24 Kasım 2014 Pazartesi

Nahl s. 125. ve Enam s. 108. ayetleri Çerçevesinde Davet Metodumuz

 İnsanların birbirleri ile farklı düşünmeleri doğal bir durum olup , her insan diğer bir insanın kendisi gibi düşünmesini arzu eder , bu arzunun gerçekleşmesi için yapılan çalışmalara İslam literatüründe "Tebliğ" veya "Davet" denilmektedir.  Bu arzuların gerçekleşmesi için bir usul ve metod gerekli olup bunları Kur'an içindeki ayetlerde bulmaktayız.

Biz Müslümanlar arasındaki usul ve metod hataları bir çok konuda bizleri sıkıntıya soktuğu gibi , bizim gibi düşünmeyen birisine karşı takınmamız gereken tavır ve ona karşı izlememiz gereken usul konusunda da, usul ve metod hataları içinde olduğumuz malumdur. Bu tür usul hataları tarihin her devrinde yapılmış olup bu gün de yapılmaktadır. Yazımızın konusu , Kur'an ayetlerinin bizlere bu konuda beyan ettiği usulu yeniden hatırlayarak biz gibi düşünmeyen birisine karşı nasıl bir tutum sergilemek gerektiğini oradan öğrenmektir. 

Yazımızın konusunun davet metodu ve bu metodun kendi içimizdeki uygulaması etrafında olduğunu hatırlatalım.

 " BİZİM GİBİ DÜŞÜNMEYEN" birisine şeklinde bir söz kullanma sebebini yazımızın başında izah etmek istiyoruz.

Bir kimse , herhangi bir konuda başka bir kimse ile tartışıp onunla görüş ayrılığına düştüğü zaman karşısındakine söylediği söz " SEN YANLIŞSIN" şeklinde bir itiraz olup her iki taraf ta karşısındakine bu şekilde bir ithamda bulunur. Her iki kişi kendi düşüncesinin doğru olduğunu , dolayısı ile karşısındaki kişinin yanlışta olduğunu düşünür. Bu tür sözler daha ileri safhalarda kişilerin birbirlerine , küfür , hakaret ve tekfir etme aşamalarına getirdiği için, öncelikle karşımızdaki kişiye olan davranışımız "yanlış" içinde olduğundan çok , "bizim gibi düşünmediği" için şeklinde olursa , ortak bir düşünce içinde olmak şeklinde bir durum içine girme isteği daha bariz bir biçimde ortaya çıkacaktır.  

Kişilerin birbirleri ile olan tartışmalarında empati yaparak tartışmaları önemli bir noktadır. Bir kimse karşısındaki kişiye "sen sapıksın" şeklinde bir itham ile giderse , aynı ithamı karşısındaki kişiden de göreceğini unutmamalıdır. Karşıdaki kişiye ithamdan ziyade onun düşüncesinin yanlış olduğunu delil ile anlatması gerekir ki yapılan tartışmadan doğru bir sonuç elde edilebilsin. 

Tabi bunu söylerken tartışan kişilerin, nefis tatmini amacı ile tartışmaya girmemiş oldukları,sadece hakkın ortaya çıkması gibi bir amaç etrafında olduklarını varsayarak bunları söylüyoruz. bunun dışındaki bir amaç ile yapılan tartışmaların fayda yerine iki tarafa da zarar getireceği unutulmamalıdır. 

 Tartışan tarafların ortak bir noktada buluşmaları gerekmektedir ki , yapılan tartışmadan veya davetten netice alınabilsin,ortak bir bilgi kaynağı üzerinden yapılmayan tartışmalar en baştan sonuçsuz kalmaya mahkumdur,öncelikle bu konu etrafında birlik sağlanması gerekmektedir.  

"Müslüman" ismini taşıyanların tek bilgi kaynağı "KUR'AN" olup bunu dışında özellikle "HADİS" adı verilen malzemenin doğruluğunun Kur'an ile sağlanması şeklinde ortak bir düşünce oluşmadan yapılan tartışmalarda , bir tarafın Kur'an ayetlerini sunup , diğer tarafın karşı tez olarak rivayetleri sunması ortaya çelişki çıkaracak olup önceliğin ne olması gerektiği önem arz etmektedir.

 [022.008]  İnsanlardan kimi de vardır ki, ne bir bilgiye, ne bir yol göstericiye(HÜDEN), ne de aydınlatıcı MÜNİR) bir Kitab'a dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.

 
[031.020] [DI] Allah'ın göklerde olanları da, yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiçbir bilgisi olmadan, ne bir yol göstericiye(HÜDEN) ve aydınlatıcı(MÜNİR) bir Kitap bulunmadan tartışanlar vardır.

Hacc s. 8 , Lokman s. 20. ayetlerinde , Allah hakkında tartışmak için gereken ortak bilgi kaynağının "HÜDEN" (yol gösterici) , "MÜNİR" (aydınlatıcı) özelliklerine sahip olması gerektiği beyan edilmektedir. Bu özelliklere haiz olan tek kitabın KUR'AN olduğu hepimizin malumu olup , Kur'ana alternatif olarak sunulan bilgi kaynaklarının böyle bir vasfa sahip olmadığı bilinmelidir. 

"Hüden" ve "Münir" olan bir Kitabı önlerine koyarak ortak bir düşünce içinde olmaya çalışanlara aynı Kitab şu yolu göstermektedir.

 [016.125]  Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.

Ayet öncelikle "Rabbinin yoluna" diyerek çağrının nereye olması konusunda bilgi vermektedir. Devamında bu çağrının nasıl olması gerektiği beyan edilmektedir. "Onlarla" ifadesi ayetin nuzül bağlamı ve Muhammed (a.s) a olan çağrısı etrafında düşünülecek olursa , muhatap kişiler Müşrikler olup , ayetin bize dönük mesajını okuduğumuzda öncelikle bu ayetin kendi içimizde hayata pratize edilme gereği ortaya çıkmaktadır , çünkü bizler Dini başkalarına anlatmadan önce kendi içimizdeki yanlışları ortadan kaldırmak durumundayız. 

Nahl s. 125 . ayeti bizlere , karşımızdaki insana olması gereken davranışımız hakkında bilgi vermekte olup , bu ayet çerçevesi içinde yapılan bir bilgi alış verişi doğruya ulaşma noktasında kişilere yol göstericidir. 

[006.108]  Allah'tan başkasına dua edenlere  sövmeyin ki, onlar da cahillikle ileri giderek Allah'a sövmesinler. Böylece her ümmete işini güzel gösterdik, sonra dönüşleri Rab'lerinedir. O, işlediklerini haber verir.

Enam s. 108. ayetinin bize dönük mesajını şu şekilde okumak mümkündür; Karşımızda tartıştığımız kişini öne çıkarmış olduğu , Kur'an dışındaki kişi , kitap veya düşünceye karşı aşağılayıcı , hakaret vari bir yaklaşım sergilememek zorundayız ki aradaki diyalog kopmasın, eğer böyle bir tutum içinde olursak karşınızdaki kişinin size de aynı tür bir yaklaşımda bulunmasına kapı aralamış olursunuz. 

Rabbimizin Musa ve Harun (a.s) lara Firavuna karşı nasıl bir dil kullanmaları gerektiğini beyan eden Taha s. 44. ayeti bizler için önemlidir. 

 [020.044] Varın da ona yumuşak söz (KAVLEN LEYYİNEN) söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar.

Karşımızdaki kişinin düşüncesi bizim için ne kadar korkunç ve yanlış olursa olsun bu kişiye sözün yumuşağı ile müdahele edip, ona doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri Hüden ve Münir olan kaynaktan aktarmak zorundayız. 

Karşımızdaki bizim düşüncemizi kabul etmedi ise ne yapabiliriz? . Bu sorunun cevabı yine Kur'an dadır. 

Bir çok ayette , Muhammed (a.s) a kendisinin "Beşir ve Nezir" (Müjdeleyici ve Korkutucu) olduğu, vazifesinin sadece kendisine vahy edilene çağırmak oldğu , kimse üzerine vekil kılınmadığı , kimseye zorlama yapamayacağı şeklindeki beyanlar bizlere bu konuda son noktayı nasıl koymak gerektiğini bildirmektedir. Abese suresi ilk ayetleri bu konuda bizlere güzel bir örnektir. 

Müslümanların her zaman kendi içlerindeki sorunları çözme metodları inandıklarını ddia ettikleri kitabın içinde olup , bazılarımızın bu Kitabı savunmak için, Kitap içindeki ayetleri göz ardı ederek diğerimizi tekfir ederek onu dışlama yoluna gitmiş olmaları doğru bir tutum değildir. 

Şu hiç bir zaman unutulmamalıdır ki , bu Dinin sahibi biz değil Allah (c.c) dir. Kimseye "İllaki biz gibi düşünceksin" şeklinde bir dayatma yapmaya asla hakkımız yoktur. Bizler ancak doğru bildiğimizi karşımıdakine anlatmakla yükümlüyüz ve gerisi o kişinin insiyatifine kalmıştır. 

Şu hiç bir zaman unutulmamalıdır ki , söylemlerimizde "en doğru ve hak benim dediklerim" şeklinde sözleri kullanmaktan kaçınmak gerekmektedir . Din hakkında söylediklerimiz bizlerin anladığı Din olup , ayetlerden verdiğimiz delil o ayetlerden çıkardığımız yorumlardır hata payı asla unutulmamalıdır. 

"Allah böyle diyor ben demiyorum" şeklindeki sözlerle ayetlerden delil getirmek doğru bir  metod değildir , şunu asla unutmayalım ki ayetlerden getirdiğimiz yorum bizim çıkarımlarımız olup söyleyebileceğimiz en doğru söz , "Benim bundan anladığım bu dur" şeklinde olmalıdır.

Sonuç olarak; Müslümanların kendi aralarındaki düşünsel sorunları çözmek için uymaları gereken kurallar yine Kur'an içindeki ayetlerde beyan edilmiştir. Bu ayetler bizleri değil Kafir veya Müşriklere dir demeden ayetlerin bize dönük mesajlarını okuyarak hayata pratize etmek zorunluluğumuz vardır. Karşımızdaki kişiye önce empati ile yaklaşarak , ona "Sapık" damgası ile yaklaşacak olursak aynı damgayı kendimizin de yemesi kaçınılmazdır. Yanlış olduğu düşünülen fikirler "HÜDEN ve MÜNİR" (Yol gösterici ve aydınlatıcı) olarak bilinen ortak bir kitap etrafında yapıldığı takdirde , amaç gerçeklerin ortaya çıkması ise bu amacın gerçekleşeceği muhakkak tır , amaç spor müsabakası şeklinde yapılırsa bu tür tartışmalar hakkı ortaya çıkarmak yerine nefsi tatmin aracı olmaktan öteye gitmeyecektir. 

EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder