5 Aralık 2024 Perşembe

KEHF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- O övgü Allah'adır ki O, kendisinin kuluna o kitabı indirdi ve ona bir eğrilik koymadı. Dosdoğru olarak (indirdi), kendi katından bir çetin baskını uyarması ve o inananları ki onlar o düzgün işleri işlemektedirler, bir iyi ödülün onlar için olduğunu müjdelemesi ki onlar onda sonsuza dek durup bekleyicidirler ve "Allah bir çocuk edindi" demiş olan kimseleri uyarması için (dosdoğru yaptı).

5- Bu konuda herhangi bir bilgi onlar için ve onların ataları için yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelime büyük (bir yalandır). Onlar bir yalandan başkasını söylemiyorlar.

6- Şimdi sen, eğer onlar bu söze inanmazlarsa diye onların peşlerinden kederlenerek belki de benliğini tüketicisin

7- Şüphesiz ki biz, o yerin üzerinde ne varsa, onların iş bakımından hangisi daha iyi diye yoklamak için, ona bir süs yaptık.

8- Ve şüphesiz ki biz, onun üzerinde ne varsa, kesinlikle bir kupkuru toprak da yapıcılarız.

9- Yoksa sen hesap mı ettin şüphesiz ki o mağara ve o yazıt arkadaşları bizim şaşılacak delillerimizden idiler?

10- Bir zaman o genç erkekler o mağaraya sığınmıştı da onlar: "Ey Efendimiz, sen bize kendi katından bir şefkat ver ve işimizden dolayı bizim için bir olgun davranış hazırla" demişlerdi. 

11- Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarının üzerine seneler sayısınca (ağırlık) basmıştık.

12- Sonra biz, (mağarada) kaldıkları zamanı süre bakımından o iki grubun hangisinin daha iyi sayandır bizim bilmemiz için onları (yeniden) harekete geçirmiştik.

13- Biz, onların haberini o gerçekle sana anlatacağız. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisine inanmış olan genç erkeklerdi ve biz de onları doğruya iletilme bakımından artırmıştık.

14- 15- Ve onlar ayağa kalkıp da: "Bizim Efendimiz, o göklerin ve o yerin Efendisidir, biz O'nun berisinden hiçbirini tanrı olarak asla çağırmayacağız, (eğer çağırırsak) o takdirde ant olsun ki biz doğrudan uzak bir söz demişizdir. Şunlar bizim topluluğumuzdur ki onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar edindiler. Kendileri onlara karşı bir açık yetki getirmeliler değil miydi? O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır?" dedikleri zaman, biz onların kalplerinin üzerine bağ vurmuştuk.

16- (İçlerinden biri): "Ve madem ki siz onlardan ve onların Allah'tan başka kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştınız, o halde o mağaraya sığının ki sizin Efendiniz kendisinin şefkatinden size yaysın ve size işinizden dolayı rahat bir yer hazırlasın" (demişti).

 17- Ve onlar onun geniş bir yerinde (uyuyor) iken, sen (orada olsaydın) o güneşi yükseldiği zaman onların mağaralarından o sağın tarafına eğrilmekte olduğunu ve battığı zaman da o solun tarafına aşmakta olduğunu görürdün. Bu, Allah'ın delillerindendir. Kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kim ki O onu saptırırsa, artık sen onun için yakın bir olgun davranıcı asla bulamazsın.

18- Ve sen (orada olsaydın) onları uyanıklar olarak hesap ederdin oysa onlar derin uykudadırlar. Ve biz onları o sağın tarafına ve o solun tarafına çeviriyorduk. Ve onların köpeği de iki kolunu o girişe genişleticiydi. Eğer sen onların üzerine yükseltilseydin (hallerine tanık olsaydın), kesinlikle onlardan kaçarak (başka tarafa) yakınlaşır ve onlardan dolayı kesinlikle (içine) bir korku doldurulurdu.

19- 20- Ve biz, kendilerinin arasında birbirlerine (bilgi) talep etmeleri için onları işte böyle (yeniden) harekete geçirmiştik. İçlerinden bir sözcü: "Siz, nice kaldınız?" dedi. Onlar: "Biz, bir gün veya bir günün kısmı kadar kaldık" demişlerdi. (Bu cevabı alanlar): "Sizin kaldığınız zamanı sizin Efendiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şu şehre harekete geçirin, o da yiyecek bakımından onun hangisi daha arınmış ona baksın da hemen ondan size bir rızık getirsin ve (şehir halkına da) lütufkâr davransın ve sizi hiçbir kimseye sakın fark ettirmesin. Şüphesiz ki onlar eğer sizin üzerinize üstün gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi kendi inanç çizgilerine tekrar geri döndürürler ve o takdirde siz de sonsuza dek asla başarıya erişemezsiniz" demişlerdi. 

21- Ve biz onları, Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu ve o an ki onda hiçbir kuşku olmadığını bilmeleri için, onlara işte böyle fark ettirmiştik. O zaman onlar (şehir halkı) işlerini kendilerinin arasında çekişiyorlardı. Bu arada (onlar öldükten sonra bazıları): "Siz onların üzerine bir yapı temellendirin. Kendilerinin Efendisi onları daha iyi bilendir" demişlerdi. Onların (yapacakları) işi üzerine (çekişmede) yenen kimseler ise: "Biz, onların üzerine kesinlikle ve kesinlikle bir secde edilen yer edineceğiz" demişti.

22- Onlar diyecekler ki: "Üçtü, onların dördüncüsü onların köpeğiydi." Ve o algılanamayananı taşlayarak (kimileri de): "Beşti, onların altıncısı onların köpeğiydi" diyecekler. Ve onlar(ın kimileri de): "Yediydi ve onların sekizincisi onların köpeğiydi" diyecekler. Sen de ki: Benim Efendim, onların sayısını daha iyi bilendir. Onları çok az kimseden başkası bilmiyor." O halde sen, onlar hakkında (sana bilgisi kapalı olmayan) bir görünür münakaşadan başka sakın münakaşa etme. Ve sen onlar hakkında onlardan hiçbir kimseden sakın görüş de isteme.

23- 24- Ve sen hiçbir şey için de, "Eğer Allah dilerse başka" (demeden): "Şüphesiz ki ben bunu sabah yapıcıyım" sakın sakın deme. Ve sen unuttuğun zaman da, Efendini hatırla ve: "Efendimin olgun davranış bakımından beni bundan daha yakına iletmesini umulur" de.

25- Ve (onlar dediler ki): "Onlar kendi mağaralarında 300 sene kaldılar ve bunu 9 (sene) daha artırdılar."

26- Sen de ki: "Allah, onların kaldıkları zamanı daha iyi bilendir. O göklerin ve o yerin algılanamayananı(n bilgisi) O'nundur. O, neler görür ve neler işitir. O'nun berisinden hiçbir yakın onlar için yoktur. Ve O, kendisinin kararına hiçbir kimseyi de ortak etmez."

27- Ve sen, senin Efendinin kitabından sana vahyedilmiş olan şeyi peşi sıra oku. O'nun kelimelerini hiçbir değiştirici olmaz ve sen de O'nun berisinden bir sığındırıcı asla bulamazsın.

28- Ve sen, sabah ve akşam (sürekli olarak) kendilerinin Efendisini, O'nun yüzünü isteyerek çağırmakta olan kimselerin beraberinde benliğini dirençli tut ve iki gözünü bu şimdiki yaşamın süsünü isteyerek onlardan (başka tarafa) sakın ayırma. Ve sen, o kimseye sakın itaat etme ki biz onun kalbini bizim hatırlatmamızdan duyarsızlaştırmışızdır ve o da kendi keyfi eğilimini izlemiştir ve onun işi de kusur işlemektir.

29- Ve sen de ki: "O gerçek kendi Efendinizdendir. O halde dileyen kimse artık inansın ve dileyen kimse de artık gerçeği örtsün." Şüphesiz ki biz ateşi o haksızlık yapanlar için hazırlamışızdır ki onun surları onları kuşatmıştır. Ve eğer onlar yardıma sığınırlarsa, kendilerine o yağ tortusu gibi bir suyla yardım edilir ki o, yüzleri kavurur. O (su) ne bunaltıcı içecektir. Ve (o ateş) rahat yer bakımından ne kötüdür. 

30- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, şüphesiz ki biz iş bakımından daha iyi kimsenin ödülünü kayba uğratmayacağız.

31- İşte onlar, Adn bahçeleri onlar içindir, kendilerinin altından o nehirler akar, kendileri, onlarda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlar olarak altından bileziklerden takınacaklardır ve ince ipekten ve kalın ipekten giysiler giyeceklerdir. O ne iyi dönüşümdür ve rahat yer bakımından da ne güzeldir. 

32- Ve sen onlara iki adamı bir örnek olarak ortaya koy. Biz ikisinden birine üzümlerden (oluşan) iki bahçe vermiş ve o ikisini de hurmalıkla donatmış ve ikisinin arasına da bir ekinlik yapmıştık.

33- O iki bahçenin her ikisi de kendi yemişini vermiş ve ondan (yemişini vermekten) yana hiçbir şeyi haksızlık yapmamıştı. Ve biz ikisinin arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

34- Ve onun (başka) ürünü de olmuştu. Durum böyleyken onunla karşılıklı konuşurken kendi arkadaşına: "Ben senden mal bakımından daha çok ve insan gücü bakımından da daha üstünüm" demişti.

35- 36- Ve o, kendi bahçesine benliğine haksızlık yapıcı halde girmiş ve: "Ben, şunun kuruyup yok olacağı kanısına sonsuza dek varmıyorum ve ben, o anın ayağa dikilici olacağı kanısına da varmıyorum. Ve ant olsun ki ben Efendime geri döndürülürsem de, kesinlikle ve kesinlikle çevrilmişlik bakımından bundan daha hayırlısını bulacağım" demişti.

37- 38- 39- 40- 41- Onun arkadaşı kendisiyle karşılıklı konuşurak ona: "Sen O'na mı nankörlük ettin? ki O seni bir topraktan sonra bir döllenmiş hücreden yaratmış sonra da seni bir adam olarak denkleştirmiştir. Fakat hakikat şu ki, O Allah benim Efendimdir ve ben kendi Efendime hiçbir şeyi ortak koşmam. Ve her ne kadar sen beni, kendinden mal bakımından ve çocuk bakımından daha az olarak görüyor olsan da bahçene girdiğin zaman, '(Bu bahçe) Allah'ın dilemesidir, Allah'tan başka hiçbir kuvvet yoktur' demeli değil miydin? Hal böyleyken ola ki benim Efendim bana senin bahçenden daha hayırlısını verebilir ve onun üzerine gökten bir hesap gönderir de böylece o, kaygan bir toprak olabilir. Veya (ola ki) onun suyu dibe çekilir hale gelir de sen onu (tekrar yukarı) istemeye asla güç yetiremezsin" demişti.

42- Ve kendisinin ürünü kuşatıldı. Böylece o da, (bahçesinin) uğrunda harcadığı şeylere (içi yanarak) iki elini oğuşturmaya başlamıştı, o (bahçe) ise çardakları üzerine çökmüş haldeydi ve o: "Ah keşke ben Efendime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu. 

43- Ve Allah'ın berisinden hiçbir karşı birlik olmadı ki ona yardım etsinler ve o kendisine de yardım edici olamadı.

44- İşte o anda o gerçek yakınlık Allah'a aittir. O, dönüşüm bakımından daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha hayırlıdır.

45- Ve sen onlara o yakın yaşamın örneğini ortaya koy. (Bu yakın yaşam) bir su gibidir ki biz onu o gökten indirmişizdir, böylece onunla o yerin bitkisi birbirine karışmış, akabinde o (bitki) bir kuru ot haline gelivermiştir ki o rüzgarlar onu savuruverir. Ve Allah her bir şey üzerine güç yetiricidir.

46- O mal ve o oğullar, o yakın yaşamın bir süsüdür. Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlıdır ve beklenti bakımından da daha hayırlıdır.

47- Ve o gün biz o dağları yürüteceğiz ve sen de o yeri (bir uçtan bir uca) belirgin olarak göreceksin. Ve biz de onlardan hiçbir kimseyi geride bırakmaksızın sürüp toplamışızdır.

48- Ve onlar sıra sıra olarak senin Efendinin karşısına sunulmuşlardır. (Onlara): "Ant olsun ki bizim sizi ilk defasındaki yarattığımız gibi bize geldiniz. Aksine, bizim size bir söz zamanı asla belirlemeyeceğimizi iddia etmiştiniz" (demişizdir).

49- Ve o kitap (önlerine) konulmuştur, artık sen o suç işleyenleri onun içindeki şeylerden dolayı: "Vay halimize, bu kitaba ne oluyor ki küçük ve büyük geride bırakmamış, onları ancak sayılandırmış" diyorlarken, korkuyla titreyenler olarak görürsün. Ve onlar işledikleri şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Ve senin Efendin hiçbir kimseye haksızlık yapmaz.

50- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O, cinden olmuş böylelikle kendi Efendisinin buyruğundan çıkmıştı. Şimdi siz onu ve onun soyunu, onlar size bir düşman olduğu halde, benim berimden yakınlar mı ediniyorsunuz? Bu değişim haksızlık yapanlar bakımından ne kötüdür.

51- Ben onları o göklerin ve o yerin yaratılışına ve kendi benliklerinin yaratılışına tanıklaştırmadım. Ve ben o saptırıcıları bir pazu (güçlü kol) olarak da edinici olmadım.

52- Ve o gün O: "Siz, benim ortaklarıma seslenin ki siz onları iddia etmiştiniz" diyecek. Bunun üzerine kendileri, onları çağırmışlar fakat onlar kendilerini cevaplandırmamışlardır. Ve biz onların arasına bir uçurum koymuşuzdur.

53- Ve o suç işleyenler o ateşi görmüş, artık şüphesiz ki kendilerinin de ona düşücüler oldukları kanısına varmışlardır. Ve onlar, ondan çevrilebilecek bir yer de bulamamışlardır.

54- Ve ant olsun ki biz, bu okunan (Kur'an) da o insanlara her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ve o insan ise söz dalaşı yapma bakımından her bir şeyden (diğer canlılardan) daha çok olmuştur.

55- Ve o insanları, onlara o doğruya ileten geldiği zaman inanmalarına ve kendilerinin Efendisinden bağışlama istemelerine, o ilklerin yasasının onlara gelmesinden veya o azabın karşılarına gelmesinden başkası alıkoymadı.

56- Ve biz o gönderilmişleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmalarından başka göndermeyiz. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise o geçersizle söz dalaşı yapıyor ki o gerçeği onunla boşa çıkarsınlar. Ve onlar benim delillerimi ve uyarıldıkları şeyi alay konusu olarak edindiler.

57- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, kendisinin Efendisinin delilleri ona hatırlatılmıştır, buna rağmen onlardan ilgisiz kalmıştır ve kendi iki elinin öncelediği şeyleri unutmuştur? Şüphesiz ki biz, onlar onu (Kur'an'ı) kavrarlar diye onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ve eğer sen onları o doğruya iletene çağırsan, yine de onlar sonsuza dek asla doğruya iletilmeyecekler.

58- Ve senin Efendin çok bağışlayıcıdır, şefkat sahibidir. Eğer O, onları kazandıkları şeyler nedeniyle (hemen) tutmuş olsaydı, kendileri için o azabı kesinlikle ve kesinlikle acilen yerine getirirdi. Aksine, (belirlenmiş) bir söz zamanı onlar içindir, ki (o zaman gelince) O'nun berisinden kurtulacak bir yer de asla bulamayacaklar.

59- Şu kasabalar, haksızlık yaptıklarında biz onları yok etmiştik. Ve biz onların yok edilmeleri için bir söz zamanı belirlemiştik.

60- Ve bir zaman Musa kendi genç uşağına: "Ben, o iki su kütlesinin birleştiği birleştiği yere ulaşmama kadar (yürümekten) ayrılmayacağım veya uzun zaman geçireceğim" demişti.

 61- Ne zaman ki ikisi, ikisinin (iki su kütlesinin) arasının birleştiği yere ulaştılar, balıklarını unutmuşlar, böylece o da o su kütlesinde gözden kaybolarak kendi yoluna akıp gitmişti.
 
62- Ne zaman ki ikisi (orayı) geçtiler o, kendi genç uşağına: "Sen, bize sabah yemeğimizi getir, ant olsun ki biz bu seferimizden dolayı bir yorgunlukla karşılaştık" demişti.

63- O (uşak): "Gördün mü sen, o kayaya sığındığımız zaman, şüphesiz ki ben o balığı unuttum. Ve onu hatırlamamı bana o şeytandan başkası unutturmadı ve o da o su kütlesinde şaşılacak bir şekilde kendi yolunu tuttu" demişti.

64- O: "Bu, peşine düşmekte olduğumuz şeydir" demişti. Hemen ikisi eserlerinin üzerini takip ederek geri dönmüşlerdi.

65- (Oraya vardıklarında) ikisi, bizim kullarımızdan bir kul bulmuşlardı ki biz ona kendi yanımızdan bir şefkat vermiştik ve ona kendi katımızdan bir bilgi öğretmiştik.

66- Musa ona: "Ben, sana olgun davranış olarak öğretilmiş olan şeyden, senin de bana öğretmene karşılık seni izleyebilir miyim?" demişti.

67- 68- O: "Şüphesiz ki sen benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin. Ve sen o şeye karşı nasıl direnç gösterebileceksin ki onu haber bakımından kuşatamamışsındır?" demişti.

69- O: "Eğer Allah dilemişse, sen beni direnç gösteren biri olarak bulacaksın ve ben sana da işin konusunda baş kaldırmayacağım" demişti.

70- O: "O halde eğer sen beni izleyecek olursan, sakın bana hiçbir şeyden talepte bulunmayacaksın ta ki ben sana ondan bir hatırlatma söz edinceye kadar" demişti.

71- Böylece ikisi harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi o gemiye bindikleri zaman o, onu delmişti. (Musa): "Sen, onun mensuplarını batırman için onu deldin mi? Ant olsun ki sen iş bakımından (tehlikeli)bir şeyle geldin" demişti.

72- O: "Ben sana, 'şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin' dememiş miydim?" demişti.

73- (Musa): "Unutmam nedeniyle beni sakın (sorumlu) tutma ve benim işimden (itirazımdan) dolayı beni bir zorluğa sakın sardırma" demişti.

74- İkisi yine harekete geçmişlerdi. Nihayet bir oğlan çocuğu ile karşılaştıkları zaman o, hemen onu öldürmüştü. (Musa): "Sen bir arınmış benliği, bir benliği (öldürmesi karşılığı) olmaksızın öldürdün mü? Ant olsun ki sen yadırgama bakımından çok (korkunç) bir şeyle geldin" demişti.

75- O: "Ben sana, 'şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin' dememiş miydim?" demişti.

76- (Musa): "Eğer ben sana bir şeyden talep edersem, bunun ardından artık bana arkadaşlık etme. Sen, benim katımdan kesinlikle bir gerekçeye ulaştın" demişti.

77- İkisi yine harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi bir kasaba mensuplarına geldikleri zaman, onun mensuplarından yiyecek istemişler, fakat onlar ikisini konuklamaktan direnmişlerdi. Durum böyle iken ikisi onda bir duvar bulmuşlar, o (duvar) yıkılmayı irade ediyordu, o (kul) da hemen onu ayağa kaldırmıştı. (Musa): "Eğer sen dileseydin, buna karşı kesinlikle bir ödül edinirdin" demişti.

78- 79- 80- 81- 82- O: Bu (soru), seninle benim aramın ayrılmasıdır. Ben, geri dönüşümle seni haberlendireceğim, o şey ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin. O gemiye gelince, şimdi o (gemi) o su kütlesinde çalışmakta olan çaresizlere aitti, bu yüzden ben istedim ki onu kusurlu yapayım, oysa onların ötesinde bir hükümdar vardı ki o, her (sağlam) gemiyi zor kullanarak tutuyordu. Ve o oğlan çocuğuna gelince, şimdi onun babası annesi iki inanan idi, bu yüzden biz onun ikisini bir taşkınlığa ve bir nankörlüğe sardırmasından çekindik. Böylece biz, ikisinin Efendisinin onlara arınmışlık bakımından ondan daha hayırlısıyla ve sürekli şefkat bakımından da daha yakınıyla değiştirmesini istedik. Ve o duvara gelince, o şehirdeki yetim o iki oğlan çocuğuna aitti ve onun altında ikisine ait bir hazine vardı ve ikisinin babası da düzgün biriydi. Böylece senin Efendin o ikisinin en çetinliklerine ulaşmalarını ve senin Efendinden bir şefkat olarak hazinelerini (o zaman) çıkarmalarını istedi. Ve ben bunu kendi işimden dolayı yapmadım. Bu, geri dönüşümüdür o şeyin ki sen ona karşı direnç göstermeye güç yetirememiştin" demişti.

83- Ve onlar sana Zülkarneyn'den (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "Ben, size ondan bir hatırlatmayı, peşi sıra okuyacağım."

84- 85- Şüphesiz ki biz ona o yerde olanak sağladık ve ona her şeyden bir araç verdik. Böylece o da bir aracı izledi (ordusuyla yola çıktı).

86- Nihayet, o güneşin battığı yere ulaştığı zaman o onu, bir kara balçık gözesinde batıyor buldu ve o, onun yanında da bir topluluk buldu. Biz ona: "Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azap etmen veyahut onlar hakkında bir iyilik edinmen (sana kalmış)" dedik.

87- 88- O da: "Haksızlık yapmış olan kimseye gelince, artık biz onu ileride azaplandıracağız. Sonra o kendisinin Efendisine geri döndürülecek, artık O'da onu bir yadırganan azapla azaplandıracak. Ve inanmış ve düzgün iş işleyen kimseye gelince, o en iyinin karşılığı artık onun içindir. Ve biz ona işimizden bir kolaylık diyeceğiz" dedi.

89- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

90- Nihayet, o güneşin yükseldiği yere ulaştığı zaman o onu, bir topluluğun üzerine yükseliyor olarak buldu ki, biz onun berisinden kendileri için bir engel yapmamıştık.

91- İşte böyle. Ve oysa biz onun katında olan şeyleri haber (alma) bakımından kuşatmıştık.

92- Sonra o, bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

93- Nihayet iki seddin arasına ulaştığı zaman o, o iki seddin berisinden bir topluluk buldu ki onlar neredeyse hiçbir şey sözü kavrayamaz haldelerdi (dilleri yabancı idi).

94- Onlar: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz ki Ye'cüc ve Me'cüc bu yerde bozuculuk yapıcılardır. Onun için, bizimle onların arasına senin bir sed yapmana karşılık, biz sana bir vergi verelim mi?" dediler.

95- 96- O: "Benim Efendimin bu konuda bana sağladığı olanak daha hayırlıdır. Şimdi siz beni kuvvetlice destekleyin de ben sizin aranızla onların arasına bir dayanıklı engel yapayım. Siz, bana o demirin tomarlarını getirin" dedi. Nihayet o iki yamacın arası denkleştiği zaman: "Üfleyin (ateşi körükleyin)" dedi. Nihayet o, onu (engeli) bir ateş haline soktuğu zaman : "Bana getirin de onun üzerine erimiş bakır boşaltayım" dedi.

97- (Yapıldıktan sonra) artık onlar (Ye'cüc ve Me'cüc) ona üstün gelmeye güç yetiremediler ve onu delmeye de güç yetiremediler.

98- O: "Bu, benim Efendimden bir şefkattir. Artık benim Efendimin sözü(nün zamanı) geldiği zaman, O onu darmadağın bir hale getirecektir. Ve benim Efendimin sözü bir gerçektir" dedi.

99- Ve o gün biz, onların bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanır halde bırakmışızdır ve o boruya üflenmiş böylece biz de onları toplu olarak bir araya getirmişizdir.

100- Ve o gün bi cehennemi o gerçeği örtücülere sundukça sunmuşuzdur.

101- Onlar öyle kimselerdi ki, onların gözleri benim hatırlamamdan bir perde içindeydi ve onlar onu işitmeye de dayanamazlardı.

102- Yoksa o gerçeği örtmüş olan kimseler, benim berimden kullarımı yakınlar edinebileceklerini mi hesap etti? Şüphesiz ki biz cehennemi o (gerçeği) örtücülere bir ikramlık olarak hazırladık.

103- 104- Sen de ki: "Ben, iş bakımından o en ziyan edenleri sizi haberlendireyim mi? Onlar öyle kimselerdir ki, kendileri o yakın yaşamda (kötülüklere) emek vererek iyilikler işlemekte olduklarını hesap ettikleri halde, kendilerinin çabası boşa gitmiştir."

105- İşte onlar öyle kimselerdir ki, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ve O'nun karşılamasını örtmüşler, böylece onların işleri de boşa gitmiştir, artık biz o kalkışın günü onlar için bir tartı kurmayacağız.

106- Bu cehennem, onların gerçeği örtmüş olmaları ve benim delillerimi ve benim elçilerimi bir alay konusu edinmeleri nedeniyle onların karşılığıdır.

107- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, o firdevs bahçeleri kendileri için bir ikramlık olmuştur.

108- Kendileri onlarda sürekli kalıcılardır, onlardan bir (yer) değiştirme peşine de düşmezler.

109- Sen de ki: "Eğer o su kütlesi benim Efendimin kelimeleri için bir mürekkep olsa ve eğer ki biz onun bir örneğini de ilave olarak getirsek, benim Efendimin kelimelerinin tükenmesinden önce o su kütlesi tükenirdi."

110- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. O halde kim kendisinin Efendisinin karşılamasını bekliyorsa, artık düzgün iş işlesin ve kendisinin Efendisine kullukta hiçbir kimseyi ortak koşmasın."


24 Kasım 2024 Pazar

İSRA SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Münezzehtir ki O, kendisinin kulunu bir gece, bizim (gözle görülen) delillerimizden bir kısmını ona göstermemiz için Mescidi Haram (Mekke) den Mescidi Aksa'ya (Medine'ye) yürüttü ki biz onun çevresine bereketler bolluklar vermiştik. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi görücünün ta kendisidir.

2- Ve biz Musa'ya o kitabı verdik ve onu "Siz, benim berimden birine güvenip dayanmayın" diye Yakub'un oğullarına doğruyu gösterici yaptık.

3-Ey bizim Nuh'un beraberinde (gemiyle) taşıdığımız kimselerin soyu, şüphesiz ki o, çok şükreden bir kuldu.

4- Ve biz Yakub'un oğulları'na o kitaptaki: "Siz o yerde kesinlikle ve kesinlikle iki kere bozuculuk yapacak ve kesinlikle ve kesinlikle bir büyük yücelenme ile yüceleneceksiniz" hükmünü(nün gereğini daha önce) yerine getirmiştik.

5- Nihayet o iki (yücelenme) den ilkinin (hükmünün gereğini yerine getirme) sözü geldiği zaman, biz sizin üzerinize bizim çetin baskı sahibi kulları harekete geçirmiştik de onlar o yurtların arasını yoklamışlardı. Ve bu, bir  (gereği) yapılmış söz idi.

6- Sonra biz onların üzerine sizi o tekrar geri döndürmüş ve sizi mallar ve oğullar ile uzatmış ve sizi savaşçı sayısınca da daha çok hale getirmiştik.

7- Eğer siz iyilik ederseniz, kendi benlikleriniz için iyilik etmişsinizdir. Ve eğer siz kötülük ederseniz, artık o da kendinizedir. Nihayet o sonraki (büyüklenme)nin (hükmünü yerine getirme) sözü geldiği zaman yüzlerinizi kötü duruma düşürmeleri için ve o secde edilen yere ilk defasındaki girdikleri gibi ona girmeleri ve ele geçirdikleri şeyleri darmadağın etmeleri için (yine üzerinize şiddetli kötülük sahibi kullarımızı harekete geçireceğiz).

8- Sizin Efendinizin size sürekli şefkat etmesi umulur. Ve eğer siz tekrar geri dönerseniz, biz de tekrar geri döneriz. Ve biz cehennemi o gerçeği örtücüler için kısıtlayıcı (zindan) yaptık.

9- Şüphesiz ki bu okunan (Kur'an) doğru şeye iletir ki o en sağlamdır ve o, o inanan düzgün işleri işleyen kimselere de şüphesiz ki bir büyük ödülün onlar için olduğunu müjdeler.

10- Ve şüphesiz ki o kimseler o sonraki (yaşama) inanmazlar, biz onlara çok acı verici azap hazırladık.

11- Ve o insan, kendisinin o hayra olan çağrısı gibi o şerri de çağırır. Ve o insan çok acelecidir.

12- Ve biz o geceyi ve o gündüzü iki (gözle görülen) delil yaptık da o gecenin (gözle görülen) delilini ortadan kaldırdık ve o gündüzün delilini açıkça görülebilen yaptık ki siz, Efendinizden bir lütfun peşine düşesiniz ve o senelerin sayısını ve o hesabı bilesiniz. Ve her bir şey ki biz onu ayrıntılı açıkladık.

13- 14- Ve her bir insan ki, biz onun  kuşunu (işlediklerinden doğan sonuçları) kendisinin boynuna bağlamışızdır. Ve o kalkışın günü kendisine bir kitap çıkaracağız ki o, onunla yayılmış olarak karşılaşacaktır. (Ve biz ona): "Sen kendi kitabını oku, bugün kendi benliğin hesap görücü olarak sana kesinlikle yeter" (diyeceğiz).

15- Kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için doğruya iletilir. Ve kim saparsa ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve hiçbir günah yüklenici diğerinin günah yükünü yüklenmez. Ve biz, bir elçi harekete geçirinceye kadar, azap ediciler de olmadık.

16- Ve biz bir kasabayı yok etmek istediğimiz zaman, onun refahla şımartılmışlarına buyururuz da onlar onda itaatten çıkarlar, böylece o söylenen (azap sözü) onun üzerine gerçek olur, artık biz  de onu yerle bir ederiz.

17- Ve biz Nuh'un ardından o kuşaklardan nicesini yok ettik. Ve senin Efendin, kendisinin kullarının peşlerine takılı suçlarından en iyi haber alıcı olarak, en iyi görücü olarak yeter.

18- Kim o aceleyi (yakın yaşamı) isterse, biz istediğimiz kimse için dileyeceğimiz şeyi onda, ona acilen verir sonra cehennemi ona (yurt) yaparız. O, yerilmiş kovulmuş olarak ona yaslanacaktır.

19- Ve kim o sonraki (yaşamı) ister ve onun için çabalar, onun için çabalamasını da kendisi bir inanan olarak yaparsa, artık onların çabası şükre değerdir.

20- Biz her birine bunlara da ve şunlara da senin Efendinin sunumundan uzatırız. Ve senin Efendinin sunumu (tek tarafa) yığınlanmış değildir.

21- Sen bak, biz onların bir kısmını bir kısmının üzerine nasıl lütuflandırdık. Ve o sonraki (yaşam) kademeler bakımından kesinlikle daha büyüktür ve lütuflandırma bakımından da daha büyüktür.

22- Sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş yüzüstü bırakılmış olarak oturup kalırsın.

23- 24- Ve senin Efendin, kendisinden başkasına kulluk etmemenize ve anne babaya iyilik etmeye hükmetti. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında (yaşça) o büyüklüğe ulaşırsa, bu durumda sen her ikisine de sakın "Öf" bile deme ve ikisini de sakın azarlama ve ikisine de bir değerli söz söyle. Ve sen ikisine de o şefkatten dolayı o alçalmanın kanadını indir ve: "Ey Efendim, ikisi bana küçük biriyken şefkat gösterdiği gibi sen de ikisine sürekli şefkat et" de.

25- Sizin Efendiniz, sizin benliklerinizdeki şeyi daha iyi bilendir. Eğer siz düzgünler olursanız, bu durumda şüphesiz ki O, o (suçlarından) dönenler için çok bağışlayıcıdır.

26- Ve sen, o en yakınlığın sahibine kendisinin hakkını ver ve o çaresize ve o yolun oğluna (yolda kalmışa da ver) ve sakın bir savurganlıkla saçıp savurma.

27- Şüphesiz ki o saçıp savuranlar o şeytanların kardeşleridir. Ve o şeytan ise kendisinin Efendisine karşı çok nankördür.

28- Ve eğer sen bir şefkatin peşine düşerek onlardan ilgisiz kalırsan ki sen onu (şefkati) Efendinden bekliyorsun, bu durumda sen onlara kolaylaşmış söz söyle.

29- Ve sen elini boynuna bağlanmış hale (cimri) getirme ve onu büsbütün de genişletme (savurganlaşma), yoksa kınanmış hayıflanmış olarak oturup kalırsın.

30- Şüphesiz ki senin Efendin o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarınından en iyi haber alıcıdır, en iyi görücüdür.

31- Ve siz, geçim darlığının çekincesiyle kendi çocuklarınızı sakın öldürmeyin. Biz, onlara da ve size de rızık veriyoruz. Şüphesiz ki onların öldürülmesi bir büyük kusurdur.

32- Ve siz, o evliliksiz beraberliğe sakın yaklaşmayın. Şüphesiz ki o, bir hayasızlıktır ve bir kötü yoldur.

33- Ve siz, o benliği sakın öldürmeyin ki Allah onu o gerçek (neden) dışında yasaklamıştır. Kim haksızlık yapılmış olarak öldürülürse, bu durumda biz onun yakını için (kısas veya diyette) bir yetki vermişizdir. Artık o da o öldürme (bu yetki) de savurganlık yapmasın. Çünkü o (bu kadarıyla) yardım olunmuştur.

34- Ve siz, yetimin malına o, kendisinin en çetinliğine ulaşıncaya kadar, o şeyin en iyisinden başka sakın yaklaşmayın ve o bağlılık sözü tastamam yerine getirin. Şüphesiz ki o bağlılık sözü bir sorumluluktur.

35- Ve siz ölçtüğünüz zaman, o ölçeği tastamam yapın ve (tarttığınız zaman da) o doğruluğunu koruyan terazi ile tartın. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.

36- Ve sen, o şeyin peşine düşme ki kendisi hakkında bir bilgi sana yoktur. Şüphesiz ki o işitme ve o görme ve o gönül hepsi, işte onlar ondan sorumludur.

37- Ve sen, o yerde çalımlanarak adımlama. Çünkü sen yeri asla delemeyeceksin ve boy uzunluğu bakımından da o dağlara da asla ulaşamayacaksın. 

38- Bütün bunların kötü olanı, senin Efendinin yanında çirkin görülmüştür.

39- Bu, senin Efendinin o bilgelikten sana vahyettiği şeylerdendir. Ve sen, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa kınanmış kovulmuş olarak cehennemde atılır kalırsın.

40- Yoksa sizin Efendiniz o oğulları size seçti ve kendisi de o meleklerden dişiler mi edindi? Şüphesiz ki siz kesinlikle çok büyük söz söylüyorsunuz.

41- Ve ant olsun ki biz, onların iyice hatırlamaları için (öğütleri) bu okunan (Kur'an)da evire çevire açıkladık. Oysa bu onlara nefretten başkasını arttırmıyor.

42- Sen de ki: "Eğer onların söylemekte oldukları* gibi O'nun beraberinde tanrılar olsaydı, o takdirde onlar o tahtın sahibine karşı kesinlikle yol peşine düşerlerdi."

* Ayetin Arapça metnindeki "Kema yequlune" ibaresinin, "Kema tequlune" olarak da kıraatı vardır. Bu durumda anlam "Sizin söylemekte olduğunuz gibi" şeklinde olur.

43- O, münezzehtir ve onların söylemekte olduğu şeylerden bir büyük yücelikle yücedir.

44- O yedi gök ve o yer ve onlarda olan kimseler, O'nu tesbih etmektedir. Ve hiçbir şey yoktur ki, O'nu övgüsü ile tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihlerini kavrayamazsınız. Şüphesiz ki O, yumuşak davranıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

45- Ve sen okunan (Kur'an)ı okuduğun zaman biz, seninle ve o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin arasına bir gizlenmiş engel koyarız.

46- Ve onlar onu kavrarlar diye, biz onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ve sen Efendini okunan (Kur'an)da kendisini tek olarak hatırladığın zaman, onlar nefretle arkalarını yakınlaştırırlar

47- Onlar seni dinleyecekleri zaman onu hangi nedenle dinleyeceklerini ve onlar gizlice konuştukları zaman o haksızlık yapanların: "Siz bir sihirlenmiş adamdan başkasını izlemiyorsunuz" diyeceğini, biz daha iyi bileniz.

48- Sen bak, onlar sana karşı nasıl örnekler ortaya koydular da böylelikle saptılar, bu yüzden onlar (doğru) bir yola güç yetiremezler.

49- Ve onlar: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" dediler.

50- 51- 52- Sen de ki: "Taş veya demir halinde olun veya göğüslerinizde büyümekte olan şeylerden bir yaratık halinde olun (yine de harekete geçirileceksiniz)." Buna karşılık onlar: "Bizi kim tekrar geri döndürecek?" diyecekler. Sen de ki: "O ki sizi ilk defasında yarıp ortaya çıkarmıştır." Buna karşılık onlar sana şaşkınca başlarını sallayacaklar ve: "O ne zaman?" diyecekler. Sen de ki: "Bir yakın (zamanda) olması umulur. O gün O sizi çağıracak siz de hemen O'nu övgüsü ile cevaplandıracaksınız ve (kabirlerde) pek azdan başka kalmadığınız kanısına varacaksınız."

53- Ve sen kullarıma de ki: O şeyi söylesinler ki o en iyisidir. Şüphesiz ki o şeytan onların arasını dürtükler. Şüphesiz ki o şeytan o insana bir apaçık düşmandır.

54- Sizin Efendiniz sizi daha iyi bilendir. Eğer O dilerse size sürekli şefkat eder veya eğer dilerse sizi azaplandırır. Ve biz seni onların üzerine bir dayanak olarak göndermedik.

55- Ve senin Efendin o göklerde ve o yerde kim varsa daha iyi bilendir. Ve ant olsun ki biz o bir kısım habercileri bir kısmın üzerine lütuflandırdık ve Davud'a da (vahyimizi) yazılı metin (Zebur) olarak verdik.

56- Sen de ki: "Siz O'nun berisinden iddia ettiğiniz şeyleri çağırın. Oysa onlar sizden o zararı kaldırma ve (o zararı başkasıyla) bir değiştirme gücüne sahip olamazlar."

57- İşte onların çağırmakta oldukları o şeylerdir ki, onlar kendilerinin Efendisine hangisi en yakın olacak diye o yakınlık fırsatının peşine düşerler ve O'nun şefkatini beklerler ve O'nun azabından kaygılanırlar. Şüphesiz ki senin Efendinin azabı çekinilmiştir.

58- Ve hiçbir kasaba yoktur ki, o kalkışın gününden önce biz onu yok edici olmayalım veya ona bir çetin azapla azap edici olmayalım. Bu, o kitapta satırlan(arak yazıl)mıştır.

59- Ve bizi (gözle görünen) o delilleri göndermekten, o ilklerin onları yalanlamış olmasından başkası alıkoymadı. Ve biz Semud'a o dişi deveyi açıkça görülebilen (delil) olarak verdik de onlar ona haksızlık yaptılar. Ve biz (gözle görünen) o delilleri kaygılandırmaktan başka amaçla göndermeyiz.

60- Ve bir zaman biz sana: "Şüphesiz ki senin Efendin o insanları kuşatmıştır" demiştik. Ve o rüyayı ki biz sana gösterdik ve o okunan (Kur'an)daki o dışlanmış ağacı biz o insanlara bir ayartmadan başka amaçla yapmadık. Ve biz onları kaygılandırıyoruz, oysa bu onlara büyük bir taşkınlıktan da başkasını artırmıyor.

61-Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar, İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O: "Senin bir çamur olarak yarattığın kimseye ben boyun eğer miyim?" demişti.

62- O (devamla): "Sen, benim üzerime çok değerli kıldığın şu kimseyi gördün mü? Ant olsun ki eğer sen beni o kalkışın gününe kadar sonralarsan, ben de onun soyunu pek azı dışında kesinlikle ve kesinlikle yularlayacağım" demişti.

63- 64- 65- O da: "Sen git, bundan böyle onlardan kim seni izlerse, artık şüphesiz ki cehennem bir bollaştırılmış karşılık olarak sizin karşılığınızdır. Ve sen onlardan güç yetirebildiğin kimseyi sesinle tedirgin et, atlılarını ve yayalarını onların üzerine etki oluştur ve o mallarda ve o çocuklarda onlara ortak ol ve onlara söz ver." Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başka da söz vermiyor. (Allah devamla):  "Şüphesiz ki benim kullarım, sana bir yetki onların üzerinde yoktur. Ve (onlara) bir dayanak olarak senin Efendin yeter" demişti.

66- Sizin Efendiniz ki O, kendi lütfundan bir kısmın peşine düşmeniz için o gemileri o su kütlesinde sizin için sürüklemektedir. Şüphesiz ki O, size karşı şefkati süreklidir.

67- Ve size o su kütlesinde o zarar dokunduğu zaman, sizin (O'nun aşağısından) çağırdığınız şeyler kaybolur, yalnız O hariç. Ne zaman ki O sizi o karaya (çıkarıp) kurtardı, siz ilgisiz kalırsınız. Ve (bunu yapan) o insan çok nankördür.

68- Peki siz, o karanın tarafında O'nun sizi dibe geçirmesinden veya sizin üzerinize bir kızgın taş fırtınası göndermesinden güvende misiniz? Sonra siz kendiniz için bir dayanak da bulamazsınız.

69- Yoksa sizi sonra bir kere daha ona tekrar geri döndürerek sizin üzerinize o rüzgârdan kırıp geçiren fırtına gönderip de nankörlüğünüz nedeniyle bu sefer sizi batırmasından güvende misiniz? Sonra siz kendiniz için bizim üzerimize onun hakkında (size yapılanın arkasını arayacak) bir izleyen de bulamazsınız.

70- Ve ant olsun ki biz Adem 'in oğullarını çok değerli kıldık ve biz onlara o karada ve o su kütlesinde taşıdık ve onlara o temizlerden rızık verdik ve biz onları yarattığımız kimselerden birçoğunun üzerine bir lütufla lütuflandırdık.

71- O gün biz bütün insanları önderleri ile çağıracağız. Artık kime kendisinin kitabı sağ eline verilirse, artık işte onlar kendi kitaplarını okuyacaklar ve onlar çekirdek lifi kadar dahi haksızlığa uğratılmayacaklardır.

72- Ve kim bunda kör ise artık o, sonraki (yaşamda) da kördür ve yol bakımından da daha şaşkındır.

73- Ve şüphesiz ki neredeyse onlar, bizim sana vahyettiğimiz şeyden başkasını bize karşı yakıştırman için seni kesinlikle ayartacaklardı ve o takdirde de kesinlikle seni bir dost edineceklerdi.

74- Ve eğer biz seni sabitleştirmemiş olsaydık, ant olsun ki sen neredeyse onlara pek az da olsa yanaşacaktın.

 75- O takdirde de biz sana o yaşamın katlamalı (azabını) ve o ölümün katlamalı (azabını) kesinlikle tattıracaktık, sonra sen kendin için bize karşı bir yardımcı da bulamayacaktın.

76- Ve şüphesiz ki neredeyse onlar, seni bu yer (Mekke) den kesinlikle ve kesinlikle çıkarmak için oradan seni tedirgin etmek istiyorlar. Ve o takdirde onlar da senin ardından (Mekke'de) pek az (bir süre) dışında kalamayacaklar.

77- (Bu), elçilerimizden senin öncesi gönderdiğimiz kimselerin bir kısmının (toplumuna) kesinlikle uygulanan bir yasadır. Ve sen bizim yasamız için (başka yasayla) bir değiştirme bulamazsın.

78- Sen, o güneşin batıya yönelmesinden o gecenin karanlığına kadar o kulluk görevini ayağa kaldır ve o  fecrin okumasını da. Şüphesiz ki o fecrin okuması tanık olunmuştur.

79- Ve geceden bir kısımda sana bir fazlalık olarak artık onunla (Kur'an ile) uyan. Senin Efendinin seni bir övülmüş mevkiye* (Mekke'ye tekrar geri) harekete geçirmesi umulur.

*Makam-ı Mahmud, tefsirlerde her ne kadar "Şefaat makamı" olarak anlaşılmış olsa da. Biz "Makam" kelimesinin Bakara s. 125. ve Al-i İmran s. 97. ayetinde İbrahim (a.s.) ve Mekke ile bağlantılı olarak kullanılmasından hareketle Makam-ı Mahmud ifadesini Mekke olarak anlamayı tercih ettik ve 80. ve 81. ayetlerin de hicret ile alâkasını dikkate alarak, 79. ayetin Muhammed (a.s.)ın bulunduğu şehirden başka bir şehre hicret etmesini ve sonra o şehre tekrar muzaffer olarak geri dönmesini ifade ettiğini düşünüyoruz. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

80- Ve sen de ki: "Ey Efendim, sen beni (Medine'ye) doğru bir girdirişle girdir ve (Mekke'den) doğru bir çıkarışla çıkar ve kendi katından bana bir yardımcı yetki oluştur."

81- Ve sen de ki: "O gerçek geldi ve o geçersiz perişan oldu. Şüphesiz ki o geçersiz perişan olucudur.

82- Ve biz o okunan (Kur'an) dan öyle şey indiriyoruz ki o, o inananlar için bir iyileştirme ve bir şefkattir oysa o, o haksızlık yapanlara bir ziyandan başkasını artırmaz.

83- Ve biz o insanın üzerine gönenç verdiğimiz zaman, o ilgisiz kalır ve yanıyla uzaklaşır. Ve ona o şer dokunduğu zaman ise, ümitsizdir.

84- Sen de ki: "Herkes kendisinin şekline (inandığı değerlere) göre işler. Bu durumda o kimseyi ki kendisi yolca daha doğrudur, sizin Efendiniz daha iyi bilendir."

85- Ve onlar sana o esintiden (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "O esinti, benim Efendimin buyruğundandır. Ve size (bunun hakkında) o bilgiden pek azdan başkası verilmemiştir." 

86- Ve ant olsun ki eğer biz dilersek, bizim sana vahyettiğimiz şeyi kesinlikle ve kesinlikle gideririz, sonra sen kendin için onun hakkında bize karşı bir dayanak da bulamazsın. 

87- Senin Efendinden bir şefkat olması başka. Şüphesiz ki O'nun lütfu senin üzerinde büyüktür.

88- Sen de ki: "Ant olsun ki eğer o insan ve o cin bu okunan (Kur'an)ın bir örneğini getirmeleri üzerine toplansa ve eğer onların bir kısmı bir kısmına sırt vermiş olsa da, onlar onun bir örneğini getiremezler."

89- Ve ant olsun ki biz o (inanmayan) insanlara bu okunan (Kur'an)da her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ne var ki o insanların tamamı gerçeği örtmekten başkasında diretmedi.

90- 91- 92- 93- Ve onlar: "Bizim için o yerden bir kaynak fışkırtmana kadar, biz sana asla inanmayacağız veya senin hurmalıklardan ve üzümden bir bahçen olmalı da onların arasından o nehirleri fışkırttıkça fışkırtmalı veya iddia ettiğin gibi sen o göğü bizim üzerimize bir parça halinde düşürmeli veya Allah'ı ve o melekleri önümüze getirmelisin veya senin altından bir evin olmalı veya sen o göğe yükselmelisin. Ve senin (o göğe) yükselmene de sen bizim üzerimize bir kitap indirene kadar ki biz onu okuyabileceğiz, sana asla inanmayacağız" dediler. Sen de ki: "Efendimi tenzih ederim. Ben bir beşer elçiden başkası değil miyim?"

94- Ve o (inanmayan) insanları, kendilerine o doğru yol geldiği zaman onların inanmalarına: "Allah bir beşer elçiyi mi harekete geçirdidemelerinden başkası alıkoymadı.

95- Sen de ki: "Eğer o yerde yatışmış olarak adımlayanlar melekler olsaydı, kesinlikle ve kesinlikle biz onların üzerine o gökten bir melek elçi indirirdik."

96- Sen de ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarından en iyi haber alıcıdır, en iyi görücüdür."

97- Ve kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kim ki O onu saptırırsa, artık sen onlar için O'nun berisinden yakınlar asla bulamazsın. Ve biz onları o kalkışın günü yüzlerinin üzerine körler ve dilsizler ve sağırlar olarak sürüp toplayacağız. Onların sığınacak yeri cehennemdir. Her ne zaman ateş yavaşlarsa, biz onlara (ateşi) çılgınlık bakımından artıracağız.

98- Bu, onların karşılığıdır. Çünkü onlar, bizim delillerimizi örtmüşler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" demişlerdi.

99- Ve onlar görmediler mi şüphesiz ki Allah O ki o gökleri ve o yeri yaratmıştır ve O, onların bir örneğini de yaratmaya güç yetiricidir ve O, onlar için bir süre belirledi ki onda hiçbir kuşku yoktur? Ne var ki o haksızlık yapanlar gerçeği örtmekten başkasında diretmedi.

100- Sen de ki: "Eğer siz benim Efendimin şefkat depolarına sahip olsaydınız, o takdirde o harcamanın çekincesiyle siz onu kesinlikle elde tutardınız. Ve o insan bir cimridir.

101- Ve ant olsun ki biz Musa'ya dokuz apaçık (gözle görünen) delil verdik. Haydi sen Yakub'un oğulları'na (bilgi) talep et, hani o onlara gelmişti de Firavun ona: "Şüphesiz ki ben seni kesinlikle ve kesinlikle sihirlenmiş kanısına varıyorum Ey Musa" demişti.

102- O da: "Ant olsun ki bunları doğruyu görmeler olarak o göklerin ve o yerin Efendisinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsindir. Ve şüphesiz ki ben de seni kesinlikle ve kesinlikle yok olmuşluğu çağıracak kanısına varıyorum ey Firavun" demişti.

103- Böylece (Firavun) onları o yerde tedirgin etmek istemiş, bunu üzerine biz onu ve onun beraberinde olanları toplu olarak batırmıştık.

104- Ve onun (batırılmasının) ardından biz Yakub'un oğullarına: "Siz, o yerde dinginleşin, artık o sonrakinin sözü geldiği zaman, biz sizi birbirine dolaşmış olarak (hesap için) getireceğiz" demiştik.

105- Ve biz onu o gerçekle indirdik ve o da o gerçekle indi. Ve biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olaraktan başka (bir görevle de) göndermedik.

106- Ve biz bir okunan olarak onu o insanlara, durup bekleyerek (zaman içinde) okuman için biz onu ayırdık ve onu peyderpey olarak indirdik.

107- 108- Sen de ki: "Siz ona inanın veya inanmayın. Şüphesiz ki onun öncesinden o bilgi verilmiş olan kimselere o, peşi sıra okunmakta olduğu zaman, onlar boyun eğerek o çenelerin üzerine kapanırlar. Ve onlar 'Efendimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Efendimizin sözü kesinlikle yerine gelmiştir' derler."

109- Ve onlar ağlayarak o çenelerin üzerine kapanırlar ve (o okunan) onları boyun bükme bakımından artırır.

110- Sen de ki: "Siz Allah diye çağırın veya şefkati kapsamlı (Rahman) diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, o en iyi adlar artık O'nun içindir." Ve sen kulluk görevini (insanlara çağrını, sesini) yükseltme ve onu alçak sesle de yapma ve bunun arasında bir yol peşine düş.

111- Ve sen de ki: "O övgü o Allah'adır, O ki bir çocuk edinmemiştir ve O'nun hükümranlıkta ortağı da  olmamıştır ve O'nun o alçalmışlıktan dolayı bir yakını da olmamıştır." Ve sen O'nu büyükledikçe büyükle.


13 Kasım 2024 Çarşamba

NAHL SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Allah'ın (elçilerini yalanlayanlar hakkındaki azap) buyruğu (önceki topluluklara) gelmiştir. O halde siz onu acilen sakın istemeyin. O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

2- O: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yok, o halde siz benden korunun" (diyerek insanları) uyarın diye, kendi buyruğundan o esinti ile o melekleri kendi kullarından kimin üzerine dilerse indirir.

3- O, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

4- O, o insanı bir döllenmiş hücreden yarattı. Birde bakarsın o, bir apaçık çekişmecidir.

5- Ve o gönenç sağlayan hayvanlar, onları da O yarattı. Onlarda bir ısınma ve faydalar sizin içindir ve siz onların bir kısmından da yiyorsunuz.

6- Ve (akşam) serinlemekte olduğunuz vakit (ağıla koyarken) ve (sabah ağıldan) salıvermekte olduğunuz vakit onlarda bir güzellik sizin içindir.

7- Ve onlar kendi ağırlıklarınızı bir yerleşim merkezine yüklenir ki siz ona o benliklerin çatlaması dışında ona ulaşıcı değilsiniz. Şüphesiz ki sizin Efendiniz kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

8- Ve o atları ve o katırları ve o eşekleri, sizin onlara binmeniz için ve süs olarak (O yarattı). Ve O sizin bilemeyeceğiniz şeyleri de yaratmaktadır.

9- Ve o yolun ılımlı olanı Allah'a aittir ve ondan bazısı da eğridir. Ve eğer O dileseydi, sizi kesinlikle toplu olarak doğruya iletirdi.

10- O ki, sizin için o gökten bir su indirdi, onun bir kısmından içecek, sizin içindir ve onun bir kısmından da yeşillik, (sizin içindir) ki siz onda sürülerinizi otlatıyorsunuz.

11- O, onunla sizin için o ekini ve o zeytinleri ve o hurmalığı ve o üzümleri ve bütün o ürünlerden bitiriyor. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

12- Ve O, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı size boyun eğdirdi. Ve o yıldızlar O'nun buyruğuna boyun eğdirilmişlerdir. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

13- Ve o yerde renkleri değişik olarak yaydığı şeyleri de size (O boyun eğdirdi). Şüphesiz ki hatırlayacak bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

14- Ve O ki, o su kütlesini sizin ondan taze et yemeniz ve ondan bir süs eşyasını, ki siz onu takınıyorsunuz, çıkarmanız için (size) boyun eğdirdi. Ve sen, O'nun lütfundan bir kısmın peşine sizin düşmeniz ve şükretmeniz için o gemileri, onda (suyu) yarıcılar olarak (gittiklerini) görürsün.

15- Ve O, o yerde sizi sarsar diye sabitlikler ve nehirler ve yollar bıraktı ki siz (gideceğiniz yolda) doğruya iletilesiniz. 

16- Ve (daha nice) göstergeler. Ve o yıldızla onlar (gidecekleri yolda) doğruya iletilirler.

17- Öyleyse yaratmakta olan kimse, yaratamaz kimse gibi midir? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

18- Ve eğer siz Allah'ın gönendirmesini adetlemeye kalksanız, onu sayılandıramazsınız. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

19- Ve Allah, sizin gizlemekte olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri bilir.

20- Ve o kimselerin Allah'ın berisinden çağırmakta oldukları hiçbir şey yaratamazlar, oysa onların kendileri yaratılmaktadırlar.

21- (Onlar), ölülerdir, yaşayanlar değillerdir. Ve ne zaman (yeniden) harekete geçirileceklerini onlar farkına varamıyorlar.

22- Sizin tanrınız bir tek tanrıdır. O sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin kalpleri ise bunu yadırgayıcıdır ve onlar büyüklük taslayanlardır.

23- Onların gizlemekte oldukları şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri Allah'ın bilmekte olduğunda kuşku yoktur. Şüphesiz ki O, o büyüklük taslayanları sevmez.

24- Ve onlara ne zaman: "Sizin Efendiniz neyi indirdi?" denilse, onlar: "O ilklerin söylencelerini" diyorlar.

25- Bunun sonucunda onlar o kalkışın günü kendi günah yüklerini eksiksiz olarak ve bir bilgi olmaksızın saptırdıkları kimselerin günah yüklerinden bir kısmını taşıyacaklar.  Dikkat edin, onların yüklenecekleri şeyler ne kötüdür.

26- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu da Allah onların yapılarına o temellerinden gelmiş, böylece o tavan onların üzerine tepelerinden çökmüş ve o azap onlara farkına varamayacakları yerden gelmişti.

27- Sonra O, o kalkışın günü onları rezil edecek ve şöyle diyecek: "Nerede benim ortaklarım ki siz onlar hakkında (inananlarla) bir ayrışma içinde idiniz?" O bilgi verilmiş olan kimseler: "Şüphesiz ki bugün o rezillik ve o kötülük, o gerçeği örtücülerin üzerinedir" demiştir.

28- Onlar öyle kimselerdir ki, o melekler onların ömürlerini kendi benliklerine haksızlık yapanlar oldukları halde tamamlayacaklardır, artık onlar da: "Biz hiçbir kötülük işleyen değildik" (diyerek onları) o teslimiyetle karşılamışlardır. Hayır şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilicidir.

29- Artık siz cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin. Kesinlikle ne kötüdür artık o büyüklenenlerin barınağı.

30- Ve o korunmuş olan kimselere:"Sizin Efendiniz neyi indirdi?" denildi. Onlar da: "Bir hayır" dediler. O yakın (yaşam) da bir güzellik, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve o sonrakinin yurdu ise kesinlikle daha hayırlıdır. Ve kesinlikle ne iyidir o korunanların yurdu.

31- (O yurt) Adn bahçeleridir ki, onlara gireceklerdir. Onların altından o nehirler akar. Onlarda dileyecekleri şeyler, kendileri içindir. Allah, o korunanlara işte böyle karşılık verecektir.

32- Onlar öyle kimselerdir ki, o melekler onların ömürlerini temizler oldukları halde tamamlayacaklardır, onlara: "Selam sizin üzerinize olsun, siz işlemekte olduklarınız nedeniyle o bahçeye girin" diyeceklerdir.

33- Onlar (inanmak için), kendilerine o meleklerin gelmesinden veya senin Efendinin buyruğunun gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Onlardan önceki kimseler de işte böyle yapmıştı. Ve Allah onlara haksızlık yapmadı, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.

34- Böylece işledikleri şeylerin kötülüğü, onlara değdirildi ve o şey onları sarıverdi ki onlar onunla alay etmekte idiler.

35- Ve ortak koşmuş olan kimseler: "Eğer Allah dileseydi, biz ve bizim atalarımız, O'nun berisinden hiçbir şeye kulluk etmez ve O'nun berisinden (birinin buyruğu ile) hiçbir şeyi  yasaklamazdık" dedi. Onlardan önceki kimseler de işte böyle yapmıştı. Artık o apaçık ulaştırma o elçilerin üzerindekinden başkası mıdır?

36- Ve ant olsun biz her bir toplumun içinde: "Siz Allah'a kulluk edin ve o taşkınlık yapandan uzak durun" (desin) diye bir elçi harekete geçirdik. Böylece Allah onlardan kimini doğruya iletti ve içlerinden kiminin de o sapkınlık kendisinin üzerine gerçek oldu. O halde siz o yerde yürüyün de, artık o yalanlayıcıların sonu nasıl olmuş bir bakın.

37- Eğer ki sen onların doğruya iletimine ne kadar düşkün olsan da, yine de şüphesiz ki Allah, saptırdığı kimseyi doğruya iletmez ve yardımcılardan hiçbiri de onlar için olmayacaktır.

38- Ve onlar Allah'a: "Allah ölecek bir kimseyi (yeniden) harekete geçirmez" (diye) güçlü yeminleriyle kasem ettiler. Hayır, kendisinin üzerine gerçek bir söz olarak (bunu yapacaktır), fakat hakikat şu ki o insanların tamamı bilmezler.

39- Onların, hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyi kendilerine açıklaması için ve gerçeği örtmüş olan kimselerin kendilerinin kesinlikle yalancılar olduklarını bilmesi için (bunu yapacak).

40- Bir şey için bizim onu(n olmasını) istediğimiz zaman, ona bizim sözümüz ancak ve ancak "Ol" dememizdir, o da hemen oluverir.

41- Ve o kimseler ki, haksızlığa uğratıldıkları şeyin ardından Allah'ın uğrunda göçmüşlerdir, biz onları o yakın (yaşam) da kesinlikle ve kesinlikle iyi bir şekilde yerleştireceğiz. Ve o sonraki (yaşamın) ödülü ise daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (inançları uğrunda daha çok mücadele ederlerdi).

42- Onlar öyle kimselerdir ki, direnç göstermişlerdir ve kendilerinin Efendisine güvenip dayanmaktadırlar.

43- Ve biz senden önce de bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki kendilerine vahyediyor olmayalım. Eğer siz bilmezler iseniz, haydi o Hatırlatma'nın (Tevrat'ın) mensuplarına (bilgi) talep edin.

44- (Onları) o apaçık belgeler ve o yazılı metinlerle (gönderdik). Ve biz sana da bu hatırlatmayı indirdik ki sen o insanlara kendilerine indirilmiş olan şeyi açıklayasın ve onlar da iyice düşüneler.

45- Şimdi, o kötülüklerin tuzaklarını kurmuş olan kimseler, Allah'ın kendilerini o yerin dibine geçirmesinden veya o azabın kendilerine farkına varamayacakları yerden gelmesinden güvende mi?

46- Ya da (normal yaşamları) içinde çevrilip dururlarken kendilerini tutuvermesinden (güvende mi?) Bu durumda onlar (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar olamazlar.

47- Ya da bir kaygılandırma üzerine kendilerini tutuvermesinden (güvende mi?) Oysa şüphesiz ki sizin Efendiniz, kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

48- Ve onlar Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığı şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri Allah'a secde ederek o sağdan ve o sollardan dönmektedir.

49- Ve canlıdan o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa ve o melekler, Allah'a boyun eğer ve onlar büyüklük taslamazlar. 

50- Onlar, kendilerinin üstündeki Efendilerinden kaygılanırlar ve buyuruldukları şeyi yaparlar.

51- Ve Allah: "Siz, iki tanrı sakın edinmeyin. O, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O halde siz yalnızca benden sakının" demiştir.

52- Ve o göklerde ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve (insanlara yüklenen) o yükümlülük de sürekli olarak O'nundur. O halde siz Allah'tan başkasına karşı mı korunuyorsunuz?

53- Ve gönençten sizde olan şeyler, Allah'tandır. Sonra size o zarar dokunduğu zaman, hemen siz yalnızca O'na feryat ederek yalvarırsınız.

54- Sonra O, sizden o zararı kaldırdığı zaman, içinizden bir bölük birden kendilerinin Efendisine ortak koşarlar.

55- Böylece onlar, bizim kendilerine verdiğimiz şeyler nedeniyle (biraz daha) nankörlük ederler. Şimdilik siz yararlanın, ama ileride bileceksiniz.

56- Ve onlar, bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, bilmez (görmez, işitmez) şeylere hisse ayırıyorlar. Allah'a yemin olsun ki siz yakıştırmakta olduğunuz şeylerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.

57- Ve onlar, Allah'a o kızları yakıştırıyorlar O münezzehtir. Ve şiddetle arzu duymakta oldukları şeyleri de kendilerine (yakıştırıyorlar).

58- Ve onlardan biri o dişi ile müjdelendiği zaman, öfkesini bastırarak kendisinin yüzü simsiyah hale gelir.

59- Onunla müjdelendiği şeyin kötülüğünden dolayı o topluluktan (gizlenmek için) üzerini örter. O, onu bir alçaltıcılık üzere elde mi tutacak yoksa o onu o toprağa mı  gömecek? Dikkat edin, onlar ne kötü karar veriyorlar. 

60- O kötünün örneği, o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler içindir. Ve o en yüceliğin örneği ise Allah içindir. Ve O, mutlak üstündür, mutlak bilgedir.

61- Ve eğer Allah o insanları haksızlıkları nedeniyle (hemen) tutsaydı O, onun (yerin) üzerinde (o insanlardan) hiçbir canlı bırakmazdı, fakat O, onları bir isimlenmiş süreye kadar sonralamaktadır. Artık onların süresi geldiği zaman, onlar bir an sonralayamazlar ve öne çekemezler.

62- Ve onlar, çirkin görmekte oldukları şeyleri Allah'a yakıştırıyorlar ve üstelik kendi dilleri de o en iyinin kendilerinin olacağına dair o yalan nitelemeyi yapıyor. O ateşin, onlar için olduğunda ve onların ölçüyü kaçırmışlar olduğunda kuşku yoktur.

63- Allah'a yemin olsun ki biz senden önceki toplumlara da muhakkak (elçiler) gönderdik de o şeytan onlara kendi işlerini süsledi. (O, önceki ortak koşanların yakını olduğu gibi) artık o, bugün onların da (Mekke'li ortak koşanların) yakınıdır. Ve çok acı verici azap onlar içindir. 

64- Ve biz o kitabı senin üzerine, hakkında aykırılığa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanacak bir topluluğa bir doğruya ileten ve bir şefkat olmaktan başka (bir amaçla) indirmedik.

65- Ve Allah o gökten bir su indirdi de o yeri onun ölümünden sonra onunla yaşattı. Şüphesiz ki işitecek bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) bir delil işte kesinlikle bundadır.

66- Ve şüphesiz ki sizin için kesinlikle bir ders de, o gönenç sağlayan hayvanlardadır. Biz, onun bir kısmının karınlarındaki şeyden atık ile kan arasından o içenler için kolay yutulabilir olan bir katışıksız süt ile sizi suvarıyoruz.

67- Ve o hurmalıkların ve üzümlerin meyvelerinden de (sizi suvarıyoruz), siz onun bir kısmından sarhoş eden ve bir iyi rızk ediniyorsunuz. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

68- 69- Ve senin Efendin o bal arısına: "Sen,  o dağlardan ve o ağaçlardan ve (insanların yaptığı) çardaklardan evler edin. Sonra o bütün ürünlerden ye, böylece senin Efendinin yollarına alçalmış olarak (vahyine boyun eğerek) sokul" diye vahyetti. Onların karınlarından renkleri değişik bir içecek çıkar, o insanlar için bir iyileştirme ondadır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.

70- Ve Allah sizi yaratmıştır, sonra sizin ömrünüzü O tamamlıyor ve içinizden kimi bilgiden sonra hiçbir şey bilmez olması için o ömrün en aşalığına geri döndürülüyor. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, her şeye güç yetiricidir.

71- Ve Allah o rızıkta sizin bir kısmınızı bir kısım üzerine lütuflandırmıştır. Oysa lütuflandırılmış olan kimseler rızıklarını, sağ elleriyle sahip oldukları şeylerin üzerine geri döndürücü değillerdir ki, böylece onlar onda denk olsunlar. Şimdi onlar Allah'ın gönendirmesini mi ısrarla reddediyorlar?

72- Ve Allah size kendi benliklerinizden eşler oluşturdu ve eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu ve sizi o temizlerden rızık verdi. Şimdi onlar hala geçersize inanıyor ve Allah'ın gönendirmesini mi örtüyorlar?

73- Ve onlar Allah'ın berisinden kendileri için o göklerden ve o yerden hiçbir şeyle bir rızka sahip olamayacak ve güç yetiremeyecek şeye kulluk ediyorlar.

74- Artık siz Allah'a o örnekleri sakın ortaya koymayın. Şüphesiz ki Allah bilir oysa ki siz bilmezsiniz.

75- Allah, hiçbir şeyin üzerine güç yetiremez mülk edinilmiş bir kulu ve biz ona kendimizden bir iyi rızkı rızık olarak vermişiz de, böylece o da ondan gizli olarak ve açık olarak harcamakta olan kimseyi bir örnek olarak ortaya koydu. Onlar denk midirler? O övgü Allah'adır. Hayır, onların tamamı bilmezler.

76- Ve Allah iki adamı daha bir örnek olarak ortaya koydu: O ikiden biri dilsizdir hiçbir şeyin üzerine güç yetiremez ve o, kendi sahibinin üzerine bir yüktür. O, onu nereye yöneltse hiçbir hayır getirmez. O ve o eşitliği buyurmakta olan ve kendisi de doğruluğunu koruyan yol üzerinde olan denk midir?

77- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'ındır. Ve o anın buyruğu da ancak o gözün açıp kapaması gibi hatta o (ondan) daha yakın (bir zaman)dan başka değildir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

78- Ve Allah sizi, annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmezler olarak çıkardı. Ve O sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri var etti ki siz şükredesiniz.

79- Onlar görmediler mi o kuşları o göğün boşluğunda boyun eğdirilmişlerdir? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

80- Ve Allah, sizin için evlerinizden bir dinginleşme yeri yaptı ve sizin için o gönenç sağlayan hayvanların derilerinden evler yaptı, ki siz göçerlik gününüzde ve yerleşiklik gününüzde onlarla hafiflersiniz ve onların yünlerinden ve yapağılarından ve kıllarından belirli bir vakte kadar kullanım eşyası ve bir yararlanma (yaptı).

81- Ve Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler yaptı ve sizin için o dağlardan korumalıklar yaptı ve sizin için o sıcaktan sizi koruyacak giysiler ve savaşınızda sizi koruyacak giysiler (zırhlar) yaptı. O, kendisinin sizin üzerinize olan gönendirmesini işte böyle tamamlıyor ki siz teslim olasınız.

82- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık ancak ve ancak o apaçık ulaştırma senin üzerinde olandır.

83- Onlar, Allah'ın gönendirmesini tanıyorlar (ve faydalanıyorlar) sonra onu yadırgıyorlar. Ve onların tamamı o gerçeği örtücülerdir.

84- Ve o gün biz her bir toplumdan bir tanık harekete geçireceğiz. Sonra gerçeği örtmüş olan kimselere (özür dilemeleri için) onay verilmeyecek ve onların hoşnutluk istekleri de kabul edilmeyecek.

85- Ve haksızlık yapmış olan kimseler o azabı gördüğü zaman, artık (o azap) onlardan hafifletilmeyecek ve onlar bakılmayacaklar.

86- Ve ortak koşmuş olanlar kendi ortaklarını gördüğü zaman: "Ey Efendimiz şunlar, bizim ortaklarımızdır ki biz onları senin berinden çağırıyor idik" demişlerdir. Buna karşılık onlar da kendilerine: "Şüphesiz ki sizler kesinlikle yalancılarsınız" (diyerek) o sözü atmışlardır.

87- Ve o gün onlar o teslimiyeti Allah'a atmışlar ve yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

88- Onlar öyle kimselerdi ki, gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlardı, biz de onlara bozuculuk yapmakta oldukları nedeniyle o azabın üstüne bir azap daha artırmışızdır.

89- Ve o gün biz her bir toplumun içinde onların üzerine kendi benliklerinden bir tanık harekete geçireceğiz ve seni de şunların (topluluğunun) üzerine tanık olarak getirmişizdir. Ve biz o kitabı senin üzerine, her bir şey için bir açıklama, o teslim olanlar için bir doğruya ileten ve bir şefkat ve bir müjde olarak indirdik.

90- Şüphesiz ki Allah, o eşitliği sağlamayı ve o iyiliği ve o en yakınlığın sahiplerine vermeyi ve o hayasızlıktan ve o yadırganmıştan ve o haddi aşmaktan vazgeçirmeyi buyuruyor. O, size öğüt veriyor ki siz hatırlayasanız.

91- Ve siz bağlılık söz verdiğiniz zaman Allah'a olan bağlayıcı sözü tastamam yerine getirin ve o yeminleri onların pekiştirilmesinden sonra bozmayın, oysa ki siz Allah'ı kendi üzerinize bir güvence göstermiştiniz. Şüphesiz ki Allah, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.

92- Ve siz, şu kadın gibi olmayın ki o, kendi ipliğini kuvvetlice eğirmesinin ardından söküp bozmuştur. Siz yeminlerinizi bir toplumun, onun (diğer) toplumdan daha kabarık olmasından dolayı kendi aranızda ara bozma sebebi ediniyorsunuz. Allah sizi ancak ve ancak onunla yoklamaktadır. Ve O, o kalkışın günü hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeyleri size kesinlikle ve kesinlikle açıklayacaktır.

93- Ve eğer Allah dileseydi, sizi kesinlikle bir tek toplum yapardı, fakat O kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Ve siz, işlemekte olduğunuz şeylerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.

94- Ve siz, yeminlerinizi kendi aranızda sakın ara bozma sebebi edinmeyin, yoksa ayak onun sabitleşmesinden sonra kayar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmanız nedeniyle o kötülüğü tadarsınız. Ve çok büyük azap sizin içindir.

95- Ve siz, Allah'a olan bağlılık sözünü pek az bedele sakın değişmeyin. Eğer siz bilirseniz, sizin için ancak ve ancak Allah'ın yanında olan o şey daha hayırlıdır. 

96- Sizin yanınızda olan şey tükenir ve Allah'ın yanında olan şey ise kalıcıdır. Ve biz direnç göstermiş olan kimselerin ödülünü, işlemekte oldukları şeylerin daha iyisi ile kesinlikle ve kesinlikle vereceğiz

97- Bir erkekten veya bir dişiden kim, kendisi bir inanan olarak düzgün olan iş işlerse, artık biz onu bir güzel yaşamla kesinlikle ve kesinlikle yaşatacağız ve biz onların ödülünü işlemekte oldukları şeylerin daha iyisi ile kesinlikle ve kesinlikle karşılıklandıracağız.

98- 99- 100- Öyleyse sen o okunan (Kur'an)ı okuyacağın zaman, artık o taşlanan şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki, onun inanmış olan ve kendilerinin Efendisine güvenip dayanmakta olan kimselerin üzerinde bir etkisi yoktur. Onun etkisi ancak ve ancak ona yakınlaşmakta olan kimselerin ve o kimselerin ki kendileri onu (Efendilerine) ortak koşanların üzerindedir.

101- Ve biz bir delilin yerini (başka) bir delille değiştirdiğimiz zaman, ki Allah neyi indireceğini daha iyi bilendir, onlar: "Sen ancak ve ancak bir yakıştırıcısın" diyorlar. Hayır, onların tamamı bilmezler.

102- Sen de ki: "Onu Kutsal'ın Esintisi (Ruhü'l Kudüs), inanmış olan kimseleri sabitleştirmek için ve o teslim olanlar için bir doğruya ileten ve bir müjde olarak senin Efendinden o gerçekle indirdi."

103- Ve ant olsun ki biz onların: "Ona ancak ve ancak bir beşer öğretiyor" demekte olduklarını da biliyoruz. Onların, kendisine eğrilmekte oldukları kişinin dili bir yabancıdır ve bu (Kur'an) ise bir apaçık Arabi dildir.

104- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın delillerine inanmazlar, Allah onları doğruya iletmeyecektir. Ve çok acı verici azap onlar içindir.

105- O yalanı ancak ve ancak Allah'ın delillerine inanmaz kimseler yakıştırır. Ve işte onlar, o yalancıların ta kendileridir.

106- Kim, kendisinin inanması ardından Allah'ı(n gerçeğini) örterse- zorlanmış ve kalbi o inançla yatışmış halde olması başka- fakat kim (zorlama olmaksızın) o gerçeği örtmeye göğüs genişletirse, artık Allah'tan bir hiddet onların üzerinedir. Ve çok büyük azap onlar içindir.

107- Bu onların, o yakın yaşamı o sonraki (yaşam) üzerine tercih etmiş olmalarından ve Allah'ın, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmeyecek olmasındandır.

108- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerinin ve işitmelerinin ve görmelerinin üzerine damga vurmuştur. Ve işte onlar, o duyarsızların ta kendileridir.

109- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.

110- Sonra şüphesiz ki senin Efendin ayartmaya uğradıkları şeyin ardından göçmüş olan, sonra güçlerini kullanmış ve direnç göstermiş olan kimselerin (yardımcısıdır). Şüphesiz ki senin Efendin bunun ardından da kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

111- O gün gelecek, her bir benlik benliğinden yana söz dalaşı yapacak ve her bir benliğe işlediği şey tastamam ödenecek ve onlar haksızlığa uğratılmayacaklar.

112- Ve Allah bir kasabayı bir örnek olarak ortaya koydu. O, güvenli huzurlu idi, ona kendisinin rızkı da her taraftan bol bol olarak geliyordu. Durum böyleyken o (kasaba) Allah'ın gönendirmelerine nankörlük etti, bunun üzerine Allah da ona, kendilerinin (halkının) emek vermekte oldukları (nankörlük) nedeniyle o açlığın ve o kaygının elbisesini tattırdı.

113- Ve ant olsun ki onlara içlerinden bir elçi gelmişti de, onlar onu yalanlamışlardı, sonunda o azap onlar haksızlık yaparlarken kendilerini tutuverdi.

114- O halde siz de, Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden serbest temiz olmak kaydıyla yiyin ve Allah'ın gönendirmesine şükredin, eğer yalnızca O'na kulluk etmekte olanlar iseniz.

115- O, sizin üzerinize ancak ve ancak o ölü hayvanı ve o kanı ve o domuzun etini ve o şeyi ki (kesilirken) kendisine Allah'tan başkasına ses yükseltilmişi (Allah'tan başkasının adı anılmışı), yasaklamıştır. O halde kim (açlık sebebi ile) zarar görürse, haddi aşmaksızın ve aşırı gitmeksizin (yerse), artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

116- Ve siz, kendi dillerinizin o yalan nitelendirmesi nedeniyle, o yalanı Allah'a karşı yakıştırmanız için: "Bu serbesttir ve bu yasaktır" sakın demeyin. Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler.

117- (Bu yalanınız), az bir yararlanmadır ve çok acı verici azap, onlar içindir.

118- Ve biz, dönen kimselerin* (Yahudilerin) üzerine de önceden sana anlattığımız şeyleri yasaklaştırmıştık. Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.

*Hadu kelimesine "Dönenler" anlamı verme gerekçemiz, Araf s. 156. ayetindeki bağlamına binaendir.

119- Sonra şüphesiz ki senin Efendin bir düşüncesizlikle o kötülüğü işlemiş, sonra bunun ardından itaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş olan kimseler için, şüphesiz ki senin Efendin bunun ardından da kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

120- 121-122- Şüphesiz ki İbrahim Allah'a gönülden bağlı olan bir önder, (fıtrat yasalarına) meyleden idi. Ve o, o ortak koşanlardan değildi. O'nun gönendirmelerine bir şükrediciydi. O, onu derleyip toplamış ve doğruluğunu koruyan yola iletmişti. Ve biz ona o yakın (yaşam) da bir iyilik vermiştik. Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşamda) da kesinlikle o düzgünlerdendir.

123- Sonra biz sana: "(Fıtrat yasalarına) meyleden İbrahim'in inanç çizgisini izle. Ve o, o ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.

124- O dinlenme (günü) ancak ve ancak onun (inanç çizgisi) hakkında aykırılığa düşmüş olan kimselerin üzerine konulmuştur. Ve şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyde o kalkışın günü onların arasında kesinlikle karar verecektir.

125- Sen, Efendinin yoluna o bilgelikle ve o iyi öğütle çağır ve onlarla o şeyin o en iyisiyle söz dalaşı yap. Şüphesiz ki senin Efendin, kendisinin yolundan sapanı daha iyi bilenin ta kendisidir ve O, o doğruya iletilenleri de daha iyi bilenin de ta kendisidir.

126- Ve eğer siz karşılık vereceksiniz, bu durumda size kendisiyle karşılık verilen şeyin örneği gibi karşılık verin. Ve ant olsun ki eğer siz direnç gösterirseniz, kesinlikle bu o direnç gösterenler için daha hayırlıdır.

127- Ve sen, direnç göster ve senin direncin Allah'tan başkasının (sayesinde) değildir. Ve sen, onlara karşı da sakın üzülme. Ve sen, onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sakın bir darlık içinde olma.

128- Şüphesiz ki Allah, korunmuş olan kimselerin ve iyilik eden kimselerin beraberindedir.


21 Ekim 2024 Pazartesi

Kabirde Kalma Süresi Örneğinde Ayetlerin Rivayetler Işığında Anlaşılma Çabaları

 Allah (c.c.) son kitabı olan Kur'an'ı "Hakem Kitap" olarak indirmiş olmasına rağmen, bu kitabın hakemliği maalesef çok kısa bir zaman sürmüş, zaman içinde hakem olarak Allah'ın kitabı değil rivayet kitapları hakem kitap olarak görülmeye başlanmış, bu durum halâ da devam etmektedir. Bu durum öyle bir raddeye gelmiştir ki Kur'an ayetleri bile artık rivayetler doğrultusunda anlaşılmaya başlanmış ilgili ayetler parantez açılarak veya hiç açılmadan direk tahrifata uğratılarak rivayetleri onaylar hale getirilmeye çalışılmıştır.

Bu duruma pek çok konuda örnek vermek mümkün olmasına rağmen biz bu yazımızda ölümden sonra diriliş safhasının anlatıldığı ayetlerde geçen konuşmaların bazı meallerde parantez açılarak veya hiç açılmadan kabir azabının olduğu önyargısıyla nasıl tahrifata uğratıldığını ele almaya çalışacağız.

Aşağıda vereceğimiz ayet meal örnekleri bir aslına uygun çevrilen bir de tahrifata uğramış şekilde çevrilen olmak üzere iki örnek olacaktır. Amacımız bu örneklerde meallerin kimin tarafından yapıldığına değil nasıl yapıldığına dikkat çekmek olacağı için herhengi bir isim verilmeyecektir.

--- İlk vereceğimiz ayet örneği Yunus s. 45. ayetidir.

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْۜ قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ

Örnek 1-- Allah’ın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.


Örnek 2-- Allah onları mahşerde topladığı gün, sanki dünyada sadece günün bir saatinde birbirleriyle tanışmaya yetecek kadar kısa bir süre kaldıklarını sanacaklardır. Allah’a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yola bulamayanlar o gün kesinlikle hüsrâna uğramışlardır
Örnek 1 de verilen meal örneği metne daha uygun bir meal örneğidir. Örnek 2 de verdiğimiz  meal örneğinin içinde geçen "dünyada" Kelimesi Arapça metinde olmamasına rağmen metne parantez dahi açılma ihtiyacı duyulmadan ilave edilmiştir.

--- 2. örneğimiz İsra s. 52. ayetidir.

يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَج۪يبُونَ بِحَمْدِه۪ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا۟

Örnek 1-- O sizi çağıracağı gün derhal ona kemali ta'zîm ile icabet edeceksiniz ve zannedeceksiniz ki pek az bir müddet kaldınız

Örnek 2-- Sizi (kabirlerinizden) çağıracağı gün, hemen O'na hamd ederek (da'vetine) icâbet edeceksiniz ve (dünyada) ancak pek az kaldığınızı zannedeceksiniz.

Örnek 1 de verilen meal örneği metne daha uygun bir örnektir. Örnek 2 de yine parantez içine "dünyada" yazılarak önyargılar meale yansıtılmıştır.

--- 3. örneğimiz Taha s. 103. ayetidir. Örnek 2-- Örnek

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا

Örnek 1--«Ondan fazla durmadınız» diye aralarında gizli gizli konuşacaklar

Örnek 2--Aralarında (korkularından) gizlice şöyle konuşacaklar: “- Dünyada ancak on gece kaldınız, değil mi?”

Örnek 1 de verilen meal örneği metne daha uygun bir örnektir. Örnek 2 de paranteze bile gerek duyulmadan "dünyada" ilâvesi yapılmıştır. Yine bu ayette de parantez açılarak veya açılmadan önyargılar Kur'an'a onaylatılmaya çalışılmıştır. 

--- 4. örneğimiz Mü'minun s. 112-113-114. ayetleridir. 

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Örnek 1--(Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.

Örnek 2--(Allah, kâfirlere kıyamet günü şöyle) buyuracak: “- Dünyada veya mezarda ne kadar seneler sayısınca kaldınız?”

Örnek 1 de verilen meal metne uygun bir örnek olup, örnek 2 de ise "Dünyada veya mezarda" şeklinde verilen anlamın metinde yeri yoktur. Meal yapıcısı kendisi ikilem içinde kaldığı için bunu meale yansıtarak sanki Allah'ın böyle bir soru sorduğunu patanteze dahi gerek duymadan göstermeye çalışmıştır. Halbuki metinde her iki kelime de bulunmamaktadır. Şayet parantez açılarak (mezarda) şeklinde bir anlam verilmiş olsaydı daha isabetli olabilirdi. 113. ve 114. ayetlerin meallerinde genelde sıkıntı olmadığı için 112. ayet meali ile yetiniyoruz.

--- 5. örneğimiz Rum s. 55- 56. ayetlerdir.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَالْا۪يمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ اِلٰى يَوْمِ الْبَعْثِۘ فَهٰذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Örnek 1--  O gün ki saat gelir Kıyamet kopar, mücrimler, bir saatten fazla durmadıklarına yemîn ederler evvel de böyle çeviriliyorlardı

Örnek 2-- Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardı.  

Örnek 1 de verilen meal metne daha uygun, örnek 2 deki ise yine önyargının bir eseri parantez açılarak (dünyada) anlamı ilave edilmiştir.

--- 6. örneğimiz Ahkaf s. 35. ayetidir.

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْۜ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَۙ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍۜ بَلَاغٌۚ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ

Örnek 1-- Artık sabret, resûllerden azim sahiplerinin sabrettiği gibi ve onlar için isti'cal etme. Sanki onlar vaadolunduklarını görecekleri gün, gündüzden bir saatten başka durmamışlar gibi olacaklardır. (Bu) Bir tebliğdir, fâsıklar olan kavimden başkası, helâke uğratılacak mıdır? (Elbette uğratılmayacaktır).

Örnek 2-- Azim ve sebat sahibi peygamberler nasıl sabrettiyse, sen de sabret; onlar için acele etme. Kendilerine vaad olunan günü gördüklerinde, onlar dünyada gündüzün bir saatinden fazla kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmışların güruhundan başkası helâk olur mu hiç?

Örnek 1 de yine metne daha uygun bir meal verilmiş olup, örnek 2 de ise parantez dahi açılmadan dünyada ilavesi yapılmıştır.

Bu verdiğimiz örneklerden anlaşılmaktadır ki meal yapıcılarının bir kısmında belirleyici olan kitap Kur'an değildir. Onlar için hakem kitap rivayet kitapları olup, Kur'an ayetlerini bu doğrultuda çevirmektedirler. 

Eğer bu kimseler Kur'an'ı belirleyici olarak görmüş olsalardı Bakara s. 259 ve Kehf s. 19. ayetlerini diğer ayetleri anlamak konusunda ayetleri anlamada baz alırlardı. 

---- Bakara s. 259. ayeti:

اَوْ كَالَّذ۪ي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَاۚ قَالَ اَنّٰى يُحْي۪ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَاۚ فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۜ قَالَ كَمْ لَبِثْتَۜ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْۚ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًاۜ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۙ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ


---Bakara s. 259- Veya çatıları üzerine çökmüş haldeki bir şehre uğrayan kişiyi (görmedin mi). "Allah buraya ölümünden sonra nasıl yaşam verecek?" demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl öldürmüş, sonra yeniden harekete geçirmişti. (Allah ona) "Ne kadar kaldın?" demiş, o da: "Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım" demişti. (Allah): "Aksine yüz yıl kaldın, gıdana ve içeceğine bak hiç bozulmamış. Ve eşeğine de bak, seni insanlara böylece delil yapmak için. Ve  kemiklere de bak onları nasıl ayaklandırıyor, sonra et giydiriyoruz." (Sorusunun cevabı) apaçık belli olduğunda: " Biliyorum şüphesiz ki Allah her şeyin üzerine ölçü koyandır" demişti.

Bakara s. 259. ayeti, 100 yıl ölü kalan ve sonrasında diriltilen bir kişiden bahsetmekte ve bu kişiye sorulan soruya verdiği cevap örnek ayetleri anlama noktasında anahtar konumdadır. Hiçbir meal yapıcısı "Ne kadar kaldın?" sorusuna "Dünyada" ilavesi yapmamıştır. Bunun nedeni ise ayetin ölüm ile diriliş süresi arasında geçen süreden açık ve net bir şekilde bahsetmesidir.

----Kehf s. 19

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا

----Kehf s. 19-- Yine böyle onları ba's de ettik ki aralarında soruşsunlar diye: içlerinden bir söyliyen «ne kadar durdunuz?» Dedi, bir gün yâhud bir gün yâhud bir günün birazı dediler, ne kadar durduğunuza dediler: rabbınız a'lemdir, şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın hangisi yiyecekçe daha temiz ondan size bir rızık getirsin, hem çok kurnaz davransın ve zinhar sizi birine sezdirmesin.

Bu ayette senelerce bir mağarada uyutulanların uyandıktan sonra birbirlerine sordukları soruyu görmekteyiz. Bu ayette aynı Bakara s. 259. ayeti gibi yukarıda verdiğimiz örnek ayetleri doğru anlama noktasında anahtar konumda bir ayettir. Yine bu ayette hiçbi meal yapıcısı "Ne kadar kaldınız?" sorusuna "Dünyada" ilavesi yapmamıştır. Çünkü her iki ayette böyle ilaveye gerek duyulmamaktadır.

Peki her iki ayette ilaveye gerek duyulmadığı halde diğer örnek ayetlerde neden böyle bir ilaveye gerek duyulmuştur?

Bunun tek bir cevabı vardır. O da ilave yapan meal yapıcılarının kafalarında rivayetlerden devşirilmiş olan "Kabir Azabı" inancı bulunmaktadır ve ayetleri de bu inanç doğrultusunda tahrif etme gereği duymuşlardır. 

Halbuki Ümmi bir kafayla bu kitabı okusalar hiçbir yerde kabir azabına dair bir bilgi kırıntısı dahi bulamayacaklar ve örnek ayetleri de Bakara s. 259 ve Kehf s 19. ayetlerini dikkate alarak ölümden sonra diriliş arasında geçen süreden hiçbir şekilde ölen kişinin haberi olmadığı sanki uykudan uyanır gibi uyandığı anlaşılır ve ilgili ayetlere eğer parantez açılacaksa "Dünyada" parantezi veya ilavesi değil "KABİRDE" parantezi açılarak daha doğru anlaşılması sağlanabilirdi. Bazı meallerde bu şekilde parantez açılmış olduğunu karşılaştırmalı meal okuyaanlar görebileceklerdir.

Bu noktada bazı kimseler Mümin s. 46. ayetinin kabir azabına işaret ettiğine dair itiraz edebilir. Onlara da Allah (c.c.) kitabının bir yerinde başka bir yerinde başka şey diyerek çelişkili bir kitap indirmediğini hatırlatmak isteriz.

Kur'an'da sadece tek bir ayet bile ölüm ile diriliş arasında geçen zamanın doğru anlaşılması açısından yeterli olmasına rağmen kitabın içinde binlerce ayet dahi olsa rivayetleri hakem kitap olarak gören kimseler yine de ikna olmayacaklar " Vay seni kabir azabını inkar mı ediyorsun ?" diyerek itirazlarından vazgeçmeyeceklerdir.

--- Yasin s. 52. ayeti:

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın va'd ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!”

Şimdi soruyoruz: Eğer kabir azabı inancı doğru bir inanç olsaydı kabirden kaldırılan bu inkarcılar böyle bir soru ile kalkarlar mıydı?

Eğer böyle bir inanç doğru olsaydı kabirde çektikleri azabın ifadesi olan bazı sözlerle kabirlerinden kalkmazlar mıydı?

Sonuç olarak: Kur'an'ın önyargılardan arınmış bir halde okunması bu kitabı doğru anlamanın olmazsa olmazlarındandır. Şayet bu yapılmazsa yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi önyargılarını onaylatılmaya çalışıldığı bir kitap olmaktan öteye gitmeyen bir kitap karşımıza çıkacaktır.

                                            EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.