5 Nisan 2012 Perşembe

Kur'an Müslümanları Neye Çağırıyor ?

Yazımızın başlığının daraltılmış bir kapsamı olduğu ve kur'anın çağrısının bütün insanlara olduğu şeklinde haklı olarak bir itiraz gelecektir. Kur'ana iman eden müslümanların kur'anın çağrısı hakkında bir fikir birliği içinde olmamalarının verdiği rahatsızlıkları duyan birisi olarak müslümanların kur'anı başkalarına tebliğ etmeden önce kendilerinin öğrenmesi gerektiğine inanıyoruz. 


Geleneksel inançta yaygın olan" kur'anın anlaşılamazlığı " tabusu yıkılmaya başlamasından itibaren olumlu ve olumsuz yönde birçok düşünce ortaya atılmıştır. Dün kur'anı abdestsiz eline almaya korkan müslümanlar bugün bu kitap için abdest almak diye bir emrin olmadığını artık biliyorlar ve bunun tartışmasını dahi yapmıyorlar, ancak kur'anı okumak için gerekli olan beyin abdesti birçok kimse için unutularak  oluşturulan ön kabuller doğrultusunda kur'an okumaları yapılmakta ve sonuçta kur'andan nasıl bir anlayış çıkarılmak isteniyorsa o şekilde bir düşünce sahibi olunuyor. Ön kabul neticesinde ortaya çıkarılan düşüncelerin eleştirisi ile yazının hacmini büyültmek istemiyoruz , yazımızda kur'anı anlamak için doğru olduğunu düşündüğümüz metod hakkında teklifimizi ortaya koymaya gayret edeceğiz. "Kur'anı anlamak" tabirini özellikle kullanmış olduğumuzu beyan ederek bunun nedeninide kısaca açıklayalım. Kur'an Allah cc tarafından bizlere hayat nizamı olarak indirilmiş ve yaşantıya dair mesajları olan bir kitap olduğunun hepimizin malumudur, yaşantıya dair mesajları olan bir kitabı yaşantıya sokmak için onu doğru anlamak gerektiği ortadadır, anlaşılamayan bir kitabın hayat içinde uygulanması ve yaşanması mümkün değildir.  


Kur'an, alemlerin rabbi tarafından gönderilen resullerin sonuncusu olan muhammed sav e indirilen son kitaptır. Bundan önce sayısını kendisinin bildiği elçiler gönderen Allah cc bütün elçilerine neyi vahyettiyse son elçiyede aynı şeyi vahyetmiştir. 

-----  42.013 O,size dinde Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi ve İbrahim, Musa ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi de kanun kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tütün ve onda ayrılığa düşmeyin. Bu davet ettiğin iş müşriklere ağır geldi. Allah, ona dilediklerini seçecek ve kendine yüz tutanları (yönelenleri) de ona hidayetle eriştirecektir.

"Dini doğru tutmak ve onda ayrılığa düşmemek" şeklinde tek bir cümle ile özetlenen vahyin çağrısı bizden öncekiler içinde bizden sonrakiler içinde kıyamete kadar baki olan bir çağrıdır.  


Müteaddit kur'an ayetleri bizlere "dünya hayatının" geçici " ahiret hayatının" ise ebedi olduğu ve dünya hayatında yapacağımız amellerin ebedi olan dünya hayatına hazırlık olduğu, dünya hayatında "salih ameller" işleyenlerin ebedi cennet, "küfredenlerin" ebedi cehennem ile karşılık göreceğini bildirmektedir. Ebedi cennetin karşılığı salih amelin en önemli boyutu " TEVHİD" dir, ebedi cehennem karşılığı olan küfrün ise en önemli boyutu "ŞİRK" tir, demekki ebedi hayata hazırlandığımız dünya hayatındaki en önemli husus " TEVHİD ve ŞİRK" olmaktadır. Kur'an ve kendisinden önce gönderilen bütün kitap ve resullerin ortak çağrısı budur.  

-----7.059 Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
-----7.065 Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: «Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâla sakınmayacak mısınız?»
----7.073 Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir ayet olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar.
-----7.085 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.

Kur'anda adları örnek olarak verilen bu elçiler ve kavimleri arasındaki mücadelenin temeli tevhid ve şirk noktasındadır, elçilere iman edenler dünya ve ahirette kurtuluşa ermişler inkar edenler ise dünya ve ahirette helak olmuşlardır. Günümüze baktığımız zaman son elçi ve kitaba iman ettiğini iddia eden bir kısım müslümanlar , kıssalar yolu ile anlatılan resullerin tevhid mücadelelerindeki olaylar ve objeler üzerinde spekülasyonlar yaparak kıssaların "tevhid" eksenli anlatım amacından çıkılarak günümüze verdiği mesaj ötelenmiş ve birer mitoloji haline getirme çalışmalarında bulunmaktadırlar. Bu çalışmaları yapanlara baktığımız zaman  "kur'an merkezli islam" veya "sadece kur'an" gibi isimler altında bunları savunduklarını ancak bunları yaparken ayetleri tahrif derecesine kadar giderek kendi ön kabullerini kur'ana tasdiklettirmek istediklerini görmekteyiz. Sloganların altını o slogana uymayan düşüncelerle doldurarak yapılan okumalar neticesinde anam mesaj olan "tevhid" yerine mesajla alakası olmayan kıssalrdaki olaylar olmuşmu olmamşmı tartışmaları ile suni gündemler oluşturulmaya çalışılmaktadır.   


Tevhid'in en önemli göstergeleri olan ibadetler dahi sorguya alınmış, gelenek tarafından içi boşaltılmış ve sadece şekle ve ilmihal bilgilerine indirgenmiş olarak görülmesine paralel olarak aynı şekilde şekil ve ilmihal boyutuyla uğraşılır olmuş ve "bu ibadetlerden kur'an yardımı ile kaçabiliriz" şeklinde bir okuma ile bu ibdetlerin şirk!! olduğu öne sürülerek muvahhidlik!! adına bu ibadetlerden vazgeçilmiştir. Halbuki kur'an iniş gayesi olarak tevhidi boyutu olan salat,hacc ve kurban gibi ritüellerin zamanla şirk boyutuna geçmiş olmasını red ederek kur'anın nazil olduğu dönemde yaşanılan hayat içinde var olan bu ibadetleri asıl mecraı olan tevhidi boyuta döndürmüştür. Burada yeri gelmişken kur'anda "salat" kavramı içinde geçen dilimzde "namaz" adını verdiğimiz ibadet üzerinde biraz durmak istiyoruz.   


"Namaz" ibadeti kur'anın nazil olması ile emredilmiş daha önceden bilinmeyen bir ibadet tarzı değildi, aksine hacc ve kurban gibi bilinen ibadetlerden olup şirke bulaştırılmış ve müşrik ritüeli olarak devam eden bir ibadetti. Maun suresinde ve tevbe s. 35. ayetinde bu ibadetin daha önceden var olduğunu ve tevhidi boyutundan çıkarıldığını görmekteyiz, dolayısı ile bu ibadet muhammed sav e iddia edildiği gibi cebrail tarafından öğretilme iddiası yanlış bir iddia olup başkalrının bu yanlışı kalkan edinerek sapmalarına vesile olmaktadır. Bu mantıkla gidecek olursak hacc ibadeti ve kurban ibadetide cebrail tarafından neden öğretilmedi? . Muhammed sav risalet görevini alır almaz cebrail ona namazı bu şekilde ve bu vakitlerde kılacaksın şeklinde bir ta'limde bulunduğunu öne sürmek kur'an dışı vahyi kabul etmek anlamınada gelecektir. Namaz vakitleri süreç içinde tedrici olarak bildirilmiştir.  
  
"Kelime-i tevhid" olarak dillerimizde dolanan " la ilahe illallah" (Allah'dan başka ilah yoktur) geleneksel inançta sayısal işlemlere dökülerek günde ne kadar çekerseniz o kadar sevap hesabı üzerinden anlaşılmış ve gırtlaklardan aşağı inememiş namazlarında Allah cc ye ruku ve secde edip, fatihalarında "ancak senden yardım diler ve ancak sana ibadet ederiz" diyenler namaz bitince cami avlusunda hangi partinin kendilerini kurtaracağını tartışmakta veya zikir meclislerinde anlattıkları hurafelerde şeyhlerinin kendilerine gaipten nasıl yardım ettiklerini anlatmaktadırlar. Oysaki vahyin temel hedefi olan Allah cc den başkasının ilahlığını reddetmek islam tarihinde anlatılan ve mekkede kabe içinde bulunan 360 adet putun muhammed sav tarafından yıkılması sanılır olmuş bu putlar yıkıldı ve artık şirk son buldu zannedilmiştir. Ne yazıkki o putlar bu günde ve kıyamete kadar var olmaya devam edecektir sadece adları ve şekillerinin değişmesi bizi yanıltmamalıdır.

"PUT" demek sadece taştan yapılmış heykeller olmayıp kapsamı ddaha geniş bir kavramdır. Allah cc nin hüküm sahasına giren konularda onun hükmünü reddedip kendi yanlarından çıkardıkları hükümlerle insanları yönetmeye kalkışan bütün kişi,kurum,zümre sistemlerin ortak adıdır. İbrahim as ın şahsında taştan yapılmış olan sembollere karşı olması gereken tavrımız bizlere bildirilmiştir, ne acıdırki kendilerini  " hanif" olarak lanse eden bazıları ibrahim as ın kavminin tapmış olduğu o taştan heykellere haniflik !! ve muvahhidlik !! adına ta'zimde bulunmaktadırlar. Hanif, muvahhid, mü'min olmak demek taştan heykellere ta'zim etmeyi red ve Allah cc den başkasının hüküm koyma hakkını kabul etmemek demektir. Namaz ibadetindeki yapılan kıyam,ruku,secde gibi şekilsel eylemler ona karşı olan kulluğumuzun bir işaretidir, onun dışındakilere yapılan bu gibi hareketler onun dışındakilere yapılan kulluğun işaretidir.Kur'anın kıyamete kadar insanlara olan çağrısı Allah cc den başkasına ibadet etmeyi reddetmek üzerine kurulmuş olup bu çağrıyı gözardı ederek yapılan bir okuma bizi kur'anı anlama konusunda doğru bir yere götürmez.  


Sonuç olarak ,hayat nizamı olarak bizlere indirilen kur'anın anlaşılma metodu üzerinde fikir birliği yapmanın gerekliliği ortadadır. Her fırka kendi yanındaki ile öğünüp onun yardımı ile kur'anı anlaşılmaya kalkarsa kur'an "mehcur" bir kitap olur ve ahirette , "kavmim bu kur'anı mehcur bıraktı" şeklinde bir şikayetin muhatapları olmak durumunda kalırız. Kur'anı doğru anlamak için önce bizlere neye çağırdığının idrakında olmak ve kitabı bu çağrı ekseninde okumak gereklidir. Tevhid eksenli bir okuma bizi şirkten koruyacağı gibi tağutlara kul olmaktan çıkaracaktır, bunun tersi bir okuma bizi tevhidi nasıl bozacağımız ve şirke kur'andan onay alarak nasıl batacağımız yolundaki okumalara kaynaklık edecek ve doğru anlaşılan bir kur'an artık yaşantı içinde nasıl uygulanır onun müzakereleri yapılmaya başlanacaktır, aksi takdirde her fırkanın elinde oyuncak olup tağuta nasıl kul olunur? namaz , hacc  vs gibi ibadetlerden kur'an yardımı ile nasıl kurtulunur? gibi sorulara cevap arama kitabı olacaktır. RABBİMİZ BİZLERİ KİTABININ İNDİRİLİŞ GAYESİNİ ANLAYAN VE O YOLDA YÜRÜYEN KULLARINDAN KILSIN.

2 yorum:

  1. Yani törenlerde saygı duruşunda bulunamayız. Peki ayakta istiklal marşı okunmasında sakınca var mıdır?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Allah'ın kelamını oturarak dinleyen, fakat iş istiklal marşına geldimi onu özle bir ritüelle ayakta dinleyen bir topluluğa bunun yanlış olduğunu anlatmak zordur. Tabu haline gelmiş bir konudur bu maalesef.

      Sil