Bu kitap, teslim alınmaya çalışılarak okunacak bir kitap değil, teslim olunmaya çalışılarak okunacak bir kitaptır.
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Enam s. 91. Ayetindeki Bir Müşkil ve Farklı Kıraat Üzerinden Bir Çözümü
30 Nisan 2026 Perşembe
Enam s. 66. Ayetindeki Bihi Zamirinin Çevirileri Üzerinde Bir Değerlendirme
---- 65- Sen de ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azabı harekete geçirmeye veya bir taraftarlık giydirmeye ve sizin bir kısmınızın baskısını bir kısmınıza tattırmaya güç yetiricidir." Sen bak biz o delilleri nasıl evirip çeviriyoruz ki onlar kavrayalar.
---- 66- Ve senin topluluğun onu (azap haberini) yalanladı, oysa o (azap haberi) gerçektir. Sen de ki: "Ben sizin üzerinize bir üstlenici değilim."
---- 67-Her haberin bir karar zamanı vardır. Ve siz (bunu) ileride bileceksiniz.
Üç ayeti birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan durum şu dur; Allah c.c. başları dara düştüğü zaman inanıp, dardan çıktıklarında inkara devam edenlere onları her an için beklemedikleri yerden azaplandırmaya güç yetirdiğine dair bir tehditte bulunmakta, fakat Muhammed a.s ın topluluğu bunu yani gelebilecek azabı yalanlamaktadır.
Eğer bir kimse "Kardeşim herkes yanlış da bir sen mi doğrusun?" derse bu anlamı ilk defa ortaya atan biz değiliz, bu ayetin tefsiri ile alakalı olarak Keşşaf tefsirine bakabilirler. Orada da ilgili zamirin azap kelimesine döndüğü konusunda bir görüşü bulunmaktadır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
28 Nisan 2026 Salı
Enam s. 20 Ayeti: Kitap Verilenlerin Oğulları Gibi Tanıdıkları kimdir?
Kur'an'ın doğru anlaşılmasında ayetlerin öncesini ve sonrasını (siyak sibakı) dikkate alan bir okuma yapılmasının önemi herkes tarafından kabul gören bir yöntem olmasına rağmen, maalesef bu yöntem bazı ayet okumalarında göz ardı edilmektedir.
Sözü uzatmadan bu dediğimize örnek olarak verebileceğimiz bir ayet de Enam s. 20. ayetidir.
Ayetin Arapça metni ve çevirisi şu şekildedir:
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟
---- Bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanımakta oldukları gibi tanıyorlar. O kimseler ki benliklerini ziyana sokmuşlardır, artık onlar inanmazlar.
Bu ayetin çeşitli kimseler tarafından yapılan meallerine baktığımızda, çoğu meal yapıcısının kitap verilenlerin oğulları gibi tanımakta olduğunun elçi olduğu şeklinde bir anlam verdiğini görmekteyiz.
"Peki bu anlam sağlıklı bir anlam mıdır?" dersek, evet cevabını vermek maalesef zordur. Çünkü ayetin öncesi gözetilmemiş ve daha önceki mealler taklit edilerek anlamlandırılmaya çalışılmış olduğu görülmektedir. Ayette geçen Ebnaehum kelimesinin erkek çocuğu kastetmesinden yola çıkılarak ki aynı hata Bakara s. 146. ayetinin çevirilerinde de yapılmış ve bunu daha önce ele almaya çalışmıştık, hemen bunun Muhammed a.s. olduğu şeklinde bir anlam verilmiştir.
Bu ayette önemli nokta Ya'rifuhehu kelimesindeki Hu zamiridir. Meal yapanların hepsi zamirlerin bazı istisnai durumlar olsa da en yakın isme döndüğünü mutlaka bilmektedir, fakat bu kuralı bir çoğu es geçerek yoruma dahil olabilecek bir anlam vermeyi tercih etmişlerdir.
Eğer Muhammed veya Elçi şeklinde anlam veren meal yapıcıların hepsine "Ayette geçen hu zamirinin mercii hangi isimdir?" diye sorsanız istisnasız olarak hepsi "Bir önceki ayette geçen Kur'an'dır" diye cevap verecektir. Fakat bu anlamı meale neden yansıtmadıklarını merak konusudur.
Hasılı kelam; Enam s. 20 ayetinde geçen kitap verilenlerin oğulları gibi tanıdıkları Muhammed a.s. değil, bir önceki ayetteki Kur'an'dır. Kitap verilenler onu da Saff. s. 6. ayetinde beyan edildiği üzere önceden tanımaktadırlar, fakat bu ayette geçen tanıma onunla ilgili değil, ona vahyedilen Kur'an ile ilgilidir. Bunun böyle olduğu bağımsız ve ve dikkatli bir okumayapan herkesçe malumdur.
Ayetin çevirilerinde onu (Kur'an'ı) şeklinde açılan parantezlerin, ya da hiç parantez açmadan sadece metni çevirenlerin isabetli, (Muhammed'i) şeklinde açılan parantezlerin isabetsiz olduğunu söyleyebiliriz.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
24 Nisan 2026 Cuma
Maide s. 38. Ayetinin Bir Meali Örneğinde Kitabın Tahrifi
Herhangi bir eseri yabancı bir dilden kendi dilimize çevirirken uyulması gereken bazı etik kurallar olması gerektiği malumdur. Yazılan eseri hiçbir çevirmen "Ben bundan böyle anlıyorum veya böyle anlamak istiyorum" diyerek, çevirme hakkına sahip değildir. O dilin kendi dilimizdeki karşılıklarını ve gramer kaidelerini bilmek çeviri işini yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli husustur.
Bu durumu Kur'an ile ilişiklendirirsek şunları söyleyebiliriz.
Kur'an dilinin konuştuğumuz dil olmaması nedeniyle onun anlaşılma yolu mealler veya çeviriler ile olmaktadır. Kur'an meali veya çevirisi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, metnin izin vermediği bir anlamın meal içine parantez koymadan yansıtılmasıdır. Hiç kimse "Ben bundan bunu anladım veya ben böyle anlamak istiyorum" şeklinde bir yaklaşımla Kur'an'ı çevirmeye kalkamaz, kalkarsa ve çeviriye de metin izn vermezse bunun adı TAHRİF olur.
Son yıllarda ortaya çıkan "Anlam yorum" tarzı mealler dahi, metnin izin vermediği anlamlar yükleyerek "Ben bu ayeti böyle anladım" denilerek yazılma hakkına sahip değildir. Eğer metin ayetin yorumunu genişletmeye izin verirse buna sözümüz olmaz.
Sözü fazla uzatmadan ne demek istediğimizi Maide s. 38. ayetinin yapılmış bir mealine örnek vererek izah etmeye çalışacağız.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Bu ayetin metne uygun olarak yapılmış çevirisi şu şekildedir.
---- Ve o hırsızlık yapan erkeğin ve o hırsızlık yapan kadının kazandıklarına bir karşılık Allah'tan bir caydırıcılık olarak, hemen ikisinin ellerini kesin. Ve Allah, çok güçlüdür, en bilgedir.
Son yıllarda bazı değişik Kur'an anlayışları nedeniyle bu veya benzeri ayetlerin farklı biçimde yorumlandığı herkesin malumudur. Bu durumu bu ayet hakkında söyleyecek olursak ayetteki el kesme emrinin hakiki anlamda bir el kesme değil, mecazi anlamda bir el kesme olduğu iddia edilmektedir.
Şunun özellikle altını çizerek söylüyoruz ki; Kur'an ayetleri ile ilgili olarak konuşan bir kimsenin elbette ayetler üzerinde yorum ve söyleme hakkı bulunmaktadır. Yalnız bu konuşma hakkı, metnin doğru bir şekilde okuyup meallendirilmesinden sonra olmalıdır. Doğru bir meal üzerinden yapılan yorumlar doğru veya yanlış olabilir, ve kişinin kendisini bağlar.
Bizim burada ısrarla üzerinde durduğumuz ve itiraz ettiğimiz konu metni kişinin kendi istediği anlam doğrultusunda çevirmeye kalkmasıdır.
Bu duruma kur'anmeali.org sitesinde bulunan bir meal üzerinden örnek vermek istiyoruz. Meal yapan kişinin adını kişi merkezli bir eleştiri yapmıyor olmamız nedeniyle vermiyoruz. Biz burada zihniyete ve hataya dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.
---- Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık, ibretlik ceza olması için ellerini hırsızlıktan kesin. Allah güçlüdür, doğru karar verendir.
Dikkat edilirse bu meal "ellerini hırsızlıktan kesin" şeklindedir. Kanaatimizce meal sahibi kişi, hırsızlık cezasının hakiki anlamda bir el kesme olmadığı yönündeki ön yargısına istinaden böyle bir anlamı tercih etmiştir. Yani, "Kur'an'da hırsızlık cezası el kesme şeklinde olmamalıdır, o zaman ilgili ayetin anlamı da o şekilde verilmemelidir" şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir.
Peki böyle bir anlam metne uygun bir anlam mıdır?
Yine altını çizerek söylüyoruz ki; Amacımız el kesme cezasının mahiyetini tartışmak değildir. Bizim amacımız önce metnin doğru bir anlamının yapılıp yapılmadığının tesbitidir.
Meal yapıcısının ellerini hırsızlıktan kesin şeklinde yaptığı mealin Kur'an metindeki karşılığı fektau eydiyehuma şeklindedir. Dikkat edilirse mealde yer alan hırsızlıktan kelimesi metinde bulunmamaktadır. Metinde yer alan vessariku vessarikatu kelimelerinin karşılığı ise erkek hırsız ve kadın hırsız olarak mealde yer almaktadır.
Şimdi meal yapıcısına sorarız; Siz, metinde olmayan hırsızlıktan ilavesini herhangi bir parantez koyma ihtiyacı hissetmeden neden meale koydunuz?
Aynı sitede bulunan bir başka kişinin mealinde aynı meal, "ellerini (hırsızlıktan) kesin" şeklinde yapılmıştır. Bu mealin sahibi, hırısızlıktan kelimesinin karşılığının metinde olmadığını bilerek parantez açmış ve bu ilaveyi koymuş, fakat bahsettiğimiz meal sahibi ise, böyle yapma ihtiyacı hissetmeden metne direk ilave yapmıştır.
Anlamın meal yapıcısının verdiği şekilde olması için Kur'an metninin Fektau eydiyehuma minessirkati şeklinde olması gerekmektedir. Yani ilave ettiği hırsızlıktan kelimesinin karşılığı olan minnessirkati kelimesinin metinde olması gerekmektedir ki böyle bir kelime metinde yoktur.
Öyleyse meal yapıcısı neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duymuştur?
Meal yapıcısı önce, Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesme değildir veya olmamalıdır" şeklinde bir önyargı ile kitaba yaklaşmakta, sonra bu ön yargısını Kur'an'an'a söyletmek amacıyla bir kelime ilavesinde bulunmaktadır.
Burada bir başkası, "Acaba sizin "Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesmedir" şeklinde bir önyargınız var da bu kişi sizin önyargınıza göre meal yapmadığı için onu suçluyor olabilir misiniz?" derse cevabımız şu olur.
Hayır, kişiyi suçlama nedenimiz bu değildir. Bizim kitaba yaklaşımımız bir şey Kur'an'da vardır veya yoktur şeklinde değildir. Bizim yaklaşımımız önce metnin doğru bir çeviri üzerinden anlaşılması, sonra da ayetler hakkında yorum yapılması yönündedir. Bu yorumlara katılırız veya katılmayız o ayrı.
Bu kişi eğer metni ilavesiz çevirip, "Bizim bu konudaki görüşümüz el kesme cezasının mecazi olduğu yönündedir" demiş olsaydı, bu da kendi görüşü der, katılmasak ta onu suçlamazdık. Fakat kişi böyle yapmamış, metni tahrif ederek görüşünü Kur'an'a söyletmeye kalkmıştır.
Kur'an metni kendi içinde öyle bir anlam örgüsüne sahiptir ki, eğer bir kimse bu metin üzerinde bir tahrifata kalkışşsa bu kişi mutlaka bir yerde çelişkiye düşer ve kitap onun görüşünü yalanlar. Bu ayet mealinde de aynı şey söz konusudur.
Kişi, yaptığı mealde ayetin metninde bulunan nekalen minallahi ibaresinde bulunan minallahi ibaresini meale koymamış (olmayan kelimeyi koymak olan kelimeyi koymamak nasıl bir çeviri tekniği ise), nekalen kelimesine ibretlik ceza olması için anlamı vermiştir. Verdiği anlamda herhangi bir sıkıntı yoktur, fakat bu ibretlik cezanın ellerini hırsızlıktan kesmek anlamı ile nasıl uyuşabileceğini hiç düşünmemiştir.
Çünkü ibretlik ceza ile eli hırsızlıktan kesmek birbiri ile uygun bir karşılık değildir. İbretlik ceza caydırıcı sert bir tedbir, eli hırsızlıktan kesmek ise önleyici bir tedbirdir. Nekalen kelimesinin yerine "Önleyici bir tedbir olması için" şeklinde anlam verilebilecek bir kelime olsaydı, meal yapıcısı kişinin verdiği anlam kabul edilebilir bir anlam olurdu, fakat öyle bir kelime metinde yoktur.
Hasılı kelam; Kur'an, kimsenin keyfi olarak çevirebileceği veya yorumlayabileceği bir kitap değildir. Bu işi yapmanın metnin izin verdiği sınırlar ile yakından alakası vardır. Bu sınırı önceden aşan Yahudiler bizlere boşuna anlatılmamaktadır. Kimse bu kitabın ayetlerine "Ben yaptım oldu, ben dedim oldu" şeklinde bir yaklaşımla babasının kitabı muamelesi yapamaz.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
9 Nisan 2026 Perşembe
Al-i İmran s. 81. Ayetinin Anlatım üslubu Üzerinde Bir Değerlendirme
İnsanlar için doğru yol rehberi olan Kur'an, biz muhataplarına vermek istediği mesajlarını birçok edebi üslubu kullanarak vermektedir. Bu üsluplardan birisi de kıssa yollu anlatım üslubudur. Fakat kıssa yollu anlatım üslubunda o kıssanın yaşanıp yaşanmadığı yani temsili bir kıssa mı yoksa yaşanmış bir kıssa mı olup olmadığının tesbiti, mesajın doğru anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir.
Tabi ki biz bunu söylerken bazı kimselerde bir tereddüt oluşacak ve bizim kıssalar konusunda uçuk kaçık bir düşüncelere kapılmaya başladığımız düşünülebilecektir. Hayır, kıssalar konusunda ilk günden beri nasıl düşünüyorsak öyle düşünüyor, kıssaların vermek istediği mesajı okuyup anlamanın esas olması gerektiğini savunuyoruz.
Elbette Kur'an kıssaları içinde, birebir yaşanmışlar olduğu gibi, temsili olarak okunabilecek yani birebir yaşanmamış kıssalar olduğu da bir gerçektir. Bu ayrımı yapmak ilgili kıssanın doğru anlaşılmasının bir yoludur. Bununla beraber yaşanmış kıssaların daha çoğunlukta olduğunu da hatırlatmak isteriz. Biz bu düşüncemizi önce Araf s. 172. ve 173. ayetler üzerinden örnekleyerek izah etmeye gayret edersek, meramımızın yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacağını düşünmekteyiz. Çünkü yazımızın başlığındaki ayet ile aşağı yukarı aynı paralelde bir ayettir.
---- Araf s. 172-Ve o kalkışın günü siz: "Şüphesiz ki biz bundan duyarsız kalanlardık" dersiniz diye, bir zaman senin Efendin, Adem'in oğullarından onların sırtlarından soylarını almış ve onları kendi benliklerine tanık yaparak: "Ben sizin Efendiniz değil miyim?" (demişti). Onlar da: "Evet biz tanığız" demişlerdi.
---- Araf s. 173- Veya siz: "Bizim atalarımız önceden ortak koşmuşlar ve biz onlardan sonra gelen bir soy idik. O geçersizcilerin yaptığı nedeniyle bizi yok mu edeceksin?" dersiniz diye.
Şimdi bu ayeti düz bir okuyuşla okuduğumuz zaman ortaya çıkan tablo şu dur; Allah (c.c) bizler yaratılmadan evvel gelmiş gelecek bütün insanları bir araya toplamış ve aralarında yukarıdaki ayetlerdeki konuşmalar geçmiştir.
Acaba bu olay birebir yaşanmış mıdır?
Cevap= Hayır bu olay birebir yaşanmamıştır.
Soru= Öyleyse Allah (c.c.) bize yalan mı söylüyor?
Cevap= Hayır Allah c.c kullarına asla yalan söylemez.
Öyleyse bu olayı biz nasıl anlayacağız ki bazı kimseler bu olayın birebir yaşanmışlık durumunu istismar ederek: "Biz böyle bir söz verdiğimiz hatırlamıyoruz" şeklinde sözler sarfedilmektedir.
Biz bu kıssayı birebir yaşanıp yaşanmadığı üzerinde dönüp dolaşarak değil, bize dair ne gibi mesaj vermiş olabileceği yönünde bir anlama çalışması yaptığımızda, Allah c.c nin gelmiş gelecek bütün kullarının fıtratlarına Onu İlah ve Rab olarak bilmeyi yerleştirmiş olduğunu anlayabiliriz. Allah c.c. bu durumu bize böyle bir anlatım üslubu ile görselleştirerek anlatmaktadır. İnsanların fıtratlarında mevcut olan bu bilginin yerini zaman içinde farklı ilah ve rab tanımaları yani şirk koşmanın almış olduğu da malumdur.
Şimdi konumuz olan ayete geçebiliriz.
---- Al-i İmran s. 81- Ve bir zaman Allah o habercilerin yeminle bağlanmış sözünü almış: "Ant olsun ki ben size kitaptan ve bilgelikten verdim, sonra beraberinizdeki şeyi doğrulayıcı olan bir elçi size geldiğinde, kesinlikle ona inanacaksınız ve kesinlikle ona yardım edeceksiniz. Siz (bunları) kabullendiniz ve sizin üzerinize olan bu ağır görevimi sahiplendiniz mi?" demiş, onlar: "(Evet) biz kabullendik" demişler, O da: "Tanık olun ve ben de sizin beraberinizde o tanık olanlardanım" demişti.
---- Al-i İmran s. 82- Artık kim bundan sonra (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.
Bu ayette de Araf s. 172. de geçen olayın bir benzeri görülmektedir. Allah c.c. bu ayette bütün Nebileri bir araya toplamış ve onlarla yukarıda geçen konuşmayı yapmaktadır.
Soru= Şimdi bu olay birebir yaşanmış mıdır?
Cevap= Hayır birebir yaşanmamıştır.
Soru= Öyleyse bu ayeti biz nasıl anlayacağız?
Önce, Medine'de nazil olan surelerdeki Yahudi ve Hristiyanlar tarafından Muhammed a.s. karşı olan tavırlar ile ilgili ayetleri okuyacağız. Bu ayetlerdeki genel manzaranın Yahudi ve Hristiyanların sadece kendi elçilerine inandıkları son elçiye inanmakta ayak direttikleri ve elçiler arasında bir ayrım yaptıkları olduğu açıkça görülecektir.
Bu arka planı dikkate alarak ilgili ayeti okuduğumuzda, Allah c.c. nin gönderdiği bütün elçilerin bir bayrak yarışı içinde oldukları bir önceki elçinin elindeki bayrağı diğer elçiye devrettiği yani bütün elçilerin taşıdğı bayrağın aynı bayrak olduğu görülecektir.
Musa a.s. ın taşıdığı bayrak, arada geçen bir çok elçilerden sonra İsa a.s. a devredilmiş, onun taşıdığı bayrak ise son nebi resul Muhammed a.s. a devredilmiştir. Dolayısı ile Musa ve İsa a.s. a inandıklarını iddia edenlerin Muhammed a.s. a da inanmaları gerektiği hatırlatması bu ayette yapılmaktadır. Elçiler arası ayrım yapmanın ne kadar anlamsız olduğu bu ayette bizlere bir kıssa dahilinde anlatılmaktadır.
Bu kıssayı eğer ki adlandırmak gerekiyorsa buna Temsili Kıssa demek, daha uygun olacaktır. Eğer ki bu kıssayı birebir yaşanmıştır diyerek okumaya kalktığımızda, ortaya çıkacak soruların cevabı verilemeyecek, eğer verilmeye çalışılırsa bu cevapları başka sorular izleyecektir. Bu nedenle kıssayı mesaj çeriğini öne çıkararak okuyup anlamaya çalışmak daha sağlıklı sonuçlar çıkaracaktır. Temsili kıssaların birebir yaşanmadığı sadece ilgili konunun anlaşılabilmesinin bu anlatım üslubu ile seçilmiş olduğu bilinmelidir.
Temsili kıssaların birebir yaşanmamış kıssalar olduğunu söylemek, Allah c.c. yi yalancılıkla itham etmek anlamına gelmez.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
31 Mart 2026 Salı
Bakara s. 146. Ayeti: Kitap Verilenlerin Oğulları Gibi Tanıdıkları kimdir?
Yazının başlığındaki sorunun cevabı, bu ayetin bir çok çevirisinde (istisnalar hariç), Muhammed a.s. olarak verilmiştir. Bunun nedeni ayet içinde "Oğulları" kelimesinin geçmiş olması, bunun da bir insanı göstermesinden yola çıkılarak, tanınan şeyin bir insan yani elçi Muhammed a.s. olabileceği görüşünü pekiştirmiştir. Bu görüş yorumlardan bir yorum olarak düşünülebilir, fakat konuyu ilgili ayetlerin bütünlüğünde düşünmeye çalıştığımız zaman, bu yorumun pek isabetli olduğunu söylemek mümkün görülmemektedir.
Yazımızda يَعْرِفُونَهُ kelimesindeki hu zamirinin neye delalet edebileceği yönündeki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız. Malum olduğu üzere Arapça da zamir en yakın isme döner, bunun Kur'an'da istisnai durumları görülmesine rağmen genel kaide bu şekildedir. Bu kelimedeki hu zamirini elçiye döndürmeyi gerektirecek bir karinesi yoktur, fakat Mescidi Haram'a döndürülecek karineleri bulunmaktadır.
Önce Bakara s. 144. ayetine bir bakalım.
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
----Biz, senin yüzünü o göğe çevrilip durduğunu kesinlikle görüyoruz. Şimdi biz seni bir yöne yakınlaştıracağız ki sen ona hoşnut olacaksın. Artık sen yüzünü Mescidi Haram tarafına yakınlaştır. Ve siz nerede olursanız, artık yüzlerinizi onun tarafına yakınlaştırın. Ve şüphesiz ki o kitap verilmiş olan kimseler, bunun Efendilerinden bir gerçek olduğunu kesinlikle biliyorlar. Ve Allah onların işlemekte olduğu şeylerden duyarsız değildir.
Bu ayetteki anahtar kelime Mescidi Haram'dır. Devam eden cümle olan Fevellu vücuheküm şatrahu daki hu zamirinin mercii Mescidi Haram'dır. Devam eden "Ve şüphesiz ki o kitap verilmiş olan kimseler, bunun Efendilerinden bir gerçek olduğunu kesinlikle biliyorlar" cümlesi 146. ayeti anlamakta bize önemli bir ipucu vermektedir.
Şimdi gelelim 146. ayete.
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۜ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
----Bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanımakta oldukları gibi tanıyorlar. Ve şüphesiz ki onlardan bir bölük de gerçeği bilmekte oldukları halde kesinlikle gizliyorlar.
Eğer bu ayeti tek bir ayetmiş gibi okursak, Ebneehum kelimesinden çıkarılabilecek anlam Muhammed a.s. olabilir, fakat öyle değildir. 144. ayete baktığımızda Mescidi Haram kelimesi ve ona işaret eden bir hu zamiri bulunmakta ve Mescidi Haram'ın kıble olmasının kesin bir gerçek olduğunu bilen Kitap verilmiş kimselere dikkat çekilmektedir.
Bu noktaları dikkate alarak 146. ayeti okuduğumuzda karşımıza şu durum çıkmaktadır.
Kendilerine kitap verilmiş olan kimseler onu yani Mescidi Haramın kıble olduğunu çok iyi biliyorlar, fakat işlerine gelmediği için bunu gizliyorlar.
Ayette geçen Ya'rifune ebneehum ifadesi, bunun kitap ehli tarafından çok iyi bilindiğini ifade etmesi bakımından kullanılmış bir deyimdir. 144. ayette geçen Elhak kelimesinin 146. ayette yine geçmesi, kitap ehlinin oğulları gibi tanıdıkları şeyin Muhammed a.s. değil Mescid Haram ve onun kıble olması olduğu anlaşılmatadır.
Dolayısıyla Bakara s. 146. ayetinde kitap ehlinin tanıdıkları haber verilen şeyin Muhammed a.s. olduğu yönünde açılan parantezlerin isabetli olduğunu söylememiz güçtür. İsabetli olan görüşün 144. ayeti dikkate alarak yapılan bir okuma neticesinde ortaya çıkan, kitap ehlinin oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları şeyin Mescid Haram ve onun kıble olduğu gerçeğidir. Eğer ayete bir parantez açılacaksa, bunu (Elçi, Muhammed, Peygamber, Kur'an) olarak değil, (Mescidi Haram'ın kıble olduğunu) açmak daha isabetli olacaktır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.
16 Mart 2026 Pazartesi
NAS SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- 4- 5- 6- Sen de ki: "Ben, o işkillendirici sinsinin şerrinden -ki o, o insandan ve o cindendir insanların göğüslerini işkillendirir- o insanların Efendisine, o insanların hükümdarına, o insanların tanrısına sığınırım.
FELAK SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- 4- 5- Sen de ki: "Ben, yarattığı şeylerin şerrinden ve (karanlığı) çöktüğü zaman kararanın şerrinden ve o düğümlere üfleyen kadınların şerrinden ve kıskandığı zaman kıskananın şerrinden, (onu karanlıktan yarıp çıkaran) o sabahın Efendisine sığınırım.
İHLAS SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- 4- Sen de ki: "O, Allah'tır, tektir. Allah, her ihtiyacı gideren, kendisi ihtiyaçsız olandır. O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'na denk olmamıştır."
TEBBET SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ebu Leheb'in (kızıl alevin babası) iki eli kurusun, kurudu da.
2- Onun malı ve kazandığı şeyler, ondan bir ihtiyacı gidermedi.
3- 4- 5- O ve onun karısı da kendisinin gerdanında hurma lifinden bir iple o odunun taşıyıcısı olarak yakında kızıl alevin sahibi bir ateşe yaslanacak.
NASR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- Allah'ın yardımı ve o fetih geldiği ve sen o insanları bölük bölük Allah'ın yükümlülüğüne girmekte olduklarını gördüğün zaman, artık Efendini övgü ile tesbih et ve O'ndan bağışlama iste. Şüphesiz ki O, lütufla çokça dönücüdür.
KAFİRUN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- 4- 5- 6- Sen de ki: "Ey o gerçeği örtücüler! Ben kulluk etmiyorum, sizin kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Ve sizde kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk etmekte olduğum şeye. Ve ben kulluk edici değilim sizin kulluk ettiğiniz şeylere. Ve sizde kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk etmekte olduğum şeye. Sizin yükümlülüğünüz sizedir ve benim yükümlülüğüm de banadır."
KEVSER SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Şüphesiz ki biz sana o çokça hayır nimeti verdik.
2- O halde sen kulluk görevini Efendine karşı yerine getir ve boğazla*.
3- Şüphesiz ki sana kin besleyen var ya, o soyu kesik olanın ta kendisidir.
* Venhar kelimesine boğazla anlamı verme gerekçemiz, kelimenin kök anlamının deveyi boğazlamak anlamına gelmesindendir. Bugün dilimizde halen kullanılan intihar kelimesi de bu kökten gelmektedir. Bazı meallerde farklı bir karşılık verilmiş olmasına karşın bizim tercihimiz bu yöndedir. İbrahim a.s. sonrası zaman içinde bozulan inanç yapısı, kulluğun özü olan ve salat kelimesi ile ifade edilen bizim namaz olarak bildiğimiz kıyam- rüku- secde formalarının birleştiği ritüelin putlara hasrediliyor olması aynı zamanda kurban olarak bildiğimiz hayvan boğazlama ibadetinin de putlara hasrediliyor olması arkaplanını dikkate aldığımızda namazın ve kurbanın sadece Allah'a has kılınması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
15 Mart 2026 Pazar
MAUN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Sen o yükümlülüğü yalanlamakta olan kimseyi gördün mü?
2- İşte o, o yetimi itip kakmakta olan kimsedir.
3- Ve o, o iş göremezin doyumu üzerine bir teşvikte bulunmaz.
4- Vay o kulluk görevini yerine getir(diğini iddia ed)enlerin haline.
5- Onlar, kulluk görevlerinden yanılan kimselerdir.
6- Onlar, gösteriş yapmakta ve o en küçük bir yardımı bile alıkoymakta olan kimselerdir.
KUREYŞ SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Kureyş'i (birbirine) kaynaştırıcılığı için.
2- Onları o kış ve o yaz yolculuğunda (başkalarıyla) kaynaştırıcılığı için.
3- O halde onlar şu evin Efendisine kulluk etsinler.
4- O ki, onları açlıktan doyurdu ve onları kaygıdan güvene kavuşturdu.
FİL SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Sen görmedin mi senin Efendin o filin arkadaşlarını nasıl yaptı?
2- O, onların planlarını bir kayıp içinde bırakmadı mı?
3- Ve O, onların üzerine sürü sürü kuş gönderdi.
4 O (sürü sürü kuş), onlara pişirilmiş çamurdan taşlar atıyordu.
5- Böylece O, onları bir yenilmiş ekin sapı gibi yaptı.
HÜMEZE SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Vay her bir çekiştirip duran, kusur arayanın haline.
2- O ki malı topladı ve onu sayıp durdu.
3- O, kendisinin malının onu (bu yaşamda) sürekli kalıcı bırakacağını hesap ediyor.
4- Hayır o kesinlikle ve kesinlikle o hutameye fırlatılıp atılacaktır.
5- Ve o hutamenin ne olduğunu sana ne sezdirdi?
6- 7- (O), Allah'ın o tutuşturulmuş ateşidir ki o, o gönüllerin üzerine yükselir.
8- 9- Şüphesiz ki o, (ateşin kapıları) onların üzerine bir uzatılmış direkle kapatılmıştır.
ASR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o ikindi vaktine.*
2- Şüphesiz ki o insan, kesinlikle bir ziyan içindedir.
3- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş ve o gerçeği birbirine tembihlemiş ve o direnç göstermeyi birbirine tembihlemiş kimseler başka.
* Bu kelime ile ilgili olarak tefsirlerde farklı görüşler bulunmaktadır. Bizim ikindi vakti anlamını tercih etme nedenimiz, kelimenin kök anlamı olan sıkmak, sıkıştırmaktan yola çıkarak gündüz vaktinin sıkışması, dolayısı ile bunun ikindi vaktine tekabül etmesi bu anlamın da görüşler arasında bulunmasındandır. Allahu a'lem.
TEKASÜR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O karşılıklı çokluk yarışı sizi oyaladı.
2- Öyle ki siz o gömülme yerlerini bile ziyaret ettiniz (de ölülerinizi saydınız).
3- Hayır, siz ileride bileceksiniz.
4- Sonra yine hayır, siz ileride bileceksiniz.
5- Hayır, eğer siz o kesin bilgiyle bilseydiniz, (bu işlerle meşgul olmazdınız).
6- Ant olsun ki siz, o şiddetli ateşi göreceksiniz.
7- Sonra siz onu o kesin gözle, kesinlikle göreceksiniz.
8- Sonra siz o gün o gönençlerden kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.
KARİA SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O birden kapıyı çalan.
2- Nedir o birden kapıyı çalan?
3- Ve o birden kapıyı çalanın ne olduğunu sana ne sezdirdi?
4- O gün o insanlar saçılmış uçuşan canlılar gibi olur.
5- Ve o dağlar (hallaç tarafından) yayılmış renkli yün gibi olur.
6- 7- Şimdi, tartılanları ağır gelmiş olan kimseye gelince, artık o, bir hoşnut geçim içindedir.
8- 9- Ve tartılanları hafif gelmiş olan kimseye de gelince, artık onun annesi, bir haviyedir.
10- Ve onun ne olduğunu sana ne sezdirdi?
11- (O), bir kızgın ateştir.
14 Mart 2026 Cumartesi
ADİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o soluk soluğa koşan (at)lara.
2- Ardından o kıvılcım çıkararak ateş saçanlara.
3- Derken o sabah vakti baskın yapanlara.
4- Böylece onda (sabah vaktinde) tozu dumana katanlara.
5- Nihayet onda (sabah vaktinde düşman) bir topluluğun ortasına dalanlara.
6- Şüphesiz ki o insan kendisinin Efendisine karşı kesinlikle çok kadirbilmezdir.
7- Ve şüphesiz ki o, buna kesinlikle bir tanıktır.
8- Ve şüphesiz ki onun, o malın sevgisine (olan düşkünlüğü) kesinlikle çok şiddetlidir.
9- Peki o, o gömütlerin içinde olan şeyler deşildiği ve o göğüslerin içinde olan şeyler devşirildiği zamanı bilmez mi?
10- Şüphesiz ki kendilerinin Efendisi o gün onların (yaptıklarından) kesinlikle her şeyden haberdardır.
ZİLZAL SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O yer, kendisinin (şiddetli) sarsıntısıyla sarsıldığı zaman.
2- Ve o yer, kendisinin ağırlıklarını çıkardığı zaman.
3- Ve o insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman.
4- O gün o (yer) kendisinin haberlerini söyleyecektir.
5- Çünkü senin Efendin ona vahyetmiştir.
6- O gün o insanlar kendi işlerinin (karşılığının) gösterilmesi için ayrı ayrı olarak öne çıkacaktır.
7- Artık kim bir zerre ağırlığınca dahi hayır işlerse, o onu(n karşılığını) görecektir.
8- Ve kim bir zerre ağırlığınca dahi şer işlerse, o da onu(n karşılığını) görecektir.
BEYYİNE SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- O kitabın mensuplarından ve o ortak koşanlardan gerçeği örtmüş olan kimseler, kendilerine o apaçık belgeler olan temizlenmiş sayfaları, ki onda sağlam dosdoğru yazılar vardır, peşi sıra okumakta olan Allah'tan bir elçi gelene kadar çözülücü değildi.
4- O kitap verilmiş olan kimseler (apaçık belgeler gelene kadar) ayrışmadılar, kendilerine o apaçık belgelerin gelmesinden sonrası başka (o zaman ayrıştılar).
5- Oysa onlar, Allah'a o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyen meyledenler olarak kulluk etmek ve o kulluk görevini ayakta tutmak ve arınmayı yerine getirmekten başkasıyla buyurulmamışlardı. Ve bu, o sağlam dosdoğru (yazıların) yükümlülüğüdür.
6- Şüphesiz o kitabın mensuplarından ve o ortak koşanlardan gerçeği örtmüş olan kimseler, cehennemin ateşindedir ki onlar onda sürekli kalıcıdırlar. İşte onlar, o var edilenlerin en şerlisinin ta kendileridir.
7- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, işte onlar o var edilenlerin en hayırlısının ta kendileridir.
8- Onların kendilerinin Efendisinin yanındaki karşılıkları, Adn bahçeleridir ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar. Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlarda O'ndan hoşnut olmuşlardır. Bu (karşılık), kendisinin Efendisinden çekinmiş olan kimse içindir.
13 Mart 2026 Cuma
KADR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Şüphesiz ki biz onu (ilk olarak) o kadir gecesinde indirdik.
2- Ve o kadir gecesinin ne olduğunu sana ne sezdirdi?
3- O kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4- O melekler ve o esinti (Cibril) onda kendilerinin Efendisinin onayıyla inerler.
5- O (gece), o fecrin yükselmesine kadar bir esenliktir.
ALAK SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Sen, Efendinin adına oku (çağır), O ki yarattı.
2- O, o insanı bir embriyodan yarattı.
3- Sen oku (çağır) ve senin Efendin en cömerttir.
4- O ki, o kalemle öğretti.
5- O insana da bilmediği şeyi O öğretti.
6- 7- Hayır, şüphesiz ki o insan kendisini ihtiyaçsız olarak gördüğü için kesinlikle taşkınlık yapıyor.
8- Şüphesiz ki o dönüş, senin Efendinedir.
9- 10- Sen gördün mü, bir kul okuma (çağrı) görevini yerine getirdiği zaman vazgeçirmeye çalışan kimseyi?
11- 12- Sen gördün mü eğer o, o doğruya ileten üzerinde ise veya o korunma bilincini buyurmuşsa?
13- Sen gördün mü eğer o, yalanlamış ve (başka tarafa) yakınlaşmışsa?
14- O, Allah'ın (onu) görmekte olduğunu bilmedi mi?
15- Hayır, ant olsun ki eğer o vazgeçmediyse, biz kesinlikle o perçemi tutup sürükleyeceğiz.
16- Bir perçem ki, bir yalancı, bir kusurlu.
17- Şimdi o kendi sesinin ulaştığı (taraftarlarını) çağırsın.
18- Bizde yakında o zebanileri çağıracağız.
19- Hayır. Sen ona sakın itaat etme ve secde et ve yakınlaş.
TİN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o incir (yetişen bölgey)e ve o zeytin (yetişen bölgey)e.
2- Ve (Musa ile konuştuğum) Sina dağına.
3- Ve (senin olduğun) bu güvenilir yerleşim merkezine.
4- Ant olsun ki biz o insanı en iyi biçimde yarattık.
5- Sonra biz onu aşağılıkların en aşağısına geri döndürdük.
6- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. Kesinti yapılmamış bir ödül, artık onlar içindir.
7- O halde (ey o insan), o yükümlülüğü sana ne yalanlatıyor?
8- Allah, o karar vericilerin en doğru karar vericisi değil mi?
12 Mart 2026 Perşembe
İNŞİRAH SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Biz senin göğsünü genişletmedik mi?
2- Ve senden ağır yükünü indirmedik mi?
3- O ki senin sırtını çatırdatmıştı.
4- Ve senin hatırlanışını yükseltmedik mi?
5- Artık şüphesiz ki o zorluğun beraberinde bir kolaylık vardır.
6- Şüphesiz ki o zorluğun beraberinde bir kolaylık vardır.
7- O halde sen boş kaldığın zaman, (başka işe koyularak) hemen yorul.
8- Ve Efendine hemen ilgi duy.
DUHA SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o kuşluk vaktine.
2- Ve dinginleştiği zaman o geceye.
3- Senin Efendin seninle ilgiyi kesmedi ve (senden) soğumadı.
4- Ve o sonraki (yaşam) senin için bu şimdiki (yaşamdan) daha hayırlıdır.
5- Ve ileride Efendin sana sunacak, böylece sende hoşnut olacaksın.
6- O, seni yetim olarak bulup da sığındırmadı mı?
7- Ve seni şaşkın olarak bulup da doğruya iletmedi mi?
8-Ve seni yoksul olarak bulup da ihtiyaçsız kılmadı mı?
9- Şimdi o yetime gelince, sen sakın (onu) ezme.
10- Ve o talep ediciye (dilenciye) gelince, sakın (ona) sertçe çıkışma.
11- Ve senin Efendinin gönendirmesine gelince de, artık (ondan) durmaksızın söz et.
LEYL SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun (o güneşi) kapladığı zaman o geceye.
2- Ve (o güneşi) ortaya çıkardığı zaman o gündüze.
3- Ve o erkeği ve o dişiyi yaratmış olan kimseye.
4- Şüphesiz ki sizin çabalamanız kesinlikle ayrı ayrıdır.
5- 6- Şimdi, sunmuş ve korunmuş ve o en iyiyi doğrulamış olan kimseye gelince.
7- Biz ona yakında o kolay olanı kolaylaştıracağız.
8- 9- Ve cimrilik etmiş ve ihtiyaçsızlık göstermiş ve o en iyiyi yalanlamış kimseye de gelince.
10- Biz ona yakında o zor olanı kolaylaştıracağız.
11- O, (ateşe) düştüğü zaman, onun malı ondan bir ihtiyacı gidermiyor.
12- Şüphesiz ki o doğru yola iletmek, bizim üzerimizedir.
13- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşam) da ve bu şimdiki (yaşam) da bizimdir.
14- Artık ben sizi harlamakta olan bir ateşle uyardım.
15- Ona o en hayduttan başkası yaslanmaz.
16- O kimse ki yalanladı ve (başka tarafa) yakınlaştı.
17- Ve o en çok korunan ise yakında ondan uzak tutulacaktır.
18- O kimse ki kendi malını vererek arınır.
19- 20- Ve kendisinin Efendisinin o en yüce yüzünü arama dışında, onun yanında hiçbir kimsenin karşılığı verilecek bir gönendirmesi (borcu) olmaz.
20- Ve o ileride kesinlikle hoşnut olacaktır.
11 Mart 2026 Çarşamba
ŞEMS SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o güneşe ve onun aydınlığına.
2- Ve onu peşi sıra izlediği zaman o aya.
3-Ve onu ortaya çıkardığı zaman o gündüze.
4- Ve onu kapladığı zaman o geceye.
5- Ve o göğe ve onu yapılandırana.
6- Ve o yere ve onu yayıp döşeyene.
7- Ve benliğe ve onu denkleştirene.
8- Böylece onun sınır tanımaz taşkınlığını ve korunma bilincini (insanın) içine yerleştirene.
9- Onu arındırmış olan kimse, kesinlikle başarıya erişmiştir.
10- Onu toprağa gömmüş olan kimse de, kesinlikle perişan olmuştur.
11- Semud, kendi taşkınlığı nedeniyle yalanladı.
12- 13- Hani onun en haydutu harekete geçmişti de Allah'ın elçisi onlara: "(Aman dikkat) Allah'ın devesine ve onun suvarılma hakkına" demişti.
14- Buna rağmen onu yalanlamışlar ve onu (deveyi) ayaklarından kesmişlerdi. Bunun üzerine kendilerinin Efendisi peşlerine takılı suçları nedeniyle onların üzerini kapatıvermiş, böylece onu (Semud'u) dümdüz etmişti.
15- Ve O, onun (yok edilmesinin) sonucundan da kaygılanmaz.
BELED SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- Hayır, ben kasem ederim ki şu yerleşim merkezine ki sen de bu yerleşim merkezinde serbest (çe dolaşan bir kimse)sin.
3- Ve babaya ve doğmuş olan kimseye.
4- Ant olsun ki biz o insanı zorluklara göğüs gerebilecek durumda yarattık.
5- O, kendisine hiçbir kimsenin asla güç yetiremeyeceğini mi hesap ediyor?
6- O: "Ben, yığınla mal yok ettim" diyor.
7- O, kendisini hiçbir kimsenin görmediğini mi hesap ediyor?
8- Biz onu iki gözlü kılmadık mı?
9- Ve bir dilli ve iki dudaklı?
10- Ve biz onu o iki tepeye (dil ve iki dudakla annesinin memesini emmesine) iletmedik mi?
11- Buna rağmen o, o akabeye (zorlu yokuşa) göğüs geremedi.
12- Ve o akabenin (zorlu yokuşun) ne olduğunu sana ne sezdirdi?
13-14- 15- 16-17- (O), boynu bağlıyı (köleyi) çözmek veya kıtlığın sahibi bir günde yakınlığın sahibi (akraba) bir yetime veya toprağın sahibi (yerdeki topraktan başka bir şeyi olmayana) bir iş göremeze yedirmek, sonra inanmış ve o direnç göstermeyi birbirine tembihlemiş ve o şefkatli davranmayı birbirine tembihlemiş kimselerden olmaktır.
18- İşte onlar, o sağ tarafın arkadaşlarıdır.
19- Ve o kimseler ki bizim delillerimizi örttüler, onlar da o sol tarafın arkadaşlarıdır.
20- (Kapıları) kilitlenmiş bir ateş, onların üzerindedir.
10 Mart 2026 Salı
FECR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o fecre.
2- Ve on geceye.
3- Ve o çifte ve o teke.
4- Ve yürümekte olduğu zaman o geceye.
5- (Kötülüklere) taş koyan akıl sahibi için bunda bir kasem yok mudur?
6- Sen görmedin mi senin Efendin Ad'ı nasıl yaptı?
7- O direklerin sahibi İrem'e?
8- Öyle ki o yerleşim merkezleri içinde onun bir örneği yaratılmamıştı.
9- Ve semud'u, o kimseler ki o vadide o kayaları oymuşlardı.
10- Ve o kazıkların (piramitlerin) sahibi Firavun'a?
11- 12- O kimseler ki o yerleşim merkezlerinde taşkınlık yapmışlar, böylece onlarda o fesadı çoğaltmışlardı.
13- Bu yüzden senin Efendin onların üzerine azabın kamçısını boşaltıverdi.
14- Şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle o gözlem yerlerindedir.
15- Şimdi o insana gelince, onun Efendisi onu yoklayıp da ona cömertlik yaptığı ve onu gönendirdiği zaman, hemen o: "Benim Efendim bana cömertlik yaptı" der.
16- Ve bunun tersine de gelince, onu yoklayıp da bu sefer onun rızkını ona ölçü koyduğu zaman, hemen o: "Benim Efendim beni alçalttı" der.
17- Hayır doğrusu, siz o yetime cömertlik yapmazsınız.
18- Ve o iş göremezin yemeğine karşı bir teşvikte bulunmazsınız.
19- Ve o mirası yanlış olarak yemeyle yersiniz.
20- Ve o malı da bir doyumsuz sevgiyle seversiniz.
21- 22- 23- Hayır, o yer çarpıla çarpıla darmadağın edildiği ve senin Efendin ve o melek (topluluğu) sıra sıra geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün o insan hatırlayacak ve onun için o hatırlama(nın faydası) nasıl (olacak)?
24- O (insan): "Ah keşke (sonsuz) yaşamım için (iyi şeyleri) önceleseydim" der.
25- Artık o gün O'nun azabı gibi hiçbir kimse azaplandıramaz.
26- Ve O'nun bağlayışı gibi hiçbir kimse bağlayamaz.
27- 28- 29- 30- Ey (yaşamın imkanlarıyla) yatışmış o benlik, Efendine (sen O'ndan) hoşnut olan (O da senden) hoşnut olmuş olarak dön, böylece kullarımın arasına gir ve benim cennetime gir.
9 Mart 2026 Pazartesi
ĞAŞİYE SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Sana, o kaplayıcının sözü geldi mi?
2- Bazı yüzler ki o gün öne eğilendir.
3- İşleyendir, yorulandır.
4- Bir kızgın ateşe yaslanacaktır.
5- Son derece kaynak bir gözeden içirilecektir.
6- Onlar için (hayvanların bile yemediği) zehirli dikenden başka bir yiyecek yoktur.
7- Beslemez ve açlıktan ihtiyaçsız kılmaz.
8- Bazı yüzler ki o gün gönenendir.
9- Kendi çabasından dolayı hoşnut olandır.
10- Bir yüce bahçededir.
11- Onda amaçsız söz işitmez.
12- Bir akıcı göze ondadır.
13- 14- 15- 16- Yükseltilmiş koltuklar ve (önlerine) konulmuş bardaklar ve sıralanmış yastıklar ve serilmiş halılar ondadır.
17- Onlar o deveye bakmazlar mı nasıl yaratılmış?
18- Ve o göğe nasıl yükseltilmiş?
19- Ve o dağlara nasıl dikilmiş?
20- Ve o yere nasıl düzlenmiş?
21- O halde sen hatırlat, sen ancak ve ancak bir hatırlatıcısın.
22- Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.
23- (Başka tarafa) yakınlaşmış ve gerçeği örtmüş olan kimse başka.
24- Artık onu da Allah o en büyük azapla azaplandıracaktır.
25- Şüphesiz ki onların dönüşleri bizedir.
26- Sonra şüphesiz ki onların hesapları bizedir.
A'LA SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Sen, Efendinin en yüce adını tesbih et.
2- O ki, yarattı, ardından denkleştirdi.
3- Ve O ki, ölçülendirdi ve yol gösterdi.
4- Ve O ki, o otlağı çıkardı.
5- Ardından onu bir ot süprüntüsü haline getirdi.
6- Biz seni okutacağız, böylece sen de unutmayacaksın.
7- Allah'ın dilediği şey başka. Şüphesiz ki O, o açığa vurulanı da ve saklı tutulmakta olan şeyi de bilir.
8- Ve biz sana o kolay olanı kolaylaştıracağız.
9- Eğer ki o hatırlatma fayda verecekse, o halde sen de hatırlat.
10- Çekinmekte olan kimse, (onu) hatırlayacaktır.
11- O en haydut kimse ise, ondan uzak duracaktır.
12- O ki o en büyük ateşe yaslanacaktır.
13- Sonra o, onda ölmez de yaşamaz da.
14- 15- (Benliğini) arındırmış ve kendisinin Efendisinin adını hatırlamış da kulluk görevini yerine getirmiş olan kimse, kesinlikle başarıya erişmiştir.
16- Doğrusu, siz bu şimdiki yaşamı tercih ediyorsunuz.
17- Ve o sonraki (yaşam) ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
18- 19- Şüphesiz ki bu (hatırlatmalar), o önceki sahifelerde, İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.
8 Mart 2026 Pazar
TARIK SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o göğe ve o tarığa.
2- O tarığın ne olduğunu sana ne sezdirdi?
3- (O), bir parlak yıldızdır.
4- Bir benlik yoktur ki, onun üzerinde (yaptıklarını kaydeden) bir koruyucu olmasın.
5- O halde o insan neden (hangi maddeden) yaratıldı bir baksın.
6- O, bir hızla atılan sudan yaratıldı.
7- O, (erkeğin) omurgası ve (kadının) kaburga kemikleri arasından çıkar.
8- Şüphesiz ki O, onu (öldükten sonra yeniden) döndürmeye kesinlikle güç yetiricidir.
9- O gün o gizlilikler yoklanır.
10- Artık hiçbir kuvvet ve hiçbir yardımcı onun için yoktur.
11- Ant olsun dönüşün sahibi o göğe.
12- Ve çatlağın sahibi o yere.
13- Şüphesiz ki o, bir ayırıcı sözdür.
14- Ve o, şaka değildir.
15- Şüphesiz ki onlar bir plan kuruyorlar.
16- Ve ben de bir plan kuruyorum.
17- O halde sen o gerçeği örtücülere mühlet ver, onlara bir nezaketle mühlet ver.
BURUC SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun o kalelerin sahibi o göğe.
2- Ve o söz verilen güne.
3- Ve tanıklık edene ve tanıklık edilene.
4- 5- Kahroldu tutuşturuculuğun sahibi ateş(i yakan) o çukurun arkadaşları.
6- Hani onlar onun üzerine* oturmuşlardı.
*Alâ harfi cerrinin kullanılması, çukurun etrafındakilerin üstte, ateşin ise altta kalmasından dolayıdır.
7- Ve onlar o inananlara yapmakta oldukları şeyin üzerine tanıklık edenlerdi.
8- 9- Ve onlar, o en güçlü, o övgüye layık Allah'a - ki, o göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur-inanıyor olmalarından başka (bir nedenle) onlardan öç almıyorlardı. Ve Allah her bir şeyin üzerine bir tanıktır.
10- Şüphesiz o kimseler ki o inanan erkekleri ve o inanan kadınları (ateşte) ayarttılar, sonra da (pişman olup) itaate dönmediler, cehennem azabı artık onlar içindir ve o yakıp mahvedicinin azabı, onlar içindir.
11- Şüphesiz o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler, bahçeler onlar içindir ki onların altından o nehirler akar. Bu, o büyük başarıdır.
12- Şüphesiz ki senin Efendinin yakalaması, kesinlikle çok çetindir.
13- Şüphesiz ki O, (yaratmaya) başlayanın ve (yaratmayı tekrar) geri döndürecek olanın ta kendisidir.
14- 15- 16- Ve O, çok bağışlayıcıdır (kullarını) gönülden arzu edendir, o şanı yüce tahtın sahibidir, neyi istersee kesinlikle yapandır.
17- 18- Ve o askerlerin, Firavun'un ve Semud'un (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?
19- Doğrusu o gerçeği örtmüş olan kimseler bir yalanlama içindedir.
20- Ve Allah ise onları ötelerinden kuşatıcıdır.
21- 22- Doğrusu o, bir korunmuş levhada şanı yüce bir okumadır.
7 Mart 2026 Cumartesi
İNŞİKAK SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- O gök yarıldığı ve kendisinin Efendisini dinlediği zaman ki (ona) yakıştırılmıştır.
3- 4- 5- Ve o yer uzatıldığı ve kendisinin içinde olan şeyler boşaltıldığı zaman ki (ona) yakıştırılmıştır.
6- Ey o insan şüphesiz ki sen, Efendine doğru didindikçe didinensin, sonunda O'na karşılaşansın.
7- 8- 9- Şimdi, kendisinin kitabı sağ eline verilmiş olan kimseye gelince, artık o, ileride bir kolay hesapla hesaba çekilecek ve kendi mensuplarına mutlu olarak çevrilecek.
10- 11- 12- Şimdi de, kendisinin kitabı sırtının ötesinden verilmiş olan kimseye gelince, artık o da, ileride yok oluşu çağıracak ve çılgın ateşe yaslanacak.
13- Şüphesiz ki o, kendi mensuplarının içinde mutlu halde idi.
14- Şüphesiz ki o, (öldükten sonra yeniden) dönüşüm geçirmeyeceği kanısına varmıştı.
15- Hayır, şüphesiz ki onun Efendisi onu görücü idi.
16- 17- 18- Artık hayır, ben kasem ederim ki akşamın alaca karanlığına ve o geceye ve derleyip topladığı şeylere ve toplandığı zaman o aya.
19- Siz, aşamadan aşamaya bineceksiniz.
20- Onlara ne oluyor ki halâ inanmazlar.
21- Ve o okunan (Kur'an) okunduğu zaman secde etmezler.
22- Aksine, gerçeği örtmüş olan kimseler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.
23- Ve Allah onların içlerinde biriktirmekte oldukları şeyleri en iyi bilendir.
24- Öyleyse sen onları bir acı verici azapla müjdeler.
25- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olanlar başka. Kesinti yapılmamış bir ödül, onlar içindir.
6 Mart 2026 Cuma
MUTAFFİFİN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Vay o ölçüyü ve tartıyı eksik yapanların haline.
2- O kimseler ki o insanlardan (kendileri için) ölçtürdükleri zaman, tastamam yaparlar.
3- Ve onlara ölçtükleri veya tarttıkları zaman ise, ziyan ettirirler.
4- 5- Onlar, bir büyük gün için (yeniden) harekete geçirilmişler olacakları kanısına varmıyorlar mı?
6- O gün o insanlar o tüm insanların Efendisi için kalkar.
7- Hayır, şüphesiz ki o sınır tanımayanların kitabı, Siccin'dedir.
8- Ve Siccin'in ne olduğunu sana ne sezdirdi?
9- (O), bir rakamlanmış kitaptır.
10- O gün vay o yalanlayanların haline.
11- O kimseler ki o yükümlülüğün gününü yalanlıyorlar.
12- Ve onu her aşırı giden günahkardan başkası yalanlamıyor.
13- Bizim delillerimiz ona peşi sıra okunduğu zaman o: "(Bu), o ilklerin söylenceleridir" der.
14- Hayır, doğrusu onların kazanmakta oldukları şeyler, onların kalplerini paslandırmıştır.
15- Hayır, şüphesiz onlar o gün kendilerinin Efendisin(in nimetlerin)den kesinlikle engellenmişlerdir.
16- Sonra, şüphesiz ki onlar kesinlikle o şiddetli ateşe yaslananlardır.
17- Sonra onlara: "Bu, sizin onu yalanmakta olduğunuz şeydir" denilecek.
18- Hayır, şüphesiz ki o yüce gönüllülerin kitabı, İlliyyin'dedir.
19- Ve İlliyyin'in ne olduğunu sana ne sezdirdi?
20- (O), bir rakamlanmış kitaptır.
21- Ona, o yakınlaştırılmışlar tanıklık edecek.
22- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, kesinlikle bir gönenç içindedir.
23- Onlar, o süslü koltuklar üzerinde (etrafa) bakacaklar.
24- Sen onları yüzlerindeki o gönencin parıltısından tanıyacaksın.
25- 26- Onlar, bir mühürlenmiş katışıksız şaraptan içirilecekler ki onun mührü misktir. Nefes nefese kalarak yarışanlar bunda yarışsın.
27- Ve onun karışımı tesnim'dendir.
28- Bir gözedir ki onu o yakınlaştırılmışlar içecek.
29- Şüphesiz ki o suç işleyen kimseler, inanmış olan kimselerden bir kısmına gülerlerdi.
30- Ve onlara rast geldikleri zaman, kaş göz işareti yaparlardı.
31- Ve kendi mensuplarına çevrildikleri zaman, meyveyle keyiflenenler olarak çevrilirlerdi.
32- Ve onları gördükleri zaman: "Şüphesiz ki şunlar kesinlikle sapkınlardır" derlerdi.
33- Oysa ki kendileri onların üzerine koruyucular olarak gönderilmemişlerdi.
34- 35- Artık bugün de inanmış olan kimseler o azılı gerçeği örtücülerden bir kısmına o süslü koltuklar üzerinden bakarak gülecekler.
36- O azılı gerçeği örtücüler yapmakta oldukları şeylerin (onlara geri) dönüşümünü gördüler mi?
İNFİTAR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O gök yarıldığı zaman.
2- Ve o parlayan cisimler saçıldığı zaman.
3- Ve o su kütleleri fışkırtıldığı zaman.
4- Ve o gömütler deşildiği zaman.
5- (Artık her) bir benlik öncelediği ve sonraladığı şeyleri bilmiştir.
6- Ey o insan, seni o cömert Efendine karşı seni ne aldattı?
7- O ki seni yarattı da seni denkleştirdi, seni(n azalarını) dengeli yaptı.
8- Hangi bir şekilde dilemişse seni(n azalarını) birleştirdi.
9- Hayır, siz o yükümlülüğü yalanlıyorsunuz.
10- 11- Ve şüphesiz ki (yaptıklarınızı kaydeden) kesinlikle koruyucu değerli yazıcılar, sizin üzerinizdedir.
12- Onlar, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilirler.
13- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, kesinlikle bir gönenç içindedir.
14- Şüphesiz ki o sınır tanımayanlar, kesinlikle bir şiddetli ateş içindedir.
15- Onlar, o yükümlülüğün gününde ona yaslanacaklardır.
16- Ve onlar, ondan algılanamayananlar da olmayacaklardır (sürekli kalacaklardır).
17- Ve o yükümlülüğün gününün ne olduğunu sana ne sezdirdi?
18- Ve sonra yine o yükümlülüğün gününün ne olduğunu sana ne sezdirdi?
19- O gün bir benlik, bir benliğe hiçbir şeye hükümran olamaz. Ve o buyruk o gün, Allah'ındır.
5 Mart 2026 Perşembe
TEKVİR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O güneş sarıl(ıp ışığı kalma)dığı zaman.
2- Ve o yıldızlar darmadağın olduğu zaman.
3- Ve o dağlar yürütüldüğü zaman.
4- Ve o on aylık gebe develer sahipsiz bırakıldığı zaman.
5- Ve o vahşi hayvanlar sürülüp (bir araya) toplandığı zaman.
6- Ve o su kütleleri kaynatıldığı zaman.
7- Ve o benlikler eşleştirildiği zaman.
8- 9- Ve o (diri diri) gömülmüş kız çocuğuna, hangi peşine takılı suçundan dolayı öldürüldüğü (hakkında bilgi) talep edildiği zaman.
10- Ve o sahifeler yayıldığı zaman.
11- Ve o gök sıyrıldığı zaman.
12- Ve o alevli ateş çıldırtıldığı zaman.
13- Ve o bahçe yakınlaştırıldığı zaman.
14- (Artık her) bir benlik neye hazırlandığını bilmiştir.
15- 16- Artık hayır, ben yemin ederim ki o (gündüzleyin) sinenlere, o (geceleyin) yuvalarına akıp gidenlere.
17- Ve kararmaya başladığı zaman o geceye.
18- Ve canlandırıldığı zaman o sabaha.
19- 20- 21- Şüphesiz ki o, o tahtın sahibinin yanında kuvvetin sahibi, mevkisi olan, itaat edilmiş, aynı zamanda güvenilen, bir değerli elçinin sözüdür.
22- Ve sizin arkadaşınız cinlenmiş değildir.
23- Ve ant olsun ki o, onu o apaçık ufukta gördü.
24- Ve o (arkadaşınız), o algılanamayana(n bilgileri aktarmakta size) karşı kıskanç cimri* değildir.
*Kıskanç cimri olarak çevirdiğimiz "Bidaninin" kelimesi, bazı kıratlarda "Zaninin" olarak okunmuştur. Bazı çevirilerde gördüğümüz "Töhmet altında tutulamaz, Suçlanamaz" şeklindeki çeviriler, bu kıraatın tercih edilmesi sonucudur.
25- Ve o, taşlanan şeytanın sözü de değildir.
26- Artık siz nereye gidiyorsunuz?
27- 28- Ve o, sizden dosdoğru yolu dilemiş olan kimseye o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.
29- Ve o tüm insanların Efendisi Allah dilemedikçe siz dilemiyorsunuz.*
*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilir" demektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir. Çünkü muzari fiilin başına gelen "Ma" edatı şimdiki zaman anlamı verir. Çevirmenler fiilin başında sanki "La" edatı yani varmış gibi yani gelecek zaman anlamı vermişlerdir.
4 Mart 2026 Çarşamba
ABESE SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- O, kendisine o kör geldi diye surat astı ve (başka tarafa) yakınlaştı.
3- 4- Ve seni ne sezdiriyor ki belki o arınacak veya hatırlayacak da o hatırlama ona fayda verecek.
5- 6- O ihtiyaç hissetmeyene gelince, ama sen ona yankılatmaya (çağrından karşı cevap almaya) çalışıyorsun.
7- Ve senin üzerinde değil onun arınmazlığı(nın sorumluğu).
8- 9- 10- Ve sana (Allah'tan) çekinerek koşup o gelen kimseye gelince, ama sen ondan (geri durup) oyalanıyorsun.
11- Hayır, şüphesiz ki o bir hatırlatmadır.
12- Artık kim dilerse onu hatırlar.
13-14- 15- 16- (O), değerli, yüce gönüllü elçilerin elleriyle (yazılmış) değer verilmiş, yükseltilmiş, temizlenmiş sahifelerdedir.
17- Kahrolası o insan! O ne de nankördür.
18- O, onu hangi şeyden yarattı?
19- Bir döllenmiş hücreden. O, onu yarattı da onu(n yaratılma aşmasını) ölçülendirdi.
20- Sonra o (seçebileceği iki) yolu ona kolaylaştırdı.
21- Sonra onu öldürdü de onu gömdürdü.
22- Sonra dilediği zaman onu (kabirden çıkarıp) yaydı.
23- Hayır o, ona buyurduğu şeyi henüz yerine getirmedi.
24- Şimdi, o insan kendisinin yiyeceğine baksın.
25- Şüphesiz ki biz o suyu boşalttıkça boşalttık.
26- Sonra o yeri yardıkça yardık.
27- 28- 29- 30- 31- 32- Böylece onda sizin için ve gönenç sağlayan hayvanlarınız için bir yarar olarak, dane ve üzüm ve yonca ve zeytin ve hurma ve koca ağaçlı alımlı bahçeler ve meyve ve otlak bitirdik.
33- Artık o kulakları sağır eden gümbürtü geldiği zaman...
34- 35- 36- O gün o kişi kendi kardeşinden ve kendi annesinden ve kendi babasından ve kendi (hayat) arkadaşından ve kendi oğullarından kaçacak.
37- Onlardan her bir kişinin o gün bir kendisini ihtiyaçsız kılacak bir durumu vardır.
38- 39- Bazı yüzler ki o gün ağarandır, gülendir, müjdelenendir.
40- 41- 42- Ve bazı yüzler ki o gün toz toprak onların üzerindedir, onları bir karalık basacaktır. İşte onlar o gerçeği örtenlerin sınır tanımayanların ta kendileridir.
3 Mart 2026 Salı
NAZİAT SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun (inkarcıların canlarını) o şiddetle çekip alanlara.
2- Ve (inananların canlarını) o acı vermeden çıkaranlara.
3- Ve (buyuruldukları işlere) o yüzdükçe yüzenlere.
4- Derken o öne geçtikçe geçenlere.
5- Derken o işi düzenledikçe düzenleyenlere.
6- O gün o sarsıcı (deprem) sarsacaktır.
7- Onu o artçı izleyecektir.
8- Kalpler, o gün hızlı çarpandır.
9- Onların (kalplerin sahiplerinin) gözleri öne eğilendir.
10- 11- 12- Onlar: "Biz çürümüş topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi o çukurda kesinlikle geri döndürülmüşler (olacağ)iz?" derler, (onlara "Evet" denilince de onlar): "Bu, o takdirde ziyan ettirici bir tekrardır" demişlerdi.
13- 14- Oysa o, ancak ve ancak bir tek sert ikazdır. Birden onlar o uyananlardır.
15- Musa'nın (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?
16- 17- 18- 19- Bir zaman Efendisi ona o kutsanmış vadi Tuva'da: "Sen, Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı. (Ona) 'Senin (benliğini) arındırmana var mısın? Ben seni Efendine ileteyim ki sen de (O'ndan) çekinesin' de" diye seslenmişti.
20- Böylece o, ona en büyük delili göstermişti.
21- Bunun üzerine o, yalanlamış ve baş kaldırmıştı.
22- Sonra koşarak dönüp gitmişti.
23- 24- Hemen (avanesini) toplamıştı da onlara seslenmiş: "Ben sizin en yüce efendinizim" demişti.
25- Bunun üzerine Allah onu o sonraki (yaşamın) ve bu ilk (yaşamın) ibretlik karşılığıyla tutuvermişti.
26- Şüphesiz ki bunda çekinmekte olan kimse için, kesinlikle bir ders vardır.
27- Siz mi yaratılış bakımından daha çetin yoksa o gök mü? O, onu yapılandırmıştır.
28- O, onun tavanını yükseltmiştir de onu denkleştirmiştir.
29- Ve O, onun gecesini karartmış ve onun aydınlığını çıkarmıştır.
30- 31- Ve o yer, O bundan sonra onu yuvarlattı, ondan onun suyunu ve otlağını çıkarmıştır.
32- 33- Ve o dağlar, O onları size ve gönenç sağlayan hayvanlarınıza bir yarar için sabitlemiştir.
34- Artık o en büyük felaket geldiği zaman.
35- O gün o insan neye koştuğunu hatırlayacaktır.
36- Ve o şiddetli ateş görmekte olan kimse için belirginleştirilmiştir.
37- 38- 39- Şimdi, taşkınlık etmiş ve bu şimdiki yaşamı tercih etmiş olan kimseye gelince, artık şüphesiz ki o şiddetli ateş, o sığınacak yerin ta kendisidir.
40- 41- Ve kendisinin Efendisinin mevkiinden kaygılanmış ve o benliği keyfi eğilimden vazgeçirmiş olan kimseye de gelince, artık şüphesiz ki o bahçe, o sığınacak yerin ta kendisidir.
42- Onlar sana o andan: "Onun sabitleşmesi (gerçekleşmesi) ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.
43- Sende onun (vaktini) hatırlatmasından (yana bilgi) nerede?
44- Onun son varış yeri, senin Efendinedir.
45- Sen ancak ve ancak ondan çekinmekte olan kimseye bir uyarıcısın.
46- Onlar onu görecekleri gün (kabirlerde) bir akşam veya onun bir kuşluk vakti kadar kalmamışlar gibidir.
NEBE SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Onlar neden (bilgi) talep ediyorlar?
2- O büyük haberden (bilgi talep ediyorlar).
3- Ki onlar, onda aykırı düşenlerdir.
4- Hayır, onlar yakında bilecekler.
5- Sonra yine hayır, onlar yakında bilecekler.
6- Biz o yeri bir döşek yapmadık mı?
7- Ve o dağları da bir kazık (yapmadık mı?)
8- Ve sizi de eşler halinde yaratmadık mı?
9- Ve uykunuzu da bir dinlenme yapmadık mı?
10- Ve o geceyi de bir elbise (örtü) yapmadık mı?
11- Ve o gündüzü de bir geçim imkanı yapmadık mı?
12- Ve sizin üstünüzde de yedi çetin (gök) yapılandırmadık mı?
13- Ve (onda) ışıl ışıl parlayan bir lamba yapmadık mı?
14- 15- 16- Ve o sıkılan (bulut) lardan da şarıl şarıl bir suyu ki onunla dane ve bitki ve birbiriyle sarmaş dolaş halde bahçeler çıkarmamız için indirmedik mi?
17- Şüphesiz ki o ayırmanın günü bir belirlenmiş vakit olmuştur.
18- O gün o boruya üflenir de siz bölük bölük olarak gelirsiniz.
19- Ve o gök açılmış da kapı kapı olmuştur.
20- Ve o dağlar yürütülmüş de akıp giden olmuştur.
21- 22- 23- Şüphesiz ki cehennem, o taşkınlık yapanlara onda uzun zamanlar kalıcılar olacakları dönülecek yer olarak bir gözlem yeri olmuştur.
24- 25- 26- Onlar, onda (yaptıklarına) bir uygun karşılık olarak bir serinlik ve kaynar su ve irin dışında bir içecek tatmayacaklar.
27- Şüphesiz ki onlar, bir hesap beklemez olmuşlardı.
28- Ve bizim delillerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
29- Ve her bir şey ki biz onu (yazılı) bir kitap olarak sayılandırmışızdır.
30- O halde siz tadın, artık biz size bir azaptan başkasını asla artırmayacağız.
31-32- 33- 34- Şüphesiz ki bir başarı yeri, alımlı bahçeler ve üzümler ve yaşıt denk kadınlar ve dolu dolu kadehler, o korunanlar içindir.
35- Onlar onda bir amaçsız söz ve yalan işitmeyecekler.
36- Senin Efendinden bir hesablı sunum olarak.
37- (Senin Efendin ki) o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir, şefkati kapsamlıdır. (Hiç kimse o gün) O'ndan (onay almadan) bir söz söylemeye hükümran olamaz.
38- O esinti ve o meleklerin sıra sıra olarak ayağa dikilecekleri o gün, şefkati kapsamlının kendisine onay verdiği kimse dışında onlar konuşamayacaklar, (onay verdiği de söyleyeceğini) hedefi saptırmadan söylemiştir.
39- Bu, o gerçek gündür. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine (güzel) bir dönülecek yer edinir.
40- Şüphesiz ki biz sizi bir yakın azapla uyardık. O gün o kişi iki elinin öncelediği şeye bakacak ve o gerçeği örtücü: "Ah keşke ben bir olsaydım" diyecek.
1 Mart 2026 Pazar
MÜRSELAT SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ant olsun birbiri ardınca gönderilmiş (esinti)lere.
2- Derken estikçe esen o fırtınalara.
3- Ve o (bulutları) yaydıkça yayan (rüzgar)lara.
4- Ve o ayırdıkça ayıran (kitap)lara.
5- 6- Ve bir gerekçe veya bir uyarı olarak bir hatırlatmayla o karşılaştıranlara.
7- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle (tepenize) düşücüdür.
8- Artık o yıldızlar silindiği zaman.
9- V o gök yarıldığı zaman.
10- Ve o dağlar savrulduğu zaman.
11- Ve o elçiler (tanıklık için) vakitlendirildikleri zaman.
12- (Onlar) hangi güne sürelenmişti.
13- (Onlar) o ayırmanın gününe (sürelenmişti).
14- Ve o ayırmanın gününün ne olduğunu sana ne sezdirdi?
15- O gün vay o yalanlayanların haline.
16- Biz, o ilkleri yok etmedik mi?
17- Sonra biz o sonraki (Mekke'li)leri (o ilkler gibi yok ederek) de onları izlettireceğiz.
18- Biz, o suç işleyenlere böyle yaparız.
19- O gün vay o yalanlayanların haline.
20- Biz, sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı?
21- 22- Ardından biz onu bir bilinmiş (zaman) ölçüsüne kadar bir sabit yere koymadık mı?
23- İşte biz, ona (değersiz suya aşama aşama) ölçü koyduk. O halde biz o ne güzel ölçü koyanlarız.
24- O gün vay o yalanlayanların haline.
25- 26- Biz o yeri, yaşayanlar ve ölüler açısından bir toplanma merkezi yapmadık mı?
27- Ve biz onda yüksek sarsılmaz sabitlikler yapmadık mı ve sizi bir tatlı susuzluğu giderici su ile suvarmadık mı?
28- O gün vay o yalanlayanların haline.
29- Fırlayın siz, kendisini yalanlamakta olduğunuz o şeye (ateşe).
30- 31- Fırlayın siz, gölgelendirmeyen ve o kızıl alevden de ihtiyaçsızlık sağlamayan üç kolun sahibi bir gölgeye.
32- Şüphesiz ki o, o köşk gibi (büyük) kıvılcımlar atar.
33- Şüphesiz ki o, sarı develer gibidir.
34- O gün vay o yalanlayanların haline.
35- Bu, bir gündür ki onlar konuşamazlar.
36- Ve onlara onay da verilmez ki onlar gerekçe göstersinler.
37- O gün vay o yalanlayanların haline.
38- Bu, o ayırmanın günüdür. Biz, sizi ve o ilkleri de topladık.
39- Haydi eğer sizin bir plânınız varsa, hemen bana plân kurun.
40- O gün vay o yalanlayanların haline.
41- Şüphesiz ki o korunanlar gölgelerde ve su gözelerindedir.
42- Ve şiddetle arzu etmekte oldukları şeylerden meyveler (içindedir).
43- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle afiyetle yiyin ve için" (denilir).
44- Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.
45- O gün vay o yalanlayanların haline.
46- Siz yiyin ve biraz yararlanın, şüphesiz ki siz suç işleyenlersiniz.
47- O gün vay o yalanlayanların haline.
48- Ve onlara: "Siz, rüku edin" denildiği zaman, onlar rüku etmezler.
49- O gün vay o yalanlayanların haline.
50- Artık onlar ondan sonra hangi bir söze inanacaklar.
İNSAN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- O insanın üzerine, o daha hatırlanmış bir şey değilken o zamandan bir vakit geçmedi mi?
2- Şüphesiz ki biz o insanı, bir katışıklı döllenmiş hücreden yarattık. Biz onu yokluyoruz, bu yüzden onu işitici, görücü olarak yaptık.
3- Şüphesiz ki biz onu, bir şükreden olarak, ya da gerçeği örten olarak o yola ilettik.
4- Şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere zincirler ve (demirden) bağlar ve bir çılgın ateş hazırladık.
5- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, bir kadehten içecekler ki onun (içindekinin) karışımı Kâfur'dur.
6- Bir gözedir ki, onu Allah'ın kulları içecek, onu fışkırttıkça fışkırtacaklar.
7- Onlar, o adağı tastamam yerine getirirler ve bir günden kaygılanırlar ki onun şerri yaygındır.
8- Ve onlar o yemeği ki ona olan sevgilerine rağmen iş göremez ve yetim ve esir durumdakilere yedirirler.
9- 10- (Onlar): "Biz sizi ancak ve ancak Allah'ın yüzü (hoşnutluğu) için yediriyoruz ve biz sizden bir karşılık ve bir şükür istemiyoruz. Şüphesiz ki biz Efendimizden (gelecek) asık suratlı boğucu bir günden kaygılanıyoruz" derler.
11- Böylece Allah onları şu (boğucu) o günün şerrinden korudu ve onları bir parlaklıkla ve bir mutlulukla karşılaştırdı.
12- Ve onlara direnç göstermeleri nedeniyle bir bahçe ve bir ipekle karşılık verdi.
13- Onlar, onda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır. Onlar, onda bir güneş (yakıcılığı) ve dondurucu soğuk görmeyecekler.
14- Onun (bahçenin) gölgeleri onların üzerine pek yakın haldedir ve onun toplanacak meyveleri bir alçalmayla alçaltılmıştır.
15- Ve onların üzerine gümüşten kaplar ve billur olan bardaklarla dolaşılacak.
16- Gümüşten billurlar ki onlar (dolaştıranlar), onları(n içindekileri) bir ölçüyle ölçülendirmişlerdir.
17- Ve onlara, onda (bahçede) bir kadeh içirilecek ki onun (içindekinin) karışımı Zencefil'dir.
18- Bir göze dir ki, onda (bahçede) selsebil olarak adlandırılmaktadır.
19- Ve kalıcılaştırılmış gençler onların üzerine dolaşacak. Sen onları gördüğün zaman, bir saçılmış inci hesap edersin.
20- Ve sen gördüğün zaman, orada bir gönenç ve bir büyük hükümranlık görürsün.
21- İnce yeşil ipekten ve kalın ipekten giysiler, onların üzerindedir. Ve onlar gümüşten bilezikler takınmışlardır. Ve kendilerinin Efendisi onları bir tertemiz içecekle suvarmıştır.
22- Şüphesiz ki bu, sizin için bir karşılıktır ve sizin çabanız şükre değer olmuştur.
23- Şüphesiz ki biz o okunan(Kur'an)ı sana peyderpey olarak indirdik.
24- O halde sen Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster ve onlardan bir günahkara veya bir nanköre sakın itaat etme.
25- Ve gündüzün erken vakti ve akşam Efendinin adını hatırla.
26- Ve o geceden bir kısımda (kalk) da O'na secde et ve bir uzun gece (boyu) O'nu tesbih et.
27- Şüphesiz ki şunlar o çabuk olan (yaşamı) seviyorlar ve bir ağır günü arkalarına bırakıyorlar.
28- Biz, onları yarattık ve (organlarını birbirine) çetin şekilde bağladık. Ve biz dilediğimiz zaman, onların benzerlerini bir değişmeyle değiştiririz.
29- Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine bir yol edinir.
30- Ve Allah dilemedikçe siz dilemiyorsunuz*. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, en bilgedir.
*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilir" demektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir. Çünkü muzari fiilin başına gelen "Ma" edatı şimdiki zaman anlamı verir. Çevirmenler fiilin başında sanki "La" edatı yani varmış gibi yani gelecek zaman anlamı vermişlerdir.
31- O, dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirir. Ve o haksızlık yapanlara ise bir acı verici azabı onlar için hazırlamıştır.
27 Şubat 2026 Cuma
KIYAMET SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Hayır, ben kasem ederim ki, o kalkışın gününe.
2- Ve ben kasem ederim ki, (kendisini) çokça kınayan o benliğe.
3- O insan, kendisinin kemiklerini asla toplayamayacağımızı mı hesap ediyor?
4- Hayır, biz onun parmaklarını dahi denkleştirmeye güç yetiricileriz.
5- Doğrusu, o insan kendisinin önündekini (yalanlayarak) sınır tanımamayı istiyor.
6- O: "O kalkışın günü ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyor.
7-8- 9- Artık o göz şimşek çaktığı ve o ay işlevini yitirdiği ve o güneş ve o ay toplandığı zaman.
10- O gün o insan: "Kaçacak yer neresi?" diyecektir.
11- Hayır, (o gün) kaçacak bir sığınak olmayacaktır.
12- O gün o sabitleşme yeri, senin Efendinedir.
13- O gün o insana öncelediği ve sonraladığı şeyler haberlendirilecektir.
14- 15- Doğrusu, o insan eğer ki kendisinin gerekçesini ortaya koysa da (yaptıklarına karşı) kendi benliğinin üzerine bir sağgörü sahibidir.
16- Sen, onu çabuklaştırman için dilini onunla sakın hareketlendirme.
17- Şüphesiz ki onun toplanması ve onun okunması, bizim üzerimizedir.
18- O halde biz onu okuduğumuz zaman, artık sende onun okunuşunu izle.
19- Sonra onun açıklaması da bizim üzerimizedir.
20- Hayır, doğrusu siz o çabuk olan (yaşamı) seviyorsunuz.
21- Ve o sonraki (yaşamı) bırakıyorsunuz.
22- 23- Bazı yüzler o gün parlayandır, kendilerinin Efendilerine bakanlardır.
24- 25- Ve bazı yüzler o gün buruşandır, kendisine bel bükücü azabın yapılacağı kanısına varacaktır.
26- 27- 28- 29- 30- Hayır, (can) o köprücük kemiğine ulaşıp (boğaza takılıp kaldığı) ve: "(takılıp kalan bu canı boğazdan) yükseltecek kim?" denildiği ve o (can çekişen de bunun) o ayrılık gerçeği olduğu kanısına vardığı ve o bacak o bacağı dolandığı zaman, o gün o sevk yeri senin Efendinedir.
31- O, doğrulamadı ve kulluk görevini de yerine getirmedi.
32- Fakat yalanladı ve (başka tarafa) yakınlaştı.
33- Sonra kasılır halde kendisinin mensuplarına gitti.
34- 35- (Azap) yakın olsun sana, sonra yine (azap) yakın olsun sana.
36- O insan başıboş olarak bırakılacağını mı hesap ediyor?
37- O, akıtılmakta olan bir meniden (oluşan) bir döllenmiş hücre değil miydi?
38- Sonra o bir embriyo oldu da, derken O (onu) yarattı, ardından denkleştirdi.
39- Böylece ondan iki eşi, o erkeği ve o dişiyi oluşturdu.
40- Bu(nlara güç yetiren Allah), o ölüleri de (yeniden) yaşatmaya güç yetirici değil midir?
26 Şubat 2026 Perşembe
MÜDDESSİR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ey sarınıp örtünen.
2- Sen kalk uyar.
3- Efendini büyükle.
4- Ve giysini temizle.
5- Ve o titreten azabı (gerektirecek işleri) terk et.
6- Ve (yaptığın işin karşılığının) çoğalmasını bekleyerek sakın başa kakma.
7- Ve Efendinin kararına da (uyarak görevinde) direnç göster.
8- 9- 10- Artık o boruya üflendiği zaman, işte o gün o gerçeği örtücülerin üzerine kolay olmayan bir zorlu gündür.
11- 12- 13- 14- Sen beni tek olarak yarattığım kimse ile baş başa bırak ki ben ona uzatılmış mallar (maddi imkanlar) ve (o maddi imkanlara) tanıklar olarak oğullar verdim ve ona (her imkanı) döşedikçe döşedim.
15- Sonra o, (bu imkanları daha da) artırmamı umuyor.
16- Hayır. Şüphesiz ki o, bizim delillerimize karşı bir inatçıdır.
17- Ben onu yakında bir sarp yokuşa sardıracağım.
18- Şüphesiz ki o, düşündü ve ölçtü biçti.
19- Artık kahrolası nasıl ölçtü biçti.
20- Sonra yine kahrolası nasıl ölçtü biçti.
21- Sonra baktı.
22- Sonra surat astı ve yüzünü buruşturdu.
23- Sonra dönüp gitti ve büyüklük tasladı.
24- 25- Nihayet: "Bu, izlenegelen bir sihirden başkası değil. Bu, o beşerin sözünden başkası değil" dedi.
26- Ben onu yakında sekar'a yaslandıracağım.
27- Ve sekar'ın ne olduğunu sana ne sezdirdi?
28- O, kalıntı bırakmaz ve (yaktığını) terk etmez.
29- O (inkarcı) beşeri susuzluktan kurutucudur.
30- Onun üzerinde on dokuz (melek) vardır.
31- Ve biz o ateşin arkadaşlarını (görevlilerini) meleklerden başkası yapmadık. Ve biz onların sayısını gerçeği örtmüş olan kimseler için bir ayartmadan başkası da yapmadık ki o kitap verilmiş olan kimseler kesinkes inansın ve inanmış olan kimseler de inanç bakımından artırsın ve o kitap verilmiş olan kimseler ve o inananlar kuşkulanmasın ve kalplerinde bir hastalık olan kimseler ve o gerçeği örtücüler de: "Allah, bu örnekle neyi istedi?" desin. Böylece Allah dileyeceği kimseyi saptırır ve dileyeceği kimseyi de doğruya iletir. Ve senin Efendinin askerlerini kendisinden başkası bilmiyor. Ve o (sekar), o beşere bir hatırlatmadan başkası değildir.
32-33- 34- Hayır, ant olsun ki o aya ve dönüp gittiği zaman o geceye ve ağardığı zaman o sabaha.
35- 36- 37- Şüphesiz ki o (sekar), sizden öne öne geçmeyi veya sona kalmayı dilemiş olan o beşere bir uyarıcı olarak o en büyüklerden biridir.
38- Her bir benlik kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.
39- O sağın arkadaşları başka.
40- 41- (Onlar) bahçelerdedirler. Birbirlerine o suç işleyenler(in akıbetin) den (bilgi) talep etmektedirler.
42- 43- 44- 45- 46- 47- (Onlara dediler ki): "Sizi sekar'a ne soktu?" Onlar: "Biz, kulluk görevlerini yerine getirenlerden (musallinden) değildik ve o iş göremezleri yedirmezdik ve o (azgınlığa) dalanların beraberinde (azgınlığa) dalmıştık ve biz o yükümlülüğün gününü yalanlıyorduk, nihayet bize (o kesinkes bilgi (olan ölüm) geldi" dediler.
48- Artık onlara o eşlikçiler (olarak bildikler)inin eşlikçiliği fayda vermiyor.
49- 50- 51- Şimdi onlara ne oluyor ki aslandan kaçmış ürkek eşekler gibi o hatırlatmadan ilgisiz kalanlardır.
52- Doğrusu, onlardan her bir kişi kendisine yayılmış sahifeler verilmesini istiyor.
53- Hayır. Doğrusu onlar o sonraki (yaşama) karşı kaygılanmazlar.
54- Hayır, şüphesiz ki o bir hatırlatmadır.
55- Artık kim dilerse onu hatırlar.
56- Ve onlar, Allah'ın dileyecek olması (onları inanmaya zorlayacak olması) dışında hatırlamıyorlar. O, o korunma bilincinin mensubudur (kendisi için koyduğu yasaları delmeyendir) ve bağışlamanın da mensubudur.
25 Şubat 2026 Çarşamba
MÜZZEMMİL SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Ey o (elçilik görevini) yüklenen.
2- 3- 4- Sen, o gecenin birazı dışında kalk, onun yarısını veya ondan biraz eksilt veya onun üzerine artır ve o okunan (Kur'an) ı tane tane sıralamayla oku.
5- Şüphesiz ki biz senin üzerine bir ağır söz bırakacağız.
6- Şüphesiz ki o gecenin uyku sonrası uyanışı ki o, hareket imkanı bakımından daha çetindir ve söz bakımından da daha sağlamdır.
7- Şüphesiz ki o gündüz de bir uzun yüzüş (meşguliyet), senin içindir.
8- Ve sen Efendinin adını hatırla ve tam bir adanmışlıkla O'na yönel.
9- (O), o (güneşin) doğum yerinin ve o batım yerinin Efendisidir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o halde sen O'nu üstlenici edin.
10- Ve sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster ve onları bir güzel terk edişle terk et.
11- Ve o gönencin sahibi o yalanlayıcıları sen bana bırak ve onlara biraz zaman ver.
12- 13- Şüphesiz ki demir köstekler ve bir şiddetli ateş ve boğazı tıkama sahibi bir yiyecek ve bir acı verici azap, bizim yanımızdadır.
14- O gün o yer ve o dağlar şiddetle sarsılır ve o dağlar akıp dağılmış kum yığını olur.
15- Şüphesiz ki biz Firavun'a gönderdiğimiz bir elçi gibi, sizin üzerinize tanık olacak bir elçiyi de size gönderdik.
16- Ne var ki Firavun o elçiye baş kaldırdı, bunu üzerine biz de onu bir feci tutmayla tutuverdik.
17- Eğer siz de (Firavun gibi) gerçeği örtecek olursanız, o çocukları ihtiyar hale getirecek bir günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?
18- O gök onunla (o günün şiddetiyle) yarılmıştır. (Böylece) O'nun sözü (yerine getirilip) yapılmıştır.
19- Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine bir yol edinir.
20- Şüphesiz ki senin Efendin biliyor, şüphesiz ki sen o gecenin üçte ikisinden daha aşağısı ve onun yarısı ve onun üçte biri kadar kalkıyorsun ve senin beraberindeki kimselerden bir zümre de (kalkıyor). Ve Allah, o geceyi ve o gündüzü ölçülendiriyor. O, şüphesiz ki sizin onu asla sayılandıramayacağınızı bilmiştir, bu durumda O size lütufla dönmüştür, artık siz o okunan (Kur'an) dan kolayınıza gelen şeyi okuyun. O, şüphesiz ki sizden hastalar olacağını ve diğerlerinin de Allah'tan bir lütfun peşine düşerek o yerde (yola ayak) vuracağını (yolculuğa çıkacağını) ve diğerlerinin de Allah'ın yolunda öldürüşeceklerini bilmiştir, bu durumda siz ondan kolayınıza gelen şeyi okuyun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verin. Ve siz kendi benlikleriniz için hayırdan ne öncelerseniz, onu Allah'ın yanında bulursunuz, o (sizin için) daha hayırlı ve ödül bakımından daha büyüktür. Ve siz Allah'ın bağışlamasını isteyin. Şüphesiz ki Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.
24 Şubat 2026 Salı
CİN SURESİ ÇEVİRİSİ
1- 2- 3- 4- 5- 6- 7- 8- 9- 10- 11- 12- 13- 14- 15- Sen de ki: "Bana vahyolundu gerçek şu ki, o cinden bir takım o okunan (Kur'an) ı dinlemiş, bunun üzerine onlar 'Şüphesiz ki biz bir şaşırtıcı okuma işittik. O, o akli olgunluğun yoluna iletiyor, bundan dolayı biz ona inandık. Ve biz Efendimize hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız. Ve gerçek şu ki, bizim Efendimizin şanı yücedir. O, bir (hayat) arkadaşı ve bir çocuk edinmemiştir. Ve gerçek şu ki, bizim ahmaklarımız Allah'a karşı haktan uzak söz derdi. Ve şüphesiz ki biz o insanın ve o cinnin Allah'a karşı bir yalanı asla demeyeceği kanısına varmıştık. Ve gerçek şu ki, o insandan bir kısım adamlar, o cinden bir kısım adamlara sığınırlardı da onlar, onları (inkar etmeye) baskı bakımından artırmışlardı. Ve şüphesiz ki onlar da sizin vardığınız gibi, Allah'ın hiçbir kimseyi asla harekete geçirmeyeceği kanısına varmışlardı. Ve şüphesiz ki biz, o göğü yokladık da onu çetin nöbetçiler ve ateş parçaları bakımından doldurulmuş bulduk. Ve şüphesiz ki biz, ondan (gökten) o dinleme için oturma mevzilerine oturur idik. Şimdi kim dinleyecek olursa, hemen kendisi için bir gözleyen ateş parçası bulur. Ve şüphesiz ki biz, o yerde olan kimseler için bir şer mi istendi, yoksa kendilerinin Efendisi onlar için bir akli olgunluk mu istedi sezemiyoruz. Ve şüphesiz ki bizden o düzgün olanlar da vardır ve bizden bunun berisinden olanlar da vardır. Biz, ayrı ayrı yollar(a sapanlar) olduk. Ve şüphesiz ki biz, o yerde Allah'ı asla yetersiz bırakamayacağımız kanısına vardık ve biz O'nu kaçarak da (yetersiz bırakamayız anladık). Ve şüphesiz ki biz, o doğruya işittiğimizde, biz ona inandık. Bundan böyle kim kendisinin Efendisine inanırsa, artık o bir eksiktilmeden ve bir baskıdan kaygılanmaz. Ve şüphesiz ki bizden teslim olanlar da vardır ve bizden hakkaniyetsiz davrananlar da vardır. Bundan böyle kim teslim olursa, artık onlar akli olgunluğu hedeflemişlerdir. Ve şimdi o hakkaniyetsiz davrananlara gelince, artık onlar da cehenneme bir odun olmuşlardır' demişler.
16- 17- Ve şüphesiz ki eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru olurlarsa, biz onları bir gürül gürül akan su ile kesinlikle suvarırdık ki (böyle yapmamız da) bizim onları onunla ayartmamız içindir. Ve kim kendisinin Efendisinin hatırlatmasından ilgisiz kalırsa, O onu bir gitgide yukarı çıkan azaba sokar.
18- Şüphesiz ki o secde edilen yerler, Allah'ındır, o halde siz Allah'ın beraberinde hiçbir kimseyi çağırmayın.
19- Ve gerçek şu ki, Allah'ın kulu, O'nu çağırmaya ayağa kalktığında onlar neredeyse onun üzerine yığılacak halde olayazdılar
20- Sen de ki: "Ben, ancak ve ancak Efendimi çağırırım ve ben O'na hiçbir kimseyi ortak koşmam."
21- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben sizin için bir zarara ve bir akli olgunluğa (eriştirmeye) hükümran değilim."
22-23- Sen de ki: "Şüphesiz ki beni Allah'tan asla hiçbir kimse himaye edemez ve ben O'nun berisinden bir sığındırıcı da asla bulamam. (Benim görevim) Allah'tan ve O'nun mesajlarından bir ulaştırmadır. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırırsa, artık cehennem ateşi onun içindir ki, onlar onda sonsuza dek sürekli kalıcıdırlar."
24- Nihayet onlar söz verilmekte oldukları şeyi gördükleri zaman, kim yardımcı bakımından daha zayıf ve adet bakımından daha az bilecekler.
25- Sen de ki: "Sizin söz verilmekte olduğunuz şey yakın mıdır yoksa benim Efendim ona bir süre koyar mı ben sezemiyorum."
26- 27- 28- (O), o algılanamayanın bilicisidir. O, kendisinin algılanamayanını hiçbir kimsenin üzerine bile görünür kılmaz. Bir elçiden hoşnut olduğu başka. Şüphesiz ki O, kendilerinin Efendisinin mesajlarını kesinlikle ulaştırdıklarını bilmesi için onun (elçinin) önünden ve ardından bir gözlemci koyar. Ve O, onların yanında olan şeyi kuşatmış ve her bir şeyi adet bakımından da sayılandırmıştır.