5 Mart 2026 Perşembe

TEKVİR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O güneş sarıl(ıp ışığı kalma)dığı zaman. 

2- Ve o yıldızlar darmadağın olduğu zaman.

3- Ve o dağlar yürütüldüğü zaman.

4- Ve o on aylık gebe develer sahipsiz bırakıldığı zaman.

5- Ve o vahşi hayvanlar sürülüp (bir araya) toplandığı zaman.

6- Ve o su kütleleri kaynatıldığı zaman.

7- Ve o benlikler eşleştirildiği zaman.

8- 9- Ve o (diri diri) gömülmüş kız çocuğuna, hangi peşine takılı suçundan dolayı öldürüldüğü (hakkında bilgi) talep edildiği zaman.

10- Ve o sahifeler yayıldığı zaman.

11- Ve o gök sıyrıldığı zaman.

12- Ve o alevli ateş çıldırtıldığı zaman.

13- Ve o bahçe yakınlaştırıldığı zaman.

14- (Artık her) bir benlik neye hazırlandığını bilmiştir.

15- 16- Artık hayır, ben yemin ederim ki o (gündüzleyin) sinenlere, o (geceleyin) yuvalarına akıp gidenlere.

17- Ve kararmaya başladığı zaman o geceye.

18- Ve canlandırıldığı zaman o sabaha.

19- 20- 21- Şüphesiz ki o, o tahtın sahibinin yanında kuvvetin sahibi, mevkisi olan, itaat edilmiş, aynı zamanda güvenilen, bir değerli elçinin sözüdür.

22- Ve sizin arkadaşınız cinlenmiş değildir.

23- Ve ant olsun ki o, onu o apaçık ufukta gördü.

24- Ve o (arkadaşınız), o algılanamayana(n bilgileri aktarmakta size)  karşı kıskanç cimri* değildir.

*Kıskanç cimri olarak çevirdiğimiz "Bidaninin" kelimesi, bazı kıratlarda "Zaninin" olarak okunmuştur. Bazı çevirilerde gördüğümüz "Töhmet altında tutulamaz, Suçlanamaz" şeklindeki çeviriler, bu kıraatın tercih edilmesi sonucudur.

25- Ve o, taşlanan şeytanın sözü de değildir.

26- Artık siz nereye gidiyorsunuz?

27- 28- Ve o, sizden dosdoğru yolu dilemiş olan kimseye o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başka değildir.

29- Ve o tüm insanların Efendisi Allah dilemedikçe siz dilemiyorsunuz.*

*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilirdemektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir.


4 Mart 2026 Çarşamba

ABESE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- O, kendisine o kör geldi diye surat astı ve (başka tarafa) yakınlaştı.

3- 4- Ve seni ne sezdiriyor ki belki o arınacak veya hatırlayacak da o hatırlama ona fayda verecek.

5- 6- O ihtiyaç hissetmeyene gelince, ama sen ona yankılatmaya (çağrından karşı cevap almaya) çalışıyorsun.

7- Ve senin üzerinde değil onun arınmazlığı(nın sorumluğu).

8- 9- 10- Ve sana (Allah'tan) çekinerek koşup o gelen kimseye gelince, ama sen ondan (geri durup) oyalanıyorsun.

11- Hayır, şüphesiz ki o bir hatırlatmadır.

12- Artık kim dilerse onu hatırlar.

13-14- 15- 16- (O), değerli, yüce gönüllü elçilerin elleriyle (yazılmış) değer verilmiş, yükseltilmiş, temizlenmiş sahifelerdedir.

17- Kahrolası o insan! O ne de nankördür.

18- O, onu hangi şeyden yarattı?

19- Bir döllenmiş hücreden. O, onu yarattı da onu(n yaratılma aşmasını) ölçülendirdi.

20- Sonra o (seçebileceği iki) yolu ona kolaylaştırdı.

21- Sonra onu öldürdü de onu kabirledi.

22- Sonra dilediği zaman onu (kabirden çıkarıp) yaydı.

23- Hayır o, ona buyurduğu şeyi henüz yerine getirmedi.

24- Şimdi, o insan kendisinin yiyeceğine baksın.

25- Şüphesiz ki biz o suyu döktükçe döktük.

26- Sonra o yeri yardıkça yardık.

27- 28- 29- 30- 31- 32- Böylece onda sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar olarak, dane ve üzüm ve yonca ve zeytin ve hurma ve koca ağaçlı alımlı bahçeler ve meyve ve otlak bitirdik.

33- Artık o kulakları sağır eden gümbürtü geldiği zaman...

34- 35- 36- O gün o kişi kendi kardeşinden ve kendi annesinden ve kendi babasından ve kendi (hayat) arkadaşından ve kendi oğullarından kaçacak.

37- Onlardan her bir kişinin o gün bir kendisine yetecek bir durumu vardır.

38- 39- Bazı yüzler ki o gün ağarandır, gülendir, müjdelenendir.

40- 41- 42- Ve bazı yüzler ki o gün toz toprak onların üzerindedir, onları bir karalık basacaktır. İşte onlar o gerçeği örtenlerin sınır tanımayanların ta kendileridir.


3 Mart 2026 Salı

NAZİAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun ki (inkarcıların canlarını) o şiddetle çekip alanlara.

2- Ve (inananların canlarını) o acı vermeden çıkaranlara.

3- Ve (buyuruldukları işlere) o yüzdükçe yüzenlere.

4- Derken o öne geçtikçe geçenlere.

5- Derken o işi düzenledikçe düzenleyenlere.

6- O gün o sarsıcı (deprem) sarsacaktır.

7- Onu o artçı izleyecektir.

8- Kalpler, o gün hızlı çarpandır.

9- Onların (kalplerin sahiplerinin) gözleri saygı duyandır.

10- 11- 12- Onlar: "Biz çürümüş topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi o çukurda kesinlikle geri döndürülmüşler (olacağ)iz?" derler, (onlara "Evet" denilince de onlar): "Bu, o takdirde ziyan ettirici bir tekrardır" demişlerdi.

13- 14- Oysa o, ancak ve ancak bir tek sert ikazdır. Birden onlar o uyananlardır.

15- Musa'nın olayı sana geldi mi?

16- 17- 18- 19- Bir zaman Efendisi ona o kutsanmış vadi Tuva'da: "Sen, Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı. (Ona) 'Senin arınmana var mısın? Ben seni Efendine ileteyim ki sen de (O'ndan) çekinesin de" diye seslenmişti.

20- Böylece o, ona en büyük ayeti göstermişti.

21- Bunun üzerine o, yalanlamış ve baş kaldırmıştı.

22- Sonra koşarak dönüp gitmişti.

23- 24- Hemen (avanesini) toplamıştı da onlara seslenmiş: "Ben sizin en yüce efendinizim" demişti.

25- Bunun üzerine Allah onu o sonraki (yaşamın) ve bu ilk (yaşamın) ibretlik karşılığıyla tutuvermişti.

26- Şüphesiz ki bunda çekinmekte olan kimse için, kesinlikle bir ders vardır.

27- Siz mi yaratılış bakımından daha çetin yoksa o gök mü? O, onu bina etmiştir.

28- O, onun tavanını yükseltmiştir de onu denkleştirmiştir.

29- Ve O, onun gecesini karartmış ve onun aydınlığını çıkarmıştır.

30- 31- Ve o yer, O bundan sonra onu yuvarlattı, ondan onun suyunu ve otlağını çıkarmıştır.

32- 33- Ve o dağlar, O onları size ve hayvanlarınıza bir yarar için sabitlemiştir.

34- Artık o en büyük felaket geldiği zaman. 

35- O gün o insan neye koştuğunu hatırlayacaktır.

36- Ve o şiddetli ateş görmekte olan kimse için belirginleştirilmiştir.

37- 38- 39- Şimdi, taşkınlık etmiş ve bu şimdiki yaşamı tercih etmiş olan kimseye gelince, artık şüphesiz ki o şiddetli ateş, o sığınacak yerin ta kendisidir.

40- 41- Ve kendisinin Efendisinin mevkiinden kaygılanmış ve o benliği keyfi eğilimden vazgeçirmiş olan kimseye gelince, artık şüphesiz ki o bahçe, o sığınacak yerin ta kendisidir.

42- Onlar sana o andan: "Onun sabitleşmesi (gerçekleşmesi) ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.

43- Sende onun (vaktini) hatırlatmasından (yana bilgi) nerede?

44- Onun son varış yeri, senin Efendinedir.

45- Sen ancak ve ancak ondan çekinmekte olan kimseye bir uyarıcısın.

46- Onlar onu görecekleri gün (kabirlerde) bir akşam veya onun bir kuşluk vakti kadar kalmamışlar gibidir.


NEBE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Onlar ne den (bilgi) talep ediyorlar?

2- O büyük haberden (bilgi talep ediyorlar).

3- Ki onlar, onda aykırı düşenlerdir.

4- Hayır, onlar yakında bilecekler.

5- Sonra yine hayır, onlar yakında bilecekler.

6- Biz o yeri bir döşek yapmadık mı?

7- Ve o dağları da bir kazık (yapmadık mı?)

8- Ve sizi de eşler halinde yaratmadık mı?

9- Ve uykunuzu da bir dinlenme yapmadık mı?

10- Ve o geceyi de bir elbise (örtü) yapmadık mı?

11- Ve o gündüzü de bir geçim imkanı yapmadık mı?

12- Ve sizin üstünüzde de yedi çetin (gök) bina etmedik mi?

13- Ve (onda) ışıl ışıl parlayan bir lamba da yapmadık mı?

14- 15- 16- Ve o sıkılan (bulut) lardan da şarıl şarıl bir suyu ki onunla dane ve bitki ve birbiriyle sarmaş dolaş halde bahçeler çıkarmamız için indirmedik mi?

17- Şüphesiz ki o ayırmanın günü bir belirlenmiş vakittir.

18- O gün o boruya üflenir de siz bölük bölük olarak gelirsiniz.

19- Ve o gök açılmış da kapı kapı olmuştur.

20- Ve o dağlar yürütülmüş de akıp giden olmuştur.

21- 22- 23- Şüphesiz ki cehennem, o taşkınlık yapanlara onda uzun zamanlar kalıcılar olacakları dönülecek yer olarak bir gözlem yeri olmuştur.

24- 25- 26- Onlar, onda (yaptıklarına) bir uygun karşılık olarak bir serinlik ve kaynar su ve irin dışında bir içecek tatmayacaklar.

27- Şüphesiz ki onlar, bir hesap beklemez olmuşlardı.

28- Ve bizim ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.

29- Ve her bir şey ki biz onu (yazılı) bir kitap olarak sayılandırmışızdır.

30- O halde siz tadın, artık biz size bir azaptan başkasını asla artırmayacağız.

31-32- 33- 34- Şüphesiz ki bir başarı yeri, alımlı bahçeler ve üzümler ve yaşıt denk kadınlar ve dolu dolu kadehler, o korunanlar içindir.

35- Onlar onda bir amaçsız söz ve yalan işitmeyecekler.

36- Senin Efendinden hesaba uygun bir karşılık olarak.

37- (Senin Efendin ki) o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir, şefkati kapsamlıdır. (Hiç kimse o gün) O'ndan (onay almadan) bir söz söylemeye hükümran olamaz.

38- O esinti ve o meleklerin sıra sıra olarak ayağa dikilecekleri o gün, şefkati kapsamlının kendisine onay verdiği kimse dışında onlar konuşamayacaklar, (onay verdiği de söyleyeceğini) hedefi saptırmadan söylemiştir.

39- Bu, o gerçek gündür. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine (güzel) bir dönülecek yer edinir.

40- Şüphesiz ki biz sizi bir yakın azapla uyardık. O gün o kişi iki elinin öncelediği şeye bakacak ve o gerçeği örtücü: "Keşke ben bir olsaydım" diyecek.


1 Mart 2026 Pazar

MÜRSELAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun ki birbiri ardınca gönderilmiş (esinti)lere.

2- Derken estikçe esen o fırtınalara.

3- Ve o (bulutları) yaydıkça yayan (rüzgar)lara.

4- Ve o ayırdıkça ayıran (kitap)lara.

5- 6- Ve bir gerekçe veya bir uyarı olarak bir hatırlatmayla o karşılaştıranlara.

7- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

8- Artık o yıldızlar silindiği zaman.

9- V o gök yarıldığı zaman.

10- Ve o dağlar savrulduğu zaman.

11- Ve o elçiler (tanıklık için) vakitlendirildikleri zaman.

12- (Onlar) hangi güne sürelenmişti.

13- (Onlar) o ayırmanın gününe (sürelenmişti).

14- Ve o ayırmanın gününün ne olduğunu sana ne sezdirdi?

15- O gün vay o yalanlayanların haline.

16- Biz, o ilkleri yok etmedik mi?

17- Sonra biz o sonraki (Mekke'li)leri (o ilkler gibi yok ederek) de onları izlettireceğiz.

18- Biz, o suç işleyenlere böyle yaparız.

19- O gün vay o yalanlayanların haline.

20- Biz, sizi bir değersiz sudan yaratmadık mı?

21- 22- Ardından biz onu bir bilinmiş (zaman) ölçüsüne kadar bir sabit yere koymadık mı?

23- İşte biz, ona (değersiz suya aşama aşama) ölçü koyduk. O halde biz o ne güzel ölçü koyanlarız.

24- O gün vay o yalanlayanların haline.

25- 26- Biz o yeri, yaşayanlar ve ölüler açısından bir toplanma merkezi yapmadık mı?

27- Ve biz onda yüksek sarsılmaz sabitlikler yapmadık mı ve sizi bir tatlı susuzluğu giderici su ile suvarmadık mı?

28- O gün vay o yalanlayanların haline.

29- Fırlayın siz, kendisini yalanlamakta olduğunuz o şeye (ateşe).

30- 31- Fırlayın siz, gölgelendirmeyen ve o kızıl alevden de ihtiyaçsızlık sağlamayan üç kolun sahibi bir gölgeye.

32- Şüphesiz ki o, o köşk gibi (büyük) kıvılcımlar atar.

33- Şüphesiz ki o, sarı develer gibidir.

34-  O gün vay o yalanlayanların haline.

35- Bu, bir gündür ki onlar konuşamazlar.

36- Ve onlara onay da verilmez ki onlar gerekçe göstersinler.

37- O gün vay o yalanlayanların haline.

38- Bu, o ayırmanın günüdür. Biz, sizi ve o ilkleri de topladık.

39- Haydi eğer sizin bir plânınız varsa, hemen bana plân kurun.

40- O gün vay o yalanlayanların haline.

41- Şüphesiz ki o korunanlar gölgelerde ve su gözelerindedir.

42- Ve şiddetle arzu etmekte oldukları şeylerden meyveler (içindedir).

43- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle afiyetle yiyin ve için" (denilir).

44- Şüphesiz ki biz o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

45- O gün vay o yalanlayanların haline.

46- Siz yiyin ve biraz yararlanın, şüphesiz ki siz suç işleyenlersiniz.

47- O gün vay o yalanlayanların haline.

48- Ve onlara: "Siz, rüku edin" denildiği zaman, onlar rüku etmezler.

49- O gün vay o yalanlayanların haline.

50- Artık onlar ondan sonra hangi bir söze inanacaklar.


İNSAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanın üzerine, o daha hatırlanmış bir şey değilken o zamandan bir vakit geçmedi mi?

2- Şüphesiz ki biz o insanı, bir katışıklı döllenmiş hücreden yarattık. Biz onu ayıklıyoruz, bu yüzden onu bir işiten, bir gören yaptık.

3- Şüphesiz ki biz onu, bir şükreden olarak, ya da gerçeği örten olarak o yola ilettik.

4- Şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere zincirler ve (demirden) bağlar ve bir çılgın ateş hazırladık.

5- Şüphesiz ki o yüce gönüllüler, bir kadehten içecekler ki onun (içindekinin) karışımı kâfurdur.

6- Bir gözedir ki, onu Allah'ın kulları içecek, onu fışkırtmayla fışkırtacaklar.

7- Onlar, o adağı tastamam yerine getirirler ve bir günden kaygılanırlar ki onun şerri yaygındır.

8- Ve onlar o yemeği ki ona olan sevgilerine rağmen iş göremez ve yetim ve esir durumdakilere yedirirler.

9- 10- (Onlar): "Biz sizi ancak ve ancak  Allah'ın yüzü (hoşnutluğu) için yediriyoruz ve biz sizden bir karşılık ve bir şükür istemiyoruz. Şüphesiz ki biz Efendimizden (gelecek) asık suratlı boğucu bir günden kaygılanıyoruz" derler.

11- Böylece Allah onları şu (boğucu) o günün şerrinden korudu ve onları bir parlaklıkla ve bir ferahlıkla karşılaştırdı.

12- Ve onlara direnç göstermeleri nedeniyle bir bahçe ve bir ipekle karşılık verdi.

13- Onlar, onda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır. Onlar, onda bir güneş (yakıcılığı) ve dondurucu soğuk görmeyecekler.

14- Onun (bahçenin) gölgeleri onların üzerine pek yakın haldedir ve onun toplanacak meyveleri bir alçalmayla alçaltılmıştır.

15- Ve onların üzerine gümüşten kaplar ve billur olan bardaklarla dolaşılacak.

16- Gümüşten billurlar ki onlar (dolaştıranlar), onları(n içindekileri) bir ölçüyle ölçülendirmişlerdir.

17- Ve onlara, onda (bahçede) bir kadeh içirilecek ki onun (içindekinin) karışımı zencefildir.

18- Bir göze dir ki, onda (bahçede) selsebil olarak isimlendirilmektedir.

19- Ve kalıcılaştırılmış gençler onların üzerine dolaşır. Sen onları gördüğün zaman, bir saçılmış inci hesap edersin.

20- Ve sen gördüğün zaman, orada bir nimet ve bir büyük hükümranlık görürsün.

21- İnce yeşil ipekten ve kalın ipekten giysiler, onların üzerindedir. Ve onlar gümüşten bilezikler takınmışlardır. Ve Efendileri onları bir tertemiz içecekle suvarmıştır.

22- Şüphesiz ki bu, sizin için bir karşılıktır ve sizin çabanız şükre değer olmuştur.

23- Şüphesiz ki biz o okunan(Kur'an)ı sana peyderpey olarak indirdik.

24-  O halde sen Efendinin kararına (uyarak görevinde) direnç göster ve onlardan bir günahkara veya bir nanköre sakın itaat etme.

25- Ve gündüzün erken vakti ve akşam Efendinin ismini hatırla.

26- Ve o geceden bir kısımda (kalk) da O'na secde et ve bir uzun gece (boyu) O'nu tesbih et.

27- Şüphesiz ki şunlar o çabuk olan (yaşamı) seviyorlar ve bir ağır günü arkalarına bırakıyorlar.

28- Biz, onları yarattık ve (organlarını birbirine) çetin şekilde bağladık. Ve biz dilediğimiz zaman, onların benzerlerini bir değişmeyle değiştiririz.

29- Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır. Artık kim dilerse kendisinin Efendisine bir yol edinir.

30- Ve Allah dilemedikçe siz dilemiyorsunuz*. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir. 

*Kur'an'ın beyanı üzere, Allah (c.c) kullarının inanmak veya inanmamak noktasında serbest bırakmış bu tercihlerinde onlara hiçbir müdahele de bulunmayacağını beyan etmiştir. Bu ayet ise Mekkeli müşriklerin serbest iradelerini kullanarak inkarda inatlarına dikkat çekmektedir. Allah (c.c) zımnen onlara "Sizler inanmamayı o kadar diliyorsunuz ki bu inadınız ancak benim sizi inanmaya zorlamamla kırılabilir" demektedir. Bu ayetin çevirilerinde gördüğümüz "Siz dileyemezsiniz" şeklindeki çeviriler, sanki Allah (c.c.) kullarının inanmak veya inanmamak noktasındaki tercihlerine müdahale ediyor gibi bir durum oluşturması ve ayetlerin siyak sibak gözetilmeden okunması nedeniyle kanaatimizce doğru değildir.

31- O, dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirir. Ve o haksızlık yapanlara ise bir acı azabı onlar için hazırlamıştır.