirilmiş ve bu iftira vahy ile ortaya konulup yokedilmiştir.Kur'anın görselleştirme metodu ile verdiği bu örnekler muhatpların olayı daha kolay ve gerçek olarak anlamasını sağlamak amacıyla kullandığı bu tür yöntemler kur'anın pek çok ayetinde karşımıza çıkmaktadır.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR

10 Ocak 2014 Cuma

Ebeden Kelimesinin Kur'anda Geçişleri, Cennet ve Cehennemin Ebediliği

Ebeden kelimesi , zaman gibi parçalanmayan , uzayıp giden bir zaman süresini ifade eder. Örnek olarak , "şöyle bir zamanı" denilebilir ama "şöyle bir şeyin ebedi" denilmez. Bir nesne ebedi olarak baki kalmak. Uzun süre baki kalan şeyleri ifade etmek için kullanılır. (el müfredat)

Bu kelime kur'anda 28 yerde geçmekte olup bir kısmı dünya hayatı bir kısmı ise ahiret hayatı ile ilgilidir. Bu ayetlerin kur'anda geçişleri şu şekildedir. Önce dünya hayatındaki olan olaylar ile kullanılan ayetleri görelim.

 [002.094-95] De ki, «Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!» Fakat ellerinden çıkan işleri yüzünden onu hiç bir zaman (ebeden )temenni edemezler. Allah o zalimleri bilir.

Bakara s. 94-95. ayetlerinde israiloğullarının, ahiret hayatlarında cenneti garantilediklerine dair iddiaları red edilmekte ve eğer samimi iseniz ölümü isteyin denilmekte, ancak ölümü ebeden dilemeyecekleri bildirilir. Bu kelimenin kullanılması sonlu bir zaman için kullanılmamış olması dikkat çekicidir.   

[005.024] «Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla(ebeden) girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız» dediler. 

Maide s. 24. ayetinde yine israiloğullarının kendilerine yazılan kutsal yere girmeleri istenmesine rağmen onlar, o şehirdeki zorba kavim çıkmadıkça oraya ebeden girmeyeceklerini söylemelerini görmekteyiz. Ebeden kelimesinin kullanılması yine dikkat çekicidir.  

[009.083] Allah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse, de ki: «Benimle asla (ebeden) çıkamayacaksınız, benim yanımda hiçbir düşmanla savaşmıyacaksınız; çünkü baştan, oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun.»  

Tevbe s. 83. ayetinde savaştan daha önce kaçan münafıkların, daha sonra savaşa katılmak istemelerine karşılık cevap olarak onların bu isteklerinin ebeden kabul edilmeyerek savaşa çıkmalarına rıza gösterilmeyeceği beyanının görmekteyiz.  

[009.084] Onlardan ölen kimseye asla (ebeden) salat etme (dua etme), mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.  

83. ayetin devamında savaştan geri kalarak nifaklarını ortaya çıkanların öldüğü zaman onlara müslüman bir kişiye uygulanacak olan muamelenin ebeden uygulanmaması emri vardır. 

[009.108]  Onun içinde asla (ebeden)namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit çinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.   

Tevbe s. 108. ayetinde münafıkların tesis ettiği mescide ebeden girmemesi emredilmekte ve ebeden kelimesinin kullanılması dikkat çekicidir. 


[018.020]  «Şüphe yok ki, onlar eğer size galebe ederlerse sizi ya taşlarlar, veya sizi kendi milletlerine (dinlerine) döndürürler ve o takdirde artık ebedîyyen felâh bulamazsınız.»  

Kehf s. 20 ayette ashabı kehf'in alışverişe giden arkadaşlarına şehir halkının kendilerini buldukları takdirde başlarına gelecekleri konuşmaları anlatılmakta olup o halkın dinine dönüldüğü takdirde ebedi olarak kurutuluşa erilemeyeceğini söylemektedirler. 

 
[018.035] Daha sonra Cennet'ine girdi ve kendisine zulmederek: «Bunun asla (ebeden) yok olacağını sanmam.» dedi.

Kehf s. de anlatılan bahçe sahipleri kıssasında zalim bahçe sahibinin, bahçesi için kullandığı kesinlik ifadesi ebeden olarak ifade edilmektedir.  

 [018.057]  Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla (ebeden) doğru yola gelmezler.

Kehf s. 57. ayetinde Allah cc nin ayetlerini dinleyip yola gelme konusunda ısrarcı olanların asla iman etmeyecekleri vurgusunun ebeden kelimesi ile ifade edilmesi yine dikkat çekicidir. 

[024.004] İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.

Nur s. 4. ayetinde iftiracı kişinin şahitliğinin ebedi olarak kabul edilmemesi emredilmekte yine ayette ebeden kullanılması o kişinin ölene kadar şahitliğinin kabul edilmemesi emredilmektedir.  

[024.017]  Böyle birşeyi asla (ebeden)bir defa daha tekrarlamayasınız diye Allah size öğüt veriyor; eğer iman etmiş iseniz.

Nur s. 17. ayetinde aişe validemize atılan iftira ilgili bağlamı olan ayette böyle bir hataya ebedi olarak düşülmemesi emredilmektedir.  

 [024.021]  Ey İnananlar! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.

[033.053] Ey inananlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın Peygamber'ini üzmeniz ve ne de O'nun eşlerini nikahlamanız asla (ebeden) caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.

[048.012] Aslında siz, Peygamberin ve inananların,asla (ebeden) ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.

[059.011]  Münafıkların, kitap ehlinin inkarcılarından olan kardeşlerine: «Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız and olsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla(ebeden) uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz» dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahidlik eder.

[060.004]  İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: «Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir.» -Yalnız, İbrahim'in, babasına: «And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez» sözü bu örneğin dışındadır- «Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır.»

[062.006-7] De ki: «Ey Yahudiler! Bütün insanlar bir yana, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bunda samimi iseniz, ölümü dilesenize!»Yaptıklarından ötürü, ölümü asla (ebeden)dileyemezler. Allah, zalimleri bilendir.

Yukarda verdiğimiz ayet mealleri "ebeden" kelimesinin dünya hayatı içindeki olaylarl ilgili kullanımına örnektir, dikkat edileceği üzere kelime sözlük anlamına uygun olarak parçalanmayan ve sürekli olan bir zaman süresini ifade etmektedir. İkinci olarak bu kelimenin ahiret ile ilgili kullanımlarına örnek olacak ayet meallerini vereceğiz.   

 [004.057]  İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.
[004.122]  İnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
[004.169]  Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir). Bu da Allah'a çok kolaydır.
[005.119]  Allah, «Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur» dedi.
[009.022]  Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.
[009.100]  İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.
[018.003]  Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.
[033.065]  (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.
[064.009]  Toplanma günü için, sizi bir araya getirdiği zaman, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür; Allah'a kim inanmış ve yararlı iş işlemişse, Allah onun kötülüklerini örter, onu içinde temelli ve sonsuz kalacağı, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar; büyük kurtuluş işte budur.
[065.011]  İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah'a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.
[072.023]  «Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır.»
[098.008]  Onların Rableri katındaki mükafatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.

Yukarda verilen ayet mealleri ahiret haliyle ilgili "halidine" kelimesi ile birlikte kullanılmış ve kesintisiz bir hayatın ahirette devam edeceği bildirilmektedir.  
Ebeden kelimesi ile birlikte kullanılan "halidine" kelimesi , " bir nesnenin, fesadın bozulmanın arız olmasından beri, veya muaf olması ve üzere bulunduğu hal üzere baki,sabit kalması,
varlığını sürdürmesi" anlamına gelmektedir. "Halidine fihe ebeden" şeklinde gelen terkib cennet veya cehennem ehlinin bulundukları yerde süreye bağlı olmaksızın herhangi bir bozulma gibi bir duruma düşmeden kalması anlamına gelmektedir.    

                                         CENNET VE CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ 

Yukarda verdiğimiz ayet örneklerinde ebeden kelimesinin sonsuz ve kesintisiz bir zaman anlamı taşımasına rağmen cennet veya cehennemin ebedi olup olmaması tartışmalarının yaşandığına şahid olmaktayız. Cennet ve cehennemin sonlu olduğuna dair görüş beyan edenlerin dayandıkları delillerin konuyu direk olarak ilgilendiren ayetler olmadığı ancak yorum ve "benim düşüncem budur" şeklinde bir delile dayandığı görülmektedir. Bazılarının haşa Allah cc nin adaletini sorgulama cesaretine!! soyunarak "insanın yaşadığı zaman içinde yaptığı günahların ebedi olarak cezalandırılması adalete terstir" şeklinde görüş beyan edebildiğine şahid olmaktayız. Bu insanlar kişilerin cehenneme gitmek için yaptığı çalışmaları göz ardı ederek onların avukatlığına soyunmaları hümanist!! düşüncelerinin ağır bastığı ve kendi adalet anlayışlarını Allah cc ye dayatmak cüretinden başka bir şey değildir.

[028.088]  Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O'ndan başka ilah yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.
[055.026-27]  Üzerindeki her kes fanî Yüce ve iyilik sahibi Rabbinin yüzü bakidir;
Bu ayetler ile cennet veya cehennemin sonlu olduğu delili getirilmeye çalışılmaktadır. Dikkat edileceği üzere Allah cc nin kendi bekasını diğer varlıkların faniliği üzerinden anlatmakta olup konu ile alakalı bir ayet değildir.   

 [011.106-107-108] Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onlar orada ah edip inlerler. Senin Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça, orada ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin dilediğini yapar. Mutlu olanlar ise cennettedirler. Senin Rabbinin dilemesi hariç gökler ve yer durdukça orada ebedî kalacaklardır. Kesintisi olmayan bir ihsan içinde olacaklardır.

Hud suresindeki bu ayetlerde ise cennet ve cehennemden çıkışın Allah cc nin dilemesine bağlı olduğu gibi bir anlama çıkmaktadır. Bu ayette anlatılmak istenen cennet ve cehennemden çıkışın mümkün olması değildir. Ayetler sanki imkanlılık gibi bir durum bildirmesine rağmen "illa ma şae rabbüke" ibaresi bu konuda Allah cc nin tek yetkili başka birinin bu konuda herhangi bir yetkisi olmadığı anlamında olup imkansızlık bildirmektedir.   

[006.128]  Allah hepsini toplayacağı gün, «Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız» der, insanlardan onlara uymuş olanlar, «Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık» derler. «Cehennem, Allah'ın dilemesi hariç, temelli kalacağınız durağınızdır» der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir.

Enam s. 128. ayetindeki "Allah'ın dilemesi hariç" cümlesine dikkat edelim, burada dilemenin istisna edilmesi o kafirlerin bir kısmının cehennemden çıkarılabileceğine dair değil asla çıkarılmaması anlamında olup rabbimiz, bu konuda söz söyleyebilecek tek merci'nin kendisi olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

[044.056]  Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
Duhan s. 56. ayetindeki cennet ehlinin artık dünyada iken tattıkları ilk ölüm dışında başka ölüm tatmayacaklarının bildirilmesi bu konunun analaşılması bakımından önemli bir ayettir. 

Sonuç olarak; ebeden kelimesi ve kur'anda geçtiği ayetler çerçevesinde cennet ve cehennemin sonsuz bir mekan olduğu şeklinde anlaşılması daha doğru gözükmektedir. Herhangi bir müşkil durum ile ilgili olarak kur'anda aldığımız bilgi önce konuyu direk ilgilendiren ayetlerin anlamları üzerinden olmalıdır, konuyu ilgilendirmeyen veya dolaylı olarak ilgilendirdiği düşünülen ayetler üzerinden fikir beyan etmek bizi doğru bir anlayışa götürmeyecektir.   

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.