1- 2- 3- 4- O övgü Allah'adır ki O, kendisinin kuluna o kitabı indirdi ve ona bir eğrilik koymadı. Dosdoğru olarak (indirdi), kendi katından bir çetin baskını uyarması ve o inananları ki onlar o düzgün işleri işlemektedirler, bir iyi ödülün onlar için olduğunu müjdelemesi ki onlar onda sonsuza dek durup bekleyicidirler ve "Allah bir çocuk edindi" demiş olan kimseleri uyarması için (dosdoğru yaptı).
5- Bu konuda herhangi bir bilgi onlar için ve onların ataları için yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelime büyük (bir yalandır). Onlar bir yalandan başkasını söylemiyorlar.
6- Şimdi sen, eğer onlar bu söze inanmazlarsa diye onların peşlerinden kederlenerek belki de benliğini tüketicisin
7- Şüphesiz ki biz, o yerin üzerinde ne varsa, onların iş bakımından hangisi daha iyi diye yoklamak için, ona bir süs yaptık.
8- Ve şüphesiz ki biz, onun üzerinde ne varsa, kesinlikle bir kupkuru toprak da yapıcılarız.
9- Yoksa sen hesap mı ettin şüphesiz ki o mağara ve o yazıt arkadaşları bizim şaşılacak delillerimizden idiler?
10- Bir zaman o genç erkekler o mağaraya sığınmıştı da onlar: "Ey Efendimiz, sen bize kendi katından bir şefkat ver ve işimizden dolayı bizim için bir olgun davranış hazırla" demişlerdi.
11- Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarının üzerine seneler sayısınca (ağırlık) basmıştık.
12- Sonra biz, (mağarada) kaldıkları zamanı süre bakımından o iki grubun hangisinin daha iyi sayandır bizim bilmemiz için onları (yeniden) harekete geçirmiştik.
13- Biz, onların haberini o gerçekle sana anlatacağız. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisine inanmış olan genç erkeklerdi ve biz de onları doğruya iletilme bakımından artırmıştık.
14- 15- Ve onlar ayağa kalkıp da: "Bizim Efendimiz, o göklerin ve o yerin Efendisidir, biz O'nun berisinden hiçbirini tanrı olarak asla çağırmayacağız, (eğer çağırırsak) o takdirde ant olsun ki biz doğrudan uzak bir söz demişizdir. Şunlar bizim topluluğumuzdur ki onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar edindiler. Kendileri onlara karşı bir açık yetki getirmeliler değil miydi? O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır?" dedikleri zaman, biz onların kalplerinin üzerine bağ vurmuştuk.
16- (İçlerinden biri): "Ve madem ki siz onlardan ve onların Allah'tan başka kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştınız, o halde o mağaraya sığının ki sizin Efendiniz kendisinin şefkatinden size yaysın ve size işinizden dolayı rahat bir yer hazırlasın" (demişti).
17- Ve onlar onun geniş bir yerinde (uyuyor) iken, sen (orada olsaydın) o güneşi yükseldiği zaman onların mağaralarından o sağın tarafına eğrilmekte olduğunu ve battığı zaman da o solun tarafına aşmakta olduğunu görürdün. Bu, Allah'ın delillerindendir. Kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kim ki O onu saptırırsa, artık sen onun için yakın bir olgun davranıcı asla bulamazsın.
18- Ve sen (orada olsaydın) onları uyanıklar olarak hesap ederdin oysa onlar derin uykudadırlar. Ve biz onları o sağın tarafına ve o solun tarafına çeviriyorduk. Ve onların köpeği de iki kolunu o girişe genişleticiydi. Eğer sen onların üzerine yükseltilseydin (hallerine tanık olsaydın), kesinlikle onlardan kaçarak (başka tarafa) yakınlaşır ve onlardan dolayı kesinlikle (içine) bir korku doldurulurdu.
19- 20- Ve işte böyle biz, kendilerinin arasında birbirlerine (bilgi) talep etmeleri için onları (yeniden) harekete geçirmiştik. İçlerinden bir sözcü: "Siz, nice kaldınız?" dedi. Onlar: "Biz, bir gün veya bir günün kısmı kadar kaldık" demişlerdi. (Bu cevabı alanlar): "Sizin kaldığınız zamanı sizin Efendiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şu şehre harekete geçirin, o da yiyecek bakımından onun hangisi daha arınmış ona baksın da hemen ondan size bir rızık getirsin ve (şehir halkına da) lütufkâr davransın ve sizi hiçbir kimseye sakın fark ettirmesin. Şüphesiz ki onlar eğer sizin üzerinize üstün gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi kendi inanç çizgilerine tekrar geri döndürürler ve o takdirde siz de sonsuza dek asla başarıya erişemezsiniz" demişlerdi.
21- Ve işte böyle biz onları, Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu ve o an ki onda hiçbir kuşku olmadığını bilmeleri için, onlara fark ettirmiştik. O zaman onlar (şehir halkı) işlerini kendilerinin arasında çekişiyorlardı. Bu arada (onlar öldükten sonra bazıları): "Siz onların üzerine bir yapı temellendirin. Kendilerinin Efendisi onları daha iyi bilendir" demişlerdi. Onların (yapacakları) işi üzerine (çekişmede) yenen kimseler ise: "Biz, onların üzerine kesinlikle ve kesinlikle bir secde edilen yer edineceğiz" demişti.
22- Onlar diyecekler ki: "Üçtü, onların dördüncüsü onların köpeğiydi." Ve o algılanamayananı taşlayarak (kimileri de): "Beşti, onların altıncısı onların köpeğiydi" diyecekler. Ve onlar(ın kimileri de): "Yediydi ve onların sekizincisi onların köpeğiydi" diyecekler. Sen de ki: Benim Efendim, onların sayısını daha iyi bilendir. Onları çok az kimseden başkası bilmiyor." O halde sen, onlar hakkında (sana bilgisi kapalı olmayan) bir görünür münakaşadan başka sakın münakaşa etme. Ve sen onlar hakkında onlardan hiçbir kimseden sakın görüş de isteme.
23- 24- Ve sen hiçbir şey için de, "Eğer Allah dilerse başka" (demeden): "Şüphesiz ki ben bunu sabah yapıcıyım" sakın sakın deme. Ve sen unuttuğun zaman da, Efendini hatırla ve: "Efendimin olgun davranış bakımından beni bundan daha yakına iletmesini umulur" de.
25- Ve (onlar dediler ki): "Onlar kendi mağaralarında 300 sene kaldılar ve bunu 9 (sene) daha artırdılar."
26- Sen de ki: "Allah, onların kaldıkları zamanı daha iyi bilendir. O göklerin ve o yerin algılanamayananı(n bilgisi) O'nundur. O, neler görür ve neler işitir. O'nun berisinden hiçbir yakın onlar için yoktur. Ve O, kendisinin kararına hiçbir kimseyi de ortak etmez."
27- Ve sen, senin Efendinin kitabından sana vahyedilmiş olan şeyi peşi sıra oku. O'nun kelimelerini hiçbir değiştirici olmaz ve sen de O'nun berisinden bir sığındırıcı asla bulamazsın.
28- Ve sen, sabah ve akşam (sürekli olarak) kendilerinin Efendisini, O'nun yüzünü isteyerek çağırmakta olan kimselerin beraberinde benliğini dirençli tut ve iki gözünü bu şimdiki yaşamın süsünü isteyerek onlardan (başka tarafa) sakın ayırma. Ve sen, o kimseye sakın itaat etme ki biz onun kalbini bizim hatırlatmamızdan duyarsızlaştırmışızdır ve o da kendi keyfi eğilimini izlemiştir ve onun işi de kusur işlemektir.
29- Ve sen de ki: "O gerçek kendi Efendinizdendir. O halde dileyen kimse artık inansın ve dileyen kimse de artık gerçeği örtsün." Şüphesiz ki biz ateşi o haksızlık yapanlar için hazırlamışızdır ki onun surları onları kuşatmıştır. Ve eğer onlar yardıma sığınırlarsa, kendilerine o yağ tortusu gibi bir suyla yardım edilir ki o, yüzleri kavurur. O (su) ne bunaltıcı içecektir. Ve (o ateş) rahat yer bakımından ne kötüdür.
30- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, şüphesiz ki biz iş bakımından daha iyi kimsenin ödülünü kayba uğratmayacağız.
31- İşte onlar, Adn bahçeleri onlar içindir, kendilerinin altından o nehirler akar, kendileri, onlarda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlar olarak altından bileziklerden takınacaklardır ve ince ipekten ve kalın ipekten giysiler giyeceklerdir. O ne iyi dönüşümdür ve rahat yer bakımından da ne güzeldir.
32- Ve sen onlara iki adamı bir örnek olarak ortaya koy. Biz ikisinden birine üzümlerden (oluşan) iki bahçe vermiş ve o ikisini de hurmalıkla donatmış ve ikisinin arasına da bir ekinlik yapmıştık.
33- O iki bahçenin her ikisi de kendi yemişini vermiş ve ondan (yemişini vermekten) yana hiçbir şeyi haksızlık yapmamıştı. Ve biz ikisinin arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
34- Ve onun (başka) ürünü de olmuştu. Durum böyleyken onunla karşılıklı konuşurken kendi arkadaşına: "Ben senden mal bakımından daha çok ve insan gücü bakımından da daha üstünüm" demişti.
35- 36- Ve o, kendi bahçesine benliğine haksızlık yapıcı halde girmiş ve: "Ben, şunun kuruyup yok olacağı kanısına sonsuza dek varmıyorum ve ben, o anın ayağa dikilici olacağı kanısına da varmıyorum. Ve ant olsun ki ben Efendime geri döndürülürsem de, kesinlikle ve kesinlikle çevrilmişlik bakımından bundan daha hayırlısını bulacağım" demişti.
37- 38- 39- 40- 41- Onun arkadaşı kendisiyle karşılıklı konuşurak ona: "Sen O'na mı nankörlük ettin? ki O seni bir topraktan sonra bir döllenmiş hücreden yaratmış sonra da seni bir adam olarak denkleştirmiştir. Fakat hakikat şu ki, O Allah benim Efendimdir ve ben kendi Efendime hiçbir şeyi ortak koşmam. Ve her ne kadar sen beni, kendinden mal bakımından ve çocuk bakımından daha az olarak görüyor olsan da bahçene girdiğin zaman, '(Bu bahçe) Allah'ın dilemesidir, Allah'tan başka hiçbir kuvvet yoktur' demeli değil miydin? Hal böyleyken ola ki benim Efendim bana senin bahçenden daha hayırlısını verebilir ve onun üzerine gökten bir hesap gönderir de böylece o, kaygan bir toprak olabilir. Veya (ola ki) onun suyu dibe çekilir hale gelir de sen onu (tekrar yukarı) istemeye asla güç yetiremezsin" demişti.
42- Ve kendisinin ürünü kuşatıldı. Böylece o da, (bahçesinin) uğrunda harcadığı şeylere (içi yanarak) iki elini oğuşturmaya başlamıştı, o (bahçe) ise çardakları üzerine çökmüş haldeydi ve o: "Ah keşke ben Efendime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu.
43- Ve Allah'ın berisinden hiçbir karşı birlik olmadı ki ona yardım etsinler ve o kendisine de yardım edici olamadı.
44- İşte orada o gerçek yakınlık Allah'a aittir. O, dönüşüm bakımından daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
45- Ve sen onlara o yakın yaşamın örneğini ortaya koy. (Bu yakın yaşam) bir su gibidir ki biz onu o gökten indirmişizdir, böylece onunla o yerin bitkisi birbirine karışmış, akabinde o (bitki) bir kuru ot haline gelivermiştir ki o rüzgarlar onu savuruverir. Ve Allah her bir şey üzerine güç yetiricidir.
46- O mal ve o oğullar, o yakın yaşamın bir süsüdür. Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlıdır ve beklenti bakımından da daha hayırlıdır.
47- Ve o gün biz o dağları yürüteceğiz ve sen de o yeri (bir uçtan bir uca) belirgin olarak göreceksin. Ve biz de onlardan hiçbir kimseyi geride bırakmaksızın sürüp toplamışızdır.
48- Ve onlar sıra sıra olarak senin Efendinin karşısına sunulmuşlardır. (Onlara): "Ant olsun ki bizim sizi ilk defasındaki yarattığımız gibi bize geldiniz. Aksine, bizim size bir söz zamanı asla belirlemeyeceğimizi iddia etmiştiniz" (demişizdir).
49- Ve o kitap (önlerine) konulmuştur, artık sen o suç işleyenleri onun içindeki şeylerden dolayı: "Vay halimize, bu kitaba ne oluyor ki küçük ve büyük geride bırakmamış, onları ancak sayılandırmış" diyorlarken, korkuyla titreyenler olarak görürsün. Ve onlar işledikleri şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Ve senin Efendin hiçbir kimseye haksızlık yapmaz.
50- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e secde edin" demiştik de onlar İblis dışında hemen secde etmişlerdi. O, cinden olmuş böylelikle kendi Efendisinin buyruğundan çıkmıştı. Şimdi siz onu ve onun soyunu, onlar size bir düşman olduğu halde, benim berimden yakınlar mı ediniyorsunuz? Bu değişim haksızlık yapanlar bakımından ne kötüdür.
51- Ben onları o göklerin ve o yerin yaratılışına ve kendi benliklerinin yaratılışına tanıklaştırmadım. Ve ben o saptırıcıları bir pazu (güçlü kol) olarak da edinici olmadım.
52- Ve o gün O: "Siz, benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz şeylere seslenin" diyecek. Bunun üzerine kendileri, onları çağırmışlar fakat onlar kendilerini cevaplandırmamışlardır. Ve biz onların arasına bir uçurum koymuşuzdur.
53- Ve o suç işleyenler o ateşi görmüş, artık şüphesiz ki kendilerinin de ona düşücüler oldukları kanısına varmışlardır. Ve onlar, ondan çevrilebilecek bir yer de bulamamışlardır.
54- Ve ant olsun ki biz, bu okunan (Kur'an) da o insanlara her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ve o insan ise söz dalaşı yapma bakımından her bir şeyden (diğer canlılardan) daha çok olmuştur.
55- Ve o insanları, onlara o doğruya ileten geldiği zaman inanmalarına ve kendilerinin Efendisinden bağışlama istemelerine, o ilklerin yasasının onlara gelmesinden veya o azabın karşılarına gelmesinden başkası alıkoymadı.
56- Ve biz o gönderilmişleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmalarından başka göndermeyiz. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise o geçersizle söz dalaşı yapıyor ki o gerçeği onunla boşa çıkarsınlar. Ve onlar benim delillerimi ve uyarıldıkları şeyi alay konusu olarak edindiler.
57- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, kendisinin Efendisinin delilleri ona hatırlatılmıştır, buna rağmen onlardan ilgisiz kalmıştır ve kendi iki elinin öncelediği şeyleri unutmuştur? Şüphesiz ki biz, onlar onu (Kur'an'ı) kavrarlar diye onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ve eğer sen onları o doğruya iletene çağırsan, yine de onlar sonsuza dek asla doğruya iletilmeyecekler.
58- Ve senin Efendin çok bağışlayıcıdır, şefkat sahibidir. Eğer O, onları kazandıkları şeyler nedeniyle (hemen) tutmuş olsaydı, kendileri için o azabı kesinlikle ve kesinlikle çabuklaştırırdı. Aksine, (belirlenmiş) bir söz zamanı onlar içindir, ki (o zaman gelince) O'nun berisinden kurtulacak bir yer de asla bulamayacaklar.
59- Şu kasabalar, haksızlık yaptıklarında biz onları yok etmiştik. Ve biz onların yok edilmeleri için bir söz zamanı belirlemiştik.
60- Ve bir zaman Musa kendi genç uşağına: "Ben, o iki su kütlesinin birleştiği birleştiği yere ulaşmama kadar (yürümekten) ayrılmayacağım veya uzun zaman geçireceğim" demişti.
75- O: "Ben sana, 'şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin' dememiş miydim?" demişti.
76- (Musa): "Eğer ben sana bir şeyden talep edersem, bunun ardından artık bana arkadaşlık etme. Sen, benim katımdan kesinlikle bir gerekçeye ulaştın" demişti.
77- İkisi yine harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi bir kasaba mensuplarına geldikleri zaman, onun mensuplarından yiyecek istemişler, fakat onlar ikisini konuklamaktan direnmişlerdi. Durum böyle iken ikisi onda bir duvar bulmuşlar, o (duvar) yıkılmayı irade ediyordu, o (kul) da hemen onu ayağa kaldırmıştı. (Musa): "Eğer sen dileseydin, buna karşı kesinlikle bir ödül edinirdin" demişti.
78- 79- 80- 81- 82- O: Bu (soru), seninle benim aramın ayrılmasıdır. Ben, geri dönüşümle seni haberlendireceğim, o şey ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin. O gemiye gelince, şimdi o (gemi) o su kütlesinde çalışmakta olan çaresizlere aitti, bu yüzden ben istedim ki onu kusurlu yapayım, oysa onların ötesinde bir hükümdar vardı ki o, her (sağlam) gemiyi zor kullanarak tutuyordu. Ve o oğlan çocuğuna gelince, şimdi onun babası annesi iki inanan idi, bu yüzden biz onun ikisini bir taşkınlığa ve bir nankörlüğe sardırmasından çekindik. Böylece biz, ikisinin Efendisinin onlara arınmışlık bakımından ondan daha hayırlısıyla ve sürekli şefkat bakımından da daha yakınıyla değiştirmesini istedik. Ve o duvara gelince, o şehirdeki yetim o iki oğlan çocuğuna aitti ve onun altında ikisine ait bir hazine vardı ve ikisinin babası da düzgün biriydi. Böylece senin Efendin o ikisinin en çetinliklerine ulaşmalarını ve senin Efendinden bir şefkat olarak hazinelerini (o zaman) çıkarmalarını istedi. Ve ben bunu kendi işimden dolayı yapmadım. Bu, geri dönüşümüdür o şeyin ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin" demişti.
83- Ve onlar sana Zülkarneyn'den (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "Ben, size ondan bir hatırlatmayı, peşi sıra okuyacağım."
84- 85- Şüphesiz ki biz ona o yerde olanak sağladık ve ona her şeyden bir araç verdik. Böylece o da bir aracı izledi (ordusuyla yola çıktı).
86- Nihayet, o güneşin battığı yere ulaştığı zaman o onu, bir kara balçık gözesinde batıyor buldu ve o, onun yanında da bir topluluk buldu. Biz ona: "Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azap etmen veyahut onlar hakkında bir iyilik edinmen (sana kalmış)" dedik.
87- 88- O da: "Haksızlık yapmış olan kimseye gelince, artık biz onu ileride azaplandıracağız. Sonra o kendisinin Efendisine geri döndürülecek, artık O'da onu bir yadırganan azapla azaplandıracak. Ve inanmış ve düzgün iş işleyen kimseye gelince, artık o en iyinin karşılığı onun içindir. Ve biz ona işimizden bir kolaylık diyeceğiz" dedi.
89- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).
90- Nihayet, o güneşin yükseldiği yere ulaştığı zaman o onu, bir topluluğun üzerine yükseliyor olarak buldu ki, biz onun berisinden kendileri için bir engel yapmamıştık.
91- İşte böyle. Ve oysa biz onun katında olan şeyleri haber (alma) bakımından kuşatmıştık.
92- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).
93- Nihayet iki seddin arasına ulaştığı zaman o, o iki seddin berisinden bir topluluk buldu ki onlar neredeyse hiçbir şey sözü kavrayamaz haldelerdi (dilleri yabancı idi).
94- Onlar: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz ki Ye'cüc ve Me'cüc bu yerde bozuculuk yapıcılardır. Onun için, bizimle onların arasına senin bir sed yapmana karşılık, biz sana bir vergi verelim mi?" dediler.
95- 96- O: "Benim Efendimin bu konuda bana sağladığı olanak daha hayırlıdır. Şimdi siz beni kuvvetlice destekleyin de ben sizin aranızla onların arasına bir dayanıklı engel yapayım. Siz, bana o demirin tomarlarını getirin" dedi. Nihayet o iki yamacın arası denkleştiği zaman: "Üfleyin (ateşi körükleyin)" dedi. Nihayet o, onu (engeli) bir ateş haline soktuğu zaman : "Bana getirin de onun üzerine erimiş bakır boşaltayım" dedi.
97- (Yapıldıktan sonra) artık onlar (Ye'cüc ve Me'cüc) ona üstün gelmeye güç yetiremediler ve onu delmeye de güç yetiremediler.
98- O: "Bu, benim Efendimden bir şefkattir. Artık benim Efendimin sözü(nün zamanı) geldiği zaman, O onu darmadağın bir hale getirecektir. Ve benim Efendimin sözü bir gerçektir" dedi.
99- Ve o gün biz, onların bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanır halde bırakmışızdır ve o boruya üflenmiş böylece biz de onları toplu olarak bir araya getirmişizdir.
100- Ve o gün bi cehennemi o gerçeği örtücülere sundukça sunmuşuzdur.
101- Onlar öyle kimselerdi ki, onların gözleri benim hatırlamamdan bir perde içindeydi ve onlar onu işitmeye de dayanamazlardı.
102- Yoksa o gerçeği örtmüş olan kimseler, benim berimden kullarımı yakınlar edinebileceklerini mi hesap etti? Şüphesiz ki biz cehennemi o (gerçeği) örtücülere bir ikramlık olarak hazırladık.
103- 104- Sen de ki: "Ben, iş bakımından o en ziyan edenleri sizi haberlendireyim mi? Onlar öyle kimselerdir ki, kendileri o yakın yaşamda (kötülüklere) emek vererek iyilikler işlemekte olduklarını hesap ettikleri halde, kendilerinin çabası boşa gitmiştir."
105- İşte onlar öyle kimselerdir ki, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ve O'nun karşılamasını örtmüşler, böylece onların işleri de boşa gitmiştir, artık biz o kalkışın günü onlar için bir tartı kurmayacağız.
106- Bu cehennem, onların gerçeği örtmüş olmaları ve benim delillerimi ve benim elçilerimi bir alay konusu edinmeleri nedeniyle onların karşılığıdır.
107- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, o firdevs bahçeleri kendileri için bir ikramlık olmuştur.
108- Kendileri onlarda sürekli kalıcılardır, onlardan bir (yer) değiştirme peşine de düşmezler.
109- Sen de ki: "Eğer o su kütlesi benim Efendimin kelimeleri için bir mürekkep olsa ve eğer ki biz onun bir örneğini de ilave olarak getirsek, benim Efendimin kelimelerinin tükenmesinden önce o su kütlesi tükenirdi."
110- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. O halde kim kendisinin Efendisinin karşılamasını bekliyorsa, artık düzgün iş işlesin ve kendisinin Efendisine kullukta hiçbir kimseyi ortak koşmasın."