1- Münezzehtir ki O, kendisinin kulunu bir gece, bizim (gözle görülen) delillerimizden bir kısmını ona göstermemiz için Mescidi Haram (Mekke) den Mescidi Aksa'ya (Medine'ye) yürüttü ki biz onun çevresine bereketler bolluklar vermiştik. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi görücünün ta kendisidir.
2- Ve biz Musa'ya o kitabı verdik ve onu "Siz, benim berimden birine güvenip dayanmayın" diye Yakub'un oğullarına doğruyu gösterici yaptık.
3-Ey bizim Nuh'un beraberinde (gemiyle) taşıdığımız kimselerin soyu, şüphesiz ki o, çok şükreden bir kuldu.
4- Ve biz Yakub'un oğulları'na o kitaptaki: "Siz o yerde kesinlikle ve kesinlikle iki kere bozuculuk yapacak ve kesinlikle ve kesinlikle bir büyük yücelenme ile yüceleneceksiniz" hükmünü(nün gereğini daha önce) yerine getirmiştik.
5- Nihayet o iki (yücelenme) den ilkinin (hükmünün gereğini yerine getirme) sözü geldiği zaman, biz sizin üzerinize bizim çetin baskı sahibi kulları harekete geçirmiştik de onlar o yurtların arasını yoklamışlardı. Ve bu, bir (gereği) yapılmış söz idi.
6- Sonra biz onların üzerine sizi o tekrar geri döndürmüş ve sizi mallar ve oğullar ile uzatmış ve sizi savaşçı sayısınca da daha çok hale getirmiştik.
7- Eğer siz iyilik ederseniz, kendi benlikleriniz için iyilik etmişsinizdir. Ve eğer siz kötülük ederseniz, artık o da kendinizedir. Nihayet o sonraki (büyüklenme)nin (hükmünü yerine getirme) sözü geldiği zaman yüzlerinizi kötü duruma düşürmeleri için ve o secde edilen yere ilk defasındaki girdikleri gibi ona girmeleri ve ele geçirdikleri şeyleri darmadağın etmeleri için (yine üzerinize şiddetli kötülük sahibi kullarımızı harekete geçireceğiz).
8- Sizin Efendinizin size sürekli şefkat etmesi umulur. Ve eğer siz tekrar geri dönerseniz, biz de tekrar geri döneriz. Ve biz cehennemi o gerçeği örtücüler için kısıtlayıcı (zindan) yaptık.
9- Şüphesiz ki bu okunan (Kur'an) doğru şeye iletir ki o en sağlamdır ve o, o inanan düzgün işleri işleyen kimselere de şüphesiz ki bir büyük ödülün onlar için olduğunu müjdeler.
10- Ve şüphesiz ki o kimseler o sonraki (yaşama) inanmazlar, biz onlara çok acı verici azap hazırladık.
11- Ve o insan, kendisinin o hayra olan çağrısı gibi o şerri de çağırır. Ve o insan çok acelecidir.
12- Ve biz o geceyi ve o gündüzü iki (gözle görülen) delil yaptık da o gecenin (gözle görülen) delilini ortadan kaldırdık ve o gündüzün delilini açıkça görülebilen yaptık ki siz, Efendinizden bir lütfun peşine düşesiniz ve o senelerin sayısını ve o hesabı bilesiniz. Ve her bir şey ki biz onu ayrıntılı açıkladık.
13- 14- Ve her bir insan ki, biz onun kuşunu (işlediklerinden doğan sonuçları) kendisinin boynuna bağlamışızdır. Ve o kalkışın günü kendisine bir kitap çıkaracağız ki o, onunla yayılmış olarak karşılaşacaktır. (Ve biz ona): "Sen kendi kitabını oku, bugün kendi benliğin hesap görücü olarak sana kesinlikle yeter" (diyeceğiz).
15- Kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için doğruya iletilir. Ve kim saparsa ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve hiçbir günah yüklenici diğerinin günah yükünü yüklenmez. Ve biz, bir elçi harekete geçirinceye kadar, azap ediciler de olmadık.
16- Ve biz bir kasabayı yok etmek istediğimiz zaman, onun refahla şımartılmışlarına buyururuz da onlar onda itaatten çıkarlar, böylece o söylenen (azap sözü) onun üzerine gerçek olur, artık biz de onu yerle bir ederiz.
17- Ve biz Nuh'un ardından o kuşaklardan nicesini yok ettik. Ve senin Efendin, kendisinin kullarının peşlerine takılı suçlarından en iyi haber alıcı olarak, en iyi görücü olarak yeter.
18- Kim o aceleyi (yakın yaşamı) isterse, biz istediğimiz kimse için dileyeceğimiz şeyi onda, ona acilen verir sonra cehennemi ona (yurt) yaparız. O, yerilmiş kovulmuş olarak ona yaslanacaktır.
19- Ve kim o sonraki (yaşamı) ister ve onun için çabalar, onun için çabalamasını da kendisi bir inanan olarak yaparsa, artık onların çabası şükre değerdir.
20- Biz her birine bunlara da ve şunlara da senin Efendinin sunumundan uzatırız. Ve senin Efendinin sunumu (tek tarafa) yığınlanmış değildir.
21- Sen bak, biz onların bir kısmını bir kısmının üzerine nasıl lütuflandırdık. Ve o sonraki (yaşam) kademeler bakımından kesinlikle daha büyüktür ve lütuflandırma bakımından da daha büyüktür.
22- Sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş yüzüstü bırakılmış olarak oturup kalırsın.
23- 24- Ve senin Efendin, kendisinden başkasına kulluk etmemenize ve anne babaya iyilik etmeye hükmetti. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında (yaşça) o büyüklüğe ulaşırsa, bu durumda sen her ikisine de sakın "Öf" bile deme ve ikisini de sakın azarlama ve ikisine de bir değerli söz söyle. Ve sen ikisine de o şefkatten dolayı o alçalmanın kanadını indir ve: "Ey Efendim, ikisi bana küçük biriyken şefkat gösterdiği gibi sen de ikisine sürekli şefkat et" de.
25- Sizin Efendiniz, sizin benliklerinizdeki şeyi daha iyi bilendir. Eğer siz düzgünler olursanız, bu durumda şüphesiz ki O, o (suçlarından) dönenler için çok bağışlayıcıdır.
26- Ve sen, o en yakınlığın sahibine kendisinin hakkını ver ve o çaresize ve o yolun oğluna (yolda kalmışa da ver) ve sakın bir savurganlıkla saçıp savurma.
27- Şüphesiz ki o saçıp savuranlar o şeytanların kardeşleridir. Ve o şeytan ise kendisinin Efendisine karşı çok nankördür.
28- Ve eğer sen bir şefkatin peşine düşerek onlardan ilgisiz kalırsan ki sen onu (şefkati) Efendinden bekliyorsun, bu durumda sen onlara kolaylaşmış söz söyle.
29- Ve sen elini boynuna bağlanmış hale (cimri) getirme ve onu büsbütün de genişletme (savurganlaşma), yoksa kınanmış hayıflanmış olarak oturup kalırsın.
30- Şüphesiz ki senin Efendin o rızkı kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarınından en iyi haber alıcıdır, en iyi görücüdür.
31- Ve siz, geçim darlığının çekincesiyle kendi çocuklarınızı sakın öldürmeyin. Biz, onlara da ve size de rızık veriyoruz. Şüphesiz ki onların öldürülmesi bir büyük kusurdur.
32- Ve siz, o evliliksiz beraberliğe sakın yaklaşmayın. Şüphesiz ki o, bir hayasızlıktır ve bir kötü yoldur.
33- Ve siz, o benliği sakın öldürmeyin ki Allah onu o gerçek (neden) dışında yasaklamıştır. Kim haksızlık yapılmış olarak öldürülürse, bu durumda biz onun yakını için (kısas veya diyette) bir yetki vermişizdir. Artık o da o öldürme (bu yetki) de savurganlık yapmasın. Çünkü o (bu kadarıyla) yardım olunmuştur.
34- Ve siz, yetimin malına o, kendisinin en çetinliğine ulaşıncaya kadar, o şeyin en iyisinden başka sakın yaklaşmayın ve o bağlılık sözü tastamam yerine getirin. Şüphesiz ki o bağlılık sözü bir sorumluluktur.
35- Ve siz ölçtüğünüz zaman, o ölçeği tastamam yapın ve (tarttığınız zaman da) o doğruluğunu koruyan terazi ile tartın. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.
36- Ve sen, o şeyin peşine düşme ki kendisi hakkında bir bilgi sana yoktur. Şüphesiz ki o işitme ve o görme ve o gönül hepsi, işte onlar ondan sorumludur.
37- Ve sen, o yerde çalımlanarak adımlama. Çünkü sen yeri asla delemeyeceksin ve boy uzunluğu bakımından da o dağlara da asla ulaşamayacaksın.
38- Bütün bunların kötü olanı, senin Efendinin yanında çirkin görülmüştür.
39- Bu, senin Efendinin o bilgelikten sana vahyettiği şeylerdendir. Ve sen, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa kınanmış kovulmuş olarak cehennemde atılır kalırsın.
40- Yoksa sizin Efendiniz o oğulları size seçti ve kendisi de o meleklerden dişiler mi edindi? Şüphesiz ki siz kesinlikle çok büyük söz söylüyorsunuz.
41- Ve ant olsun ki biz, onların iyice hatırlamaları için (öğütleri) bu okunan (Kur'an)da evire çevire açıkladık. Oysa bu onlara nefretten başkasını arttırmıyor.
42- Sen de ki: "Eğer onların söylemekte oldukları* gibi O'nun beraberinde tanrılar olsaydı, o takdirde onlar o tahtın sahibine karşı kesinlikle yol peşine düşerlerdi."
* Ayetin Arapça metnindeki "Kema yequlune" ibaresinin, "Kema tequlune" olarak da kıraatı vardır. Bu durumda anlam "Sizin söylemekte olduğunuz gibi" şeklinde olur.
43- O, münezzehtir ve onların söylemekte olduğu şeylerden bir büyük yücelikle yücedir.
44- O yedi gök ve o yer ve onlarda olan kimseler, O'nu tesbih etmektedir. Ve hiçbir şey yoktur ki, O'nu övgüsü ile tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihlerini kavrayamazsınız. Şüphesiz ki O, yumuşak davranıcıdır, çok bağışlayıcıdır.
45- Ve sen okunan (Kur'an)ı okuduğun zaman biz, seninle ve o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin arasına bir gizlenmiş engel koyarız.
46- Ve onlar onu kavrarlar diye, biz onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Ve sen Efendini okunan (Kur'an)da kendisini tek olarak hatırladığın zaman, onlar nefretle arkalarını yakınlaştırırlar
47- Onlar seni dinleyecekleri zaman onu hangi nedenle dinleyeceklerini ve onlar gizlice konuştukları zaman o haksızlık yapanların: "Siz bir sihirlenmiş adamdan başkasını izlemiyorsunuz" diyeceğini, biz daha iyi bileniz.
48- Sen bak, onlar sana karşı nasıl örnekler ortaya koydular da böylelikle saptılar, bu yüzden onlar (doğru) bir yola güç yetiremezler.
49- Ve onlar: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" dediler.
50- 51- 52- Sen de ki: "Taş veya demir halinde olun veya göğüslerinizde büyümekte olan şeylerden bir yaratık halinde olun (yine de harekete geçirileceksiniz)." Buna karşılık onlar: "Bizi kim tekrar geri döndürecek?" diyecekler. Sen de ki: "O ki sizi ilk defasında yarıp ortaya çıkarmıştır." Buna karşılık onlar sana şaşkınca başlarını sallayacaklar ve: "O ne zaman?" diyecekler. Sen de ki: "Bir yakın (zamanda) olması umulur. O gün O sizi çağıracak siz de hemen O'nu övgüsü ile cevaplandıracaksınız ve (kabirlerde) pek azdan başka kalmadığınız kanısına varacaksınız."
53- Ve sen kullarıma de ki: O şeyi söylesinler ki o en iyisidir. Şüphesiz ki o şeytan onların arasını dürtükler. Şüphesiz ki o şeytan o insana bir apaçık düşmandır.
54- Sizin Efendiniz sizi daha iyi bilendir. Eğer O dilerse size sürekli şefkat eder veya eğer dilerse sizi azaplandırır. Ve biz seni onların üzerine bir dayanak olarak göndermedik.
55- Ve senin Efendin o göklerde ve o yerde kim varsa daha iyi bilendir. Ve ant olsun ki biz o bir kısım habercileri bir kısmın üzerine lütuflandırdık ve Davud'a da (vahyimizi) yazılı metin (Zebur) olarak verdik.
56- Sen de ki: "Siz O'nun berisinden iddia ettiğiniz şeyleri çağırın. Oysa onlar sizden o zararı kaldırma ve (o zararı başkasıyla) bir değiştirme gücüne sahip olamazlar."
57- İşte onların çağırmakta oldukları o şeylerdir ki, onlar kendilerinin Efendisine hangisi en yakın olacak diye o yakınlık fırsatının peşine düşerler ve O'nun şefkatini beklerler ve O'nun azabından kaygılanırlar. Şüphesiz ki senin Efendinin azabı çekinilmiştir.
58- Ve hiçbir kasaba yoktur ki, o kalkışın gününden önce biz onu yok edici olmayalım veya ona bir çetin azapla azap edici olmayalım. Bu, o kitapta satırlan(arak yazıl)mıştır.
59- Ve bizi (gözle görünen) o delilleri göndermekten, o ilklerin onları yalanlamış olmasından başkası alıkoymadı. Ve biz Semud'a o dişi deveyi açıkça görülebilen (delil) olarak verdik de onlar ona haksızlık yaptılar. Ve biz (gözle görünen) o delilleri kaygılandırmaktan başka amaçla göndermeyiz.
60- Ve bir zaman biz sana: "Şüphesiz ki senin Efendin o insanları kuşatmıştır" demiştik. Ve o rüyayı ki biz sana gösterdik ve o okunan (Kur'an)daki o dışlanmış ağacı biz o insanlara bir ayartmadan başka amaçla yapmadık. Ve biz onları kaygılandırıyoruz, oysa bu onlara büyük bir taşkınlıktan da başkasını artırmıyor.
61-Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e boyun eğin" demiştik de onlar, İblis dışında hemen boyun eğmişlerdi. O: "Senin bir çamur olarak yarattığın kimseye ben boyun eğer miyim?" demişti.
62- O (devamla): "Sen, benim üzerime çok değerli kıldığın şu kimseyi gördün mü? Ant olsun ki eğer sen beni o kalkışın gününe kadar sonralarsan, ben de onun soyunu pek azı dışında kesinlikle ve kesinlikle yularlayacağım" demişti.
63- 64- 65- O da: "Sen git, bundan böyle onlardan kim seni izlerse, artık şüphesiz ki cehennem bir bollaştırılmış karşılık olarak sizin karşılığınızdır. Ve sen onlardan güç yetirebildiğin kimseyi sesinle tedirgin et, atlılarını ve yayalarını onların üzerine etki oluştur ve o mallarda ve o çocuklarda onlara ortak ol ve onlara söz ver." Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başka da söz vermiyor. (Allah devamla): "Şüphesiz ki benim kullarım, sana bir yetki onların üzerinde yoktur. Ve (onlara) bir dayanak olarak senin Efendin yeter" demişti.
66- Sizin Efendiniz ki O, kendi lütfundan bir kısmın peşine düşmeniz için o gemileri o su kütlesinde sizin için sürüklemektedir. Şüphesiz ki O, size karşı şefkati süreklidir.
67- Ve size o su kütlesinde o zarar dokunduğu zaman, sizin (O'nun aşağısından) çağırdığınız şeyler kaybolur, yalnız O hariç. Ne zaman ki O sizi o karaya (çıkarıp) kurtardı, siz ilgisiz kalırsınız. Ve (bunu yapan) o insan çok nankördür.
68- Peki siz, o karanın tarafında O'nun sizi dibe geçirmesinden veya sizin üzerinize bir kızgın taş fırtınası göndermesinden güvende misiniz? Sonra siz kendiniz için bir dayanak da bulamazsınız.
69- Yoksa sizi sonra bir kere daha ona tekrar geri döndürerek sizin üzerinize o rüzgârdan kırıp geçiren fırtına gönderip de nankörlüğünüz nedeniyle bu sefer sizi batırmasından güvende misiniz? Sonra siz kendiniz için bizim üzerimize onun hakkında (size yapılanın arkasını arayacak) bir izleyen de bulamazsınız.
70- Ve ant olsun ki biz Adem 'in oğullarını çok değerli kıldık ve biz onlara o karada ve o su kütlesinde taşıdık ve onlara o temizlerden rızık verdik ve biz onları yarattığımız kimselerden birçoğunun üzerine bir lütufla lütuflandırdık.
71- O gün biz bütün insanları önderleri ile çağıracağız. Artık kime kendisinin kitabı sağ eline verilirse, artık işte onlar kendi kitaplarını okuyacaklar ve onlar çekirdek lifi kadar dahi haksızlığa uğratılmayacaklardır.
72- Ve kim bunda kör ise artık o, sonraki (yaşamda) da kördür ve yol bakımından da daha şaşkındır.
73- Ve şüphesiz ki neredeyse onlar, bizim sana vahyettiğimiz şeyden başkasını bize karşı yakıştırman için seni kesinlikle ayartacaklardı ve o takdirde de kesinlikle seni bir dost edineceklerdi.
74- Ve eğer biz seni sabitleştirmemiş olsaydık, ant olsun ki sen neredeyse onlara pek az da olsa yanaşacaktın.
75- O takdirde de biz sana o yaşamın katlamalı (azabını) ve o ölümün katlamalı (azabını) kesinlikle tattıracaktık, sonra sen kendin için bize karşı bir yardımcı da bulamayacaktın.
76- Ve şüphesiz ki neredeyse onlar, seni bu yer (Mekke) den kesinlikle ve kesinlikle çıkarmak için oradan seni tedirgin etmek istiyorlar. Ve o takdirde onlar da senin ardından (Mekke'de) pek az (bir süre) dışında kalamayacaklar.
77- (Bu), elçilerimizden senin öncende gönderdiğimiz kimselerin bir kısmının (toplumuna) kesinlikle uygulanan bir yasadır. Ve sen bizim yasamız için (başka yasayla) bir değiştirme bulamazsın.
78- Sen, o güneşin batıya yönelmesinden o gecenin karanlığına kadar o kulluk görevini ayağa kaldır ve o fecrin okumasını da. Şüphesiz ki o fecrin okuması tanık olunmuştur.
79- Ve geceden bir kısımda sana bir fazlalık olarak artık onunla (Kur'an ile) uyan. Senin Efendinin seni bir övülmüş mevkiye* (Mekke'ye tekrar geri) harekete geçirmesi umulur.
*Makam-ı Mahmud, tefsirlerde her ne kadar "Şefaat makamı" olarak anlaşılmış olsa da. Biz "Makam" kelimesinin Bakara s. 125. ve Al-i İmran s. 97. ayetinde İbrahim (a.s.) ve Mekke ile bağlantılı olarak kullanılmasından hareketle Makam-ı Mahmud ifadesini Mekke olarak anlamayı tercih ettik ve 80. ve 81. ayetlerin de hicret ile alâkasını dikkate alarak, 79. ayetin Muhammed (a.s.)ın bulunduğu şehirden başka bir şehre hicret etmesini ve sonra o şehre tekrar muzaffer olarak geri dönmesini ifade ettiğini düşünüyoruz. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.
80- Ve sen de ki: "Ey Efendim, sen beni (Medine'ye) doğru bir girdirişle girdir ve (Mekke'den) doğru bir çıkarışla çıkar ve kendi katından bana bir yardımcı yetki oluştur."
81- Ve sen de ki: "O gerçek geldi ve o geçersiz perişan oldu. Şüphesiz ki o geçersiz perişan olucudur.
82- Ve biz o okunan (Kur'an) dan öyle şey indiriyoruz ki o, o inananlar için bir iyileştirme ve bir şefkattir oysa o, o haksızlık yapanlara bir ziyandan başkasını artırmaz.
83- Ve biz o insanın üzerine gönenç verdiğimiz zaman, o ilgisiz kalır ve yanıyla uzaklaşır. Ve ona o şer dokunduğu zaman ise, ümitsizdir.
84- Sen de ki: "Herkes kendisinin şekline (inandığı değerlere) göre işler. Bu durumda o kimseyi ki kendisi yolca daha doğrudur, sizin Efendiniz daha iyi bilendir."
85- Ve onlar sana o esintiden (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "O esinti, benim Efendimin buyruğundandır. Ve size (bunun hakkında) o bilgiden pek azdan başkası verilmemiştir."
86- Ve ant olsun ki eğer biz dilersek, bizim sana vahyettiğimiz şeyi kesinlikle ve kesinlikle gideririz, sonra sen kendin için onun hakkında bize karşı bir dayanak da bulamazsın.
87- Senin Efendinden bir şefkat olması başka. Şüphesiz ki O'nun lütfu senin üzerinde büyüktür.
88- Sen de ki: "Ant olsun ki eğer o insan ve o cin bu okunan (Kur'an)ın bir örneğini getirmeleri üzerine toplansa ve eğer onların bir kısmı bir kısmına sırt vermiş olsa da, onlar onun bir örneğini getiremezler."
89- Ve ant olsun ki biz o (inanmayan) insanlara bu okunan (Kur'an)da her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ne var ki o insanların tamamı gerçeği örtmekten başkasında diretmedi.
90- 91- 92- 93- Ve onlar: "Bizim için o yerden bir kaynak fışkırtmana kadar, biz sana asla inanmayacağız veya senin hurmalıklardan ve üzümden bir bahçen olmalı da onların arasından o nehirleri fışkırttıkça fışkırtmalı veya iddia ettiğin gibi sen o göğü bizim üzerimize bir parça halinde düşürmeli veya Allah'ı ve o melekleri önümüze getirmelisin veya senin altından bir evin olmalı veya sen o göğe yükselmelisin. Ve senin (o göğe) yükselmene de sen bizim üzerimize bir kitap indirene kadar ki biz onu okuyabileceğiz, sana asla inanmayacağız" dediler. Sen de ki: "Efendimi tenzih ederim. Ben bir beşer elçiden başkası değil miyim?"
94- Ve o (inanmayan) insanları, kendilerine o doğru yol geldiği zaman onların inanmalarına: "Allah bir beşer elçiyi mi harekete geçirdi" demelerinden başkası alıkoymadı.
95- Sen de ki: "Eğer o yerde yatışmış olarak adımlayanlar melekler olsaydı, kesinlikle ve kesinlikle biz onların üzerine o gökten bir melek elçi indirirdik."
96- Sen de ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarından en iyi haber alıcıdır, en iyi görücüdür."
97- Ve kim ki Allah onu doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kim ki O onu saptırırsa, artık sen onlar için O'nun berisinden yakınlar asla bulamazsın. Ve biz onları o kalkışın günü yüzlerinin üzerine körler ve dilsizler ve sağırlar olarak sürüp toplayacağız. Onların sığınacak yeri cehennemdir. Her ne zaman ateş yavaşlarsa, biz onlara (ateşi) çılgınlık bakımından artıracağız.
98- Bu, onların karşılığıdır. Çünkü onlar, bizim delillerimizi örtmüşler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" demişlerdi.
99- Ve onlar görmediler mi şüphesiz ki Allah O ki o gökleri ve o yeri yaratmıştır ve O, onların bir örneğini de yaratmaya güç yetiricidir ve O, onlar için bir süre belirledi ki onda hiçbir kuşku yoktur? Ne var ki o haksızlık yapanlar gerçeği örtmekten başkasında diretmedi.
100- Sen de ki: "Eğer siz benim Efendimin şefkat depolarına sahip olsaydınız, o takdirde o harcamanın çekincesiyle siz onu kesinlikle elde tutardınız. Ve o insan bir cimridir.
101- Ve ant olsun ki biz Musa'ya dokuz apaçık (gözle görünen) delil verdik. Haydi sen Yakub'un oğulları'na (bilgi) talep et, hani o onlara gelmişti de Firavun ona: "Şüphesiz ki ben seni kesinlikle ve kesinlikle sihirlenmiş kanısına varıyorum Ey Musa" demişti.
102- O da: "Ant olsun ki bunları doğruyu görmeler olarak o göklerin ve o yerin Efendisinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsindir. Ve şüphesiz ki ben de seni kesinlikle ve kesinlikle yok olmuşluğu çağıracak kanısına varıyorum ey Firavun" demişti.
103- Böylece (Firavun) onları o yerde tedirgin etmek istemiş, bunu üzerine biz onu ve onun beraberinde olanları toplu olarak batırmıştık.
104- Ve onun (batırılmasının) ardından biz Yakub'un oğullarına: "Siz, o yerde dinginleşin, artık o sonrakinin sözü geldiği zaman, biz sizi birbirine dolaşmış olarak (hesap için) getireceğiz" demiştik.
105- Ve biz onu o gerçekle indirdik ve o da o gerçekle indi. Ve biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olaraktan başka (bir görevle de) göndermedik.
106- Ve biz bir okunan olarak onu o insanlara, durup bekleyerek (zaman içinde) okuman için biz onu ayırdık ve onu peyderpey olarak indirdik.
107- 108- Sen de ki: "Siz ona inanın veya inanmayın. Şüphesiz ki onun öncesinden o bilgi verilmiş olan kimselere o, peşi sıra okunmakta olduğu zaman, onlar boyun eğerek o çenelerin üzerine kapanırlar. Ve onlar 'Efendimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Efendimizin sözü kesinlikle yerine gelmiştir' derler."
109- Ve onlar ağlayarak o çenelerin üzerine kapanırlar ve (o okunan) onları boyun bükme bakımından artırır.
110- Sen de ki: "Siz Allah diye çağırın veya şefkati kapsamlı (Rahman) diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, o en iyi adlar artık O'nun içindir." Ve sen kulluk görevini (insanlara çağrını, sesini) yükseltme ve onu alçak sesle de yapma ve bunun arasında bir yol peşine düş.
111- Ve sen de ki: "O övgü o Allah'adır, O ki bir çocuk edinmemiştir ve O'nun hükümranlıkta ortağı da olmamıştır ve O'nun o alçalmışlıktan dolayı bir yakını da olmamıştır." Ve sen O'nu büyükledikçe büyükle.