20 Ocak 2025 Pazartesi

MÜ'MİNUN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O inananlar kesinlikle başarıya eriştirilmiştir.

2- O kimseler ki, onlar kulluk görevlerinde saygı duyanlardır.

3- Ve o kimseler ki, onlar o amaçsız sözden kayıtsız kalanlardır.

4- Ve o kimseler ki, onlar o arınmayı yapanlardır.

5- Ve o kimseler ki, onlar ırzlarını koruyanlardır.

6- Eşlerine karşı veya sağ elleriyle sahip olduklarına hariç. Bundan dolayı şüphesiz ki onlar kınanmış değillerdir.

7- Artık kim bunun ötesinin peşine düşerse, işte onlar o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

8- Ve o kimseler ki, onlar emanetlerini ve anlaşmalarını güdenlerdir.

9- Ve o kimseler ki, onlar kulluk görevlerini koruyanlardır.

10- İşte onlar, o mirasçıların ta kendileridir.

11- O kimseler ki, o Firdevs cennetlerine mirasçı olurlar. Onlar onlarda sürekli kalıcıdırlar.

12- Ve ant olsun ki biz o insanı bir çamurdan bir süzmeden yarattık.

13- Sonra biz onu bir sabit yerde bir döllenmiş hücre olarak oluşturduk.

14- Sonra biz o döllenmiş hücreyi bir (rahme) asılı bir embriyo olarak yarattık, ardından biz (rahme) asılan o embriyoyu bir parça et olarak yarattık, ardından biz o parça eti kemikler olarak yarattık, ardından biz o kemiklere bir et giydirdik. Sonra biz onu sonraki bir yaratışla oluşturduk. O halde o yaratıcıların en iyisi Allah, bereketi boldur.

15- Sonra, şüphesiz ki sizler bundan sonra kesinlikle öleceksiniz.

16- Sonra, şüphesiz ki sizler o kalkışın günü harekete geçirileceksiniz.

17- Ve ant olsun ki biz üstünüzde yedi yol yarattık. Ve biz o yaratmadan duyarsız kalanlar da değildik.

18- Ve biz o gökten bir ölçüyle bir su indirdik de onu o yerde durgunlaştırdık. Ve şüphesiz ki biz onu gidermenin üzerine de kesinlikle güç yetiricileriz.

19- Böylece biz onunla sizin için onda hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeler oluşturduk. Sizin için onlarda (daha başka) birçok meyveler de vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.

20- Ve (yine onunla) Tur-i Sina dan o yiyenlere o yağı ve bir katığı bitiren bir ağaç çıkıyor.

21- Ve şüphesiz ki, sizin için o hayvanlarda kesinlikle bir ders vardır. Biz sizi onların karınlarındaki şeyden suvarıyoruz. Ve onlarda (daha başka) bir çok faydalar, sizin içindir. Ve siz onlardan bir kısmını da yiyorsunuz.

22- Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23- Ve ant olsun ki biz Nuh'u topluluğuna gönderdik de: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, sizin için O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Siz hiç korunmaz mısınız?" dedi.

24- 25- Bunun üzerine topluluğundan gerçeği örtmüş olan o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir, size karşı üstünleşmek istiyor. Ve eğer Allah dilemiş olsaydı, kesinlikle melekler indirirdi. Biz bunu o ilk atalarımızda işitmedik. O, kendisinde bir cinnet hali olan bir adamdan başkası değildir. Artık onun için bir süreye kadar bekleyin" dedi.

26- (Nuh): "Ey Efendim, beni yalanladıkları şeye karşı bana yardım et" dedi.

27- 28- 29- Bunun üzerine biz de ona: "Bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle gemiyi ustalıkla yap. Artık bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (yerden sular fışkırmaya başladığı) zaman, her bir çiftten ikişer ve onlardan, üzerine o söylenen öne geçmiş kimse dışında kendi halkını onun içine sok ve sakın haksızlık yapmış olan kimseler hakkında bana söz söyleme. Şüphesiz ki onlar batırılmış (olacak)lardır. Artık sen ve senin beraberindeki kimseler geminin üzerine denkleştiğin zaman sen: 'O övgü Allah'adır, O ki bizi haksızlık yapanlar topluluğundan kurtardı' de. Ve yine sen: 'Ey Efendim, beni bir bereket verilmiş inilecek yere indir, ve sen o ağırlayanların en hayırlısısın' de"  diye vahyettik.

30- Şüphesiz ki bunda kesinlikle ayetler vardır. Ve şüphesiz ki biz ayıklayanlar idik.

31- Onlardan sonra biz bir kuşak olarak sonrakileri oluşturduk.

32- Biz onlara da: "Siz Allah'a kulluk edin, sizin için O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Siz hiç korunmaz mısınız?" (desin) diye onlardan bir elçi gönderdik.

33- 34- 35- 36- 37- 38- Ve topluluğundan gerçeği örtmüş ve o sonraki (yaşamın) karşılaşmasını yalanlamış olan ve bizim o yakın yaşamda kendilerini refahla şımarttığımız o ileri gelen kimseler: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası değildir. Sizin ondan yemekte olduğunuz şeylerden yiyor ve içmekte olduğunuz şeylerden de içiyor. Ve eğer siz, sizin örneğiniz bir beşere itaat edecek olursanız, o takdirde süphesiz ki sizler kesinlikle ziyan edenlersiniz. O, size şüphesiz ki siz öldüğünüz ve bir toprak ve kemikler olduğunuz zaman, şüphesiz ki siz (topraktan) çıkarılmışlar (olacak)sınız diye söz mü veriyor? Sizin söz verilmekte olduğunuz şey çok uzak çok uzak. O (yaşam), bizim bu yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz ölürüz ve yaşarız ve (öldükten sonra) biz harekete geçirilmişler de olmayacağız. O, Allah'a karşı bir yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir ve biz ona inananlar da olmayacağız" dedi. 

39- (Elçi):"Ey Efendim, beni yalanladıkları şeye karşı bana yardım et" dedi.

40- (Allah): "Bir az (daha yalanlama)dan (sonra) kesinlikle pişman olanlardan olacaklar" dedi.

41- Derken o korkunç ses o gerçekle onları tutuverdi de biz onları bir sel süprüntüsü haline getirdik. Artık uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğuna olsun.

42-  Sonra biz onlardan sonra bir kuşak olarak sonrakileri oluşturduk.

43- (Yok edilen) hiçbir ana toplum kendi süresini öne geçiremiyor ve sonralayamıyordu.

44- Sonra biz elçilerimizi teker teker gönderdik. Her ne zaman bir ana topluma elçileri gelse, onlar onu yalanladılar. Bunun üzerine biz de (süreç içinde) onların bazısını bazısına izlettirdik (yok ettik) ve biz onları (dillerde dolaşan) olaylar haline getirdik. Artık uzaklık, inanmazlar topluluğuna olsun.

45- 46- Sonra biz Musa'yı ve kardeşi Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine bizim (gözle görülen) ayetlerimizle ve bir apaçık yetkiyle gönderdik de onlar büyüklük tasladılar ve yücelenen bir topluluk oldular.

47- Onlar:"İkisinin topluluğu bize kulluk edenler iken biz, bizim örneğimiz iki beşere inanır mıyız?" dediler.

48- Böylece onlar ikisini yalanladılar da o yok edilmişlerden oldular.

49- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ki onlar doğruya iletileler.

50- Ve biz Meryem'in oğlunu ve onun annesini (gözle görülen) bir ayet yaptık. Ve biz ikisini sabit (oturmaya elverişli) ve su gözesi olan bir tepeye sığındırdık.

51- 52- (Gönderdiğimiz bütün elçilere): "Ey o elçiler, siz o temizlerden yeyin bir düzgün iş işleyin. Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi biliciyim. Ve şüphesiz ki bu sizin ana toplumunuz bir tek ana toplumdur ve ben de sizin Efendinizim. O halde bana karşı korunun" (diye vahyettik).

53- Buna rağmen onlar(a inananlar zamanla) işlerini kendileri arasında yazılı metinler halinde paramparça ettiler. Her bir grup kendilerinin yanında olan şeyle sevinenlerdir.

54- Artık sen onları bir süreye kadar, kendi dalgınlıkları içinde bırak.

55- 56- Onlar, bizim kendilerini onunla ancak ve ancak takviye etmekte olduğumuz maldan ve oğullardan dolayı, onlar için o hayırlara koştuğumuzu mu hesap ediyorlar? Hayır onlar fark etmezler.

57- Şüphesiz o kimseler ki, onlar Efendilerinin endişesinden titreyenlerdir. 

58- Ve o kimseler ki, onlar Efendilerinin ayetlerine inanırlar. 

59- Ve o kimseler ki, onlar Efendilerine ortak koşmazlar. 

60- Ve o kimseler ki, Efendilerine dönücüler oldukları(na inandıkları) için verdikleri şeyi kalpleri korkuya titreyenler olarak verirler. 

61- İşte onlar, o hayırlarda koşuşanlardır. Ve onlar, bunlar için de öne geçenlerdir.

62- Ve biz bir benliği kendi (maddi ve bedeni) kapasitesinin dışında yükümlendirmeyiz. Ve bizim yanımızda o gerçeği konuşacak bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

63- Hayır, onların kalpleri bundan bir dalgınlık içindedir. Ve onların bunun berisinden de işleri vardır ki onlar bunları işleyenlerdir.

64- Nihayet biz, onların refahla şımarmışlarını o azapla tuttuğumuz zaman, birden onlar feryat ederek yalvarırlar.

65- Bugün siz feryat ederek sakın yalvarmayın, şüphesiz ki siz, bizden yardım göremezsiniz.

66- 67- Benim ayetlerim size peşi sıra okunuyordu da, siz ona karşı büyüklük taslayarak gece konuşmalarında çirkin sözler savurup ökçeleriniz üzerinde geri kaçıyordunuz.

68- Onlar, o söyleneni derinlemesine düşünmediler mi? Yoksa onlara, onların o ilk atalarına gelmeyen şey mi geldi?

69- Yoksa onlar elçilerini tanımadılar da, onlar onu bu yüzden mi yadırgayıcılardır?

70- Yoksa onlar (senin için): "Onda bir cinnet hali var" mı diyorlar? Hayır o, onlara o gerçeği getirmiştir, oysa onların tamamı gerçeği çirkin görenlerdir.

71- Ve eğer o gerçek onların keyfi eğilimlerini izleseydi, o gökler ve o yer ve onların içinde olan her kimse kesinlikle bozulurdu. Hayır, biz onlara hatırlamaları gerekenleri getirdik, oysa onlar hatırlamaları gerekenlerden kayıtsız kalanlardır.

72- Yoksa sen onlardan bir vergi mi talep ediyorsun? Oysa senin Efendinin vergisi daha hayırlıdır. Ve O, o rızık vericilerin en hayırlısıdır.

73- Ve şüphesiz ki sen onları kesinlikle bir dosdoğru yola çağırıyorsun.

74- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler ise, o (dosdoğru) yoldan kesinlikle dışarı çıkanlardır.

75- Ve eğer biz onlara sürekli şefkat etsek ve onlardaki zarardan olan şeyi kaldırsak, yine de kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya inatla devam ederlerdi.

76- Ve ant olsun ki biz onları o azapla tuttuk da Efendilerine karşı yine de boyun eğmek istemediler ve yalvarıp yakarmıyorlardı da.

77- Nihayet biz üzerlerine bir çetin azap sahibi bir kapı açtığımız zaman, birden onlar onun içinde umut yitirenlerdir.

78- Ve O ki, sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri oluşturdu. Siz ne kadar da az şükrediyorsunuz.

79- Ve O, sizi o yerde yaydı. Ve siz O'na sürülüp toplanılacaksınız.

80- Ve O ki, yaşatır ve öldürür. Ve o gece ve o gündüzün aykırı düşmesi de O'na aittir. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

81- Hayır, onlar da o ilklerin dediği şeyin örneğini dediler.

82- 83- Onlar: "Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz? Ant olsun ki biz ve önceden bizim atalarımız da bununla söz verilmiştik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dediler.

84- Sen de ki: "Eğer siz biliyorsanız (söyleyin), o yer ve ondaki kimseler kimindir?"

85- Onlar: "Allah'ındır" diyecekler. Sen de ki: "Siz hiç hatırlamaz mısınız?"

86- Sen de ki: "O yedi göklerin Efendisi ve o çok büyük tahtın Efendisi kimdir?"

87- Onlar: "Allah'tır" diyecekler. Sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

88- Sen de ki: "Eğer siz biliyorsanız (söyleyin), her şeyin hükümranlığı kendisinin elinde olan ve O himaye eder ve kendisi himaye edilmez kimdir?"

89- Onlar: "Allah'tır" diyecekler. Sen de ki: "Böyle iken siz nasıl sihirleniyorsunuz?"

90- Hayır, biz onlara o gerçeği getirdik. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

91- Allah, hiçbir çocuk sahiplenmemiştir. Ve O'nun beraberinde hiçbir tanrı da olmamıştır. Öyle olsaydı, her tanrı yarattığı şeyi (güçlü olmak için) götürür ve onların bir kısmı bir kısmının üzerine kesinlikle yüce olurdu. Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

92- O algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisidir. Onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

93- 94- Sen de ki: "Ey Efendim, eğer onların söz verilmekte oldukları şeyi bana gösterecek olursan, ey Efendim, artık beni sakın o haksızlık yapanlar topluluğunun içinde bırakma."

95- Ve şüphesiz ki biz, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyi sana göstermeye kesinlikle güç yetiricileriz.

96- Sen o kötülüğü o en iyiyle sav. Biz onların nitelemekte oldukları şeyleri en iyi bileniz.

97- 98- Ve sen de ki: "Ey Efendim, o şeytanların çekiştirmelerinden sana sığınırım. Ve ey Efendim, bana hazır bulunmalarından da sana sığınırım."

99- 100- Nihayet onlardan birine o ölüm geldiği zaman: "Ey Efendim, beni geri döndürün, umarım ki ben bıraktığım şey de bir düzgün iş işlerim" der. Hayır, şüphesiz ki o (söz) onun, onu söylediği bir kelimedir. Ve onların ötelerinden, onlar harekete geçirilecekleri güne kadar bir engel vardır.

101- O boruya üflendiği zaman, artık o gün onların arasında soy bağı olmaz ve birbirleriyle de (bilgi) talep edemezler.

102- Artık kimlerin tartılanları ağır gelirse, işte onlar o başarıya eriştirilenlerin ta kendileridir.

103- Ve kimlerin tartılanları hafif gelirse, işte onlar o kimselerdir ki kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır, onlar cehennemde sürekli kalıcıdırlar.

104- O ateş onların yüzlerini yalar ve onlar onda (pişmiş kelle gibi) sırıtanlardır.

105- (Allah): "Siz değil miydiniz benim ayetlerim size peşi sıra okunurken, onları yalanlamakta olanlar?" (dedi).

106- 107- Onlar: "Ey Efendimiz, bizim mutsuzluk isteğimiz bizi yendi ve biz sapkın bir topluluk olduk. Ey Efendimiz, bizi bundan çıkar, yok eğer biz tekrar dönersek, artık şüphesiz ki biz haksızlık yapanlarız" dediler.

108- 109- 110- 111- (Allah): "Siz defolun onun içine ve sakın benimle iletişim kurmayın. Gerçek şu ki, kullarımdan bir bölük 'Ey Efendimiz biz inandık, artık sen bizi bağışla ve bizi sürekli şefkat et ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın' derlerdi de, siz onları bir maskara konusu bellemiştiniz. Nihayet onlar beni hatırlamayı size unutturdular. Siz de onlardan (bahsederken) gülenler oldunuz. Şüphesiz ki ben onlara bugün direnç gösterdikleri nedeniyle karşılık verdim. Şüphesiz ki onlar o başaranların ta kendileridir" dedi.

112- (Allah): "Siz o yerde (kabirlerde) seneler sayısınca nice kaldınız?" dedi.

113- Onlar: "Biz bir gün veya günün bir kısmı kaldık, artık sen o sayıcılara (bilgi) talep et" dediler.

114- 115- (Allah): "Siz bir az (bir zaman) dışında kalmadınız, eğer siz gerçekten bilenlerden olsaydınız. Bizim sizi ancak ve ancak bir boş iş olarak yarattığımızı ve sizin bize gerçekten döndürülmeyeceğinizi hesap mı ettiniz?" dedi.

116- O gerçek hükümdar Allah, yücedir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O çok değerli tahtın Efendisidir.

117- Ve kim o konuda onu doğru sonuca götüren hiçbir delili  olmadığı halde Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı da çağırırsa, artık onun hesabı ancak ve ancak kendisinin Efendisinin yanındadır. Gerçek şu ki, o gerçeği örtenler başarıya eriştirilmez.

118- Ve sen de ki: "Ey Efendim, bağışla ve sürekli şefkat ve sen şefkati süreklilerin en hayırlısısın."


10 Ocak 2025 Cuma

HAC SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun. Şüphesiz ki, o anın sarsıntısı büyük bir şeydir.

2- Onu göreceğiniz gün her bir emziren dişi emzirdiği şeyden kaçar ve her bir taşıma sahibi de taşıdığını düşürür. Ve sen o insanları sarhoşlar olarak görürsün, oysa onlar sarhoşlar değildir. Fakat Allah'ın azabı çetindir.

3- Ve o insanlardan kimi, bir bilgi olmaksızın Allah hakkında söz dalaşı yapar ve her bir inatçı şeytanı izler.

4- Onun üzerine yazılmıştır ki: "Gerçek şu ki, kim ona yakınlaşırsa, şüphesiz ki artık o, onu saptırır ve onu o çılgın ateşin azabına iletir.

5- Ey o insanlar, eğer (ölümden sonra) harekete geçirilmekten bir kuşku içinde iseniz, artık şüphesiz ki biz sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan, sonra yaratılışı belli belirsiz bir parça etten yarattık ki bizim size (ölümden sonra dirilişi) açıklamamız için. Ve biz dileyeceğimiz şeyi bir isimlenmiş süreye kadar o rahimlerde sabitliyor, sonra biz sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz, sonra sizin en çetinliğinize ulaşmanız için (sizi yaşatıyoruz). Ve sizden kiminin ömürleri tamamlanıyor ve sizden kimi de bilginin sonrasından hiçbir şey bilememesi için o ömrün en aşağılığına geri döndürülüyor. Ve sen o yeri kurumuş olarak görürsün. Biz onun üzerine o suyu onun üzerine indirdiğimiz zaman, birden silkelenir ve kabarır ve her bir göz alıcı çiftten bitirir.

6- Bu, Allah'ın o gerçeğin ta kendisi olması ve O'nun o ölülere (yeniden) yaşatacak olması ve O'nun her bir şeyin üzerine bir güç yetirici olması nedeniyledir.

7- Ve şüphesiz ki o an gelicidir onda hiçbir kuşku yoktur. Ve şüphesiz ki Allah, o kabirlerin içindeki kimseleri harekete geçirecektir.

8- 9- Ve o insanlardan kimi, bir bilgi ve bir doğruya ileten ve bir ışık veren kitabı olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için yanını bükerek (kibirlenerek) Allah hakkında söz dalaşı yapar. O yakın (yaşam) da bir rezillik onun içindir. Ve biz ona o kalkışın günü o yakıp kül edicinin azabını da tattıracağız.

10- Bu, senin iki elinin öncelediği şeyler nedeniyledir ve şüphesiz ki Allah o kullara haksızlık yapıcı değildir.

11- Ve o insanlardan kimi Allah'a (olması gereken gibi değil) bir uç üzerinde kulluk eder. Eğer ona bir hayır değdirilirse, onunla rahatlar. Ve eğer ona bir deneme değdirilirse, yüzüstü çevrilir. (Böylesi) o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) ziyan etmiştir. Bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir.

12- Allah'ın berisinden kendisine zarar veremez ve fayda veremez şeyleri çağırır. Bu, o uzak sapkınlığın ta kendisidir.

13- Kendisine, zararı faydasından daha yakın olan kimseyi çağırır. (Çağırdığı) kesinlikle ne bunaltıcı yakındır ve kesinlikle ne bunaltıcı oymaktır. 

14- Şüphesiz ki Allah, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar. Şüphesiz ki Allah, ne isterse yapar.

15- Kim Allah'ın o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) ona asla yardım edemeyeceği kanısına varıyorsa, artık göğe bir araç uzatsın sonra (nefesini) kessin de sonra onun plânı öfkelenmekte olduğu şeyi artık gideriyor mu baksın.

16- Ve böylece biz onu apaçık ayetler olarak indirdik. Ve şüphesiz ki Allah kimi isterse doğruya iletir.

17- Şüphesiz ki inanmış olan kimseler ve dönmüş olanlar* (Yahudiler) ve o sabii ve o yardımcılar (Hristiyanlar) ve o mecusiler ve ortak koşmuş olan kimseler (var ya). Şüphesiz ki Allah, o kalkışın günü onların arasını ayıracaktır. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine bir tanıktır.

*Hadu kelimesine "Dönmüş olanlar" anlamı verme gerekçemiz, Araf s. 156. ayetindeki bağlamına binaendir.

*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlmı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.

18- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah (öyle bir tanrıdır ki) o göklerde olan kimseler ve o yerde olan kimseler ve o güneş ve o ay ve o yıldızlar ve o dağlar ve o ağaçlar ve o canlılar ve o insanlardan bir çoğu, O'na secde etmektedir? Ve bir çoğunun üzerine de o azap gerçek olmuştur. Ve Allah kimi alçaltırsa, artık onun için hiçbir değer verici yoktur. Şüphesiz ki Allah, ne dilerse yapar.

19- 20- 21- 22- Bu ikisi, çekişen iki taraftır, Efendileri hakkında çekiştiler. Artık gerçeği örtmüş olan kimseler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üzerinden ise o kaynar su dökülür. Onunla karınlarındaki şeyler ve o derileri eritilir. Ve demirden kamçılar onlar içindir. Onlar her ne zaman ondaki kederden çıkmak isteseler, ona tekrar döndürülürler ve: "Siz o yakıp kül edicinin azabını tadın" (denilir).

23- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onlarda altından bileziklerden ve incilerden takınacaklar. Ve onların onlardaki elbiseleri de bir ipektir.

24- Ve o sözden o temiz olana iletilmişlerdir. Ve o övgüye lâyık olanın yoluna iletilmişlerdir.

25- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan ve Mescidi Haram'dan uzaklaştırıyorlar o ki biz onu onda (Mekke'de) o yerleşik olan ve o çöldeki olan o insanlara denk yapmıştık. Ve kim onda haksızlıkla eğriliğe sapmak isterse, biz ona acı azaptan tattırırız.

26- 27- 28- Ve bir zaman biz İbrahim'i o Ev'in yerine: "Bana sakın hiçbir şeyi ortak koşma ve benim evimi, o etrafında dönerek yürüyenler ve o ayakta (kıyama) duranlar ve o saygıyla eğilip secde edenler için temizle. Ve o insanlara haccı duyur ki, yaya olarak ve her yorgun deve üzerinde kendilerine faydalara tanık olmaları ve bilinmiş günlerde kendilerine rızık olarak verdiğimiz o dört ayaklı otçul hayvanlardan onların üzerine Allah'ın ismini hatırlamaları için her derin vadiden (aşarak) sana gelsinler. Artık onlardan yeyin ve o bunalan muhtaçlara de yedirin" diye yerleştirmiştik.

 29- Sonra vücut temizliklerini yerine getirsinler ve adaklarını tastamam yapsınlar ve o eski evin etrafında dönerek yürüsünler.

 30- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın hürmetlerini büyültürse, artık o kendisinin Efendisinin yanında onun için daha hayırlıdır. Ve size peşi sıra okunmakta olan şeyler dışındaki o hayvanlar size serbestleştirildi. Artık siz o pislik olan putlardan uzak durun ve o eğri sözden uzak durun.

31- O'na ortak koşmaksızın (fıtrat yasalarına göre) Allah'a meyledenler olarak. Ve kim Allah'ı ortak koşarsa, o gökten yere düşmüş de o kuş onu kapıveriyor veya o rüzgâr onu uzak bir yere kaydırıyor gibidir.

32- (Buyruğum) bu dur. Ve kim Allah'ın farkındalıklarını büyültürse, artık şüphesiz ki bu, o kalplerin korunma bilicindendir.

33- Onlarda bir isimlenmiş süreye kadar faydalar, sizin içindir. Sonra onların kesilecekleri yer o eski ev'dir.

34- Ve biz her bir ana toplum için kendilerine rızık olarak verdiğimiz o dört ayaklı otçul hayvanlardan üzerine Allah'ın ismini hatırlamaları için (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik. İşte sizin tanrınız bir tek tanrıdır. O halde O'na teslim olun. Ve sen o gönülden saygı duyanları müjdele.

35- O kimseler ki, Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir ve kendilerine değdirilen şeylere karşı o direnç gösterenler ve o kulluk görevini ayakta tutanlardır ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.

36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından olarak yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. (Kesim için) saflar halinde oldukları zaman, onların üzerine Allah'ın ismini hatırlayın. Yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman, artık onlardan yeyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. Böylece biz onları size boyun eğdirdik ki siz şükredesiniz.

37- Onların etleri ve kanları Allah'a asla ulaşmayacaktır. Fakat O'na sizden o korunma bilinci ulaşır. Biz onları sizi doğruya ilettiği şeye karşılık Allah'ı büyüklemeniz için böylece size boyun eğdirdik. Ve sen o iyilik edenleri müjdele.

38- Şüphesiz ki Allah inanmış olan kimselerden (hainlerin kötülüklerini) savar. Şüphesiz ki Allah, her bir hainlikte direnen azılı gerçeği örtücüyü sevmez.

39- Kendilerine haksızlığa uğratılmaları nedeniyle öldürüşülen kimselere (karşılık için) onay verildi. Ve şüphesiz ki Allah, onlara yardıma karşı kesinlikle bir güç yetiricidir.

40- O kimseler ki sadece: "Bizim Efendimiz Allah'tır" demelerinden dolayı (çıkarılmaları için) bir hak olmaksızın yurtlarından çıkarılmışlardı. Ve eğer Allah'ın o insanların bir kısmını bir kısmı ile savması olmasaydı, onlarda Allah'ın ismi çokça hatırlanan manastırlar ve kiliseler ve havralar ve secde edilen yerler, kesinlikle yıkılır giderdi. Ve kendisine yardım eden kimseye, Allah da kesinlikle yardım eder. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle çok kuvvetlidir çok güçlüdür.

41- O kimseler ki, eğer biz onlara o yerde olanak sağlarsak, o kulluk görevini ayağa kaldırırlar ve o arınmayı yerine getirirler ve o benimsenene uygun olanı buyururlar ve o yadırganandan vazgeçirirler. Ve o işlerin sonu, Allah'a aittir.

42- 43- 44- Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud da kesinlikle yalanlamıştı. Ve İbrahim'in topluluğu ve Lût'un topluluğu ve Medyen arkadaşları da (yalanlamıştı). Ve Musa'da yalanlanmıştı. Ben de o gerçeği örtücülere mühlet vermiş, sonra da onları tutuvermiştim. Artık benim yadırgamam nasıl olmuş?

45- Ve haksızlık yapan haldeki kasabadan nicesi vardı ki, biz onu yok ettik. Artık onlar tavanları üzerine çökmüş ve nice kuyu kullanılamaz ve sağlam saray (çökmüş hale gelmiştir).

46- O yerde gezmediler mi böylece onların, onlarla bağlantı kuracak kalpleri veya onlarla işitecek kulakları olsun? Artık gerçek şu ki, o gözler kör olmaz, fakat o göğüslerdeki kalpler kör olur.

47- Ve onlar, senin o azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Ve Allah verdiği sözüne asla aykırı davranmayacaktır. Ve şüphesiz ki senin Efendinin yanında bir gün, sizin saymakta olduğunuz şeyden bin yıl gibidir.

48- Ve kasabadan nicesi vardı ki, ben ona mühlet vermiş, sonra da onu tutuvermiştim. Ve o varış yeri, banadır.

49- Sen de ki: "Ey o insanlar, ben sizin için ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

50- O kimseler ki artık inandılar ve o düzgün işleri işlediler, bir bağışlanma ve bir değerli rızık onlar içindir.

51- Ve o kimseler ki bizim ayetlerimizi yetersiz bırakıcılar olmaya çabaladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

52- Ve biz senden önce hiçbir elçi ve haberciyi göndermemiştik ki, bir dilekte bulunduğu zaman, o şeytan onun dileğine (kuşku) atmış olmasın. Buna rağmen Allah, o şeytanın atmakta olduğu şeyi yürürlükten kaldırır, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

53- (Böyle olması) o şeytanın atmakta olduğu şeyi kalplerinde bir hastalık olan ve o kalpleri katı olan kimselere bir deneme yapmak içindir. Ve şüphesiz ki o haksızlık yapanlar, kesinlikle uzak bir ayrışma içindedir.

54- Ve (bir de) o bilgi verilmiş olan kimselerin onun senin Efendinden o gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları, böylece onların kalplerinin ona gönülden saygı duyması içindir. Ve şüphesiz ki Allah, inanmış olan kimseleri kesinlikle bir dosdoğru yola ileticidir.

55- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, o an onlara beklenmedik bir zamanda gelinceye veya bir kuru gün azabı onlara gelinceye kadar, ondan yana bir tereddüt içinde olmaktan geri kalmayacaktır.

56- O hükümranlık o gün Allah'ındır. Onların arasında karar verecektir. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler, artık o nimet bahçelerindedir.

57- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler ve bizim ayetlerimizi yalanladılar, işte onlar var ya bir alçaltıcı azap, onlar içindir. 

58- Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda göç ettiler sonra öldürdüler veya öldüler, Allah onlara kesinlikle bir iyi rızıkla rızık verecektir. Ve şüphesiz ki Allah, o rızık vericilerin en hayırlısının ta kendisidir.

59- Onları, ondan kesinlikle hoşnut olacakları girilecek bir yere girdirecektir. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle bir en iyi bilicidir, bir yumuşak davranıcıdır.

60- (Durum) bu dur. Ve kim kendisine sonlandırılan kadar sonlandırır (karşılık verir) da, sonra kendisine karşı saldırganlık yapılırsa, Allah ona kesinlikle yardım edecektir. Şüphesiz ki Allah, (hataları) bir yok sayıcıdır, bir çok bağışlayıcıdır.

61- Bu, şüphesiz ki Allah'ın o geceyi o gündüzün içine geçirmesi ve o gündüzü de o gecenin içine geçirmesi nedeniyledir. Ve şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi görücüdür.

62- Bu, Allah'ın o gerçeğin ta kendisi olması ve O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeylerin ise o geçersizin ta kendisi olması nedeniyledir. Ve şüphesiz ki Allah, çok yücenin, çok büyüğün ta kendisidir.

63- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi de, böylece o yer yeşillenmiş oluverdi? Şüphesiz ki Allah, bir çok lutfedicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

64- O göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler O'nundur. Ve şüphesiz ki Allah kesinlikle, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

65- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o yerde olan şeyleri ve o su kütlesinde kendisinin buyruğu ile o denizde akar o gemileri, size boyun eğdirdi. Ve kendisinin onayı olması başka, yerin üzerine düşer diye göğü tutmaktadır. Şüphesiz ki Allah, o insanlara kesinlikle bir çok acıyıcıdır, bir şefkati süreklidir.

66- Ve O ki, sizi yaşattı. Sonra sizi öldürecek sonra yine yaşatacaktır. Ve şüphesiz ki o insan kesinlikle çok nankördür.

67- Biz her bir ana topluma onların onu yerine getirici oldukları (hacc ve kurban gibi) zamanlı ve mekânlı bir kulluk görevi belirledik. Artık bu buyruk hakkında seninle çekişmesinler. Ve sen Efendine çağır. Şüphesiz ki sen, kesinlikle dosdoğru bir yola ileten üzerindesin.

68- 69- Ve eğer sana karşı söz dalaşı yaparlarsa, artık sen onlara de ki: "Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilendir. Allah, hakkında aykırı düşmekte olduğunuz şeylerde o kalkışın günü sizin aranızdaki kararı verecektir."

70- Sen bilmedin mi şüphesiz ki Allah, o göklerde ve o yerde olan şeyleri bilmektedir? Şüphesiz ki bu, bir kitaptadır. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

71- Ve Allah'ın berisinden hakkında bir yetki indirmediği şeylere ve onlar için hakkında bir bilgi olmayan şeylere kulluk ediyorlar. Ve o haksızlık yapanlar için hiçbir yardımcı yoktur.

72- Ve onlara bizim ayetlerimiz apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, sen o gerçeği örtmüş olan kimselerin yüzlerindeki o yadırgamayı tanırsın. Onlara bizim ayetlerimizi peşi sıra okumakta olanların üzerine neredeyse saldıracaklar. Sen de ki: "Size bundan daha şerli olanı haberlendireyim mi? O ateş ki, Allah onu gerçeği örtmüş olan kimselere söz vermiştir. Ve o ne bunaltıcı varış yeridir."

73- Ey o insanlar, size bir örnek ortaya konuldu, şimdi onu dinleyin. Şüphesiz ki sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyler bunun için toplansalar, asla bir sinek bile yaratamayacaklar. Ve eğer o sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar. O isteyen de ve o istenilmiş de zayıf.

74- Onlar Allah'ın gücünü gereği gibi değerlendiremediler. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle bir çok kuvvetlidir, bir çok güçlüdür.

75- Allah, o meleklerden de elçiler seçer ve o insanlardan da. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi görücüdür.

76- Onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Ve (yaptıkları bütün) o işler Allah'a döndürülür.

77- Ey inanmış olan kimseler, siz rüku edin ve secde edin ve Efendinize kulluk edin ve o hayrı yapın ki başarıya eriştirilesiniz.

78- Ve Allah'ın uğrunda gereği gibi güç kullanın. O, sizi derledi ve o yaşam sisteminde size hiçbir zorluk belirlemedi. Atanız İbrahim'in inanç sistemi(ndeki gibi). O, o elçinin sizin üzerinize bir tanık olması ve sizin de o insanların üzerine tanıklar olmanız için, sizi bundan önce ve bunda (Kur'an'da) "O teslim olanlar" olarak isimlendirdi. Artık o kulluk görevini ayağa kaldırın ve o arınmayı yerine getirin ve Allah'a sarılın. O, sizin yakınınızdır. Artık ne güzeldir o yakın ve ne güzeldir o yardımcı.


1 Ocak 2025 Çarşamba

ENBİYA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanların hesapları yakınlaştı. Oysa onlar halâ bir duyarsızlık içinde kayıtsız kalanlardır.

2- Onlara Efendilerinden yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onlar onu ancak oyuna almakta olanlar olarak dinlememiş olsunlar.

3- Kalpleri (onunla) oyalananlar olarak (dinlerler). Ve o haksızlık yapmış olan kimseler o (başka dinlemelerden) kurtarılmış sözü sakladılar da: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası mıdır? Görmekte olduğunuz halde, artık o sihre mi geliyorsunuz? (dediler).

4- (Elçi): "Benim Efendim o yerdeki ve o gökteki o söyleneni bilir. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir" dedi.

5- Onlar: "Hayır, hayallerin demetidir. Hayır o, onu yakıştırdı. Hayır o bir şairdir. Öyleyse o ilk gönderilmiş olanlar gibi bize (gözle görülen) bir ayet getirsin" dediler.

6- Onların öncesi bizim onu yok ettiğimiz hiçbir kasaba inanmamıştı. Şimdi onlar mı inanacak?

7- Ve biz senden önce de kendilerine vahyetmekte olduğumuz adamlardan başkasını göndermedik. Eğer siz bilmezlerseniz, haydi o hatırlama'nın (Tevrat'ın) halkına (bilgi) talep edin.

8- Ve biz onları o yiyeceği yemez bedenler olarak da yapmadık. Ve onlar sürekli kalıcılar da değildi.

9- Sonra biz onlara verdiğimiz o söze sadık kaldık, böylece biz onları ve dileyeceğimiz kimseleri kurtardık ve o savurganlık yapanları da yok ettik.

10- Ant olsun ki biz size, onda sizin hatırlamanız gerekenler olan bir kitap indirdik.  Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

11- Ve biz haksızlık yapan olan kasabadan nicesini kırıp geçirdik. Ve biz onlardan sonra bir topluluk olarak sonrakileri oluşturduk.

12- Ne zaman ki onlar bizim bunaltmamızı hissettiklerinde, binitlerine vurarak birden kaçıyorlardı.

13- "Siz sakın binitlerinize vurup kaçmayın ve onda refahla şımartıldığınız şeylere ve durulma yerlerinize dönün ki (bilgi) talep edileceksiniz."

14- Onlar: "Yazıklar olsun bize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" dediler.

15- Onların bu çağrıları, biz onları bir biçilen ekine, sönen ateşler (gibi) yapıncaya kadar geri kalmadı.

16- Ve biz o göğü ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık.

17- Eğer biz bir oyalanma bellememizi isteseydik, ona kesinlikle kendi katımızdan bellerdik. Eğer biz yapanlardan olsaydık.

18- Hayır, biz o gerçeği o geçersizin üzerine atarız da onu parçalar, artık o birden perişan oluvermiştir. Ve nitelemekte olduğunuz şeylerden dolayı o pişmanlık sözleri* sizin içindir.

*Bu ayette geçen "Elveylü" kelimesinin diğer ayetlerde nekre olarak geçmesine rağmen bu ayette marife olarak geçmesi, bu surenin 14. 46. ve 97. ayetlerinde "Yazıklar olsun bize" şeklinde çevirdiğimiz, inkarcıların pişmanlık ifadesi olarak söylediği sözlere bir atıf olduğunu düşündüğümüz için, bu ayetteki marifeli kullanımını "O pişmanlık sözleri" olarak çevirdik. 

19- Ve o göklerde ve o yerde olan kimseler O'nundur. Ve O'nun yanında olan kimseler O'na kulluk etmekten büyüklük taslamazlar ve (usanıp başka birine kulluğu) özlem duymazlar.

20- Onlar o gece ve o gündüz tesbih ederler ve buna ara vermezler.

21- Yoksa onlar o yerden bir takım tanrılar bellediler de, onlar mı (ölüleri yeniden) yayacaklar?

22- Eğer o ikisinde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle her ikisi de bozulurdu. (Bozulmadığına göre) demek ki o tahtın Efendisi Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

23- O, yapmakta olduğu şeylerden (bilgi) talep edilmez. Oysa onlar (bilgi) talep edileceklerdir.

24- Yoksa onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar mı bellediler? Sen de ki: "Haydi kendinizin sağlam kanıtını getirin. Bu, benim beraberimde olan kimselerin hatırlatması ve benden önceki kimselerin hatırlatmasıdır." Hayır, onların tamamı o gerçeği bilmezler de bu yüzden onlar kayıtsız kalanlardır.

25- Ve biz senden önce elçiden hiçbirini göndermedik ki ona: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yoktur, öyleyse siz bana kulluk edin" diye vahyediyor olmayalım.

26- Ve onlar: "Şefkati kapsamlı bir çocuk sahiplendi" dediler. O, münezzehtir. Hayır, (melekler çocuğu değil) değer verilmiş kullardır.

27- O sözle (sözünün üstüne söz söyleyerek) O'nun önüne geçemezler ve onlar O'nun buyruğunu işlerler.

28- Onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Hoşnut olduğu kimseden başkasına da eşlikçilik (şefaat)* etmezler. Ve onlar O'nun endişesinden korkuyla titreyenlerdir.

*Meleklerin eşlikçiliği yani şefaati için Fussilet s. 30. 31. ayetlerine bkz.

29- Ve onlardan kim: "Şüphesiz ki ben O'nun berisindenbir tanrıyım" derse, artık onun karşılığı cehennemdir. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz.

30- Gerçeği örtmüş olan kimseler, o gökler ve o yer bitişik olduğunu o ikisinin arasını gerçekten bizim ayırdığımızı ve her bir canlı olan şeyi o suya bağlı olarak meydana getirdiğimizi görmedi mi? Hala inanmazlar mı?

31- Ve biz o yerde onları sarsar diye sabitlikler yaptık. Ve biz onda geniş yollar da yaptık ki onlar (gideceği yolda) doğruya iletileler.

32- Ve biz o göğü bir korunmuş tavan yaptık. Oysa onlar onun (göğün gözle görülen) ayetlerinden kayıtsız kalanlardır.

33- Ve O ki, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

34- Ve biz senden önce hiçbir beşer için o sürekli kalıcılık vermedik. Şimdi eğer sen ölürsen, onlar mı o sürekli kalıcılar olacak?

35- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır. Ve biz sizi bir deneme olarak o şerle ve o hayırla ayıklıyoruz. Ve siz bize döndürüleceksiniz.

36- Ve o gerçeği örtmüş olan kimseler seni gördüğü zaman: "Tanrılarınızı hatırlayıp duran bu mu?" (diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka bellemiyorlar. Ve oysa onlar şefkati kapsamlının hatırlamasına karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir.

37- O insan bir çabukluktan yaratılmıştır. Ben yakında size benim (gözle görülen) ayetlerimi göstereceğim, artık siz (bunları) benim çabuklaştırmamı sakın istemeyin.

38- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar

39- Eğer o gerçeği örtmüş olan kimseler o ateşi yüzlerinden ve sırtlarından alıkoyamayacakları ve yardım edilmeyecekleri vakti bilselerdi, (böyle demezlerdi).

40- Hayır, onlara beklenmedik bir zamanda gelecek de onları dehşete düşürecek. Artık onu geri döndürmeye güç yetiremezler ve onlar bakılmazlar.

41- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de, onlardan maskaraya almış olan kimseleri, kendisiyle alay etmekte oldukları şey sarıvermişti.

42- Sen de ki: "O gecede ve o gündüzde şefkati kapsamlıdan sizi kim koruyabilir?" Hayır, onlar Efendilerinin hatırlatmasından kayıtsız kalanlardır.

43- Yoksa onların, onları (azabımızdan) alıkoyabilecek bizim berimizden tanrıları mı var? (O tanrılar) kendi benliklerine bile yardıma güç yetiremezler ve onlar bizden de sahiplenilmezler.

44- Hayır, biz onları ve onların atalarını o ömür kendilerine uzun gelene kadar, yararlandırdık. Onlar gerçekten bizim o yere gelip onu uçlarından (günbegün) eksiltmekte olduğumuzu hiç görmezler mi? Şu durumda o yenenler onlar mı?

45- Sen de ki: "Ben sizi ancak ve ancak o vahiy ile uyarıyorum." Ve sağırlar uyarılmakta oldukları zaman o çağrıyı işitmez.

46- Ve eğer onlara senin Efendinin azabından bir esinti dahi dokunmuş olsa, onlar kesinlikle: "Yazıklar olsun bize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" diyeceklerdir.

47- Ve biz o kalkışın günü için hakkaniyet tartılarını koyarız. Artık bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmaz. Ve eğer (işlediği) hardaldan bir tane ağırlığı dahi olsa, biz onu getiririz. Ve hesap görücüler olarak biz yeteriz.

48- Ve ant olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a o korunanlara bir ışık ve bir hatırlama olarak o (doğru ile yanlışı) ayıranı verdik.

49- O kimseler ki, o algılanamayananla Efendilerinden endişelenirler. Ve onlar, o andan da korkuyla titreyenlerdir.

50- Ve bu da, bizim onu indirdiğimiz bir bereket verilmiş hatırlamadır. Şimdi siz onu yadırgayanlar mısınız?

51- Ve ant olsun ki biz İbrahim'e önceden olgunluğunu vermiştik. Ve biz onu bilenler idik.

52- Bir zaman kendi babasına ve topluluğuna: "Kendilerine kapananlar olduğunuz şu heykeller nedir?" demişti.

53- Onlar: "Biz kendi atalarımızı onlara kulluk edenler olarak bulduk" demişlerdi.

54- (İbrahim): "Ant olsun ki siz ve sizin atalarınız bir apaçık sapkınlık içindesiniz." demişti.

55- Onlar: "Sen bize o gerçeği mi getirdin yoksa sen (bizimle) o oynayanlardan mısın?" demişlerdi.

56- 57- (İbrahim): "Hayır, sizin Efendiniz o göklerin ve o yerin Efendisidir ki  onları açığa çıkarmıştır. Ve ben de bun(un böyle olduğun)a o tanıklık edenlerdenim. Ve Allah'a yemin olsun ki ben putlarınıza, siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşmanızdan sonra kesinlikle plân kuracağım" demişti.

58- Böylece o onların büyük olanı haricindekileri parçalar haline getirmişti ki onlar ona (sormak için) dönebileler.

59- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza kim yaptıysa, şüphesiz ki o kesinlikle o haksızlık yapanlardandır" demişlerdi.

60- Onlar: "Biz kendisine İbrahim denilen bir gencin onları hatırlayıp durduğunu işitmiştik" demişlerdi. 

61- Onlar: "Öyleyse siz de onu o insanların gözlerinin üzerine (onu herkesin görmesi için yüksekçe bir yere) getirin ki onlar (onun sorgusuna) tanık olalar" demişlerdi.

62- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.

63- (İbrahim): "Hayır, onu onların şu büyüğü yapmıştır. Eğer konuşabilir iseler, haydi siz onlara (bilgi) talep edin" demişti.

64- Bunun üzerine onlar kendi benliklerine dönmüşler: "Şüphesiz ki sizler o haksızlık yapanların ta kendilerisiniz" demişlerdi.

65- Sonra onlar yine kafalarının (inançlarının) üzerine geri döndürülmüşler: "Ant olsun ki bunların konuşmuyor olduklarını sen de bilmişsindir" (demişlerdi).

66- 67- (İbrahim): "O halde Allah'ın berisinden hiçbir şeyle size fayda veremez ve size zarar veremez şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Yuh olsun size ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?" demişti.

68- Onlar: "Eğer yapanlar iseniz, onu yakıp kül edin ve böylelikle tanrılarınıza yardım edin" demişlerdi.

69- Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve (yakıcılıktan) selamet ol" demiştik.

70- Ve ona bir plân kurmak istemişler, bunun üzerine biz de onları o en ziyan edenler haline getirmiştik.

71- Ve biz onu ve Lut'u tüm insanlar için onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere (ulaştırarak) kurtarmıştık.

72- Ve biz ona İshak'ı ve bir fazlalık olarak Yakub'u bahşetmiştik. Ve biz her birini düzgünlerden yapmıştık.

73- Ve biz onları bizim buyruğumuzla doğruya iletir önderler yapmıştık. Ve biz onlara o hayırları yapmayı ve o kulluk görevini ayağa kaldırmayı ve o arınmayı yerine getirmeyi vahyetmiştik. Ve onlar bize kulluk edenlerdi.

74- Ve Lut, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi vermiştik. Ve biz onu o murdarlıkları işlemekte olan o kasabadan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkmış bir kötü topluluk idiler.

75- Ve biz onu kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki o, o düzgünlerden idi.

76- Ve Nuh, hani önceden (bize) seslenmiş, bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış, böylece biz onu ve onun halkını o büyük çıkmazdan kurtarmıştık.

77- Ve biz ona, bizim ayetlerimizi yalanlamış olan kimseler olan o topluluktan dolayı yardım etmiştik. Şüphesiz ki onlar bir kötü topluluk idiler. bu yüzden biz de onları toplu olarak batırmıştık.

78- Ve Davud ve Süleyman, hani o topluluğun koyun sürüsünün onda yayıldığı zaman o ekin hakkında ikisi karar veriyordu. Ve biz onların kararlarına tanıklık edenler idik.

79- Böylece biz onu Süleyman'a belletmiştik. Ve biz her birine bir karar yeteneği ve bilgi vermiş ve tesbih eden o dağları ve o kuşları Davud'un beraberinde boyun eğdirmiştik. Ve bunu yapanlar biz idik.

80- Ve biz ona sizi (savaş) bunalımınızdan koruması için, (demir) elbise yapma ustalığını öğrettik. Artık siz şükredenler misiniz?

81- Ve Süleyman'a da onun buyruğuyla onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere akar, o fırtınalı rüzgârı (boyun eğdirmiştik). Ve biz (onun yaptığı) her bir şeyi bilenler idik.

82- Ve o şeytanlardan onun için (denize) dalan kimseleri ve bunun berisinden bir iş işleyenleri de (boyun eğdirdik). Ve biz onları  koruyucular idik.

83- Ve Eyyub, hani kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki bana o zarar dokundu ve sen şefkati süreklilerin en şefkati süreklisisin" diye seslenmişti.

84- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ondaki zarardan olan şeyi kaldırdık ve biz ona kendi yanımızdan bir şefkat ve kulluk edenlere bir hatırlatma olarak kendi halkını ve bir de onların beraberinde onların bir örneğini daha verdik.

85- Ve İsmail ve İdris ve Zülkifl. Her biri o direnç gösterenlerdendi.

86- Ve biz onları kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki onlar o düzgünlerdendi.

87- Ve balık sahibi, hani hiddetli olarak gitmişti de bizim kendisine asla güç yetiremeyeceğimiz kanısına varmıştı. Böylece o karanlıkların içinde: "Senden başka tanrı yok, seni tenzih ederim. Şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan oldum" diye seslenmişti.

88- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz onu o kederden kurtardık. Ve biz o inananları böyle kurtarırız.

89- Ve Zekeriyya, hani kendisinin Efendisine: "Ey Efendim, beni bir kişi olarak bırakma. Ve sen o mirasçıların en hayırlısısın" diye seslenmişti.

90- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ona eşini düzgünleştirdik (doğuracak hale getirdik) ve ona Yahya'yı bahşettik. Şüphesiz ki onlar o hayırlarda koşuşurlardı ve bizi ilgi duyarak ve ürkerek çağırırlardı. Ve onlar bize saygı duyanlardı.

91- Ve o ki ırzını korumuş olan (Meryem), böylece biz ona esintimizden (yaşam verme gücümüzden) üfledik ve biz onu ve onun oğlunu o tüm insanlara (gözle görülen) bir ayet yaptık.

92- Şüphesiz ki bu sizin ana toplumunuz, bir tek ana toplumdur. Ve ben de sizin Efendinizim. O halde siz de bana kulluk edin.

93- Ve onlar işlerini kendi aralarında büsbütün kestiler. Her biri bize dönücülerdir.

94- O halde kim bir inanan olarak o düzgünlüklerden işlerse, artık onun çabalamasını örtmek olmaz. Şüphesiz ki biz onu yazanlarız.

95- 96- Ve bizim onu yok ettiğimiz bir kasabaya, ta ki Ye'cüc ve Me'cüc (ü engelleyen set) açılıp ve onlar her tepeden akın edecekleri zamana kadar (inanmaya) dönmeleri yasaktır.

97- Ve gerçek söz yakınlaşmış, o gerçeği örtmüş olan kimselerin gözleri birden dona kalmış: "Yazıklar olsun bize, biz kesinlikle bundan bir duyarsızlık içinde idik. Hayır, biz haksızlık yapanlar idik" (diyerek pişman olmuşlardır).

98- Şüphesiz ki siz ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, cehennem yakıtısınız. Siz ona varanlarsınız.

99- Eğer onlar (gerçek) tanrılar olsaydı, ona varmazlardı. Ve her biri onda sürekli kalıcıdırlar.

100- Onda bir inilti onlar içindir. Ve onlar onda (kurtuluş haberi de) işitmezler.

101- Şüphesiz ki o kimseler kendileri için bizden o iyilik (sözü) öne geçmiştir, işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır.

102- Onun algısını dahi işitmezler. Ve onlar kendi benliklerinin şiddetle arzu duyduğu şeylerde sürekli kalıcıdırlar.

103- O en büyük dehşet onları üzmez. Ve o melekler onları: "Bu, size söz verilmekte olduğunuz gününüzdür" (diyerek) karşılarlar.

104- O gün biz göğü o kitapların tomarını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratmaya başladığımız gibi bizim üzerimize olan bir söz olarak biz onu tekrar döndüreceğiz. Şüphesiz ki biz (ilk takdiri de) yapanlar idik.

105- Ve ant olsun ki biz o Hatırlama (Tevrat) nın sonrasından o yazılı metin (Zebur) de: "Şüphesiz ki o yer, ona benim o düzgün kullarım mirasçı olacaktır" yazdık.

106- Şüphesiz ki bunda, kulluk eden bir topluluğa kesinlikle bir ulaştırma vardır.

107- Ve biz seni tüm insanlar için bir şefkat olmaktan başka göndermedik.

108- Sen de ki: "Bana ancak ve ancak, sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Artık siz teslim olanlar mısınız?"

109- 110- 111- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen de ki: "Ben size bir denklik üzere duyurdum. Ve size söz verilmekte olan şey yakın mıdır yoksa uzak mıdır ben bilemiyorum. Şüphesiz ki O, o söylenenden açıklananı da bilir ve gizlemekte olduğunuz şeyleri de bilir. Ve belki o sizin için bir deneme ve belirli bir vakte kadar bir yararlanmadır ben (bunu da) bilemiyorum."

112- (Elçi): "Ey Efendim, o gerçek ile karar ver. Ve bizim Efendimiz şefkati kapsamlı, nitelemekte olduğunuz şeylere karşı o destek istenendir" dedi.