18 Mart 2012 Pazar

Hakka Suresinde Kıyamet Sahneleri ve Müteşabih Bir Anlatım

Hakka suresi mekke döneminde inen surelerden olup o dönemde inen surelerin özelliklerini taşımaktadır. Surenin konularını 3 ana bölüme ayırarak anlamak mümkündür, 1- yalanlayanların akıbeti, 2-kıyamet anı ve sonrası mahkeme ve sonrası hüküm, 3-kur'anın iniş kaynağı. Bu bölümler ile ilgili ayet meallerini vererek surenin mesajını anlamaya çalışalım.   


1 - (Gerçekleşecek) Kıyamet!
2 - Nedir, o Kıyamet?
3 - Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?(veya sana bildiren nedir?)
4 - Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
5 - Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
6 - Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
7 - Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
8 - Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
9 - Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
10 - Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
11 - Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
12 - Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye. 


Bu bölümdeki ayetlerde kur'anın en büyük haberi olan kıyametin haberini yalanlayan semud, ad ve firavun'un bu haberi yalanlamaları neticesinde başlarına gelenler hatırlatılarak muhataplar tehdit edilmektedir. Kıyamet haberi sıradan bir haber değil aksine kur'anın bütün ayetlerinin bu haber ve sonrası olacaklara odaklandığı en mühim bir haberdir. Kıyamet, insanların  edebi olan ahiret hayatına hazırlandıkları dünya hayatının sonu ve ebedi olan ahiret hayatının başlangıcıdır. 

Kur'an birçok ayette dünya hayatının geçici olduğu ahiret hayatının ebedi olduğu insanların bütün yaptıkları ve yapacaklarının bu hayatı rahat yaşamak için olması gerektiğini vurgular. Ancak gelen bütün resullerin haberlerine karşılık olarak insanların çoğu bunu yalanlamıştır. Allah cc göndermiş olduğu resulleri yalanlayan bu kavimleri helak ederek sonraki gelenler için bir ibret vesikası olması ve bu kıyamet haberinin gerçek olduğunun bilinmesini helak edilen kavimler örneğinde  murad etmiştir. Kavimlerin helak edilmesinin arka planında Allah cc nin kullarına rahmet ve merhametinin bir göstergesi yatmaktadır. 

Gaybi bir haber olan kıyamet, bu kavimlerin helak edilmesi neticesinde sonraki gelenler için hakikatın bir gösterisi şekline dönüşmüş ve takip eden nesillere gelen resuller kendilerinden önce helak edilen kavimleri örnek göstererek kıyamet haberinin o kavimlerin örneğinde dünya hayatındaki bir provası olduğu mesajını vermelerine rağmen yinede vahye muhatap olan bir çok insan bu haberi yalanlamakta ısrar etmektedirler.  


13 - Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
14 - Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
15 - İşte o gün olacak olur.
16 - O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
17 - Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
18 - O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
19 - Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
20 - "Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
21 - Artık o hoşnut bir hayattadır.
22 - Yüksek bir cennettedir.
23 - Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
24 - "Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
25 - Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
26 - Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
27 - Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
28 - Malım bana hiç fayda vermedi.
29 - Gücüm de benden yok olup gitti."
30 - (Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
31 - "Sonra cehenneme atın onu."
32 - "Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
33 - Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
34 - Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
35 - Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
36 - Bir irinden başka yiyecek de yok.
37 - Onu günahkârlardan başkası yemez. 


Bu bölümdeki ayetlerde, mekke dönemi bir çok surede karşımıza çıkan kıyamet anındaki olacaklardan haberler verildikten sonra hesap günü olacaklar anlatılmaktadır. Hesap günü olacaklar bize düny hayatında şahid olduğumuz ve zihnimizin anlamaya müsait olduğu bir biçimde "benzeştirilerek" yani "müteşabih" bir anlatım ile sergilenmektedir. Yeri gelmişken bu kavramı kısaca hatırlamakta fayda var. 

Al-i imran suresi 7. ayetinde indirilen kitabın ayetlerinin bir kısmının "müteşabih" olduğunu bildiren rabbimiz  bu ayetlerin anlaşılmaz olduğu şeklinde bir mesaj vermemiştir. "Müteşabih" olması demek gaybi konular hakkındaki bilgilerin bizlere dünya hayatında şahid olduğumuz bilgiler ile benzeştirmek sureti ile anlatılma usuludur. Benzeştirme metodu ile anlatılan hesap günü bizlere dünyadaki bir mahkeme salonu şeklinde anlatılmak suretiyle anlamamız dahada kolaylaştırılmıştır. 17. ayette, "melekler onun çevresindedir" şeklindeki bir anlatım mahkem salonuna alınmış olan tutukluların kaçacak bir yerlerinin olmadığı haberini vermektedir. 

17. ayetin devamında, " ogün rabbinin arşını bunların üstünde sekiz melek taşır" cümlesi müteşabih anlatımın çok açık bir örneğidir. Melekler tarafından etafı kimsenin çıkmayacağı şekilde çevrilen mahkeme salonuna , herkesin yaptığının karşılığını tam olarak verecek olan, kimseye zulmetmeyen, hakimlerin hakimi ve en hayırlısı olan Allah cc nin gelmesi ve onun azameti bize o cümle ile anlatılmaktadır. Allah cc kitabında kendisini bizlere  azametini göstermek sureti ile anlatır. 

Bu azameti yine "müteşabih" bir anlatım uslubu ile hükümdar betimlemesi içinde anlatmaktadır. Allah cc kendisini bir hükümdar ve bizleride o hükümdara boyun eğmekten başka bir ylu olmayan kulları şeklinde anlatmaktadır. Dikkat edersek Allahın orduları ile kafirleri helak etmesi veya mü'minlere yardım etmesi, elçiler göndermesi, hazineleri olması ve bir hükümdarın azametinin en büyük göstergesi olan ARŞ'I (tahtı)  müteşabih anlatım uslubunun bir göstergesidir. 


Birçok ayette müteşabih bir anlatım tarzında "errahmanu alel arşısteva" ( rahman taht üzerine kuruldu) mealindeki ayetler bize, hükümdar betimlemesini anlatmaktadır. Tabiki burada mücessime anlayışı içinde bir düşünce içinde olmanın yanlışlığını belirtmek isteriz. "Arş" üzerinde oturmak bir hükümdarın hükümdarlığının birgöstergesi olduğu için Allah cc bizlere bu şekilde kendini tanıtmaktadır. Bu surede anlatılan sekiz meleğin taşıdığı bir arş ile mahkeme salonuna gelişi tasvirini nasıl anlamamız gerekmektedir ? sorusunu şu şekilde cevaplamak mümkündür. 

Tarihi filmlerde bir hükümdar veya soylu kişilerin,"tahtırevan" adı verilen 4 kişi tarafından taşınan bir araç üzerinde gezdirildiği hepimizin malumudur. Bu tahtırevan ile taşınmak  okişinin üstünlüğünün bir işaretidir. Allah ccnin bu şekilde bir teşbihi anlatım üzerinden sekiz melek tarafından tarafından taşınan bir arş ile mahkeme salonuna gelmesi onun azametinin bir işareti olarak anlamak mümkündür.  


Hiç kimsenin dünyada büyük veya küçük olarak yaptıklarının unutulmayıp yazıldığı kitaplar öne koyulup hakimlerin hakimi olan Allah cc tarafından hükümler verildikten sonra , "kitabı sağdan verilenler" tabiri ile tasvir edilen kişi cenneti kazanmanın verdiği bir mutlulukla karnesi pekiyi olan çocukların sevinci içinde herkese göstermekte ve bu sonuca ulaşmanın nedeninide ilk ayetlerde örneği verilen ve ahirete inanmamaları sebebi ile helak edilensemud,ad ve firavun kavimlerinin aksine onun ahiret hesabına inanmış olduğu kendi dilinden aktarılır. Ayetlerin devamında ona verilen cennetten tasvirler vardır. 

"Kitabı soldan verilenler" tabiri ile ifade edilen cehennem ehli ise karnesi zayıf dolu olan çocuklar gibi "keşke hiç verilmeseydi" diye sızlanmakta ve onun ahireti inkarına sebeb olan malı , gücü ve kudretinin ahirette kendisine bir yarar sağlamadığını anlamıştır ama iş işten geçmiş ve ona vaad edilen cehenneme gönderilmiş ve oradaki yiyecekleri hakkındaki bilgiler insanın dünyada iken cehennemden kaçışını sağlamak için tiksindirici bir tasvir içinde bizlere anlatılmaktadır. Allah cc kullarına olan rahmeti gereği kıyamet sonrası olacakları tasvir edip kullarını cennete girmek için dünyada çalışmaya cehennemden kaçmaya çağırmaktadır.  


38 - Andolsun gördüklerinize,
39 - Ve görmediklerinize..
40 - Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
41 - O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
42 - Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
43 - O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
44 - O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı,
45 - Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
46 - Sonra da onun şah damarını keser atardık.
47 - O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
48 - O hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür .
49 - Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
50 - Kuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir.
51 - Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.
52 - O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiye .  


3. ve son bölümde , kıyamet ve sonrası verilen haberlerden sonra bu haberin verildiği kitab , kaynağı ve elçisi hakkında bilgiler verilmektedir. 40. ayette, " innehu lekavlun resulin kerim" ( o kerim bir elçinin sözüdür) şeklindeki ibarenin aynısı tekvir suresi 19. ayetindede geçmektedir. Tekvir s. 19. ayetindeki "kerim elçi" vahyi muhammed sav e getirmekle görevli olan elçidir. 

Hakka s. 40. ayetindeki " kerim elçi" muhammed sav dir. İki suredede " kerim elçilerin sözü" olarak vasfedilen kitap bildiğimiz gibi Allah cc nin sözüdür. Buradaki , " kerim elçilerin sözü" olması vahiy meleğinin Allah cc den aldığı vahyi resul sıfatıyla muhammed sav e getirmesi, muhammed sav inde yine elçi olması hasebi ile o vahyi kullara tebliğ etmesidir. İlerleyen ayetlerde (44-48) elçi vasfını taşıyan birinin getirdiği mesaja kendisinden herhngi bir katmada bulunmasının mümkün olamayacağı ve bunu yaptığı takdirde yine o mesajın sahibi tarafından başına neler gelebileceği anlatılmaktadır. 

Elçi olmak demek mesajını taşıdığı kişinin yazdıklarını sadece karşı tarafa iletmekle sınırı olduğu için , "kerim elçi sözü" şeklinde ifade edilen kitabı iletmekle görevli olanlarında mesajın sahibine yakışan bir elçi olduğunun anlatılmasıdır. " Kerim" kelimesi nuzul öncesi arap toplumunda çok önemli bir yer tutması ve bu vasfı alan kişilerin toplum nazarında itibar görmelerinden hareketle vahyi getiren elçiler bu kelime ile vasıflandırılarak Allah cc nin nazarında onların itibarlı oldukları vurgulanmıştır.

Son ayetlerde kur'anın müttakiler için bir öğüt olduğu, yalanlayanların Allah cc den gizli kalmayacağı , bu yalanlamaların karşılıklarının daha önce anlatıldığı gibi hesap gününde kurulan mahkeme sonunda cehennem olduğu ve bu kitabın verdiği haberin " HAKKUL YAKİN" olduğu bilgisi ve 33. ayette görüldüğü üzere " el azim" olan Allaha iman etmeyip cehennemi hakedenlerden olmamamız için son ayet "el azim" olan rabbimizi tesbih etmemizi emrederek sure sona ermektedir.  
 
                            EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme