23 Ocak 2026 Cuma

HADİD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O göklerde ve o yerde olan şeyler,  Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutmuştur.

2- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur.  O, yaşatır ve öldürür. Ve O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

3- O, ilktir ve sondur ve (kudreti) görünendir ve (kendisi) görünmeyendir. Ve O, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

4-  O ki, o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine (yönetime) denkleşti.  O, o yerin içine geçmekte olan şeyi ve ondan çıkmakta olan şeyi ve o gökten inmekte olan şeyi ve ona yükselmekte olan şeyi bilir. Ve O, siz nerede olursanız sizin beraberinizdedir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

5- O göklerin ve o yerin hükümranlığı, O'nundur. Ve o işler Allah'a döndürülür.

6-  O, o geceyi o gündüzün içine geçirir ve o gündüzü de gecenin içine geçirir. Ve O, o göğüslerin sahip olduğunu bir en iyi bilicidir.

7- Siz, Allah'a ve O'nun elçisine inanın ve kendisine ardıl yapıldığınız şeylerden harcayın. Artık sizden inanmış harcamış olan kimseler var ya, bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

8- Ve size ne oluyor da Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa o elçi sizi Efendinize inanmaya çağırıyor ve O' da sizin yeminle bağlanmış sözünüzü almıştı. Eğer siz (buna) inananlar iseniz.

9- O ki, sizi o karanlıklardan o ışığa çıkarmak için  kendisinin kulunun üzerine apaçık ayetler indiriyor. Şüphesiz ki Allah, size karşı kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

10- Ve size ne oluyor da Allah'ın yolunda harcamıyorsunuz? Oysa o göklerin ve o yerin mirası, Allah'ındır. Sizden o fethin öncesinden harcamış olan ve öldürüşmüş olan kimse denk olmaz. İşte onlar (o fethin) sonrasından harcamış olan ve öldürüşmüş olan kimselerden kademe bakımından daha büyüktür. Ve Allah her birine o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır.

11- Kimdir ki o, Allah'a bir iyi ödünçle ödünç verir de, O'da onu onun için katlandırır, bir büyük emek karşılığı onun içindir.

12- Sen o gün o erkek inananları ve o kadın inananları ışıkları önlerinde ve sağlarında koşuyor olarak görürsün. (Onlara): "Bugün sizin müjdeniz bahçelerdir ki, onların altından o nehirler akar, onlarda sürekli kalıcılarsınız" (denilir).  Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

13- O gün o erkek ikiyüzlüler ve o kadın ikiyüzlüler inanmış olan kimselere: "Siz, bize bakın biz de sizin ışığınızdan korlanalım" der. Onlara: "Siz, ötenize dönün de bir ışık yoklayın" denildi. Akabinde onların arasına bir duvar vurulmuştur ki onun bir kapısı vardır. Onun içi ki, o şefkat onun içindedir ve onun dışı ki o azap onun tarafındandır.

14- (O ikiyüzlüler) onlara: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" diye seslenirler. Onlar da: "Evet, fakat siz kendi benliklerinizi ayarttınız ve beklediniz ve kuşkulandınız ve o boş dilekler Allah'ın (ölüm) buyruğu gelinceye kadar sizi aldattı ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu" dediler.

15- Artık bugün sizden ve gerçeği örtmüş olan kimselerden bir kurtulmalık alınmaz. Sizin sığınacak yeriniz o ateştir. O (ateş), sizin yakınınızdır. Ve ne sıkıntılıdır o varış yeri.

16- İnanmış olan kimselerin Allah'ın hatırlatmasına ve o gerçekten yana inmiş olan şeye karşı kalplerinin saygı duyma ve önceden o kitap verilmiş sonra üzerlerine o süre uzamış da kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmamaları vakti gelmedi mi? Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

17- Siz, Allah o yeri onun ölümünden sonra yaşatmakta olduğunu bilin. Biz (gözle görülen) o ayetleri kesinkes açıkladık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

18- Şüphesiz ki o erkek bağışçılar ve o kadın bağışçılar ve Allah'a bir iyi ödünçle ödünç vermiş olanlar için (karşılıkları) katlandırılır. Ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

19- Ve o kimseler ki Allah'a ve O'nun elçisine inandılar, işte onlar Efendilerinin yanında o doğru söyleyenlerin ve o tanıkların ta kendileridir. Onlara emek karşılıkları ve ışıkları vardır. Ve o kimseler ki gerçeği örttüler ve bizim ayetlerimizi yalanladılar, işte onlar o şiddetli ateşin arkadaşlarıdır.

20- Siz, bu yakın yaşamın ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanma ve bir süs ve kendi aranızda övünme ve o mallarda ve o çocuklarda çoğaltma yarışı olduğunu bilin. (Bu yakın yaşam) bir faydalı yağmurun örneği gibidir ki onun bitkisi o (toprağı) örtücüleri şaşırtmıştır, sonra (o bitki) olgunlaşır böylece sen de onu sararmış olarak görürsün, sonra (o bitki) bir kırıntı olur. Ve o sonraki (yaşamda gerçeği örtücülere) bir çetin azap ve (inananlara ise) Allah'tan bir bağışlama ve bir hoşnutluk vardır. Ve o yakın yaşam, o aldatıcının bir yararlığından başkası değildir.

21- Siz, Efendinizden bir bağışlamaya ve bir bahçeye yarışın ki onun boyutu o göğün ve o yerin boyutu kadardır. O (bahçe) Allah'a ve O'nun elçisine inanmış olan kimseler için hazırlanmıştır. Bu, Allah'ın lütfudur ki onu dileyeceği kimseye verir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

22- O yerde ve sizin benliklerinizde herhangi bir musibet değmiyor ki bizim onu ortaya çıkarmamız öncesinden bir kitapta olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

23- (Böyle olması), sizden kaçmış olan şeye üzülmemeniz ve size verdiği şeye sevinmemeniz içindir. Ve Allah, her bir çalımlanan övüneni sevmez.

24- O kimseler ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, (bilsin) artık şüphesiz ki Allah ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

25- Ant olsun ki elçilerimizi o apaçık delillerle gönderdik ve biz o insanların o hakkaniyeti ayakta tutmaları için onların beraberinde o kitabı ve o teraziyi indirdik. Ve biz demiri de indirdik ki onda bir çetin güç ve o insanlara faydalar vardır. Ve (böyle olması) Allah'ın, O'na ve O'nun elçilerine algılayamaz durumda oldukları halde kim yardım ediyor diye bilmesi  içindir. Şüphesiz ki Allah bir çok kuvvetlidir, bir çok güçlüdür.

26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik ve biz ikisinin soyunda o haberciliği ve o kitabı devamlı kıldık. Böylece onlardan doğruya iletilen de vardır. Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

27- Sonra biz elçilerimizi onların izleri üzerinde peşine düşürdük ve biz Meryem'in oğlu İsa'yı da (elçilerin) peşine düşürdük ve biz ona İncil'i verdik ve biz onu izlemiş olanların kalplerine bir acıma (duygusu) ve bir şefkat koyduk. Ve ruhbaniyeti ise, onlar onu örneksiz olarak türettiler, biz onu onların üzerine yazmamıştık, ancak Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmek için (onu türettiler). Ne var ki onlar, onun güdülmesinin hakkını vererek güdemediler. Hal böyleyken biz onlardan inanmış olan kimselerin emek karşılığını verdik. Ve onlardan birçoğu itaatten çıkanlardır.

28- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a karşı korunun ve O'nun elçilerine inanın ki, kendisinin şefkatinden iki hisse versin ve sizin için bir ışık oluştursun ki siz onunla yürürsünüz ve sizi bağışlasın. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

29- (Böyle olması) o kitabın halkının Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini ve o lütfun Allah'ın elinde olduğunu ve onu dileyeceği kimseye vereceğini bilmesi içindir. Ve Allah, o büyük lütuf sahibidir.

 

21 Ocak 2026 Çarşamba

VAKIA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O düşüş (kıyamet) gerçekleştiği zaman.

2- Onun düşüşünü bir yalanlayıcı olmaz.

3- (O, kimini) alçaltıcıdır, (kimini de) yükselticidir.

4- 5- 6- 7- O yer bir sarsılmayla sarsıldığı ve o dağlar bir ufalanmayla ufalandığı, böylece bir saçılmış toz tanesi olduğu ve siz de üç eş (sınıf) halinde olduğunuz zaman.

8- İşte o uğurlu konumun arkadaşları, ama nasıldır o uğurlu konumun arkadaşları.

9- Ve o uğursuz konumun arkadaşları, ama nasıldır o uğursuz konumun arkadaşları.

10- Ve o öne geçenler de o öne geçenlerdir.

11- 12- İşte onlar, o nimet bahçelerinde o yakınlaştırılmışlardır.

13- 14- (Onlar), o ilklerden kalabalık bir topluluktur ve o sonrakilerden ise bir azdır.

15- (Onlar altın işlemelerle) örülmüş koltuklar üzerindedirler.

16- Onlar, onların üzerinde rahatça dayananlar olarak karşı karşıyadırlar.

17- 18- Kalıcılaştırılmış gençler bir su gözesinden (doldurulmuş) bardaklarla ve ibriklerle ve kadehle onların üzerinde dolaşır.

19- Onlar bunlardan (dolayı başları ağrıdan) çatlatılmazlar ve kendilerinden geçirilmezler.

20- Ve meyve ki onların seçip beğendiklerinden.

21- Ve kuş eti ki onların şiddetle arzu etmekte olduklarından.

22- 23- Ve korumaya alınmış o inci örneği gibi iri belirgin gözlüler.

24- (Bütün bunlar) onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılıktır.

25-  Onlar, bunlarda bir amaçsız söz ve bir günaha sokma işitmezler.

26- "Selam, selam" sözü başka.

27- Ve o sağın arkadaşları, ama nasıldır o sağın arkadaşları.

28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- (Onlar), bir dikensiz sedirde ve birbiri içine girmiş muzda ve uzatılmış gölgede ve çağlayıp akan suda ve (arkası) kesilmemiş ve (yenilmekten) alıkonulmamış birçok meyvede ve yükseltilmiş yaygılardadırlar.

35- 36- 37- 38- Şüphesiz ki biz o kadınları o sağın arkadaşları için (yeni) bir oluşturmayla oluşturduk da biz onları eşlerine düşkün uyumlu körpeler olarak yaptık.

39- 40- (Onlar), o ilklerden kalabalık bir topluluktur ve o sonrakilerden de kalabalık bir topluluktur.

41- Ve o solun arkadaşları, ama nasıldır o solun arkadaşları.

42- 43- 44- (Onlar ise), kavurucu ateşte ve kaynar suda ve boğucu dumandan dolayı bir serinliği ve bir değeri olmayan bir gölgededir.

45- Şüphesiz ki onlar bundan önce refahla şımartılmışlardı.

46- Ve onlar o büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47-48- Ve onlar: "Biz ve bizim o ilk atalarımız da öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" diyorlardı.

49- 50- Sen de ki: "Şüphesiz ki o ilkler de ve o sonrakiler de. Onlar bir bilinmiş günün belirlenmiş vakti kesinlikle toplanmış olacaklardır."

51- 52- 53- 54- 55- Sonra şüphesiz ki siz ey o sapkınlar, o yalanlayıcılar, siz zakkumdan bir ağaçtan kesinlikle yiyenler, böylece ondan o karınları dolduranlar, sonra onun üzerine o kaynar sudan içenlersiniz, hem de (onu) o susuzluktan delirmiş develerin içişi gibi içenlersiniz.

56- Bu, o karşılığın günü onların ikramıdır.

57- Biz, sizi yarattık, öyleyse siz (bunu) doğrulamalı değil misiniz?

58- Şimdi siz akıtmakta olduğunuz şeyi gördünüz mü?

59- Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz miyiz o yaratıcılar?

60- 61- Biz, sizin aranızda o ölümü takdir ettik ve biz sizi, sizin örneklerinizle değiştirmemiz ve biz sizi, sizin bilemeyeceğiniz şeyde (yeniden) oluşturmak üzerine önüne geçilmişler de değiliz.

62- Ve ant olsun ki siz o ilk oluşturmayı bildiniz, öyleyse siz (bunu) hatırlamalı değil misiniz?

63- Şimdi siz ekmekte olduğunuz şeyi gördünüz mü?

64- Siz mi onu ekiyorsunuz, yoksa biz miyiz o ekiciler?

65- 66- 67- Eğer biz dileseydik, onu kesinlikle kırıntı yapardık da böylece siz: "Şüphesiz ki biz borç yükü altında ezilmişleriz. Doğrusu biz (ürün almaktan) yasaklanmışlarız" diye ah vah etmekte olanlardan olurdunuz.

68- Şimdi siz o suyu gördünüz mü ki siz içmektesiniz?

69- Siz mi onu yağmur bulutundan indiriyorsunuz, yoksa biz miyiz o indiriciler?

70- Eğer biz dileseydik, onu tuzlu acı yapardık, öyleyse siz şükretmeli değil misiniz?

71- Şimdi siz o ateşi gördünüz mü ki siz tutuşturmaktasınız?

72- Siz mi oluşturdunuz onun ağacını, yoksa biz miyiz o oluşturucular?

73- Biz onu bir hatırlatma ve o çöl yolcularına bir yararlanma yaptık.

74- Öyleyse sen o büyük Efendinin ismini her türlü eksiklikten uzak tut.

75- Artık hayır. Ben o yıldızların düşüş yerlerine yemin ederim.

76- Şüphesiz ki o, eğer siz bilirseniz kesinlikle bir büyük yemindir.

77- Şüphesiz ki o, bir değerli okunan (Kur'an)dır.

78- (O), korumaya alınmış bir kitaptadır.

79- Ona, o temizlenen (melek)lerden başkası dokunamaz.

80- (O), o tüm insanların Efendisinden bir indirilmedir.

81- Şimdi bu sözü siz (inanmadığınız halde) yağlayanlar mısınız?

82- Ve siz rızkınızı (bu kitabı) yalanlamanız mı yapıyorsunuz?

83- Hele (can) o boğaza ulaştığı zaman.

84- Ve siz o zaman (çaresizce) bakıyorsunuz.

85- Ve biz ona sizden daha yakınız, fakat siz göremezsiniz.

86- Şimdi siz eğer ki karşılık görecekler değil iseniz.

87- Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, onu (canı) döndürebiliyorsanız (geri döndürün).

88- 89- Şimdi eğer o (ölen), o yakınlaştırılmışlardan ise, artık o(nun karşılığı) bir ferahlık ve bi hoş koku ve bir nimet bahçesidir.

90- 91- Ve eğer o (ölen), o sağın arkadaşlarından ise (ona): "O sağın arkadaşlarından selam sana" (denilir).

92- 93- 94- Ve eğer o (ölen), o yalanlayıcılardan, o sapkınlardan ise, artık (ona) kaynar sudan bir ikram ve bir şiddetli ateşe yaslanış vardır.

95- Şüphesiz ki bu o kesinkes bilginin ta kendisidir.

96- Öyleyse sen o büyük Efendinin ismini her türlü eksiklikten uzak tut.


18 Ocak 2026 Pazar

RAHMAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Şefkati kapsamlı (Allah), o okunan (Kur'an) ı öğretti, o insanı yarattı, ona açıklığa kavuşturmayı öğretti.

5- O güneş ve o ay, bir hesap iledir.

6- O bitki ve o ağaç ikisi secde eder.*

*Onlar için koyduğu yasalara boyun eğer.

7- 8- Ve o gök, O onu yükseltmiş ve siz o terazide taşkınlık yapmayasınız diye o tartıyı koymuştur. 

9- Ve siz de o tartıyı hakkaniyetle tutun ve o teraziyi ziyan ettirmeyin.

10- Ve o yer, O onu o canlılara (hazırlayıp) koydu.

11- 12- Onda meyve ve o tomurcukların sahibi hurma ve o sapın sahibi o dane ve o hoş kokulu bitkiler vardır.

13- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

14- O, o insanı (ateşte pişmiş) o çanak çömlek gibi (tın tın ses çıkaran) kuru çamurdan yarattı.

15- Ve o cann'ı da alevi karışıp duran (dumansız) ateşten yarattı.

16- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

17- (O), (güneşin) iki doğum yerinin Efendisidir ve (güneşin) iki batım yerinin de Efendisidir.

18-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

19- O, o iki su kütlesini birbiriyle karşılaşacak halde salıverdi.

20- İkisinin arasında bir engel vardır (birbirlerine karşı) saldırganlık yapmazlar.

21- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

22- İkisinden de o inci ve o mercan çıkar.

23-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

24- Ve o kütlesinde o (yelkenleri) bayraklar gibi olan o akıp giden yapılmış (gemi)ler, O'nundur.

25- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

26- Onun (yerin) üzerinde olan her kimse, bir geçicidir.

27- Ve senin o erişilmezliğin ve o değerin sahibi Efendinin yüzü ise, kalır.

28- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

29- O göklerde ve yerde olan kimseler, O'ndan talep eder. O, her gün bir icraattadır.

30-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

31- Ey o iki ağırlık, biz sizin için de boş kalacağız.

32- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

33- Ey o cin ve o insan oymağı, eğer sizin gücünüz o göklerin ve o yerin sınırlarını delip geçmeye yetiyorsa, haydi siz delip geçin. Siz bir (aşabilme) yetkisi olmadıkça, sınırları delip geçemezsiniz.

34-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

35- İkinizin üzerine ateşten bir sel ve bir kızıl duman gönderir de artık birbirinize yardım edemezsiniz.

36- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

37- Artık o gök yarılıp da o erimiş yağ gibi bir kızıl gül olduğu zaman.

38- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

39- İşte o gün ne bir insanın ve ne bir cinnin kendi arkaya takılı suçundan (bilgi) talep edilmez.

40- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

41- O suç işleyenler kendilerinin alametiyle tanınır da o perçemlerden ve o ayaklardan tutulur.

42- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

43- Bu, cehennemdir ki, onu o suçlular yalanlıyordu.

44- Onlar, onunla fokur fokur kaynar suyun arasında dolaşır.

45- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

46- Ve iki bahçe, kendisinin Efendisinin mevkiinden kaygılanmış olan kimse içindir.

47- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

48- (Bu iki bahçenin ağaçları meyveli) dallar sahibidir.

49- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

50- Akmakta olan iki göze, o ikisindedir.

51- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

52- Her bir meyveden iki çift, o ikisindedir.

53-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

54- Onlar (iki bahçede) yaygıların üzerinde rahatça dayanan haldedirler, onların örtüleri kalın ipektendir. Ve iki bahçenin (meyvesinin) devşirmesi de yakındır.

55- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

56- O bakışı (eşlerine) kısaltan, onlardan önce ne bir insanın ve ne bir cannın bekaretini bozmadığı (kadın)lar, onlardadır.

57- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

58- Onlar, o yakut ve o mercan gibidirler.

59- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

60- O iyiliğin karşılığı, o iyilikten başkası mıdır?

61- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

62- Ve iki bahçe daha o ikinin berisinden vardır.

63- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

64- (O iki bahçe de) kopkoyu yeşildirler.

65- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

66- Püsküren iki göze, o ikisindedir.

67- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

68- Meyve ve hurma ve nar, o ikisindedir.

69- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

70- Hayırlı iyi (kadın)lar, onlardadır.

71- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

72- Onlar, o çadırlarda (eşlerine) özel kılınmış belirgin (gözlü)lerdir.

73- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

74- Onlardan önce onların bekaretini ne bir insan ne bir can bozmadı.

75- Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

76-  Onlar (iki bahçede) yeşil yastık ve iyi abkari döşekler üzerinde rahatça dayanan haldedirler.

77-  Öyleyse siz ikiniz Efendinizin hangi kudret nimetlerini yalanlıyorsunuz?

78- Senin o erişilmezliğin ve o değerin sahibi Efendinin bereketi süreklidir.


14 Ocak 2026 Çarşamba

KAMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O an yaklaştı ve o ay yarıldı.* 

* Tefsirler bu ayet hakkında bir mucize olarak ayın ortadan ikiye yarıldığı konusunda görüş belirtmiş olmalarına karşın, şakkul kamer ifadesinin Araplarda ebedi bir deyim olarak "Gerçeğin ortaya çıkması" anlamında kullanılması da vardır. Eğer gerçekleşmiş ve gözle görülen bir ayet olsaydı, Kur'an'da birçok yerde müşriklerin bu isteklerinin ret edilmiş olması ve İsra s. 59. ayetinde Semud'a gönderilen gözle görülen ayet olan dişi devenin öldürülmesi sonucunda o topluluğun helakı göz önüne alındığında ayın yarılması eğer gözle görülen bir ayet olsaydı, Mekke müşriklerinin de helak edilmesi bir Sünnetullah gereği idi.

2- Ve eğer onlar bir ayet görseler, kayıtsız kalırlar ve: "(Bu), bir sürüp giden büyüdür" derler.

3- Ve onlar yalanladılar ve kendi keyfi eğilimlerini izlediler ve her bir işin sabitleşiciliği vardır.

4- Ve ant olsun ki onlara o haberlerden gelmiştir ki onda sert ikaz edilmişlikler vardır.

5- (O haberler), bir hedefe ulaşan bilgeliktir. Oysa o uyarıcılar ihtiyaçsız bırakmıyor.

6- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. O gün o çağırıcı yadırgatıcı bir şeye çağırır.

7- 8- Onların gözleri (öne eğik) saygılı bir vaziyette, yayılan çekirgeler gibi boyunlarını uzatanlar olarak, onlar (develer gibi) o çağrıcıya doğru o mezarlardan çıkarlar. O gerçeği örtmüş olanlar: "Bu, bir zorlayıcı gündür" derler.

9- Onların öncesi Nuh'un topluluğu yalanlamıştı, artık onlar bizim kulumuzu yalanlamışlar ve: "(O), bir cinlenmiş" demişler ve o sertçe ikaz edilmişti.

10- Bunun üzerine o da kendisinin Efendisini: "Şüphesiz ki ben yenilmiş biriyim, artık sen yardım et" diye çağırdı.

11- Derken biz de o göğün kapılarını bir boşalan su ile açtık.

12- Ve biz o yeri de gözeler halinde fışkırttık, böylece o su(yun ikisi) kesinlikle ölçülmüş bir buyruk üzerine karşılaştı.

13- Ve biz onu (tahta) levhaların ve çivilerin sahibi (geminin) üzerinde taşıdık.

14- O (gemi), kendisine karşı gerçek örtülmüş olan o kimseye bir karşılık olarak bizim gözlerimiz(in önün)de akıyordu.

15- Ve ant olsun ki biz onu bir ayet olarak bıraktık, o halde bir hatırlayan var mı?

16- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

17- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

18- Ad'da yalanlamıştı, artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

19- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir sürüp giden felaket gününde, bir uğultulu sert rüzgâr gönderdik.

20- O (rüzgar), o insanları sökülen hurma kütükleri gibi çekip alıyordu.

21- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

22- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

23- 24- 25- Semud'da o uyarıcıları yalanladı da onlar: "Bizden bir tek beşeri mi biz onu mu izleyeceğiz? Şüphesiz ki biz o takdirde bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindeyiz. O hatırlatma bizim aramızdan onun üzerine mi bırakıldı? Hayır bu, bir çok yalancı küstahtır" dediler.

26- 27- 28- (Biz de Salih'e): "Onlar yarın o çok yalancı o küstah kimmiş bilecekler. Şüphesiz ki biz o dişi deveyi bir deneme olarak onlara göndericileriz, artık sen onları gözle ve direnç göster. Ve sen onlara o suyun aralarında bir paylaşım ile olduğunu haber ver. Her bir (sıralı) içiş (için), (sıra sahibi) hazır bulunmuş (olacak)tır" (dedik).

29- Buna rağmen onlar arkadaşlarına seslendiler, hemen o da verdi (bıçağı)  böylece (deveyi) ayaklarından kesti.

30- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?

31- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir tek korkunç ses gönderdik de böylece onlar o ağılın kuru otu gibi oldular.

32- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

33- Lut'un topluluğu da o uyarıcıları yalanladı.

34- 35- Şüphesiz ki biz onların üzerine Lut'un ailesi dışında bir kızgın taş yağdıran fırtına gönderdik. Biz, onları bizim yanımızdan bir nimet olarak bir seher vakti kurtardık. Biz, şükretmiş olan kimseye böyle karşılık veririz.

36- Ve ant olsun ki o, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı da onlar o uyarılara karşı tereddüte düşmüşlerdi.

37- Ve ant olsun ki onlar onun konuklarından dolayı ona istekte bulunmuşlardı, bunun üzerine biz de onların gözlerini(n görmelerini) silmiştik, artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

38- Ve ant olsun ki bir erken sabitleşici azap onları sabahlatmıştı.

39-  Artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.

40-  Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?

41- Ve ant olsun ki Firavun'un hanedanına da o uyarıclar gelmişti.

42- Onlar bizim ayetlerimizin hepsini yalanladılar, bunun üzerine biz de onları çok güçlünün, güç yetiricinin bir tutmasıyla tutuverdik.

43- Şimdi, sizin gerçeği örtücüleriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa o yazılı metinlerin içindeki (azaptan) bir berilik sizin için midir?

44- Yoksa onlar: "Biz, (birbirimize) yardım eden bütünüz" mü diyorlar?

45- O bütünlük hezimete uğrayacak ve onlar (kaçarak) o arkalarını (başka tarafa) yakınlaştıracaklar.

46- Hayır, o an onların söz verilen zamanlarıdır ve o an daha feci ve daha süreklidir.

47- Şüphesiz ki o suç işleyenler, bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindedir.

48- O gün onlar o ateşte: "Siz, tadın kavuranın dokunuşunu" (denilerek) yüzlerinin üzerine sürüklenecekler.

49- Şüphesiz ki biz her bir şeyi, biz onu bir ölçüyle yarattık.

50- Ve bizim buyruğumuz o gözün açıp kapaması(zamanı)ndan başkası değildir.

51- Ve ant olsun ki biz sizin (önceki) taraftarlarınızı yok ettik, o halde bir hatırlayan var mı?

52- Ve her bir şey, onu işledikleri o yazılı metinlerin içindedir.

53- Ve (işlenen) her bir küçük ve büyük satırlan(arak yazıl)mıştır.

54- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve nehirlerdedir.

55- Güç yetirici bir hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.


11 Ocak 2026 Pazar

NECM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kaydığı zaman o yıldıza ant olsun ki...

2- Sizin arkadaşınız sapmadı ve azmadı.

3- Ve o, o keyfi eğilimden konuşmuyor.

4- O (konuştuğu), vahyedilmekte olan bir vahiyden başkası değildir.

5- 6- (Onu), ona o kuvvetlerin çetini, bir donanımın sahibi öğretti. Derken o denkleşti.

 7- 8- 9- 10- Ve o, o en yüce ufuktaydı, sonra o yaklaştı, derken sarktı. Böylece o, iki yay mesafesi veya daha yakın oldu. Böylece o, O'nun kuluna vahyettiği şeyi (ona) vahyetti.

11- O gönül, gördüğü şeye karşı yalan söylemedi.

12- Şimdi siz, onun görmekte olduğu şey üzerinde onu tereddüte düşürmeye mi çalışıyorsunuz?

13- 14- Ve ant olsun ki o, onu diğer bir inişte o son sınırın sedir ağacı yanında görmüştü.

15- O me'vanın (barınağın) bahçesi onun yanındadır.

16- Hani o sedir ağacını kaplamakta olan şey kaplıyordu.

17- O göz yamulmadı ve taşkınlık yapmadı.

18- Ant olsun ki o, kendisinin Efendisinin ayetlerinden o en büyüğünü gördü.

19- 20- Şimdi siz Lat'ı ve Uzza'yı gördünüz mü? Ve o sonraki üçüncü Menat'ı?

21- O erkek sizindir de o dişi O'nun mudur?

22- Bu, o takdirde bir insafsız paylaştırmadır.

23- Onlar bir takım isimlerden -ki onları siz ve sizin atalarınız isimlendirmiş, Allah ta onlar hakkında hiçbir yetki indirmemiştir- başkası değildir. Onlar o kanıdan ve o benliklerin kaymakta olduğu şeyden başkasını izlemiyorlar. Ve ant olsun ki onlara Efendilerinden o doğruya ileten gelmiştir.

24- Yoksa o insana dilekte bulunduğu şey mi var?

25- O sonraki (yaşam) ve bu ilk (yaşam) Allah'ındır.

26- Ve o göklerde melekten nicesi vardır ki onların eşlikçiliği, Allah'ın dileyeceği ve hoşnut olacağı kimseye onay vermesi sonrasından başka kimseyi hiçbir şeyden ihiyaçsız bırakmaz.

27- Şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz o kimseler, o melekleri o dişinin isimlendirmesiyle isimlendiriyorlar.

28- Ve bu konuda herhangi bir bilgi onlar için yoktur. Onlar, o kanıdan başkasını izlemiyorlar. Şüphesiz ki o kanı ise gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz.

29- Artık sen bizim hatırlatmamızdan (başka tarafa) yakınlaşmış ve o yakın yaşamdan başkasını istememiş olan kimseden kayıtsız kal.

30- Bu, onların bilgiden ulaştıkları seviyedir. Şüphesiz ki senin Efendin kendisinin yolundan sapmış olan kimseyi en iyi bilenin ta kendisidir ve O, doğruya iletilen kimseyi de en iyi bilendir.

31- Ve o göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler, Allah'ındır. Sonunda O, kötülük etmiş olan kimselere işledikleri nedeniyle karşılık verecek ve iyilik etmiş olan kimselere de o daha güzeliyle karşılık verecektir.

32- O kimseler ki, onlar o sürçmeler dışında o günahın büyüklerinden ve o hayasızlıklardan uzak dururlar. Şüphesiz ki senin Efendinin o bağışlaması kapsamlıdır. O, sizi o yerden oluşturduğu zaman ve siz annelerinizin karınlarında ceninler olduğunuz zaman sizi en iyi bilendir. O halde siz sakın kendi benliklerinizi arındırmayın. O, korunmuş olan kimseyi en iyi bilendir.

33- Şimdi sen (başka tarafa) yakınlaşmış olan kimseyi gördün mü?

34- Ve o bir az verdi ve eli sıkılaştı.

35- O algılanamayanın bilgisi onun yanındadır da o mu görüyor?

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- 50- 51- 52- 53- 54- Yoksa Musa'nın sahifelerindeki ve İbrahim'in (sayfasında) -ki o, (görevini) tastamam yapmıştı- bir ağır yük taşıyıcı ötekinin ağır yükünü taşımaz diye ve o insan için ancak çabaladığı şey vardır diye ve onun çabalamasının ileride görülecek olduğu, sonra onun o tastamam karşılık ile karşılıklanacağı ve son varışın senin Efendine olduğu ve O'nun güldürenin ve ağlatanın ta kendisi olduğu ve O'nun öldürenin ve yaşatanın ta kendisi olduğu ve O'nun, bir döllenmiş hücreden akıtılmakta olduğu zaman o erkek ve o dişi iki eşi yaratanın ta kendisi olduğu ve o sonraki oluşturmanın da kendisinin üzerinde olduğu ve O'nun ihtiyaçsız kılanın da kanaatkâr kılanın da ta kendisi olduğu ve O'nun Şi'ra (yıldızı) nın Efendisinin ta kendisi olduğu ve O'nun ilk Ad'ı ve Semud'u yok eden kalıcı bırakmayan olduğu ve önceden Nuh'uh topluluğunu - şüphesiz ki onlar daha haksızlık yapan ve daha taşkınlık yapanların ta kendileriydi- (yok eden olduğu) ve o yönü (altı üstüne gelerek) değişmiş  şehirleri yere çarparak onlara kaplattığı şeyi kaplatmış olanın (olduğu yazan) şeyler ona haber edilmedi mi?

 55- Şimdi sen Efendinin hangi kudret nimetinden tereddüte düşüyorsun?

56- Bu, o ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

57- O yaklaşan zaman yaklaştı.

58- Onun (gizlilik örtüsünü) Allah'ın berisinden bir kaldırıcısı yoktur.

59- Şimdi siz bu sözden (sebep) mi şaşarsınız?

60- Ve siz gülersiniz de ağlamazsınız

61- Ve siz diklenenlersiniz.

62- Haydi siz Allah'a secde edin ve kulluk edin.


9 Ocak 2026 Cuma

TUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- O Tur'a ve yayılmış ince deriye satırlan(arak yazıl)mış kitaba ve o (İbrahim ve İsmail tarafından) onarılmış ev (Kabe'y)e ve o yükseltilmiş tavana (göğe) ve kaynatılmış su kütlesine ant olsun ki...

7- Şüphesiz ki senin Efendinin azabı kesinlikle (tepelerine) düşücüdür.

8- Onu hiçbir savıcı yoktur.

9- O gün o gök bir çalkalanışla çalkalanarak yürür.

10- Ve o dağlar bir yürümeyle yürür.

11- Artık yazıklar olsun o gün o yalanlayanlara.

12- O kimseler ki onlar bi dalmanın içinde oynamaktadırlar.

13- 14- 15- 16- O gün onlar cehennemin ateşine: "Bu o ateştir ki siz onu yalanlamaktaydınız. Bu, bir sihir midir yoksa siz görmez misiniz? Siz, ona yaslanın da artık ister direnç gösterin ister direnç göstermeyin size denktir. Siz ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylere karşılık görüyorsunuz" (denilerek) bir itilmeyle itilecekler.

17- 18- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği meyvelerle lezzetlenenler olarak bahçelerde ve nimetler içindedir. Ve Efendileri onları o şiddetli ateşin azabından korumuştur.

19- 20- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle saf saf dizilmiş koltuklara rahatça dayananlar olarak afiyetle yeyin ve için" (denilir). Biz onları iri belirgin gözlülerle eşlendirmişizdir.

21- Ve o kimseler ki inandılar ve onların soyları da onları inançlı olarak izlediler, biz onlara soylarını da kattık ve biz onların işlerinden hiçbir şey de eksiltmedik. Her bir kişi kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.

22- Ve biz onları şiddetle arzu etmekte oldukları şeylerden meyve ve et ile takviye ettik.

23- Onlar, onlarda (bahçelerde) bir kadeh tokuştururlar ki onda amaçsız söz ve günah olmaz.

24- Ve onların üzerinde kendilerine mahsus oğlan çocukları dolaşır, onlar korumaya alınmış inci gibidirler.

25- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

26- 27- 28- Onlar: "Şüphesiz ki biz önce ailemizin içinde (azap görmekten) korkuyla titreyenler idik. Şimdi Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu ve bizi kavurucu ateşten korudu. Şüphesiz ki biz önceden O'nu çağırıyorduk. Şüphesiz ki O, geniş gönüllünün, şefkati süreklinin ta kendisidir" dediler.

29- O halde sen hatırlat, zira sen Efendinin nimetiyle bir kahin değilsin ve bir cinlenmiş te değilsin.

30- Yoksa onlar: "(O) bir şairdir, biz ona zamanın felaketlerini bekliyoruz" mu diyorlar?

31- Sen de ki: "Siz bekleyin, artık şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

32- Yoksa onlara bunu kendi hayalleri mi buyuruyor? Yoksa onlar taşkınlık yapan bir topluluk mudur?

33- Yoksa onlar: "Onu kendisi (uydurup) söyledi" mi diyorlar? Hayır onlar inanmazlar.

34- Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi onlar da onun örneği bir söz getirsinler.

35- Yoksa onlar hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa o yaratıcılar kendileri mi?

36- Yoksa o gökleri ve o yeri onlar mı yarattı? Hayır onlar kesinkes inanmazlar.

37- Yoksa senin Efendinin depoları, onların yanında mıdır? Yoksa onlar yetkiyi ellerinde tutanlar mıdır?

38- Yoksa bir merdiven onlarındır da onda (göğü mü) dinliyorlar? Öyleyse onların dinleyicileri bir apaçık yetki getirsin.

39- Yoksa o kızlar O'nundur da o oğullar sizin midir?

40- Yoksa sen onlardan bir emek karşılığı talep ediyorsun da onlar mı bir borç yükünden dolayı ezilmiş olanlar?

41- Yoksa o algılanamayanan onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

42- Yoksa onlar bir plân kurmak mı istiyorlar? Öyleyse gerçeği örtmüş olan kimseler plân kurulanların ta kendileridir.

43- Yoksa Allah'ın dışında bir tanrı onların mıdır? O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden uzaktır.

44- Ve eğer onlar o gökten bir parça düşücü olarak görseler: "(Bu), bir yığın haline gelmiş ağır buluttur" derlerdi.

45- Artık sen onları karşılaşacakları günlerine kadar bırak ki onlar onda yıldırımla çarpılacaklar.

46- O günde onların plânları onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız bırakmaz ve onlar yardım da edilmezler.

47-Şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere bunun berisinden bir azap daha vardır, fakat onların tamamı bilmezler.

48- Ve sen Efendinin kararına (karşı görevinde) direnç göster, çünkü sen şüphesiz ki bizim gözlerimiz(in önünde)sin ve sen ayağa kalktığın vakit Efendini her türlü eksiklikten uzak tut.

49- Ve  geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o yıldızların (kaybolması) arkasında da (bunu yap).


7 Ocak 2026 Çarşamba

ZARİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Bir savurmayla o savuran (rüzgar)lara, böylece bir yük taşıyan o (bulut)lara, bir kolaylıkla akıp giden o (gemi)lere, o bir iş paylaştıran (melek)lere ant olsun ki.

5- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle doğrudur.

6- Ve şüphesiz ki o karşılık kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

7- 8- O intizam sahibi göğe ant olsun ki, şüphesiz ki siz kesinlikle bir aykırı söz içindesiniz.

9- Ondan (aykırı sözden) yön değiştirilmiş kimse yön değiştirilir.

10- Kahrolsun o azılı saçmalayıcılar.

11- O kimseler ki, onlar bir dalgınlık içinde yanılanlardır.

12- Onlar: "O karşılığın günü ne zaman?" diye (bilgi) talep ediyorlar.

13- 14- O gün onlar: "Siz denenmenizi(n sonucunu) tadın. Bu o şey ki, siz onun çabuklaşmasını istemekte idiniz" (denilerek) o ateşin üzerinde denenecekler.

15- 16- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği şeyleri alıcılar olarak bahçelerde ve su gözelerindedir. Şüphesiz ki onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

17- Onlar geceden bir az uyurlardı.

18- Ve o seherlerde onlar bağışlanma isterlerdi.

19- Ve onların mallarında talep edici (dilenci) ve yoksun bırakılmışlar için bir hak vardı.

20- 21- O kesinkes inananlar için ve kendi benliklerinizdeki ayetler o yerdedir. Siz hiç görmez misiniz?

22- Ve sizin rızkınız ve söz verilmekte olduğunuz şey, o göktedir.

23- Şimdi o göğün ve o yerin Efendisine ant olsun ki, şüphesiz ki o sizin konuşmakta olmanız gibi kesinlikle bir gerçektir.

24- İbrahim'in o değer verilmiş konuklarının olayı sana geldi mi?

25- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O: "Selâm" demişti. (İçinden de) "Tanınmayan bir topluluk " (diyordu).

26- 27- Bunun üzerine o (kimseye) sezdirmeden ailesine yönelmiş, hemen bir semiz buzağı getirmişti de onu onlara yaklaştırmış: "Siz yemez misiniz?" demişti.

28- Bunun üzerine o, onlardan dolayı içine bir kaygı düşürmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma" demişler ve ona bir bilgin oğlan çocuğu müjdelemişlerdi.

29- Bunun üzerine onun karısı bir çığlık içinde yönelmişti de kendisinin yüzünü tokatlamaya başlamış ve: "(Ben) bir yetersiz kuru (halimle mi?) demişti.

30- Onlar: "Bu böyledir. Senin Efendin böyle dedi. Şüphesiz ki O, en bilgenin, en iyi bilicinin ta kendisidir" demişlerdi.

31- O: "Sizin başka diyeceğiniz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

32- 33- 34- 35- 36- 37- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa, onların üzerine senin  Efendinden o savurganlık yapanlara alametlenmiş olarak çamurdan taşlar göndermemiz için gönderildik. Böylece biz ondaki o inananlardan olan kimseleri çıkardık. Ne var ki biz onda o teslim olanlardan bir evden başkasını da bulamadık. Ve biz onda o acı azaba kaygılanmakta olan kimselere bir ayet bıraktık" demişlerdi.

38- Ve Musa'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onu bir apaçık yetkiyle Firavun'a göndermiştik.

39- Buna karşın o bütün dayanağıyla (başka tarafa) yakınlaşmış ve: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" demişti.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o kendisini kınayıcı bir halde iken o denizin içine fırlatıp atmıştık.

41- Ve Ad'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onların üzerine o kuru rüzgarı göndermiştik.

42- O (rüzgar) üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu un ufak hale getirmişti.

43- 44- Ve Semud'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani onlara: "Siz, bir süreye kadar yararlanın" denilmişti de onlar Efendilerinin emrinden (uzaklaşıp) diklenmişler, bunun üzerine onlar bakıp dururken o yıldırım onları tutmuştu.

45- Artık onlar ayağa kalkmaya güç yetiremediler ve kendilerine yardım edenler de olamadılar.

46- Ve önceden Nuh'un topluluğunu da (o kimselere bir ayet bıraktık). Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idiler.

47- Ve o göğe gelince, biz onu bir güç ile yapılandırdık ve şüphesiz ki biz kesinlikle (her şeyi) kapsayıcılarız.

48- Ve o yere gelince, biz onu yaydık, biz o ne güzel döşeyicileriz.

49- Ve biz her şeyden iki çift yarattık ki siz hatırlayasanız.

50- 51- (Sen de ki): "O halde siz Allah'a kaçın. Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım. Ve siz Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinmeyin. "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım."

52- Bu böyle, onlardan önceki kimselere hiçbir elçi gelmiyordu ki, onlar ancak: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" dememiş olsunlar.

53- Onlar bunu birbirlerine mi tembihlediler? Hayır, onlar taşkınlık yapan bir topluluktur.

54- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. Bu yüzden sen kınanmış değilsin.

55- Ve sen hatırlat, çünkü o hatırlatma o inananlara fayda verir.

56- Ve ben o cinni ve o insanı bana kulluk etmelerinden başka yaratmadım.

57- Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum ve ben beni yedirmelerini de istemiyorum.

58- Şüphesiz ki Allah o rızık vericinin, o sağlam kuvvet sahibinin ta kendisidir.

59- Artık şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere (geçmişteki) arkadaşlarının peşlerine takılı şuçlarının örneği bir suç vardır, o halde onlar (azabı) benim çabuklaştırmamı sakın istemesinler.

60- Artık söz verilmekte oldukları günlerinden dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere yazıklar olsun.


5 Ocak 2026 Pazartesi

Kaf s. 23. Ayeti Mealleri ve Bağlamsız Bir Okuma Örneği

 Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü dikkate alınarak okunması, onu doğru anlamanın olmazsa olmazıdır. Bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan okunan bir ayetin anlaşılmasında hatalar ve eksiklerin olması kaçınılmazdır. Bu duruma örnek olarak vereceğimiz bir ayet Kaf. 23. ayetidir.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ

---- Ve onun yakın arkadaşı: "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

Bu ayetin karşılaştırmalı meallerine bakıldığında, neredeyse istisnasız diyebileceğimiz bütün meallerde ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesine, surenin 21. ayetinde geçen cehennem adayı bir kişinin yanında iki melekle geldiği haşr sahnesini dikkate alarak anlam verilmiştir. 23. ayette geçen  قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığının 21. ayetteki iki melekten biri olduğu düşünülmüş ve ilgili ayet ona göre çevrilmiştir.

Halbuki bağlam ve bütünlük gözetilerek bir okuma yapılsaydı, 23. ayete böyle bir anlam vermenin makul olmadığı rahatlıkla anlaşılabilirdi. Nasıl mı?

Önce aynı kelimenin geçtiği Zuhruf s. 36. ve 38. ayetleri dikkate alınabilir ilgili ayete ona göre bir anlam verilebilirdi. (Aynı kelime Nisa s. 38. ayette de geçmektedir.)

Zuhruf s. ayet çevirileri şu şekildedir.

---- 36- Ve kim şefkati kapsamlının (Rahmanın) hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz ki artık o, ona bir yakın arkadaş (karinün) olur.

----- 37- Ve şüphesiz ki onlar, onları o yoldan uzaklaştırırlar ve onlar ise kendilerinin doğruya iletilenler olduklarını hesap ederler.

----- 38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun arası uzaklığı olsa" der, artık ne kötüdür o yakın arkadaş(el karinü).

---- 39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Hani siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denir).

Dikkat edilirse 36. ve 38. ayette Karin kelimesi, vahye karşı gözünü yummuş olan bir kimseye şeytanın karin olarak musallat edildiği, haşr meydanına geldikleri zaman ise şeytana uymuş olan kimsenin kendisine Karin olan kimseye söylediği söz haber verilmektedir.

Bu ayetler dikkate alınarak Kaf s. 23. ayetinde geçen قَر۪ينُهُ kelimesine Zuhruf s. ayetlerindeki bağlam dikkate alınarak bir anlam vermenin gerektiği ortadadır. Yani Kaf. 23. ayetindeki قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığı, Zuhruf. 36. ve 38. ayetlerindedir.

Maalesef bu bağlam neredeyse hiçbir mealde gözetilmemiştir. Bırakalım Zuhruf s. ayetlerine gitmeyi Kaf s. 27. ayeti ile bir bağını kurarak 23. ayete anlam verebilmiş olsalar, bu hataya yine düşmeyeceklerdi.

---- Kaf s. 27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

---- Kaf s. 28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

27. ayette de 23. ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesinin aynısı geçmektedir. Sadece bu nokta dikkate alınmış olsa iki kelimenin birbiri ile olan bağı dikkate alınabilir ve doğru bir anlam verilebilirdi.

Sure içindeki haşr sahnesini dikkatle okuyacak olursak önce bir suçlu beraberinde iki melek ile gelmektedir (21. ayet). Eğer 23. ayette konuşan melek olsaydı cehennem adayı bir kişiye bir meleğin nasıl yakın arkadaş olduğunun ve konuşanın neden tek kişi olduğunun düşünülmesi ve 27. ayetin dikkate alınarak 23. ayete bir anlam verilmesi gerekmez miydi?

Bütün bunlardan sonra bir kimse kalkıp "İyi de bu noktayı şimdiye kadar bir sen mi aklettin senden başka biri bunu akledememiş mi?" diye soracak olursa, biz ona Zemahşeri'nin Keşşaf adlı tefsirinde bu ayet ile yazdıklarını referans olarak verebiliriz.

Yazma Eserler Kurumu tarafından basılan eserin  6. cildinin 360. sayfa 720 numaralı notunda Zuhruf s. 36. ayetine gönderme yapılarak karin yani yoldaşın şeytan olduğu yorumu yapılmaktadır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.                                    


4 Ocak 2026 Pazar

KAF SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Kaf. Şanı yüce o okunan (Kur'an) a ant olsun.

2- 3- Hayır, onlar kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da o gerçeği örtücüler: "Bu, bir şaşırtıcı şey. Biz öldüğümüz ve bir toprak zaman mı (yeniden diriltileceğiz)? Bu, bir uzak dönüştür" dedi.

4- O yer onlardan neyi eksiltiyor biz kesinlikle bilmişizdir. Ve bir koruyucu kitap bizim yanımızdadır.

5- Hayır, onlar o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Şimdi onlar bir karışık iş içindedirler.

6- Şimdi onlar kendilerinin üstündeki o göğe bakmadılar mı, biz onu nasıl yapılandırdık ve onu (nasıl) süsledik? Ve onun hiçbir yarığı da yoktur.

7- 8- Ve o yer, biz onu takviye ettik ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her bir içtenlikle yönelen kul için bir sağgörü ve bir hatırlatma olarak her bir göz alıcı çiftten bitirdik.

9- 10- 11- Ve biz o gökten bir bereket verilmiş su indirdik, böylece onunla o kullara bir rızık olarak bahçeler ve o biçilen (ürünün) danesini ve o yüksek hurmaları -ki onların tomurcukları birbiri üzerine binmiş haldedir- bitirdik. Ve biz onunla bir ölü yöreyi yaşattık. O (kabirlerden) çıkışlar da böyledir.

12- 13- 14- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve o Ress'in arkadaşları ve Semud ve Ad ve Firavun ve Lut'un kardeşleri ve o Eyke'nin arkadaşları ve Tubba'nın topluluğu da yalanlamıştı. Her biri o elçileri yalanladı, böylece benim tehdidim bir gerçek oldu.

15- Şimdi biz o ilk yaratmada acze mi düştük? Hayır, onlar bir yeni yaratmadan (inanmamak için örtündükleri) bir örtünün içindedirler.

16- 17- Ve ant olsun ki o insanı biz yarattık ve ona kendisinin benliğinin işkillendirmekte olduğu şeyleri biz biliriz. Ve o sağdan ve o soldan oturan iki karşılayıcı (onun yaptıklarını yazarak) karşılamakta olduğu zaman, biz ona o şah damarından daha yakınız.

18- O herhangi bir sözden laf atmıyor ki, onun yanında hazır vaziyette bir gözetleyici olmasın.

19- O ölümün sarhoşluğu o gerçekle gelmiştir. (Ona): "Bu, senin kendisinden nefretle kaçındığın şeydir" (denilir).

20-  Ve o boruya üflenmiştir. Bu, o tehdidin günüdür.

21- Ve her bir benlik kendisinin beraberinde bir (melek) sevk edici ve bir tanıkla gelmiştir.

22- (Ona): "Ant olsun ki sen bundan bir duyarsızlık içindeydin. Şimdi biz senden perdeni kaldırdık, artık bugün senin görüşün bir demir (gibi keskin)dir" (denilir).

23- Ve onun yakın arkadaşı* (olarak musallat edilmiş şeytan): "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

*Karinuhu kelimesinin anlamı için Zuhruf s. 36. ve 38. ayetlerine bakılabilir.

24- 25- 26- (Melek sevk edici ve tanığa): "Siz ikiniz her bir inatçı azılı gerçeği örtücüyü ve azılı o hayrı alıkoyan aşırı giden kuşkucuyu cehenneme atın. O ki Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturmuştu, artık siz ikiniz onu o çetin azabın içine atın" (denilir).

27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

30- O gün biz cehenneme "Sen doldun mu?" deriz ve o da "Daha fazladan yok mu?" der.

31- Ve o bahçe o korunanlara bir uzaklık olmaksızın yanaştırılmıştır.

32- 33- 34- (Onlara): "Bu, size söz verilmekte olduğunuz şeydir, her bir (Allah'a) çokça dönen (emir ve yasaklarını) koruyan, o algılanamayanla şefkati kapsamlıdan endilenmiş ve içtenlikle yönelen bir kalp ile gelmiş kimseyedir. Siz ona bir esenlikle girin. Bu, o sürekli kalıcılığın günüdür" (denilir).

35- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Ve bizim yanımızda daha fazlası da vardır.

36- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar yakalayış bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi, öyle ki onlar o yörelerde (toprağı imar için) delik deşik etmişlerdi*. (Onlar için) hiçbir kaçış yeri var mıydı?

* Bu ayetin farklı çevirileri olmasına karşın biz çevirimizde Rum s. 9. ayetini dikkate aldık.

37- Şüphesiz ki bunda, kendisinin (duyarlı) bir kalbi olan veya bir tanık olarak kulak vermiş olan kimse için kesinlikle bir hatırlatma vardır. 

38- Ve ant olsun ki o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri biz yarattık ve bize hiçbir bitkinlik dokunmadı.

39- Artık sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster. Ve o güneşin aydınlanmasından önce ve batmasından önce, Efendini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tut. 

40- Ve o geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o secdelerin arkasında da (bunu yap).

41- Ve sen o seslenicinin bir yakın yerden sesleneği günü dinle.

42- O gün onlar o korkunç sesi o gerçekle işitirler. Bu, o (kabirlerden) çıkışların günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz yaşatırız ve öldürürüz ve o varış yeri bizedir.

44- O gün o yer onlardan hızlıca çatlayıp ayrışır. Bu, bize göre kolay bir sürüp toplamadır.

45- Biz onların söylemekte olduğu şeyleri en iyi bileniz ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde sen benim tehdidimden kaygılanmakta olan kimselere o okunan (Kur'an) ile hatırlat.


31 Aralık 2025 Çarşamba

HUCURAT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz seslerinizi o habercinin sesinin üzerine sakın yükseltmeyin ve işlerinizin boşa gitmemesi için ona o sözle bir kısmınızın bir kısma bağırması gibi sakın bağırmayın.

3- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısıyorlar. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini o korunma bilinci için sınamıştır. Bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

4- Şüphesiz ki o kimseler o engelin ötesinden sana sesleniyorlar, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

5- Ve eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar (seslerini kısarak) direnç göstermiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

6- Ey inanmış olan kimseler, eğer bir itaatten çıkan size bir haber getirirse, artık siz bir düşüncesizlikle bir topluluğa çatışıp ta yaptığınız şeye karşı pişmanlar olmamanız için (haberin) (doğruluğunu yanlışlığını) apaçık belli edin.

7- Ve siz Allah'ın elçisinin içinizde olduğunu bilin. Eğer o, size o işten birçoğunda itaat etseydi, siz kesinlikle şiddetli sıkıntıya düşerdiniz, fakat Allah size o inancı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size o gerçeği örtmeyi ve itaatten çıkmaları ve baş kaldırmaları çirkinleştirdi. İşte onlar o olgunluğa erişenlerin ta kendileridir.

8- Allah'tan bir lütuf ve bir nimet olarak. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

9- Ve eğer o inananlardan iki zümre öldürüşürlerse, artık siz ikisinin arasını düzeltin. Bu durumda eğer ikiden biri o sonrakine karşı saldırganlık yaparsa, artık siz de saldırganlık yapmakta olanla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar öldürüşün. Bu durumda (saldırgan zümre) eğer dönerse, artık siz ikisinin arasını o eşitlikle düzeltin ve siz hakkaniyetli davranın. Şüphesiz ki Allah o hakkaniyetli davrananları sever.

10- O inananlar ancak ve ancak bir kardeştirler, o halde siz iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı korunun ki şefkat edilesiniz.

11- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluk bir topluluktan bazılarını sakın maskaraya almasın, umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve kadınlar da kadınlardan bazılarını (sakın maskaraya almasın) umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve siz sakın birbirinize dil uzatmayın ve sakın birbirinize o (kötü) lakapları takmayın. O inançtan sonra o yoldan çıkış ismi ne kötüdür. Ve kim (bu huyundan) dönmediyse, işte onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o birçok kanıdan uzak durun. Şüphesiz ki o kanının bir kısmı bir günahtır ve siz (birbirinizin) sakın gizliliklerini araştırmayın ve sizin bir kısmınız bir kısmın (hakkında) yokluğunda sakın konuşmasın. Sizin biriniz kendi kardeşinin etini bir ölü iken yemeyi  sever mi? Şimdi siz onu çirkin gördünüz. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir lütufla çokça dönücüdür, bir en bilgedir.

13- Ey o insanlar, şüphesiz ki biz sizi bir erkekten ve bir dişiden yarattık ve sizin birbirinizle tanışmanız için biz sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah'ın yanında en değerliniz, sizin en korunanızdır. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi bilicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

14- O bedeviler: "Biz, inandık" dedi. Sen de ki: "Siz inanmadınız, fakat siz 'Biz, teslim olduk' deyin, ve o inanç henüz sizin kalplerinize girmedi. Eğer siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederseniz, O sizin işlerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

15- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inandılar sonra kuşkuya düşmediler ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullandılar. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

16- Sen de ki: "Siz Allah'a kendi yaşam sisteminizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah o göklerdeki şeyleri ve o yerdeki şeyleri biliyor. Ve Allah her bir şeyi bir en iyi bilicidir."

17- Onlar teslim olmalarını sana karşı başa kakıyorlar. Sen de ki: "Siz, teslimiyetinizi sakın benim başıma kakmayın. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bilakis Allah sizi o inanca iletmekle size karşı büyük iyilikte bulunuyor."

18- Şüphesiz ki Allah o göklerin ve o yerin algılanamayanını bilir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğu şeyleri bir en iyi görücüdür.


30 Aralık 2025 Salı

FETİH SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- Şüphesiz ki biz sana, senin arkaya takılı suçlarından öncelenmiş ve sonralanmış şeyleri Allah'ın sana bağışlaması ve kendisinin senin üzerindeki nimetini tamamlaması ve seni bir dosdoğru yola iletmesi ve sana bir güçlü yardımla yardım etmesi için, bir apaçık fetih verdik.

4- O ki o inananların kalplerine, onların inançlarının yanına bir inanç daha katmaları için o dinginliği indirdi. Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

5- O erkek inananları ve o kadın inananları bahçelere - ki onların altından o nehirler akar onlarda sürekli kalıcıdırlar- girdirmesi ve onlardan kötülüklerini örtmesi için. Ve bu, Allah'ın yanında bir büyük başarıdır.

6- Ve Allah'a karşı o kötülüğün kanısına kapılan o iki yüzlü erkekleri ve o iki yüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandırması için. Ve Allah onlara hiddetlenmiş ve onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır.

7- Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

8- Şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

9- Ki siz Allah'a ve O'nun elçisine inananasınız ve O'nu destekleyesiniz ve O'nu vakarlandırasınız ve O'nu gündüzün erken vakti ve akşam her türlü eksiklikten uzak tutasınız.

10- Şüphesiz ki o kimseler seninle bey'atlaşıyorlar, onlar ancak ve ancak Allah'a bey'atlaşmaktadırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim sözünü bozarsa, kendi benliğine karşı bozar. Ve kim Allah'a karşı onun üzerinde antlaşma yaptığı şeyi tastamam yerine getirirse, artık O, ona bir büyük emek karşılığı verecektir.

11- O bedevilerden o arkada bırakılmışlar, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti, artık bize bağışlama iste" diyecek. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. Sen de ki: "Artık sizin için Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir? Eğer O, size bir zarar ister veya size bir fayda isterse. Hayır, Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır."

12- Hayır, siz o elçi ve o inananların kendi ailelerine sonsuz olarak asla çevrilmeyeceği kanısına vardınız ve bu sizin kalplerinizde süslendi ve o kötülüğün kanısına kapıldınız ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldunuz.

13- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine inanmadıysa, artık şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere bir çılgın ateş hazırladık.

14- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azap eder. Ve Allah bir çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- O arkada bırakılmışlar, siz ganimetlere doğru onları almak için hareketlendiğiniz zaman: "Siz bizi bırakın da biz sizi izleyelim" diyecekler. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: "Siz, bizi asla izleyemeceksiniz, Allah sizin için önceden böyle dedi." Buna karşılık onlar: "Hayır, sizi bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onların bir azı dışında kavramazlar

16- Sen o bedevilerden o arkada bırakılmışlara de ki: "Siz, bir çetin sıkıntı sahibi bir topluluğa çağrılacaksınız, siz ya onlarla öldürüşeceksiniz veya onlar (size) teslim olacaklar. Bu durumda eğer siz itaat ederseniz, Allah size bir iyi emek karşılığı verecektir. Ve eğer siz önceden (başka tarafa) yakınlaştığınız gibi (bu seferde başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi bir acı azapla azaplandıracaktır."

17- (Sefere çıkmama konusunda) o körün üzerine bir burukluk olmaz ve o topalın üzerine de bir burukluk olmaz ve o hastanın üzerine de bir burukluk olmaz. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir. Ve kim de (başka tarafa) yakınlaşırsa, O onu bir acı azapla azaplandıracaktır.

18- 19- Ant olsun ki Allah, o inananlardan onlar sana o ağacın altında bey'at etmekte oldukları zaman hoşnut olmuştur, O onların kalplerinde olan şeyi bildi de onların üzerine o dinginliği indirdi ve onları bir yakın fetihle ve birçok ganimetlerle -ki onlar onları alacaklardır-ödüllendirdi. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

20- Ve Allah sizi birçok ganimetler söz verdi - ki siz onları alacaksınız- bunları size çabuklaştırdı ve o insanların ellerini o inananlara bir ayet olması ve sizi bir dosdoğru yola iletmesi için sizden alıkoydu.

21- Ve diğer (ganimet) leri (söz verdi) -ki siz onlara henüz güç yetiremediniz- Allah onları kesinlikle kuşatmıştır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

22- Ve eğer gerçeği örtmüş olan kimseler sizinle öldürüşselerdi, onlar kesinlikle arkaları yakınlaştırırlar, sonra onlar bir yakın ve bir yardımcı bulamazlardı.

23- (Bu) Allah'ın yasasıdır ki o önceden gelip geçmiştir. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamayacaksın.

24- Ve O ki Mekke'nin göbeğinde sizin onların üzerine tırnak geçirtmeniz sonrasından onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan alıkoydu. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

25- Onlar o kimseler ki gerçeği örttüler ve Mescidi Haram'dan ve (kurban için) kapatılmış hediyeyi onun kesim yerine ulaşmasından uzaklaştırdılar. Ve eğer inanan adamlar ve inanan kadınları - ki siz onları bilmiyordunuz- bilgisizce çiğneyip de bu yüzden size onlardan dolayı bir olumsuzluk değdirilecek olmasaydı (sizi onlardan alıkoymazdı). Allah'ın dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirmesi için (böyle yaptı). Eğer onlar ayırt edilebilmiş olsalardı, biz onlardan gerçeği örtmüş olan kimseleri kesinlikle (sizin elinizle) bir acı azapla azaplandırırdık.

26- O zaman gerçeği örtmüş olan kimseler kalplerinde o kızgınlığı, o düşüncesizliğin kızgınlığını oturtmuştu da Allah, elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve onları o korunma bilincinin kelimesine bağlı kalmalarını sağlamıştı ve onlar buna daha hak sahibiydi ve buna ehil idiler. Ve Allah, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

27- Ant olsun Allah, kendisinin elçisine o rüyayı o gerçekle doğru çıkardı. Eğer Allah dilerse siz Mescidi Haram'a başlarını traş edenler ve (saçlarını) kısaltanlar olarak güvenliler olarak kaygı duymaksızın kesinlikle gireceksiniz. Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de bunun berisinden bir yakın fetih verdi.

28- O ki kendisinin elçisini yaşam sisteminin tamamını ona sırtlatmak için o doğruya ileten ve o gerçeğin yaşam sistemi ile gönderdi. Ve tanık olarak Allah yeter.

29- Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onun beraberinde olan kimseler o azılı gerçeği örtücülere karşı çetin, kendilerinin arasında ise sürekli şefkatlidirler, sen onları rüku ederek, secde ederek Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşmekte olduklarını görürsün. Onların alametleri, yüzlerindeki secdelerin izindendir. Bu, onların Tevrattaki örneğidir. Ve onların İncildeki örneği ise bir ekin gibidir ki o, kendisinin filizini çıkarmış ardından onu kuvvetlendirmiş, ardından kalınlaştırmış, ardından gövdesinin üzerine denkleşmiştir ki o, o ekicileri şaşırtır. (Bu örnek) o azılı gerçeği örtücüleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah onlardan inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı söz vermiştir.



27 Aralık 2025 Cumartesi

MUHAMMED SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O kimseler ki gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, O, onların işlerini saptırmıştır.

2- Ve o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler ve Muhammed'e indirilmiş olan şeye inandılar ve o ki Efendilerinden (gelen) o gerçektir. O, onlardan kötülüklerini örtmüş ve onların durumlarını düzeltmiştir.

3- Bu, o kimselerin gerçeği örtmüş, o geçersizi izlemiş olmaları ve şüphesiz ki o kimselerin de Efendilerinden (gelen) o gerçeği izlemiş olmaları nedeniyledir. Allah, o insanlara kendi örneklerini böyle ortaya koyar.

4- Şimdi siz gerçeği örtmüş olan kimselerle karşılaştığınız zaman, artık o boyunlara vurun. Nihayet siz onları bastırdığınız zaman, artık o bağı sıkılaştırın. Sonra minnette bırakarak ya da kurtulmalık alarak (onları salın) ki nihayet (onlar) o harbin ağır yüklerini yere bırakır. (Buyruk) bu dur. Ve eğer Allah dileseydi, onlardan kesinlikle (kendisi) öç alırdı, fakat sizin bir kısmınızı bir kısımla ayıklamak için (böyle buyurdu). Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda öldürüldüler, O, onların işlerini asla saptırmayacaktır.

5- O, onları doğruya iletecek ve onların durumlarını düzeltecektir.

6- Ve O, onları o bahçeye girdirecektir ki onu onlara tanıtmıştır.

7- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sabitleştirir.

8- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, artık bir perişanlık onlar içindir ve O, onların işlerini saptırmıştır.

9- Bu, onların Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

10- Onlar, o yerde gezmediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Allah onları yerle bir etti. Ve o gerçeği örtücülere de onun örnekleri vardır.

11- Bu, Allah'ın inanmış olan kimselerin yakını olmaması ve o gerçeği örtücülerin de kendileri için hiçbir yakını olmaması nedeniyledir.

12- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar. Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, onlar (şimdilik) yararlanırlar o hayvanların yediği gibi yerler ve o ateş, onlar için bir barınaktır.

13- Ve kasabadan nicesi vardı ki o (kasaba), seni kendi kasabandan çıkarmış olandan kuvvet bakımından daha çetindi. Biz onları (o kasabaların halkını) yok ettik, artık onlar için bir yardım edici yoktu.

14- Öyleyse kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerinde olan kimse, işinin kötülüğü kendisine süslenmiş olan kimse gibi midir? Ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır

15- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onda (tadı ve kokusu) bozulmayan sudan nehirler vardır. Ve sütten nehirler vardır ki onun tadı başkalaşmamıştır. Ve o içenlere bir lezzetli şaraptan nehirler vardır. Ve süzülmüş baldan nehirler vardır. Ve onda ürünlerden her çeşit ve Efendilerinden bir bağışlama onlar içindir. (Bu nimetlere sahip olan kişi) o ateşte sürekli kalıcı olan ve bir kaynar suyla suvarılıp da bağırsakları doğranmış olan o kişi gibi midir?

16- Ve onlardan kimi seni dinliyor. Nihayet onlar senin yanından çıktıkları zaman o bilgi verilmiş olan kimselere: "O, az önce ne dedi?" derler. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır.

17- Ve o kimseler ki doğruya iletildiler O, onları doğruluk bakımından artırmıştır ve onlara korunma bilinçlerini vermiştir.

18- Artık onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda onlar fark etmezlerken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Oysa onun şartları kesinlikle gelmiştir. O (an) onlara geldiği zaman, onların hatırlamaları neye yarayacak?

19- Artık sen bil gerçek şu ki: Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur ve sen kendi peşine takılı suçun ve o erkek inananlar ve o kadın inananlar için bağışlama iste. Ve Allah, sizin çevrilip durduğunuz yeri de barınacağınız yeri de bilir.

20- 21- Ve inanmış olan o kimseler: "Bir sure indirilmiş olmalı değil miydi?" diyor. Akabinde bir sağlamlaştırılmış sure indirildiği ve onda o öldürüşme hatırlatıldığı  zaman sen, (böyle diyen) kalplerinde bir hastalık olan o kimseleri, üzerini o ölümden dolayı baygınlık kaplamışın bakışıyla sana bakmakta olduklarını görürsün. Oysa onlar için daha yakın olan (yapmaları gereken) bir itaat ve bir benimsenen söz (olmalıydı). Artık o buyruk karara bağlandığı zaman, eğer onlar Allah'a karşı doğru söylemiş olsalardı, onlar için kesinlikle daha hayırlı olurdu.

22- Eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız sizin o yerde bozuculuk yapmanız ve yakınlık bağlarınızı kesmeniz, artık sizden umulur mu?

23- İşte onlar o kimselerdir ki Allah onları dışlamış, böylece onları sağırlaştırmış ve onların görmelerini kör etmiştir.

24- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Yoksa kalplerin üzerinde onların kilitleri mi var?

25- Şüphesiz o kimseler ki kendilerine o doğruya iletimin apaçık belli olması sonrasından arkalarının üzerine geri döndürüldüler. O şeytan onları hırslandırmış ve onları oyalamıştır.

26- Bu, Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olan kimselere, onların: "Biz, size o işlerin bazısında itaat edeceğiz" demiş olmaları nedeniyledir. Ve Allah onların sakladıklarını biliyor.

27- Artık o melekler onların ömürlerini tamamlayacakları zaman onların yüzlerine ve arkalarına vururlarken nasıl olacak?

28- Bu, onların Allah'ı kızdıran şeyi izlemiş olmaları ve O'nun hoşnutluğunu çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

29- Yoksa kalplerinde bir hastalık olan kimseler, Allah'ın onların kinlerini asla (ortaya) çıkarmayacağını mı hesap etti?

30- Eğer biz dilersek onları sana gösterirdik de sen onları kendilerinin alametiyle kesinlikle tanırdın. Ve sen onları o sözün tarzında kesinlikle tanırsın. Ve Allah sizin işlerinizi biliyor.

31- Ve biz, sizden o güçlerini kullananları ve o (zorluğa) direnç gösterenleri bilinceye kadar, sizi kesinlikle ayıklayacağız ve sizin haberlerinizi de ayıklayacağız.

32- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar ve kendilerine o doğruya iletenin apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrıştılar. Onlar hiç bir şeyle Allah'a asla zarar veremeyecekler. Ve O, onların işlerini boşa giderecektir.

33- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve kendi işlerinizi geçersizleştirmeyin.

34- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, sonra gerçeği örtenler olarak öldüler, artık Allah onları asla bağışlamayacaktır.

35- Ve siz sakın gevşemeyin ve siz üstün durumda iken o barışa çağırmayın. Ve Allah, sizin beraberinizdedir ve O, sizin işlerinizi (n karşılığını) asla kısmayacaktır.

36- O yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanmadır. Ve eğer siz inanırsanız ve korunursanız, O size emeklerinizin karşılığını verecek ve sizin mallarınızı da talep etmeyecektir.

37- Eğer size onları talep ederse  ve (bu konuda) sizin üzerinize de düşerse, siz cimrilik edersiniz, O da sizin kinlerinizi çıkarırdı.

38- İşte siz onlarsınız ki Allah'ın yolunda harcamanız için çağrılıyorsunuz da içinizden kimi cimrilik ediyor. Ve kim cimrilik ederse, o ancak ve ancak kendi benliğine karşı cimrilik eder. Ve Allah ihtiyaçsızdır ve siz o muhtaçlarsınız. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi başka bir toplulukla değiştirir sonra onlar sizin örneğiniz olmazlar.


24 Aralık 2025 Çarşamba

Ezber Bozan Kur'an Meali adlı eserin Harre Kelimesinin Çevirileri Üzerinden Bir Değerlendirmesi

 Bundan önceki yazımızda Harre kelimesinin Kur'an'da geçişleri üzerinde bir okuma anlama çalışması yapmaya çalışmış ve bu arada da sayın Ali Aydın hocanın "Ezber Bozan Kur'an Meali" adlı eserinden ilgili ayete verilen anlam ve yorumları aktarmış, ilgili ayet hakkında bu eserde yer alan çeviri ve yorumlar hakkındaki düşüncelerimizi daha sonraki bir yazımızda ele almaya çalışacağımızı söylemiştik. Bu yazımızda, sayın hocanın eserindeki ilgili ayet mealleri ve yorumlar hakkındaki düşüncelerimizi daha detaylı olarak paylaşacağız.

Kısaca ifade etmek gerekirse Harre kelimesi yukarıdan aşağıya doğru olan bir düşüşü, yere kapaklanmayı, kapanmayı ifade eden bir kelimedir. Hangi sözlüğe bakarsanız karşınıza ilk anlam olarak çıkacak izah bu şekildedir. Kur'an'daki geçişleri de bu anlamın dışında başka bir anlam taşımamaktadır. Burada sözlüklere dikkat çekmemizin amacı onları dini kaynak olarak görmemiz değildir. Yabancı dildeki bir metnin kelimelerinin karşılığını öğrenme yolunun sözlükler vasıtası ile olduğu içindir.

Biz önce ayetin Arapça metnini sonra da Ali aydın hoca tarafından yapılan mealini paylaşacağız.

1- Araf s. 143. ayeti.

وَلَمَّا جَٓاءَ مُوسٰى لِم۪يقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُۙ قَالَ رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَۜ قَالَ لَنْ تَرٰين۪ي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰين۪يۚ فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًاۚ فَلَمَّٓا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٤٣

---- Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onu konuşturunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın olarak yığıldı kaldı. Ayılınca dedi ki: Sen sübhansın, (seni noksan sıfatlardan tenzih ederim), ben sana tevbe ettim. Ben müminlerin ilkiyim.

Sayın hoca bu ayette geçen Ve harre kelimesine "Yığılıp kalmak" şeklinde bir anlam vererek, kelimenin sözlük anlamı olan yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen bir düşüş anlamını meale yansıtmıştır.

Konuyla alakası olmasa da hatalı bir anlam olduğunuz düşündüğümüz ayette içindeki Ve kellemehu kelimesine sayın hoca Konuşturdu anlamı vermiştir. İlgili kelimenin sahip olduğu kalıbın böyle bir anlama gelebilmesi her ne kadar mümkün olsa da, kelimenin sahip olduğu kalıp burada Konuşturdu anlamı değil, Konuştu anlamına gelmektedir. Biz sayın hocaya bu kelimenin sahip olduğu kalıbın Kur'an'daki diğer geçişlerine verdiği anlamı özellikle Yusuf s. 54. ayetinde verdiği anlama dikkat ederek burada da vermesi gerektiğini düşünüyoruz.

2- Yusuf s. 100. ayeti.

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴿١٠٠﴾

---- Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hepsi ona secde ettiler. (Yusuf) dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın te’vilidir. Rabbim onu hak kıldı. Rabbim bana çok güzellik etti. Çünkü beni zindandan çıkardı, şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dileyene lütfedicidir. Kuşkusuz O her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Sayın hoca bu ayet mealinde ilgili kelimeyi, Araf s. 143. ayetinde çeviriye katmasına rağmen burada çeviriye katmamıştır. Eğer bu kelimeyi kendisinin diğer ayetlerde geçişlerine verdiği "Yere yığılmak" şeklindeki anlamı vermiş olsa bile bu ayetteki "Ve harru lehu sücceden" ibaresini,  "Onlara yere yığılarak secde ettiler" anlamını vermesi gerekecekti.

Sayın hoca bu kitabı çevirmeye başlarken sahip olduğu "Kur'an'da yere kapanarak yapılan secde eylemi diye birşey yoktur" şeklindeki önyargısını ayete onaylatmak için böyle bir girişimde bulunduğunu düşünmekteyiz. Sayın hoca ayrıca secde ile ilgili olarak şu yorumda bulunmuştur.

                          Kardeşlerin Yusuf’a Secdeleri ve Secdenin Anlamı:

Yusuf (a.s) daha çocuk iken, “on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini” görmüştü. Yusuf (a.s)ın kardeşleri, babalarının ona karşı olan sevgisinden dolayı onu hiçbir zaman benimsemediler. Kıskançlıklarından dolayı onu yok etmeyi bile düşündüler. Fakat bir gün geldi ki, onun mükemmel ahlak, edep ve erdemi karşısında kardeşleri, kendisine yapmış oldukları kötülüklerden pişman olarak aynen şunu itiraf ۪ي ََن” .ettiler ۪ٔـ َ ََخا ِِط ِ ْْن ُُكَّنَا َل َ ْْيَنَا ََوِا ُٰهُ ََعَل َ ََر ََك الّٰل َٰث َ ْْد ٰا ََق ٰ ِِه َل ُوا َتَالّٰل َاُل قَ - Tallâhi (Allah’a andolsun ki) Allah seni bize üstün kıldı, doğrusu biz (sana karşı) hatalı idik” (Yusuf-91) İşte Yusuf (a.s) ın gördüğü “on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettikleri rüyası” yukarıdaki âyette gerçek oluyor. Yani kardeşlerin ona secde etmesi onu kabullenmeleri, kendilerinden üstün olduğunu kayıtsız şartsız tasdik etmeleri ve suçlarını itiraf etmeleridir” Yani hiçbir zaman onu sevmeyen, kıskançlık krizine tutulan hatta kuyuya atan kardeşlerinin, daha sonraki yıllarda onun ihlas, fazilet ve üstünlüğünü kabul etmelerini Kur’an ona yapılmış bir secde olarak niteliyor. Yani ayette bulunan kardeşlerin Yusuf’a secdesi geleneksel anlamda kabul edilen secde değil, üstünlüğünü ve güzel ahlak sahibi olduğunu kayıtsız şartsız kabul etmeleridir.

Sayın hoca yorumdaki son cümlesindeki sözlerini eğer Harre kelimesini çevirisine katarak ve kelimenin anlamını ters çevirmeyerek söylemiş olsaydı, kendisini nakzeden bir durum ortaya çıkacaktı. Kanaatimizce bu durumun farkında olarak, ilgili kelimeyi çeviriye katmamış ve böyle bir çıkış yolu bulmuştur. Kelimenin meale sehven yansıtılmamış olması mümkün değildir, bilerek yapılan bir kapatmadır.

3- Nahl s. 26. ayeti. 

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ 

---- Onlardan öncekiler de plan yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü yani azap onlara, fark edemedikleri bir yerden gelmişti.

Sayın hoca bu ayette geçen Feharre kelmesinin anlamını mealine yansıtarak kelimenin yukarıdan aşağıya bir düşüşü ifade eden Çökme anlamı vermiştir.

Burada sayın hocaya neden Yusuf s. 100. ayette geçen "Ve harra lehu sücceden" ibaresini "Hepsi ona çökerek / yere yığılarak secde ettiler" olarak çevirmek yerine Harre kelimesini meale katmayarak sadece "Hepsi ona secde ettiler" şeklinde çevirmiş diye sorarız.

Biz her ne kadar ritüel secdenin olduğunu savunuyor olsak da, sayın hocayı bizim savunduğumuz doğrultuda düşünmediği için eleştirmiyoruz. Biz etik gereği bir metni çevirirken önyargılardan kurtulup objektif bir çeviri yapmanın gereğini savunuyor ve hocayı da bu etik kurala sadık kalmadığı için eleştiriyoruz.

4- İsra s. 107. ayeti.

قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًاۙ

---- De ki: Siz ona ister iman edin, ister iman etmeyin; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal secde ederlerdi. 

Sayın hoca bu ayette geçen "Yehirrune lil ezkani sücceden" ibaresinin anlamını çeneler anlamına gelen Ezkani kelimesinin anlamını da meale katmayarak "Derhal secde ederlerdi" şeklinde vermiş ve şöyle bir yorumda bulunmuştur.

“Daha önce kendilerine ilim verilenler o (Kur’an) onlara okunduğunda, çenelerine doğru secde ederek (ona) eğilirler. (üstüne düşerler-ona kör ve sağır davranmazlar)...” Ayrıca bu âyetlerde salât kelimesinin geçmemesi çok önemlidir. Yani bu iki âyette geçen “harr” ve “sücceden” salâttan ayrı olarak “Kur’an’a eğilmek ve onun emir ve yasaklarını kayıtsız şartsız kabul etmek” anlamına gelmektedir. O halde salât sırasında çenelerimize doğru kapanmamız veya yığılmamız gerektiği düşüncesini buradan çıkaramayız. Ek olarak, şu kullanıma bir bakın: “Çenelerine doğru kapanırlar...” Arapçası “ً ان ُ س َّجدا ِ َ ْق َذ َ ِخ ُّر َون ِ ل ْاْل ي) yahirrûne lil ezkâni succeden)” Bu kısımla ilgili bir kaç gözlemimiz bulunmaktadır. Öncelikle burada “çenelerine doğru” diyor. Çenelerin “üstüne” değil, Ayrıca burada çenelerine doğru “eğilirler-önemserler” diyor. Çenelerine doğru secde ederler değil, Furkan 73.âyet “harra” kelimesinin hangi anlama geldiğini bize gösteriyor. “ً َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي ِّه ِِّهْْم َل � َا ِِت ََرِّب َٰي ِٰا ُ �ِّكِ ُُروا ِب ِ ََذا ُذ ٖٖذي ََن ِا ً ََواَّلَ َـانًا يَمْْ عُُ وََ)) Onlara Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır dav ranmazlar.)” Kelime metin olarak şöyledir. “ً َـانًا ً ََو ُُع ْْمَي َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي لَ) lem yehirru aleyhe summen ve umyenen) (Âyetlere kör ve sağır davranmazlar.)” Demek oluyor ki, “harra” kelimesi, bu âyette bulunan “yehirrune” kelimesi, Kur’an’a karşı kayıtsız kalmamak, ona eğilmek, onu önemsemek veya akla yatmak, zihne yerleşmek, emin olmak, şüphesi kalmamak anlamına gelirken secde ise üstünlüğünü kabul etme kayıtsız şartsız itaat etme anlamına gelmektedir. “yehirrune lilezkani sücceden” “çenelerine doğru secde etmek” demek, “Rabbimizi tespih ve tenzih ederiz, Rabbimizin vadettiği yerine gelecektir, çenelere harr yaparlar yani onun gerçeklerine karşı ağlayarak huşuları (saygıları) artar” demektir. Yani burada çenelerin var olması, göz, gönül ve kulaklarının kabul ettiği şeyin dillerinde yani çenelerinde dışa yansıması olarak görülebilir. Dolayısıyla Kur’an’a karşı kör ve sağır davranmazlar onun hak olduğu dil ve çenelerinde, ahlak ve karakterlerinde ortaya çıkıyor. Vahye baktığımız zaman onun görünen ve bilinen maddi organlara değil, duygusal organlara seslendiğini görüyoruz. Yani Kur’an’da var olan kalp, gönül, göz, kulak görülen ve bilinenler değil, zihinsel ve fikirsel imanla ilgili şeylerdir.

Sayın hoca mealine koymadığı kelimeler hakkında bu kadar yorum yaparken, hangi sebeple bu kelimeleri meale koymadığı hakkında herhangi bir söz söylemektedir. Madem bunlar yorum yapmayı gerektirecek kadar önemli bir kelime ise neden çeviride bulunmamaktadır?

Sayın hoca burada laf kalabalığı ile ayeti örtbas etmeye çalışmaktadır. Nasıl mı?

Kendisi Lil ezkani kelimesinin Çenelerine doğru anlamına geldiğini söylemektedir ki doğrudur, o zaman sayın hocaya, bu ibareyi neden meale ilave etmediğini ve "Yehirrune lil ezkani sücceden" ibaresini Harre kelimesine kendisinin başka ayetlerde verdiği anlamları da biz burada vererek "çenelerine doğru yere yığılarak/ yere kapanarak/ yığılıp düşerek secde ederlerdi" şeklinde neden meal vermediğini sorarız.

5- İsra s. 109. ayeti. 

وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعًا 

 ---- (Kur’an okumak) onların haşyetlerini arttırmış bir şekilde (gönülden) ağlayarak yığılıp düşerlerdi

Sayın hocanın İsra s. 107. ve 109. ayetlerine verdiği mealler birbiriyle tutarsızlık göstermektedir. 107. ayette vermediği Harre kelimesinin anlamını bu ayette vermiş fakat Lil ezkani kelimesinin anlamını yine bu ayette de vermemiştir.

Bunun sebebinin bu ayet içinde Sücceden kelimesinin geçmemiş olmamasıdır. Sayın hocanın önyargılı okuma isteği kendi tutarsızlığını görmesine engel olmuştur. Sayın hocaya burada, "Çenelerine doğru ağlayarak yığılıp düşerlerdi" şeklinde meal yapmasına engel olan saik nedir diye sorarız.

Burada şunu açıklama gereği duymaktayız. Kur'an kendi bütünlüğü için bir anlam örgüsüne sahiptir ve bu örgü kelimelerle kurulmuştur. Ezkan kelimesi Kur'an içinde 3 yerde bu ayetlerin harici Yasin s. 8. ayette geçmektedir. O ayetteki geçişi bu iki ayetin anlama anahtarıdır.

Yasin s. 8. ayetinde müşriklerin vahye karşı kibirli duruşları onların çenelerinin yukarıya kalkık olarak resmedilmektedir. İşte bu noktada İsra 107. ve 109. ayetleri inananların vahye karşı duruşlarını sergilemektedir. Sayın hoca böyle bir bütünlük içinde konuyu düşünmüş olsaydı, lil ezkani kelimesini meallerden çıkarmak gafletine düşmezdi.

6- Meryem s. 58. ayeti. 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا 

 ---- İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği Nebilerden, Âdem’in zürriyetinden yani Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in zürriyetinden, hidayete ulaştırdığımız yani seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, Rahmanın âyetleri tilavet edildiği zaman secde ederlerdi yani ağlayarak vahyi kabullenirlerdi.

Sayın hoca bu ayette de Harru kelimesinin anlamını vermemiştir. Ayrıca sayın hocanın ayetteki Ve bağlacının bazısına ve bazısına ise yani anlamı vermiş olması dikkat çekicidir. Biz sadece sayın hocanın mealindeki bu ayeti okuyan bir kimsenin Arapça ve Kur'an bilgisine güvendiği bir kimseye hocanın "Harru sücceden ve bukiyyen" ibaresine verdiği anlamın doğru olup olmadığını sormalarını tavsiye ederiz.

7- Meryem s. 90. ayeti 

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ

 Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak yani dağlar yıkılıp düşecekti!

Sayın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye "Yıkılıp düşmek" şeklinde bir anlam vermiş ve bu verdiği anlam kelimenin sözlük anlamına uygundur. Sayın hoca her nedense Harre kelimesinin Sücceden ile birlikte geçtiği yerlere kelimenin anlamını koymamakta gayet dikkatli davranmakta, fakat sücceden kelimesinin geçmediği yerlere kelimenin anlamını koymaktadır.

8- Hac s. 31. ayeti. 

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ

---- Kendisine şirk koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nu birleyen) olun. Her kim Allah’a şirk koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini (vahşi) kuşlar kapışmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.

Sayın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye, ayet içinde secde kelimesi geçmediği için sözlük anlamına uygun olarak Düşmek anlamını vermiştir.

9- Furkan s. 73. ayeti.

وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا

---- Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;

Sayın hoca bu ayette geçen Lem yehirru kelimesine Davranmazlar anlamı vermiş ve aşağıya şöyle bir not düşmüştür.

Bütün kötülüklerin anası Kur’an’dan yüz çevirmektir. Kur’an’dan yüz çevirmek kadar büyük bir bela ve musibet, perişanlık ve dağılmışlık yoktur. Harr, kavramının yere yığılıp yani secde anlamında olmadığını bu ayet açık olarak göstermektedir. Yani birçok ayette bulunan رََّ خََ) harra) kavramı ayetlere karşı sağır ve kör olmama, ayetlere karşı ilgisiz ve duyarsız kalmama anlamına gelmektedir. رََّ خََ) harra) yere kapanma anlamında değildir. “Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. Bu âyette geçen “lem yahirru” “harr yapmazlar” ifadesi, ona karşı kör ve sağır davranmama, ilgisiz kalmama, üzerine düşme” demektir. “Harra” yere kapanma değildir. 

Sayın hocanın bu notunun değerlendirmesini bütün ayetlerin mealleri bittikten sonra yapacağız.

Burada lem yehirru kelimesine verdiği anlam, “Harra” yere kapanma değildir şeklindeki önyargısının bir sonucu olarak verdiği anlamdır.

10- Secde s. 15. ayeti.

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ 

---- Bizim âyetlerimize ancak o kimseler iman ederler ki, bunlar kendilerine hatırlatıldığında büyüklük taslamadan secde ederler. Yani Rablerini hamd ile tespih ederler. 

Sayın hoca bu ayette de Harru kelimesinin mealini ayet içinde Sücceden kelimesi geçtiği için vermemiştir.

11- Sebe s. 14. ayeti. 

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ

---- Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü, ancak değneğini yiyen bir yer dâbbesi gösterdi. (Sonunda yere) yığılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o alçaltıcı azabın içinde kalmazlardı.

Sayın hoca bu ayetin mealinde de ilgili kelimeye sözlük anlamına uygun olarak içinde secde kelimesi geçmediği için yere yığılmak şeklinde anlam vererek meale koymuştur.

12- Sad s. 24. ayeti. 

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

---- Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ederler. Yalnız iman edip yani salih amel işleyenler başkadır. Bunlar da azdır! dedi. Davud, kendisini sınadığımızı zannetti ve Rabbinden bağışlanma dileyerek rüku etti yani boyun eğerek (Allah’a) yöneldi. 

Sayın hoca bu ayette de Harre kelimesinin anlamını, rüku etmenin yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen bir eylem olduğunu çağrıştırmamak için meale koymamıştır.

Şimdi gelelim sayın hocanın Furkan s. 73. ayetinde yaptığı açıklamanın değerlendirilmesine.

Sayın hoca o açıklamada "“Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. " demektedir.

Kendisinin bu açıklamasından yol çıkarak ona şunları sorarız.

1- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında ayrı, nesneler bağlamında ayrı geçiyorsa (ki bu sizin iddianız), Araf s. 143. ayetinde insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyip de neden nesne bağlamında geçen yığılıp kaldı anlamını verdiniz?

2- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Yusuf s. 100. ayetinin mealine insan bağlamında geçtiği anlamı neden yansıtmadınız?

3- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, İsra s. 107. ayetinin mealine insan bağlamında geçtiği anlamı Lil ezkani kelimesinin de üzerini örterek neden vermediniz?

4- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, İsra s. 109. ayetinde geçen Yehirrune kelimesine insan bağlamında geçtiği anlam yerine nesne bağlamında geçtiği anlamı, yine burada da Lil ezkani kelimesinin üzerini örterek tercih ettiniz?

5- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Meryem s. 58. ayetinde geçen Harru kelimesine neden insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimeyi görmezden geldiniz?

6- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında sizin söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Hac s. 31. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek nesne bağlamında geçen anlamı verdiniz?

7- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Secde s. 15. ayetinde geçen Harru kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimenin üzerini neden örttünüz?

8- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, neden Sebe s. 14. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek nesne bağlamında geçen yere yığılmak anlamı verdiniz?

9- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Sad s. 24. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimenin üzerine neden örttünüz?

Görüldüğü üzere sayın hoca Harre kelimesinin insan ve nesne bağlamında ayrı anlamlara sahip olduğunu karşılığı kendinden menkul olarak iddia etmekte, yine de bu iddialarının altını ilgili kelimenin mealinin karşılığı ile doldurmamaktadır. 

Bizim sayın hocanın mealinin Harre kelimesinin geçtiği ayetler bağlamındaki çevirileri hakkındaki gözlemlerimiz bu şekildedir.

Kur'an selim bir akılla okunmak yerine önyargılı bir akılla okunduğu zaman, ortaya çıkan durum maalesef bu dur. Bir kelimeye siz türedi bir anlam vererek geçtiği ayetleri o türedi anlamla çevirmeye kalkarsanız bu kitap size "Dur" diyecektir. Siz durmak yerine illaki devam edeceğim derseniz, ya kelimeyi türedi anlam üzerinden ya da üzerine örtmek suretiyle bir çıkış bulacaksınız. Sayın Ali Aydın hocanın bulduğu çıkış, ilgili kelimenin üzerine örtmek suretiyle olmuştur.

Bizim Harre kelimesinin geçtiği ayetler bağlamında inceleme imkanı bulduğumuz sayın hocanın bu eserinin bizce ismi "Ezber Bozan Kur'an Meali"  yerine "İnanç Bozan Kur'an Meali" olmaya daha layıktır.

                              EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.