15 Ekim 2011 Cumartesi

"Tebyinül Kur'an"dan Tahrifül Kur'an Örnekleri 10 (Ashabı Kehf Kıssası)

"Tebyinül Kur'an" dan Tahrifül Kur'an örnekleri başlıklı seri yazılarımıza eserdeki  , Kehf suresinde geçen "Ashabı Kehf" kıssası ile ilgili yazılanlardan örnekler vererek tahrif edildiğini iddia ettiğimiz kısımları sizlerle paylaşacağız. Önce eserden ilgili ayet meallerini ve o ayetler ile ilgili olarak yapılan yapılan örnekleri alıntılayalım.

"9.         Yoksa sen, Kehf [Büyük Mağara] ve Rakim [Yazıt] Ashabı'nın şaşılacak Âyetlerimizden olduklarını mı sandın?
10.        O yiğitler, Kehf'e [Büyük Mağara'ya] sığınınca: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden akıl gelişmişliği hazırla" dediler.
11.        Bunun üzerine Biz, onların kulakları üzerine o büyük mağarada nice yıllar vurduk.
12.        Sonra da iki gurubun hangisinin, onların bekledikleri süreyi daha iyi hesapladığını bilelim diye onları [Rakim / Yazıt Ashabı'nı] gönderdik."   

Kıssa ile ilgili olarak 9-13. ayetlerin meallerini verdikten sonra  yazar şunları demektedir.

"Pasajı okumaya başlamadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, kıssada sadece Ashab-ı Kehf'ten değil, Ashab-ı Kehf ile beraber Ashab-ı Rakim'den de bahsedilmiş olmasıdır. Bu nedenle, pasajdaki zamirlerin bir bölümü Ashab-ı Kehf'e, bir bölümü de Ashab-ı Rakim'e racidir.
Âyetlerin metninden açıkça anlaşıldığı üzere, Sûrenin bu bölümünde, Kur'ân'ın indiği döneme göre henüz gerçekleşmemiş, asırlarca sonra gerçekleşecek olan ve insanların yok olmadığını, zamanı gelince sağda solda dağınık olarak bulunan hücrelerin emaneten durdukları yerlerden alınıp birleştirileceği gerçeğine ve ahiretin kesin varlığını bilimsel olarak ortaya koyacak kişilere ve olaylara değinilmiştir.
"Kehf" ve "Rakim Ashabı" konularının iyi anlaşılabilmesi için öncelikle 21. Âyete dikkat edilmesi gerekmektedir:"  

9. ayetteki "Rakım Ehli" nin kim olduğu konusu başka tefsirciler tarafındanda tartışılmıştır. Ancak düşüncemiz, "kehf ve rakım ehlinin" aynı insanlar olduğu yönündedir. "Rakım " kelimesinin anlamını Ragıp el İsfahani "Elmüfredat"ta şöyle açıklar."Kalın bir şekilde iz işaret bırakmak,çizmek veya yazmak. "Ashabul Rakım" için ,bunun bir yer adı olduğu söylenmiştir.Bir görüşe göre "üzerine isimlerinin yazıldığı taşa nisbet edilerek böyle adlandırılmıştır." demektedir. 

Ashabı Kehf'in yaşadığı olayları kıssadaki ayetlerin arka planını göze alarak bakacak olursak, kurulu olan şirk düzenine karşı kıyam ederek bulundukları toplumu terk edip ve bir daha izine rastlamayan bu gençlerin,terk ettikleri toplum için bir efsane kaynağı olmuşlardır. Bu yaptıkları kıyam onları destanlaştırmış ve geriden gelenlerinde hatırlamaları için onlar hakkında yazıtlar kitabeler taşlara kazınmıştır. 

Günümüzdeki arkeolojik bulgulara baktığımız zaman eski çağlardaki insanların yaşadıkları önemli olayları ,geriden gelen nesillerin unutmamaları için taş kitabeler ihdas ederek olayları o taşların üzerlerine yazdıklarını görmekteyiz. "Rakım" kelimesinin anlamına baktığımız zaman "ashabı kehf ve rakım ehlinin" aynı kişilerden bahsettiğini düşünenlerin bu yorumlarının daha doğru olduğu kanaatindeyiz. Ayete baktığımız zaman "ashabel kehf verrakım" ifadesinin aynı kişilere işaret ettiği anlamı daha uygun gelmektedir. Kur'anda farklı guruplardan bahseden ayetlere baktığımız zaman, 7-48 ve50 de "ashabun nar ve ashabul cenne",59-20 de"ashabun nar ve ashabul cenne" şeklindeki terkiplere rastlamaktayız.  

Ashabı kehf kıssasına baktığımız zaman bize kıssada bizlere ibret ve örnek olması gereken mesajlar vardır.En önemli hisse ise o gençlerin şirk düzenine kıyam ederek yönetime başkaldırmalarıdır. Bu bölümden bizler için hise alınması gereken yer ,şirk düzenlerine karşı vermemiz gereken tepkinin ne olması gerektiğinin örneklerinden birinin YAŞANMIŞ bir olay olarak aktarılmasıdır. 

Yani rabbimiz bizlere "şirke karşı kıyam edin" emrinin yaşanmış bir örneği sunularak ,her devir ve her çağda şirke bulaşmamak için yapılması gereken kıyam çeşitlerinden bir örnek vermektedir. Ancak eser sahibinin bu kıssa hakkındaki yorumları bu kıssanın vermek istediği mesajı örterek hedef saptırma mesabesindedir. "tebyin" adını verdiği eserden şimdiye kadar verdiğimiz örneklere bakacak olursak bu hedef saptırmasını da doğal karşılamaktayız. Çünkü eseri ve kendisi araf suresi 175 ve 176 ayetlerinde geçen prototip şahsiyetin günümüz türkiye temsilcilerindendir. Kıssa hakkındaki yorumları eserden alıntılamaya devam ediyoruz. 

"Kehf ve Rakim Ashapları bize bir kıssa olarak anlatılmamıştır. Geçmişteki kıssaların gelecekteki kıyamete kanıt olması zaten düşünülemez. Anlatımda kullanılan fiillerin geniş veya gelecek zaman kipleriyle verilmesi de anlatılanların geçmişe değil de geleceğe yönelik olmasından dolayıdır.
Bu açıklamalardan sonra, Ashab-ı Kehf hakkında verilen bilgilerin "Ashab-ı Kehf Kıssası" olarak kabul edilmesini sağlayan nakillere göz atılması yararlı olacaktır. Rivayet kitaplarında Ashab-ı Kehf'e ait nakledilen kıssalar oldukça ayrıntılı ve birbirinden farklıdır. Biz, Kur'ân'da sözü edilen Ashab-ı Kehf ile efsanelerdeki Ashab-ı Kehf'in birbiriyle alakasının olmadığına kani olsak da, sırf mukayese yapılabilsin diye, merhum Mevdudi'nin hazırladığı en derli toplu nakil derlemesini aşağıda naklediyoruz:"  

Bunun bir kıssa olmadığını iddia eden sayın yazar bunu kıssa olarak anlamanın geleneksel nakiller! olduğunu iddia ederek kur'anda anlatılan "ashabı kehfin" bunlardan ayrı olduğunu söyleyerek "mevdudi" nin eseri"tefhimül kurandan" örnekler verir ve devamında "ashabul kehf verrakım" kelimelerinin sözcük anlamları üzerinde durmaktadır.  "kehf" ve "rakım" kelimelerine doğru anlamlar veren sayın yazar devamında bu kelimelere yüklediği anlam ile konuyu saptırmaya devam etmektedir.  

"Demek oluyor ki, bu pasajda, "Büyük Mağara"da gelişecek bir takım olaylar anlatılmaktadır. "Büyük Mağara"da çalışanlar ile "Yazıt Ashabı" arasında bir şeyler olacaktır. Mağarada olacak olayların anlatıldığı Âyetlere bakılırsa, bu büyük mağara bir "dağ oyuğu" değil bir laboratuar ve ses geçirmez bir stüdyo'dur."

Kehf ve rakım ehlini iki ayrı guruba ayıran sayın yazar mağarayıda stüdyoya benzeterek senaryoyu hazırlamaya devam etmektedir. Senaryoya uygun düşmesi için "müstakarr" ve müstevde" kelimeleri ile ilgili örnekler vererek devam eden sayın yazar, örnek verdiği kıyamet s 13. ayeti ile ilgili şu yorumu yapmaktadır.  


"(Kıyamet: 13) "O gün, o insan, önden yolladığı ve geriye bıraktığı şeyler ile haberlenir.
اليوم - Yevm sözcüğü Kur'ân'da sadece "gün" anlamında değil, "evre, devre, etap" anlamlarında da kullanılmıştır. Bu sözcük Kur'ân'da bazen kısa bir "an"ı, bazen de uzun "yıllar"ı işaret etmektedir. Meselâ Rahmân Sûresinin 29. Âyetinde "an" anlamına gelen "yevm" sözcüğü, Hûd Sûresinin 7 ve Fussılet Sûresinin 9, 10. Âyetlerinde de "uzun yıllar" anlamına gelmektedir.
Bize göre, bu Âyetlerdeki "o gün", yukarıdaki olayların meydana geldiği ve inançsızların "Kaçacak yer neresi! " diyerek âdeta kaçacak delik aradığı, yani gözün fal taşı gibi açıldığı, Ay'ın tutulduğu, Güneş ve Ay'ın birleştiği gündür, ölüm anıdır. 

 Kıyamet suresindeki ayetlerin bağlamının yeniden dirilişten sonraki hali tasvir etmesine rağmen , ayetteki "o gün" den kastın ölüm anı olduğunu iddia eden sayın yazar, yine ölümden sonraki diriliş ile ilgili olan, kıyamet s 13. ayet ile aşağı yukarı aynı metne sahip olan infitar s. 5 ayeti ile ilgili olarak,
 "Bu ayet gurubunda, insanın kıyamet sonrasında, dünyada yaptıklarının, yapması gerekirken yapmadıklarının ve sonradan kendi adına yapılanların hepsini öğrendiği bildirilmektedir." diyerek kur'an bütünlüğünü gözetmek iddiasının neresinde olduğunu göstermektedir. Devamında uzun uzun açıklamalar yaparak vardığı nihai kararı şöyle açıklar.  


"Bu uzun açıklamalardan sonra Allah'ın izniyle diyebiliriz ki, Ashab-ı Rakim , geçmişte yaşamış insanların kaybolmamış ve kaybolmayacak bellek hücrelerini [yazıtları] taşıyan kimselerdir. Ashab-ı Kehf de, sessiz bir ortamda, laboratuarda, stüdyoda, hipnoz yöntemiyle bu insanların taşıdıkları başkasına ait hücreleri deşifre eden, kaybolmadığını, kaybolmayacağını, Rabbimizin her bir şeyi yok olmadan durdurduğunu bilimsel olarak ispat edecek yiğitlerdir.""

Senaryoyu ve stüdyoyu!! hazırlayan sayın yazarımız yolunun üstündeki taşları temizledikten yola rahatlıkla yola (ayetleri tahrife) devam etmektedir. 13. ayet ile 16. ayeti birleştirerek verdiği 13-14-15-16. ayetlerin mealini de şöyle verir.

"13–16.     Biz sana onların [Kehf ve Rakim ashablarının] önemli haberlerini gerçek olarak kıssalaştıracağız. Şüphesiz onlar, Rablerine iman etmiş birkaç genç yiğitler idi. Biz de onlara kılavuzluğu arttırdık: "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde o büyük mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden yayıversin ve işinizden size rast getirip faydalı olanı hazırlasın."
14–15.     Ve Biz onlar ayaklanıp da: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'nun astlarına ilâh olarak yalvarmayız, yoksa kesinlikle saçma sapan konuşmuş oluruz. Şunlar, Allah'ın astlarından ilâhlar edinen bizim kavmimizdir. Onlara dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir" dediklerinde onların kalplerini sağlamlaştırdık.

Kurduğu senaryoya! uymayan ayetlerin pek çok surede yaptığı burada da yaparak mushaftaki diziliş sırasını da değiştiren sayın yazar böylece asıl amacı olan hedef saptırmaya yönelik adımlarını sıklaştırarak şöyle devam etmektedir. 

"Bu Âyet grubunda Kehf Ashabı'nın çalışmaya başlamaları nakledilmiştir. Âyetten anlaşıldığına göre, bir grup inançlı genç, "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden akıl gelişmişliği hazırla" diyerek ayaklanınca [işe başlayınca], Rabbimiz de onlara "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde o büyük mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden yayıversin ve işinizden size rast getirip faydalı olanı hazırlasın" diyerek kendilerine imkân sağlamıştır.
16. Âyet gerek teknik gerekse semantik olarak 13. Âyetin parçasıdır. O nedenle 13 ve 16. Âyetleri birlikte sunduk."  

Kurduğu senaryo üzerine ashabı kehfi stüdyoda çalıştırmaya başlatan ! sayın yazar, surenin 10. ayetinde gördüğümüz ""Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden akıl gelişmişliği hazırla"" şeklindeki dualarının karşılığını 16. ayetteki " "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız, o halde o büyük mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden yayıversin ve işinizden size rast getirip faydalı olanı hazırlasın"" ayetinin karşılığı olarak rabbimizin bir sözü olduğunu iddia etmektedir. Kendisine yöneltilebilecek olan, neden "rableri kendilerine imkan sağlamıştır" dediniz? şeklinde sorulacak bir soruya muhtemelen vereceği cevabı, "ayette "mademki siz ayrıldınız" şekli ile gelen cümleye bakarak bunu ashabı kehften biri söylese " mademki biz ayrıldık" şeklinde olması gerekirdi " şeklinde bir cevap vermesi muhtemel olan sayın yazar,19. ayetteki " ne kadar kaldınız" diye soran kimse için, neden " ne kadar kaldık"şeklinde bir soru sormamış acaba diye bir soru sorduğumuzda vereceği cevap ayeti tahrif ederek soran kişi mağara ashabından değil onları bulan rakım ashabındandı diyecektir. 

Halbuki 16. ayette " mademki siz onlardan ayrıldınız" şeklinde gelen cümleye bakıp bu sözü söyleyen kişininde ashabı kehften olduğu rahatlıkla , 19. ayetteki " ne kadar kaldınız " sorusunun kur'andaki diğer ayetlerdeki geçişlerine bakarak çıkarabilirdi. Kıyamet sonra yeniden dirilen insanların birbirlerine sordukları " ne kadar kaldınız" sorusu onların haricindeki biri tarafından değil yine dirilenlerin birbirlerine sorduğu sorulardandır. Yani aynı hal içindeki insanlar "ne kadar kaldık" demeyip "ne kadar kaldınız" şeklinde birbirlerine sormaktadırlar.

17-18-19-20. ayetlerede verdiği meal şu şekildedir.   
17.        Ve sen, doğduğu zaman, güneşi, onların o büyük mağaralarından sağ yana yöneldiğini, battığı zaman da onları sol yandan keser–geçer göreceksin. Kendileri de ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu, Allah'ın Âyetlerindendir. Allah kime kılavuzluk ettiyse artık o, doğruyu bulmuştur. Allah kimi şaşırttıysa da, artık sen ona yol gösteren bir yakın Kimseyi asla bulamazsın."
18.        Ve sen onları [Ashab–ı Rakim'i] görseydin uyanık sanırdın. Hâlbuki onlar uykudadırlar. Ve Biz onları sağ yana ve sol yana çeviririz. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer sen onlara muttali olsaydın, kesinlikle, kaçarak onlardan uzaklaşırdın ve onlardan ürpertiyle dolardın.
19–20.     Ve böylece kendi aralarında soruşsunlar diye onları [yazıt ashabını] gönderdik. Onlardan bir sözcü: "Ne kadar durup kaldınız?" dedi. Onlar [diğerleri]: "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. Onlar [Yazıt ashabından diğerleri]: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu varakınızla [gümüş paranızla] Medine'ye [şehre] gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size yiyecek getirsin. Ve çok nazik davransın ve sizi kimseye sezdirmesin. Şüphesiz onlar [şehir halkı], sizin üzerinize galip gelirlerse sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi milletlerine döndürürler. O zaman da siz, ebedi olarak, asla kurtuluşa eremezsiniz."

Bu guruptaki ayetlerin arasına (ashabı rakım- yazıt ashabı) parantezlerini koyarak kıssanın başında iddia ettiği üzere "rakım ashabının" ayrı insanlar olduğu iddiasını bu ayetlerde parantez içi tahrife giderek dile getirip şöyle devam etmektedir. 
"Bu Âyetlerde Kehf Ashabı'nın çalışmaları yer almaktadır. Kehf Ashabı, uyguladıkları hipnoz yöntemiyle Rakim Ashabı'nın emaneten taşıdığı yazıtlardaki [bellek hücrelerindeki] geçmişte yaşamış kişiye ait kayıtları deşifre etmektedirler. Böylece hem Kur'ân'ın mucizeliği hem de Allah'ın vaadinin hak olduğu ve Kıyamet'te hiç şüphenin olmadığı bilimsel olarak ortaya çıkmaktadır.


Kurduğu senaryo ve stüdyo ile (mağaranın stüdyo olduğu iddiasındadır) kıssayı bilim kurgu filmi ! haline getiren yazarımız ,17. ayetteki "güneş" sağ ve sol" kelimelerinin hakiki değil mecaz anlam olduğunu iddia ederek şunları yazar. 
"Burada konu edilen Şems " Güneş," yıldız olan Güneş olmayıp mecaz anlamıyla Kur'ân'dır. Şems [Güneş]" sözcüğünün mecaz anlamıyla Kur'ân demek olduğunu daha evvel "Şems" Sûresinde açıklamıştık. [69–21]
Evet, burada olup bitenlerin Kur'ân ile sağlaması yapılacak olursa, yani olanlar Kur'ân büyüteci altında değerlendirilecek olursa, sağ yöne yöneldiği [tam isabetle, hayırlı bir iş yapıldığı] görülecektir. Yok, Kur'ân açısından bakılmazsa, bu kez sol yöne kayıp gidecektir [uğursuz, anlamsız bir olay olarak kalacaktır, çalışmalara yazık olacaktır.] Sağ sözcüğünün "uğur", sol sözcüğünün "uğursuzluk" anlamında kullanıldığını daha evvel "Ashab-ı Meymene ve Ashab-ı Meş'eme" başlığı altında detaylı olarak açıklamıştık. [69–22]


19. ayette (parantez içi ) tahrifle , ayeti "Ve böylece kendi aralarında soruşsunlar diye onları [yazıt ashabını] gönderdik" şeklinde meallendiren yazar,senaryoya uygun düşmesi için "ba e se" kelimesini de tahrif etmek zorundadır. Ve kılıfı şunları diyerek uydurmaktadır.   "12. ve 19. Âyetin orijinalindeki بعث - bea'se fiili genellikle "diriltti" diye tercüme edilmiştir. Biz ise aynı fiili her iki Âyette de "göndermek" anlamıyla çevirmiş bulunuyoruz. Böylece 12. Âyettekine "gönderdik", 19. Âyettekilere ise "gönderdik" ve "gönderiniz" şeklinde anlam verdik. Bunun nedeni, Arapça dilbilgisi kurallarının bu anlamı gerektiriyor olmasıdır." diyen yazar 12. ve 19 ayette aynı kalıpta geçen "baasnahum" kelimesine bir ayette başka bir ayette başka anlam verilmesi gerektiği şeklinde gülünç bir iddia ortaya atarak yeri geldiğinde arapça gramer kaidelerini de kendisi tesbit edecek kadar arap dili uzmanı!! olduğunu göstermektedir. Halbuki 12. ve19. ayetlerdeki "baase" kelimesinin anlamı kendisinin iddia ettiği şekilde değildir. Bu iddiasını önce bu kelimeye verdiği anlamı değiştirerek dile getirmektedir. B u kelime ilgili şunları der yazarımız. 
"Bu sözcük lügatte "tek başına veya birisiyle birlikte göndermek" demektir. [69–25]
Kur'ân'a bakıldığında, bu sözcüğün "yeniden diriltme" anlamından çok, "gönderme" anlamında kullanıldığı görülmektedir. Sözcüğün "diriltme" anlamı da aslında "mezardan gönderme" anlamından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Kur'ân'da Elçi göndermenin بعث - bea'se fiiliyle ifade edildiği birçok Âyet vardır. Biz burada "kişi" ve "gurup" gönderme anlamıyla birkaç Âyeti örnek vereceğiz:"" 

"Tacü'l arus" tan aldığı anlamın sadece bir cümlesini vermekle yetinen yazarımız , bu kelimenin esas anlamının" harekete geçirmek" olduğu" gönderme ve diriltme" anlamlarının bu kelimenin esas anlamından harektle kullanıldığını ve neden verdiği örnek ayetlerde sadece " gönderme" anlamında kullanılan ayetlere ver verdiğini "diriltmek" anlamının geçtiği ayetleri neden  örttüğünü söylemesine gerek yoktur. 

Kıssada verilmek istenen mesajlardan biride sayın yazarın iddia ettiği gibi kıyametin ve yeniden dirilişin hak olduğu mesajıdır. Eser sahibi bu mesajı görmüş ancak kıssadaki en önemli mesaj olan KÜFRE KARŞI KIYAM mesajını örtmek adına   bu konuyu da "baase" kelimesinin "göndermek" anlamında kullanıldığını iddia ederek bu  konuyu da bilim kurgu filmine çevirmiştir. 19. ve 20 ayetlerde "yazıt ashabı" şeklinde dile getirdiği ve ashabı kehften ayrı tutarak onları bulan insanlar olduğunu iddia etmesine rağmen "ashabı kehfi " bulan kimseler 21. ayette dile getirilmektedir. 

Sonuç olarak, kur'anın en önemli mesajlarından biri olan zalime karşı başkaldırının geçmişte canlı bir örneği olan "ashabı kehf" kıssasını bu mesajı örtmek adına hedef saptırma yolu ile mağarayı stüdyo diyerek kıssayı bilim kurgu filmi haline getiren  sayın yazarımız, alışılmış metodlarından birini de bu kıssa üzerinde oynayarak göstermeye gayret etmiştir.Kıssada aynı kalıpta geçen bir kelimeye "öyle gerekmekte" diyerek arap dili konusunda uzmanlığını! sergileyen sayın yazar ,kur'anın kendi sağlamasını kendi içinde yapmasının bir sonucu olarak bir yerde bozduğu bir kelimeyi başka yerde ya unutmak suretiyle doğu meallendirip kendi çelişkisini sergilemiş yada arap dili uzmanlığının! sonucu olarak gramer kaidelerini değiştirme yolu ile hevasından ürettiği ön kabullerle sonuca varmaya çalışmaktadır. Kur'an, kendisini ancak halis niyet ile yaklaşanlara açan bir kitaptır,art niyetle yaklaşanları ise rezil rüsva eden bir kitaptır. 
                      EN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder