28 Temmuz 2026 Salı

Ahzab s. 59. Ayeti ve Kadınlara Örtünme Emri

 Son yıllarda Kur'an üzerine kafa yoran kimselerin artışı, bazı konularda bir takım farklı yorumları da beraberinde getirmiştir. Farklı yorumlardan kastımız, Kur'an merkeze alınarak ve herhangi bir sapmaya meydan verilmeden yapılan yorumlar ki elbette bunlar başımızın üzerindedir ve bir de Kur'an referans verilerek ve kelimeleri ayetleri yerlerinden oynatılarak yapılan yorumlardır. Bu tür yorumlar elbette kabul edilemez yorumlardır. 

Kur'an referans verilerek ilgili ayetlere ve kelimelere farklı anlamlar yüklenmeye çalışılarak yapılan yorumlardan bir tanesi de başörtüsü konusundadır. Bu konuyla ilgili olarak Nur s. 31. ayeti ve Ahzab s. 59. ayeti karşımıza çıkmaktadır. 

Bu konudaki iddiaları özetleyecek olursak, Kur'an'da kadınlar için "Başınızı örtün" şeklinde bir emir olmadığı, Nur s. 33. ayetinde geçen Humur kelimesi ile kast edilen emrin boyun bölgesinin örtülmesi olduğudur. Fakat bu konuda spekülasyonlar üretenlerin Ahzab s. 59. ayetini görmezden geldiklerini de görmekteyiz. Bu yazımızda bu ayetin üzerinde durmaya çalışacağız.

Ahzab s. 59. ayetinin metni ve çevirisi şöyledir.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً

---- Ey o haberci, sen kendi eşlerine ve kendi kızlarına ve o inananların kadınlarına de ki, onlar dış giysilerinden bir kısmını üzerlerine yakınlaştırsınlar. Bu, onların tanınmalarına, böylece rahatsız edilmemelerine daha yakındır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

Çevirideki dış giysilerinden ifadesinin metindeki karşılığı celabihinne kelimesidir. Bu kelimenin kök anlamı kadınların üzerlerine örtmesi gereken örtülerinin nasıl olması gerektiği yönünde bizleri aydınlatmaktadır.

El Müfredat adlı sözlüğe baktığımızda; "Celbü kelimesinin aslı, bir şeyi sürmek, toplamak, bir araya getirmektir. Celeptü celben bir şeyi topladım demektir. Cülbeten ise yaranın üstünü kapatan kabuktur. Celabib ise, kadının başını ve göğsünü örttüğü örtüdür" denilmektedir.

Celp kelimesi bizim dilimizde de olan bir kelimedir, bizim dilde de toplamak, etki oluşturmak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Bu kelime, Kur'an içinde bir de İsra s. 64. ayette şeytana hitaben "Ve eclib aleyhim bi haylike ve bi recilike" Atlılarınla ve yayalarınla onları celbet" şeklinde geçmektedir. Bu ayette geçen ilgili kelimenin çevirileri farklı anlamlarda karşımıza çıkmasına rağmen "Onları kendine çek, etki oluştur" gibi anlamları uygun düşmektedir.

Peki kadınların kullandığı bu eşya için Araplar neden böyle bir kelime kullanmıştır?

Kadın bedenini dağınıklıktan kurtarmak örtü ile onu bir arada tutmak, örtüyü üzerinde toplamak, kendine doğru çekmek ve bir etki oluşturmak, diyebiliriz. Etki oluşturmak anlamı özellikle ilgili ayeti dikkatle okuduğumuz zaman daha bariz bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Ayetin mefhumu muhalifini okuyacak olursak, nuzül döneminde sokağa dış giysi almadan yani kendisini belli edecek şekilde çıkan insanlar bulunmaktadır ve bu insanlar başkaları tarafından gözle veya sözle bir şekilde rahatsız edilmektedirler.

Ayet, burada Nebiye hitaben eşlerinin ve kızlarının ve inananların kadınlarının tabi ki kızlarının dışarıya çıkarken cilbab denen örtü ile dışarıya çıkmalarını söylemesini böylelikle onların diğer kadınlardan bir farkındalık oluşturmalarını buyurmaktadır.

Burada cilbab kelimesinin Nur s. 31. ayetinde olduğu gibi başı örten bir şey olup olmadığı sorusu akla gelebilecektir. Bu noktada yine kelimenin El Müfredat adlı sözlükteki "Yaranın üzerini kapatan kabuk" anlamı bize bu konuda yardımcı olacaktır.

Herkes yaşamı içinde elinden, ayağından veya bir yerinde yaralanıp onun üzerinin kabuk bağladığına şahit olmuştur. Ve bu kabuğun da aynı zamanda yaranın bütününü kapladığını açık bir yer bırakmadığına da şahit olmuştur.

İşte burada cilbab kelimesinin karşılığı olarak örtmeyi aldığımızda kadının her tarafını yani başı dahil olmak üzere örttüğü eşyanın ismi olarak karşımıza çıkacaktır.

Ayetteki emri dikkate aldığımızda, bugün Nebi'nin kendi eşleri ve kızları hayatta olmamasına karşın, inanan erkeklerin kadınları ve kızları hayattadır ve kıyamete değin yaşamaya devam edecekleri için ilgili ayetin kapsamına inanan olduğunu iddia eden bütün kadınlar girmektedir.

Hal böyleyken bugün neden bazı kimseler Kur'an'da başı örtme emrinin olmadığını iddia edebilmektedirler?

Konuya ütopik olarak bakacak olursak, eğer bugün Türkiye genelinde bütün kadınlar başı örtülü olarak geziyor olsaydı, böyle bir konu gündeme dahi gelmeyecek ve bütün kadınlar başları örtülü olarak yaşamlarını sürdüreceklerdi. 

Bunun ütopik bir düşünce olduğunu zaten demiştik, ama işin aslı tabi ki öyle değildir. Bugün Türkiye'de inananlar açısında söyleyecek olursak kadınların bir kısmının başları açık, bir kısmının ise başları kapalıdır.

İnandığını iddia edip te başlarını örtmeyen veya örtemeyen birçok kadının olduğu bir vakıadır. İşte bu noktada ne yardan ne de serden vaz geçemeyen yani ne inancından ne de yaşam tarzından ödün vermek istemeyenler için bir çıkış noktası arama çalışmaları başlatılmış, Kur'an'da başörtüsü emrinin olmadığı yönünde bir çıkış noktası evreka denilerek bulunmuştur!

Bu evreka durumu daha başka konularda da yapılmaktadır, ancak bizim konumuz sadece başörtüsü ile sınırlı olduğu için onlara değinmeyeceğiz. İslami yaşam tarzı ile seküler yaşam tarzı arasında bocalayan insanlar bu düşüncelere bir can simidi gibi tutunmuşlar ve bir noktada içlerine su serpmişlerdir.

Fakat ıskaladıkları bir durum vardır.

Kendisini Kur'an merkezli olarak lanse edip başörtüsünün Kur'an'da olmadığını iddia edenlerin büyük bir kısmı bu düşünceleri kendi çalışmaları sonunda değil, başkalarının çalışmaları sonucunda vardıkları bir düşünce olduğunu ve kendilerinin ise bunların görüşleri sadece taklit ettiklerinin farkında bile değillerdir.

Bu kimselerin söylemlerine baktığımızda tarikatlarda asıl olan şeyh mürit ilişkisine, sorgulamadan teslimiyete, mezheplere karşı olduklarını iddia ettiklerini görebiliriz. Fakat kendileri şeyh mürit ilişkisinin, mezhebi görüşü taklitin tam da içine düştüklerini maalesef göremezler.

İslam, adından da anlaşılacağı üzere kendisini dış etkilerden uzak tutarak sadece Allah'a teslim etmenin adıdır. Bu teslimiyet eğer bazı dünyevi çıkarların gayesi ile göz ardı edilerek, emirleri bir şekilde geçmişte Yahudilerin yaptıkları gibi baypas edilmeye çalışılırsa kendisini aldatmaktan başka bi işe yaramayacaktır.

Biz ne dersek diyelim başörtüsü Kur'an'ın bir emridir, başının örtmemek için Kur'an'i bir dayanak arayanlar çürük duvara dayanan misali o yıkıntının altında kalacaklardır. Kimseye böyle bir zorunluluk dayatmaya kimsenin hakkı olamaz, ancak başını örtmemeyi Kur'an'dan çıkardığını iddia edenler bunu yeniden düşünmek zorundadırlar.

                                               EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


17 Temmuz 2026 Cuma

Neml s. 42. Geçen Diyaloğun Farklı Çevirileri Hakkında Bir Değerlendirme

 Kur'an çevirilerini karşılaştırmalı olarak okuyan bir okuyucu, Neml s. 42. ayetinin çevirilerini karşılaştırmalı olarak okuduğunda وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ  cümlesinde geçen konuşmanın çevirilere iki farklı kişi tarafından yapıldığının yansıtıldığını görecek, haklı olarak bu çevirilerden hangisinin daha doğru olduğu hakkında kafasında oluşan sorunun cevabını aramaya koyulacaktır.

İlgili ayet Süleyman ve Sebe hükümdarı kıssası içinde geçmekte ve Sebe hükümdarının tahtının Süleyman'a getirilmesini konu almaktadır.

Önce ilgili ayetin Arapça metnini ve iki farklı çeviriyi görelim. 

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ

1. çeviri.

Kraliçe geldiğinde, “Senin tahtın da böyle mi?” diye soruldu. “Tıpkı o!” dedi ve ekledi: “Biz bundan önce hakkınızda bilgi sahibi olmuş ve çağrınıza boyun eğmiştik.”

2. çeviri. 

Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk.

Bu iki çevirideki farklılık وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ cümlesinin kime ait olduğu yönündedir. 1. çeviride sözün Sebe hükümdarına ait olduğu görülürken, 2. çeviride ise sözün Süleyman a.s. a ait olduğu görülmektedir. Verdiğimiz örnek çevirilerde, kişilerin yaptığı çeviriyi değil yapılan çeviriyi göstermek esaslı olduğu için kişi ismi verilmemiştir. 

Peki, bu iki farklı çeviriden hangisi daha doğrudur, yani konuşmayı yapan kişi Sebe hükümdarı mıdır yoksa Süleyman a.s. mıdır?

Bunun tesbiti için ayetin metninde geçen قَبْلِهَا kelimesini dikkate almak gerektiğini düşünmekteyiz. 

Görüldüğü üzere kelimenin sonunda هَا dişil zamiri bulunmaktadır ve çeviri farklılıkları bu zamirin döndürüleceği şey üzerinden kaynaklanmaktadır.

Kıssayı okuduğumuz zaman bu zamirin, kadın olduğu için Sebe hükümdarı için kullanıldığı görülmektedir. Dolayısı ile 42. ayette geçen قَبْلِهَا kelimesindeki هَا dişil zamirinin Sebe hükümdarına döndürülmesi daha doğru olacaktır.

Bu zamiri Sebe hükümdarına döndürdüğümüz zaman 42. ayetteki konuşmanın şu şekilde gerçekleştiği anlaşılacaktır.

---- Neml s. 42- Ne zaman ki o geldi, ona: "Senin tahtın bu gibi miydi?" denildi. O : "Sanki o, ta kendisidir" dedi: "Ondan önce o bilgi bize verilmişti ve biz teslim olanlar olmuştuk."

Bu çeviriyi önce hiçbir parantez açmadan verdik ve cümlede geçen Gablihe "Ondan önce" kelimesinin karşılığı müennes zamiri Sebe hükümdarına döndürdüğümüz takdirde "O kadından önce" olacaktır.

Şimdi sorarız "O kadından önce" kelimesini kullanan kimse Sebe hükümdarı mıdır yoksa Süleyman a.s. mıdır?

Verilecek cevap "Konuşan elbette Süleyman a.s. dır çünkü bir kadının kendisi için O hükümdardan önce şeklinde bir ifade kullanması uygun düşmeyecektir" olacaktır.

Dolayısı ile Neml s. 42. ayette وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ cümlesini söyleyen kişi Süleyman a.s. dır ve çevirinin daha net anlaşılması için bu konuşmayı yapanın Süleyman a.s. olduğuna dair bir parantez açılması gerekmektedir. 

Buna göre çeviri şu şekilde olacaktır.

---- Neml s. 42- Ne zaman ki o geldi, ona: "Senin tahtın bu gibi miydi?" denildi. O : "Sanki o, ta kendisidir" dedi. (Süleyman): "Ondan (hükümdardan) önce o bilgi bize verilmişti ve biz teslim olanlar olmuştuk" (dedi).

Şimdi burada, "Peki bu kadar basit bir konu hakkkında neden iki farklı çeviri yapılmış, bu çevirileri yapanlar hiç mi bilmiyor Arapçayı?" diye bir soru sorulabilir.

Bu çevirileri yapanların büyük ekseriyeti elbette Arapçayı biliyor ve zamirin mercii konusunda bilgileri de mevcuttur. Ancak ilgili zamirin neye döndürüleceği konusunda görüş farklılıkları bulunmasından ötürü böyle bir farklı çeviri yapıldığını düşünmekteyiz. 

Aşağıda konuşmayı Sebe hükümdarı tarafından yapıldığını yazan meallerin ilgili zamiri neye döndürdüğünü görünce konu daha net anlaşılacaktır.

---- Hükümdar gelince, tahtın bumuydu dendi, o da ona pek benziyor zaten daha önce de Süleyman'ın peygamberliğini bilmiş, anlamıştık ve teslim olmuştuk dedi.

Bu çeviride ilgili zamir Süleyman'ın peygamber oluşuna gönderilmiştir.

---- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle miydi?” denildi. (O da:) “Sanki onun (benzeri, hatta) tıpkısı gibi!” demişti. (Bu olaya şahit olan mü’minler ise: “Çok şükür ki) Bize daha önce verilen bilgi (ve nebi sayesinde) Müslüman olduk” (diye sevinmişlerdi).

---- (Belkıs oraya) gelince, kendisine “Senin tahtın da böyle mi?” denmiş, o da “Sanki o! Bu olaydan önce bize bilgi verilmiş ve biz müslümanlar olmuştuk.” demişti.

Bu çeviride ise ilgili zamir Müslüman olmaya gönderilmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür, görüldüğü üzere ilgili zamirin gönderdildiği merci yoruma dayalı kişisel kanaatlerdir. Oysa konuşmada geçen  ilgili zamirin Sebe hükümdarına döndürülmesi gerektiği düşünüldüğünde ve bu yönde bir çeviri yapıldığı takdirde konuşmanın Süleyman a.s. tarafından yapıldığı ayan beyan ortadadır.

Hasılı kelam; Neml s. 42. ayetinde وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ cümlesi, Süleyman a.s. tarafından söyelenmekte ve bu durumu yansıtan çevirilerin daha isabetli olduğunu düşünmekteyiz.

                                                EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


16 Temmuz 2026 Perşembe

Musa a.s. Kıssasında Geçen Eta (Gelmek) Fiilinin Çevirileri Üzerinde Bir Değerlendirme

Musa a.s. kıssasının Taha ve Şuara sureleri içinde geçen, Medyen'den ailesi ile çıkışı sonrası Allah c.c. ile Tuva vadisinde olan konuşmasında Firavuna gitme emri içinde geçen Eta (gelmek) emrinin meallerde, kelimenin kök anlamı olan gelmek olarak değil de gitmek çevrildiğini görmekteyiz. Bu durum Kur'an'ı metni ve çevirileri ile birlikte karşılaştırmalı olarak okuyan ve biraz Arapça bilen bir okuyucunun dikkatini çekebilecektir.

Önce kıssada bu kelimenin içinde geçtiği ayetleri, sonra da neden böyle bir kelime kullanılmış olabileceği üzerindeki düşüncelerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

---- Taha s. 24-  Sen Firavun'a git (izheb), şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı.

---- Taha s. 42- 43- Sen ve kardeşin benim (gözle görülen) delillerimle git (izheb) ve ikiniz beni hatırlamakta sakın ihmalkâr davranmayın. İkiniz Firavun'a gidin (izheba) şüphesiz ki o taşkınlık yaptı.

 ---- Taha s. 47- Şimdi ikiniz ona gelin de (fe'tiyahu) 'Şüphesiz ki biz senin Efendinin iki elçisiyiz, artık Yakub'un oğulları'nı bizim beraberimizde gönder ve onları sakın azaplandırma. Biz sana senin Efendinden kesinlikle (gözle görülen) bir delil getirdik. Ve o esenlik, o doğruya ileteni izlemiş olan kimsenin üzerinedir.' deyin. 

---- Şuara s. 10- 11- Ve bir zaman senin Efendin, Musa'ya: "Sen o haksızlık yapan topluluğa, Firavun'un topluluğuna gel (i'ti), onlar sakınmazlar mı? (sor)" diye seslenmişti.

----Şuara s. 15- 16- 17- (Allah): "Hayır. Şimdi ikiniz bizim delillerimizle gidin (izheba), şüphesiz ki biz sizin beraberinizde işiticileriz. Şimdi ikiniz Firavun'a gelin de (fe'tiya): 'Şüphesiz ki biz, Yakub'un oğullarını bizim beraberimizde gönderesin diye (gönderilmiş) o tüm insanların Efendisinin elçisiyiz' deyin" demişti.

Yukarıda verdiğimiz ayet çevirilerinde görüleceği üzere parantez içine aldığımız iki kelime (Zehebe- Eta) bulunmaktadır. Bunlardan Zehebe kelimesinin anlamı gitmek olup, kıssada geçen yerlerde bütün meallerde aynı şekilde gitmek olarak doğru şekilde çevrildiğini görebiliriz.

Ancak Eta fiiline gelince, kelimenin kök anlamı gelmek olduğu halde istisnai mealler dışında neredeyse bütün meallerde bu kelimenin gelmek yerine gitmek olarak çevrildiğini görmekteyiz. Oysa ki kıssa içinde geçen gitmek kelimesi Zehebe şeklinde metinde yer almaktadır.

Gelmek anlamında olan bir kelimenin neden Gitmek anlamı verilerek çevrildiğini soracak olursak, çevirmenlerin kendilerini savunacak cevapları mutlaka olabilecektir. Çünkü Allah c.c. Musa a.s. henüz Tuva vadisinde iken bu emri vermekte, dolayısı ile Musa a.s. Firavun'a henüz gitmemiş ve hali ile ona yapılan emir git şeklindedir. 

Ancak Musa a.s. a verilen git emri zaten İzheb- İzheba olarak yapılmaktadır. Burada neden aynı kelime değil de İ'ti - Fe'tiya - Fe'tiyahu kelimelerinin kullanılmış olabileceği yönünde, pek düşünülmemiş, diğer meallerin de kelimeye gelmek yerine gitmek anlamı vermiş olması neredeyse herkesin aynı anlamı vermeye yöneltmiştir.

                                     Allah c.c Musa a.s. a neden Gel diye hitap etmiştir?

Kanaatimizce bu soru, üzerinde düşünülmesini gerektirecek kadar önemlidir ve meal yapıcıları maalesef bu noktaya dikkat etmemişlerdir.

Allah c.c. ile Musa a.s. arasında Tuva vadisinde geçen konuşmayı okuduğumuzda Musa a.s ın bazı çekinceleri olduğunu anlamaktayız. Allah c.c onun bu çekincelerini ortadan kaldırmak için, kendisinin her daim onun yanında olduğunu onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını, onu her zaman gözetimi aldığında tutacağını söyleyerek desteğini bildirmektedir.

Bu noktayı göz önüne aldığımızda Eta (Gelmek) fiilinin anlamı daha net ortaya çıkacaktır. Allah c.c Musa a.s. a Firavun'a gel emrini verirken kendisinin de orada olduğu mesajını ona vermektedir. 

Allah c.c. Musa .a.s. Firavun' gel - Firavun'a gelin derken kendisinin onlardan önce orada olduğunu Musa ve Harun a.s. lara haber vermek, onlara zımnen "Siz gelin ben zaten buradayım" demektedir.

Maalesef ne yazıktır ki bu durumu izah etmek için kullanılan Eta fiilinin anlamı göz ardı edilmiş ve burada Kur'an mealllerindeki en büyük açmazlardan biri olan taklit çeviriler devreye girmiş ve "Eta fiilini gelmek yerine gitmek olarak çevrilmesinin bir hikmeti olabilir" denilerek hiç düşünülmeden kelimeye Arapça kök anlamı dışında bir anlam verilerek hata yapılmıştır.

Gerçi bu durumu düşünmeden bile sadece Arapça karşılığı dikkate alınarak ilgili kelimeye doğru anlam verilseydi, yine de böyle bir hataya düşülmeyebilirdi, ancak taklitçilik hastalığı sağduyuya galip gelmiş koyun sürüsü misali bütün meal yapıcıları öndeki koyunun arkasından uçurumdan atlamışlardır.

Hadi Arapça bilmeden meal yapanları mazur sayabiliriz, neticede onlar mealden bakarak meal yapıyorlar, ancak Arapça bildiğini iddia ederek meal yapmaya soyunanların bu dikkatsizliği mazur görülemez.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Enam s. 91. Ayetindeki Bir Müşkil ve Farklı Kıraat Üzerinden Bir Çözümü

Enam s. 91. ayetini okuyan bir kimse eğer bu ayeti dikkatli bir şekilde okuyacak olursa kafasına bazı soruların takılması kaçınılmazdır. Bu yazıdaki amacımız, aynı durumda olan kendimizin bu ayette kafamıza takılan sorulara nasıl cevap vermeye çalıştığımızı sizlerle paylaşmaktır.

Ayetin Arapça metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ٓ اِذْ قَالُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذ۪ي جَٓاءَ بِه۪ مُوسٰى نُوراً وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاط۪يسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَث۪يراًۚ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُٓوا اَنْتُمْ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬كُمْۜ قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
---- Ve Allah'ı O'nun gerçek değerince değerlendiremediler, hani onlar: "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" demişlerdi. Sen de ki: "O kitabı kim indirdi ki onu Musa o insanlara bir ışık ve bir doğruya ileten olarak getirmiş, siz de onu  yazılı kağıtlar haline düzenliyor onların (bir kısmını) belirtiyor ve birçoğunu da gizliyorsunuz. Ve sizin ve atalarınızın bilmedikleri şeyler (onunla) size öğretilmiştir Sen de ki:"Allah (indirdi)." Sonra da sen onları daldıklarının içinde oynamaya bırak.

Biz bu ayet ile ilgili müşkili özetlemeden önce, isteyenlerin bu konuyu daha detaylı biçimde ele alan Razi'nin ilgili ayet ile tefsirine bakabileceğini hatırlatalım.

Enam suresi, üslup özelliğinden de anlaşılabileceği üzere Mekke'de inen surelerden bir tanesidir. Tefsirlere bakıldığında bir seferde Mekke'de indiği, içinde 91- 92-93. ayetlerinin de olduğu bazı ayetlerin ise Medine'de indiği yönünde rivayetlere rastlamaktayız. Elbette bu rivayetlerin bilgi değeri tartışılabilir, fakat biz surenin tamamının Mekke'de indiği yönündeki görüşlerin daha isabetli olduğunu düşünmekteyiz.

Bazı ayetlerin Medine'de indiği yönündeki görüşlerin sebebinin ise 91. ayetteki bazı müşkil konular olduğunu düşünmekteyiz. Şöyle ki;

Ayette geçen "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" sözünü söyleyenlerin ayetin ilerleyen cümlelerinden anlaşılacağı üzere Yahudiler olduğu kanaati (ayetin meallerine bakıldığında bu durumun ayete yansıtıldığı gözlemlenmektedir) ve haliyle Yahudiler ile olan muhataplığın Medine'de olması nedeniyle, ayetin Medine'de inmiş olabileceği görüşü kuvvet kazanmıştır.

Tabi ki biz "Bu durum asla böyle olamaz" şeklinde bir düşünceye sahip olmamakla birlikte, surenin tamamının Mekke'de inmiş olduğunu baz alarak, bu sözün Mekke'li müşriklere ait olduğunu söyleyenlerin görüşlerine katılıyoruz. Bu konudaki dayanağımız ise, Yahudilerin Musa a.s. a inen bir kitabın olmasına inanıyor olmasıdır. Eğer Allah c.c. nin hiçbir insana kitap indirmediğini iddia eden Yahudiler ise neden "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" desinler.

Burada asıl mesele ayet içinde geçen Tec'alunehu, Tubduneha ve Tuhfune kelimelerinin üzerinde yoğunlaşmaktadır. Kelimelerin muhatap sigasında olmasından ötürü anlam "siz de onu  yazılı kağıtlar haline düzenliyorsunuz onların (bir kısmını) belirtiyorsunuz ve birçoğunu da gizliyorsunuz." şeklinde olmakta, dolayısı ile hitabın Yahudilere ait olduğu gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Fakat ayetin Mekke'de indiğini baz alarak ve "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" sözünün Mekke'li müşrikler tarafından söylenmiş olabileceğini (ki bu ihtimal surenin muhteviyatı ile alakalı olarak daha kuvvetlidir) düşündüğümüz zaman, ortaya muhatap sigası ile olan kelimelerin Mekke'li müşriklere söylenmiş olabileceği ortaya çıkıyor ki bu da onların Tevrat'a karşı böyle bir şeyi yapmalarının akla muhal olduğunu ortaya koymaktadır.

Buradaki asıl mesele, ortaya çıkan bu müşkilin nasıl çözülebileceğidir. Bu müşkili fark eden daha önceki müfessirler, ayette bahsi geçen üç kelimenin farklı bir kıraatı daha olduğunu söylemektedirler. Bu kıraate göre üç kelime muhatap sigası ile yani te harfi değil, gaip sigası ile yani Ye harfi ile okunmuş, müşkil durum bu şekilde çözülmüştür. Şöyle ki;

Ayette geçen Tec'alunehu, Tubduneha ve Tuhfune kelimeleri, Yec'alunehu, Yubduneha ve Yuhfune olarak okunmuş, böylece anlam, "Onlar da onu  yazılı kağıtlar haline düzenliyorlar onların (bir kısmını) belirtiyorlar ve birçoğunu da gizliyorlar" şeklinde olmaktadır.

Kanaatimizce kelimelerin bu şekildeki kıraatleri surenin iniş mekanı ve muhatapları dikkate alındığında daha isabetli görünmektedir.

Bu kıraati baz alarak Enam s. 91. ayetini şu şekilde çevirmek de seçenekler arasındadır.

---- Ve Allah'ı O'nun gerçek değerince değerlendiremediler, hani onlar: "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" demişlerdi. Sen de ki: "O kitabı kim indirdi ki onu Musa o insanlara bir ışık ve bir doğruya ileten olarak getirmiş, onlar da (Yahudiler) onu  yazılı kağıtlar haline düzenliyor onların (bir kısmını) belirtiyor ve birçoğunu da gizliyorlar. Ve sizin ve atalarınızın bilmedikleri şeyler (onunla) size öğretilmiştir Sen de ki:"Allah (indirdi)." Sonra da sen onları daldıklarının içinde oynamaya bırak.

Buna göre ayeti yeniden okuyacak olursak karşımıza şöyle bir durum çıkacaktır.

 "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" diyen kimseler Mekke müşrikleridir ve devam eden cümlelerdeki hitabın tamamı da Mekke müşriklerine yapılmaktadır.

Bizim bu düşüncemiz, son zamanlarda bazı türedilerin kendi kafalarına uymayan ayetleri, nüzul sürecinde Kur'an'ın noktasız ve harekesiz olarak yazılmasından yola çıkıp, kendi kafalarına göre nokta ve harf uydurarak yeni bir Kur'an yazma girişimlerinden haberdar olan kimseleri haklı olarak "Bu adam ne yapmak istiyor?"  şeklinde düşündürebilecektir.

Fakat Kur'an'ın farklı kıraatleri konusunda bilgi sahibi olanların bizim ortaya attığımız bu düşüncenin türedi bir anlam icadı olmadığını anlayacaklardır. Hatta Keşşaf, Razi, Beydavi ve Elmalılı tefsirlerinde bu ayet ile ilgili yorumlardan haberi olanlar, bizim bu düşüncemizin haksız olmadığını görecektir. 

Bizim elbette yeni bir Kur'an yazmak gibi cüretimiz olamaz, bizim ortaya attığımız düşünce öteden beri süregelen ve bir realite olan Kur'an farklı kıraatleri ile ilgili ve geçmişi olan bir düşüncedir. 

Sonuç olarak; Enam s. 91. ayetinde ortaya çıkan bazı müşkil durumlar, ayet içinde geçen üç kelimenin muhatap sigası yerine gaip sigası olarak okunan kıraati baz alınarak okunduğunda anlaşılması daha kolay olacaktır.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

30 Nisan 2026 Perşembe

Enam s. 66. Ayetindeki Bihi Zamirinin Çevirileri Üzerinde Bir Değerlendirme

Kur'an'ın doğru anlaşılmasında ayetlerin öncesi ve sonrasının (siyak sibak) dikkate alınarak anlamlandırılmaya çalışılmasının önemini sıklıkla vurgulamaktayız. Bu yazımızda da Enam s. 66. ayetinde geçen Bihi zamirinin bağlam gözetilmeden yapılmış okumaları neticesinde parantez içi veya parantez açılmadan verilen Kur'an anlamı üzerinde durmaya çalışacağız.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَكَذَّبَ بِه۪ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّۜ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ

---- 66- Ve senin topluluğun onu (azap haberini) yalanladı, oysa o (azap haberi) gerçektir. Sen de ki: "Ben sizin üzerinize bir üstlenici değilim."

Bizim, çevirilerinde problem olduğunu iddia ettiğimiz yer, ayetteki Ve kezzebe bihi kavmüke ifadesinde yer alan Bihi edatına verilen anlamdır.

Arap gramerinde zamirin en yakın isme döndüğü veya dönmesi gerektiği (istisnaları olsa da) genel bir kuraldır. Zamirin mercii ile ilgili ihtilaflar tefsirlerde yer alan konularında arasında önemli bir yer tutmaktadır. İlgili ibarenin motamot çevirisi "senin topluluğun onu yalanladı" şeklindedir. İbarede Bihi (onu) zamirinin hangi isme dönebileceğinin aranması gerekmesine rağmen bir çok meal bunu aramadan parantez içine veya parantez olmadan Kur'an'ı anlamını vermiştir. Yani ayete göre Muhammed a.s. ın topluluğu Kur'an'ı yalanlamıştır

"Peki zamire bu anlamı verecek bir karine var mıdır?" diye sorarsak, cevabımız, hayır yoktur olacaktır.

Bazı kimseler, "Kardeşim onlar Kur'an'ı yalanlamadılar mı?" diye itiraz etse de biz ona "Kardeşim evet onlar Kur'an'ı yalanladı, fakat bu ayette o yalanmadan bahsedilmiyor" deriz.

Peki ayette bahsedilen elçinin topluluğunun yalanladığı şey nedir?

Bunun için bir önceki Enam s. 65. ayetine bakmamız bize doğru bir cevabı verecektir.

قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَاباً مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعاً وَيُذ۪يقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ

---- 65- Sen de ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azabı harekete geçirmeye veya bir taraftarlık giydirmeye ve sizin bir kısmınızın baskısını bir kısmınıza tattırmaya güç yetiricidir." Sen bak biz o delilleri nasıl evirip çeviriyoruz ki onlar kavrayalar.

Bu ayette dikkat edilirse, Azaben kelimesi bulunmakta ve Bihi zamiriyle ifade edilen topluluğun yalanladığı şey bu kelimeye dönmektedir. Eğer bağlam gözeten bir okuma yapılsa, 65 66 67. ayetler birlikte değerlendilmiş olsaydı, parantez içi veya parantezsiz olarak "Kur'an'ı" yazmanın isabetsiz bir yorum sonucu verilen anlam olduğu kolayca anlaşılabilecekti. 

Arapça bilgisi dahi olmasına gerek kalmadan dikkatli bir okuma yapılsa doğru anlamın kolayca yakalanabileceği kanaatindeyiz.

---- 65- Sen de ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azabı harekete geçirmeye veya bir taraftarlık giydirmeye ve sizin bir kısmınızın baskısını bir kısmınıza tattırmaya güç yetiricidir." Sen bak biz o delilleri nasıl evirip çeviriyoruz ki onlar kavrayalar.

---- 66- Ve senin topluluğun onu (azap haberini) yalanladı, oysa o (azap haberi) gerçektir. Sen de ki: "Ben sizin üzerinize bir üstlenici değilim."

---- 67-Her haberin bir karar zamanı vardır. Ve siz (bunu) ileride bileceksiniz.

Üç ayeti birlikte değerlendirdiğimizde ortaya çıkan durum şu dur; Allah c.c. başları dara düştüğü zaman inanıp, dardan çıktıklarında inkara devam edenlere onları her an için beklemedikleri yerden azaplandırmaya güç yetirdiğine dair bir tehditte bulunmakta, fakat Muhammed a.s ın topluluğu bunu yani gelebilecek azabı yalanlamaktadır.

Eğer bir kimse "Kardeşim herkes yanlış da bir sen mi doğrusun?" derse bu anlamı ilk defa ortaya atan biz değiliz, bu ayetin tefsiri ile alakalı olarak Keşşaf tefsirine bakabilirler. Orada da ilgili zamirin azap kelimesine döndüğü konusunda bir görüşü bulunmaktadır.

                                               EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


28 Nisan 2026 Salı

Enam s. 20 Ayeti: Kitap Verilenlerin Oğulları Gibi Tanıdıkları kimdir?

Kur'an'ın doğru anlaşılmasında ayetlerin öncesini ve sonrasını (siyak sibakı) dikkate alan bir okuma yapılmasının önemi herkes tarafından kabul gören bir yöntem olmasına rağmen, maalesef bu yöntem bazı ayet okumalarında göz ardı edilmektedir. 

Sözü uzatmadan bu dediğimize örnek olarak verebileceğimiz bir ayet de Enam s. 20. ayetidir.

Ayetin Arapça metni ve çevirisi şu şekildedir:

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟

---- Bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanımakta oldukları gibi tanıyorlar. O kimseler ki benliklerini ziyana sokmuşlardır, artık onlar inanmazlar.

Bu ayetin çeşitli kimseler tarafından yapılan meallerine baktığımızda, çoğu meal yapıcısının kitap verilenlerin oğulları gibi tanımakta olduğunun elçi olduğu şeklinde bir anlam verdiğini görmekteyiz.

"Peki bu anlam sağlıklı bir anlam mıdır?" dersek, evet cevabını vermek maalesef zordur. Çünkü ayetin öncesi gözetilmemiş ve daha önceki mealler taklit edilerek anlamlandırılmaya çalışılmış olduğu görülmektedir. Ayette geçen Ebnaehum kelimesinin erkek çocuğu kastetmesinden yola çıkılarak ki aynı hata Bakara s. 146. ayetinin çevirilerinde de yapılmış ve bunu daha önce ele almaya çalışmıştık, hemen bunun Muhammed a.s. olduğu şeklinde bir anlam verilmiştir.

Bu ayette önemli nokta Ya'rifuhehu kelimesindeki Hu zamiridir. Meal yapanların hepsi zamirlerin bazı istisnai durumlar olsa da en yakın isme döndüğünü mutlaka bilmektedir, fakat bu kuralı bir çoğu es geçerek yoruma dahil olabilecek bir anlam vermeyi tercih etmişlerdir.

Eğer Muhammed veya Elçi şeklinde anlam veren meal yapıcıların hepsine "Ayette geçen hu zamirinin mercii hangi isimdir?" diye sorsanız istisnasız olarak hepsi "Bir önceki ayette geçen Kur'an'dır" diye cevap verecektir. Fakat bu anlamı meale neden yansıtmadıklarını merak konusudur.

Hasılı kelam; Enam s. 20 ayetinde geçen kitap verilenlerin oğulları gibi tanıdıkları Muhammed a.s. değil, bir önceki ayetteki Kur'an'dır. Kitap verilenler onu da Saff. s. 6. ayetinde beyan edildiği üzere önceden tanımaktadırlar, fakat bu ayette geçen tanıma onunla ilgili değil, ona vahyedilen Kur'an ile ilgilidir. Bunun böyle olduğu bağımsız ve ve dikkatli bir okumayapan herkesçe malumdur. 

Ayetin çevirilerinde onu (Kur'an'ı) şeklinde açılan parantezlerin, ya da hiç parantez açmadan sadece metni çevirenlerin isabetli, (Muhammed'i) şeklinde açılan parantezlerin isabetsiz olduğunu söyleyebiliriz.

                                               EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

24 Nisan 2026 Cuma

Maide s. 38. Ayetinin Bir Meali Örneğinde Kitabın Tahrifi

Herhangi bir eseri yabancı bir dilden kendi dilimize çevirirken uyulması gereken bazı etik kurallar olması gerektiği malumdur. Yazılan eseri hiçbir çevirmen "Ben bundan böyle anlıyorum veya böyle anlamak istiyorum" diyerek, çevirme hakkına sahip değildir. O dilin kendi dilimizdeki karşılıklarını ve gramer kaidelerini bilmek çeviri işini yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli husustur.

Bu durumu Kur'an ile ilişiklendirirsek şunları söyleyebiliriz.

Kur'an dilinin konuştuğumuz dil olmaması nedeniyle onun anlaşılma yolu mealler veya çeviriler ile olmaktadır. Kur'an meali veya çevirisi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, metnin izin vermediği bir anlamın meal içine parantez koymadan yansıtılmasıdır. Hiç kimse "Ben bundan bunu anladım veya ben böyle anlamak istiyorum" şeklinde bir yaklaşımla Kur'an'ı çevirmeye kalkamaz, kalkarsa ve çeviriye de metin izn vermezse bunun adı TAHRİF olur. 

Son yıllarda ortaya çıkan "Anlam yorum" tarzı mealler dahi, metnin izin vermediği anlamlar yükleyerek "Ben bu ayeti böyle anladım" denilerek yazılma hakkına sahip değildir. Eğer metin ayetin yorumunu genişletmeye izin verirse buna sözümüz olmaz.

Sözü fazla uzatmadan ne demek istediğimizi Maide s. 38. ayetinin yapılmış bir mealine örnek vererek izah etmeye çalışacağız.

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Bu ayetin metne uygun olarak yapılmış çevirisi şu şekildedir.

---- Ve o hırsızlık yapan erkeğin ve o hırsızlık yapan kadının kazandıklarına bir karşılık Allah'tan bir caydırıcılık olarak, hemen ikisinin ellerini kesin. Ve Allah, çok güçlüdür, en bilgedir.

Son yıllarda bazı değişik Kur'an anlayışları nedeniyle bu veya benzeri ayetlerin farklı biçimde yorumlandığı herkesin malumudur. Bu durumu bu ayet hakkında söyleyecek olursak ayetteki el kesme emrinin hakiki anlamda bir el kesme değil, mecazi anlamda bir el kesme olduğu iddia edilmektedir.

Şunun özellikle altını çizerek söylüyoruz ki; Kur'an ayetleri ile ilgili olarak konuşan bir kimsenin elbette ayetler üzerinde yorum ve söyleme hakkı bulunmaktadır. Yalnız bu konuşma hakkı, metnin doğru bir şekilde okuyup meallendirilmesinden sonra olmalıdır. Doğru bir meal üzerinden yapılan yorumlar doğru veya yanlış olabilir, ve kişinin kendisini bağlar.

Bizim burada ısrarla üzerinde durduğumuz ve itiraz ettiğimiz konu metni kişinin kendi istediği anlam doğrultusunda çevirmeye kalkmasıdır.

Bu duruma kur'anmeali.org sitesinde bulunan bir meal üzerinden örnek vermek istiyoruz. Meal yapan kişinin adını kişi merkezli bir eleştiri yapmıyor olmamız nedeniyle vermiyoruz. Biz burada zihniyete ve hataya dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.

---- Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık, ibretlik ceza olması için ellerini hırsızlıktan kesin. Allah güçlüdür, doğru karar verendir.

Dikkat edilirse bu meal "ellerini hırsızlıktan kesin" şeklindedir. Kanaatimizce meal sahibi kişi, hırsızlık cezasının hakiki anlamda bir el kesme olmadığı yönündeki ön yargısına istinaden böyle bir anlamı tercih etmiştir. Yani, "Kur'an'da hırsızlık cezası el kesme şeklinde olmamalıdır, o zaman ilgili ayetin anlamı da o şekilde verilmemelidir" şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir.

Peki böyle bir anlam metne uygun bir anlam mıdır?

Yine altını çizerek söylüyoruz ki; Amacımız el kesme cezasının mahiyetini tartışmak değildir. Bizim amacımız önce metnin doğru bir anlamının yapılıp yapılmadığının tesbitidir.

Meal yapıcısının ellerini hırsızlıktan kesin şeklinde yaptığı mealin Kur'an metindeki karşılığı fektau eydiyehuma şeklindedir. Dikkat edilirse mealde yer alan hırsızlıktan kelimesi metinde bulunmamaktadır. Metinde yer alan vessariku vessarikatu kelimelerinin karşılığı ise erkek hırsız ve kadın hırsız olarak mealde yer almaktadır.

Şimdi meal yapıcısına sorarız; Siz, metinde olmayan hırsızlıktan ilavesini herhangi bir parantez koyma ihtiyacı hissetmeden neden meale koydunuz? 

Aynı sitede bulunan bir başka kişinin mealinde aynı meal, "ellerini (hırsızlıktan) kesin" şeklinde yapılmıştır. Bu mealin sahibi, hırısızlıktan kelimesinin karşılığının metinde olmadığını bilerek parantez açmış ve bu ilaveyi koymuş, fakat bahsettiğimiz meal sahibi ise, böyle yapma ihtiyacı hissetmeden metne direk ilave yapmıştır.

Anlamın meal yapıcısının verdiği şekilde olması için Kur'an metninin Fektau eydiyehuma minessirkati şeklinde olması gerekmektedir. Yani ilave ettiği hırsızlıktan kelimesinin karşılığı olan minnessirkati kelimesinin metinde olması gerekmektedir ki böyle bir kelime metinde yoktur.

Öyleyse meal yapıcısı neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duymuştur?

Meal yapıcısı önce, Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesme değildir veya olmamalıdır" şeklinde bir önyargı ile kitaba yaklaşmakta, sonra bu ön yargısını Kur'an'an'a söyletmek amacıyla bir kelime ilavesinde bulunmaktadır.

Burada bir başkası, "Acaba sizin "Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesmedir" şeklinde bir önyargınız var da bu kişi sizin önyargınıza göre meal yapmadığı için onu suçluyor olabilir misiniz?" derse cevabımız şu olur.

Hayır, kişiyi suçlama nedenimiz bu değildir. Bizim kitaba yaklaşımımız bir şey Kur'an'da vardır veya yoktur şeklinde değildir. Bizim yaklaşımımız önce metnin doğru bir çeviri üzerinden anlaşılması, sonra da ayetler hakkında yorum yapılması yönündedir. Bu yorumlara katılırız veya katılmayız o ayrı.

Bu kişi eğer metni ilavesiz çevirip, "Bizim bu konudaki görüşümüz el kesme cezasının mecazi olduğu yönündedir" demiş olsaydı, bu  da kendi görüşü der, katılmasak ta onu suçlamazdık. Fakat kişi böyle yapmamış, metni tahrif ederek görüşünü Kur'an'a söyletmeye kalkmıştır.

Kur'an metni kendi içinde öyle bir anlam örgüsüne sahiptir ki, eğer bir kimse bu metin üzerinde bir tahrifata kalkışşsa bu kişi mutlaka bir yerde çelişkiye düşer ve kitap onun görüşünü yalanlar. Bu ayet mealinde de aynı şey söz konusudur.

Kişi, yaptığı mealde ayetin metninde bulunan nekalen minallahi ibaresinde bulunan minallahi ibaresini meale koymamış (olmayan kelimeyi koymak olan kelimeyi koymamak nasıl bir çeviri tekniği ise), nekalen kelimesine ibretlik ceza olması için anlamı vermiştir. Verdiği anlamda herhangi bir sıkıntı yoktur, fakat bu ibretlik cezanın ellerini hırsızlıktan kesmek anlamı ile nasıl uyuşabileceğini hiç düşünmemiştir.

Çünkü ibretlik ceza ile eli hırsızlıktan kesmek birbiri ile uygun bir karşılık değildir. İbretlik ceza caydırıcı sert bir tedbir, eli hırsızlıktan kesmek ise önleyici bir tedbirdir. Nekalen kelimesinin yerine "Önleyici bir tedbir olması için" şeklinde anlam verilebilecek bir kelime olsaydı, meal yapıcısı kişinin verdiği anlam kabul edilebilir bir anlam olurdu, fakat öyle bir kelime metinde yoktur.

Hasılı kelam; Kur'an, kimsenin keyfi olarak çevirebileceği veya yorumlayabileceği bir kitap değildir. Bu işi yapmanın metnin izin verdiği sınırlar ile yakından alakası vardır. Bu sınırı önceden aşan Yahudiler bizlere boşuna anlatılmamaktadır. Kimse bu kitabın ayetlerine "Ben yaptım oldu, ben dedim oldu" şeklinde bir yaklaşımla babasının kitabı muamelesi yapamaz.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

9 Nisan 2026 Perşembe

Al-i İmran s. 81. Ayetinin Anlatım üslubu Üzerinde Bir Değerlendirme

İnsanlar için doğru yol rehberi olan Kur'an, biz muhataplarına vermek istediği mesajlarını birçok edebi üslubu kullanarak vermektedir. Bu üsluplardan birisi de kıssa yollu anlatım üslubudur. Fakat kıssa yollu anlatım üslubunda  o kıssanın yaşanıp yaşanmadığı yani temsili bir kıssa mı yoksa yaşanmış bir kıssa mı olup olmadığının tesbiti, mesajın doğru anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir.

Tabi ki biz bunu söylerken bazı kimselerde bir tereddüt oluşacak ve bizim kıssalar konusunda uçuk kaçık bir düşüncelere kapılmaya başladığımız düşünülebilecektir. Hayır, kıssalar konusunda ilk günden beri nasıl düşünüyorsak öyle düşünüyor, kıssaların vermek istediği mesajı okuyup anlamanın esas olması gerektiğini savunuyoruz.

Elbette Kur'an kıssaları içinde, birebir yaşanmışlar olduğu gibi, temsili olarak okunabilecek yani birebir yaşanmamış kıssalar olduğu da bir gerçektir. Bu ayrımı yapmak ilgili kıssanın doğru anlaşılmasının bir yoludur. Bununla beraber yaşanmış kıssaların daha çoğunlukta olduğunu da hatırlatmak isteriz. Biz bu düşüncemizi önce Araf s. 172. ve 173. ayetler üzerinden örnekleyerek izah etmeye gayret edersek, meramımızın yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacağını düşünmekteyiz. Çünkü yazımızın başlığındaki ayet ile aşağı yukarı aynı paralelde bir ayettir.

---- Araf s. 172-Ve o kalkışın günü siz: "Şüphesiz ki biz bundan duyarsız kalanlardık" dersiniz diye, bir zaman senin Efendin, Adem'in oğullarından onların sırtlarından soylarını almış ve onları kendi benliklerine tanık yaparak: "Ben sizin Efendiniz değil miyim?" (demişti). Onlar da: "Evet biz tanığız" demişlerdi. 

---- Araf s. 173- Veya siz: "Bizim atalarımız önceden ortak koşmuşlar ve biz onlardan sonra gelen bir soy idik. O geçersizcilerin yaptığı nedeniyle bizi yok mu edeceksin?" dersiniz diye.

Şimdi bu ayeti düz bir okuyuşla okuduğumuz zaman ortaya çıkan tablo şu dur; Allah (c.c) bizler yaratılmadan evvel gelmiş gelecek bütün insanları bir araya toplamış ve aralarında yukarıdaki ayetlerdeki konuşmalar geçmiştir.

Acaba bu olay birebir yaşanmış mıdır?

Cevap= Hayır bu olay birebir yaşanmamıştır.

Soru= Öyleyse Allah (c.c.) bize yalan mı söylüyor?

Cevap= Hayır Allah c.c kullarına asla yalan söylemez.

Öyleyse bu olayı biz nasıl anlayacağız ki bazı kimseler bu olayın birebir yaşanmışlık durumunu istismar ederek: "Biz böyle bir söz verdiğimiz hatırlamıyoruz" şeklinde sözler sarfedilmektedir.

Biz bu kıssayı birebir yaşanıp yaşanmadığı üzerinde dönüp dolaşarak değil, bize dair ne gibi mesaj vermiş olabileceği yönünde bir anlama çalışması yaptığımızda, Allah c.c nin gelmiş gelecek bütün kullarının fıtratlarına Onu İlah ve Rab olarak bilmeyi yerleştirmiş olduğunu anlayabiliriz. Allah c.c. bu durumu bize böyle bir anlatım üslubu ile görselleştirerek anlatmaktadır. İnsanların fıtratlarında mevcut olan bu bilginin yerini zaman içinde farklı ilah ve rab tanımaları yani şirk koşmanın almış olduğu da malumdur.

Şimdi konumuz olan ayete geçebiliriz.

---- Al-i İmran s. 81- Ve bir zaman Allah o habercilerin yeminle bağlanmış sözünü almış: "Ant olsun ki ben size kitaptan ve bilgelikten verdim, sonra beraberinizdeki şeyi doğrulayıcı olan bir elçi size geldiğinde, kesinlikle ona inanacaksınız ve kesinlikle ona yardım edeceksiniz. Siz (bunları) kabullendiniz ve sizin üzerinize olan bu ağır görevimi sahiplendiniz mi?" demiş, onlar: "(Evet) biz kabullendik" demişler, O da: "Tanık olun ve ben de sizin beraberinizde o tanık olanlardanım" demişti.

---- Al-i İmran s. 82- Artık kim bundan sonra (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

Bu ayette de Araf s. 172. de geçen olayın bir benzeri görülmektedir. Allah c.c. bu ayette bütün Nebileri bir araya toplamış ve onlarla yukarıda geçen konuşmayı yapmaktadır.

Soru= Şimdi bu olay birebir yaşanmış mıdır?

Cevap= Hayır birebir yaşanmamıştır.

Soru= Öyleyse bu ayeti biz nasıl anlayacağız?

Önce, Medine'de nazil olan surelerdeki Yahudi ve Hristiyanlar tarafından Muhammed a.s. karşı olan tavırlar ile ilgili ayetleri okuyacağız. Bu ayetlerdeki genel manzaranın Yahudi ve Hristiyanların sadece kendi elçilerine inandıkları son elçiye inanmakta ayak direttikleri ve elçiler arasında bir ayrım yaptıkları olduğu açıkça görülecektir.

Bu arka planı dikkate alarak ilgili ayeti okuduğumuzda, Allah c.c. nin gönderdiği bütün elçilerin bir bayrak yarışı içinde oldukları bir önceki elçinin elindeki bayrağı diğer elçiye devrettiği yani bütün elçilerin taşıdğı bayrağın aynı bayrak olduğu görülecektir.

Musa a.s. ın taşıdığı bayrak, arada geçen bir çok elçilerden sonra İsa a.s. a devredilmiş, onun taşıdığı bayrak ise son nebi resul Muhammed a.s. a devredilmiştir. Dolayısı ile Musa ve İsa a.s. a inandıklarını iddia edenlerin Muhammed a.s. a da inanmaları gerektiği hatırlatması bu ayette yapılmaktadır. Elçiler arası ayrım yapmanın ne kadar anlamsız olduğu bu ayette bizlere bir kıssa dahilinde anlatılmaktadır.

Bu kıssayı eğer ki adlandırmak gerekiyorsa buna Temsili Kıssa demek, daha uygun olacaktır. Eğer ki bu kıssayı birebir yaşanmıştır diyerek okumaya kalktığımızda, ortaya çıkacak soruların cevabı verilemeyecek, eğer verilmeye çalışılırsa bu cevapları başka sorular izleyecektir. Bu nedenle kıssayı mesaj çeriğini öne çıkararak okuyup anlamaya çalışmak daha sağlıklı sonuçlar çıkaracaktır. Temsili kıssaların birebir yaşanmadığı sadece ilgili konunun anlaşılabilmesinin bu anlatım üslubu ile seçilmiş olduğu bilinmelidir.

Temsili kıssaların birebir yaşanmamış kıssalar olduğunu söylemek, Allah c.c. yi yalancılıkla itham etmek anlamına gelmez. 

                                       EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

31 Mart 2026 Salı

Bakara s. 146. Ayeti: Kitap Verilenlerin Oğulları Gibi Tanıdıkları kimdir?

Yazının başlığındaki sorunun cevabı, bu ayetin bir çok çevirisinde (istisnalar hariç), Muhammed a.s. olarak verilmiştir. Bunun nedeni ayet içinde "Oğulları" kelimesinin geçmiş olması, bunun da bir insanı göstermesinden yola çıkılarak, tanınan şeyin bir insan yani elçi Muhammed a.s. olabileceği görüşünü pekiştirmiştir. Bu görüş yorumlardan bir yorum olarak düşünülebilir, fakat konuyu ilgili ayetlerin bütünlüğünde düşünmeye çalıştığımız zaman, bu yorumun pek isabetli olduğunu söylemek mümkün görülmemektedir.

Yazımızda يَعْرِفُونَهُ kelimesindeki hu zamirinin neye delalet edebileceği yönündeki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız. Malum olduğu üzere Arapça da zamir en yakın isme döner, bunun Kur'an'da istisnai durumları görülmesine rağmen genel kaide bu şekildedir. Bu kelimedeki hu zamirini elçiye döndürmeyi gerektirecek bir karinesi yoktur, fakat Mescidi Haram'a döndürülecek karineleri bulunmaktadır.

Önce Bakara s. 144. ayetine bir bakalım.

قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

 ----Biz, senin yüzünü o göğe çevrilip durduğunu kesinlikle görüyoruz. Şimdi biz seni bir yöne yakınlaştıracağız ki sen ona hoşnut olacaksın. Artık sen yüzünü Mescidi Haram tarafına yakınlaştır. Ve siz nerede olursanız, artık yüzlerinizi onun tarafına yakınlaştırın. Ve şüphesiz ki o kitap verilmiş olan kimseler, bunun Efendilerinden  bir gerçek olduğunu kesinlikle biliyorlar. Ve Allah onların işlemekte olduğu şeylerden duyarsız değildir.

Bu ayetteki anahtar kelime Mescidi Haram'dır. Devam eden cümle olan Fevellu vücuheküm şatrahu daki hu zamirinin mercii Mescidi Haram'dır. Devam eden "Ve şüphesiz ki o kitap verilmiş olan kimseler, bunun Efendilerinden  bir gerçek olduğunu kesinlikle biliyorlar" cümlesi 146. ayeti anlamakta bize önemli bir ipucu vermektedir.

Şimdi gelelim 146. ayete.

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۜ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

----Bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanımakta oldukları gibi tanıyorlar. Ve şüphesiz ki onlardan bir bölük de gerçeği bilmekte oldukları halde kesinlikle gizliyorlar. 

Eğer bu ayeti tek bir ayetmiş gibi okursak, Ebneehum kelimesinden çıkarılabilecek anlam Muhammed a.s. olabilir, fakat öyle değildir. 144. ayete baktığımızda Mescidi Haram kelimesi ve ona işaret eden bir hu zamiri bulunmakta ve Mescidi Haram'ın kıble olmasının kesin bir gerçek olduğunu bilen Kitap verilmiş kimselere dikkat çekilmektedir.

Bu noktaları dikkate alarak 146. ayeti okuduğumuzda karşımıza şu durum çıkmaktadır.

Kendilerine kitap verilmiş olan kimseler onu yani Mescidi Haramın kıble olduğunu çok iyi biliyorlar, fakat işlerine gelmediği için bunu gizliyorlar.

Ayette geçen Ya'rifune ebneehum ifadesi, bunun kitap ehli tarafından çok iyi bilindiğini ifade etmesi bakımından kullanılmış bir deyimdir. 144. ayette geçen Elhak kelimesinin 146. ayette yine geçmesi, kitap ehlinin oğulları gibi tanıdıkları şeyin Muhammed a.s. değil Mescid Haram ve onun kıble olması olduğu anlaşılmatadır.

Dolayısıyla Bakara s. 146. ayetinde kitap ehlinin tanıdıkları haber verilen şeyin Muhammed a.s. olduğu yönünde açılan parantezlerin isabetli olduğunu söylememiz güçtür. İsabetli olan görüşün 144. ayeti dikkate alarak yapılan bir okuma neticesinde ortaya çıkan, kitap ehlinin oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları şeyin Mescid Haram ve onun kıble olduğu gerçeğidir. Eğer ayete bir parantez açılacaksa, bunu (Elçi, Muhammed, Peygamber, Kur'an) olarak değil, (Mescidi Haram'ın kıble olduğunu) açmak daha isabetli olacaktır.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

16 Mart 2026 Pazartesi

NAS SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- 4- 5- 6- Sen de ki: "Ben, o işkillendirici sinsinin şerrinden -ki o, o insandan ve o cindendir insanların göğüslerini işkillendirir- o insanların Efendisine, o insanların hükümdarına, o insanların tanrısına sığınırım.

FELAK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- Sen de ki: "Ben, yarattığı şeylerin şerrinden ve (karanlığı) çöktüğü zaman kararanın şerrinden ve o düğümlere üfleyen kadınların şerrinden ve kıskandığı zaman kıskananın şerrinden, (onu karanlıktan yarıp çıkaran) o sabahın Efendisine sığınırım.

İHLAS SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Sen de ki: "O, Allah'tır, tektir. Allah, her ihtiyacı gideren, kendisi ihtiyaçsız olandır. O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'na denk olmamıştır."

 

TEBBET SURESİ ÇEVİRİSİ

1-  Ebu Leheb'in (kızıl alevin babası) iki eli kurusun, kurudu da.

2- Onun malı ve kazandığı şeyler, ondan bir ihtiyacı gidermedi.

3- 4- 5- O ve onun karısı da kendisinin gerdanında hurma lifinden bir iple o odunun taşıyıcısı olarak yakında kızıl alevin sahibi bir ateşe yaslanacak.


NASR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Allah'ın yardımı ve o fetih geldiği ve sen o insanları bölük bölük Allah'ın yükümlülüğüne girmekte olduklarını gördüğün zaman, artık Efendini övgü ile tesbih et ve O'ndan bağışlama iste. Şüphesiz ki O, lütufla çokça dönücüdür.

KAFİRUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- Sen de ki: "Ey o gerçeği örtücüler! Ben kulluk etmiyorum, sizin kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Ve sizde kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk etmekte olduğum şeye. Ve ben kulluk edici değilim sizin kulluk ettiğiniz şeylere. Ve sizde kulluk ediciler değilsiniz benim kulluk etmekte olduğum şeye. Sizin yükümlülüğünüz sizedir ve benim yükümlülüğüm de banadır."

KEVSER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Şüphesiz ki biz sana o çokça hayır nimeti verdik.

2- O halde sen kulluk görevini Efendine karşı yerine getir ve boğazla*.

3- Şüphesiz ki sana kin besleyen var ya, o soyu kesik olanın ta kendisidir.

Venhar kelimesine boğazla anlamı verme gerekçemiz, kelimenin kök anlamının deveyi boğazlamak anlamına gelmesindendir. Bugün dilimizde halen kullanılan intihar kelimesi de bu kökten gelmektedir. Bazı meallerde farklı bir karşılık verilmiş olmasına karşın bizim tercihimiz bu yöndedir. İbrahim a.s. sonrası zaman içinde bozulan inanç yapısı, kulluğun özü olan ve salat kelimesi ile ifade edilen bizim namaz olarak bildiğimiz kıyam- rüku- secde formlarının birleştiği ritüelin putlara hasrediliyor olması aynı zamanda kurban olarak bildiğimiz hayvan boğazlama ibadetinin de putlara hasrediliyor olması arkaplanını dikkate aldığımızda namazın ve kurbanın sadece Allah'a has kılınması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

15 Mart 2026 Pazar

MAUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sen o yükümlülüğü yalanlamakta olan kimseyi gördün mü?

2- İşte o, o yetimi itip kakmakta olan kimsedir.

3- Ve o, o çaresizin doyumu üzerine bir teşvikte bulunmaz.

4- Vay o kulluk görevini yerine getir(diğini iddia ed)enlerin haline.

5- Onlar, kulluk görevlerinden yanılan kimselerdir.

6- Onlar, gösteriş yapmakta ve o en küçük bir yardımı bile alıkoymakta olan kimselerdir.


KUREYŞ SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kureyş'i (birbirine) kaynaştırıcılığı için.

2- Onları o kış ve o yaz yolculuğunda (başkalarıyla) kaynaştırıcılığı için.

3- O halde onlar şu evin Efendisine kulluk etsinler.

4- O ki, onları açlıktan doyurdu ve onları kaygıdan güvene kavuşturdu.

FİL SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sen görmedin mi senin Efendin o filin arkadaşlarını nasıl yaptı?

2- O, onların planlarını bir kayıp içinde bırakmadı mı?

3- Ve O, onların üzerine sürü sürü kuş gönderdi.

4 O (sürü sürü kuş), onlara pişirilmiş çamurdan taşlar atıyordu.

5- Böylece O, onları bir yenilmiş ekin sapı gibi yaptı.

HÜMEZE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Vay her bir çekiştirip duranın, ayıplayanın haline.

2- O ki malı topladı ve onu sayıp durdu.

3- O, kendisinin malının onu (bu yaşamda) sürekli kalıcı bırakacağını hesap ediyor.

4- Hayır o kesinlikle ve kesinlikle o hutameye fırlatılıp atılacaktır.

5- Ve o hutamenin ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

6- 7- (O), Allah'ın o tutuşturulmuş ateşidir ki o, o gönüllerin üzerine yükselir.

8- 9- Şüphesiz ki o, (ateşin kapıları) onların üzerine bir uzatılmış direkle kapatılmıştır.





ASR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o ikindi vaktine.*

2- Şüphesiz ki o insan, kesinlikle bir ziyan içindedir.

3- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş ve o gerçeği birbirine tembihlemiş ve o direnç göstermeyi birbirine tembihlemiş olan kimseler başka.

* Bu kelime ile ilgili olarak tefsirlerde farklı görüşler bulunmaktadır. Bizim ikindi vakti anlamını tercih etme nedenimiz, kelimenin kök anlamı olan sıkmak, sıkıştırmaktan yola çıkarak gündüz vaktinin sıkışması, dolayısı ile bunun ikindi vaktine tekabül etmesi bu anlamın da görüşler arasında bulunmasındandır. Allahu a'lem. 

TEKASÜR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O karşılıklı çokluk yarışı sizi oyaladı.

2- Öyle ki siz o gömülme yerlerini bile ziyaret ettiniz (de ölülerinizi saydınız).

3- Hayır, siz ileride bileceksiniz.

4- Sonra yine hayır, siz ileride bileceksiniz.

5- Hayır, eğer siz o kesin bilgiyle bilseydiniz, (bu işlerle meşgul olmazdınız).

6- Ant olsun ki siz, o şiddetli ateşi göreceksiniz.

7- Sonra siz onu o kesin gözle, kesinlikle ve kesinlikle göreceksiniz.

8- Sonra siz o gün o gönençlerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.

KARİA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O birden kapıyı çalan.

2- Nedir o birden kapıyı çalan?

3- Ve o birden kapıyı çalanın ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

4- O gün o insanlar saçılmış uçuşan canlılar gibi olur.

5- Ve o dağlar (hallaç tarafından) yayılmış renkli yün gibi olur.

6- 7- Şimdi, o kimse ki kendisinin tartılanları ağır gelmiş olana gelince, artık o, bir hoşnut geçim içindedir.

8- 9- Ve o kimse ki kendisinin tartılanları hafif gelmiş olana gelince, artık onun annesi, bir haviyedir.

10- Ve onun ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

11- (O), bir kızgın ateştir.

14 Mart 2026 Cumartesi

ADİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o soluk soluğa koşan (at)lara.

2- Ardından o kıvılcım çıkararak ateş saçanlara.

3- Derken o sabah vakti baskın yapanlara.

4- Böylece onda (sabah vaktinde) tozu dumana katanlara.

5- Nihayet onda (sabah vaktinde düşman) bir topluluğun ortasına dalanlara.

6- Şüphesiz ki o insan kendisinin Efendisine karşı kesinlikle çok kadirbilmezdir.

7- Ve şüphesiz ki o, buna kesinlikle bir tanıktır.

8- Ve şüphesiz ki onun, o malın sevgisine (olan düşkünlüğü) kesinlikle çok şiddetlidir.

9- Peki o, o gömütlerin içinde ne varsa deşildiği ve o göğüslerin içinde ne varsa devşirildiği zamanı bilmez mi?

10- Şüphesiz ki kendilerinin Efendisi o gün onların (yaptıkları) her şeyden kesinlikle haberdardır.

ZİLZAL SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O yer, kendisinin (şiddetli) sarsıntısıyla sarsıldığı zaman.

2- Ve o yer, kendisinin ağırlıklarını çıkardığı zaman.

3- Ve o insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman.

4- O gün o (yer) kendisinin haberlerini söyleyecektir.

5- Çünkü senin Efendin ona vahyetmiştir.

6- O gün o insanlar kendi işlerinin (karşılığının) gösterilmesi için ayrı ayrı olarak öne çıkacaktır.

7- Artık kim bir zerre ağırlığınca dahi hayır işlerse, o onu(n karşılığını) görecektir.

8- Ve kim bir zerre ağırlığınca dahi şer işlerse, o da onu(n karşılığını) görecektir.

BEYYİNE SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- O kitabın mensuplarından ve o ortak koşanlardan gerçeği örtmüş olan kimseler, kendilerine o apaçık belgeler olan temizlenmiş sayfaları, ki onda sağlam dosdoğru yazılar vardır, peşi sıra okumakta olan Allah'tan bir elçi gelene kadar çözülücü değildi.

4- O kitap verilmiş olan kimseler (apaçık belgeler gelene kadar) ayrışmadılar, kendilerine o apaçık belgelerin gelmesinden sonrası başka (o zaman ayrıştılar).

5- Oysa onlar, Allah'a o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyen meyledenler olarak kulluk etmek ve o kulluk görevini ayakta tutmak ve arınmayı yerine getirmekten başkasıyla buyurulmamışlardı. Ve bu, o sağlam dosdoğru (yazıların) yükümlülüğüdür.

6- Şüphesiz o kitabın mensuplarından ve o ortak koşanlardan gerçeği örtmüş olan kimseler, cehennemin ateşindedir ki onlar onun içinde sürekli kalıcılardır. İşte onlar, o var edilenlerin en şerlisinin ta kendileridir.

7- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, işte onlar o var edilenlerin en hayırlısının ta kendileridir. 

8- Onların kendilerinin Efendisinin yanındaki karşılıkları, Adn bahçeleridir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlarda O'ndan hoşnut olmuşlardır. Bu (karşılık), kendisinin Efendisinden çekinmiş olan kimse içindir.

13 Mart 2026 Cuma

KADR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Şüphesiz ki biz onu (ilk olarak) o kadir gecesinde indirdik.

2- Ve o kadir gecesinin ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

3- O kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4- O melekler ve o esinti (Cibril) onda kendilerinin Efendisinin onayıyla inerler.

5- O (gece), o fecrin yükselmesine kadar bir esenliktir.

ALAK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sen, Efendinin adına oku (çağır), O ki yarattı.

2- O, o insanı bir embriyodan yarattı.

3- Sen oku (çağır) ve senin Efendin en cömerttir.

4- O ki, o kalemle öğretti.

5- O insana da bilmediği şeyi O öğretti.

6- 7- Hayır, şüphesiz ki o insan kendisini ihtiyaçsız olarak gördüğü için kesinlikle taşkınlık yapıyor.

8- Şüphesiz ki o dönüş, senin Efendinedir.

9- 10- Sen gördün mü, bir kul okuma (çağrı) görevini yerine getirdiği zaman vazgeçirmeye çalışan kimseyi?

11- 12- Sen gördün mü eğer o, o doğruya ileten üzerinde ise veya o korunma bilincini buyurmuşsa?

13- Sen gördün mü eğer o, yalanlamış ve (başka tarafa) yakınlaşmışsa?

14- O, bilmedi mi çünkü Allah (onu) görüyor?

15- Hayır, ant olsun ki eğer o vazgeçmediyse, biz kesinlikle o perçemi tutup sürükleyeceğiz.

16- Bir perçem ki, bir yalancı, bir kusurlu.

17- Şimdi o kendi sesinin ulaştığı (taraftarlarını) çağırsın.

18- Bizde yakında o zebanileri çağıracağız.

19- Hayır. Sen ona sakın itaat etme ve boyun eğ ve yakınlaş.


TİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o incir (yetişen bölgey)e ve o zeytin (yetişen bölgey)e.

2- Ve (Musa ile konuştuğum) Sina dağına.

3- Ve (senin olduğun) bu güvenilir yerleşim merkezine.

4- Ant olsun ki biz o insanı en iyi biçimde yarattık.

5- Sonra biz onu aşağılıkların en aşağısına geri döndürdük.

6- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. Borç yüklenmemiş bir ödül, artık onlar içindir.

7- O halde (ey o insan), o yükümlülüğü sana ne yalanlatıyor?

8- Allah, o karar vericilerin en doğru karar vericisi değil mi?

12 Mart 2026 Perşembe

İNŞİRAH SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Biz senin göğsünü genişletmedik mi?

2- Ve senden ağır yükünü indirmedik mi?

3- O ki senin sırtını çatırdatmıştı.

4- Ve senin hatırlanışını yükseltmedik mi?

5- Artık şüphesiz ki o zorluğun beraberinde bir kolaylık vardır.

6- Şüphesiz ki o zorluğun beraberinde bir kolaylık vardır.

7- O halde sen boş kaldığın zaman, (başka işe koyularak) hemen yorul.

8- Ve Efendine hemen ilgi duy.

DUHA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o kuşluk vaktine.

2- Ve dinginleştiği zaman o geceye.

3- Senin Efendin seninle ilgiyi kesmedi ve (sana) kızmadı.

4- Ve o sonraki (yaşam) senin için bu şimdiki (yaşamdan) daha hayırlıdır.

5- Ve ileride Efendin sana sunacak, böylece sende hoşnut olacaksın.

6- O, seni yetim olarak bulup da sığındırmadı mı?

7- Ve seni şaşkın olarak bulup da doğruya iletmedi mi?

8-Ve seni yoksul olarak bulup da ihtiyaçsız kılmadı mı?

9- Şimdi o yetime gelince, sen sakın (onu) ezme.

10- Ve o talep ediciye (dilenciye) gelince, sakın (ona) sertçe çıkışma.

11- Ve senin Efendinin gönendirmesine gelince de, artık (ondan) durmaksızın söz et.

LEYL SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun (o güneşi) kapladığı zaman o geceye.

2- Ve (o güneşi) ortaya çıkardığı zaman o gündüze.

3- Ve o erkeği ve o dişiyi yaratmış olan kimseye.

4- Şüphesiz ki sizin çabalamanız kesinlikle ayrı ayrıdır.

5- 6- Şimdi, sunmuş ve korunmuş ve o en iyiyi doğrulamış olan kimseye gelince.

7- Biz ona yakında o kolay olanı kolaylaştıracağız.

8- 9- Ve cimrilik etmiş ve ihtiyaçsızlık göstermiş ve o en iyiyi yalanlamış kimseye de gelince.

10- Biz ona yakında o zor olanı kolaylaştıracağız.

11- O, (ateşe) düştüğü zaman, onun malı ondan bir ihtiyacı gidermiyor.

12- Şüphesiz ki o doğru yola iletmek, bizim üzerimizedir.

13- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşam) da ve bu şimdiki (yaşam) da bizimdir.

14- Artık ben sizi harlamakta olan bir ateşle uyardım.

15- Ona o en hayduttan başkası yaslanmaz.

16- O kimse ki yalanladı ve (başka tarafa) yakınlaştı.

17- Ve o en çok korunan ise yakında ondan uzak tutulacaktır.

18- O kimse ki kendi malını vererek arınır.

19- 20- Ve kendisinin Efendisinin o en yüce yüzünü arama dışında, onun yanında hiçbir kimsenin karşılığı verilecek bir gönendirmesi (borcu) olmaz.

20- Ve o ileride kesinlikle hoşnut olacaktır.


11 Mart 2026 Çarşamba

ŞEMS SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o güneşe ve onun aydınlığına.

2- Ve onu peşi sıra izlediği zaman o aya.

3-Ve onu ortaya çıkardığı zaman o gündüze.

4- Ve onu kapladığı zaman o geceye.

5- Ve o göğe ve onu yapılandırana.

6- Ve o yere ve onu yayıp döşeyene.

7- Ve benliğe ve onu denkleştirene.

8- Böylece onun sınır tanımaz taşkınlığını ve korunma bilincini (insanın) içine yerleştirene.

9- Onu arındırmış olan kimse, kesinlikle başarıya erişmiştir.

10- Onu toprağa gömmüş olan kimse de, kesinlikle perişan olmuştur.

11- Semud, kendi taşkınlığı nedeniyle yalanladı.

12- 13- Hani onun en haydutu harekete geçmişti de Allah'ın elçisi onlara: "(Aman dikkat) Allah'ın devesine ve onun suvarılma hakkına" demişti. 

14- Bu uyarıya rağmen onlar onu (Salih'i) yalanlamışlar ve ayaklarını keserek onu (deveyi) öldürmüşlerdi. Bunun üzerine kendilerinin Efendisi peşlerine takılı suçu nedeniyle onların üzerini kapatıvermiş, böylece onu (Semud'u) dümdüz etmişti.

15- Ve O, onun (yok edilmesinin) sonucundan da kaygılanacak da değildi.


BELED SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- Hayır, ben kasem ederim ki şu yerleşim merkezine ki sen de bu yerleşim merkezinde serbest (çe dolaşan bir kimse)sin.

3- Ve babaya ve doğmuş olan kimseye.

4- Ant olsun ki biz o insanı zorluklara göğüs gerebilecek durumda yarattık.

5- O, kendisine hiçbirinin asla güç yetiremeyeceğini mi hesap ediyor?

6- O: "Ben, yığınla mal yok ettim" diyor.

7- O, kendisini hiçbirinin görmediğini mi hesap ediyor?

8- Biz onu iki gözlü kılmadık mı?

9- Ve bir dilli ve iki dudaklı?

10- Ve biz onu o iki tepeye (dil ve iki dudakla annesinin memesini emmesine) iletmedik mi?

11- Buna rağmen o, o akabeye (zorlu yokuşa) göğüs geremedi.

12- Ve o akabenin (zorlu yokuşun) ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

13-14- 15- 16-17- (O), boynu bağlıyı (köleyi) çözmek veya kıtlığın sahibi bir günde yakınlığın sahibi (akraba) bir yetime veya toprağın sahibi (yerdeki topraktan başka bir şeyi olmayana) bir çaresize yedirmek, sonra inanmış ve o direnç göstermeyi birbirine tembihlemiş ve o şefkatli davranmayı birbirine tembihlemiş kimselerden olmaktır.

18- İşte onlar, o sağ tarafın arkadaşlarıdır.

19- Ve o kimseler ki bizim delillerimizi örttüler, onlar da o sol tarafın arkadaşlarıdır.

20- (Kapıları) kilitlenmiş bir ateş, onların üzerindedir.


10 Mart 2026 Salı

FECR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o fecre.

2- Ve on geceye.

3- Ve o çifte ve o teke.

4- Ve yürümekte olduğu zaman o geceye.

5- (Kötülüklere) taş koyan akıl sahibi için bir kasem, bunda yok mudur?

6- Sen görmedin mi senin Efendin Ad'ı nasıl yaptı?

7- O direklerin sahibi İrem'e?

8- Öyle ki o yerleşim merkezleri içinde onun bir örneği yaratılmamıştı.

9- Ve semud'u, o kimseler ki o vadide o kayaları oymuşlardı.

10- Ve o kazıkların (piramitlerin) sahibi Firavun'a?

11- 12- O kimseler ki o yerleşim merkezlerinde taşkınlık yapmışlar, böylece onlarda o fesadı çoğaltmışlardı.

13- Bu yüzden senin Efendin onların üzerine azabın kamçısını boşaltıverdi.

14- Şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle o gözlem yerlerindedir.

15- Şimdi o insana gelince, onun Efendisi onu yoklayıp da ona cömertlik yaptığı ve onu gönendirdiği zaman, hemen o: "Benim Efendim bana cömertlik yaptı" der.

16- Ve bunun tersine de gelince, onu yoklayıp da bu sefer onun rızkını ona ölçü koyduğu zaman, hemen o: "Benim Efendim beni alçalttı" der.

17- Hayır doğrusu, siz o yetime cömertlik yapmazsınız.

18- Ve o çaresizin yemeğine karşı bir teşvikte bulunmazsınız.

19- Ve o mirası yanlış olarak yemeyle yersiniz.

20- Ve o malı da bir doyumsuz sevgiyle seversiniz.

21- 22- 23- Hayır, o yer çarpıla çarpıla darmadağın edildiği ve senin Efendin ve o melek (topluluğu) sıra sıra geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün o insan hatırlayacak ve onun için o hatırlama(nın faydası) nasıl (olacak)?

24- O (insan): "Ah keşke (sonsuz) yaşamım için (iyi şeyleri) önceleseydim" der.

25- Artık o gün O'nun azabı gibi hiçbiri azaplandıramaz.

26- Ve O'nun bağlayışı gibi hiçbiri bağlayamaz.

27- 28- 29- 30- Ey (yaşamın imkanlarıyla) yatışmış o benlik, Efendine (sen O'ndan) hoşnut olan (O da senden) hoşnut olmuş olarak dön, böylece benim kullarımın arasına gir ve benim cennetime gir.


9 Mart 2026 Pazartesi

ĞAŞİYE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sana, o kaplayıcının sözü geldi mi?

2- Bazı yüzler ki o gün öne eğilendir.

3- İşleyendir, yorulandır.

4- Bir kızgın ateşe yaslanacaktır.

5- Son derece kaynak bir gözeden içirilecektir.

6- Onlar için (hayvanların bile yemediği) zehirli dikenden başka bir yiyecek yoktur.

7- Beslemez ve açlıktan ihtiyaçsız kılmaz.

8- Bazı yüzler ki o gün gönenendir.

9- Kendi çabasından dolayı hoşnut olandır.

10- Bir yüce bahçededir.

11- Onda amaçsız söz işitmez.

12- Bir akıcı göze ondadır.

13- 14- 15- 16- Yükseltilmiş koltuklar ve (önlerine) konulmuş bardaklar ve sıralanmış yastıklar ve serilmiş halılar ondadır.

17- Onlar o deveye bakmazlar mı nasıl yaratılmış?

18- Ve o göğe nasıl yükseltilmiş?

19- Ve o dağlara nasıl dikilmiş?

20- Ve o yere nasıl düzlenmiş?

21- O halde sen hatırlat, sen ancak ve ancak bir hatırlatıcısın.

22- Onların üzerinde asla zorlayıcı değilsin.

23- (Başka tarafa) yakınlaşmış ve gerçeği örtmüş olan kimse başka.

24- Artık onu da Allah o en büyük azapla azaplandıracaktır.

25- Şüphesiz ki onların dönüşleri bizedir.

26- Sonra şüphesiz ki onların hesapları bizedir.


A'LA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sen, Efendinin en yüce adını tesbih et.

2- O ki, yarattı, ardından denkleştirdi.

3- Ve O ki, ölçülendirdi ve yol gösterdi.

4- Ve O ki, o otlağı çıkardı.

5- Ardından onu bir ot süprüntüsü haline getirdi.

6- Biz seni okutacağız, böylece sen de unutmayacaksın.

7- Allah'ın dilediği şey başka. Şüphesiz ki O, o açığa vurulanı da ve saklı tutulmakta olan şeyi de bilir.

8- Ve biz sana o kolay olanı kolaylaştıracağız.

9- Eğer ki o hatırlatma fayda verecekse, o halde sen de hatırlat.

10- Çekinmekte olan kimse, (onu) hatırlayacaktır.

11- O en haydut kimse ise, ondan uzak duracaktır.

12- O ki o en büyük ateşe yaslanacaktır.

13- Sonra o, onda ölmez de yaşamaz da.

14- 15- (Benliğini) arındırmış ve kendisinin Efendisinin adını hatırlamış da kulluk görevini yerine getirmiş olan kimse, kesinlikle başarıya erişmiştir.

16- Doğrusu, siz bu şimdiki yaşamı tercih ediyorsunuz.

17- Ve o sonraki (yaşam) ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

18- 19- Şüphesiz ki bu (hatırlatmalar), o önceki sahifelerde, İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.


8 Mart 2026 Pazar

TARIK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o göğe ve o tarığa.

2- O tarığın ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

3- (O), bir parlak yıldızdır.

4- Bir benlik yoktur ki, onun üzerinde (yaptıklarını) kollayıp gözetici olmasın.

5- O halde o insan neden (hangi maddeden) yaratıldı bir baksın.

6- O, bir hızla atılan sudan yaratıldı.

7- O, (erkeğin) omurgası ve (kadının) kaburga kemikleri arasından çıkar.

8- Şüphesiz ki O, onu (öldükten sonra yeniden) döndürmeye kesinlikle güç yetiricidir.

9- O gün o gizlilikler yoklanır.

10- Artık hiçbir kuvvet ve hiçbir yardımcı onun için yoktur.

11- Ant olsun dönüşün sahibi o göğe.

12- Ve çatlağın sahibi o yere.

13- Şüphesiz ki o, bir ayırıcı sözdür.

14- Ve o, şaka değildir.

15- Şüphesiz ki onlar bir plan kuruyorlar.

16- Ve ben de bir plan kuruyorum.

17- O halde sen o gerçeği örtücülere mühlet ver, onlara bir nezaketle mühlet ver.


BURUC SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun o kalelerin sahibi o göğe.

2- Ve o söz verilen güne.

3- Ve tanıklık edene ve tanıklık edilene.

4- 5- Kahroldu tutuşturuculuğun sahibi ateş(i yakan) o çukurun arkadaşları.

6- Hani onlar onun üzerine* oturmuşlardı.

*Alâ harfi cerrinin kullanılması, çukurun etrafındakilerin üstte, ateşin ise altta kalmasından dolayıdır.

7- Ve onlar o inananlara yapmakta oldukları şeyin üzerine tanıklık edenlerdi.

8- 9- Ve onlar, mutlak güçlü, övgüye layık Allah'a - ki, o göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur-inanıyor olmalarından başka (bir nedenle) onlardan öç almıyorlardı. Ve Allah her bir şeyin üzerine bir tanıktır.

10- Şüphesiz o kimseler ki o inanan erkekleri ve o inanan kadınları (ateşte) ayarttılar, sonra da (pişman olup) itaate dönmediler, cehennem azabı artık onlar içindir ve o yakıp mahvedicinin azabı, onlar içindir.

11- Şüphesiz o kimseler ki inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, bahçeler onlar içindir ki onların altından o nehirler akar. Bu, o büyük başarıdır.

12- Şüphesiz ki senin Efendinin yakalaması, kesinlikle çok çetindir.

13- Şüphesiz ki O, (yaratmaya) başlayanın ve (yaratmayı tekrar) geri döndürecek olanın ta kendisidir.

14- 15- 16- Ve O, çok bağışlayıcıdır (kullarını) gönülden arzu edendir, o şanı yüce tahtın sahibidir, neyi istersee kesinlikle yapandır.

17- 18- Ve o askerlerin, Firavun'un ve Semud'un (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?

19- Doğrusu o gerçeği örtmüş olan kimseler bir yalanlama içindedir.

20- Ve Allah ise onları ötelerinden kuşatıcıdır.

21- 22- Doğrusu o, bir gözetilip kollanmış levhada şanı yüce bir okumadır.


7 Mart 2026 Cumartesi

İNŞİKAK SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- O gök yarıldığı ve kendisinin Efendisini dinlediği zaman ki (ona) yakıştırılmıştır.

3- 4- 5- Ve o yer uzatıldığı ve kendisinin içinde olan şeyler boşaltıldığı zaman ki (ona) yakıştırılmıştır.

6- Ey o insan şüphesiz ki sen, Efendine doğru didindikçe didinensin, sonunda O'na karşılaşansın.

7- 8- 9- Şimdi, kendisinin kitabı sağ eline verilmiş olan kimseye gelince, artık o, ileride bir kolay hesapla hesaba çekilecek ve kendi mensuplarına mutlu olarak çevrilecek.

10- 11- 12- Şimdi de, kendisinin kitabı sırtının ötesinden verilmiş olan kimseye gelince, artık o da, ileride yok oluşu çağıracak ve çılgın ateşe yaslanacak. 

13- Şüphesiz ki o, kendi mensuplarının içinde mutlu halde idi.

14- Şüphesiz ki o, (öldükten sonra yeniden) dönüşüm geçirmeyeceği kanısına varmıştı.

15- Hayır, şüphesiz ki onun Efendisi onu görücü idi.

16- 17- 18- Artık hayır, ben kasem ederim ki akşamın alaca karanlığına ve o geceye  ve derleyip topladığı şeylere ve toplandığı zaman o aya.

19- Siz, aşamadan aşamaya bineceksiniz.

20- Onlara ne oluyor ki halâ inanmazlar.

21- Ve o okunan (Kur'an) okunduğu zaman boyun eğmezler.

22- Aksine, gerçeği örtmüş olan kimseler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.

23- Ve Allah onların içlerinde biriktirmekte oldukları şeyleri daha iyi bilendir.

24- Öyleyse sen onları çok acı verici bir azapla müjdele.

25- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olanlar başka. Borç yüklenmemiş bir ödül, onlar içindir.


6 Mart 2026 Cuma

MUTAFFİFİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Vay o ölçüyü ve tartıyı eksik yapanların haline.

2- O kimseler ki o insanlardan (kendileri için) ölçtürdükleri zaman, tastamam yaparlar.

3- Ve onlara ölçtükleri veya tarttıkları zaman ise, ziyan ettirirler.

4- 5- Onlar, çok büyük gün için (yeniden) harekete geçirilmişler olacakları kanısına varmıyorlar mı?

6- O gün o insanlar o tüm insanların Efendisi için kalkar.

7- Hayır, şüphesiz ki o sınır tanımayanların kitabı, Siccin'dedir.

8- Ve Siccin'in ne olduğunu sen nasıl secebileceksin?

9- (O), bir rakamlanmış kitaptır.

10- O gün vay o yalanlayanların haline.

11- O kimseler ki o yükümlülüğün gününü yalanlıyorlar.

12- Ve onu her aşırı giden günahkardan başkası yalanlamıyor.

13- Bizim delillerimiz ona ne zaman peşi sıra okunsa o: "(Bu), o ilklerin söylenceleridir" dedi.

14- Hayır, doğrusu onların kazanmakta oldukları şeyler, onların kalplerini paslandırmıştır.

15- Hayır, şüphesiz onlar o gün kendilerinin Efendisin(in nimetlerin)den kesinlikle engellenmişlerdir.

16- Sonra, şüphesiz ki onlar kesinlikle o şiddetli ateşe yaslananlardır.

17- Sonra onlara: "Bu, sizin onu yalanmakta olduğunuz şeydir"  denilecek.

18- Hayır, şüphesiz ki o yüce gönüllülerin kitabı, İlliyyin'dedir.

19- Ve İlliyyin'in ne olduğunu sen nasıl sezebileceksin?

20- (O), bir rakamlanmış kitaptır.

21- Ona, o yakınlaştırılmışlar tanıklık  edecek.

22- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, kesinlikle bir gönenç içindedir.

23- Onlar, o süslü koltuklar üzerinde (etrafa) bakacaklar.

24- Sen onları yüzlerindeki o gönencin parıltısından tanıyacaksın.

25- 26- Onlar, bir mühürlenmiş katışıksız şaraptan içirilecekler ki onun mührü misktir. Nefes nefese kalarak yarışanlar bunda yarışsın.

27- Ve onun karışımı tesnim'dendir.

28- Bir gözedir ki onu o yakınlaştırılmışlar içecek.

29- Şüphesiz ki o suç işleyen kimseler, inanmış olan kimselerden bir kısmına gülerlerdi.

30- Ve onlara rast geldikleri zaman, kaş göz işareti yaparlardı.

31- Ve kendi mensuplarına çevrildikleri zaman, meyveyle keyiflenenler olarak çevrilirlerdi.

32- Ve onları gördükleri zaman: "Şüphesiz ki şunlar kesinlikle sapkınlardır" derlerdi.

33- Oysa ki kendileri onların üzerine kollayıp gözeticiler olarak gönderilmemişlerdi.

34- 35- Artık bugün de inanmış olan kimseler o azılı gerçeği örtücülerden bir kısmına o süslü koltuklar üzerinden bakarak gülecekler.

36- O azılı gerçeği örtücüler yapmakta oldukları şeylerin (onlara geri) dönüşümünü gördüler mi?


İNFİTAR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O gök yarıldığı zaman.

2- Ve o parlayan cisimler saçıldığı zaman.

3- Ve o su kütleleri fışkırtıldığı zaman.

4- Ve o gömütler deşildiği zaman.

5- (Artık her) bir benlik öncelediği ve sonraladığı şeyleri bilmiştir.

6- Ey o insan, seni o cömert Efendine karşı seni ne aldattı?

7- O ki seni yarattı da seni denkleştirdi, seni(n azalarını) dengeli yaptı.

8- Hangi bir şekilde dilemişse seni(n azalarını) birleştirdi.

9- Hayır, siz o yükümlülüğü yalanlıyorsunuz.

10- 11- Ve şüphesiz ki (yaptıklarınızı) kesinlikle kollayıp gözetici değerli yazıcılar, sizin üzerinizdedir.

12- Onlar, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilirler.

13- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, kesinlikle bir gönenç içindedir.

14- Şüphesiz ki o sınır tanımayanlar, kesinlikle bir şiddetli ateş içindedir.

15- Onlar, o yükümlülüğün gününde ona yaslanacaklardır.

16- Ve onlar, ondan algılanamayananlar da olmayacaklardır (sürekli kalacaklardır).

17- Ve o yükümlülüğün gününü sen nasıl sezebileceksin?

18- Ve sonra yine o yükümlülüğü sen nasıl sezebileceksin?

19- O gün bir benlik, bir benliğe hiçbir şeye hükümran olamaz. Ve o buyruk o gün, Allah'ındır.


5 Mart 2026 Perşembe

TEKVİR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O güneş sarıl(ıp ışığı kalma)dığı zaman. 

2- Ve o yıldızlar darmadağın olduğu zaman.

3- Ve o dağlar yürütüldüğü zaman.

4- Ve o on aylık gebe develer sahipsiz bırakıldığı zaman.

5- Ve o vahşi hayvanlar sürülüp (bir araya) toplandığı zaman.

6- Ve o su kütleleri kaynatıldığı zaman.

7- Ve o benlikler eşleştirildiği zaman.

8- 9- Ve o (diri diri) gömülmüş kız çocuğuna, hangi peşine takılı suçundan dolayı öldürüldüğü (hakkında bilgi) talep edildiği zaman.

10- Ve o sahifeler yayıldığı zaman.

11- Ve o gök sıyrıldığı zaman.

12- Ve o alevli ateş çıldırtıldığı zaman.

13- Ve o bahçe yakınlaştırıldığı zaman.

14- (Artık her) bir benlik neye hazırlandığını bilmiştir.

15- 16- Artık hayır, ben yemin ederim ki o (gündüzleyin) sinenlere, o (geceleyin) yuvalarına akıp gidenlere.

17- Ve kararmaya başladığı zaman o geceye.

18- Ve canlandırıldığı zaman o sabaha.

19- 20- 21- Şüphesiz ki o, o tahtın sahibinin yanında kuvvetin sahibi, mevkisi olan, itaat edilmiş, aynı zamanda güvenilen, bir değerli elçinin sözüdür.

22- Ve sizin arkadaşınız cinlenmiş değildir.

23- Ve ant olsun ki o, onu o apaçık ufukta gördü.

24- Ve o (arkadaşınız), o algılanamayana(n bilgileri aktarmakta size)  karşı kıskanç cimri* değildir.

*Kıskanç cimri olarak çevirdiğimiz "Bidaninin" kelimesi, bazı kıratlarda "Zaninin" olarak okunmuştur. Bazı çevirilerde gördüğümüz "Töhmet altında tutulamaz, Suçlanamaz" şeklindeki çeviriler, bu kıraatın tercih edilmesi sonucudur.

25- Ve o, taşlanan şeytanın sözü de değildir.

26- Artık siz nereye gidiyorsunuz?

27- 28- Ve o, sizden dosdoğru yolu dilemiş olan kimseye o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.

29- Ve o tüm insanların Efendisi Allah dilemedikçe siz dilemiyorsunuz.*

*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilirdemektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir. Çünkü muzari fiilin başına gelen "Ma" edatı şimdiki zaman anlamı verir. Çevirmenler fiilin başında sanki "La" edatı yani varmış gibi yani gelecek zaman anlamı vermişlerdir.


4 Mart 2026 Çarşamba

ABESE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- O, kendisine o kör geldi diye surat astı ve (başka tarafa) yakınlaştı.

3- 4- Ve sen nasıl sezebileceksin ki belki o arınacak veya hatırlayacak da o hatırlama ona fayda verecek.

5- 6- O ihtiyaç hissetmeyene gelince, ama sen ona yankılatmaya (çağrından karşı cevap almaya) çalışıyorsun.

7- Ve senin üzerinde değil onun arınmazlığı(nın sorumluğu).

8- 9- 10- Ve sana (Allah'tan) çekinerek koşup o gelen kimseye gelince, ama sen ondan (geri durup) oyalanıyorsun.

11- Hayır, şüphesiz ki o bir hatırlatmadır.

12- Artık kim dilerse onu hatırlar.

13-14- 15- 16- (O), değerli, yüce gönüllü elçilerin elleriyle (yazılmış) değer verilmiş, yükseltilmiş, temizlenmiş sahifelerdedir.

17- Kahrolası o insan! O ne de nankördür.

18- O, onu hangi şeyden yarattı?

19- Bir döllenmiş hücreden. O, onu yarattı da onu(n yaratılma aşmasını) ölçülendirdi.

20- Sonra o (seçebileceği iki) yolu ona kolaylaştırdı.

21- Sonra onu öldürdü de onu gömdürdü.

22- Sonra dilediği zaman onu (kabirden çıkarıp) yaydı.

23- Hayır o, ona buyurduğu şeyi henüz yerine getirmedi.

24- Şimdi, o insan kendisinin yiyeceğine baksın.

25- Şüphesiz ki biz o suyu boşalttıkça boşalttık.

26- Sonra o yeri yardıkça yardık.

27- 28- 29- 30- 31- 32- Böylece onda sizin için ve gönenç sağlayan hayvanlarınız için bir yarar olarak, dane ve üzüm ve yonca ve zeytin ve hurma ve koca ağaçlı alımlı bahçeler ve meyve ve otlak bitirdik.

33- Artık o kulakları sağır eden gümbürtü geldiği zaman...

34- 35- 36- O gün o kişi kendi kardeşinden ve kendi annesinden ve kendi babasından ve kendi (hayat) arkadaşından ve kendi oğullarından kaçacak.

37- Onlardan her bir kişinin o gün bir kendisini ihtiyaçsız kılacak bir durumu vardır.

38- 39- Bazı yüzler ki o gün ağarandır, gülendir, müjdelenendir.

40- 41- 42- Ve bazı yüzler ki o gün toz toprak onların üzerindedir, onları bir karalık saracaktır. İşte onlar o gerçeği örtenlerin sınır tanımayanların ta kendileridir.


3 Mart 2026 Salı

NAZİAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun (inkarcıların canlarını) o şiddetle çekip alanlara.

2- Ve (inananların canlarını) o acı vermeden çıkaranlara.

3- Ve (buyuruldukları işlere) o yüzdükçe yüzenlere.

4- Derken o öne geçtikçe geçenlere.

5- Derken o işi düzenledikçe düzenleyenlere.

6- O gün o sarsıcı (deprem) sarsacaktır.

7- Onu o artçı izleyecektir.

8- Kalpler, o gün hızlı çarpandır.

9- Onların (kalplerin sahiplerinin) gözleri öne eğilendir.

10- 11- 12- Onlar: "Biz çürümüş topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi o çukurda kesinlikle geri döndürülmüşler (olacağ)iz?" derler, (onlara "Evet" denilince de onlar): "Bu, o takdirde ziyan ettirici bir tekrardır" demişlerdi.

13- 14- Oysa o, ancak ve ancak bir tek komuttur. Birden onlar o uyananlardır.

15- Musa'nın (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?

16- 17- 18- 19- Bir zaman Efendisi ona o kutsanmış vadi Tuva'da: "Sen, Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı. (Ona) 'Senin (benliğini) arındırmana var mısın? Ben seni Efendine ileteyim ki sen de (O'ndan) çekinesin de" diye seslenmişti.

20- Böylece o, ona en büyük delili göstermişti.

21- Bunun üzerine o, yalanlamış ve baş kaldırmıştı.

22- Sonra koşarak dönüp gitmişti.

23- 24- Hemen (avanesini) toplamıştı da onlara seslenmiş: "Ben sizin en yüce efendinizim" demişti.

25- Bunun üzerine Allah onu o sonraki (yaşamın) ve bu ilk (yaşamın) ibretlik karşılığıyla tutuvermişti.

26- Şüphesiz ki bunda çekinmekte olan kimse için, kesinlikle bir ders vardır.

27- Siz mi yaratılış bakımından daha çetin yoksa o gök mü? O, onu yapılandırmıştır.

28- O, onun tavanını yükseltmiştir de onu denkleştirmiştir.

29- Ve O, onun gecesini karartmış ve onun aydınlığını çıkarmıştır.

30- 31- Ve o yer, O bundan sonra onu yuvarlattı, ondan onun suyunu ve otlağını çıkarmıştır.

32- 33- Ve o dağlar, O onları size ve gönenç sağlayan hayvanlarınıza bir yarar için sabitlemiştir.

34- Artık o en büyük felaket geldiği zaman. 

35- O gün o insan neye koştuğunu hatırlayacaktır.

36- Ve o şiddetli ateş görmekte olan kimse için belirginleştirilmiştir.

37- 38- 39- Şimdi, taşkınlık etmiş ve bu şimdiki yaşamı tercih etmiş olan kimseye gelince, artık şüphesiz ki o şiddetli ateş, o sığınacak yerin ta kendisidir.

40- 41- Ve kendisinin Efendisinin mevkiinden kaygılanmış ve o benliği keyfi eğilimden vazgeçirmiş olan kimseye de gelince, artık şüphesiz ki o bahçe, o sığınacak yerin ta kendisidir.

42- Onlar sana o andan: "Onun sabitleşmesi (gerçekleşmesi) ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.

43- Sende onun (vaktini) hatırlatmasından (yana bilgi) nerede?

44- Onun son varış yeri, senin Efendinedir.

45- Sen ancak ve ancak ondan çekinmekte olan kimseye bir uyarıcısın.

46- Onlar onu görecekleri gün (kabirlerde) bir akşam veya onun bir kuşluk vakti kadar kalmamışlar gibidir.