23 Kasım 2025 Pazar

MÜ'MİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- Bu kitabın indirilmesi, o en güçlü, o en iyi bilici, o peşe takılı suçun bağışlayıcısı ve o itaatle dönüşün kabul edicisi, o sonuçlandırması çok çetin, her türlü imkanın sahibi, Allah'tandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ve o varış yeri yalnızca O'nadır.

4- Allah'ın ayetleri hakkında, gerçeği örtmüş olan kimseler dışında söz dalaşı yapmıyor. Artık onların o yerleşim merkezlerinde çevrilip durması seni sakın aldatmasın.

5- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve onlardan sonraki o gruplar da yalanlamıştı. Ve her bir ana toplum kendi elçilerine karşı onu (öldürme amacıyla) tutmaya eğilim göstermişler ve o gerçeği o geçersizle boşa çıkarmak için onunla (o geçersizle) söz dalaşı yapmışlar, bunun üzerine ben de onları tutuvermiştim. Artık benim sonlandırmam nasıl olmuş?

6- Böylece senin Efendinin gerçeği örtmüş olan kimseler üzerindeki: "Şüphesiz ki onlar o ateşin arkadaşlarıdır" sözü gerçek oldu.

7- 8- 9- O tahtı taşımakta olan kimseler (melekler) ve onun çevresindeki kimseler (melekler), Efendilerini övgü ile tesbih ederler ve O'na  inanırlar ve O'na inanmış olan kimseler için: "Ey Efendimiz, sen her bir şeyi şefkat bakımından ve bilgi bakımından kapsamışsındır, öyleyse sen itaate dönmüş ve senin yolunu izlemiş kimseleri bağışla ve sen onları şiddetli ateşin azabından koru. Ey Efendimiz, sen onları Adn bahçelerine girdir, o ki sen onlara söz vermiştin ve onların babalarından ve eşlerinden ve soylarından düzgün olmuş kimseleri de (girdir). Şüphesiz ki sen çok güçlünün, en bilgenin ta kendisisin. Ve sen onları o kötülüklerden koru. Ve sen o gün kimi o kötülüklerden korursan, kesinlikle onu sürekli şefkat etmişsindir. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir" diye bağışlama isterler.

10- Şüphesiz ki gerçeği örtmüş olan kimselere: "Allah'ın öfkesi kesinlikle sizin kendi benliklerinize olan öfkenizden daha büyüktür. Hani siz o inanca çağrılıyordunuz da gerçeği örtüyordunuz" diye seslenilir.

11- Onlar: "Ey Efendimiz, sen bizi iki kere öldürdün ve iki kere yaşattın, artık biz de peşimize takılı suçlarımızı itiraf ettik, şimdi çıkmaya herhangi bir yol var mıdır?" dediler.

12- (Onlara cevaben): "Bu, size şu nedenledir: Allah, O tek olarak çağrıldığı zaman, siz gerçeği örttünüz. Ve eğer O'na ortak koşulursa siz inanırdınız. Artık karar çok yüce, çok büyük Allah'ındır" (denilir).

13- O ki size kendi (gözle görülen) ayetlerini gösteriyor ve sizin için o gökten bir rızık indiriyor. Ve (bunu da) içten yönelmekte olan kimseden başkası hatırlamıyor.

14- Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de, siz Allah'ı o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın.

15- (O), o kademelerin yükselticisi o tahtın sahibidir. O, o karşılaşmanın günüyle uyarmak için, kendisinin buyruğundan o esintiyi kendisinin kullarından dilediğinin üzerine bırakır.

16- Onlar o gün (kabirlerden çıkıp) belirginleşenlerdir. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı saklı kalmaz. (Onlara): "Bugün o hükümranlık kimindir?" (diye sorulur. Onlar): "(O hükümranlık) o tek, o ezici güç sahibiAllah'ındır" (diye cevap verirler).

17- O gün her bir benlik kazandığı şey ile karşılık görür. Bugün hiçbir haksızlık yapılmaz. Şüphesiz ki Allah o hesabın çok görenidir.

18- Ve sen onları o günün yaklaşıcılığı ile uyar ki o zaman o kalpler kederi bastıranlar olarak o gırtlaklara dayanır. O haksızlık yapanlar için hiçbir sıcak dost ve itaat edilir bir eşlikçi yoktur.

19- O, o gözlerin hainini de ve o göğüslerin saklı tutmakta olduğu şeyleri de bilir.

20- Ve Allah (kararı) o gerçekle yerine getirir. Ve onların O'nun berisinden çağırmakta oldukları şeyler ise hiçbir (kararı) yerine getiremezler. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

21- Onlar, o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önce olan kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, o yerde kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi. Buna rağmen Allah onların peşlerine takılı suçları nedeniyle onları tutuverdi. Ve onlar için Allah'tan hiçbir koruyucu da olmadı.

22- Bu (azap), onların elçileri apaçık delilleri onlara getirmiş olmaları buna karşılık onların da gerçeği örtmiş olmaları nedeniyledir, bunun üzerine Allah onları tutuverdi. Şüphesiz ki O, çok kuvvetlidir, o sonuçlandırması çok çetindir.

23- 24- Ve ant olsun ki biz Musa'yı bizim (gözle görülen) ayetlerimizle ve bir apaçık yetkiyle Firavun'a ve Haman'a ve Karun'a gönderdik de onlar (ona): "Bir çok yalancı sihirbaz" dediler.

25- Ne zaman ki o, bizim yanımızdan onlara o gerçeği getirdiğinde onlar: "Siz, onun beraberinde inanmış olan kimselerin oğullarını öldürün ve onların kadınlarını ise yaşatın" dediler. Ve o gerçeği örtücülerin planı bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir.

26- Ve Firavun: "Siz beni bırakın da ben Musa'yı öldüreyim ve o kendisinin Efendisini çağırsın. Şüphesiz ki ben onun, (benim size yüklediğim) yükümlüğünüzü değiştirmesinden veya bu yerde o bozuculuğa sırt vermesinden kaygılanıyorum" dedi.

27- Ve Musa: "Şüphesiz ki ben, o hesabın gününe inanmaz her büyüklenenden benim Efendime ve (aynı zamanda) sizin Efendinize sığındım" dedi.

28- 29- Ve Firavun'un hanedanından bir inanan adam -ki kendisinin inancını gizlemektedir-: "Siz 'Benim Efendim Allah'tır' diyen bir adamı öldürecek misiniz? Ve oysa o size, sizin Efendinizden o apaçık delilleri getirmiştir. Ve eğer o bir yalancı ise, onun yalanı kendisinedir. Ve eğer o bir doğru söyleyen ise, size söz vermekte olduğu şeyin bazısı size değdirilecektir. Şüphesiz ki Allah, o çok yalancı savurgan kimseyi doğruya iletmez. Ey topluluğum, bugün bu yerde üstün gelenler olarak o hükümranlık sizindir. Eğer bize gelirse, Allah'ın baskısından bize kim yardım eder?" dedi. Firavun: "Ben size benim gördüğümden başkasını göstermiyorum ve ben sizi o olgun akıllığın yolundan başkasına da iletmiyorum" dedi.

30- 31- 32- 33- 34- 35- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin üzerinize Nuh'un topluluğu ve Ad ve Semud ve onlardan sonraki aynı minval örnek üzere kimseler olan o grupların günü örneği (bir günden) kaygılanıyorum. Ve Allah o kullara bir haksızlık etmek istiyor değildir. Ve ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin için o bağırışmanın gününden kaygılanıyorum. O günde siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşırsınız. Sizin için Allah'tan (gelen azaptan) hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur. Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici de yoktur. Ve ant olsun ki önceden Yusuf size o apaçık delilleri getirmişti de siz, onun size getirdiği şeyden bir kararsızlık içinde olmaktan geri kalmamıştınız. Hatta o yok olduğu (öldüğü) zaman siz, 'Allah onun arkasından bir elçi asla harekete geçirmez' demiştiniz. Allah, o kuşkucu savurgan kimseyi böyle saptırır. O kimseler ki kendilerine gelmiş bir yetki olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar. (Bunu yapmak) Allah'ın yanında ve inanmış olan kimselerin yanında öfke bakımından büyük olmuştur. Allah, her bir büyüklenen zorbanın kalbinin üzerine böyle damga vurur" dedi.

36- 37- Ve Firavun: "Ey Haman, bana bir yüksek kule yap umarım ki ben o araçlara ulaşırım. O göklerin araçlarına, böylece ben Musa'nın tanrısına ulaşırım. Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle bir yalancı olduğu kanısına varıyorum" dedi. Ve Firavun'a işinin kötülüğü böyle süslendi ve o yoldan uzaklaştırıldı. Ve Firavun'un planı bir yıkımdan başkası olmadı.

38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- Ve inanmış olan kimse: "Ey topluluğum, beni izleyin ki ben sizi o olgun akıllılığın yoluna ileteyim. Ey topluluğum, bu yakın yaşam, bir yararlanmadır. Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşam) ise, o sabitliğin yurdunun ta kendisidir. Kim bir kötülük işlerse, onun örneğinden başkasıyla karşılık görmez. Ve erkekten veya dişiden kim bir inanan olarak düzgün olan iş işlerse, artık işte onlar o bahçeye onda bir kısıtlama olmaksızın rızıklananlar olarak girerler. Ve ey topluluğum, bana ne oluyor ki ben sizi o kurtuluşa çağırıyorum ve siz ise beni o ateşe çağırıyorsunuz? Siz beni Allah'a nankörlük etmeye ve hakkkında bana bir bilgi olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ve ben ise sizi çok güçlüye, çok bağışlayıcıya çağırıyorum. Sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) kendisine bir çağrı (hakkı) olmadığında ve bizim geri dönüşümüzün Allah'a olduğunda ve o savurganlık yapanların o ateşin arkadaşlarının ta kendileri olduğunda kuşku yoktur. Siz, benim dediğim şeyleri(n doğruluğunu) yakında hatırlayacaksınız. Ve ben işimi havale ediyorum. Şüphesiz ki Allah o kulları bir en iyi görücüdür" dedi.

45- 46- Böylece Allah onu, onların kurduğu tuzakların kötülüklerinden korudu ve Firavun'un hanedanını ise o azabın kötüsü o ateş kuşattı. Onlar sabah ve akşam (sürekli olarak) ona sunulacaklar. Ve o anın ayağa kalkacağı gün: "Firavun'un hanedanını o azabın en çetinine girdirin" (denilecektir).

47- Ve o zaman ki onlar o ateşin içinde birbirleriyle tartışırlar da o zayıflar büyüklük taslamış olan kimselere: "Şüphesiz ki biz sizi izleyen idik, şimdi siz bizden o ateşten (küçük) bir hisse dahi olsa ihtiyaçsız kılanlar mısınız?" der.

48- Büyüklük taslamış olan kimseler ise: "Şüphesiz ki bizim hepimiz onun içindeyiz, Şüphesiz ki Allah kesinlikle o kulların arasında karar vermiştir" dedi.

49- Ve o ateşin içindeki kimseler cehennemin görevlilerine: "Siz, Efendinizi çağırın da o azaptan bir gün olsa bizden hafifletsin" dedi.

50- (Görevliler): "Bizim elçilerimiz size o apaçık delilleri getirmiş değil miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Görevliler): "O halde siz çağırın. Ve o gerçeği örtücülerin çağrısı ise bir sapkınlık içinde olmaktan başkası değildir" dediler.

51- Şüphesiz ki biz elçilerimize ve inanmış olan kimselere o yakın yaşamda ve o tanıkların ayağa kalkacağı günde kesinlikle yardım ederiz.

52- O gün o haksızlık yapanlara onların gerekçeleri fayda vermez ve o dışlama onlar içindir ve o yurdun kötüsü de onlar içindir.

53- 54- Ve ant olsun ki biz, Musa'ya o doğruya ileteni verdik ve Yakub'un oğullarını, o saf aklın sahipleri için bir doğruya ileten ve bir hatırlatma olan o kitaba mirasçı yaptık.

55- O halde sen de (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve sen de kendi peşine takılı suçun için bağışlama iste ve Efendini o akşam karanlığı ve o gündüzün erken vakti övgü ile tesbih et. 

56- Şüphesiz ki o kimseler kendilerine gelmiş bir yetki olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar, onların göğüslerinde bir büyüklük (kompleksin) den başkası yoktur ki onlar ona ulaşıcı değillerdir. öyleyse sen Allah'a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

57- Elbette ki o göklerin ve o yerin yaratılışı, o insanların yaratılışından daha büyüktür. Fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

58- Ve o kör ve o gören denk olmuyor ve inanmış ve o düzgün işleri işleyen kimseler ve o kötülük yapanlar da (denk olmuyor). Siz biraz olsa da hatırlamıyorsunuz.

59- Şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir ki onda hiçbir kuşku yoktur. Fakat o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

60- Ve sizin Efendiniz: "Siz beni çağırın, bende size cevap vereyim. Şüphesiz ki o kimseler bana kulluk etmekten büyüklük taslıyorlar, onlar cehenneme boyun bükenler olarak gireceklerdir" dedi.

61- Allah O ki, size o geceyi sizin onda durulmanız için ve o gündüzü de bir açıkça görülebilen olarak, yaptı. Şüphesiz ki Allah o insanların üzerine kesinlikle bir lütuf sahibidir. Fakat o insanların tamamı (buna) şükretmezler.

62- Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur.  Böyle iken siz nasıl yön değiştiriyorsunuz?

63- Allah'ın ayetlerini ısrarla reddetmekte olan kimseler böyle yön değiştiriyorlar.

64- Allah O ki, o yeri sizin için bir sabitlik ve o göğü de bir bina (tavan) yaptı ve sizi şekillendirdi de sizin şekillerinizi iyileştirdi ve size o temizlerden rızık verdi. Bu Allah'tır sizin Efendiniz. O halde o tüm insanların Efendisi Allah, bereketi boldur.

65- O, yaşayandır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O halde siz O'nu, o yükümlülüğü O'na özgüleyenler olarak çağırın. O övgü, o tüm insanların efendisi Allah'adır.

66- De ki: "Şüphesiz ki ben, benim Efendimden o apaçık deliller bana geldiğinde sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeylere kulluk etmekten vazgeçirildim ve ben o tüm insanların Efendisine teslim olmakla buyuruldum."

67-  O ki, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden, sonra (rahme) asılan bir embriyodan yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyor, sonra sizin en çetinliğine ulaşmanız, sonra sizin ihtiyarlar olmanız için (sizi yaşatıyor). Ve sizden kiminin ömürleri önceden tamamlanıyor ve siz bağlantı kurmanız için böylece bir adlanmış süreye ulaşıyorsunuz.

68- O ki, yaşatır ve öldürür. Artık O bir buyruk yerine geleceği zaman, ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

69- Sen görmedin mi o kimseleri ki onlar Allah'ın ayetleri hakkında söz dalaşı yapıyorlar? Onlar nasıl da çevriliyorlar?

70- O kimseler ki, o kitabı ve bizim elçilerimizi onunla gönderdiğimiz şeyleri yalanladılar. Artık onlar ileride bilecekler.

71- 72- O zaman o (demirden) bağlar ve o zincirler onların boyunlarındadır. Onlar kaynar suda (öylece) sürüklenecekler, sonra o ateşte kaynatılacaklar.

73- 74- Sonra onlara: "Sizin Allah'ın berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeyler nerede? " denildi. Onlar: "Bizden saptılar, hayır biz önceden hiçbir şeyi çağırıyor değildik" dediler. Allah o gerçeği örtücüleri böyle saptırır.

75- 76- (Onlara): "Bu, sizin o yerde o gerçek olmaksızın sevinmekte olmanız nedeniyle ve sizin çalımlanarak yürümekte olmanız nedeniyledir. Siz, onda sürekli kalıcılar olarak cehennemin kapılarına girin" (denildi). Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

77- O halde sen (zorluklara karşı) direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Şimdi eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onlar bize döneceklerdir.

78- Ve ant olsun ki biz senden önce elçiler gönderdik, biz onlardan kimini sana anlattık ve biz onlardan kimini sana anlatmadık. Bir elçi için Allah'ın onayı olmadıkça (gözle görülen) bir ayet getirmesi olmamıştır. Artık Allah'ın buyruğu geldiği zaman, (o buyruk) o gerçekle yerine getirilir ve o geçersizciler orada ziyan eder.

79- Allah O ki, o hayvanları sizin onlardan bir kısmına binmeniz için takdir etti ve siz onlardan kısmını da yiyorsunuz.

80- Ve onlarda, sizin göğüslerinizdeki bir gereksinmeye ulaşmanız için faydalar, sizin içindir. Ve siz onların üzerinde ve o gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

81- Ve O size kendi ayetlerini gösteriyor. Öyleyse siz Allah'ın hangi (gözle görülen) ayetlerini yadırgıyorsunuz?

82- Artık onlar, o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından ve eser bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çoktu. Buna rağmen onların kazanmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermedi.

83- Ne zaman ki onların elçileri, onlara o apaçık delilleri getirdiğinde, onlar kendilerinin yanındaki o bilgiden dolayı sevindiler ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıverdi.

84- Ne zaman ki onlar, bizim baskımızı gördükleri zaman: "Biz Allah'a O tek olarak inandık ve biz onunla ortak koşanlar olduğumuz şeyleri (ret edip) örttük" dediler.

85- Onlar bizim bunaltmamızı gördüklerinde onların inanmaları onlara fayda vermedi. (Bu), Allah'ın yasasıdır ki kendisinin kulları hakkında gelip geçmiştir. Ve o gerçeği örtücüler orada ziyan etmiştir.


8 Kasım 2025 Cumartesi

Narsist ve Bağnaz Duyguları Din Üzerinden Tatmin Etmeye Çalışmak

 Bugün kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bir çok kimsenin birbirleri ile birçok konuda anlaşamadığı, fikir ayrılığı içinde olduğu bir gerçektir. Bu durumun elbette birçok sebepleri bulunmaktadır.  Biz, bu durumun sebeplerini sadece kişilik sorunu üzerinden irdelemeye çalışacağız. 

Müslümanların fikir ayrılığı içinde olmasının bir çok sebebi olmasına rağmen, biz bu durumu bir kişilik bozukluğu olan "Narsistlik" ve "Bağnazlık" üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.

İnternet ortamında arama motoruna "Narsistlik nedir?" diye bir soru sorsanız alacağınız cevaplardan biri aşağıdadır. 

-----Narsistik kişilik bozukluğu, insanların mantıksız derecede yüksek bir kendi önem duygusuna sahip olduğu bir ruh sağlığı durumudur. Çok fazla ilgiye ihtiyaç duyarlar ve bunu ararlar. Tüm insanların kendilerine hayran olmasını isterler. Bu bozukluğa sahip kişiler, başkalarının duygularını anlama veya önemseme yeteneğinden yoksun olabilir. Ancak bu aşırı özgüven maskesinin ardında, öz değerlerinden emin değildirler. En ufak bir eleştiriden kolayca rahatsız olurlar.

Maalesef kendisini İslam'a ve Müslümanlığa nisbet eden bazı kimselerde bu kişilik bozukluğuna rastlamaktayız. Nasıl mı?

Kendisini öne çıkarmak ve insanların gözünde önemli bir konuma sahip olma hastalığına sahip olan kişiler bu duygularını bir cemaat sahibi olmak üzerinden tatmin etmeye gayret ettiklerini görmekteyiz.

                                                         Kör satıcının kör alıcısı olur.

Bugün İslam dünyasındaki din konusundaki cehaletin had safhada olduğu aşikardır. Bu cehaletten nemalanmak isteyen açıkgöz din simsarları kendilerini bir şekilde öne çıkararak, cahil insanları kendilerine bağlamakta, onları kendi etrafında toplayarak dini bir oluşum meydana getirmektedir.

Bunları yaparken kendilerinde çok büyük ilmi ve fikri faziletler olduğu yönünde göz boyamalarla insanları aldatmaktadırlar. Din konusunda zır cahil olan bu aldanan insanlar, bağlandıkları kişinin kendilerine göre din konusunda son derece bilgili!! olduğunu gördüklerinde onu neredeyse ilah konumuna getirerek farkında olmadan "Şirk" batağına saplanmaktadırlar. Bu konuda kendilerini ikaz edenleri ise kesinlikle ret etmekte oldukları da malumdur. Bu durumu bağnazlıkla ilgili olarak işlemeye çalışacağız.

"Türkiye'de dini hayat kliniklerde tedavi görmesi gereken din manyakları tarafından ele geçirilmiştir." (Atasoy Müftüoğlu)

Atasoy ağabeyin bu tesbiti sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Özellikle tarikatçı kesime bakıldığında, bu tarikatların başındakilerin veya onlara mensup bazı kimselerin din adına anlattığı menkıbelerin aklı başında bir insanın ağzından çıkması mümkün olmayan sözler ve meydana gelmesi imkansız olaylar olduğu her aklı selim sahibi kişinin malumudur.

Bunları söyleyen kişiler ise kendilerini dinleyen insanlar üzerinde öyle bir etkiye sahiplerdir ki, "Alem buysa kral benim" edasında tavırlar sergileyerek karşısısındaki insanları sihirlemekte, zaten bu duruma baştan gönüllü olanlar da anında sihirlenmektedirler.

Bu tiplerin önce psikiyatrik açıdan incelemeye tabi tutmak gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü içlerinde olan narsist duyguları tatmin etmenin yolunu din kapısında bulmuşlar, bu yollar hem manevi olarak duygularını tatmin etmekteler hem de maddi olarak nemalanmaktadırlar.

Narsist duygulara sahip olan kesim sadece tarikatlar içinde değil, kendisini "Kur'anMüslümanı" olarak takdim eden bazı kimselerde de narsist türden duygulara sahip olduklarını görmekteyiz. Şöyle ki;

                                    "1500 senedir kimsenin bulamadığını ben buldum"

Bu ifadeleri sözlü olarak kullanmamalarına rağmen, fiili olarak kullanan ve Kur'an üzerinden akla ziyan çıkarımlarda bulunan kimselerin olduğu da gözden kaçmayan bir gerçektir. Elbette Kur'an hakkında konuşma yapma hakkını kimseye sınırlayacak değiliz, ancak bu kitap kimsenin narsist duygularını tatmin etme aracı da olamaz.

Kur'an hakkında bir çıkarım yapabilirsiniz, bu yaptığınız çıkarım doğru olabilir, yanlış da olabilir hatta akıllara zarar bir çıkarım da olabilir. Fakat yaptığınız çıkarım sonucunda "İşte en doğrusu bu dur, bunu ötesindeki çıkarımlar hepsi yanlıştır" diye bir söz sarfettiğinizde bu cahillikten öte bir kişilik bozukluğunun göstergesi olacaktır.

1500 yıldır Kur'an hakkında doğru veya yanlış bir çok söz söylenmiştir, bundan sonra da söylenecektir. Ancak söz söyleyecek kişinin hakkında konuştuğu kitabı iyi tanıması anlaması ve ondan sonra konuşmaya cesaret etmesini beklemek hakkımızdır.

Meal okumanın çoğalması ile başlayan meal sorgulama konusu bazı narsist kimseler tarafında istismar edilerek kendi kişilik bozukluklarının tatmin aracı olduğunu söyleyebiliriz.

                                            "Bütün mealler hatalı benim mealim hariç"

Meallerde hata konusu Kur'an okuyanların gündeminde önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bütün mealleri bir kalemde silip atmak hatanın ötesinde sıkıntılı bir durumdur. Bu söylemi dillendiren insanların bir kısmına baktığımızda kendilerinin yaptığı ve doğru olduğu mealin bu olduğunu ifade ettikleri ayet mealleri, yanlış olduğunu iddia ettikleri ayet meallerine rahmet okutturacak derece hatalı ve hatanın ötedinde tahrif unsurları taşımaktadır.

"1500 yıldır bu söylenmemiş bunu da ben söyleyeyim tamam olsun" dercesine söylemler üretmek kişilik bozukluğunun göstergesinden başka bir şey değildir. 

Ayrıca konuları tartışmaya açma ve onlar üzerinde konuşabilme yeteneğinde de başarılı olduğumuz pek söylenemez.

Kişi yüzde yüz doğru olduğunu iddia ettiği bir konu hakkında, eğer bu konunun karşı bir muhalifi varsa onun haklılık payı yüzde elliye düşecektir. Neden mi?

Kişi eğer bu düşüncesini karşı tarafla konuşmak istiyorsa, karşı tarafa katılmasa da ona da bir haklılık payı bırakmalıdır ki karşılıklı konuşma imkanı olsun. Eğer kişi sadece ben haklıyım tarzında bir yaklaşım ile karşı tarafı dışlayacak olursa, kendisini de dinleyen çıkmayacak, bu sefer karşı tarafla herhangi bir iletişim imkanı da kalmayacaktır.

Biz karşımızdaki düşüncenin yanlış olduğu kanaatinde olsak bile kendimizin tezinin dinlenmesi için, karşı tarafı da  dinlemek zorunda olduğumuzu unutmayan bir yaklaşım tarzı sergilemek zorundayız. Aksi takdirde "Kargadan başka kuş tanımam" üslubu ile yapılan bir yaklaşım, kişilik bozukluğunun bir yansıması olacaktır.

Bu konuda elbette söylenebilecek birçok söz ve konu vardır, bir de en büyük hastalığımız olan bağnazlık üzerinde durmak istiyoruz.

Müslüman olarak çoğumuz sahip olduğumuz düşüncenin tek doğru olduğu bunun dışında herhangi bir doğru olmadığı, bizim doğrularımız dışında bir düşünce sahibi olmanın saf dışı edilme dini literatürü kullanacak olursak tekfir edilme sebebbi olarak görmekteyiz.

Şurası bir gerçektir ki, dini anlamda herhangi bir ihtilafın mercii Kur'an olmalıdır. İhtilaflar bu kitabın aydınlığında çözülmeli ve herkes bu kitabın hükmüne teslim olmalıdır. Bu konu da ayrı bir sıkıntı kaynağı olmakla birlikte bu yazının konusu değildir.

Narsistlik olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha sınırlı sayıdaki kimselerde olmasına rağmen, Bağnazlık olarak ortaya çıkan kişilik bozukluğu daha geniş sayıdaki kimselerde görülmektedir.

Narsistlik daha akıllı!! kimselerde ortaya çıkan bir bozukluk olmasına rağmen, bağnazlık kıt akıllı kimselerde, yani aklını narsistlere kiralayanlarda ortaya çıkan bir bozukluktur.

Bağnaz kimselerde beyin denilen düşünme organı, narsistlere kiraya verildiği için o narsistler o bağnazların yerine düşünmekte, o bağnazlara ise sadece o söylenileni bilinçsizce savunmak düşmektedir. 

Tabi bunu din adına yaptıkları için uhrevi bir karşılığı da olduğunu zannederek bu işlerini daha bir aşkla ve şevkle yapmaktadırlar.

Narsistlik ve Bağnazlık ortaya çıkan bozukluk, kişinin bazı duygularını tatmin aracıdır. Bizim ilgi alanımız dini konular olduğu için, biz bu alanda böyle kişilik bozukluklarına sahip olan kimselere dikkat çekmeye çalışıyoruz. Diğer alanlarda bu tür kişilik bozukluğuna sahip insanların olduğu malumdur.

Bu durum tedavi gerektiren bir konu olmasına rağmen maalesef, hiç kimse bunun bir hastalık olduğunu bile farketmeden ortalıkta dolaşmaktadır. 

Peki böyle durumda olan insanlarla karşılaştığımız zaman yapmamız gereken nedir?

--- Furkan s. 63 - Ve Rahman'ın kulları o kimselerdir ki o yerin üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve o düşüncesizler onlara söz söylediği zaman, "Selam" derler.

Bu konuda örnek verilebilecek birçok ayet bulunmaktadır. Eğer biz de karşımızdaki gibi aynı bozukluğa sahip değilsek yapılacak en doğru davranış Furkan s. 63. ayeti olmalıdır.

Bunun tersi bir davranış iki inatçı keçinin bir köprüde toslaşmasından başka bir şey olmayacak neticede her iki keçi dereye düşecektir.


7 Ekim 2025 Salı

Kur'an'da Eti Pişirerek Yemek Var mı? (Kur'an'da Namazı Bulamayanlara)

Son yıllarda Kur'an üzerine kafa yoran bazı kimselerin, biz insanlık ailesi olarak sanki dün yeryüzüne indirilmiş ve bize Allah (c.c.) tarafından da bir kitap verilmiş ve bu kitaptaki bazı emir ve nehiyler konusunda önceden hiçbir bilgi birikimine sahip değilmişiz gibi kitabı okuma eylemi içinde olduklarına şahit olmaktayız.

Özellikle ritüel olarak bildiğimiz namaz, hacc, oruç gibi kulluk ameliyelerinin Kur'an'da olmadığı iddia edilmekte ve bunlarla ilgili ayetler bin dereden su getirilerek tevil edilmekte, sonuçta "Bakın Kur'an'da namaz, hacc, oruç yok" denilerek işin içinden çıkılmaktadır. Hatta daha ileri gidilerek namaz adı bildiğimiz ibadetin müşrik adeti olduğu bile iddia edilmektedir.

Bu iddiada bulunanlar aslında bir noktada haklı sayılabilir. Nasıl mı?

Çünkü namaz içinde yapılan kıyam, rüku, secde gibi ameliyeler insanlığın ortak paydasıdır. Yani insanlar tanrı olarak kutsadıkları varlıklara olan tazimlerini bu şekiller ile yerine getirmektedirler. Bir hindu, tanrı olarak bildiği şeye kulluğunu ona secde ederek gösterirken, bir Müslüman ise tanrı olarak bildiği Allah (c.c.) ye karşı olan kulluğunu ona secde ederek gösterir.

Burada secde eyleminin ilk olarak müşriklerden çıktığı, Müslümanların da bunu onlardan sahiplendiği anlaşılmasın. Allah (c.c) bize kitabında insanların tek bir toplum olduğu yani fıtri melekelere sahip olarak yaratıldığı, sonradan bu melekelerin bazılarında kaybolarak şirke dönüştüğünü bildirir.

Yani insanda aslonan Allah'a kulluktur, şirk ise arızi bir durumdur. İnsanlık fıtri melekelerini kullanarak Allah'a secde ederken, zaman içinde bazıları bunu unutup secdelerini başka tanrılara yapmış, ortak adı "EZZİKR" olan tarih boyunca elçilerle gönderilen kitaplar bunu hatırlatmak amacı ile gönderilmiştir.

Bizim asıl amacımız Kur'an'da namazı ispat değildir. Amacımız Kur'an'ın binlerce yıllık insanlık bilgi birikimine sahip bir topluma indiğinden hareketle Hacc s. 36. ayetinden bir örnekleme yapmaya çalışmaktır.

Hacc s. 36- Ve o iri bedenli develer, biz onları da sizin için Allah'ın farkındalıklarından olarak yaptık. Onlardaki hayır sizin içindir. (Kesim için) saflar halinde oldukları zaman, onların üzerine Allah'ın ismini hatırlayın. Yanları üzeri düşüp kımıldamadıkları zaman, artık onlardan yeyin ve o tok gözlüye de ve aç gözlüye de yedirin. İşte böylece şükretmeniz için onları size boyun eğdirdik.

Yukarıdaki ayet çevirisi hayvan kesiminin nasıl yapılacağı hakkındadır. Şimdi biz eğer daha önceden et yemek konusunda hiçbir bilgi birkimimiz yok ve bu et yemeyi Kur'an'a göre yapacak olursak, bu etin pişirilmeden yenmesi gerektiğini iddia edebiliriz.

Çünkü ayet, kesim bittiği zaman onlardan yemeyi emretmektedir. Ayette kestikten sonra pişirerek yeyin şeklinde bir emir bulunmamaktadır. Hatta Kur'an'ın herhangi bir yerinde kesilen hayvanın etinin pişirilerek yenmesi ile ilgili bir ayet bulunmamaktadır.

Ama hiçbir alklı selim sahibi kimse "Kur'an'da etin pişirilerek yenmesi hakkında ayet yoktur, etin çiğ olarak yenmesi gerekir, onun için eti pişirerek yemek müşriklerin adetidir" şeklinde bir söz de sarfetmez.

Neden sarfetmez?

Çünkü etin pişirilerek yenmesi insanlığın binlerce yıllık bilgi birikiminin getirdiği bir ameliyedir. Aslonan etin pişmiş olarak yenmesidir, etin çiğ olarak yenmesi şeklinde bir eylem ortaya koyan kimse sıradışı bir iş yapmış olarak görülür.

Şimdi, etin nasıl yeneceğini Kur'an'dan bulmaya çalışan bir kimse bu ayeti gördüğü zaman Kur'an'a uymak adına yapması gereken şey hayvan kesildikten sonra onu hemen yemesi yani pişirmeden yemesidir. Eğer Kur'an'da etin nasıl yeneceğini arayan bir kimseyse eti pişirerek yemesi Kur'an'a uymaMAsı anlamına gelecektir.

Burada hemen haklı olarak "Etin nasıl yeneceğini de mi Kur'an'a bakacağız?" itirazı gelecektir.

Elbette bizim böyle bir iddiamız yoktur. Bizim kastımız bazı kimselerin Kur'an'a bakış açısındaki sakatlığa dikkat çekmektir.

Kur'an'ın namaz hocası kitapları gibi detaylı bir namaz anlatımında bulunması gerektiği iddiasında bulunarak, bu detayları bulamadıkları için "Kur'an'da namaz yoktur" iddiasında bulunanlar, Kur'an'da etin nasıl yeneceği hakkında bilgi olmamasına rağmen, onu pişirerek yemektedirler.

Kur'an namazın şeklinden çok, ruhuna vurgu yapmıştır. Çünkü şekli olarak öteden beri müşrikler tarafından uygulanan bir eylemdir. Putlara karşı kılınan namaz şirk eylemi olup, putlardan temizlenerek kılınan namaz ise bir tevhid eylemidir.

Şimdi tekrar sorarız;

Kur'an'da nasıl namaz kılınacağını bulamayanlar, kesilen hayvanın etini nasıl yiyorlar?


29 Ağustos 2025 Cuma

Asr Suresi ve Hakkı ve Sabrı Tavsiye Etme Görevimiz

Asr suresini okuduğumuz zaman, insanın hakkı ve sabrı birbirine tavsiye ederek zarardan kurtulabileceğinin bizlere beyan edildiğini görmekteyiz.

Peki bir inanan olarak bu surenin beyanını bugün hayata nasıl yansıtabiliriz?

Bu sorunun cevabını bu yazının yazıldığı günlerde Konya'da bir doktorun bir hastasını açık giyiminden dolayı "Teşhirci" olduğu gerekçesi ile muayene etmemesi üzerinden yürüyen tartışmaları merkeze alarak vermeye çalışacağız.

Bu olayın karşı mahalle çocukları tarafından nasıl görüldüğü bu yazının konusu değildir. Çünkü karşı mahalleye göre o doktor gerici bir yobaz olduğu için böyle bir tepki vermiştir. 

Biz bu olay üzerinden İslami hassasiyet gerektiren konularda bir inanan olarak nasıl bir bakış açısı sergilemek gerektiği üzerinde düşünmeye çalışacağız.

Konu hakkında yazılanlara baktığımızda İslami cenahın bu noktada farklı tutumlar sergilediğini görmekteyiz.

1- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin doğru olduğunu savunan taraf.

2- Doktorun hastasının muayene etmeyi ret etmesinin yanlış olduğunu savunan taraf.

3- "Size ne kardeşim nasıl giyinirse giyinsin alemin giyiminden size ne" diyen taraf.

Bizim bu konudaki kanaatimiz şu dur; Bir doktor her ne kadar hasta seçimi hakkı olduğunu iddia etse de, bir kişinin giyiminin uygun olmadığı gerekçesi ile onu muayene etmeyi ret etmesi doğru değildir.

Dün baş örtüsünden dolayı haksızlığa uğrayan insanların haklarını savunurken kullandığımız argümanları unutarak, bugün açık giyimli bir bayanın uğradığı durumu alkışlamamız hakkaniyete uygun değildir.

Sayın doktorun hassasiyetini bu noktada doğru görüyor, fakat hastasına karşı yaptığı muameleyi doğru bulmuyoruz.

Bunu söylerken 3. şıktaki tarafta olmadığımız bilinmelidir. Sayın doktor eğer kendisine gelen o hastanın giyim tarzının hoş olmadığını uygun bir dille söylemiş olsaydı, daha doğru bir iş yapmış olacağını düşünüyoruz.

"Hastanın giyiminden doktora ne" diyen olabilir. Fakat İslami hassasiyetii olan bir kişi inancı açısından yanlış bulduğu bir şeyi karşı tarafa uygun bir dille uyararak aktarmak durumundadır.

İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. İnsanların yaşam tarzına karışmak kimin haddinedir?

Bu olay bizlere göstermektedir ki, inanan insanlar olarak toplumun İslami değerlere olan saygısızlığı bizleri gerçekten rahatsız etmektedir ve bu rahatsızlığımızı nasıl dile getirmemiz gerektiği asıl konuşulması gereken noktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki; Toplumda İslami değerlere uygun olmayan bir durum görüldüğü zaman bizim inanç değerlerimiz, bu duruma tepki verilmesi gerektiğini söyler. Bu tepkinin nasıl ve ne şekilde verilmesi gerektiği önemlidir. 

Bu tepki elbette incitici dil ve şiddet ile verilmeyecektir.

İnandığımızı iddia ettiğimiz kitap, her konuda olduğu gibi bizlere bu konuda da yol göstericidir.

Kimsenin inandığı değerlere küfür ve hakaret etmeyeceğiz ki onlar da bizim inandığımız değerlere küfür ve hakaret etmesinler. (Enam s. 108. ayet)

Bir kimsenin inandığı değerlere hakaret ederek o kimsenin inancını terk ettiği görülmüş değildir, aksine o kişi inancına daha da sıkı sarılacaktır.

Bugün toplulumuzun büyük bir kesimi İslami değerleri baz alarak ona göre bir yaşam tarzı belirlemediği, hatta İslami değerlere aleni bir şekilde karşı olduğunu beyan ederek bu değerlere ters ne varsa yapıp inkarcılığını alenileştirme eğiliminde olduğu için, bizim inandığımız değerler üzerinden onları eleştirmemiz toplumda bir sıkıntıya neden olmaktadır. Bu sıkıntı bizim susmamızı ve yanlışlara karşı tepki vermememizi elbette gerektirmez.

Toplumdaki insanların yargı değerlerinin farklı olması bu durumu ortaya çıkarmaktadır. Bizim için yanlış olan bir yaşam tarzı onlar için gayet normal olup, buna müdahele edilmesi onlar için yanlıştır.

Yaşadığımız toplumda durum maalesef bu şekildedir.

Bizler elbette "Ne halleri varsa görsünler" diyerek bir kenara çekilecek değiliz.

Herkesini inancını ve yaşamını ona göre belirlediği bir ideolojisi vardır ve yaşamını bu çizgide sürdürmektedir.

Bizim kimseye şirin görünmek için değerlerimizden taviz vermek gibi durumumuz asla söz konusu değildir. Fakat içimizde bu noktaya gelmiş insanların olması maalesef üzücü bir durumdur.

Bazı bayanların açıklık sınırlarını zorlar şekilde olan giyim(sizlik) tarzı, gerçekten rahatsızlık vericidir. Bu rahatsızlığı önlemek polisiye tedbirlerle de mümkün değildir.

Bizler Asr suresi gereği hakkı ve sabrı tavsiye etmeye her zaman devam edeceğiz. Araf suresi 161. 166. ayetler arasında anlatılan deniz kıyısında yaşayan bir toplumun helak edilişi bizler için bu noktada önemli bir beyandır.

O kıssaya baktığımızda toplumun 3 kısma ayrıldığı görülmektedir. 1- Yasağa riayet etmeyenler. 2- Yasağa riayet edenler ve etmeyenleri uyaranlar. 3- Neme lazımcı olanlar. 

1. ve 3. gurupta olanların helak edildiğinin bizlere beyan edilmiş olması yasağa riayet etmemenin ve neme lazımcılığın yanlış bir tutum olduğunun anlaşılmasıdır. İçimizde olan neme lazımcılar ve müdaheneciler bize bir ayak bağından başka birşey değildir.

Toplumdaki gidişatın yanlış olduğunu bu durumun insanlara açıkça söylenmesi bizim inancımızın bir gereği ve inananlar olarak vazifemizdir. İçimizden ve dışımızdan buna engel olmaya çalışanlar elbette olacaktır.

İnananlar olarak her konuda ayrışmayı başardağımız gibi toplumdaki yanlışlara tepki verilecek mi yoksa verilmeyecek mi noktasında da ayrışmayı başardığımız bu olay üzerinden anlaşılmaktadır.

Tekrar ediyoruz, biz inandığımız değerleri kitaba uygun bir yolla anlatmaya devam edeceğiz, başkaları da karşı çıkmaya devam edecek. İnsanlar karşı çıkıyor diye susacak veya aman onları kırmayalım incitmeyelim diye onların hoşuna gidecek tavırlar içinde asla olmayacağız. 

Neticede herkes inandığının ve yaşadığının hesabını verecektir. 


24 Temmuz 2025 Perşembe

ZÜMER SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Bu kitabın indirilmesi, o en güçlü, o en bilge Allah'tandır.

2- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o gerçekle indirdik, öyleyse sen de o yükümlülüğü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk et.

3- Dikkat edin, (size yüklediği) o katışıksız yükümlülük Allah'ındır. Ve o kimseler ki O'nun berisinden bir takım yakınlar edinmişlerdir, onlar: "Biz onlara, bizi Allah'a bir yakınlıkla yaklaştırmalarından başka (bir nedenle) kulluk etmiyoruz" (diyorlar). Şüphesiz ki Allah, onların aykırılığa düşmekte oldukları şeyler hakkında onların arasında karar verecektir. Şüphesiz ki Allah, o yalancı, çok nankör kimseyi doğruya iletmez.

4- Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, kesinlikle yaratmakta olduğu şeylerden dileyeceği şeyi seçerdi. O, münezzehtir. O, tek, o ezici güç sahibi Allah'tır.

5- O, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. O, o geceyi o gündüzün üzerine sarıyor ve o gündüzü de o gecenin üzerine sarıyor ve o güneşi ve o ayı boyun eğdirmiştir. Her biri bir isimlenmiş süreye akmaktadır. Dikkat edin O, çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.

6- O, sizi bir tek benlikten yarattı, sonra ondan da onun eşini meydana getirdi ve sizin için o hayvanlardan sekiz eş indirdi. O sizi, sizin annelerinizin karınlarında üç karanlık içindeki bir yaratışın sonrasından bir yaratışla yaratıyor. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir. O hükümranlık O'nundur. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

7- Eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki Allah sizden ihtiyaçsızdır ve O, kulları için o gerçeği örtmeye hoşnut olmaz. Ve eğer siz şükrederseniz, sizin için ona hoşnut olur. Ve bir ağır yük taşıyıcı, ötekinin ağır yükünü taşımaz. Sonra sizin dönüş yeriniz Efendinizedir, artık O sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğunu bir en iyi bilicidir.

8- Ve o insana bir zarar dokunduğu zaman, kendisinin Efendisini yalnızca O'na içtenlikle yönelerek çağırır, sonra O onu kendisinden (mal ve insan gücü gibi) bir nimetle güçlendirdiği zaman, önceden O'nu çağırmakta olduğu şeyi unutur ve Allah'a benzerler edinir, bunun sonucunda (başkalarını da) O'nun yolundan saptırır. Sen de ki: "Sen gerçeği örtmenle biraz yararlan. Şüphesiz ki sen o oteşin arkadaşlarındansın."

9- (Böyle bir kimse mi daha hayırlıdır) yoksa o, o sonraki (yaşamın) sakınmasıyla o gecenin vakitlerinde secde ederek ve ayakta durarak gönülden bağlı olan ve kendisinin Efendisinin şefkatini beklemekte olan kimse mi? Sen de ki: "Bilir kimseler ve bilmez kimseler denk midir?" Ancak ve ancak o saf aklın sahipleri hatırlarlar.

10- Sen de ki: "(Allah size şöyle buyuruyor.) Ey benim inanmış olan kullarım, siz Efendinize karşı korunun. O yakın (yaşam) da iyilik etmiş olan kimseler için bir iyilik vardır. Ve Allah'ın yeri kapsayıcıdır. Ancak ve ancak o direnç gösterenenlere onların ödülleri bir kısıtlama olmaksızın tastamam verilecektir." 

11- 12- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben o yükümlülüğü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk etmekle buyuruldum. Ve ben o teslim olanların ilki olmak için de buyuruldum."

13- Sen de ki: "Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki bir büyük gün azabından kaygılanırım."

14- 15- Sen de ki: "Ben yükümlülüğümü Allah'a özgüleyerek O'na kulluk ediyorum. Artık siz de O'nun berisinden dilediğiniz şeye kulluk edin." De ki: "Şüphesiz ki o ziyan edenler o kimselerdir ki, onlar o kalkışın günü kendi benliklerini ve kendi mensuplarını ziyana sokmuşlardır. Dikkat edin bu, o apaçık ziyanın ta kendisidir."

16- Onların üstünden o ateşten gölgeler ve onların altından da (o ateşten) gölgeler, onlar içindir. Bu, Allah'ın kendisinin kullarını onunla kaygılandırmakta olduğudur. Ey benim kullarım, artık siz benden korunun.

17- Ve o kimseler ki o taşkınlık yapandan (Tağut'tan) ona kulluk etmekten uzak durdular ve Allah'a içtenlikle yöneldiler, o müjde onlar içindir. Artık sen benim kullarımı müjdele.

18- O kimseler ki, o söyleneni dinlerler de onun en iyisini izlerler. İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onları doğruya iletmiştir ve işte onlar, o saf aklın sahiplerinin ta kendileridir.

19- O kimseyi mi o azabın kelimesi kendisinin üzerine bir gerçek olmuştur? Artık o ateşin içindeki kimseyi sen mi kurtaracaksın?

20- Fakat o kimseler ki Efendilerinden korundular, özel odalar onlar içindir, onların altından o nehirler akar yapılanmış özel odalar da onların üstündedir. (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, o verdiği söze aykırı davranmaz.

21- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah o gökten bir su indirdi böylece onu o yerin içindeki kaynaklara soktu, sonra onunla bir ekin çıkarıyor ki onun renkleri değişiktir? Sonra (o ekin) olgunlaşır böylece sen de onu sararmış olarak görürsün, sonra O, onu bir kırıntı haline getiriyor. Şüphesiz ki bunda, o saf aklın sahipleri için kesinlikle bir hatırlatma vardır. 

22- (O kalpleri katılaşan kimse mi) yoksa Allah onun göğsünü İslam'a genişletmiş, artık o da kendisinin Efendisinden bir ışık üzerindeki kimse mi (daha hayırlıdır?) Artık vay Allah'ın hatırlatmasından kalpleri katılaşanların haline. İşte onlar, bir apaçık sapkınlık içindedir.

23- Allah, o sözün en iyisini bir benzeşmeli tekrarlanan kitap olarak indirdi. Efendilerinden çekinmekte olan kimselerin derileri ondan ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın hatırlatmasına karşı yumuşar. Bu, Allah'ın doğruya iletmesidir, onunla kimi dilerse doğruya iletir. Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici yoktur.

24-  (O azaptan güvende olan kimse mi) yoksa o kalkışın günü o azabın kötüsünden kendi yüzünü koruyacak kimse mi (daha hayırlıdır?) Ve o haksızlık yapanlara: "Siz kazanmakta olduğunuz şeyleri tadın" denilmiştir.

25- Onlardan önceki kimseler de yalanlamıştı da o azap onlara fark edemeyecekleri yerden gelmişti.

26- Böylece Allah onlara o yakın yaşamda o rezilliği tattırmıştı. Ve o sonraki (yaşamın) azabı ise, daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (yalanlamazlardı).

27- Ve ant olsun ki biz o insanlara, bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk ki onlar hatılayalar.

28- Bir eğriliği olmayan bir Arabi okuma olarak ki onlar korunalar.

29- Allah bir örnek ortaya koydu, bir adam ki kendisi hakkında birbiriyle uyuşamayan ortakları olan haldedir ve bir adam ki, tek adama teslim olmuş haldedir. Bu ikisi bir örnek bakımından denk olur mu? O övgü Allah'adır. Hayır, onların tamamı bilmezler.

30- Şüphesiz ki sen (gelecekte) bir ölüsün ve şüphesiz ki onlarda (gelecekte) ölülerdir.

31- Sonra şüphesiz ki sizler o kalkışın günü Efendinizin yanında birbirinizle çekişeceksiniz.

32- Artık Allah'a karşı yalan söylemiş ve o doğruyu, kendisine geldiği zaman yalanlamış kimseden daha haksızlık yapan kimdir? O gerçeği örtücüler için cehennemde bir barınak yok mudur?

33- Ve o kimse ki o doğruyu getirmiş ve kendisi de onu doğrulamıştır, (ona uyanlar var ya) işte onlar, o korunanların ta kendileridir.

34- Efendilerinin yanında dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Bu, o iyilik edenlerin karşılığıdır.

35- Sonunda Allah onlardan işledikleri şeyin en kötüsünü örtecek ve onların ödülünü işlemekte oldukları şeylerin en iyisiyle karşılık verecektir.

36- Allah kendisinin kuluna yeterli değil midir? Ve onlar seni O'nun berisinden olan kimselerle kaygılandırıyorlar. Ve Allah kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir doğruya iletici yoktur.

37- Ve Allah kimi doğruya iletirse, artık onun için hiçbir saptırıcı yoktur. Allah çok güçlü, öç sahibi değil midir?

38- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve o yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle "Allah" diyecekler. Sen de ki: "Şimdi siz, Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeyleri gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar isterse, onlar O'nun zararını kaldıranlar mıdır? Veya bana bir şefkat isterse, onlar O'nun şefkatini elde tutanlar mıdır?" Sen de ki: "Benim hesabım Allah'a dır. O üstlenici edinenler yalnızca O'nu üstlenici edinir."

39- 40- Sen de ki: "Ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kendisini rezil edecek bir azab kime gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz.

41- Şüphesiz ki biz sana o kitabı o insanlar için o gerçekle indirdik. Artık kim doğruya iletilirse, kendisinin benliğinedir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak benliğinin aleyhine karşı sapar. Ve sen onların üzerine bir üstlenici değilsin.

42- Allah, o benlikleri ölümlerinin vaktinde ömürlerini tamamlar ve ölmeyen benliği ise uykusunda (ömrünü tamamlar). Böylece o benliğin üzerine o ölümü ona hükmettiğini tutar ve o sonrakini ise bir adlanmış süreye kadar (yaşama) gönderir. Şüphesiz ki bunda, iyice düşünmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

43- Yoksa onlar Allah'ın berisinden eşlikçiler mi edindiler? Sen de ki: "Eğer ki onlar bir şeye hükümran olamazlar ve bağlantı kuramazlar olsalarda mı?"

44- Sen de ki: "O eşlikçilik, toplu olarak Allah'ındır. O göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir. Sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz."

45- Ve Allah, O tek olarak hatırlandığı zaman, o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin kalpleri sıkışır. Ve O'nun berisinden kimseler hatırlandığı zaman ise, onlar birden müjdeleşirler.

46- Sen de ki: "O göklerin ve o yarıcısı, o algılanamayanın ve tanık olunanın bilicisi Allah'ım! Hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeylerde kullarının arasında sen karar vereceksin."

47- Ve eğer o yerde olan şeyler toplu olarak ve onun beraberinde bir örneği de haksızlık yapmış olan kimselerin olsaydı, o kalkışın günü o azabın kötülüğünden dolayı, kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirlerdi. Ve onlara hesaplayamayacakları şeyler Allah'tan belirmiştir.

48- Ve onlara kazandıkları şeylerin kötülükleri belirmiş ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

49- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman, bizi çağırır. Sonra biz onu bizden (mal ve insan gücü gibi) bir nimet verdirdiğimiz zaman: "O bana ancak ve ancak (benim yanımdaki) bir bilgi üzerine verilmiştir" der. Hayır, o bir ayartmadır, fakat onların tamamı bilmezler.

50- (Karun gibi) onlardan önceki kimseler de kesinlikle onu demişti de onların kazanmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermemişti

51- Böylece kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara değdirildi. Bunlardan (Mekkelilerden) haksızlık yapmış olan kimselere de kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara değdirilecektir. Ve onlar (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar olamazlar.

52- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki bunda, inanmakta olan bir topluluğa kesinlikle ayetler vardır.

53- 54- 55- 56- 57- 58- De ki: "(Allah size şöyle buyuruyor): Ey benim kendi benliklerine karşı savurganlık yapmış kimseler olan kullarım, siz Allah'ın şefkatinden yana sakın karamsar olmayın. Şüphesiz ki Allah, o peşlere takılı suçları toplu olarak bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir. Siz, o azabın size gelmesi öncesinden Efendinize içtenlikle yönelin ve O'na teslim olun, sonra siz yardım da edilmezsiniz. Ve siz, fark edemezken o azabın beklenmedik bir zamanda gelmesi öncesinden, Efendinizden size indirilmiş olan şeyin en iyisini izleyin. Bir benliğin 'Ey Allah'ın yanında ölçüyü kaçırmam üzerine duyduğum hayıflanmam, şüphesiz ki ben kesinlikle o maskaraya alanlardandımdemesi veya 'Eğer şüphesiz ki Allah beni doğru yola iletmiş olsaydı, kesinlikle ben de o korunanlardan olurdumdemesi veya o azabı gördüğü vakit 'Eğer şüphesiz ki benim için bir tekrar olsaydı, artık ben de o iyilik edenlerden olurdumdemesi (öncesinden size indirilmiş şeye takılın).

59- (Allah ona): "Hayır, ayetlerim kesinlikle sana gelmişti de sen onları yalanlamış ve büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştun" (diyecek).

60- Ve sen o kalkışın günü sen Allah'a karşı yalan söylemiş olan kimselerin yüzlerini simsiyah olarak görürsün.  O büyüklenenler için cehennemde bir barınak yok mudur?

61- Ve Allah, korunmuş olan kimseleri başarıları nedeniyle kurtarır. Onlara o kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler.

62- Allah, her bir şeyin yaratıcısıdır. Ve O, her bir şeyin üzerinde bir üstlenicidir.

63- O göklerin ve o yerin kilitleri, O'nundur. Ve o kimseler ki Allah'ın ayetlerini (redderek) örttüler, işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

64- Sen de ki: "Ey o düşüncesizler, siz bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi buyuruyorsunuz?"

65- 66 -Ve ant olsun ki sana ve senden önceki kimselere (şöyle) vahyedilmiştir: "Ant olsun ki eğer sen ortak koşarsan, senin işin kesinlikle boşa gider ve kesinlikle o ziyan edenlerden olursun. Hayır, öyleyse sen Allah'a kulluk et ve o şükredenlerden ol."

67- Ve onlar Allah'ı, O'nun gerçek değerince değerlendiremediler. Ve o yer o kalkışın günü toplu olarak O'nun avucundadır ve o gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüştür. O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

68- Ve boruya üflenmiştir de Allah'ın dilediği kimseler dışında o göklerdeki kimseler ve o yerdeki kimseler yıkılmıştır. Sonra ona sonraki bir daha üfürülmüş, birden onlar ayağa kalkmış olarak bakıyorlar.

69- Ve o yer kendisinin Efendisinin ışığıyla aydınlanmış ve o kitap konulmuş ve o haberciler ve o tanıklar getirilmiş ve onların arasında o gerçek onlara haksızlık yapılmaksızın yerine getirilmiştir.

70- Ve her bir benliğe işlediği şey tastamam verilmiştir. Ve O, onların yapmakta oldukları şeyleri en iyi bilendir. 

71- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler cehenneme küme küme olarak sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman, onun kapıları açılmış ve onun  görevlileri onlara: "Efendinizin ayetlerini size peşi sıra okumakta olan ve sizi bu gününüzün karşılamasını uyarmakta olan sizden elçiler size gelmedi mi?" demiş, onlar da: "Evet" demişler, fakat o azabın kelimesi o gerçeği örtücülerin üzerine gerçek olmuştur.

72- (Onlara): "Siz, onda sürekli kalıcılar olarak cehennemin kapılarına girin" denilmiştir. Artık ne kötüdür o büyüklenenlerin barınağı.

73- Ve Efendilerinden korunmuş olan kimseler o bahçeye küme küme olarak sevk edilmiştir. Nihayet onlar ona geldikleri zaman onun kapıları açılmış haldedir ve onun görevlileri onlara: "Selam sizin üzerinizedir siz temizlendiniz, artık sürekli kalıcılar olarak ona girin" demiştir.

74- Ve onlar da: "O övgü Allah'adır, O ki bize verdiği sözünü doğruladı ve bu yere bizi mirasçı yaptı, biz o bahçeden nerede dilersek yerleşiyoruz" demişlerdir. Artık o (güzel işleri) işleyenlerin ödülü ne güzeldir.

75- Ve sen, o melekleri de o arşı çevresinden kuşatanlar olarak Efendilerini övgü ile tesbih etmekte olduklarını görürsün. Ve onların arasında (karar) gerçekle yerine getirilmiş ve: "O övgü o tüm insanların Efendisinedir" denilmiştir.

 

17 Temmuz 2025 Perşembe

SAD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Sad. O hatırlatma sahibi okunan (Kur'an) a ant olsun. 

2- Hayır, gerçeği örtmüş olan kimseler bir güçlülük ve bir ayrışma içindedir.

3- Biz onlardan önce kuşaktan nicesini yok ettik de, onlar (kurtulmak için) seslendiler, oysa kurtulmanın vakti değildi.

4- 5- Ve onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar ve o gerçeği örtücüler: "Bu, bir çok yalancı sihirbazdır. O tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Şüphesiz ki bu, kesinlikle şaşılacak bir şeydir" dedi.

6- 7- 8- Ve içlerinden o ileri gelenler: "Siz, ilerleyin ve tanrılarınızın üzerinde direnç gösterin. Şüphesiz ki bu, kesinlikle (sizden) istenilen bir şeydir. Biz bunu o öteki inançta işitmedik. Bu, bir düzmeceden başkası değil. O hatırlatma aramızdan ona mı indirildi?" diye fırladı. Hayır, onlar benim hatırlatmamdan bir kararsızlık içindedir. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.

9- Yoksa, o en güçlü, o bolca bahşeden senin Efendinin şefkat depoları onların yanında mıdır? 

10- Yoksa, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin hükümranlığı onların mıdır? Öyleyse onlar (hükümranlığındaki) o araçlarla yükselsinler.

11- (Onlar) orada hezimete uğramış o gruplardan herhangi bir ordudur.

12- 13- Onların öncesi Nuh'un topluluğu ve Ad ve o kazıkların (piramitlerin) sahibi Firavun ve Semud ve Lut'un topluluğu ve o Eyke'nin arkadaşları da yalanlamıştı. İşte onlar o (hezimete uğramış) gruplardı.

14- (O grupların) hepsi o elçileri yalanlamaktan başkasını yapmamıştı. Böylece benim sonlandırmam bir gerçek oldu.

15- Ve bunlar da (Mekke'liler) bir tek çığlıktan başkasına bakmıyor, öyle ki onun iki sağım arası kadar süresi yoktur.

16- Ve onlar: "Ey Efendimiz, bizim paymızı o hesabın gününden önce bize çabuklaştır" dediler.

17- Sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster ve o gücün sahibi kulumuz Davud'u hatırla. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

18- 19- Şüphesiz ki biz, o dağları onun beraberinde boyun eğdirmiştik, o akşam karanlığı ve o kuşluk vakti tesbih ederlerdi (yaşam akışlarını sürdürürlerdi). Ve sürülüp toplanmış o kuşlar da. Hepsi ona (Davud'a) çokça dönendi.

20- Ve biz onun hükümranlığını çetinleştirmiş ve ona o bilgeliği ve o söylenen sözün (adil olarak) ayırmasını(n kabiliyetini) vermiştik.

21- Ve o çekişme haberi sana geldi mi? Hani onlar o özel bölmeye tırmanmışlardı.

22- 23- Hani Davud'un yanına girmişlerdi de o da onlardan dehşete düşmüştü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma. (Biz)iki çekişeniz, bir kısmımız bir kısma karşı saldırganlık yaptı, artık sen bizim aramızda o gerçekle karar ver ve sakın haktan uzaklaşma ve bizi o yolun denk olanına ilet. Şüphesiz ki bu, benim kardeşimdir. Onun doksandokuz dişi koyunu ve benim ise bir tek dişi koyunum var. Hal böyle iken o 'Onu da benim güvenceme ver' dedi ve o söylenen sözde bana güçlü geldi" demişlerdi.

24- (Davud): "Ant olsun ki o, senin koyununu kendi koyunlarına (katmayı) talep etmekle sana haksızlık yapmıştır. Ve şüphesiz ki o (mallarını birbirine) karıştıranlardan birçoğu, bir kısmı bir kısma karşı kesinlikle saldırganlık yapar. İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka ve onlar da bir azdır" demişti. Ve Davud bizim kendisini ancak ve ancak ayarttığımız kanısına varmıştı da Efendisine bağışlama istemiş ve saygıyla eğilerek kapanmış ve içtenlikle yönelmişti.

25- Bunun üzerine bizde bunu (yaptığı yanlışı) bağışlamıştık. Ve şüphesiz ki onun bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlığı ve dönülecek yerin iyisi vardır.

26- (Biz ona): "Ey Davud, şüphesiz ki biz seni o yerde bir ardıl olarak atadık, artık sen o insanların arasında o gerçekle karar ver ve o keyfi eğilimi izleme, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın yolundan sapıyorlar, o hesabın gününü unutmuş olmaları nedeniyle, bir çetin azap onlar içindir" (dedik).

27- Ve biz o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri geçersiz olarak yaratmadık. Bu, gerçeği örtmüş olan kimselerin kanısıdır. Artık vay o ateşten dolayı o (gerçeği) örtmüş olan kimselerin haline.

28- Yoksa biz inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri o yerde o bozuculuk yapanlar gibi mi sayarız? Yoksa biz o korunanları sınır tanımayanlar gibi mi sayarız?

29- (Bu), onun ayetlerini onların derinlemesine düşünmeleri için ve o saf aklın sahiplerinin de hatırlamaları için bizim onu sana indirdiğimiz bereket verilmiş bir kitaptır.

30- Ve biz Davud'a Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

31- 32- Hani ona o akşam karanlığı o soylu koşu atları sunulmuştu da: "Şüphesiz ki ben o malın sevgisini Efendimi hatırlatmasından dolayı sevdim" demişti. Nihayet (o atlar) o engele gizlenmişti.

33- (Süleyman): "Onları bana geri döndürün" (demiş, atların) o bacaklarını ve  o boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

34- 35- Ve ant olsun ki biz Süleyman'ı ayartmış ve onu tahta çıkan basamağının üzerinde bir cesetle karşılaştırmıştık, sonra o içtenlikle yönelmiş: "Ey Efendim, beni bağışla ve bana, benden sonra hiçbir kimseye uygun düşmeyecek bir hükümranlık bahşet. Şüphesiz ki sen, o bolca bahşedenin ta kendisisin" demişti.

36- 37- 38- Bunun üzerine biz, onun buyruğuyla değdiği yere yumuşakça esen o rüzgarı ve her bir yapı ustası ve dalgıçlık yapan o şeytanları ve o zincirlerle birbirine yaklaştırılmış diğerleri de ona boyun eğdirmiştik.

39- (Ona): "Bu, bizim sunumumuzdur. Artık sen bir kısıtlama olmaksızın büyük iyilikte bulun veya elde tut" (demiştik).

40- Ve şüphesiz ki onun bizim yanımızda kesinlikle bir yakınlığı ve dönülecek yerin iyisi vardır.

41- Ve sen, bizim kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki o şeytan bana bir yorgunluk ve bir azap dokundurdu" (diye) seslenmişti.

42- (Biz de ona): "Ayağınla binitine vur (şifa için çare aramaya çık). Bu, serin bir yıkanma yeri ve içecek (su)" (demiştik).

43- Ve biz ona bizden bir şefkat ve o saf aklın sahiplerine bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve onların beraberinde onların bir mislini de bahşetmiştik.

44- Ve (biz ona): "Sen bir demet bitkiyi elinle tut da onu (vücudunun hasta yerlerine) koy ve sakın yemin bozma günahına meyletme" demiştik. Şüphesiz ki biz onu (hastalığa karşı) direnç gösteren olarak bulmuştuk. O ne güzel kuldu. Şüphesiz ki o, (Allah'a) çokça dönen biriydi.

45- Ve sen, bizim o (güçlü) eller ve o gözler sahipleri kullarımız İbrahim'i ve İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.

46- Şüphesiz ki biz onları, o yurdu hatırda tutmaları nedeniyle bir özgülemeyle özgülemiştik.

47- Ve şüphesiz ki onlar, bizim yanımızda kesinlikle o hayırlı seçilmişlerdendir.

48- Ve sen, İsmail'i ve Elyesa'yı ve Zülkifl'i de hatırla. Ve hepsi o hayırlılardandır.

49- Bu, bir hatırlatmadır. Ve şüphesiz ki o korunanlara kesinlikle dönülecek yerin iyisi vardır.

50- O kapıları sonuna kadar açılmış Adn bahçeleri onlar içindir.

51- Onlar, onlarda (o süslü koltuklar üzerine) rahatça dayananlar olarak, onlarda birçok meyveyi ve içeceği çağıracaklar.

52- Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan yaşıt (kadın)lar onların yanındadır.

53- (Onlara): "Bu, size o hesabın günü için söz verilmekte olduğunuz şeydir" (denilecektir).

54- Şüphesiz ki bu, kesinlikle ona tükenme hiç olmayan bizim rızkımızdır.

55- Bu, (inananlar içindir). Ve şüphesiz ki o taşkınlık yapanlara kesinlikle dönülecek yerin şerlisi vardır.

56- (Orası) cehennemdir. Onlar ona yaslanacaklardır. Artık ne kötüdür o döşek.

57- Bu, artık onlar onu tatsınlar, bir kaynar suyu ve bir irini.

58- Ve onun şeklinden diğer (azaplar da) eşler halindedir.

59- 60- (Onlar birbirleriyle şöyle konuşacaklardır): "Bu, sizin beraberinizde (ateşe) göğüs geren bir bölüktür. Onlara bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Şüphesiz ki onlar o ateşe yaslananlardır." (Diğer bölük): "Hayır, size bir genişlik rahatlık (dileği) bile yok. Onu bizim önümüze siz getirdiniz. Artık ne kötüdür o sabitlik" dediler.

61- Onlar (yine): "Ey Efendimiz, bunu bize kim önümüze getirdiyse, artık sen onun o ateşin içindeki azabını bir kat artır" dediler.

62- 63- Ve onlar (yine): "Bize ne oluyor bizim onları o en şerlilerden olarak saymakta olduğumuz, bir maskara konusu edindiğimiz bir takım adamları biz göremiyoruz? Yoksa o gözler onlardan yamuldu mu?" dediler.

64- Şüphesiz ki bu, o ateşin mensuplarının birbiriyle çekişmesi, kesin bir gerçektir.

65- 66- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak bir uyarıcıyım. O tek o ezici güç sahibi Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir, çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."

67- 68- 69- 70- Sen de ki: "O, bir büyük haberdir. Siz ondan kayıtsız kalanlarsınız. O en yüce ileri gelenler çekişirlerken benim için herhangi bir bilgi olması, olası değildir. Bana ancak ve ancak benim bir apaçık uyarıcı olduğumdan başkası vahyedilmiyor."

71- 72- 73- Bir zaman senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben bir çamurdan bir beşer yaratıcıyım. Artık ben onu denkleştirdiğim ve ona esintimden (yaşam verme gücümden) üflediğim zaman, siz hemen ona secde ediciler olarak çökün" demişti de, o meleklerin hepsi toplu olarak hemen secde etmişti.

74- İblis hariç, o büyüklük taslamış ve o gerçeği örtücülerden olmuştu.

75- O: "Ey İblis, benim iki elimle yarattığım o şeye secde etmenden seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın yoksa o yücelenlerden mi oldun?" demişti.

76- O: "Ben kendisinden daha hayırlıyım. Sen beni bir ateşten yarattın ve onu ise bir çamurdan yarattın" demişti.

77- 78- O: "Ondan hemen çık. Şüphesiz ki sen artık bir taşlanansın. Ve şüphesiz ki benim dışlamam o yükümlülüğün gününe kadar senin üzerinedir" demişti.

79- O: "Ey Efendim, onların (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar beni gözet" demişti.

80- 81- O: "Şüphesiz ki sen o bilinmiş vaktin gününe kadar o gözetilmişlerdensin" demişti.

82- 83- O: "Senin güçlülüğüne ant olsun ki, içlerinden senin o özgülenmiş kulların hariç onları kesinlikle toplu olarak azdıracağım" demişti.

84- 85- O: "(İşte bu söylediğin), o gerçektir. Ve bende o gerçeği söylüyorum, ben cehennemi kesinlikle senden ve onlardan seni izleyen kimselerden topluca dolduracağım" demişti.

86- 87- 88- Sen de ki: "Ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Ve ben o yükümlendirenlerden de değilim. O, o tüm insanlar için bir hatırlatmadan başkası değildir. Ve siz onun haberini bir süre sonra kesinlikle bileceksiniz."


12 Temmuz 2025 Cumartesi

SAFFAT SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ant olsun bir sıra halinde sıralananlara.

2- Bir sert ikazla ikaz edenlere.

3- Bir hatırlatma okuyanlara.

4- Şüphesiz ki sizin tanrınız, kesinlikle tektir.

5- O göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir ve o doğum yerlerinin de Efendisidir.

6- Şüphesiz ki biz o yakın göğü, o parlayan cisimlerin süsüyle süsledik.

7- Ve bir korumayla her bir inatçı şeytandan (onu kolladık).

8- Onlar o en yüce ileri gelenleri dinleyemezler ve her bir yandan atılırlar.

9- Bir kovulmayla (kovulurlar). Ve bir sürekli azap, onlar içindir.

10- Bir kapıverme yapmış olan kimse başka, hemen onu da bir parlak ateş parçası izlemiştir.

11- Şimdi sen onlara (sorarak) görüş bildirmelerini iste: Onlar mı yaratılış bakımından daha çetin, yoksa bizim yarattığımız (diğer) kimseler mi? Şüphesiz ki biz onları bir yapışkan çamurdan yarattık.

12- Hayır, sen (bu işe) şaştın, oysa onlar maskaraya alıyorlar.

13- Ve (bu gerçekler onlara) hatırlatıldığı zaman, onlar hatırlamazlar.

14- Ve onlar (gözle görülen) bir ayet gördükleri zaman, maskaraya almaya kalkıyorlar.

15- 16- 17- Ve onlar: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil. Biz ve bizim o ilk atalarımız da öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle (yeniden) harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" dediler.

18- De ki: "Evet ve siz boyun bükenler olarak (harekete geçirileceksiniz)."

19- Oysa o, ancak ve ancak bir tek sert ikazdır. Birden onlar (harekete geçirilmişler olarak) bakacaklar.

20- Ve onlar: "Vay halimize! Bu, o yükümlülüğün günüdür" demişlerdir.

21- (Onlara): "Bu, kendisini yalanlamakta olduğunuz o ayırmanın günüdür" (denilir).

22- 23- 24- (Allah meleklere): "Toplayın haksızlık yapmış olan kimseleri ve onlara eşlik edenleri ve onların Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeyleri de o şiddetli ateşin yoluna iletin. Ve onları (orada sürekli) durdurun, şüphesiz ki onlar sorumludurlar" (der).

25- (Onlara): "Size ne oluyor birbirinizle yardımlaşmazsınız?" (denilir)

26- Hayır, onlar bugün (çaresizce) teslim olanlardır.

27- Ve onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

28- (Bir kısmı): "Şüphesiz siz bize o sağdan gelmekte idiniz" demişlerdir.

29- 30- 31- 32- (Diğer bir kısım): "Hayır, siz inananlar değildiniz. Ve bizim için sizin üzerinizde hiçbir yetki olmadı. Hayır, siz taşkınlık yapan bir topluluk idiniz. Bu yüzden Efendimizin sözü bizim üzerimize bir gerçek oldu. Şüphesiz ki biz (azabı) kesinlikle tadıcılarız. Biz sizi azdırmıştık, şüphesiz ki biz azanlar idik" demişlerdir.

33- Artık şüphesiz ki onlar o gün o azapta ortak olanlardır

34- Şüphesiz ki biz o suç işleyenlere böyle yaparız.

35- 36- Şüphesiz ki onlara: "Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlar ve onlar: "Gerçekten biz mi bir cinlenmiş şair için kesinlikle tanrılarımızı bırakıcılarız?" derlerdi.

37- Aksine, (cinlenmiş şair dedikleri) o gerçeği getirmiş ve o gönderilmişleri de doğrulamıştır.

38- Şüphesiz ki sizler o acı azabı kesinlikle tadıcılarsınız.

39- Ve siz işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla da karşılık görmüyorsunuz.

40- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

41- 42- 43- 44- 45- 46- 47- 48- 49- İşte onlar, meyvelerden bir bilinmiş rızık onlar içindir. Ve onlar değer verilmişler olarak o nimet bahçelerinde karşılıklı koltuklar üzerindedirler. Bembeyaz bir su gözesinden (doldurulmuş) o içenlere bir lezzet veren kadeh, onların üzerinde dolaştırılır. Onların içinde hiçbir sersemleten olmaz ve onlar ondan sersemleşmezler. Ve o bakışı (eşlerine) kısaltan iri gözlü (eşler) onların yanındadır. Onlar bir yumurta gibi korumaya alınmışlardır.

50- Böylece onların bir kısmı bir kısma dönmüş birbirleriyle (bilgi) talep etmektedirler.

51- 52- 53- İçlerinden bir sözcü: "Şüphesiz ki benim bir yakın arkadaşım vardı. (Bana) 'Gerçekten sende mi o kesinlikle doğrulayıcılardansın? Biz öldüğümüz ve bir toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi kesinlikle yükümlenmişler (olacağ)iz?' derdi" dedi.

54- "Sizler (onun durumuna) muttali olanlar mısınız? dedi.

55- Derken (onun durumuna) muttali oldu, böylece onu o şiddetli ateşin ortasında gördü.

56- 57- 58- 59- 60- 61- (Ona): "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki sen neredeyse beni de kesinlikle (ateşe) düşürecektin. Ve eğer Efendimin nimeti olmasaydı, kesinlikle bende (azap için) o hazır bulundurulmuşlardan olmuştum. (Cennet arkadaşlarına hitaben) Biz o ilk ölümümüzden başka ölenler olmayacağız değil mi? Ve biz azaba çarptırılmışlardan da olmayacağız. Şüphesiz ki bu, o büyük başarının ta kendisidir. O işleyenler bu örnek (gibisini kazanmak) için işlesin" dedi.

62- Bu mu bir ikram olarak daha hayırlıdır, yoksa o zakkum ağacı mı?

63- Şüphesiz ki biz onu o haksızlık yapanlar için bir ayartma olarak yaptık.

64- Şüphesiz ki o, bir ağaçtır ki o şiddetli ateşin dibinde çıkar.

65- Onun tomurcuğu o şeytanların başları gibidir.

66- Şüphesiz ki onlar, kesinlikle ondan yiyenler, böylece ondan o karınları dolduranlardır.

67- Sonra şüphesiz ki onlar için, onun üzerine kesinlikle kaynar sudan bir karışım vardır.

68- Sonra şüphesiz ki onların dönüş yeri kesinlikle o şiddetli ateşedir.

69- Şüphesiz ki onlar, kendi atalarını sapkınlar olarak bulmuşlardı.

70- Onlar da onların (atalarının) izleri üzerine koşturuyorlar.

71- Ve ant olsun ki onların öncesi o ilklerin daha çoğu sapmıştı.

72- Ve ant olsun ki biz onların içine uyarıcılar da göndermiştik.

73- Şimdi sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

75- Ve ant olsun ki Nuh bize seslenmişti de o ne güzel cevaplandıranlardık.

76- 77- Ve biz onu ve onun mensuplarını o büyük çıkmazdan kurtarmış ve onun soyunu o kalıcıların ta kendileri yapmıştık. 

78- Ve biz ona o sonrakiler içinde (bir doğruluk dili) bıraktık.

79- Selam, o tüm insanlar içinde Nuh'un üzerinedir.

80- Şüphesiz ki biz, o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

81- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

82- Sonra biz o sonrakileri batırdık.

83- Ve şüphesiz ki onun taraftarından (birisi de) kesinlikle İbrahim'dir.

84- 85- 86- 87- Bir zaman kendisinin Efendisine bir selim kalple gelmişti. Hani kendi babasına ve topluluğuna: "Siz neye kulluk ediyorsunuz? Gerçeğin yönünü değiştirme olarak Allah'ın berisinden tanrılar mı istiyorsunuz? Sizin o tüm insanların Efendisi hakkındaki kanınız nedir?" demişti.

88- 89- 90- Derken o yıldızlara bir bakışla bakmış, akabinde: "Şüphesiz ki ben (sizin bu durumunuzdan) rahatsız haldeyim" demişti de, onlar arkasını dönenler olarak ondan (başka tarafa) yakınlaşmışlardı.

91- 92- Böylece (kimseye) sezdirmeden onların tanrılarına yönelmiş: "Siz yemez misiniz? Size ne oluyor ki siz konuşmazsınız?" demişti.

93- Derken (kimseye) sezdirmeden onların üzerine yönelmiş sağ eliyle bir vuruş yapmıştı.

94- Bunun üzerine (topluluğu) ona doğru dönerek (deve kuşu gibi) koşturuyorlardı.

95- 96- (İbrahim onlara): "Siz, yontmakta olduğunuz şeylere kulluk mu ediyorsunuz? Ve Allah sizi ve sizin işlemekte olduğunuz şeyleri de yaratmıştır" demişti.

97- Onlar: "Onun için bir yapı inşa edin de onu o şiddetli ateşin içine atın" demişlerdi.

98- Onlar ona bir plân kurmak istemişler, biz de onları hemen o en aşağılık hale getirmiştik.

99- 100- 101- Ve (İbrahim): "Şüphesiz ki ben Efendime gidiciyim, O beni doğruya ilecektir. Ey Efendim, bana o düzgünlerden (bir oğul) bahşet" demiş, bunun üzerine biz de ona bir yumuşak huylu oğlan çocuğu müjdelemiştik.

102- Ne zaman ki o, onun beraberinde o koşma (çağına) ulaştığında (babası): "Ey oğulcuğum, şüphesiz ki ben o uykuda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık sen bak (bu durumu) nasıl görüyorsun?" demişti. (Oğlu): "Ey babacığım, sen buyurulmakta olduğun şeyi yap. Eğer Allah dilemişse, sen beni o (emre isyana karşı) direnç gösterenlerden bulacaksın" demişti.

103- 104- 105- 106- Ne zaman ki ikisi de (buyruğa) teslim olduğunda ve o, onu şakağı üzerine yatırdığında ve biz ona: "Ey İbrahim, sen kesinlikle o rüyayı doğruladın. Şüphesiz ki biz, o iyilik edenlere işte böyle karşılık veririz. Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık yoklamaydı" diye seslenmiştik.

107- Ve biz ona bir büyük boğazlamalığı kurtulmalık olarak vermiştik.

108- Ve biz ona o sonrakiler içinde (bir doğruluk dili) bıraktık.

109- Selam, İbrahim'in üzerinedir.

110- O iyilik edenlere biz böyle karşılık veririz.

111- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

112- Ve biz ona o düzgünlerden bir haberci olarak İshak'ı müjdelemiştik.

113- Ve biz onun üzerine ve İshak'ın üzerini bereketlndirdik ve ikisinin soyundan iyilik yapan da ve kendi benliğine apaçık haksızlık yapan da vardır.

114- Ve ant olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a büyük iyilikte bulunduk.

115- Ve biz ikisini ve ikisinin topluluğunu o büyük çıkmazdan kurtardık.

116- Ve biz onlara yardım ettik böylece o yenenlerin ta kendileri oldular.

117- Ve biz ikisine o açıklayıcı kitabı verdik.

118- Ve biz ikisini o dosdoğru yola ilettik.

119- Ve biz ikisine o sonrakiler içinde (bir doğruluk dili) bıraktık.

120- Selam, Musa'nın ve Harun'un üzerinedir.

121-  Şüphesiz ki biz, iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

122-  Şüphesiz ki o ikisi, bizim o inanan kullarımızdandı.

123- Ve şüphesiz ki İlyas da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

124- 125- 126- Bir zaman topluluğuna: "Siz korunmaz mısınız? Siz Ba'li mi çağırıyorsunuz ve o yaratıcıların en iyisini bırakıyorsunuz? Allah, sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

127- Buna rağmen onlar, onu yalanladılar, artık şüphesiz ki onlar (azap için) kesinlikle hazır bulundurulmuşlardır.

128- Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

129- Ve biz ona o sonrakiler içinde (bir doğruluk dili) bıraktık.

130- Selam, İlyas'ların üzerinedir.

131- Şüphesiz ki biz, o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

132- Şüphesiz ki o, bizim o inanan kullarımızdandı.

133- Ve şüphesiz ki Lut da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

134- 135- 136- Bir zaman biz onu o geride kalanlar içindeki bir yetersiz (kadın) dışında ve onun mensuplarını toplu olarak kurtarmış, sonra da biz o sonrakileri yerle bir etmiştik.

137- 138- Ve şüphesiz ki siz sabahlayıcılar ve o gece iken kesinlikle onların üzerinden geçip gidiyorsunuz. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

139- Ve şüphesiz ki Yunus da kesinlikle o gönderilmişlerdendi.

140- Bir zaman (yolcularla) o  dolmuş gemiye kaçmıştı.

141- Akabinde kura çekişmişler de (denize atılmama umudu) boşa çıkmışlardan olmuştu.

142- Ve kendisini kınayıcı bir halde iken o balık tarafından yutulmuştu.

143- 144- Şimdi eğer şüphesiz ki o, o tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar kesinlikle kalırdı.

145- 146- Ve kendisi (yorgunluktan) rahatsız bir halde iken biz onu o çıplak alana fırlatıp atmış ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirmiştik.

147- 148- Ve biz onu yüz bin veya artmakta olan (topluluğa) göndermiş, akabinde ona inanmışlar böylece biz de onları bir vakte kadar yararlandırmıştık.

149- Şimdi sen onlara (sorarak) görüş bildirmelerini iste: O kızlar senin Efendinindir de ve o oğullar onların mıdır?

150- Yoksa biz o melekleri dişiler olarak yarattık da ve onlar buna tanık olanlar mıdır?

151- 152- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar gerçeğin yönünü değiştiemelerinden dolayı: "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Ve şüphesiz ki onlar, kesinlikle yalancılardır.

153- O, o kızları o oğulların üzerine mi seçmiş?

154- Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?

155-  Siz hiç hatırlamaz mısınız?

156- Yoksa sizin için bir apaçık yetki mi var?

157- Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de kitabınızı getirin.

158- Ve onlar O'nunla ve o cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Ve ant olsun ki o cinler, şüphesiz ki onların (bu bağı uyduranların) kesinlikle hazır bulundurulmuşlar olacaklarını bilmiştir.

159- Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

160-  Allah'ın o özgülenmiş kulları başka.

161- 162- 163- Artık şüphesiz ki siz ve sizin kulluk etmekte olduğunuz şeyler, o şiddetli ateşe yaslanan o kimse dışında, O'na karşı ayartanlar değilsiniz.

164- 165- 166- (Melekler): "Ve bizden kimse yoktur ki, onun bilinmiş bir konumu olmasın. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz o sıra halinde dizilenler. Ve şüphesiz ki biz, kesinlikle biziz (Allah'ın buyruğundan çıkmayarak) o tesbih edenler."

167- 168- 169- Ve şüphesiz ki onlar (Mekke'liler önceden) kesinlikle: "Eğer bizim yanımızda o ilklerden bir hatırlatma olsaydı, kesinlikle biz Allah'ın o özgülenmiş kulları olurduk" diyorlardı.

170- Buna rağmen onlar (hatırlatma geldiğinde) onu (ret ederek) örttüler. Artık onlar ileride bilecekler.

171- 172- 173- Ve ant olsun ki o gönderilmiş kullarımız hakkında şu kelimemiz öne geçmiştir: Şüphesiz ki onlar, kesinlikle onlar o yardım edilmişlerdir ve şüphesiz ki bizim askerimiz o yenenlerin ta kendileridir.

174- Artık sen bir süreye kadar onlardan (başka tarafa) yakınlaş.

175- Ve sen onları gör, artık onlar ileride (neler) görecekler.

176-  Şimdi onlar bizim azabımızın (hala) çabuklaşmasını istiyorlar mı?

177- Ve (azabımız) onların sahasına indiği zaman, Artık ne kötüdür o uyarılmışların sabahı.

178-  Artık sen bir süreye kadar onlardan (başka tarafa) yakınlaş.

179-  Ve sen onları gör, artık onlar ileride (neler) görecekler.

180- O güçlülüğün Efendisi senin Efendin, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

181- Ve selam, o gönderilmişlerin üzerine olsun.

182- Ve o övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.


3 Temmuz 2025 Perşembe

YASİN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ya, Sin.

2- O bilge okunan (Kur'an) a ant olsun.

3- 4- Şüphesiz ki sen, bir dosdoğru yol üzerinde kesinlikle o gönderilmişlerdensin. 

5- (Bu kitap) o en güçlünün, şefkati süreklinin indirmesidir.

6- (Onunla) senin bir topluluğu uyarman için ki onların ataları uyarılmamıştır, bu yüzden de onlar duyarsız kalanlardır.

7- Ant olsun ki o söylenen onların tamamının üzerine bir gerçek olmuştur, artık onlar inanmazlar.

8- Şüphesiz ki biz, onların o boyunlarına o (demirden) bağları o çenelere kadar geçirdik, bu yüzden başları dikleşmiştir.

9- Ve biz onların önlerinden bir set ve artlarından bir set çektik de onları kapladık, artık onlar göremezler.

10- Ve sen onları uyarsan da yahut uyarmasan da onlar için denktir, onlar inanmazlar.

11- Sen ancak ve ancak o hatırlatmayı izlemiş olan ve o algılanamayananla şefkati kapsamlıdan çekinmiş olan kimseyi uyarabilirsin. Artık sen onu, bir bağışlama ve bir değerli ödül ile müjdele.

12- Şüphesiz ki biz, o ölüleri (yeniden) biz yaşatırız ve onların önceledikleri şeyleri ve onların izlerini biz yazarız. Ve her bir şey ki, biz onu bir apaçık önder de (kitap) sayılandırmışızdır.

13- Ve sen onlara o kasabanın arkadaşlarını bir örnek olarak ortaya koy. Hani ona (kasabaya) o gönderilmişler gelmişti.

14- Hani biz onlara (kasabanın halkına) iki (elçi) göndermiştik de onlar ikisini de yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz de ( o iki elçiyi) bir üçüncü ile güçlendirmiştik de onlar: "Şüphesiz ki biz, size gönderilmişleriz" demişlerdi.

15- (Kasaba halkı): "Siz bizim örneğimiz bir beşerden başkası değilsiniz. Ve şefkati kapsamlı da hiçbir şey indirmemiştir. Siz yalan söylemekte olanlardan başkası değilsiniz" demişlerdi.

16- 17- Onlar: "Efendimiz biliyor, şüphesiz ki biz size gönderilmişleriz. Ve bizim üzerimizde o apaçık ulaştırmadan başkası yoktur" demişlerdi.

18- (Kasaba halkı): "Şüphesiz ki biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa dolandık. Ant olsun ki eğer, siz vazgeçmediyseniz, biz sizi kesinlikle taşlayacağız ve bizden size kesinlikle bir acı azap dokunacaktır" demişlerdi.

19- Onlar: "Sizin uğursuzluğunuz sizin beraberinizdedir. Size hatırlatıldı diye mi (böyle söylüyorsunuz)? Hayır, siz savurganlık yapan bir topluluksunuz" demişlerdi.

20- 21- 22- 23- 24- 25- Ve o şehrin en uzağından bir adam koşarak gelmiş: "Ey topluluğum, siz o gönderilmişleri izleyin. İzleyin o kimseleri ki, onlar sizden bir ödül talep etmez ve onlar doğruya iletilenlerdir. Ve bana ne oluyor ki ben, beni açığa çıkarmış olan kimseye kulluk etmeyeyim? Ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz. Ben, hiç O'nun berisinden tanrılar edinir miyim? Eğer şefkati kapsamlı bana bir zarar isterse, onların eşlikçilikleri benden bir şeyle ihtiyaçsız kılmaz ve onlar beni kurtaramazlar da. Şüphesiz ki ben o takdirde, kesinlikle bir apaçık sapkınlık içindeyim. Şüphesiz ki ben, sizin Efendinize inandım, artık siz beni işitin " demişti.

26- 27- (Ona): "O bahçeye gir" denildi. (O da): "Ah keşke benim topluluğum da, Efendimin beni hangi nedenle bağışladığını ve o değer verilmişlerden kıldığını bilselerdi" dedi.

28- Ve biz onun arkasından onun topluluğunun üzerine o gökten hiçbir asker indirmedik ve indiriciler de olmadık.

29- (Onların yıkımı) bir tek çığlıktan başkasıyla olmadı, birden onlar sönen ateşler (gibi oldular).

30- Ey o kulların üzerinde ki hayıflanma, onlara herhangi bir elçi gelmiyordu ki, ancak onunla alay ediyor olmasınlar.

31- Onlar görmediler mi biz onlardan önceki o kuşaklardan nicesini yok ettik? Şüphesiz ki onlar bunlara dönemezler.

32- Ve şüphesiz ki hepsi bizim yanımızda istisnasız bir bütün olarak hazır bulundurulmuşlardır.

33- Ve o ölü yer, onlar için bir ayettir. Biz onu yaşattık ve ondan bir dane çıkardık da onlar ondan yiyorlar.

34- Ve biz onda hurmalıklardan ve üzümlüklerden bahçeler yetiştirdik ve onda o su gözlerinden fışkırttık.

35- Onların onun ürününden yemeleri için. Oysa onu kendi elleri işlememiştir. Onlar hiç şükretmezler mi?

36- Münezzehtir ki O, yerin bitirmekte olduğu şeylerden ve kendi benliklerinden ve bilemeyecekleri şeylerden o eşleri onların hepsini yarattı.

37- Ve o gece, onlar için bir ayettir. Biz ondan o gündüzü sıyırırız, birden onlar karanlıkta kalanlardır.

38- Ve o güneş kendisi için bir sabitleşme yerine akar. Bu, o en güçlünün, o en iyi bilicinin ölçüsüdür.

39- Ve o ay, biz ona da o eski hurma dalı gibi olmaya tekrar geri dönene kadar, iniş yerleri (evreler) takdir ettik.

40- O güneşin kendisine o aya yetişmesi uygun olmaz. Ve o gece de o gündüzün önüne geçen değildir. Ve her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

41- Ve bizim onların soylarını, o dolmuş gemide taşımış olmamız, onlar için bir ayettir.

42- Ve biz onlar için onun örneğinden binmekte oldukları şeyleri de yarattık.

43- Eğer biz dilersek, onları batırırız da onlar için feryada yetişen olmaz ve onlar kurtarılmazlar da.

44- Bizden bir şefkat ve belirli bir vakte kadar bir yararlanma başka.

45- Ve onlara: "Siz, önünüzde olan şeyden ve ardınızda olan şeyden korunun ki şefkat edilesiniz" denildiği zaman, (onlar aldırmazlar).

46- Ve onlara Efendilerinin ayetlerinden bir ayet gelmiyor ki ondan ancak kayıtsız kalanlar olmasınlar.

47- Ve onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden harcayın" denildiği zaman, gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Eğer Allah dilerse kendisini yedireceği kimseye biz mi yedireceğiz? Siz bir apaçık sapkınlık içindekilerden başkası değilsiniz" der.

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

49- Onlar, birbirleri ile çekişirlerken kendilerini tutuverecek bir tek çığlıktan başkasına bakmıyorlar.

50- Bu durumda onlar bir tembihlemeye güç yetiremezler ve mensuplarına da dönemezler.

51- Ve boruya üflenmiştir, birden onlar o mezarlardan Efendilerine doğru akın ediyorlar.

52- Onlar: "Vay halimize, bizi uyuduğumuz yerimizden kim (yeniden) harekete geçirdi? Bu, şefkati kapsamlının söz verdiği şeydir, ve o gönderilmişler doğru söylemiş" dediler.

53- Bir tek çığlıktan başkası olmadı, bir anda onlar bizim yanımızda hazır bulundurulmuşlardır.

54- Artık bugün bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmaz ve siz de işlemekte olduğunuz şeylerden başkasıyla karşılık görmezsiniz.

55- Şüphesiz ki bugün o bahçenin arkadaşları, bir meşguliyet içinde meyveyle keyiflenenlerdir.

56- Onlar ve onların eşleri gölgelikler içindeki o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlardır.

57- Ondaki meyve onlar içindir ve çağıracakları (yemek içmek için isteyecekleri) şeyler de onlar içindir.

58- "Selam", şefkati sürekli Efendiden bir söz olarak (onlar içindir). 

59- 60- 61- 62- 63- 64- Ve (Allah): "Ey o suç işleyenler, siz bugün ayrılın. Ey Adem'in oğulları, ben size 'Siz o şeytana sakın kulluk etmeyin. Şüphesiz ki o, sizin için bir apaçık düşmandır' diye ve 'Siz bana kulluk edin. Bu, bir dosdoğru yoldur' diye, antlaşma yapmamış mıydım? Ve ant olsun ki (o şeytan) sizden bir çok büyük topluluğu saptırdı. Siz bağlantı kuranlar olmadınız mı? Bu, cehennemdir ki o, sizin söz verilmekte olduğunuzdur. Siz gerçeği örtmekte olmanız nedeniyle bugün ona yaslanın" (der).

65- Bugün biz onların ağızlarının üzerini mühürleriz ve onların elleri bize söyler ve onların ayakları kazanmakta oldukları şeylere tanıklık eder.

66- Ve eğer biz dileseydik onların gözlerinin üzerini kesinlikle silerdik de o yola (o durumda) öne geçmeye çalışırlardı, böyle iken nasıl göreceklerdi?

67- Ve eğer biz dileseydik onların durumlarını kesinlikle başka şekle sokardık da, onlar bir geçişe ve dönmeye güç yetiremezlerdi.

68- Ve biz kimi ömrülendirirsek, onu o (ilk) yaratılıştaki (durumuna) ters döndürürüz. Onlar hiç bağlantı kurmazlar mı?

69- Ve biz ona o şiiri öğretmedik ve bu ona uygun da olmaz. O, bir hatırlatmadan ve bir apaçık okuma (Kur'an) dan başka değildir.

70- Yaşayan kimseyi uyarması ve o söylenenin o gerçeği örtücülerin üzerine gerçek olması için.

71- Onlar görmediler mi, şüphesiz ki biz ellerimizin işlediği şeylerden onlar için hayvanlar yarattık böylece onlar, onlara hükümran olanlardır?

72- Ve biz onları kendilerine aşağı (boyun eğer) hale getirdik ki onların binekleri, onların bir kısmındandır ve onlar, onların bir kısmından da yiyorlar.

73- Ve onlardaki faydalar ve içecekler onlar içindir. Onlar hiç şükretmezler mi?

74- Ve onlar Allah'ın berisinden tanrılar edindiler ki kendileri yardım edileler.

75- Onlar (tanrılar), onlara yardıma güç yetiremezler. Oysa kendileri, onlar (tanrılar) için hazır bulundurulmuşlar ordusudur.

76- Artık onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki biz onların gizlemekte olduğu şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri biliyoruz.

77- O insan görmedi mi şüphesiz ki biz kendisini bir döllenmiş hücreden yarattık? Böyle iken birden o bir apaçık çekişmecidir.

78- Ve kendi yaratılışını unutmuş bir halde bize bir örnek ortaya koydu: "O kemikleri (yeniden) kim yaşatacak ki onlar un ufak haldedir?" dedi.

79- De ki: "Onları yaşatacak olan, O ki ilk defasında onları O oluşturmuştur. Ve O, her bir yaratmanın en iyi bilicisidir."

80- O ki, size o yeşil ağaçtan bir ateş çıkardı, siz ondan birden tutuşturuyorsunuz.

81- O ki o gökleri ve o yeri yaratmıştır, onların bir örneğini (yeniden) yaratmaya güç yetirici değil midir? Evet, ve O, tekrar tekrar yaratıcıdır, en iyi bilicidir.

82- Bir şey istediği zaman O'nun buyruğu, ona ancak ve ancak "Ol" demesidir, o da birden oluverir.

83- Münezzehtir ki O, her bir şeyin hükümranlığı, O'nun elindedir. Ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.


30 Haziran 2025 Pazartesi

FATIR SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O övgü, o göklerin ve o yarıcısı, o meleklerin ikişer ve üçer ve dörder kanat sahibi elçiler yapıcısı, Allah'adır. O yaratışta dileyeceği şeyi artırır. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

2- Allah, o insanlara bir şefkatten neyi açarsa, artık onu hiçbir elde tutucu olamaz. Ve O neyi de elde tutarsa, artık onu O'ndan sonra hiçbir gönderici de olamaz. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

3- Ey o insanlar, siz Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Size o gökten ve o yerden rızık vermekte olan Allah'ın dışında bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Böyle iken siz nasıl yön değiştiriyorsunuz?

4- Ve eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önce elçiler de kesinlikle yalanlanmıştı. Ve o işler Allah'a döndürülür.

5- Ey o insanlar, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Öyleyse o yakın yaşam sakın sizi aldatmasın ve o aldatıcı da sakın sizi Allah ile aldatmasın.

6- Şüphesiz ki o şeytan size bir düşmandır, öyleyse siz de onu bir düşman edinin. (O şeytan) ancak ve ancak kendi grubunu o çılgın ateşin arkadaşlarından olmalarına çağırır.

7- O kimseler ki gerçeği örttüler, bir çetin azap onlar içindir. Ve o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler, bir bağışlama ve bir büyük ödül onlar içindir.

8- Öyleyse işinin kötülüğü kendisine süslenmiş de onu iyi olarak görmüş olan kimse (doğruya iletilen kimse gibi) midir? Artık şüphesiz ki Allah, kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Öyleyse senin benliğin sakın onlara karşı hayıflanmalara gitmesin. Şüphesiz ki Allah, onların ustalıkla yapmakta oldukları şeyleri bir en iyi bilicidir.

9- Ve Allah O ki, o rüzgarları gönderdi de (o rüzgarlar) bir bulutu sürer, akabinde biz onu bir ölü yerleşim merkezine sevk ettik de onunla o yeri onun ölümünden sonra yaşattık. O (dirilerek) yayılma da böyledir.

10- Kim o güçlülüğü istiyorsa, artık o güçlülük toplu olarak Allah'ındır. O temiz kelime O'na yukarı çıkar ve o düzgün iş de onu yükseltir. Ve onlar ki o kötülükleri o kötülükleri kuruyorlar, bir çetin azap onlar içindir. Ve onların kurduğu tuzak ise o, yıkıma uğrayacaktır.

11- Ve Allah, sizi bir topraktan, sonra bir döllenmiş hücreden yarattı, sonra sizi eşler haline getirdi. Ve O'nun bilgisi dışında hiçbir dişi taşımıyor ve doğuramaz. Ve bir kitapta olmaksızın hiçbir ömürlenmiş, ömrülenmiyor ve onun ömründen eksiltilmez. Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

12- Ve o iki su kütlesi denk olmuyor. Bu, tatlı susuzluğu giderici, onun içimi boğazdan kolay geçici ve bu, tuzlu acı. Ve siz her birinden bir taze et yiyorsunuz ve siz onu takınacağınız bir süs eşyası çıkarıyorsunuz. Ve sen o gemileri, kendisinin lütfundan bir kısmın peşine düşmeniz ve şükretmeniz için onda (suyu) yarıcılar olarak (gittiklerini) görürsün.

13- O, o geceyi o gündüzün içine geçiriyor ve o gündüzü de gecenin içine geçiriyor ve o güneşi ve ayı boyun eğdirmiştir. Her biri bir adlanmış süreye akmaktadır. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o hükümranlık O'nundur. Ve sizin O'nun berisinden çağırmakta olduğunuz şeyler bir çekirdek zarına bile hükümran olamıyorlar.

14- Eğer siz onları çağırsanız, onlar sizin çağrınızı işitmezler. Ve eğer onlar işitseler de, sizi cevaplandıramazlar. Ve onlar o kalkışın günü sizin ortak koşmanızı (ret ederek) örtecekler. Ve kimse seni bir en iyi haber alıcı gibi haberlendiremez.

15- Ey o insanlar, siz Allah'a o muhtaçlarsınız. Ve Allah, ihtiyaçsızın, övgüye çok lâyığın ta kendisidir.

16- 17- Eğer O dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratma getirir. Ve bu da Allah'ın üzerine bir güçlük değildir.

18- Ve bir ağır yük taşıyıcı sonrakinin ağır yükünü taşımaz. Ve eğer bir ağırlık yüklenmiş olan onu taşımaya (birisini) çağırsa ve (çağırdığı) eğer ki yakınlık sahibi olsa da, ondan bir şey taşıtılmaz. Sen ancak ve ancak o algılanamayananla Efendilerinden çekinmekte olan ve o kulluk görevini ayağa kaldırmış olan kimseleri uyarabilirsin. Ve kim (benliğini) arındırırsa, ancak ve ancak kendi benliği için arındırır. Ve o varış yeri Allah'adır.

19- 20- 21- 22- 23- Ve o kör ve o gören denk olmuyor. Ve o karanlıklar ve o ışık da (denk) olmaz. Ve o gölge ve o sıcaklık da (denk) olmaz. Ve o yaşayanlarla ve o ölüler denk olmuyor. Şüphesiz ki Allah, kime dilerse işittirir. Ve sen o kabirlerin içindeki kimselere işittirici değilsin. Sen bir uyarıcıdan başkası değilsin.

24- Şüphesiz ki biz seni o gerçekle bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ve hiçbir ana toplum yoktur ki, onun içinden bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.

25- Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, onlardan önceki kimseler de kesinlikle yalanlamıştı. Onların elçileri o apaçık delilleri ve yazılı metinleri ve o ışık verici kitabı onlara getirmişti.

26- Sonra da ben gerçeği örtmüş olan kimseleri tutuvermiştim. Artık benim yadırgamam nasıl olmuş?

27- Sen görmedin mi şüphesiz ki Allah, o gökten bir su indirdi böylece biz onunla kendi renkleri değişik ürünleri çıkardık? Ve o dağlardan beyaz ve kırmızı kendi renkleri değişik kuzguni siyah caddeler.

28- Ve o insanlardan ve o canlılardan ve o hayvanlardan aynı şekilde kendi renkleri değişik (olanlar vardır). Kullarının içinde Allah'tan ancak ve ancak o bilginler çekinir. Şüphesiz ki Allah, bir çok güçlüdür, bir çok bağışlayıcıdır.

29- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın kitabını peşi sıra okuyorlar ve o kulluk görevini ayağa kaldırdılar ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli olarak ve aleni olarak harcadılar, onlar asla yıkıma uğramayacak bir ticareti bekleyebilirler.

30- Sonuçta onların ödüllerini tastamam verir ve kendisinin lütfundan daha da artırır. Şüphesiz ki O, bir çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını vericidir.

31- Ve bizim sana o kitaptan vahyetmiş olduğumuz şey, kendisinin önünde olan şeyi bir doğrulayıcı o gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah, kendisinin kullarını(n işlerini) kesinlikle bir en iyi haber alıcısıdır, bir en iyi görücüsüdür.

32- Sonra biz o kitaba bizim kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri mirasçı yaptık. Artık onlardan kimi kendi benliğine haksızlık yapıcı ve onlardan kimi orta yol tutandır. Ve onlardan kimi de Allah'ın onayıyla o hayırlarda öne geçendir. Bu, o büyük lüftun ta kendisidir.

33- Adn bahçeleri, onlara girecekler, onlarda altından bileziklerden ve incilerden takınacaklar. Ve onların onlardaki elbiseleri de, bir ipektir.

34- 35- Ve onlar: "O övgü Allah'adır, O ki bizden o üzüntüyü giderdi. Şüphesiz ki bizim Efendimiz, kesinlikle bir çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını vericidir. O ki, bize kendisinin lütfundan o kalıcılık yurdunu serbestleştirdi. Onda bize bir yorgunluk dokunmaz ve onda bize bir bitkinlik de dokunmaz" dediler.

36- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, cehennem ateşi onlar içindir. Onlara (ölüm hükmü) yerine getirilmez ki ölsünler ve onun azabından bir kısmı bile onlardan hafifletilmez. Biz, her nanköre böyle karşılık veririz.

37- Ve onlar onda: "Ey Efendimiz bizi çıkar, biz (dünyada iken) işlemekte olduğumuz şeyden başka düzgün olan iş işleyelim" diye feryat edecekler. (Onlara): "Biz, sizi hatırlayacak kimsenin onda hatırlayacağı kadar ömürlendirmedik mi? Ve size o uyarıcı da gelmişti. O halde siz tadın (azabı), artık o haksızlık yapanlara hiçbir yardımcı yoktur" (denilecek).

38- Şüphesiz ki Allah, o göklerin ve o yerin algılanamayananın bilicisidir. Şüphesiz ki O,  o göğüslerin sahip olduğunu bir en iyi bilicidir.

39- O ki o yerde sizi ardıllar yaptı. Artık kim gerçeği örterse, onun örtmesi kendisinedir. Ve o gerçeği örtücülerin gerçeği örtmeleri, Efendilerinin yanında bir öfkeden başkasını artırmaz. Ve gerçeği örtücülerin gerçeği örtmeleri, (onlara) bir ziyandan başkasını da artırmaz.

40- Sen de ki: "Siz, ortaklarınızı gördünüz mü ki siz onlara Allah'ın berisinden kulluk etmektesiniz? Gösterin bana, onlar o yerden neyi yaratmışlar?" Yoksa o göklerde bir ortaklık onlar için midir? Yoksa biz onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir apaçık delil üzerinde midirler? Hayır, o haksızlık yapanların bir kısmı bir kısma bir aldatmadan başka söz vermiyor.

41- Şüphesiz ki Allah, o gökleri ve o yeri düşerler diye tutuyor. Ve ant olsun ki eğer (o ikisi) düşerlerse, O'ndan sonra hiçbir kimse o ikisini tutamaz. Şüphesiz ki O, bir yumuşak davranıcıdır, bir çok bağışlayıcıdır.

42- Ve onlar ant olsun ki eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, o ana toplumların herhangi birinden kesinlikle daha doğru yolda olacaklarına dair güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Ne zaman ki onlara bir uyarıcı geldiğinde, (bu geliş) onlara nefretten başka bir şey artırmadı.

43- O yerde bir büyüklük taslamalarından ve o kötülüğün tuzağını kurmalarından (başka bir şey artırmadı). Oysa o kötülüklerin tuzağı onun mensuplarından başkasını sarıvermez. Artık onlar o ilklerin yasasından başka bir şeye mi bakıyorlar? O halde sen Allah'ın (azap) yasası için bir değişme asla bulamayacaksın. Ve sen Allah'ın yasası için (başka yasayla) bir değiştirme asla bulamayacaksın.

44- Onlar, o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Ve onlar, kendilerinden (Mekke'lilerden) kuvvet bakımından daha çetindi. Ve Allah, o göklerde ve o yerde hiçbir şey O'nu yetersiz bırakacak değildir. Şüphesiz ki O, bir en iyi bilicidir, bir güç yetiricidir.

45- Ve eğer Allah o insanları kazandıkları nedeniyle (hemen) tutacak olsaydı, onun sırtının üzerinde (o insanlardan) hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onları bir adlanmış süreye kadar sonralamaktadır. Artık onların süresi geldiği zaman, artık şüphesiz ki Allah, kendisinin kullarını bir en iyi görücüdür.