İbrahim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2024 Pazar

İBRAHİM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lâm, Ra. (Bu harflerden oluşan) bir kitaptır ki, senin o insanları kendilerinin Efendisinin onayıyla o karanlıklardan o ışığa, o mutlak üstünün, o övgüye lâyığın yoluna iletmen için, biz onu sana indirdik.

2- Allah O ki, o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve bir çetin azaptan dolayı o gerçeği örtücülerin vay haline.

3- Onlar öyle kimselerdir ki, o yakın yaşamı o sonraki (yaşam) üzerine tercih ediyorlar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırıyorlar ve onda bir eğrilik peşine düşüyorlar İşte onlar, bir uzak sapkınlık içindedirler.

4- Ve biz elçiden hiçbirini kendi topluluğunun dilinden başkası ile göndermedik ki onlara (kendilerine indirileni) açıklasın. Böylece Allah kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

5- Ve ant olsun ki biz Musa'yı: "Sen kendi topluluğunu o karanlıklardan o ışığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye, kendi delillerimizle gönderdik. Şüphesiz ki her bir çokça direnç gösteren, şükreden için deliller kesinlikle bundadır

6- 7- Ve bir zaman Musa kendi topluluğuna: "Siz, Allah'ın sizin üzerinizdeki gönencini hatırlayın. Hani O sizi Firavun'un hanedanından kurtarmıştı, onlar sizi o azabın kötüsüne sürüyorlar ve sizin oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı yaşatıyorlardı. Ve kendi Efendinizden size çok büyük yoklama, işte bundaydı. Ve hani Efendiniz size 'Ant olsun ki eğer siz şükrederseniz, kesinlikle ve kesinlikle size artırırım ve ant olsun ki eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki benim azabım kesinlikle çok çetindir' diye duyurmuştu" demişti.

8- Ve Musa (devam ederek): "Eğer siz ve o yerde kim varsa toplu olarak gerçeği örtseniz de, artık şüphesiz ki Allah kesinlikle ihtiyaçsızdır övgüye lâyıktır" demişti.

9- Sizden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad ve Semud topluluğunun ve onlardan sonraki kimselerin, ki onları Allah'tan başkası bilmez,  haberi size gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti de, onlar kendi ellerini onların ağızlarına geri döndürmüşler ve: "Şüphesiz ki biz, sizin onunla gönderildiğiniz şeyi örttük ve şüphesiz ki biz, sizin bizi kendisine çağırmakta olduğunuz şeyden de kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz" demişlerdi.

10- Onların elçileri: "O göklerin ve o yerin yarıcısı Allah hakkında bir kararsızlık mı var? O sizi, peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmını size bağışlaması ve bir isimlenmiş süreye kadar sizi sonralaması için çağırıyor" demişti de, onlar: "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Öyleyse bize bir apaçık yetki getirin" demişlerdi.

11- 12- Onların elçileri: "(Evet) biz sizin örneğiniz bir beşerden başkası değiliz, fakat hakikat şu ki Allah kendisinin kullarından dileyeceği kimsenin üzerine büyük iyilikte bulunur. Ve bizim için Allah'ın onayı olmadıkça size bir yetki getirmemiz olası değildir. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın. Ve bize ne oluyor ki, Allah'a güvenip dayanmayalım? Oysa ki O bizi yollarımıza kesinlikle iletmiştir. Ve sizin bize verdiğiniz rahatsızlığa karşı biz, kesinlikle ve kesinlikle direnç göstereceğiz. Ve artık o üstlenici edinenler Allah'a güvenip dayansın" demişti

13- 14- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler kendi elçilerine: "Biz, sizi kendi yerimizden kesinlikle ve kesinlikle çıkaracağız ya da siz kesinlikle ve kesinlikle bizim inanç çizgimize tekrar geri döneceksiz" demişti. Bunun üzerine kendilerinin Efendisi onlara: "Biz, o haksızlık yapanları kesinlikle ve kesinlikle yok edeceğiz. Ve onlardan sonra sizi kesinlikle ve kesinlikle o yerde dinginleştireceğiz. Bu, benim mevkimden kaygılanmış olan ve tehdidimden kaygılanmış olan kimse içindir" diye vahyetmişti.

15- Ve onlar (elçiler) fetih istemişler Ve her bir zorba inatçı perişan olmuştu.

16- Onun (o perişanlığın) ardından da cehennem vardır. Ve o, (cehennemde) bir irinli sudan suvarılacak.

17- O, onu yutmaya çalışacak, fakat neredeyse onu boğazından geçiremeyecektir. Ve o ölüm ona her bir taraftan gelecek, oysa o asla ölecek de değildir. Ve onun ardından da bir kaskatı azap daha vardır. 

18- Kendilerinin Efendisi(nden gelen) gerçeği örtmüş olan kimselerin işlediklerinin örneği, bir kül gibidir ki  fırtınalı bir günde o rüzgâr onu çetince savurmuştur. Onlar kazandıkları şeylerden hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerdir. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

19- 20- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökleri ve o yeri o gerçekle yaratmıştır? Eğer O dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratış getirir. Ve bu da Allah'ın üzerine bir güçlük değildir.

21- Ve onlar toplu olarak (hesap için) Allah'a belirmişlerdir, akabinde o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizi Allah'ın azabından az bir şey de olsa ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" demiştir. Onlar da: "Eğer Allah bizi doğruya iletmiş olsaydı, biz de sizi doğruya iletirdik. Artık biz sızlansak da direnç göstersek de bizim için denktir. Bizim için hiçbir kaçış yeri yok" demişlerdir.

22- Ve o buyruk yerine getirildiğinde o şeytan: "Şüphesiz ki Allah, size o sözün gerçek olanını söz verdi. Ve ben de size söz verdim, fakat ben size (verdiğim söze) aykırı davrandım. Sizin üzerinizde benim sizi çağırmam dışında hiçbir yetki benim için olmadı, siz de beni (olumlu) cevaplandırdınız. Şimdi siz beni sakın kınamayın ve siz kendi benliklerinizi kınayın. Ben sizin feryadınıza cevap verici asla değilim ve siz de benim feryadıma cevap vericiler asla değilsiniz. Şüphesiz ki ben, sizin beni ortak koşmanızı önceden (redderek) örtmüştüm. Şüphesiz ki o haksızlık yapanlar var ya, çok acı verici azap onlar içindir" demiştir.

23- Ve inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, kendilerinin Efendisinin onayıyla bahçelere girdirilmiştir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Kendilerinin onlardaki esenlemeleri de "Selâm" dır. 

24- 25- Sen görmedin mi Allah nasıl bir örnek ortaya koydu? Bir Temiz kelime, bir temiz ağaç gibidir ki onun kökü sabit ve onun dalı o göktedir. Kendisinin Efendisinin onayıyla kendi yemişini her vakit verir. Ve Allah o insanlara o örnekleri böyle ortaya koyuyor ki onlar hatırlayalar.

26- Ve bir murdar kelimenin örneği ise, bir murdar ağaç gibidir ki gövdesi o yerin üstünden koparılmıştır onun hiçbir sabitliği yoktur. 

27-Allah inanmış olan kimseleri o yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o sabit sözle sabitleştirecektir. Ve Allah o haksızlık yapanları saptırır ve Allah ne dilerse yapar.

28- 29- Sen görmedin mi o kimseleri ki, Allah gönendirmesini gerçeği örtmeyle değiştirdiler ve o yıkımın yurdunu kendilerinin topluluğuna serbest hale getirdiler? Cehennem. Onlar ona yaslanacaklardır. Ve o ne kötü sabitliktir.

30- Ve onlar Allah'a, O'nun yolundan saptırmak için benzerler yaptılar. Sen de ki: "Siz yararlanın, ama şüphesiz ki sizin varış yeriniz o ateşedir."

31- Sen, inanmış kimseler olan kullarıma de ki; Kendileri, bir günün gelmesi öncesinden o kulluk görevini ayakta tutsunlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizli olarak veya aleni olarak harcasınlar ki onda hiçbir alışveriş ve hiçbir dostluk olmayacaktır.

32- 33- Allah O ki, o gökleri ve o yeri yarattı ve o gökten bir su indirdi de onunla size bir rızık olarak o ürünlerden çıkardı. Ve O, kendisinin buyruğu ile o su kütlesinde akması için o gemileri size boyun eğdirdi. Ve O, o nehirleri de size boyun eğdirdi. Ve O, o güneşi ve o ayı aynı gidişatta (dönmek) üzere size boyun eğdirdi. Ve O, o geceyi ve o gündüzü de size boyun eğdirdi.

34- Ve O size kendisinden talep ettiğiniz şeylerin hepsinden verdi. Ve eğer siz Allah'ın gönendirmesini adetlemeye kalksanız, onu sayılandıramazsınız. Şüphesiz ki o insan, kesinlikle çok haksızlık yapandır, çok nankördür.

35- 36- 37- 38- 39- 40- 41- Bir zaman İbrahim: "Ey Efendim, sen bu yerleşim merkezini güvenli hale getir ve beni ve oğullarımı bizim o putlara kulluk etmemizden uzak tut. Ey Efendim, şüphesiz ki onlar o insanlardan birçoğunu saptırdılar. Bundan böyle kim beni izlerse, artık şüphesiz ki o bendendir. Ve kim bana baş kaldırırsa, artık şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, şefkati süreklisin. Ey Efendimiz, şüphesiz ki ben soyumdan bir kısmını ekinsiz bir vadide, senin o yasaklanmış evinin yanında dinginleştirdim. Ey Efendimiz, o kulluk görevini ayakta tutmaları için. Artık sen o bir kısım insanlardan onlara meyledecek gönüller oluştur ve onları o ürünlerden rızık ver ki onlar şükredeler. Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen bizim saklı tutmakta olduğumuz şeyleri ve ilan etmekte olduğumuz şeyleri bilirsin. Ve o yerde ve o gökte hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. O övgü Allah'adır O ki, (yaşça) bu büyüklüğüme rağmen bana İsmail'i ve İshak'ı bahşetti. Şüphesiz ki benim Efendim o çağrıyı kesinlikle işiticidir. Ey Efendim, sen beni o kulluk görevini ayakta tutan biri yap ve soyumdan da. Ey Efendimiz, ve sen çağrımı kabul et. Ey Efendimiz, sen o hesabın ayağa kalkacağı gün beni ve anne babamı ve o inananları bağışla" demişti.

42- Ve sen Allah'ı o haksızlık yapanların işlemekte olduğu şeylerden sakın sakın duyarsız olarak hesap etme. O, onları ancak ve ancak bir güne sonralamaktadır ki onda o gözler donup kalacaktır.

43- (O günde) onlar, boyunlarını uzatarak koşacaklar, bakışları kendilerine geri döndürülmez (gözlerini açıp kapayamazlar). Ve onların gönülleri ise kayıp gitmiştir.

44- 45- Ve sen o insanları kendilerine o azabın geleceği günle uyar. Öyle ki haksızlık yapmış olan kimseler: "Ey Efendimiz, sen bizi bir yakın süreye kadar sonrala da biz senin çağrını (olumlu) cevaplandıralım ve o elçileri izleyelim" diyecekler. (Onlara karşılık olarak): "Siz, önceden bir düşüşün kendiniz için olmayacağına dair kasem etmiş değil miydiniz? Ve sizler kendi benliklerine haksızlık yapmış olanların dinginlik yerlerinde dinginleşmiştiniz ve onlara (sizden önce) nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuş ve biz size o örnekleri de ortaya koymuştuk" (denilecektir).

46- Ve onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı, oysa onların kurdukları tuzaklar(ın bilgisi ve karşılığı) Allah'ın yanındaydı. Eğer ki onların kurdukları tuzakları ondan dolayı o dağları (yerinden) oynatacak olsa da.

47- O halde sen Allah'ı, kendisinin elçilerine olan (yardım) sözüne aykırı davranıcı sakın sakın hesap etme. Şüphesiz ki Allah mutlak üstündür, öç sahibidir.

48- O gün o yer, o yerin başkasıyla değiştirilecek ve gökler de (değiştirilir) ve onlar o tek, o ezici güç sahibi Allah'a (hesap için) belirmişlerdir.

49- 50- Ve sen o suç işleyenleri o gün o zincirlerle birbirlerine yaklaştırılmış olarak göreceksin. onların giysileri eritilmiş bakırdandır ve yüzlerini de o ateş kaplayacak.

51- Sonunda Allah (haksızlık yapan) her benliğe kazandığı şeyin karşılığını verecek. Şüphesiz ki Allah, o hesabın çok hızlı görenidir.

52- Bu, o insanlara bir ulaştırmadır ki onlar onunla uyarılsınlar ve O'nun ancak ve ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve o saf aklın sahipleri de iyice hatırlasınlar.


26 Ocak 2015 Pazartesi

Allah (c.c) den Ümit Kesmemenin İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar Üzerinden Örnekliği

Allah (c.c) , kendisinin her şeye güç yetiren olduğunu , kendisine dua edildiğinde ona icabet edeceğini , Kur'anın bir çok Ayetinde beyan etmiştir. Bu beyanını, sadece iddia boyutunda kalmayarak ispatlamıştır. Bu sebebten ötürü kullarına kendisinden hiç bir zaman ümit kesmemesini ve ona dua etmekten geri durmamasını öğütleyen Rabbimiz , ondan ümit kesmeyi ve ondan başkalarından istemeyi dalalet olarak haber vermiştir. 

Kur'an kıssalarının sadece yaşandığı zaman ve mekana hapsedilmeden bize dönük mesajlar olarak okunması gerektiğini , kıssalar ile ilgili yazılarımızda hatırlatmaktayız. Bizler için imkansız olarak düşündüğümüz bir şeyin Allah (c.c) içinde aynı şekilde imkansız olmadığının açık seçik gösterilmesi, kıssa yollu anlatımlar üzerinden yapılarak iddianın ispatı da yapılmıştır.

[042.028] Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
[039.053]  De ki: «Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.»

[002.186]  Eğer kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki; ben kendilerine yakınım, bana dua edenin duasını, dua edince, kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.

İbrahim ve Zekeriyya (a.s) ların ortak yönleri ikisininde ileri yaşa gelmelerine rağmen çocuk sahibi olamamış olmalarıdır. Onların bu durumları şöyle anlatılmaktadır. 

 
[037.100-1]  «Rabbim! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatli bir oğul ile müjdeledik.

İbrahim (a.s) ın Saffat s. Ayetlerinde bu şekilde dile getirdiği isteği , "İbrahim'in Misafirleri" nin anlatıldığı Hud , Hicr , Zariyat surelerinde gerçekleşme haberi şu şekilde verilmektedir. 

 [011.069] And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. «Selam sana» dediler, «Size de selam» dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
 [011.070]  Ona ellerini uzatmadıklarını görünce kendilerini yadırgadı ve içinde onlara karşı bir korku duydu. Onlar: «Korkma, zira biz Lut kavmine gönderildik!» dediler.
 [011.071]  Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, «Ona İshak'ı ardından Yakub'u müjdeleriz» dediler.
 [011.072]  «Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey» dedi.
 [011.073] Dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.

 [015.051]  Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
 
[015.052] Hani İbrahim'in yanına girip selâm verdiklerinde O «Biz sizden korkuyoruz» dedi.
 [015.053]  Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
 [015.054]  «Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?» deyince:
 [015.055]  Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
 [015.056]  Dedi ki: Sapıklardan başka Rabbının rahmetinden kim ümidini keser?

 [051.024]  İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
 [051.025]  Yanına girdikleri vakit: «Selam!» dediler. O da: «Selam! Görülmedik bir topluluk» dedi.
 [051.026] Gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi
 [051.027]  Onu, önlerine yaklaştırdı «Yemez misiniz?» dedi.
 [051.028]  Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
 [051.029]  Bunun üzerine zevcesi hayretle seslenerek döndü, yüzünü kapayarak: Kısır bir kocakarı, dedi.
 [051.030] Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.
 
İlerlemiş yaşına ve kısır karısına rağmen , Rabbinden ümit kesmeyen İbrahim (a.s) ın bu isteğinin karşılandığının haberi ,kendisi ve karısı tarafından insan olmaları nedeniyle şaşkınlık ile karşılanır. İbrahim (a.s) haberi aldığında zaman ilk şaşkınlığını " Sapıklardan başka Rabbının rahmetinden kim ümidini keser?" diyerek atar ve bu söz bizler içinde bir mesaj taşımaktadır. 

Zekeriyya (a.s) ın Rabbinden çocuk istediği şu şekilde dile getirilmektedir. 

[019.001]  Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
[019.002]  Bu, Rabbinin Zekeriyya kuluna olan rahmetini, bir anıştır.
[019.003] Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
[019.004] Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.
[019.005] Ben bu halimle, arkamdan yerime geçecek olan akrabalardan endişeliyim. Karımda kısır bulunuyor, onun için bana bir dost ver!
[019.006]  «Ki bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirascı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur.»
[019.007]  Allah: «Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik» buyurdu.
[019.008]  Zekeriya: «Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?» dedi.
[019.009] (Ona gelen melek:) «İşte böyle» dedi. «Rabbin dedi ki: -Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.»
[019.010]  Zekeriya «Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver» dedi. Allah: «Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır» buyurdu.

[003.037]  Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. «Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?» demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır» cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
[003.038]  Orada Zekeriya Rabbine dua etti: «Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin».

[021.089]  Zekeriya da: «Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın» diye nida etmişti.
[021.090] Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.

Ortak noktaları ileri yaşa gelmiş olmalarına rağmen çocuk sahibi olamamak olan İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar üzerinden , ümit kesmemenin ve dua etmenin Allah katındaki karşılığı canlı olarak gösterilmektedir. 

Bunlar anlatımlardan bizlere düşen hisse ne olmalıdır dersek şunları söylemek mümkündür; 

Kullar hayatlarının her hangi bir zamanında zor ve sıkıntılı durumlara düşebilirler , bu durumlar imtihan olgusu içinde değerlendirilmesi gerekmektedir , bu durumlarda yapılması gerekenlerin ne olması gerektiği, bizden öncekilerin içine düştükleri sıkıntılı durumlardan kurtulmak için takip ettikleri yol anlatılarak, bizlerin de o yolu takip etmesi öğütlenmektedir. 

İbrahim ve Zekeriyya (a.s) ların ileri yaşa gelmiş olmalarına rağmen çocuk sahibi olamamış olmaları onlar için bir sıkıntı kaynağıdır , onlar bu sıkıntıyı aşmak için yaşadıkları zaman şartları içinde yapılabilecek olan gerekli çalışmayı yapmış oldukları muhakkaktır. Onlar Allah (c.c) nin kuluna yardım etmesi için koymuş olduğu kuralı gayet iyi bilmektedirler. Kendi sıkıntıları olan çocuk sahibi olamamalarını aşmak için gerekli olan sebeblere tevessül etmiş olmalarına rağmen yine çocuk sahibi olamamışlardır. 

Allah (c.c) kuluna yardım etmeyi üzerine almış olduğunu ve bir çok Ayette bu vazifeyi nasıl yerine getirdiğini bize yaşanmış örnekleri ile anlatmaktadır. Allah (c.c) nin kuluna yardım sözünü yerine getirmesi için kulun öncelikle çalışıp gayret etme şartı vardır. Bu şartları yerine getirmeden hiç bir kula yardım sözü gerçekleşmez. 

  [002.214] Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: «Allah'ın yardımı ne zaman?» diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.

Allah (c.c) nin yardımı kulun yapması gerekenlerin tamamını yapıp artık daha yapacak bir şeyi kalmadıktan sonra gelir . İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar örneğinde bunu görmekteyiz. O yaşlarına kadar ellerinden geleni yapmalarına rağmen elleri boş kalmış ve artık yardımı hak etmişlerdir. Bu durumu sadece doğum olayı ile sınırlandırmamak gerekir , bizler içine düştüğümüz her türlü sıkıntılı durumdan kurtulmak için gerekli olan çalışmayı yaparak bu yardıma hak kazanabiliriz. 

İşleri kesat giden bir esnaf evinde oturarak dua ettiği takdirde işleri dahada bozulacaktır. İşleri kesat giden esnaf eğer erkenden işine gider işlerinin yolunda gitmesi için gereken ne ise onu yaptığı takdirde bir çeşit fiili dua yapmış olur ve sıkıntılarından kurtulma imkanına sahip olur. 

Allah (c.c) nin yardım sözü belli kurallara bağlıdır , buna "Sünnetullah" denilmekte ve bu kural ilk günden son güne kdar değişmemiş ve değişmeyecektir. Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumlardan kurtulmak için önce bu durumdan kurtulmanın çarelerini aramak ve bu çareleri sonuna kadar kullanmak zorundayız . 

Bunları yaparken her zaman ümitvar olmak zorundayız , çünkü arkamızda tek İlah ve yardımcı olarak kabul ettiğimiz bir Rabbimiz var. O bizlerin kendisinden başka yardımcısı olmadığına inandığımızı ve bu inancımızı yerine getirdiğimizi gördüğünde kendisini üzerine vazife aldığı yardımı yerine getirecektir , sözüne en sadık olan ondan başka kim vardır. 

 [030.047]  Andolsun ki, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım ise üzerimizde bir hak oldu.

Sonuç olarak; Bir çok Ayetinde bizlere kendisinden ümit kesmemeyi emreden ve dua ettiğimizde bize icabet edeceğini buyuran Rabbimiz , verdiği sözü yerine getirdiğine dair geçmişteki canlı örnekleri kıssalar ile bizlere anlatmaktadır. Allah (c.c) kullarına yardım etme sözünü yerine getirmek için bir takım kurallar koymuş ve bu kurallar yerine gelmeden bu sözünü yerine getirmemektedir. Kur'an kıssalarını bize dönük mesajlar olarak okuduğumuzda bir kıssa içinden belki onlarca konu başlığı çıkabilecek mesajlar çıkabilmektedir. İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar üzerinden verilen bu örnek , onların şahsında ümitvar olmanın ve dualara icabet eden Rabbimizin verdiği sözde nasıl durduğunun canlı örneklerini vererek bizlere aynı surumlara düştüğümüzde kime ve nasıl yönelmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır. 

                                  EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.

4 Ocak 2015 Pazar

Makamı İbrahim: Taş Kutsayıcılığının Müslümanlara Yansıması

Atamız İbrahim ve oğlu İsmail (a.s) ın  birlikte çalışarak temellerini yükselttikleri Mekke şehrinde bulunan ve insanlar için yapılan ilk Beyt olan (3.96) Kabe , arap cahiliyesinde şirk unsuru haline getirilmiş , Muhammed (a.s) 23 yıl süren mücadele sonunda orayı olması gereken haline yani Tevhidin sembolu haline getirmiştir.

İlerleyen zaman süreci içinde Kabe ve Hacc olması gereken boyutundan çıkarılmış içi boş ritüellerin tekrarlandığı, tevhidi şuur boyutunun akla dahi getirilmediği bir ibadetgah haline getirilmiştir. Semboller ile Allah (c.c) ye olan kulluğun ifade edildiği yer olan Kabe ve çevresi , araçların amaca dönüşmesi sürecinde oradaki taşların kutsandığı bir mekan haline dönüşmüştür. Kabenin duvarını ve kara taşı öpmek için, ezmek veya ezilmek pahasına gösterilen çabayı gördüğümüz zaman demek istediğimiz daha kolay anlaşılacaktır.

Bu yazımızda Kur'an da ifade edilen "Makamı İbrahim" den neyin kast edildiği üzerinde durmaya gayret ederek, kast edilen şeyin sadece bir taşı kutsamak olmadığını göstermeye çalışacağız.

" Makamı İbrahim" denilince akla ilk gelen , İbrahim (a.s) ın Kabeyi inşa ederken üzerine çıktığı ve üzerinde ayak izinin olduğu , Kabenin karşısında cam bir fanus içinde duran taş olduğudur. 

Fakat Kur'an bu terimi kullanırken, Beyt, Salat , Hacc , Tevhid , Şirk, Kıyam gibi anahtar kavramları kullanarak anlatmaktadır. Bu kavramların içlerinin boşaltılması ve aracın amaç haline dönüşmesi sonucu yapılan eylemler , sadece taş kutsayıcılığına dönüşmüş hala bu şekilde devam etmektedir. Yanlışların üzerinde durarak yazının hacmini büyültmek istemediğimiz için ,olması gerekenin üzerinde durmak istiyoruz. 

 [003.096]  Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke de, o, kutlu ve bütün insanlar  için hidayet olan  dir.
[003.097]  Orada apaçık nişâneler,  İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.

[002.125] Hani Evi (Kâ'beyi) insanlar için yaratılış gayelerini hatırlama  ve güvenlik yeri kıldık. «İbrahim'in makamını salat yeri edinin», İbrahim ve İsmail'e de, «Evi'mi tavaf edenler, oraya yönelenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin» diye ahid verdik.

Bakara s. 125. ayet içinde geçen "Mesabeten" kelimesininin meallerde "Sevab kazanma yeri" olarak çevrildiğini görmekteyiz. Biz bu kelimeyi "yaratılış gayelerini hatırlama yeri" olarak çevirmeyi daha uygun gördük , bu uygun görüşümüzün gerekçesi şu dur ; 

"Sevbün" kelimesi sözlükte , " Bir nesnenin önceden, üzere bulunduğu ilk durumuna ya da düşüncede amaçlanmış ve düzenlenmiş veya hazırlanmış olan durumuna geri dönmesi" anlamına gelmektedir. (Elmüfredat)

"Beyt in mesabe kılınması" demek , insanların fıtratlarında olan Allah (c.c) yi Rab ve tek İlah olarak bilmelerinin yer yüzünde hatırlatılma mekanı olması" anlamındadır. İbrahim (a.s) örnek bir Elçi olarak , yaratılış gayesini bilen o yönde hareket eden , yaratılış gayelerinin aksine hareket eden babasına ve kavmine karşı canını ortaya koyarak vermiş olduğu mücadele bizler için kıyamete kadar çıkış noktası olması açısından önemi büyüktür. "Sevab kazanma yeri" olarak çevrilmesini , Kur'anın tevhidi mantığından uzak yapılmış mealler olduğunu hatırlatalım.

Elbeyt yani Kabe de İbrahim'in makamı olduğunun hatırlatılması sadece orada olan bir taşın hatırlatılması mı yoksa, "Makam" kelimesinin hatırlattığı anlamın ,İbrahim (a.s) üzerinden örnekliğinin hatırlatılarak bizlerinde aynı şuur içinde olması mı hatırlatılmak istenmektedir?. 

Bunu anlamak için "Makam" ve "Musalli" kelimelerinin anlam içeriğini okumak gerekmektedir. 

[005.097]  Allah, Beyt-i Haram (olan) Kâbe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.

Maide s. 97. ayetinde Kabenin kıyam merkezi kılınmış olması ile , orada İbrahim (a.s) makamı olmasının ne anlama geldiği İbrahim (a.s) ın kıssası hatırlandığı takdirde anlaşılacaktır. 

İbrahim (a.s) kavminin şirkine karşı TEK BAŞINA karşı koyarak canı pahasına Tevhidi duruşun örnekliğini veren Elçilerden biri olması hasebiyle , kavminden kurtulduktan sonra Mekke bölgesine gelerek oğlu ile birlikte Beyt in temellerini yükseltmiştir. Hacc, onun bu duruşunun zihinlerde diri tutulmasına matuf bir ibadet olup , her Müslümanın onun bu örnekliğini anarak "HEPİMİZ İBRAHİMİZ" mesajını verdiği bir mekandır.  

Bu bağlamda Bakara s. 125. ayet içinde geçen , Salat , Tavaf , Ruku , Secde kelimelerinin anlamları gündeme gelecektir.

"Salat" kelimesi, genel anlamı ile kişinin yönelimini ifade eden bir kelime olup kişi kimi İlah olarak biliyorsa ona yaptığı tazim in adıdır. Kişinin yönelimi İlah olarak Tazim ettiği Allah (c.c) ye ise bunun adı TEVHİD  , kişinin yönelimi İlah olarak tazim ettiği başka kişi kurum v.s ler ise bunun adı ŞİRK tir. 

 "Tavaf" kelimesi, "Bir nesnenin etrafında yürümek" anlamında olup , buradan hareketle koruma amacıyla evinin etrafında dönüp dolaşan kimseye TAİFUN denmiştir. 

Müslümanların Kabe etrafında tavaf etmelerinin anlamı bu kelimenin anlam alanı bilindiğinde daha kolay ortaya çıkmaktadır. Müslümanlar Allah (c.c) nin Beyti nin etrafında dönerek , orayı yani Allah (c.c) Dinini koruyacaklarını deklere etmektedirler. Maaleseftir ki bu dönüş sadece şekilsel ifadesinde kalarak şuru boyutu geride bırakılmış sayıların tamamlanması etrafında içi boş bir dönüş haline gelmiştir.

"Ruku" ve "Secde" kelimeleri , kişinin acziyetini ifade etmesinin bir çeşit ifadesi olup , bu acziyeti hem hayatında Allah (c.c) nin Dinini hayatında pratize ederek i hemde belirli vakitler içinde topluca eda ettikleri Salatlarında ifade ederler. 

Yukarda verdiğimiz ayetleri yeniden toparlayacak olursak; 

"Beyt" kelimesinin , "İnsanın geceden ve onun tehlikelerinden sığındığı yer" anlamından hareketle, küfür karanlığından sığınılacak yer olarak Allahın Evi olarak ilk olarak Mekke de yapılan evin adı Kabe dir. Oraya sığınanın küfür karanlığından emin olacağını beyan eden Rabbimiz , küfre karşı can siperane bir kıyamda bulunan İbrahim (a.s) a orayı yeniden canlandırması emretmiş , o da oğlu ile orayı yeniden ihya etmiştir. 

Belli zamanda insanları oraya Hacca çağıran İbrahim (a.s) ın bu çağrısı kıyamete kadar baki olarak kalacak ve insanlar oraya Hacc için geleceklerdir. Oradaki sembollerden ve Kıyam yeri olarak belirlenen Kabe tavaf edilerek , Allah (c.c) nin dininin etrafından ayrılmayacaklarına dair olan sözler yeniden hatırlanır, İbrahim (a.s) örnekliği burada çok önemli bir konumda olup , onun Salat örneği yani canını hiçe sayarak şirke karşı tek başına olsa dahi karşı duruşu bizlerinde bu durumda olsak bile aynı mücadele içine olacağımızın Rabbimize karşı beyan etmemiz anlamındadır.

 Bütün bunlardan sonra görülüyor ki ; İbrahim as ın makamı demek, onun Kabeyi yeniden yükseltirken üzerine bastığı iddia edilen taş demek değildir. Bu ucuzcu bir yaklaşım olup, onun Tevhidi mücadelesinin hatırlanarak aynı yolda yürünmesine matuf olarak kişiye herhangi bir şuur vermemektedir. Aksine kişiyi taş kutsayıcılığı gibi bir duruma düşürmesi açısından tehlikeli bir durum olup şuur boyutundan uzaklaştıran bir obje olarak orada boşuna yer kaplamaktadır. 

HACC İBADETİNİN TARİHİ VE TURİSTİK BİR GEZİ OLMAKTAN ÇIKARILARAK ASLİ BOYUTUNA DÖNDÜRÜLME VAKTİ GELMEDİ Mİ?

Sonuç olarak ;Makamı İbrahim den salat yeri edinilmesi demek oradaki taşı karşısına alarak namaz kılmak eylemi olarak değil , İbrahim (a.s) ın örnekliğinin hatırlanması demektir. Şekilcilik hastalığının geldiği noktalardan birisi olarak gördüğümüz , Kabenin duvarlarına yapışmak , Hacerül Esved adındaki taşa ve Makamı İbrahim olarak bilinen taşa olan tazim eski hastalıkların nüksetmesinin bir yansımasıdır. Hacc ibadetinde asıl olanın tek İlah olan Allah (c.c) nin dışındakileri red ederek sadece ona kul olduğumuzun gösterilmesine yarayan bir takım araçların amaç haline getirilerek içinin boşaltılması sonucunda özellikle kendisini Kur'an Müslümanı olarak tarif eden bir takım kimseler tarafından Hacc ibadetinin tümden red edilmesi gibi bir düşünce içine girilmiştir. Müslümanların yaptıkları yanlışlar öne sürülerek doğru olanın red edilmesi mantığı daha yanlış bir yaklaşım olup , esas olan şeyin bunun doğrusunun anlaşılması üzerine çalışılması olmalıdır. Hacc ibadeti içindeki yapılan ritüeller anlam itibarı ile İbrahim (a.s) ın şirke karşı açmış olduğu Tevhid bayrağının kıyamete kadar dalgalandırılmasının ifadesi olup bu görevi ifa eden Müslümanlar yapmış oldukları ritüellerin ne ifade ettiğini bildikleri takdirde , önce Kabenin bulunduğu topraklardaki müstekdir tağuti Suud rejimine bayrak açarak onların zulümlerine isyan etmeleri , sonra geldikleri ülkelerin tağuti sistemleri İbrahim (a.s) misali isyan etmeleri gerekmektedir.
 

                            EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.