9 Ocak 2026 Cuma

TUR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- 5- 6- O Tur'a ve yayılmış ince deriye satırlan(arak yazıl)mış kitaba ve o (İbrahim ve İsmail tarafından) onarılmış ev (Kabe'y)e ve o yükseltilmiş tavana (göğe) ve kaynatılmış su kütlesine ant olsun ki...

7- Şüphesiz ki senin Efendinin azabı kesinlikle (tepelerine) düşücüdür.

8- Onu hiçbir savıcı yoktur.

9- O gün o gök bir çalkalanışla çalkalanarak yürür.

10- Ve o dağlar bir yürümeyle yürür.

11- Artık yazıklar olsun o gün o yalanlayanlara.

12- O kimseler ki onlar bi dalmanın içinde oynamaktadırlar.

13- 14- 15- 16- O gün onlar cehennemin ateşine: "Bu o ateştir ki siz onu yalanlamaktaydınız. Bu, bir sihir midir yoksa siz görmez misiniz? Siz, ona yaslanın da artık ister direnç gösterin ister direnç göstermeyin size denktir. Siz ancak ve ancak işlemekte olduğunuz şeylere karşılık görüyorsunuz" (denilerek) bir itilmeyle itilecekler.

17- 18- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği meyvelerle lezzetlenenler olarak bahçelerde ve nimetler içindedir. Ve Efendileri onları o şiddetli ateşin azabından korumuştur.

19- 20- (Onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle saf saf dizilmiş koltuklara rahatça dayananlar olarak afiyetle yeyin ve için" (denilir). Biz onları iri belirgin gözlülerle eşlendirmişizdir.

21- Ve o kimseler ki inandılar ve onların soyları da onları inançlı olarak izlediler, biz onlara soylarını da kattık ve biz onların işlerinden hiçbir şey de eksiltmedik. Her bir kişi kazandığı şey nedeniyle bir rehindir.

22- Ve biz onları arzu etmekte oldukları şeylerden meyve ve et ile takviye ettik.

23- Onlar, onlarda (bahçelerde) bir kadeh tokuştururlar ki onda amaçsız söz ve günah olmaz.

24- Ve onların üzerinde kendilerine mahsus oğlan çocukları dolaşır, onlar kamufle edilmiş inci gibidirler.

25- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle soruşmaktadırlar.

26- 27- 28- Onlar: "Şüphesiz ki biz önce ailemizin içinde (azap görmekten) korkuyla titreyenler idik. Şimdi Allah bizim üzerimize büyük iyilikte bulundu ve bizi kavurucu ateşten korudu. Şüphesiz ki biz önceden O'nu çağırıyorduk. Şüphesiz ki O, geniş gönüllünün, şefkati süreklinin ta kendisidir" dediler.

29- O halde sen hatırlat, zira sen Efendinin nimetiyle bir kahin değilsin ve bir cinlenmiş te değilsin.

30- Yoksa onlar: "(O) bir şairdir, biz ona zamanın felaketlerini bekliyoruz" mu diyorlar?

31- Sen de ki: "Siz bekleyin, artık şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

32- Yoksa onlara bunu kendi hayalleri mi buyuruyor? Yoksa onlar taşkınlık yapan bir topluluk mudur?

33- Yoksa onlar: "Onu kendisi (uydurup) söyledi" mi diyorlar? Hayır onlar inanmazlar.

34- Eğer onlar doğru söyleyenler iseler, haydi onlar da onun örneği bir söz getirsinler.

35- Yoksa onlar hiçbir şey olmaksızın mı takdir edildiler? Yoksa o takdir ediciler kendileri mi?

36- Yoksa o gökleri ve o yeri onlar mı takdir etti? Hayır onlar kesinkes inanmazlar.

37- Yoksa senin Efendinin depoları, onların yanında mıdır? Yoksa onlar yetkiyi ellerinde tutanlar mıdır?

38- Yoksa bir merdiven onlarındır da onda (göğü mü) dinliyorlar? Öyleyse onların dinleyicileri bir apaçık yetki getirsin.

39- Yoksa o kızlar O'nundur da o oğullar sizin midir?

40- Yoksa sen onlardan bir emek karşılığı soruyorsun da onlar mı bir borç yükünden dolayı ezilmiş olanlar?

41- Yoksa o algılanamayanan onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

42- Yoksa onlar bir plân kurmak mı istiyorlar? Öyleyse gerçeği örtmüş olan kimseler plân kurulanların ta kendileridir.

43- Yoksa Allah'ın dışında bir tanrı onların mıdır? O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden uzaktır.

44- Ve eğer onlar o gökten bir parça düşücü olarak görseler: "(Bu), bir yığın haline gelmiş ağır buluttur" derlerdi.

45- Artık sen onları karşılaşacakları günlerine kadar bırak ki onlar onda yıldırımla çarpılacaklar.

46- O günde onların plânları onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz ve onlar yardım da edilmezler.

47-Şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere bunun berisinden bir azap daha vardır, fakat onların tamamı bilmezler.

48- Ve sen Efendinin kararına (karşı görevinde) direnç göster, çünkü sen şüphesiz ki bizim gözlerimiz(in önünde)sin ve sen ayağa kalktığın vakit Efendini her türlü eksiklikten uzak tut.

49- Ve  geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o yıldızların (kaybolması) arkasında da (bunu yap).


7 Ocak 2026 Çarşamba

ZARİYAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- Bir savurmayla o savuran (rüzgar)lara, böylece bir yük taşıyan o (bulut)lara, bir kolaylıkla akıp giden o (gemi)lere, o bir iş paylaştıran (melek)lere ant olsun ki.

5- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle doğrudur.

6- Ve şüphesiz ki o karşılık kesinlikle (tepenize) düşücüdür.

7- 8- O intizam sahibi göğe ant olsun ki, şüphesiz ki siz kesinlikle bir aykırı söz içindesiniz.

9- Ondan (aykırı sözden) yön değiştirilmiş kimse yön değiştirilir.

10- Kahrolsun o azılı saçmalayıcılar.

11- O kimseler ki, onlar bir dalgınlık içinde yanılanlardır.

12- Onlar: "O karşılığın günü ne zaman?" diye soruyorlar.

13- 14- O gün onlar: "Siz denenmenizi(n sonucunu) tadın. Bu o şey ki, siz onun çabuklaşmasını istemekte idiniz" (denilerek) o ateşin üzerinde denenecekler.

15- 16- Şüphesiz ki o korunanlar Efendilerinin kendilerine verdiği şeyleri alıcılar olarak bahçelerde ve su gözelerindedir. Şüphesiz ki onlar bundan önce iyilik edenlerdi.

17- Onlar geceden bir az uyurlardı.

18- Ve o seherlerde onlar bağışlanma isterlerdi.

19- Ve onların mallarında sorucu ve yoksun bırakılmışlar için bir hak vardı.

20- 21- O kesinkes inananlar için ve kendi benliklerinizdeki ayetler o yerdedir. Siz hiç görmez misiniz?

22- Ve sizin rızkınız ve söz verilmekte olduğunuz şey, o göktedir.

23- Şimdi o göğün ve o yerin Efendisine ant olsun ki, şüphesiz ki o sizin konuşmakta olmanız gibi kesinlikle bir gerçektir.

24- İbrahim'in o değer verilmiş konuklarının olayı sana geldi mi?

25- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O: "Selâm" demişti. (İçinden de) "Tanınmayan bir topluluk " (diyordu).

26- 27- Bunun üzerine o (kimseye) sezdirmeden ailesine yönelmiş, hemen bir semiz buzağı getirmişti de onu onlara yaklaştırmış: "Siz yemez misiniz?" demişti.

28- Bunun üzerine o, onlardan dolayı içine bir kaygı düşürmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma" demişler ve ona bir bilgin oğlan çocuğu müjdelemişlerdi.

29- Bunun üzerine onun karısı bir çığlık içinde yönelmişti de kendisinin yüzünü tokatlamaya başlamış ve: "(Ben) bir yetersiz kuru (halimle mi?) demişti.

30- Onlar: "Bu böyledir. Senin Efendin böyle dedi. Şüphesiz ki O, en bilgenin, en iyi bilicinin ta kendisidir" demişlerdi.

31- O: "Sizin başka diyeceğiniz nedir ey gönderilmişler?" demişti.

32- 33- 34- 35- 36- 37- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa, onların üzerine senin  Efendinden o savurganlık yapanlara alametlenmiş olarak çamurdan taşlar göndermemiz için gönderildik. Böylece biz ondaki o inananlardan olan kimseleri çıkardık. Ne var ki biz onda o teslim olanlardan bir evden başkasını da bulamadık. Ve biz onda o acı azaba kaygılanmakta olan kimselere bir ayet bıraktık" demişlerdi.

38- Ve Musa'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onu bir apaçık yetkiyle Firavun'a göndermiştik.

39- Buna karşın o bütün dayanağıyla (başka tarafa) yakınlaşmış ve: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" demişti.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o kendisini kınayıcı bir halde iken o denizin içine fırlatıp atmıştık.

41- Ve Ad'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani biz onların üzerine o kuru rüzgarı göndermiştik.

42- O (rüzgar) üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu un ufak hale getirmişti.

43- 44- Ve Semud'da da (o kimselere bir ayet bıraktık). Hani onlara: "Siz, bir süreye kadar yararlanın" denilmişti de onlar Efendilerinin emrinden (uzaklaşıp) diklenmişler, bunun üzerine onlar bakıp dururken o yıldırım onları tutmuştu.

45- Artık onlar ayağa kalkmaya güç yetiremediler ve kendilerine yardım edenler de olamadılar.

46- Ve önceden Nuh'un topluluğunu da (o kimselere bir ayet bıraktık). Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idiler.

47- Ve o göğe gelince, biz onu bir güç ile yapılandırdık ve şüphesiz ki biz kesinlikle (her şeyi) kapsayıcılarız.

48- Ve o yere gelince, biz onu yaydık, biz o ne güzel döşeyicileriz.

49- Ve biz her şeyden iki çift takdir ettik ki siz hatırlayasanız.

50- 51- (Sen de ki): "O halde siz Allah'a kaçın. Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım. Ve siz Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinmeyin. "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir apaçık uyarıcıyım."

52- Bu böyle, onlardan önceki kimselere hiçbir elçi gelmiyordu ki, onlar ancak: "Bir sihirbaz veya bir cinlenmiş" dememiş olsunlar.

53- Onlar bunu birbirlerine mi tembihlediler? Hayır, onlar taşkınlık yapan bir topluluktur.

54- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. Bu yüzden sen kınanmış değilsin.

55- Ve sen hatırlat, çünkü o hatırlatma o inananlara fayda verir.

56- Ve ben o cinni ve o insanı bana kulluk etmelerinden başka takdir etmedim.

57- Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum ve ben beni yedirmelerini de istemiyorum.

58- Şüphesiz ki Allah o rızık vericinin, o sağlam kuvvet sahibinin ta kendisidir.

59- Artık şüphesiz ki haksızlık yapmış olan kimselere (geçmişteki) arkadaşlarının peşlerine takılı şuçlarının örneği bir suç vardır, o halde onlar (azabı) benim çabuklaştırmamı sakın istemesinler.

60- Artık söz verilmekte oldukları günlerinden dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere yazıklar olsun.


5 Ocak 2026 Pazartesi

Kaf s. 23. Ayeti Mealleri ve Bağlamsız Bir Okuma Örneği

 Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü dikkate alınarak okunması, onu doğru anlamanın olmazsa olmazıdır. Bağlamı ve bütünlüğü dikkate alınmadan okunan bir ayetin anlaşılmasında hatalar ve eksiklerin olması kaçınılmazdır. Bu duruma örnek olarak vereceğimiz bir ayet Kaf. 23. ayetidir.

Ayetin metni ve çevirisi şu şekildedir.

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ

---- Ve onun yakın arkadaşı: "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

Bu ayetin karşılaştırmalı meallerine bakıldığında, neredeyse istisnasız diyebileceğimiz bütün meallerde ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesine, surenin 21. ayetinde geçen cehennem adayı bir kişinin yanında iki melekle geldiği haşr sahnesini dikkate alarak anlam verilmiştir. 23. ayette geçen  قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığının 21. ayetteki iki melekten biri olduğu düşünülmüş ve ilgili ayet ona göre çevrilmiştir.

Halbuki bağlam ve bütünlük gözetilerek bir okuma yapılsaydı, 23. ayete böyle bir anlam vermenin makul olmadığı rahatlıkla anlaşılabilirdi. Nasıl mı?

Önce aynı kelimenin geçtiği Zuhruf s. 36. ve 38. ayetleri dikkate alınabilir ilgili ayete ona göre bir anlam verilebilirdi. (Aynı kelime Nisa s. 38. ayette de geçmektedir.)

Zuhruf s. ayet çevirileri şu şekildedir.

---- 36- Ve kim şefkati kapsamlının (Rahmanın) hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz ki artık o, ona bir yakın arkadaş (karinün) olur.

----- 37- Ve şüphesiz ki onlar, onları o yoldan uzaklaştırırlar ve onlar ise kendilerinin doğruya iletilenler olduklarını hesap ederler.

----- 38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun arası uzaklığı olsa" der, artık ne kötüdür o yakın arkadaş(el karinü).

---- 39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Hani siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denir).

Dikkat edilirse 36. ve 38. ayette Karin kelimesi, vahye karşı gözünü yummuş olan bir kimseye şeytanın karin olarak musallat edildiği, haşr meydanına geldikleri zaman ise şeytana uymuş olan kimsenin kendisine Karin olan kimseye söylediği söz haber verilmektedir.

Bu ayetler dikkate alınarak Kaf s. 23. ayetinde geçen قَر۪ينُهُ kelimesine Zuhruf s. ayetlerindeki bağlam dikkate alınarak bir anlam vermenin gerektiği ortadadır. Yani Kaf. 23. ayetindeki قَر۪ينُهُ kelimesinin karşılığı, Zuhruf. 36. ve 38. ayetlerindedir.

Maalesef bu bağlam neredeyse hiçbir mealde gözetilmemiştir. Bırakalım Zuhruf s. ayetlerine gitmeyi Kaf s. 27. ayeti ile bir bağını kurarak 23. ayete anlam verebilmiş olsalar, bu hataya yine düşmeyeceklerdi.

---- Kaf s. 27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

---- Kaf s. 28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

27. ayette de 23. ayette geçen قَر۪ينُهُ kelimesinin aynısı geçmektedir. Sadece bu nokta dikkate alınmış olsa iki kelimenin birbiri ile olan bağı dikkate alınabilir ve doğru bir anlam verilebilirdi.

Sure içindeki haşr sahnesini dikkatle okuyacak olursak önce bir suçlu beraberinde iki melek ile gelmektedir (21. ayet). Eğer 23. ayette konuşan melek olsaydı cehennem adayı bir kişiye bir meleğin nasıl yakın arkadaş olduğunun ve konuşanın neden tek kişi olduğunun düşünülmesi ve 27. ayetin dikkate alınarak 23. ayete bir anlam verilmesi gerekmez miydi?

Bütün bunlardan sonra bir kimse kalkıp "İyi de bu noktayı şimdiye kadar bir sen mi aklettin senden başka biri bunu akledememiş mi?" diye soracak olursa, biz ona Zemahşeri'nin Keşşaf adlı tefsirinde bu ayet ile yazdıklarını referans olarak verebiliriz.

Yazma Eserler Kurumu tarafından basılan eserin  6. cildinin 360. sayfa 720 numaralı notunda Zuhruf s. 36. ayetine gönderme yapılarak karin yani yoldaşın şeytan olduğu yorumu yapılmaktadır.

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.                                    


4 Ocak 2026 Pazar

KAF SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Kaf. Şanı yüce o okunan (Kur'an) a ant olsun.

2- 3- Hayır, onlar kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da o gerçeği örtücüler: "Bu, bir şaşırtıcı şey. Biz öldüğümüz ve bir toprak zaman mı (yeniden diriltileceğiz)? Bu, bir uzak dönüştür" dedi.

4- O yer onlardan neyi eksiltiyor biz kesinlikle bilmişizdir. Ve bir koruyucu kitap bizim yanımızdadır.

5- Hayır, onlar o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Şimdi onlar bir karışık iş içindedirler.

6- Şimdi onlar kendilerinin üstündeki o göğe bakmadılar mı, biz onu nasıl yapılandırdık ve onu (nasıl) süsledik? Ve onun hiçbir yarığı da yoktur.

7- 8- Ve o yer, biz onu takviye ettik ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her bir içtenlikle yönelen kul için bir sağgörü ve bir hatırlatma olarak her bir göz alıcı çiftten bitirdik.

9- 10- 11- Ve biz o gökten bir bereket verilmiş su indirdik, böylece onunla o kullara bir rızık olarak bahçeler ve o biçilen (ürünün) danesini ve o yüksek hurmaları -ki onların tomurcukları birbiri üzerine binmiş haldedir- bitirdik. Ve biz onunla bir ölü yöreyi yaşattık. O (kabirlerden) çıkışlar da böyledir.

12- 13- 14- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve o Ress'in arkadaşları ve Semud ve Ad ve Firavun ve Lut'un kardeşleri ve o Eyke'nin arkadaşları ve Tubba'nın topluluğu da yalanlamıştı. Her biri o elçileri yalanladı, böylece benim tehdidim bir gerçek oldu.

15- Şimdi biz o ilk takdirde acze mi düştük? Hayır, onlar bir yeni takdir edilişten (inanmamak için örtündükleri) bir örtünün içindedirler.

16- 17- Ve ant olsun ki o insanı biz takdir ettik ve ona kendisinin benliğinin işkillendirmekte olduğu şeyleri biz biliriz. Ve o sağdan ve o soldan oturan iki karşılayıcı (onun yaptıklarını yazarak) karşılamakta olduğu zaman, biz ona o şah damarından daha yakınız.

18- O herhangi bir sözden laf atmıyor ki, onun yanında hazır vaziyette bir gözetleyici olmasın.

19- O ölümün sarhoşluğu o gerçekle gelmiştir. (Ona): "Bu, senin kendisinden nefretle kaçındığın şeydir" (denilir).

20-  Ve o boruya üflenmiştir. Bu, o tehdidin günüdür.

21- Ve her bir benlik kendisinin beraberinde bir (melek) sevk edici ve bir tanıkla gelmiştir.

22- (Ona): "Ant olsun ki sen bundan bir duyarsızlık içindeydin. Şimdi biz senden perdeni kaldırdık, artık bugün senin görüşün bir demir (gibi keskin)dir" (denilir).

23- Ve onun yakın arkadaşı* (olarak musallat edilmiş şeytan): "Bu benim yanımdaki şey, (cehenneme) hazır vaziyettedir" dedi.

*Karinuhu kelimesinin anlamı için Zuhruf s. 36. ve 38. ayetlerine bakılabilir.

24- 25- 26- (Melek sevk edici ve tanığa): "Siz ikiniz her bir inatçı azılı gerçeği örtücüyü ve azılı o hayrı alıkoyan aşırı giden kuşkucuyu cehenneme atın. O ki Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturmuştu, artık siz ikiniz onu o çetin azabın içine atın" (denilir).

27- Onun yakın arkadaşı: "Ey Efendimiz, ben ona taşkınlık yaptırmadım, fakat o bir uzak sapkınlık içinde idi" dedi.

28- 29- (Allah): "Siz, benim yanımda sakın çekişmeyin ve kesinlikle ben size önceden o tehdidi bildirmiştim. O söz benim yanımda değiştirilmiyor ve ben o kullara haksızlık yapıcı değilim" (dedi).

30- O gün biz cehenneme "Sen doldun mu?" deriz ve o da "Daha fazladan yok mu?" der.

31- Ve o bahçe o korunanlara bir uzaklık olmaksızın yanaştırılmıştır.

32- 33- 34- (Onlara): "Bu, size söz verilmekte olduğunuz şeydir, her bir (Allah'a) çokça dönen (emir ve yasaklarını) koruyan, o algılanamayanla şefkati kapsamlıdan endilenmiş ve içtenlikle yönelen bir kalp ile gelmiş kimseyedir. Siz ona bir esenlikle girin. Bu, o sürekli kalıcılığın günüdür" (denilir).

35- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Ve bizim yanımızda daha fazlası da vardır.

36- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik ki onlar yakalayış bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi, öyle ki onlar o yörelerde (toprağı imar için) delik deşik etmişlerdi*. (Onlar için) hiçbir kaçış yeri var mıydı?

* Bu ayetin farklı çevirileri olmasına karşın biz çevirimizde Rum s. 9. ayetini dikkate aldık.

37- Şüphesiz ki bunda, kendisinin (duyarlı) bir kalbi olan veya bir tanık olarak kulak vermiş olan kimse için kesinlikle bir hatırlatma vardır. 

38- Ve ant olsun ki o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri biz takdir ettik ve bize hiçbir bitkinlik dokunmadı.

39- Artık sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster. Ve o güneşin aydınlanmasından önce ve batmasından önce, Efendini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tut. 

40- Ve o geceden bir kısımda da O'nu her türlü eksiklikten uzak tut ve o secdelerin arkasında da (bunu yap).

41- Ve sen o seslenicinin bir yakın yerden sesleneği günü dinle.

42- O gün onlar o korkunç sesi o gerçekle işitirler. Bu, o (kabirlerden) çıkışların günüdür.

43- Şüphesiz ki biz, evet biz yaşatırız ve öldürürüz ve o varış yeri bizedir.

44- O gün o yer onlardan hızlıca çatlayıp ayrışır. Bu, bize göre kolay bir sürüp toplamadır.

45- Biz onların söylemekte olduğu şeyleri en iyi bileniz ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. O halde sen benim tehdidimden kaygılanmakta olan kimselere o okunan (Kur'an) ile hatırlat.


31 Aralık 2025 Çarşamba

HUCURAT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin ve Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi işiticidir, bir en iyi bilicidir.

2- Ey inanmış olan kimseler, siz seslerinizi o habercinin sesinin üzerine sakın yükseltmeyin ve işlerinizin boşa gitmemesi için ona o sözle bir kısmınızın bir kısma bağırması gibi sakın bağırmayın.

3- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısıyorlar. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini o korunma bilinci için sınamıştır. Bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı onlar içindir.

4- Şüphesiz ki o kimseler o engelin ötesinden sana sesleniyorlar, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

5- Ve eğer onlar sen kendilerine çıkıncaya kadar (seslerini kısarak) direnç göstermiş olsalardı, kendileri için kesinlikle daha hayırlı olurdu. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

6- Ey inanmış olan kimseler, eğer bir itaatten çıkan size bir haber getirirse, artık siz bir düşüncesizlikle bir topluluğa çatışıp ta yaptığınız şeye karşı pişmanlar olmamanız için (haberin) (doğruluğunu yanlışlığını) apaçık belli edin.

7- Ve siz Allah'ın elçisinin içinizde olduğunu bilin. Eğer o, size o işten birçoğunda itaat etseydi, siz kesinlikle şiddetli sıkıntıya düşerdiniz, fakat Allah size o inancı sevdirdi ve onu sizin kalplerinizde süsledi ve size o gerçeği örtmeyi ve itaatten çıkmaları ve baş kaldırmaları çirkinleştirdi. İşte onlar o olgunluğa erişenlerin ta kendileridir.

8- Allah'tan bir lütuf ve bir nimet olarak. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

9- Ve eğer o inananlardan iki zümre öldürüşürlerse, artık siz ikisinin arasını düzeltin. Bu durumda eğer ikiden biri o diğerine karşı saldırganlık yaparsa, artık siz de saldırganlık yapmakta olanla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar öldürüşün. Bu durumda (saldırgan zümre) eğer dönerse, artık siz ikisinin arasını o eşitlikle düzeltin ve siz hakkaniyetli davranın. Şüphesiz ki Allah o hakkaniyetli davrananları sever.

10- O inananlar ancak ve ancak bir kardeştirler, o halde siz iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı korunun ki şefkat edilesiniz.

11- Ey inanmış olan kimseler, bir topluluk bir topluluktan bazılarını sakın maskaraya almasın, umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve kadınlar da kadınlardan bazılarını (sakın maskaraya almasın) umulur ki onlar, onlardan daha hayırlıdır. Ve siz sakın birbirinize dil uzatmayın ve sakın birbirinize o (kötü) lakapları takmayın. O inançtan sonra o yoldan çıkış ismi ne kötüdür. Ve kim (bu huyundan) dönmediyse, işte onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

12- Ey inanmış olan kimseler, siz o birçok kanıdan uzak durun. Şüphesiz ki o kanının bir kısmı bir günahtır ve siz (birbirinizin) sakın gizliliklerini araştırmayın ve sizin bir kısmınız bir kısmın (hakkında) yokluğunda sakın konuşmasın. Sizin biriniz kendi kardeşinin etini bir ölü iken yemeyi  sever mi? Şimdi siz onu çirkin gördünüz. Ve siz Allah'a karşı korunun. Şüphesiz ki Allah, bir lütufla çokça dönücüdür, bir en bilgedir.

13- Ey o insanlar, şüphesiz ki biz sizi bir erkekten ve bir dişiden takdir ettik ve sizin birbirinizle tanışmanız için biz sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah'ın yanında en değerliniz, sizin en korunanızdır. Şüphesiz ki Allah, bir en iyi bilicidir, bir en iyi haber alıcıdır.

14- O bedeviler: "Biz, inandık" dedi. Sen de ki: "Siz inanmadınız, fakat siz 'Biz, teslim olduk' deyin, ve o inanç henüz sizin kalplerinize girmedi. Eğer siz Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederseniz, O sizin işlerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

15- O inananlar ancak ve ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve O'nun elçisine inandılar sonra kuşkuya düşmediler ve mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullandılar. İşte onlar o doğru söyleyenlerin ta kendileridir.

16- Sen de ki: "Siz Allah'a kendi yaşam sisteminizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah o göklerdeki şeyleri ve o yerdeki şeyleri biliyor. Ve Allah her bir şeyi bir en iyi bilicidir."

17- Onlar teslim olmalarını sana karşı başa kakıyorlar. Sen de ki: "Siz, teslimiyetinizi sakın benim başıma kakmayın. Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bilakis Allah sizi o inanca iletmekle size karşı büyük iyilikte bulunuyor."

18- Şüphesiz ki Allah o göklerin ve o yerin algılanamayanını bilir. Ve Allah, sizin işlemekte olduğu şeyleri bir en iyi görücüdür.


30 Aralık 2025 Salı

FETİH SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- 2- 3- Şüphesiz ki biz sana, senin arkaya takılı suçlarından öne geçmiş ve geriye kalmış şeyleri Allah'ın sana bağışlaması ve kendisinin senin üzerindeki nimetini tamamlaması ve seni bir dosdoğru yola iletmesi ve sana bir güçlü yardımla yardım etmesi için, bir apaçık fetih verdik.

4- O ki o inananların kalplerine, onların inançlarının yanına bir inanç daha katmaları için o dinginliği indirdi. Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en iyi bilicidir, bir en bilgedir.

5- O inanan erkekleri ve o inanan kadınları bahçelere - ki onların altından o nehirler akar onlarda sürekli kalıcıdırlar- girdirmesi ve onlardan kötülüklerini örtmesi için. Ve bu, Allah'ın yanında bir büyük başarıdır.

6- Ve Allah'a karşı o kötülüğün kanısına kapılan o iki yüzlü erkekleri ve o iki yüzlü kadınları ve o ortak koşan erkekleri ve o ortak koşan kadınları azaplandırması için. Ve Allah onlara hiddetlenmiş ve onları dışlamış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır.

7- Ve o göklerin ve o yerin askerleri, Allah'ındır. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

8- Şüphesiz ki biz seni bir tanık ve bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

9- Ki siz Allah'a ve O'nun elçisine inananasınız ve O'nu destekleyesiniz ve O'nu vakarlandırasınız ve O'nu gündüzün erken vakti ve akşam her türlü eksiklikten uzak tutasınız.

10- Şüphesiz ki o kimseler seninle bey'atlaşıyorlar, onlar ancak ve ancak Allah'a bey'atlaşmaktadırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim sözünü bozarsa, kendi benliğine karşı bozar. Ve kim Allah'a karşı onun üzerinde antlaşma yaptığı şeyi tastamam yerine getirirse, artık O, ona bir büyük emek karşılığı verecektir.

11- O bedevilerden o arkada bırakılmışlar, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti, artık bize bağışlama iste" diyecek. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. Sen de ki: "Artık sizin için Allah'tan bir şeye kim sahip olabilir? Eğer O, size bir zarar ister veya size bir fayda isterse. Hayır, Allah sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi haber alıcıdır."

12- Hayır, siz o elçi ve o inananların kendi ailelerine sonsuz olarak asla çevrilmeyeceği kanısına vardınız ve bu sizin kalplerinizde süslendi ve o kötülüğün kanısına kapıldınız ve yıkıma uğrayan bir topluluk oldunuz.

13- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine inanmadıysa, artık şüphesiz ki biz o gerçeği örtücülere bir alevli ateş hazırladık.

14- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. O, kimi dilerse bağışlar ve kimi dilerse azap eder. Ve Allah bir çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

15- O arkada bırakılmışlar, siz ganimetlere doğru onları almak için hareketlendiğiniz zaman: "Siz bizi bırakın da biz sizi izleyelim" diyecekler. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. Sen de ki: "Siz, bizi asla izleyemeceksiniz, Allah sizin için önceden böyle dedi." Buna karşılık onlar: "Hayır, sizi bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Hayır, onların bir azı dışında kavramazlar

16- Sen o bedevilerden o arkada bırakılmışlara de ki: "Siz, bir çetin sıkıntı sahibi bir topluluğa çağrılacaksınız, siz ya onlarla öldürüşeceksiniz veya onlar (size) teslim olacaklar. Bu durumda eğer siz itaat ederseniz, Allah size bir iyi emek karşılığı verecektir. Ve eğer siz önceden (başka tarafa) yakınlaştığınız gibi (bu seferde başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi bir acı azapla azaplandıracaktır."

17- (Sefere çıkmama konusunda) o körün üzerine bir burukluk olmaz ve o topalın üzerine de bir burukluk olmaz ve o hastanın üzerine de bir burukluk olmaz. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir. Ve kim de (başka tarafa) yakınlaşırsa, O onu bir acı azapla azaplandıracaktır.

18- 19- Ant olsun ki Allah, o inananlardan onlar sana o ağacın altında bey'at etmekte oldukları zaman hoşnut olmuştur, O onların kalplerinde olan şeyi bildi de onların üzerine o dinginliği indirdi ve onları bir yakın fetihle ve birçok ganimetlerle -ki onlar onları alacaklardır-ödüllendirdi. Ve Allah, bir en güçlüdür, bir en bilgedir.

20- Ve Allah sizi birçok ganimetler söz verdi - ki siz onları alacaksınız- bunları size çabuklaştırdı ve o insanların ellerini o inananlara bir ayet olması ve sizi bir dosdoğru yola iletmesi için sizden alıkoydu.

21- Ve diğer (ganimet) leri (söz verdi) -ki siz onlara henüz güç yetiremediniz- Allah onları kesinlikle kuşatmıştır. Ve Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

22- Ve eğer gerçeği örtmüş olan kimseler sizinle öldürüşselerdi, onlar kesinlikle arkaları yakınlaştırırlar, sonra onlar bir yakın ve bir yardımcı bulamazlardı.

23- (Bu) Allah'ın yasasıdır ki o önceden gelip geçmiştir. Ve sen Allah'ın yasası için bir değişme asla bulamayacaksın.

24- Ve O ki Mekke'nin göbeğinde sizin onların üzerine tırnak geçirtmeniz sonrasından onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan alıkoydu. Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri bir en iyi görücüdür.

25- Onlar o kimseler ki gerçeği örttüler ve Mescidi Haram'dan ve (kurban için) kapatılmış hediyeyi onun kesim yerine ulaşmasından uzaklaştırdılar. Ve eğer inanan adamlar ve inanan kadınları - ki siz onları bilmiyordunuz- bilgisizce çiğneyip de bu yüzden size onlardan dolayı bir olumsuzluk değdirilecek olmasaydı (sizi onlardan alıkoymazdı). Allah'ın dileyeceği kimseyi kendisinin şefkatine girdirmesi için (böyle yaptı). Eğer onlar ayırt edilebilmiş olsalardı, biz onlardan gerçeği örtmüş olan kimseleri kesinlikle (sizin elinizle) bir acı azapla azaplandırırdık.

26- O zaman gerçeği örtmüş olan kimseler kalplerinde o kızgınlığı, o düşüncesizliğin kızgınlığını oturtmuştu da Allah, elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve onları o korunma bilincinin kelimesine bağlı kalmalarını sağlamıştı ve onlar buna daha hak sahibiydi ve buna ehil idiler. Ve Allah, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

27- Ant olsun Allah, kendisinin elçisine o rüyayı o gerçekle doğru çıkardı. Eğer Allah dilerse siz Mescidi Haram'a başlarını traş edenler ve (saçlarını) kısaltanlar olarak güvenliler olarak kaygı duymaksızın kesinlikle gireceksiniz. Böylece O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de bunun berisinden bir yakın fetih verdi.

28- O ki kendisinin elçisini yaşam sisteminin tamamını ona sırtlatmak için o doğruya ileten ve o gerçeğin yaşam sistemi ile gönderdi. Ve tanık olarak Allah yeter.

29- Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onun beraberinde olan kimseler o azılı gerçeği örtücülere karşı çetin, kendilerinin arasında ise sürekli şefkatlidirler, sen onları rüku ederek, secde ederek Allah'tan bir lütuf ve bir hoşnutluk peşine düşmekte olduklarını görürsün. Onların alametleri, yüzlerindeki secdelerin izindendir. Bu, onların Tevrattaki örneğidir. Ve onların İncildeki örneği ise bir ekin gibidir ki o, kendisinin filizini çıkarmış ardından onu kuvvetlendirmiş, ardından kalınlaştırmış, ardından gövdesinin üzerine denkleşmiştir ki o, o ekicileri şaşırtır. (Bu örnek) o azılı gerçeği örtücüleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah onlardan inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere bir bağışlama ve bir büyük emek karşılığı söz vermiştir.



27 Aralık 2025 Cumartesi

MUHAMMED SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O kimseler ki gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, O, onların işlerini saptırmıştır.

2- Ve o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler ve Muhammed'e indirilmiş olan şeye inandılar ve o ki Efendilerinden (gelen) o gerçektir. O, onlardan kötülüklerini örtmüş ve onların durumlarını düzeltmiştir.

3- Bu, o kimselerin gerçeği örtmüş, o geçersizi izlemiş olmaları ve şüphesiz ki o kimselerin de Efendilerinden (gelen) o gerçeği izlemiş olmaları nedeniyledir. Allah, o insanlara kendi örneklerini böyle ortaya koyar.

4- Şimdi siz gerçeği örtmüş olan kimselerle karşılaştığınız zaman, artık o boyunlara vurun. Nihayet siz onları bastırdığınız zaman, artık o bağı sıkılaştırın. Sonra minnette bırakarak ya da kurtulmalık alarak (onları salın) ki nihayet (onlar) o harbin ağır yüklerini yere bırakır. (Buyruk) bu dur. Ve eğer Allah dileseydi, onlardan kesinlikle (kendisi) öç alırdı, fakat sizin bir kısmınızı bir kısımla ayıklamak için (böyle buyurdu). Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda öldürüldüler, O, onların işlerini asla saptırmayacaktır.

5- O, onları doğruya iletecek ve onların durumlarını düzeltecektir.

6- Ve O, onları o bahçeye girdirecektir ki onu onlara tanıtmıştır.

7- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sabitleştirir.

8- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, artık bir perişanlık onlar içindir ve O, onların işlerini saptırmıştır.

9- Bu, onların Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

10- Onlar, o yerde gezmediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Allah onları yerle bir etti. Ve o gerçeği örtücülere de onun örnekleri vardır.

11- Bu, Allah'ın inanmış olan kimselerin yakını olmaması ve o gerçeği örtücülerin de kendileri için hiçbir yakını olmaması nedeniyledir.

12- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar. Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, onlar (şimdilik) yararlanırlar o hayvanların yediği gibi yerler ve o ateş, onlar için bir barınaktır.

13- Ve kasabadan nicesi vardı ki o (kasaba), seni kendi kasabandan çıkarmış olandan kuvvet bakımından daha çetindi. Biz onları (o kasabaların halkını) yok ettik, artık onlar için bir yardım edici yoktu.

14- Öyleyse kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerinde olan kimse, işinin kötülüğü kendisine süslenmiş olan kimse gibi midir? Ve onlar kendi keyfi arzularına uymuşlardır

15- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onda (tadı ve kokusu) bozulmayan sudan nehirler vardır. Ve sütten nehirler vardır ki onun tadı başkalaşmamıştır. Ve o içenlere bir lezzetli şaraptan nehirler vardır. Ve süzülmüş baldan nehirler vardır. Ve onda ürünlerden her çeşit ve Efendilerinden bir bağışlama onlar içindir. (Bu nimetlere sahip olan kişi) o ateşte sürekli kalıcı olan ve bir kaynar suyla suvarılıp da bağırsakları doğranmış olan o kişi gibi midir?

16- Ve onlardan kimi seni dinliyor. Nihayet onlar senin yanından çıktıkları zaman o bilgi verilmiş olan kimselere: "O, az önce ne dedi?" derler. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur ve onlar kendi keyfi arzularına uymuşlardır.

17- Ve o kimseler ki doğruya iletildiler O, onları doğruluk bakımından artırmıştır ve onlara korunma bilinçlerini vermiştir.

18- Artık onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda onlar fark etmezlerken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Oysa onun şartları kesinlikle gelmiştir. O (an) onlara geldiği zaman, onların hatırlamaları neye yarayacak?

19- Artık sen bil gerçek şu ki: Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur ve sen kendi peşine takılı suçun ve o inanan erkekler ve o inanan kadınlar için bağışlama iste. Ve Allah sizin çevrilip durduğunuz yeri de barınacağınız yeri de bilir.

20- 21- Ve inanmış olan o kimseler: "Bir sure indirilmiş olmalı değil miydi?" diyor. Akabinde bir sağlamlaştırılmış sure indirildiği ve onda o öldürüşme hatırlatıldığı  zaman sen, (böyle diyen) kalplerinde bir hastalık olan o kimseleri, üzerini o ölümden dolayı baygınlık kaplamışın bakışıyla sana bakmakta olduklarını görürsün. Oysa onlar için daha yakın olan (yapmaları gereken) bir itaat ve bir benimsenen söz (olmalıydı). Artık o buyruk karara bağlandığı zaman, eğer onlar Allah'a karşı doğru söylemiş olsalardı, onlar için kesinlikle daha hayırlı olurdu.

22- Eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız sizin o yerde bozuculuk yapmanız ve yakınlık bağlarınızı kesmeniz, artık sizden umulur mu?

23- İşte onlar o kimselerdir ki Allah onları dışlamış, böylece onları sağırlaştırmış ve onların görmelerini kör etmiştir.

24- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Yoksa kalplerin üzerinde onların kilitleri mi var?

25- Şüphesiz o kimseler ki kendilerine o doğruya iletimin apaçık belli olması sonrasından arkalarının üzerine geri döndürüldüler. O şeytan onları hırslandırmış ve onları oyalamıştır.

26- Bu, Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olan kimselere, onların: "Biz, size o işlerin bazısında itaat edeceğiz" demiş olmaları nedeniyledir. Ve Allah onların sakladıklarını biliyor.

27- Artık o melekler onların ömürlerini tamamlayacakları zaman onların yüzlerine ve arkalarına vururlarken nasıl olacak?

28- Bu, onların Allah'ı kızdıran şeyi izlemiş olmaları ve O'nun hoşnutluğunu çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

29- Yoksa kalplerinde bir hastalık olan kimseler, Allah'ın onların kinlerini asla (ortaya) çıkarmayacağını mı hesap etti?

30- Eğer biz dilersek onları sana gösterirdik de sen onları alametlerinden kesinlikle tanırdın. Ve sen onları o sözün tarzında kesinlikle tanırsın. Ve Allah sizin işlerinizi biliyor.

31- Ve biz, sizden o güçlerini kullananları ve o (zorluğa) direnç gösterenleri bilinceye kadar, sizi kesinlikle ayıklayacağız ve sizin haberlerinizi de ayıklayacağız.

32- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar ve kendilerine o doğruya iletenin apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrıştılar. Onlar hiç bir şeyle Allah'a asla zarar veremeyecekler. Ve O, onların işlerini boşa giderecektir.

33- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve kendi işlerinizi geçersizleştirmeyin.

34- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, sonra gerçeği örtenler olarak öldüler, artık Allah onları asla bağışlamayacaktır.

35- Ve siz sakın gevşemeyin ve siz üstün durumda iken o barışa çağırmayın. Ve Allah, sizin beraberinizdedir ve O, sizin işlerinizi (n karşılığını) asla kısmayacaktır.

36- O yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanmadır. Ve eğer siz inanırsanız ve korunursanız, O size emeklerinizin karşılığını verecek ve sizin mallarınızı da sormayacaktır.

37- Eğer onları size sorarsa ve (bu konuda) sizin üzerinize de düşerse, siz cimrilik edersiniz, O da sizin kinlerinizi çıkarırdı.

38- İşte siz onlarsınız ki Allah'ın yolunda harcamanız için çağrılıyorsunuz da içinizden kimi cimrilik ediyor. Ve kim cimrilik ederse, o ancak ve ancak kendi benliğine karşı cimrilik eder. Ve Allah ihtiyaçsızdır ve siz o muhtaçlarsınız. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi başka bir toplulukla değiştirir sonra onlar sizin örneğiniz olmazlar.


24 Aralık 2025 Çarşamba

Ezber Bozan Kur'an Meali adlı eserin Harre Kelimesinin Çevirileri Üzerinden Bir Değerlendirmesi

 Bundan önceki yazımızda Harre kelimesinin Kur'an'da geçişleri üzerinde bir okuma anlama çalışması yapmaya çalışmış ve bu arada da sayın Ali Aydın hocanın "Ezber Bozan Kur'an Meali" adlı eserinden ilgili ayete verilen anlam ve yorumları aktarmış, ilgili ayet hakkında bu eserde yer alan çeviri ve yorumlar hakkındaki düşüncelerimizi daha sonraki bir yazımızda ele almaya çalışacağımızı söylemiştik. Bu yazımızda, sayın hocanın eserindeki ilgili ayet mealleri ve yorumlar hakkındaki düşüncelerimizi daha detaylı olarak paylaşacağız.

Kısaca ifade etmek gerekirse Harre kelimesi yukarıdan aşağıya doğru olan bir düşüşü, yere kapaklanmayı, kapanmayı ifade eden bir kelimedir. Hangi sözlüğe bakarsanız karşınıza ilk anlam olarak çıkacak izah bu şekildedir. Kur'an'daki geçişleri de bu anlamın dışında başka bir anlam taşımamaktadır. Burada sözlüklere dikkat çekmemizin amacı onları dini kaynak olarak görmemiz değildir. Yabancı dildeki bir metnin kelimelerinin karşılığını öğrenme yolunun sözlükler vasıtası ile olduğu içindir.

Biz önce ayetin Arapça metnini sonra da Ali aydın hoca tarafından yapılan mealini paylaşacağız.

1- Araf s. 143. ayeti.

وَلَمَّا جَٓاءَ مُوسٰى لِم۪يقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُۙ قَالَ رَبِّ اَرِن۪ٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَۜ قَالَ لَنْ تَرٰين۪ي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰين۪يۚ فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًاۚ فَلَمَّٓا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٤٣

---- Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onu konuşturunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın olarak yığıldı kaldı. Ayılınca dedi ki: Sen sübhansın, (seni noksan sıfatlardan tenzih ederim), ben sana tevbe ettim. Ben müminlerin ilkiyim.

Sayın hoca bu ayette geçen Ve harre kelimesine "Yığılıp kalmak" şeklinde bir anlam vererek, kelimenin sözlük anlamı olan yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen bir düşüş anlamını meale yansıtmıştır.

Konuyla alakası olmasa da hatalı bir anlam olduğunuz düşündüğümüz ayette içindeki Ve kellemehu kelimesine sayın hoca Konuşturdu anlamı vermiştir. İlgili kelimenin sahip olduğu kalıbın böyle bir anlama gelebilmesi her ne kadar mümkün olsa da, kelimenin sahip olduğu kalıp burada Konuşturdu anlamı değil, Konuştu anlamına gelmektedir. Biz sayın hocaya bu kelimenin sahip olduğu kalıbın Kur'an'daki diğer geçişlerine verdiği anlamı özellikle Yusuf s. 54. ayetinde verdiği anlama dikkat ederek burada da vermesi gerektiğini düşünüyoruz.

2- Yusuf s. 100. ayeti.

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًاۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقًّاۜ وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴿١٠٠﴾

---- Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hepsi ona secde ettiler. (Yusuf) dedi ki: “Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın te’vilidir. Rabbim onu hak kıldı. Rabbim bana çok güzellik etti. Çünkü beni zindandan çıkardı, şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dileyene lütfedicidir. Kuşkusuz O her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Sayın hoca bu ayet mealinde ilgili kelimeyi, Araf s. 143. ayetinde çeviriye katmasına rağmen burada çeviriye katmamıştır. Eğer bu kelimeyi kendisinin diğer ayetlerde geçişlerine verdiği "Yere yığılmak" şeklindeki anlamı vermiş olsa bile bu ayetteki "Ve harru lehu sücceden" ibaresini,  "Onlara yere yığılarak secde ettiler" anlamını vermesi gerekecekti.

Sayın hoca bu kitabı çevirmeye başlarken sahip olduğu "Kur'an'da yere kapanarak yapılan secde eylemi diye birşey yoktur" şeklindeki önyargısını ayete onaylatmak için böyle bir girişimde bulunduğunu düşünmekteyiz. Sayın hoca ayrıca secde ile ilgili olarak şu yorumda bulunmuştur.

                          Kardeşlerin Yusuf’a Secdeleri ve Secdenin Anlamı:

Yusuf (a.s) daha çocuk iken, “on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini” görmüştü. Yusuf (a.s)ın kardeşleri, babalarının ona karşı olan sevgisinden dolayı onu hiçbir zaman benimsemediler. Kıskançlıklarından dolayı onu yok etmeyi bile düşündüler. Fakat bir gün geldi ki, onun mükemmel ahlak, edep ve erdemi karşısında kardeşleri, kendisine yapmış oldukları kötülüklerden pişman olarak aynen şunu itiraf ۪ي ََن” .ettiler ۪ٔـ َ ََخا ِِط ِ ْْن ُُكَّنَا َل َ ْْيَنَا ََوِا ُٰهُ ََعَل َ ََر ََك الّٰل َٰث َ ْْد ٰا ََق ٰ ِِه َل ُوا َتَالّٰل َاُل قَ - Tallâhi (Allah’a andolsun ki) Allah seni bize üstün kıldı, doğrusu biz (sana karşı) hatalı idik” (Yusuf-91) İşte Yusuf (a.s) ın gördüğü “on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettikleri rüyası” yukarıdaki âyette gerçek oluyor. Yani kardeşlerin ona secde etmesi onu kabullenmeleri, kendilerinden üstün olduğunu kayıtsız şartsız tasdik etmeleri ve suçlarını itiraf etmeleridir” Yani hiçbir zaman onu sevmeyen, kıskançlık krizine tutulan hatta kuyuya atan kardeşlerinin, daha sonraki yıllarda onun ihlas, fazilet ve üstünlüğünü kabul etmelerini Kur’an ona yapılmış bir secde olarak niteliyor. Yani ayette bulunan kardeşlerin Yusuf’a secdesi geleneksel anlamda kabul edilen secde değil, üstünlüğünü ve güzel ahlak sahibi olduğunu kayıtsız şartsız kabul etmeleridir.

Sayın hoca yorumdaki son cümlesindeki sözlerini eğer Harre kelimesini çevirisine katarak ve kelimenin anlamını ters çevirmeyerek söylemiş olsaydı, kendisini nakzeden bir durum ortaya çıkacaktı. Kanaatimizce bu durumun farkında olarak, ilgili kelimeyi çeviriye katmamış ve böyle bir çıkış yolu bulmuştur. Kelimenin meale sehven yansıtılmamış olması mümkün değildir, bilerek yapılan bir kapatmadır.

3- Nahl s. 26. ayeti. 

قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ 

---- Onlardan öncekiler de plan yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü yani azap onlara, fark edemedikleri bir yerden gelmişti.

Sayın hoca bu ayette geçen Feharre kelmesinin anlamını mealine yansıtarak kelimenin yukarıdan aşağıya bir düşüşü ifade eden Çökme anlamı vermiştir.

Burada sayın hocaya neden Yusuf s. 100. ayette geçen "Ve harra lehu sücceden" ibaresini "Hepsi ona çökerek / yere yığılarak secde ettiler" olarak çevirmek yerine Harre kelimesini meale katmayarak sadece "Hepsi ona secde ettiler" şeklinde çevirmiş diye sorarız.

Biz her ne kadar ritüel secdenin olduğunu savunuyor olsak da, sayın hocayı bizim savunduğumuz doğrultuda düşünmediği için eleştirmiyoruz. Biz etik gereği bir metni çevirirken önyargılardan kurtulup objektif bir çeviri yapmanın gereğini savunuyor ve hocayı da bu etik kurala sadık kalmadığı için eleştiriyoruz.

4- İsra s. 107. ayeti.

قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًاۙ

---- De ki: Siz ona ister iman edin, ister iman etmeyin; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal secde ederlerdi. 

Sayın hoca bu ayette geçen "Yehirrune lil ezkani sücceden" ibaresinin anlamını çeneler anlamına gelen Ezkani kelimesinin anlamını da meale katmayarak "Derhal secde ederlerdi" şeklinde vermiş ve şöyle bir yorumda bulunmuştur.

“Daha önce kendilerine ilim verilenler o (Kur’an) onlara okunduğunda, çenelerine doğru secde ederek (ona) eğilirler. (üstüne düşerler-ona kör ve sağır davranmazlar)...” Ayrıca bu âyetlerde salât kelimesinin geçmemesi çok önemlidir. Yani bu iki âyette geçen “harr” ve “sücceden” salâttan ayrı olarak “Kur’an’a eğilmek ve onun emir ve yasaklarını kayıtsız şartsız kabul etmek” anlamına gelmektedir. O halde salât sırasında çenelerimize doğru kapanmamız veya yığılmamız gerektiği düşüncesini buradan çıkaramayız. Ek olarak, şu kullanıma bir bakın: “Çenelerine doğru kapanırlar...” Arapçası “ً ان ُ س َّجدا ِ َ ْق َذ َ ِخ ُّر َون ِ ل ْاْل ي) yahirrûne lil ezkâni succeden)” Bu kısımla ilgili bir kaç gözlemimiz bulunmaktadır. Öncelikle burada “çenelerine doğru” diyor. Çenelerin “üstüne” değil, Ayrıca burada çenelerine doğru “eğilirler-önemserler” diyor. Çenelerine doğru secde ederler değil, Furkan 73.âyet “harra” kelimesinin hangi anlama geldiğini bize gösteriyor. “ً َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي ِّه ِِّهْْم َل � َا ِِت ََرِّب َٰي ِٰا ُ �ِّكِ ُُروا ِب ِ ََذا ُذ ٖٖذي ََن ِا ً ََواَّلَ َـانًا يَمْْ عُُ وََ)) Onlara Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır dav ranmazlar.)” Kelime metin olarak şöyledir. “ً َـانًا ً ََو ُُع ْْمَي َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي لَ) lem yehirru aleyhe summen ve umyenen) (Âyetlere kör ve sağır davranmazlar.)” Demek oluyor ki, “harra” kelimesi, bu âyette bulunan “yehirrune” kelimesi, Kur’an’a karşı kayıtsız kalmamak, ona eğilmek, onu önemsemek veya akla yatmak, zihne yerleşmek, emin olmak, şüphesi kalmamak anlamına gelirken secde ise üstünlüğünü kabul etme kayıtsız şartsız itaat etme anlamına gelmektedir. “yehirrune lilezkani sücceden” “çenelerine doğru secde etmek” demek, “Rabbimizi tespih ve tenzih ederiz, Rabbimizin vadettiği yerine gelecektir, çenelere harr yaparlar yani onun gerçeklerine karşı ağlayarak huşuları (saygıları) artar” demektir. Yani burada çenelerin var olması, göz, gönül ve kulaklarının kabul ettiği şeyin dillerinde yani çenelerinde dışa yansıması olarak görülebilir. Dolayısıyla Kur’an’a karşı kör ve sağır davranmazlar onun hak olduğu dil ve çenelerinde, ahlak ve karakterlerinde ortaya çıkıyor. Vahye baktığımız zaman onun görünen ve bilinen maddi organlara değil, duygusal organlara seslendiğini görüyoruz. Yani Kur’an’da var olan kalp, gönül, göz, kulak görülen ve bilinenler değil, zihinsel ve fikirsel imanla ilgili şeylerdir.

Sayın hoca mealine koymadığı kelimeler hakkında bu kadar yorum yaparken, hangi sebeple bu kelimeleri meale koymadığı hakkında herhangi bir söz söylemektedir. Madem bunlar yorum yapmayı gerektirecek kadar önemli bir kelime ise neden çeviride bulunmamaktadır?

Sayın hoca burada laf kalabalığı ile ayeti örtbas etmeye çalışmaktadır. Nasıl mı?

Kendisi Lil ezkani kelimesinin Çenelerine doğru anlamına geldiğini söylemektedir ki doğrudur, o zaman sayın hocaya, bu ibareyi neden meale ilave etmediğini ve "Yehirrune lil ezkani sücceden" ibaresini Harre kelimesine kendisinin başka ayetlerde verdiği anlamları da biz burada vererek "çenelerine doğru yere yığılarak/ yere kapanarak/ yığılıp düşerek secde ederlerdi" şeklinde neden meal vermediğini sorarız.

5- İsra s. 109. ayeti. 

وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعًا 

 ---- (Kur’an okumak) onların haşyetlerini arttırmış bir şekilde (gönülden) ağlayarak yığılıp düşerlerdi

Sayın hocanın İsra s. 107. ve 109. ayetlerine verdiği mealler birbiriyle tutarsızlık göstermektedir. 107. ayette vermediği Harre kelimesinin anlamını bu ayette vermiş fakat Lil ezkani kelimesinin anlamını yine bu ayette de vermemiştir.

Bunun sebebinin bu ayet içinde Sücceden kelimesinin geçmemiş olmamasıdır. Sayın hocanın önyargılı okuma isteği kendi tutarsızlığını görmesine engel olmuştur. Sayın hocaya burada, "Çenelerine doğru ağlayarak yığılıp düşerlerdi" şeklinde meal yapmasına engel olan saik nedir diye sorarız.

Burada şunu açıklama gereği duymaktayız. Kur'an kendi bütünlüğü için bir anlam örgüsüne sahiptir ve bu örgü kelimelerle kurulmuştur. Ezkan kelimesi Kur'an içinde 3 yerde bu ayetlerin harici Yasin s. 8. ayette geçmektedir. O ayetteki geçişi bu iki ayetin anlama anahtarıdır.

Yasin s. 8. ayetinde müşriklerin vahye karşı kibirli duruşları onların çenelerinin yukarıya kalkık olarak resmedilmektedir. İşte bu noktada İsra 107. ve 109. ayetleri inananların vahye karşı duruşlarını sergilemektedir. Sayın hoca böyle bir bütünlük içinde konuyu düşünmüş olsaydı, lil ezkani kelimesini meallerden çıkarmak gafletine düşmezdi.

6- Meryem s. 58. ayeti. 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا 

 ---- İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği Nebilerden, Âdem’in zürriyetinden yani Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in zürriyetinden, hidayete ulaştırdığımız yani seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, Rahmanın âyetleri tilavet edildiği zaman secde ederlerdi yani ağlayarak vahyi kabullenirlerdi.

Sayın hoca bu ayette de Harru kelimesinin anlamını vermemiştir. Ayrıca sayın hocanın ayetteki Ve bağlacının bazısına ve bazısına ise yani anlamı vermiş olması dikkat çekicidir. Biz sadece sayın hocanın mealindeki bu ayeti okuyan bir kimsenin Arapça ve Kur'an bilgisine güvendiği bir kimseye hocanın "Harru sücceden ve bukiyyen" ibaresine verdiği anlamın doğru olup olmadığını sormalarını tavsiye ederiz.

7- Meryem s. 90. ayeti 

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ

 Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak yani dağlar yıkılıp düşecekti!

Sayın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye "Yıkılıp düşmek" şeklinde bir anlam vermiş ve bu verdiği anlam kelimenin sözlük anlamına uygundur. Sayın hoca her nedense Harre kelimesinin Sücceden ile birlikte geçtiği yerlere kelimenin anlamını koymamakta gayet dikkatli davranmakta, fakat sücceden kelimesinin geçmediği yerlere kelimenin anlamını koymaktadır.

8- Hac s. 31. ayeti. 

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ

---- Kendisine şirk koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nu birleyen) olun. Her kim Allah’a şirk koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini (vahşi) kuşlar kapışmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.

Sayın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye, ayet içinde secde kelimesi geçmediği için sözlük anlamına uygun olarak Düşmek anlamını vermiştir.

9- Furkan s. 73. ayeti.

وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا

---- Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;

Sayın hoca bu ayette geçen Lem yehirru kelimesine Davranmazlar anlamı vermiş ve aşağıya şöyle bir not düşmüştür.

Bütün kötülüklerin anası Kur’an’dan yüz çevirmektir. Kur’an’dan yüz çevirmek kadar büyük bir bela ve musibet, perişanlık ve dağılmışlık yoktur. Harr, kavramının yere yığılıp yani secde anlamında olmadığını bu ayet açık olarak göstermektedir. Yani birçok ayette bulunan رََّ خََ) harra) kavramı ayetlere karşı sağır ve kör olmama, ayetlere karşı ilgisiz ve duyarsız kalmama anlamına gelmektedir. رََّ خََ) harra) yere kapanma anlamında değildir. “Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. Bu âyette geçen “lem yahirru” “harr yapmazlar” ifadesi, ona karşı kör ve sağır davranmama, ilgisiz kalmama, üzerine düşme” demektir. “Harra” yere kapanma değildir. 

Sayın hocanın bu notunun değerlendirmesini bütün ayetlerin mealleri bittikten sonra yapacağız.

Burada lem yehirru kelimesine verdiği anlam, “Harra” yere kapanma değildir şeklindeki önyargısının bir sonucu olarak verdiği anlamdır.

10- Secde s. 15. ayeti.

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ 

---- Bizim âyetlerimize ancak o kimseler iman ederler ki, bunlar kendilerine hatırlatıldığında büyüklük taslamadan secde ederler. Yani Rablerini hamd ile tespih ederler. 

Sayın hoca bu ayette de Harru kelimesinin mealini ayet içinde Sücceden kelimesi geçtiği için vermemiştir.

11- Sebe s. 14. ayeti. 

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ

---- Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü, ancak değneğini yiyen bir yer dâbbesi gösterdi. (Sonunda yere) yığılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o alçaltıcı azabın içinde kalmazlardı.

Sayın hoca bu ayetin mealinde de ilgili kelimeye sözlük anlamına uygun olarak içinde secde kelimesi geçmediği için yere yığılmak şeklinde anlam vererek meale koymuştur.

12- Sad s. 24. ayeti. 

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

---- Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ederler. Yalnız iman edip yani salih amel işleyenler başkadır. Bunlar da azdır! dedi. Davud, kendisini sınadığımızı zannetti ve Rabbinden bağışlanma dileyerek rüku etti yani boyun eğerek (Allah’a) yöneldi. 

Sayın hoca bu ayette de Harre kelimesinin anlamını, rüku etmenin yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen bir eylem olduğunu çağrıştırmamak için meale koymamıştır.

Şimdi gelelim sayın hocanın Furkan s. 73. ayetinde yaptığı açıklamanın değerlendirilmesine.

Sayın hoca o açıklamada "“Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. " demektedir.

Kendisinin bu açıklamasından yol çıkarak ona şunları sorarız.

1- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında ayrı, nesneler bağlamında ayrı geçiyorsa (ki bu sizin iddianız), Araf s. 143. ayetinde insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyip de neden nesne bağlamında geçen yığılıp kaldı anlamını verdiniz?

2- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Yusuf s. 100. ayetinin mealine insan bağlamında geçtiği anlamı neden yansıtmadınız?

3- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, İsra s. 107. ayetinin mealine insan bağlamında geçtiği anlamı Lil ezkani kelimesinin de üzerini örterek neden vermediniz?

4- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, İsra s. 109. ayetinde geçen Yehirrune kelimesine insan bağlamında geçtiği anlam yerine nesne bağlamında geçtiği anlamı, yine burada da Lil ezkani kelimesinin üzerini örterek tercih ettiniz?

5- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Meryem s. 58. ayetinde geçen Harru kelimesine neden insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimeyi görmezden geldiniz?

6- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında sizin söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Hac s. 31. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek nesne bağlamında geçen anlamı verdiniz?

7- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Secde s. 15. ayetinde geçen Harru kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimenin üzerini neden örttünüz?

8- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, neden Sebe s. 14. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek nesne bağlamında geçen yere yığılmak anlamı verdiniz?

9- Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi Harre kelimesi insan bağlamında söylediğiniz şekilde geçiyorsa, Sad s. 24. ayetinde geçen Harre kelimesine insan bağlamında geçtiği anlamlardan birini vermeyerek kelimenin üzerine neden örttünüz?

Görüldüğü üzere sayın hoca Harre kelimesinin insan ve nesne bağlamında ayrı anlamlara sahip olduğunu karşılığı kendinden menkul olarak iddia etmekte, yine de bu iddialarının altını ilgili kelimenin mealinin karşılığı ile doldurmamaktadır. 

Bizim sayın hocanın mealinin Harre kelimesinin geçtiği ayetler bağlamındaki çevirileri hakkındaki gözlemlerimiz bu şekildedir.

Kur'an selim bir akılla okunmak yerine önyargılı bir akılla okunduğu zaman, ortaya çıkan durum maalesef bu dur. Bir kelimeye siz türedi bir anlam vererek geçtiği ayetleri o türedi anlamla çevirmeye kalkarsanız bu kitap size "Dur" diyecektir. Siz durmak yerine illaki devam edeceğim derseniz, ya kelimeyi türedi anlam üzerinden ya da üzerine örtmek suretiyle bir çıkış bulacaksınız. Sayın Ali Aydın hocanın bulduğu çıkış, ilgili kelimenin üzerine örtmek suretiyle olmuştur.

Bizim Harre kelimesinin geçtiği ayetler bağlamında inceleme imkanı bulduğumuz sayın hocanın bu eserinin bizce ismi "Ezber Bozan Kur'an Meali"  yerine "İnanç Bozan Kur'an Meali" olmaya daha layıktır.

                              EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


23 Aralık 2025 Salı

AHKAF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- Bu kitabın indirilmesi, en güçlü, en bilge Allah'tandır.

3- Ve biz o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri, o gerçek (bir neden) den ve bir isimlenmiş süreden başka takdir etmedik. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise uyarıldıkları şeyden kayıtsız kalanlardır.

4- Sen de ki: "Siz, Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyleri gördünüz mü? Gösterin bana, onlar o yerden neyi takdir etmişler? Yoksa o göklerde bir ortaklık onlar için midir? Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bana bunun öncesinden bir kitap veya bilgiden herhangi bir iz getirin.

5- Ve daha sapkın kimdir o kimseden ki Allah'ın berisinden o kalkışın gününe kadar kendisine cevap veremez şeyi çağırır? Oysa onlar, onların çağrılarından duyarsız kalanlardır.

6- Ve o insanlar sürülüp toplandığı zaman, onlar (putlar) onlara düşmanlar olurlar ve onlar (putlar) onların kulluklarını örtücüler olurlar.

7- Ve onlara bizim ayetlerimiz apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, gerçeği örtmüş olan kimseler, o gerçek onlara geldiğinde: "Bu, apaçık bir sihirdir" dedi.

8-  Yoksa onlar (senin için): "O, onu yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, artık siz benim için Allah'tan hiçbir şeye hükümran olamazsınız. O, sizin onda dökülüp gitmekte olduğunuz şeyi en iyi bilendir. Benimle sizin aranızda tanık olarak O yeter. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir."

9- Sen de ki: "Ben, o elçilerden örneksiz biri değilim ve ben, bana ve size ne yapılacak bilmiyorum. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını da izlemiyorum ve ben, bir apaçık uyarıcıdan başkası da değilim."

10- Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer o Allah'ın yanından ise ve siz de onu örttüyseniz ve Yakub'un oğullarından bir tanık da onun bir örneği üzerine tanıklık etti de hemen inandıysa ve siz de büyüklük tasladıysanız (haliniz nice olur)? Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez."

11- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimseler için: "Eğer (onda) bir hayır olsaydı, onlar ona (inanmakta) bizim önümüze geçemezlerdi" dedi. Ve onlar, onunla doğruya iletilmedikleri zaman ise hemen: "Bu, bir eski gerçeğim yönünü değiştirmedir" diyeceklerdir.

12- Ve onun öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı vardı. Ve bu da haksızlık yapmış olan kimseleri uyarmak ve o iyilik edenler için bir Arabi dil kitaptır.

13- Şüphesiz ki o kimseler: "Bizim Efendimiz Allah'tır" dediler, sonra onlar dosdoğru oldular, artık onlara hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.

14- İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onların işlemekte oldukları şeylere bir karşılık olarak, onlar onda sürekli kalıcıdırlar.

15- Ve biz, o insana ana babasına iyiliği tembihledik. Annesi onu zorlanarak taşıdı ve onu zorlanarak doğurdu. Ve onun taşınması ve onun (sütten) ayrılması otuz aydır. Nihayet o en çetinliğine ulaştığı ve kırk seneye ulaştığı zaman: "Ey Efendim, sen beni bana ve anneme babama verdiğin nimetine şükretmeme ve senin ona hoşnut olacağın bir düzgün iş işlemeye beni düzenli olarak sevk et ve benim soyumda (olanları) da düzelt. Şüphesiz ki ben itaate döndüm ve şüphesiz ki ben o teslim olanlardanım." dedi.

16- İşte onlar, biz onların işledikleri şeylerin en iyisini onlardan kabul edeceğimiz ve onların kötülüklerinden geçeceğimiz o bahçenin içindeki kimselerdir.

17- Ve o kimse ki annesine babasına: "Öf ikinize, siz ikiniz beni (yeniden) çıkarılmamla mı tehdit ediyorsunuz? Oysa benden önce o kuşaklar gelip geçmiştir" dedi. Ve o ikisi Allah'ın yardımına sığınarak: "Yazıklar olsun sana gel inan, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir" (dediler). Buna karşılık o: "Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" der.

18- İşte onlar, onlardan önce gelip geçmiş o cinden ve o insandan olan ana toplumların içinde o söylenen üzerlerine gerçek olan kimselerdir. Şüphesiz ki onlar ziyan edenler olmuşlardır.

19- Ve her biri için işledikleri şeylerden dereceleri vardır.  Ve O sonunda onlara işlerini(n karşılığını) tastamam verir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

20- Ve gerçeği örtmüş olan kimselerin ateşe sunulacağı gün (onlara): "Siz, (ahirette alacağınız) temiz şeylerinizi o yakın yaşamınızda giderdiniz ve onlarla yararlandınız. Artık bugün siz o gerçek olmaksızın o yerde büyüklük taslamakta olmanız nedeniyle ve itaatten çıkmakta olmanız nedeniyle o alçaltıcılığın azabıyla karşılık göreceksiniz" (denilecek).

21- Ve sen Ad'ın kardeşini hatırla. Bir zaman o, onun önünden ve ardından o uyarıcıların gelip geçtiği o kum tepelerindeki topluluğunu : "Siz, Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyin. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize bir acı gün azabından kaygılanıyorum" diye uyarmıştı.

22- Onlar: "Sen bizi tanrılarımızdan yön değiştirmemiz için mi geldin?  Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

23- O: "O bilgi ancak ve ancak Allah'ın yanındadır ve ben size onunla gönderildiğim şeyi ulaştırıyorum, fakat ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum" dedi.

24- 25- Onlar, onu vadilerine yönelen bir geniş bulut olarak gördüklerinde: "Bu, bize yağmur yağdırıcı bir geniş buluttur" dediler. (Hud): "Hayır o, kendisinin çabuklaşmasını istediğiniz şeydir. Bir rüzgardır ki onda bir acı azap vardır. Her bir şeyi kendisinin Efendisinin buyruğu ile yerle bir edecektir" (dedi). Böylece onların durulma yerlerinden başka bir şey görülmez oldu. Biz, suç işleyenler topluluğuna böyle karşılık veririz.

26- Ve ant olsun ki biz onlara, bizim size kendisinde sağlamadığımız öyle şeylerde olanak sağlamış ve onlar için işitme ve görmeler ve gönüller var etmiştik. Ne var ki onların işitmesi ve görmeleri ve gönülleri, onlar Allah'ın ayetlerinin ısrarla reddetmekte oldukları zaman onlardan hiçbir ihtiyacı gidermedi ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

27- Ve ant olsun ki biz sizin çevrenizdeki o kasabalardan bir kısmını yok ettik ve biz onlara o ayetleri o ayetleri evire çevire açıklamıştık ki onlar döneler.

28- Bu durumda onların Allah'ın berisinden yakınlık vesilesi olarak belledikleri şeyler olan tanrıları onlara yardım etmeli değil miydi? Hayır onlar, onlardan saptılar. Ve bu, onların gerçeğin yönünü değiştirmeleri ve yakıştırmakta oldukları şeydir.

29- Ve bir zaman biz o cinden bir takımı sana çevirmiştik, onlar o okunan (Kur'an) ı dinliyorlardı. Onlar, ona hazır olduklarında "Susun" dediler. (Okuma) yerine getirilince onlar topluluklarına uyarıcılar olarak yakınlaştılar.

30- 31- 32- Onlar: "Ey topluluğumuz, şüphesiz ki biz Musa'nın sonrasından indirilmiş, kendisinin önünde olan şeyi bir doğrulayıcı ve o gerçeğe ve bir dosdoğru yola iletir bir kitap işittik. Ey topluluğumuz, siz Allah'ın çağrıcısını cevaplandırın ve ona inanın ki, O da sizin peşinize takılı suçlarınızdan bir kısmı size bağışlasın ve sizi bir acı azaptan himaye etsin. Ve kim Allah'ın çağrıcısını cevaplandırmazsa artık o, o yerde yetersiz bırakıcı değildir ve onun için O'nun berisinden yakınlar yoktur. İşte onlar bir apaçık sapkınlık içindedirler " dediler.

33- Onlar görmediler mi şüphesiz Allah O ki, o gökleri ve o yeri takdir etmiştir ve onların takdiriyle acze düşmemiştir ve o ölüleri (yeniden) yaşatmaya da güç yetiricidir?  Evet, şüphesiz ki O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

 34- Ve gerçeği örtmüş olan kimselerin ateşe sunulacağı gün (onlara): "Bu, o gerçek değil miymiş?" (denilecek). Onlar: "Efendimize ant olsun ki evet" dediler. O: "Öyleyse siz gerçeği örtmekte olmanız nedeniyle o azabı tadın" dedi.

35- Artık sen, o kararlılığın sahibi bir kısım elçilerin (zorluğa) direnç gösterdiği gibi direç göster ve onlar için çabukluk isteme. Onlar, söz verilmekte oldukları şeyi görecekleri gün (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibidir. (Bu), bir ulaştırmadır. Artık o itaatten çıkanlar topluluğundan başkası mı yok edilir?


20 Aralık 2025 Cumartesi

Harre Kelimesinin Kur'an'da Geçişleri Üzerinde Bir Mülahaza

Kur'an kendi iç bağlamında öyle bir anlam örgüsüne sahiptir ki, eğer bir kimse onun kelimelerinden herhangi birini konulduğu yerinden oynatmak isterse yani anlam çarputması yaparsa, Kur'an  o kişiye "Beni tahrif ediyorsun" diye resmen bağırır. Eğer bu kimse yaptığı şeyi hataen yapıyorsa bundan döner, bilerek yapıyorsa, kelimelere kırk takla attırarak istediği anlamı o kelimeye söyletir.

Malum olduğu üzere Kur'an, muhataplarının Arap olması nedeniyle o topluluğun konuştuğu dil üzerine inmiş bir kitaptır. Dolayısı ile bu kitabın doğru anlaşılmasının yolu, içinde geçen kelimelerin ilk dönemde sahip olduğu anlamın dikkate alınmasından geçmektedir. 

Son yıllarda bazı kimselerin Kur'an'da ritüel anlamda bir secde eylemi olmadığını iddia etmeleri de, kanaatimizce kelimelere kırk takla attırarak vardıkları bir sonucun ürünüdür. Bu kelimeler içinde Harre kelimesi de bulunmaktadır.

Biz, sözü fazla uzatmadan Kur'an'da geçen Harre kelimesi ve onun Kur'an'da geçtiği ayetlerde taşıdığı anlam üzerinde durmaya çalışarak, bu kelimenin Kur'an bütünlüğünde sahip olduğu anlam üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Bu fiilin anlamı El Müfredat adlı sözlükte şöyle izah edilmektedir: Harre, duyulabilecek şekilde bir ses çıkararak düşmek demektir. Yehirru ise, su, rüzgar ve benzeri yukardan yere düşen şeylerin düşerken çıkardıkları seslerdir.

Kısaca Harre kelimesi sözlük anlamı olarak yukarıdan aşağıya doğru bir düşüşü ifade etmektedir. Şimdi bu kelimenin Kur'an'da geçtiği 12 yerdeki geçişlerini ve sahip oldukları anlamı teker teker okumaya çalışalım.

Bu meyanda Ezber bozan Kur'an meali adıyla bir Kur'an çevirisi bulunan ve namaz, secde gibi ritüellerin Kur'an'da olmadığını iddia eden sayın Ali Aydın hocanın bu kelimeye verdiği anlamları da burada paylaşacağız.

1- Araf s. 143. ayeti.

----  Ve Musa bizim belirlenmiş vaktimiz için geldiğinde ve ne zaman ki kendisinin Efendisi onunla sözlü iletişim kurduğunda o : "Ey Efendim, sen bana görün de sana bakayım" dedi. (Allah): "Sen beni asla göremeyeceksin. Fakat şu dağa bak, eğer kendi yerinde sabit kalırsa, artık sen de beni göreceksin" dedi. Ne zaman ki onun Efendisi kendisini o dağa ortaya çıkardığında, onu dümdüz bir hale getirdi ve Musa baygın bir halde yere kapaklandı. Ayıldığında o: "Sen, her türlü eksiklikten uzaksın. Sana itaate döndüm ve ben o inananların ilkiyim" dedi.

Bu ayette Musa a.s. ın yere kapaklanması Harre kelimesi ile ifade edilmektedir. Bu kelimenin burada kullanılışı sözlük anlamına uygun olarak yukardan aşağı bir düşüşü ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca, bu ayetin mealinde ilgili kelimeye "yığıldı kaldı" şeklinde bir anlam vermiş, ve bu anlam kelimenin sözlük anlamına uygun düşmektedir.

2- Yusuf s. 100. ayeti.

---- Ve babasını annesini o tahtın üzerine yükseltti ve ona boyun eğerek (secde ederek) yere kapandılar. Ve: "Ey babacığım bu, önceden gördüğüm rüyamın geri dönüşümüdür. Benim Efendim onu bir gerçek yaptı. Beni o hapishaneden çıkardığı zaman ve o şeytan benimle kardeşlerimin arasını dürtüklemesinin arkasından sizi o çölden getirmekle, kesinlikle bana iyilik etti. Şüphesiz ki benim Efendim ne dilerse lutfedicidir. Şüphesiz ki O, o en iyi bilicinin, o en bilgenin ta kendisidir."

Bu ayette Yusuf a.s. a yapılan secde, "Ve harru lehu sücceden" şeklinde ifade edilmektedir. Burada yapılan eylem yine yukardan aşağı düşüş anlamına gelen Harru kelimesi ile anlatılmaktadır. Secde olarak bildiğimiz eylemin burada hakiki bir anlamda yani kişinin yukarıdan aşağıya düşüş şeklinde gerçekleşen bir eylem olduğu açıktır. Çünkü Harru kelimesi burada eylemin şeklini ifade etmesi açısından önem arz etmektedir.

Sayın Ali Aydın hocanın bu ayeti çevirirken Harre kelimesini meale katmadığını görmekteyiz. Hocanın ilgili cümleyi çevirisi  "Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hepsi ona secde ettiler." şeklindedir. Görüldüğü gibi çeviride Harre kelimesinin anlamı bulunmamaktadır. Ayetin altına yaptığı yorumda, bu secdenin geleneksel anlamda bir secde olmadığını söylemektedir. Eğer Harre kelimesine çevirisine katarak bir meal yapsaydı, bu iddiasının yanlış olduğunu kendisi kanıtlamış olacaktı ki bu nedenle ilgili kelimeyi çeviriye katmamayı daha uygun gördüğünü düşünmekteyiz.

3- Nahl s. 26. ayeti.

---- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu da Allah onların yapılarına o temellerinden gelmiş, böylece o tavan onların üstüne tepelerinden çökmüş ve o azap onlara fark edemeyecekleri yerden gelmişti.

Bu ayette "Feharra aleyhimusakfu min fevkıhim" cümlesi tavan çökmesini ifade etmektedir. Yine burada da Harre kelimesinin yukarıdan aşağıya bir düşüşü ifade ettiği görülmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye Çökme anlamı vermiştir ki bu anlam kelimenin sözlük anlamına uygundur.

4- İsra s. 107. ayeti.

----  Sen de ki: "Ona inanın veya inanmayın. Şüphesiz ki onun öncesinden o bilgi verilmiş olan kimselere okunmakta olduğu zaman, boyun eğen (secde eden) olarak o çenelerin üzerine kapanırlar.

Bu ayette "Yehirrune lil ezkani sücceden" cümlesi secde eyleminin yukardan aşağıya düşmek anlamındaki Harre kelimesi ile ifade edildiğini görmekteyiz.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin çevirisinde "Yehirrune lil ezkani" ibaresinin anlamını çeviriye yansıtmamış, fakat çevirinin altına bununla ilgili şu şekilde not düşmüştür. (Arapça metinler yazıyı kopyaladığımız için net okunamamaktadır)

“Daha önce kendilerine ilim verilenler o (Kur’an) onlara okunduğunda, çenelerine doğru secde ederek (ona) eğilirler. (üstüne düşerler-ona kör ve sağır davranmazlar)...” Ayrıca bu âyetlerde salât kelimesinin geçmemesi çok önemlidir. Yani bu iki âyette geçen “harr” ve “sücceden” salâttan ayrı olarak “Kur’an’a eğilmek ve onun emir ve yasaklarını kayıtsız şartsız kabul etmek” anlamına gelmektedir. O halde salât sırasında çenelerimize doğru kapanmamız veya yığılmamız gerektiği düşüncesini buradan çıkaramayız. Ek olarak, şu kullanıma bir bakın: “Çenelerine doğru kapanırlar...” Arapçası “ً ان ُ س َّجدا ِ َ ْق َذ َ ِخ ُّر َون ِ ل ْاْل ي) yahirrûne lil ezkâni succeden)” Bu kısımla ilgili bir kaç gözlemimiz bulunmaktadır. Öncelikle burada “çenelerine doğru” diyor. Çenelerin “üstüne” değil, Ayrıca burada çenelerine doğru “eğilirler-önemserler” diyor. Çenelerine doğru secde ederler değil, Furkan 73.âyet “harra” kelimesinin hangi anlama geldiğini bize gösteriyor. “ً َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي ِّه ِِّهْْم َل � َا ِِت ََرِّب َٰي ِٰا ُ �ِّكِ ُُروا ِب ِ ََذا ُذ ٖٖذي ََن ِا ً ََواَّلَ َـانًا يَمْْ عُُ وََ)) Onlara Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır dav ranmazlar.)” Kelime metin olarak şöyledir. “ً َـانًا ً ََو ُُع ْْمَي َـْْيـ ََها ُُصـمًّا َ ِِخُّرُوا ََعَل َ ْْم َي لَ) lem yehirru aleyhe summen ve umyenen) (Âyetlere kör ve sağır davranmazlar.)”

Demek oluyor ki, “harra” kelimesi, bu âyette bulunan “yehirrune” kelimesi, Kur’an’a karşı kayıtsız kalmamak, ona eğilmek, onu önemsemek veya akla yatmak, zihne yerleşmek, emin olmak, şüphesi kalmamak anlamına gelirken secde ise üstünlüğünü kabul etme kayıtsız şartsız itaat etme anlamına gelmektedir. “yehirrune lilezkani sücceden” “çenelerine doğru secde etmek” demek, “Rabbimizi tespih ve tenzih ederiz, Rabbimizin vadettiği yerine gelecektir, çenelere harr yaparlar yani onun gerçeklerine karşı ağlayarak huşuları (saygıları) artar” demektir. Yani burada çenelerin var olması, göz, gönül ve kulaklarının kabul ettiği şeyin dillerinde yani çenelerinde dışa yansıması olarak görülebilir. Dolayısıyla Kur’an’a karşı kör ve sağır davranmazlar onun hak olduğu dil ve çenelerinde, ahlak ve karakterlerinde ortaya çıkıyor. Vahye baktığımız zaman onun görünen ve bilinen maddi organlara değil, duygusal organlara seslendiğini görüyoruz. Yani Kur’an’da var olan kalp, gönül, göz, kulak görülen ve bilinenler değil, zihinsel ve fikirsel imanla ilgili şeylerdir.

Yaptığı bu izahlardan sonra sayın hoca Harre kelimesine kendince bir anlam yüklemektedir. Kur'an eğer önyargılardan arınmış bir kafa ile okunacaksa, içindeki kelimelerin kök anlamları dikkate alınarak okunmalı ve geçtiği yerlerde bir anlam bütünlüğüne sahip olmalıdır. Önyargılı bir okuma neticesinde bazı kelimelere kendisinin sahip olduğu anlam yerine, kişinin sahip olduğu düşünceye uygun bir anlam oturtulmaya çalışılması bu kitaba yapılabilecek en büyük zulüm olacaktır.

5- İsra s. 109. ayeti.

---- Ve onlar ağlayarak o çenelerin üzerine kapanırlar ve (o okunan) onları saygı bakımından artırır.

İsra s. 107. ayetinin devamı olarak "Ve yehirrune lil ezkani" ibaresi çenelerin yukarıdan aşağı bir düşme anlamına gelen Harre kelimesi ile yere kapanmasını ifade etmektedir. Çenenin başımıza ait bir parça olduğunuz düşündüğümüzde başın ve bedenin yukarıdan aşağıya doğru yere inmesi anlaşılmaktadır.

Sayın Ali aydın hocanın bu ayete verdiği meale baktığımızda 107. ayetin mealine almadığı "Ve yehirrune lil ezkani" ibaresinin anlamını 109. ayete almış ve kelimenin sözlük anlamına uygun olarak "Yığılıp düşmek" anlamını vermiştir. Sayın bu sefer de 109. ayette geçen "lil ezkani" kelimesinin anlamını mealine yansıtmamıştır. Bu durum sayın hocanın yaptığı meale ne kadar özen gösterdiği konusunda bir fikir sahibi olmamız açısından kayda değerdir. Bu durum yine bir dikkatsizlik sonucu sehven yapılmış bir hata olduğunu düşünsek dahi, yaptığı mealde eksik veya hata var mı yok mu diye defalarca kontrol etmek zorunda olduğunu bilen bir kimse için bu hatayı mazur görmek safdillik olacaktır.

6- Meryem s. 58. ayeti.

----  İşte bunlar o kimselerdir ki, Allah'ın kendilerini nimetlendirmiş olduğu o habercilerden, Adem'in soyundan ve Nuh'un beraberinde bizim taşıdığımız kimselerden ve İbrahim'in ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan doğruya ilettiklerimizden ve derlediğimiz kimselerdendir. Onlara sarmalayıcılığı kapsamlının ayetleri okunmakta olduğu zaman, onlar boyun eğen olarak ve ağlayan olarak kapanırlardı.

Bu ayette geçen "Harru sücceden ve bukiyyen" ibaresindeki Harru kelimesi yine yukarıdan aşağı bir düşmeyi ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde Harru kelimesinin anlamını meale yansıtmamıştır.

7- Meryem s. 90. ayeti

---- Ondan dolayı neredeyse o gökler yarılacaklar ve o yer parçalanacak ve o dağlar da bir sarsıntı ile yere kapaklanacak.

Ayet Allah c.c. ye çocuk isnadı ile ilgili bir bağlama sahiptir ve bu isnadın şiddeti 90. ayette "Ve tahirrulcibale hedden" ifadesi ile anlatılmaktadır. Dağların yıkılarak yere düşmesi yine Harre kelimesi ile ifade edilmektedir. Yine görülmektedir ki bu ayette de kelime yukarıdan aşağı bir düşüşü ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin çevirisinde kelimenin sözlük anlamına uygun bir anlam olan "Yıkılıp düşmek" anlamı vermiştir.

8- Hac s. 31. ayeti.

---- O'na ortak koşmaksızın (fıtrat yasalarına göre) Allah'a meyledenler olarak. Ve kim Allah'ı ortak koşarsa, o gökten yere düşmüş de o kuş onu kapıveriyor veya o rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.

Bu ayette geçen "Harre minessemai" ifadesi gökten yere düşmeyi ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın bu ayetin çevirisinde de kelimenin sözlük anlamına uygun bir anlam olan "Gökten düşmek" anlamını vermiştir.

9- Furkan s. 73. ayeti.

---- Ve o kimseler ki, Efendilerinin ayetleriyle hatırlatıldıkları zaman, onlara karşı sağırlar ve körler olarak kapanmadılar.

Bu ayet inanan kimselerin vasıflarını beyan eden bir bağlama sahiptir. İnanan kimselerin Allah'ın ayetlerine karşı olan tavırları kapanmamayı ifade "Lem yehirru" kelimesi ile anlatılmaktadır. 

Sayın Ali aydın hoca ve diğer bazı meal yapıcıları bu kelimeye "Davranmazlar" şeklinde anlam vermişlerdir. Kapanmak bir davranış biçimi olmakla birlikte Harre kelimesinin sözlük anlamı olan yere düşüp kapanma anlamı veren mealler bu konuda daha isabetlidir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayet ile ilgili şu şekilde bir not düşmüştür.

Bütün kötülüklerin anası Kur’an’dan yüz çevirmektir. Kur’an’dan yüz çevirmek kadar büyük bir bela ve musibet, perişanlık ve dağılmışlık yoktur. Harr, kavramının yere yığılıp yani secde anlamında olmadığını bu ayet açık olarak göstermektedir. Yani birçok ayette bulunan رََّ خََ) harra) kavramı ayetlere karşı sağır ve kör olmama, ayetlere karşı ilgisiz ve duyarsız kalmama anlamına gelmektedir. رََّ خََ) harra) yere kapanma anlamında değildir. “Harra” kelimesi nesneler bağlamında yere yığılma anlamına gelir insan bağlamında geçtiği yerlerde ise ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, değer verme, üzerine eğilme, benimseme ve kabul etme anlamına gelmektedir. Âraf-43; Sâd- 24; Yusuf-100; Meryem- 58; Secde-15 âyetlerinde bulunan “harra” kavramı “ilgilenme, merak etme, araştırma, önemseme, ciddiyetle yaklaşma, değer verme, üzerine düşme ve kabul etme” anlamına gelmektedir. Bu âyette geçen “lem yahirru” “harr yapmazlar” ifadesi, ona karşı kör ve sağır davranmama, ilgisiz kalmama, üzerine düşme” demektir. “Harra” yere kapanma değildir. 

Sayın hocanın bu notu ile ilgili düşüncelerimizi diğer bir yazımızda kendisinin bu kelimenin geçtiği ayetlere verdiği meallerin üzerinde teker teker durarak, verdiği ayet meallerini bu notunda yazdıkları ile karşılaştırarak yapmaya çalışacağız. 

10- Secde s. 15. ayeti.

---- Bizim ayetlerimize ancak ve ancak o kimseler inanır ki onlar, onlarla hatırlatıldıkları zaman, boyun eğen olarak kapanırlar ve Efendilerini övgü ile her türlü eksiklikten uzak tutarlar ve onlar büyüklük taslamazlar.

Bu ayette geçen Harru kelimesi, kelimenin sözlük anlamı karşılığı olan yukarıdan aşağıya düşmek anlamında kullanılmaktadır.

Sayın Ali aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeyi yine es geçerek anlama dahil etmemiştir.

11- Sebe s. 14. ayeti

----  Ne zaman ki biz, ona o ölümü yerine getirdiğimizde, onun ölümünü onlara onun bastonunu kemirmekte olan o yerin bir canlısı dışında kılavuzluk etmedi. Ne zaman ki o, yere kapaklandığında, o cinlere (o zaman) apaçık belli oldu. Eğer onlar o algılanamayananı biliyor olsalardı, o alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.

Ayet Süleyman a.s. ın vefatı ile ilgilidir ve ayet içindeki Harre onun ölüp yere düşmesini ifade etmektedir.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayetin mealinde ilgili kelimeye sözlük anlamına uygun biçimde "Yere yığılma" anlamı vermiştir.

12- Sad s. 24. ayeti.

---- (Davud): "Ant olsun ki o, senin koyununu kendi koyunlarına (katmayı) istemekle sana haksızlık yapmıştır. Ve şüphesiz ki o (mallarını birbirine) karıştıranlardan birçoğu, bir kısmı bir kısma karşı kesinlikle saldırganlık yapar. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka ve onlar da bir azdır" demişti. Ve Davud bizim kendisini ancak ve ancak denediğimiz kanısına varmıştı da Efendisine bağışlama istemiş ve saygıyla eğilerek kapanmış ve içtenlikle yönelmişti.

Bu ayet Davud a.s. a gelen davacılar ile ilgili bir bağlama dahildir. Davud a.s. diğer davacıyı dinlemeden verdiği karar sonucunda hatasını anlamış ve yukarıdan aşağıya bir düşüş anlamına sahip Harre ile ifade edilen bir eylemle bağışlama istemişti.

Sayın Ali Aydın hoca bu ayette de ilgili kelimeyi es geçerek meale dahil etmemiştir.

Buraya kadar gördüğümüz ayetlerde geçen Harre kelimesi, hangi Arapça sözlüğe bakarsanız bakın kök anlamı yukarıdan aşağıya doğru bir düşüş anlamını taşımaktadır. Kur'an'da geçtiği 12 ayetin tamamı sözlük anlamına uygun bir karşılığa sahiptir.

Kur'an ile hemhal olanların malumudur ki Kur'an içinde geçen kelimelerin kök anlamları bulunmaktadır ve ayetlerde geçen kelimeler bu kök anlamlarının dışında bir kullanıma sahip değildir. Meallerin birçoğu maalesef bu durumu yansıtmadıkları için anlam konusunda sıkıntılar doğmaktadır.

Kur'an'a önyargılarını onaylatmak amacı ile yaklaşanları Kur'an kendi bütünlüğü içinde mahkum etmektedir. Ancak onlar da bu mahkumiyeti ya ilgili kelimeleri görmezden gelerek ya da kendi hevalarınca bir anlam uydurmak suretiyle bozmaya çalışmaktadırlar.

Kur'an'da şekilsel bir secdenin olmadığını iddia eden kimseleri yalanlayan kelimelerden bir tanesi de Harre kelimesidir. Örnek olarak sunduğumuz sayın Ali aydın hocanın mealinde bu kelimenin anlamı, kelimenin geçtiği yerlerin bir kısmında meale dahil edilmemiştir. Bu konudaki düşüncelerimizi inşallah bu kelimenin geçtiği ayetlere sayın hocanın verdiği anlamları ele almaya çalışacağımız diğer bir yazımızda değineceğiz.

                                          EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.


CASİYE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- Bu kitabın indirilmesi, en güçlü, en bilge Allah'tandır.

3- Şüphesiz ki o göklerde ve o yerde o inananlara kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

4- Ve sizin takdir edilişinizde ve canlıdan yaymakta olduğu şeylerde, kesinkes inanmakta olan bir topluluğa (gözle görülen) ayetler vardır.

5- Ve o gece ve o gündüzün aykırı düşmesinde ve Allah'ın o gökten o şeyi (suyu) rızık olarak indirip de onunla o yeri onun ölümünden sonra onunla yaşatmasında ve o rüzgarları evirip çevirmesinde, bağlantı kurmakta olan bir topluluğa (gözle görülen) ayetler vardır.

6- Bunlar Allah'ın ayetleridir, biz onları sana o gerçekle peşi sıra okuyoruz. Artık onlar Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi bir söze inanacaklar?

7- Yazıklar olsun her bir azılı gerçeğin yönünü değiştirici günahkara.

8- O, kendisine peşi sıra okunmakta olan Allah'ın ayetlerini işitir, sonra onları işitmemiş gibi büyüklük taslayıcı olarak (inkarda) ısrar eder. Artık sen onu bir acı azabla müjdele.

9- Ve o bizim ayetlerimizden bir şey bildiği zaman, onları alay konusu olarak beller. İşte onlar  var ya bir alçaltıcı azap, onlar içindir. 

10- Onların ötelerinden cehennem vardır. Ve onların kazandıkları şeyler ve Allah'ın berisinden belledikleri yakınlar, onlardan hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılamaz. Ve bir büyük azap, onlar içindir.

11- Bu, bir doğruya iletendir. Ve o kimseler ki Efendilerinin ayetlerini örttüler, titreten bir acı azap onlar içindir.

12- Allah O ki, kendisinin buyruğu ile o su kütlesini o gemilerin onda akması ve kendisinin lütfundan bir kısmın sizin peşine düşmeniz ve şükretmeniz için, size boyun eğdirdi.

13- Ve O, o göklerde olan şeyleri ve o yerde olan şeyleri toplu olarak kendisinden (bir nimet olarak) size boyun eğdirdi. Şüphesiz ki bunda, düşünmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

14- Sen inanmış olan kimselere de ki: Onlar, Allah'ın günlerini beklemez kimseleri, sonunda bir topluluğu kazanmakta olduğu şeyler nedeniyle karşılık vermesi için (şimdilik) bağışlasınlar.

15- Kim bir düzgün iş işlerse, artık kendisinin benliğinedir ve kim kötülük yaparsa, artık benliğinin aleyhinedir. Sonra siz Efendinize döndürüleceksiniz.

16- Ve ant olsun ki biz Yakub'un oğullarına o kitabı ve o bilgeliği ve o haberciliği verdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik ve biz onları o tüm insanların üzerine lütuflandırdık.

17- Ve biz onlara o buyruktan apaçık belgeler verdik. Ama onlar kendilerine o bilgi gelmesi sonrasından kendi aralarında bir saldırganlıktan başka bir nedenle aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin o kalkışın günü onların kendisi hakkında aykırı düşmekte oldukları şeylerde, onların arasında (kararı) yerine getirecektir.

18- Sonra biz seni o buyruktan bir açık yol üzerinde görevlendirdik, o halde sen de onu izle ve sakın bilmezlerin keyfi arzularını izleme.

19- Şüphesiz ki onlar seni Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şeyle asla ihtiyaçsız kılamazlar. Ve şüphesiz ki o haksızlık yapanlar, onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Ve Allah o korunanların yakınıdır.

20- Bu, o insanlar için doğru görüşler ve kesinkes inanmakta olan bir topluluk için de bir şefkattir.

21- Yoksa o kötülükleri deşmiş olan kimseler, bizim onların yaşamlarını ve ölümlerini inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselerle bir denklikte tutacağımızı mı hesap etti? Onlar ne kötü şeye karar veriyorlar.

22- Ve Allah o gökleri ve o yeri o gerçekle ve sonunda her bir benliğin kazandığı şey nedeniyle görmesi için takdir etti ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

23- Şimdi sen tanrısını kendi keyfi arzusu bellemiş olan ve Allah'ın kendisini bir bilgi üzerine saptırdığı ve işitmesinin ve kalbinin üzerini mühürlediği ve görmesinin üzerine de bir kaplama çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'ın sonrasından kim onu doğruya iletebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

24- Ve onlar: "O (yaşam), bizim o yakın yaşamımızdan başkası değildir, biz ölürüz ve yaşarız ve bizi o zamandan başkası yok etmiyor" dediler. Onlar için bu konuda hiçbir bilgi yoktur. Ve onlar kanıdan başka bir şeyde bulunmuyorlar.

25- Ve bizim ayetlerimiz onlara apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman onların tartışmaları: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bizim atalarımızı getirin" demelerinden başkası olmadı.

26- Sen de ki: "Allah, sizi yaşatır, sonra sizi öldürür, sonra sizi o kalkışın gününe toplar ki onda hiçbir kuşku yoktur, fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler."

27- Ve o göklerin ve o yerin hükümranlığı, Allah'ındır. Ve o anın ayağa kalkacağı gün ki, o gün geçersizciler ziyan edecek.

28- 29- Ve sen her bir ana topluluğu dizüstü çökmüş olarak görürsün. Her bir ana topluluk kendisinin kitabına çağrılır. (Onlara): "Bugün siz işlemekte olduğunuz şeylerle karşılık göreceksiniz. Bu, bizim size karşı o gerçeği konuşacak kitabımızdır. Şüphesiz ki biz sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kaydediyor idik" (denilir).

30- Şimdi inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince; Artık onları Efendileri kendisinin şefkatine girdirecektir. Bu, o apaçık başarının ta kendisidir.

31- Ve gerçeği örtmüş olan kimselere gelince; Benim ayetlerim size peşi sıra okunuyor değil miydi siz de büyüklük taslamıştınız ve suç işleyen bir topluluk olmuştunuz?

32- Ve (size): "Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir ve o an ki onda hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Biz, o an nedir bilmiyoruz. Biz, bir kanıdan başka kanaatte bulunmuyoruz ve biz kesinkes inananlar değiliz" demiştiniz.

33- Ve onlara işledikleri şeylerin kötülükleri belli olmuş ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

34- Ve onlara: "Siz, bu gününüzün karşılaşmasını unuttuğunuz gibi, bugün de biz sizi unutacağız ve sizin sığınağınız o ateştir. Ve sizin için yardımcılardan da hiçbiri yoktur" denildi.

35- Bu size Allah'ın ayetlerini bir alay konusu olarak bellemiş olmanız ve o yakın yaşamın sizi aldatmış olması nedeniyledir. Artık bugün onlar ondan çıkarılmazlar ve onların hoşnutluk istekleri de kabul edilmez.

36- Artık o övgü o göklerin ve o yerin Efendisi, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.

37- Ve o göklerde ve o yerde o büyüklük O'nundur. Ve O çok güçlüdür, en bilgedir.