EN'AM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EN'AM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2024 Cumartesi

EN'AM SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- O övgü Allah'adır ki, o gökleri ve yeri yarattı ve o karanlıkları ve ışığı oluşturdu. Sonra gerçeği örtmüş olan kimseler (başka şeyleri) Efendilerine eşit tutuyorlar.

2- O ki, sizi bir çamurdan yarattı, sonra bir süreyi (ölüm kararını) yerine getirdi. Ve bir isimlenmiş süre, O'nun yanındadır. Sonra siz tereddüde düşüyorsunuz.

3- Ve O Allah'tır ki, o göklerde ve o yerde (tek tanrıdır). Sizin saklınızı ve açığınızı biliyor ve kazanmakta olduğunuz şeyleri de biliyor.

4- Ve onlara Efendilerinin ayetlerinden bir ayet gelmiyor ki ondan ancak kayıtsız kalanlar olmasınlar.

5- Onlar, o gerçek kendilerine geldiğinde kesinlikle yalanladılar. Artık onlara ileride onunla alay etmekte oldukları şeyin haberleri onlara gelecektir.

6- Onlar görmediler mi biz onlardan önceki kuşaktan nicesini yok ettik? Biz onlara bizim o yerde size sağlamadığımız olanağı sağlamış ve onların üzerlerine göğü(n yağmurunu) bol bol göndermiş ve onların altından akar o nehirleri oluşturmuştuk. Fakat biz onların peşlerine takılı suçları nedeniyle onları yok etmiş ve onlardan sonra bir kuşak olarak sonrakileri meydana getirmiştik.

7- Ve eğer biz sana bir kağıtta (yazılı) bir kitap indirmiş olsaydık da onu elleriyle yoklamış olsalardı, gerçeği örten kimseler kesinlikle "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" derdi.

8- Ve onlar: "Ona bir melek indirilmiş olmalı değil miydi?" dediler. Ve eğer biz melek indirmiş olsaydık, o buyruk kesinlikle yerine getirilir, sonra onlara bakılmazdı.

9- Ve eğer biz onu bir melek olarak yapmış olsaydık, onu yine kesinlikle bir adam yapardık ve biz onların üzerini (inanmamak için) örtünmekte oldukları şey ile yine örterdik.

10- Ve ant olsun ki senden önceki elçiler de alay edilmişti de onlardan maskaralık edenleri, onunla alaya etmekte oldukları şey sarıvermişti.

11- Sen de ki: "Siz o yerde gezin, sonra da o yalanlayıcıların sonu nasıl olmuş bir bakın."

12- Sen de ki: "O göklerde ve o yerde olan şeyler kimindir?" Sen de ki: "Allah'ındır." Kendi benliğine o şefkati yazmıştır. O kalkışın gününe kesinlikle sizi toplayacaktır ki onda hiçbir kuşku yoktur. O kimseler ki kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır, artık onlar inanmazlar.

13- Ve o gecenin ve o gündüzün içinde durulmuş olan şeyler O'nundur. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

14- Sen de ki: "O göklerin ve o yerin açığa çıkarıcısı ve O yedirir ve (kendisi) yedirilmez Allah'tan başkasını mı bir yakın belleyeceğim?" Sen de ki: "Şüphesiz ki ben, teslim olan kimselerin ilki olmakla ve :" Sen sakın sakın o ortak koşanlardan olma" (diye) buyuruldum."

15-Sen de ki: "Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki ben bir büyük gün azabından kaygılanırım."

16- O gün kim ondan çevrilirse, kesinlikle (Allah) ona şefkat etmiştir. Ve bu, o apaçık başarının ta kendisidir.

17- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer sana bir hayır dokundurursa, artık O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

18- Ve O, kendisinin kullarının üstünde o boyun eğdiricidir. Ve O, en bilgedir, en iyi haber alıcıdır.

19- Sen de ki: "Hangi bir şey tanıklıkça daha büyüktür?" Sen de ki: "Allah benimle sizin aranızda bir tanıktır. Ve bu okunan (Kur'an), sizi ve ulaştığı kimseleri onunla uyarmam için bana vahyedildi. Gerçekten siz mi Allah'ın beraberinde diğer tanrılar olduğuna kesinlikle tanıklık ediyorsunuz?" Sen de ki: "Ben tanıklık etmem." Sen de ki: "O, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. Ve şüphesiz ben sizin ortak koşmakta olduğunuz şeylerden beriyim."

20- Bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onu oğullarını tanımakta oldukları gibi tanıyorlar. O kimseler ki benliklerini ziyana sokmuşlardır, artık onlar inanmazlar.

21- Ve Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış veya O'nun ayetlerini yalanlamış o kimseden, daha haksızlık yapan kimdir? Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez.

22- Ve o gün biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız sonra da ortak koşmuş olan kimselere: "Sizin ortaklarınızı olduğunu iddia etmekte olduğunuz kimseler nerede?" diyeceğiz.

23- Sonra onların ayartması: "Efendimiz Allah'a yemin olsun ki biz ortak koşanlardan değildik" demelerinden başka birşey olmadı.

24- Sen bak, kendi benliklerine karşı nasıl da yalan söylediler. Ve yakıştırmakta oldukları şeyler onlardan saptı.

25- Ve onlardan kimi seni dinliyor. Fakat onlar onu (Kur'an'ı) kavrarlar diye, biz onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Ve eğer onlar her bir ayeti görseler, yine de ona inanmazlar. Nihayet o gerçeği örten kimseler sana geldikleri zaman seninle söz dalaşı yapıyorlar: "Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" diyorlar.

26- Ve onlar, ondan hem vazgeçiriyorlar, hem de (kendileri) uzak duruyorlar. Ancak kendi benliklerinden başkasını yok etmiyorlar ve bunu da fark etmiyorlar.

27- Ve eğer ki sen onları Ateşin üzerinde durduruldukları zaman artık: "Ah keşke geri döndürülsek de Efendimizin ayetlerini yalanlamasak ve o inananlardan olsak" dediklerini bir görsen.

28- Aksine, önceden gizlemekte oldukları şey kendilerine belli oldu. Ve eğer geri döndürülseler, ondan vazgeçirildikleri şeye kesinlikle tekrar dönerlerdi. Ve şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

29- Ve onlar: "O (yaşam), bizim o yakın yaşamımızdan başkası değildir ve (öldükten sonra) biz harekete geçirilecekler de olmayacağız" demişlerdi.

30- Ve eğer ki sen onları Efendilerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen. O: "Bu, o gerçek değil miymiş?" dedi. Onlar: "Efendimize ant olsun ki evet" dediler. O: "Öyleyse siz gerçeği örtmekte olmanız nedeniyle o azabı tadın" dedi.

31- Allah'ın karşılaşmasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmiştir. Nihayet o an onlara beklenmeyen bir zamanda geldiği zaman ağır yüklerini sırtlarında taşıyarak onlar: "Ey onda ölçüyü kaçırmamız üzerine duyduğumuz özlemimiz" dediler. Dikkat edin, onlar ne kötü şeyler yükleniyorlar.

32- Ve o yakın yaşam bir oyundan ve bir oyalanmadan başka birşey değildir. Ve o sonraki yurt korunmakta olan kimseler için kesinlikle daha hayırlıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

33- Biz kesinlikle biliyoruz gerçek şu ki; Onların söylemekte oldukları kesinlikle seni üzüyor. Şüphesiz ki onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o haksızlık yapanlar Allah'ın ayetlerini ısrarla reddediyorlar.

34- Ve ant olsun ki senden önceki elçiler de yalanlanmış, buna rağmen onlar bizim yardımımız gelene kadar yalanlandıkları ve rahatsızlık verildikleri şeye karşı direnç göstermişlerdi. Ve Allah'ın (elçilerine yardım) kelimelerini değiştirici olamaz. Ve Ant olsun ki o gönderilmişlerin (yardım) haberinden bir kısmı sana gelmiştir. 

35- Ve eğer sana onların kayıtsız kalmaları ağır geliyorsa, eğer sen o yerde bir tünele veya o gökte bir merdiven peşine düşmeye güç yetirebilirsen, o zaman onlara da (gözle görülen) bir ayet getirebilirsin. Ve eğer Allah dileseydi, onları o doğruya ileten üzerinde kesinlikle toplardı. Öyleyse sen sakın sakın o düşüncesizlerden olma.

36- Ancak ve ancak işitmekte olan kimseler (olumlu) cevaplandırırlar. Ve o ölüleri ise Allah onları harekete geçirecek sonra da O'na döndürülecekler.

37- Ve onlar: "Ona, kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir ayet indirilmeli değil miydi?" dediler. Sen de ki: "Şüphesiz ki Allah (gözle görülen) bir ayet indirmeye bir güç yetiricidir." Fakat onların tamamı bilmezler.

38- Ve o yerdeki hiçbir canlı ve iki kanadı ile uçan kuş yoktur ki, sizin örneğiniz gibi (yaratılış yasalarına bağlı) ana toplumlar olmasın. Biz o kitapta hiçbir şeyden ölçüyü kaçırmadık*. Sonra Efendilerine sürülüp toplanacaklar.

* Yarattığımız ne varsa hepsi ile ilgili işleyiş yasalarını gereğince koyduk. 

39- Ve o kimseler ki bizim ayetlerimizi yalanladılar, onlar o karanlıklar içindeki sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve O kimi dilerse onu bir dosdoğru yol üzerinde yapar.

40-  41- Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz bana söyleyin. Eğer Allah'ın azabı size gelse veya o an size gelse, siz Allah'tan başkasını mı çağırırsınız? Aksine, siz yalnızca O'nu çağırırsınız. Eğer dilerse sizin kendisi için çağırmakta olduğunuz şeyi kaldırır ve siz de ortak koşmakta olduğunuz şeyleri unutursunuz."

42- Ve ant olsun ki biz senden önceki ana toplumlara da (elçiler) göndermiş onları o bunalıma ve o zarara tutmuştuk ki onlar yalvarıp yakaralar.

43- Bu durumda bizim bunaltmamız onlara geldiği zaman, artık onlar yalvarıp yakarmalı değiller miydi? Fakat onların kalpleri katılaştı ve o şeytan onlara işlemekte oldukları şeyleri süsledi.

44- Ne zaman ki onlar, onunla hatırlatıldıkları şeyleri unuttuklarında, biz onların üzerine her bir şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilmiş olan şeylerle (şımarıp) sevindikleri zaman, biz onları beklenmeyen bir zamanda tutuverdik de onlar birden umut yitirenler oldular.

45- Böylece haksızlık yapmış olan topluluğun arkası kesildi. Ve o övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır.

46- Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer Allah sizin işitmenizi ve görmelerinizi tutsa ve kalplerinizin üzerini mühürlese, onu Allah'ın dışında size getirecek tanrı kimdir?" Bak sen, o ayetleri nasıl evirip çeviriyoruz da sonra onlar sert tutum takınıyorlar.

47- Sen de ki: "Bana söyleyin, eğer Allah'ın azabı beklenmeyen bir zamanda veya açıkça size gelse, o haksızlık yapanlar topluluğundan başkası mı yok edilir?"

48- Ve biz o gönderilmişleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmalarından başka göndermiyoruz. O halde kim inanır ve (durumunu) düzeltirse, artık onlara hiçbir kaygı olmaz ve onlar üzülmezler.

49- Ve o kimseler ki, bizim ayetlerimizi yalanladılar, onlara itaatten çıkmakta oldukları nedeniyle o azap dokunacaktır.

50- Sen de ki: "Ben size 'Allah'ın depoları benim yanımdadır' demiyorum. Ve ben o algılanamayananı da bilmiyorum ve ben size 'Şüphesiz ki ben bir meleğim' de demiyorum. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum." Sen de ki: "O kör ile o gören denk midir? Siz hiç düşünmez misiniz?"

51- Ve sen Efendilerine sürülüp toplanacaklarından kaygılanmakta olan kimseleri, onunla uyar ki, onlar için O'nun berisinden bir yakını ve bir eşlikçisi yoktur. Umulur ki onlar korunurlar.

52- Ve sen o sabah ve o akşam (sürekli olarak) O'nun yüzünü isteyerek Efendilerini çağırmakta olan kimseleri sakın kovma. Onların hesabından sana hiçbir şey yoktur. Senin hesabından da onlara hiçbir şey yoktur. Eğer sen onları kovarsan, o haksızlık yapanlardan olursun.

53- Ve böylece biz onları: "Allah'ın aramızdan kendilerine büyük iyilikte bulunduğu bunlar mı?" demeleri için bir kısmını bir kısmı ile denedik. Allah o şükredenleri en iyi bilen değil midir?

54- Ve bizim ayetlerimize inanmakta olan kimseler sana geldiği zaman, artık sen de ki: "Selam sizin üzerinizedir. Sizin Efendiniz kendi benliği üzerine o şefkati yazmıştır. Şöyle ki: Sizden kim bir düşüncesizlikle bir kötülük işler, sonra onun arkasından itaate döner ve (durumunu) düzeltirse, artık şüphesiz ki O, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

55- Ve o suç işleyenlerin yolunun açıkça belli olması için, biz o ayetleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

56- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben, sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeylere kulluk etmekten vazgeçirildim." Sen de ki: "Ben sizin keyfi eğilimlerinizi izlemem. Aksi takdirde kesinlikle sapmış olurum ve o doğruya iletilenlerden olmam."

57- Sen de ki: "Şüphesiz ki ben Efendimden bir apaçık delil üzerindeyim ve siz onu yalanladınız. Sizin kendisinin çabuklaşmasını istemekte olduğunuz (azap) benim yanımda değildir. O karar, Allah'tan başkasına da ait değildir. O, gerçeği anlatır ve O, o ayırıcıların en hayırlısıdır."

58- Sen de ki: "Sizin kendisinin çabuklaşmasını istemekte olduğunuz (azap) eğer benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki o buyruk kesinlikle yerine getirilirdi. Ve Allah o haksızlık yapanları en iyi bilendir."

59- Ve o algılanamayanın anahtarları, O'nun yanındadır. Onu O'ndan başkası bilmez. Ve o karada ve o su kütlesinde olan şeyleri bilir. Hiçbir yaprak düşmüyor ki onu bilmesin. Ve o yerin karanlıkları içinde hiçbir dane, hiçbir yaş ve hiçbir kuru olmaz ki, bir apaçık kitapta olmasın.

60- Ve O ki, geceleyin sizin ömrünüzü tamamlıyor ve sizin gündüzleyin neyi deştiğinizi (kazandığınızı) biliyor, sonra sizi bir isimlenmiş sürenin yerine getirilmesi için onda sizi harekete geçiriyor. Sonra sizin dönüş yeriniz O'nadır, sonra işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir.

61- Ve O, kendisinin kullarının üstünde boyun eğdiricidir. Ve O sizin üzerinize (yaptıklarınızı) koruyucu (melekler) gönderir. Nihayet sizden birine o ölüm geldiği zaman, bizim elçilerimiz onun ömrünü tamamlar ve onlar (görevlerinde) ölçüyü kaçırmazlar.

62- Sonra onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülürler. Dikkat edin, o karar O'nundur ve O, o hesabı görücülerin en hızlısıdır.

63- Sen de ki: " 'Ant olsun ki, eğer bizi bundan kurtarırsan, o takdirde kesinlikle o şükredenlerden olacağız' (diye) yalvarıp yakararak ve gizli olarak O'nu çağırıyorsunuz. O karanın ve o su kütlesinin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?"

64- Sen de ki: "Allah sizi ondan ve her bir çıkmazdan kurtarıyor. Sonra da siz O'na ortak koşuyorsunuz."

65- Sen de ki: "O, sizin üzerinize üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azabı harekete geçirmeye veya bir taraftarlık giydirmeye ve sizin bir kısmınızın bunaltmasını bir kısmınıza tattırmaya güç yetircidir." Sen bak biz o ayetleri nasıl evirip çeviriyoruz ki onlar kavrayalar.

66- Ve o (azap), gerçek olduğu halde senin topluluğun onu yalanladı. Sen de ki: "Ben sizin üzerinize bir üstlenici değilim."

67-Her haberin bir sabitleşmişliği vardır. Ve siz (bunu) ileride bileceksiniz.

68- Ve sen bizim ayetlerimiz hakkında (alaya) dalan kimseleri gördüğün zaman, onlar ondan başka bir söze dalıncaya kadar, artık sen onlardan yana kayıtsız kal. Ve eğer o şeytan sana unutturursa, onu (öğüdü) hatırladıktan sonra, artık sen o haksızlık yapanlar topluluğunun beraberinde sakın oturma.

69- Ve korunmakta olan kimselerin üzerine onların hesabından (sorumluluktan) hiçbir şey yoktur. Fakat onlara bir hatırlatma vardır ki onlar korunalar.

70- Ve sen kendi yaşam sistemlerini bir oyun ve bir oyalanma olarak bellemiş ve o yakın yaşamın kendilerini aldatmış olduğu kimseleri bırak. Ve hiçbir benlik kazandığı nedeniyle tutsaklaşmasın diye onunla hatırlatma yap. Onun için Allah'ın berisinden bir yakını ve bir eşlikçisi yoktur. Ve eğer türlü eşitlik bedelini denkleştirse de, ondan alınmaz. İşte onlar kazandıkları nedeniyle tutsaklaşan kimselerdir. Gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle bir kaynar sudan içecek ve bir acı azap onlar içindir.

71-  72- Sen de ki: "Biz, Allah'ın berisinden bize faydası olamayacak ve zararı olamayacak şeyleri mi çağıralım? Ve Allah bizi o doğruya ilettikten sonra ökçelerimiz üzerinde geri döndürülelim de o şeytanların onu kaydırdığı, o yerde şaşkın bir halde dolaşan, (inanan) arkadaşlarının kendisini 'Bize gel'  diye çağırmakta olduğu kişi gibi mi olalım?" Sen de ki: "Şüphesiz ki Allah'ın iletmesi, o doğruya iletmenin ta kendisidir. Ve biz o tüm insanların Efendisine teslim olmakla buyurulduk ve o kulluk görevini ayağa kaldırın ve O'na karşı korunun diye (buyurulduk). Ve O, kendisine sürülüp toplanılacağınızdır."

73- Ve O ki, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. Ve O "Ol" diyeceği gün hemen oluverir. O'nun sözü gerçektir. Ve o boruya üfürüleceği gün o hükümranlık O'nundur. O algılanamayananın ve o tanık olunanın, bilicisidir. Ve O, en bilgedir, en iyi haber alıcıdır.

74- Ve bir zaman İbrahim, kendi babası Azer'e: "Sen putları tanrılar olarak mı belliyorsun? Şüphesiz ki ben, seni ve topluluğunu bir apaçık sapkınlık içinde görüyorum" demişti.

75- Ve böylece biz o kesinkes inananlardan olması için İbrahim'e, o göklerin ve o yerin hükümranlığını(n kimde olduğunu) gösteriyorduk.

76- Ne zaman ki onun üzerini o gece kapadığında (gökte) parlak bir cisim görmüş: "Bu, benim efendimdir" demiş, ne zaman ki kaybolduğunda ise o, "Ben o kaybolanları sevmem" demişti.

77- Ne zaman ki , ay'ı doğucu olarak gördüğünde, o: "Bu, benim efendimdir" demiş, ne zaman ki kaybolduğunda, o: " Ant olsun ki eğer Efendim beni doğruya iletmeseydi, kesinlikle ben o sapkınlar topluluğundan olurdum" demişti. 

78- 79- Ne zaman ki güneş'i doğucu olarak gördüğünde, o: "Bu, benim efendimdir, bu daha büyük" demiş, ne zaman ki kaybolduğunda, o: "Ey topluluğum, şüphesiz ki ben sizin ortak koşmakta olduğunuz şeylerden beriyim. Şüphesiz ki ben (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak yüzümü o gökleri ve o yeri açığa çıkarana yönelttim ve ben o ortak koşanlardan değilim" demişti.

80- 81- 82- Ve topluluğu onunla tartışmaya girişmiş o da: "Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ve oysa O beni doğruya iletmiştir. Ve ben sizin O'na ortak koşmakta olduğunuz şeylerden kaygılanmam, Efendimin bir şey dilemesi hariç. Benim Efendim her bir şeyi bilgice kapsamıştır. Siz hiç hatırlamaz mısınız? Siz, hakkında size bir yetki indirmediği şeyleri, Allah'a ortak koşmaktan kaygılanmazlar iken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl kaygılanırım? Eğer siz biliyorsanız (söyleyin) o iki kısımdan hangisi o güvende olmaya daha hak sahibidir? O kimseler ki inandılar ve inançlarına haksızlığı giydirmediler, işte onlar, o güvende olmak onlar içindir ve onlar doğruya iletilenlerdir"demişti.

83- Ve bu, bizim tartışma delilimizdir ki biz onu topluluğuna karşı İbrahim'e verdik. Biz dilemekte olduğumuz kimseleri kademelerle yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Efendin bir en bilgedir, bir en iyi bilicidir.

84- Ve biz ona İshak ve Yakub'u bahşetmiş, her birini doğruya iletmiştik. Ve biz önceden de Nuh'u doğruya iletmiştik. Ve onun soyundan Davud'u ve Süleyman'ı ve Eyyub'u ve Yusuf'u ve Musa'yı ve Harun'u da. Biz o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

85- Ve Zekeriyya'yı ve Yahya'yı ve İsa'yı ve İlyas'ı da (doğruya iletmiştik). Her biri o düzgünlerdendi.

86- Ve biz İsmail'i , Elyesa'yı, Yunus'u ve Lut'u, her birini o tüm insanların üzerine lütuflandırmıştık.

87- Ve kendi babalarından ve soylarından ve kardeşlerinden de. Onları derleyip toplamış ve bir dosdoğru yola iletmiştik.

88- Bu, Allah'ın onunla kendisinin kullarından kimi dilerse ileteceği yoludur. Ve eğer (o elçiler de) ortak koşmuş olsalardı, işlemekte oldukları şeyler onlardan kesinlikle boşa giderdi.

89- İşte onlar o kimselerdir ki, biz kendilerine o kitabı ve o bilgeliği ve o haberciliği vermişizdir. Yok eğer onlar (Mekkeliler) bunları (reddederek) örterse, bunları (reddederek) örtücüler olmayan bir topluluğu, onların yerine kesinlikle (sorumlulukları) üstlendirmişizdir.

 90- İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onları doğruya iletmiştir, o halde sen de onların iletilmelerini örnek al. Sen de ki: "Ben sizden buna karşı bir emek karşılığı talep etmiyorum. O, tüm insanlar için ancak bir hatırlatmadan başka bir şey değildir."

91- Ve onlar: "Allah, beşer üzerine hiçbir şey indirmedi" dedikleri zaman, Allah'ın gücünü gereği gibi değerlendiremediler. Sen de ki: "O insanlara bir ışık ve bir doğruya ileten olarak Musa'nın getirdiği, yazılı kağıtlar haline düzenleyip (bir kısmını) belli etmekte ve birçoğunu da gizlemekte olduğunuz sizin ve sizin atalarınızın bilmediklerinin öğretildiği o kitabı kim indirdi? Sen de ki:"Allah (indirdi)." Sonra da sen onları daldıklarının içinde oynamaya bırak.

92- Ve bu, bereket verilmiş bir kitaptır ki, kendisinin önünde olan şeyi bir doğrulayıcıdır ve biz onu senin o kasabaların anasını ve onun çevresindeki kimseleri uyarman için sana indirdik. Ve o sonraki (yaşama) inanmakta olan kimseler buna inanırlar ve onlar o kulluk görevlerini koruyanlardır.

93- Ve Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış veya kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde "Bana da vahyedildi" demiş olan kimseden ve "Allah'ın indirdiği şey gibi bende indireceğim" demiş olan kimseden daha haksızlık yapan kimdir? Ve eğer ki sen o haksızlık yapanları o ölümün dalgınlıkları içinde oldukları ve o melekler onlara ellerini genişleticiler oldukları zaman: "Çıkarın benliklerinizi, bugün siz Allah'a karşı gerçeğin dışında söylemekte olmanız ve O'nun ayetlerinden büyüklük taslamanız nedeniyle o alçaltıcılığın azabıyla karşılık göreceksiniz" (derken) bir görsen. 

94- Ve ant olsun ki bizim sizi ilk defasında yarattığımız gibi bize birer birer olarak geldiniz. Ve sizi güçlendirdiğimiz (mal ve insan gücü gibi) şeyleri sırtlarınızın ötesinde bıraktınız. Ve içinizde (Allah'a) ortak kimseler olduğunu iddia ettiğiniz eşlikçilerinizi de sizin beraberinizde göremiyoruz. Ant olsun ki sizin aranız(daki bağlar) büsbütün kesilmiş ve sizin (tanrılıklarını) iddia etmekte olduğunuz şeyler sizden sapmıştır.

95- Şüphesiz ki Allah, o dane ve o çekirdeğin yarıcısıdır. O ölüden o yaşayanı çıkarıyor ve o yaşayandan da o ölüyü çıkarandır. Bu(nları yapan), Allah'tır. Böyle iken siz nasıl yön değiştiriyorsunuz?

96- O ki, sabahın yarıcısıdır. Ve o geceyi bir durulma ve o güneşi ve o ay'ı hesap olarak oluşturdu. Bu, o en güçlünün, o en iyi bilicinin güç yetirmesidir.

97- Ve O ki, o yıldızları, o karanın ve o su kütlesinin karanlıkları içinde onlarla doğruya iletilesiniz diye sizin için oluşturdu. Bilmekte olan bir topluluğa (gözle görülen) biz o ayetleri kesinlikle ayrıntılandırdık.

98- Ve O ki, sizi bir tek benlikten oluşturdu. Akabinde bir sabitleşmişlik, bir de ilgiyi kesmişlik (yeri oluşturdu). Kavramakta olan bir topluluğa (gözle görülen) biz o ayetleri kesinlikle ayrıntılandırdık.

99- Ve O ki, o gökten bir su indirdi de onunla her bir şeyin bitkisini çıkardık. Ondan da bir yeşillik çıkardık. Ondan da birbiri üstüne binen daneler çıkarıyoruz. Ve o hurmadan onun tomurcuğundan yere yakın halde salkımlar ve birbirine benzeşen benzeşmeyen halde üzümlerden ve o zeytinlerden ve o narlardan bahçeler (çıkarıyoruz). Siz ürün verdiği ve olgunlaştığı zaman ürününe bakın (da şükredin). Şüphesiz ki sizin için bunlarda bir inanmakta olan topluluğa  kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

100- Ve onlar cinleri Allah'a ortaklar olarak nisbet ettiler. Oysa onları da O yarattı. Onlar bir bilgi olmaksızın O'na oğulları ve kızları (isnad ederek) kestirip attılar. O, münezzehtir ve onların nitelemekte oldukları şeylerden yücedir.

101- O, o göklerin ve o yerin örneksiz takdir edicisidir. O'nun bir arkadaşı (eşi) olmadığı halde O'nun bir çocuğu nasıl olabilir? Ve O, her bir şeyi takdir etmiştir. Ve O, her bir şeyi bir en iyi bilicidir.

102- Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Her bir şeyin yaratıcısıdır, artık siz O'na kulluk edin. Ve O, her bir şeyin üzerinde bir üstlenicidir.

103- O görme duyuları O'na yetişemez, oysa O, o görme duyularına yetişir. Ve O, çok lutfedicidir, en iyi haber alıcıdır.

104- (De ki): "Efendinizden size doğru görüşler kesinlikle gelmiştir. Artık kim doğruyu görürse, kendisinin benliği içindir. Ve kim kör olursa, benliğinin aleyhinedir. Ve ben sizin üzerinize bir koruyucu değilim."

105- Ve böylece "Sen ders almışsın" demeleri için ve bilmekte olan bir topluluğa da onu açıklamamız için, o ayetleri evirip çeviriyoruz.

106- Efendinden sana vahyedilen şeyi izle. O'ndan başka hiçbir yoktur. Ve o ortak koşanlardan kayıtsız kal.

107- Ve eğer Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Ve biz seni onların üzerine bir koruyucu olarak koymadık. Ve sen onların üzerinde bir üstlenici de değilsin.

108-  Ve Allah'ın berisinden çağırmakta oldukları kimselere sakın sövmeyin, yoksa onlar da bir düşmanlıkla, bir bilgi olmaksızın Allah'a söverler. Biz her bir ana topluma işlemekte olduklarını böyle süsledik. Sonra onların dönüş yerleri Efendilerinedir. Artık O, işlemekte oldukları şeyleri onlara haberlendirecektir.  

109- Ve onlar eğer onlara (gözle görülen) bir ayet gelirse, ona kesinlikle inanacaklarına dair güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Sen de ki: "(Gözle görülen) o ayetler ancak ve ancak Allah'ın yanındadır." O (delil) gelmiş olduğu zaman da ona inanmayacaklarının farkında olmuyor musunuz?

110- Ve biz onların gönüllerini ve görmelerini ona ilk  defasında inanmadıkları gibi çevirir ve onları kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.

111- Ve eğer biz onlara o melekleri indirmiş olsaydık ve o ölüler onlarla iletişim kursaydı ve biz her bir şeyi karşılarında olarak sürüp toplasaydık, onlar Allah dilemedikçe inanacak değillerdi. Fakat onların tamamı düşüncesizlik ediyorlar.

112- 113- Ve biz böylece her bir haberci için o insanın ve o cin'in  şeytanlarını bir düşman yaptık. Onların bir kısmı bir kısmına bir aldatma olarak o sözün yaldızlısını fısıldar. Ve eğer senin Efendin dileseydi, onu yapamazlardı. Artık sen onları ve yakıştırmakta oldukları şeyleri, sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin gönüllerinin ona meyletmesi ve onların ona hoşnut olmaları ve onların edinici oldukları şeyi edinmeleri için bırak.

114- (De ki): "O ki, size o kitabı ayrıntılanmış olarak indirmişken hakem olarak Allah'tan başkasının peşine mi düşeceğim?"  Ve bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, onun senin Efendinden o gerçekle indirilmiş olduğunu biliyorlar. Öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.

115- Ve senin Efendinin kelimesi doğrulukça ve eşitlikçe tamamdır. O'nun kelimelerini hiçbir değiştirici olamaz. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

116- Ve eğer  o yer (Mekke)dekilerin daha çoğuna itaat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar o kanıdan başka bir şeyi izlemiyorlar. Ve onlar saçmalamaktan başka söz söylemiyorlar.

117- Şüphesiz ki senin Efendin O, kendisinin yolundan sapan kimseyi en iyi bilendir. Ve O, o doğruya iletilenleri de en iyi bilendir.

118- Eğer siz O'nun ayetlerine inananlar iseniz, artık üzerine Allah'ın adı hatırlanmış şeylerden yeyin.

119- Ve size ne oluyor ki (açlık nedeniyle) kendisine mecbur kaldığınız şey hariç, size yasakladığı şeyleri kesinlikle ayrıntılı olarak açıklamışken, siz üzerine Allah'ın adı hatırlanmış şeylerden yemiyorsunuz? Ve şüphesiz ki birçokları bir bilgi olmaksızın keyfi eğilimlerine uyarak saptırıyorlar. Şüphesiz ki senin Efendin O, o aşırı gidenleri en iyi bilendir.

120- Siz o günahın görünenini ve onun görünmeyenini bırakın. Şüphesiz ki o günahı kazanan kimseler, edinmekte oldukları nedeniyle yakında karşılık göreceklerdir.

121- Ve siz üzerine Allah'ın adı hatırlanmamış şeylerden sakın yemeyin. Ve şüphesiz ki o(nu yemek), kesinlikle itaatten çıkmaktır. Ve şüphesiz ki o şeytanlar sizinle söz dalaşı yapmaları için, kendi yakınlarına kesinlikle fısıldarlar. Ve eğer siz onlara itaat ederseniz, şüphesiz ki siz de kesinlikle ortaklaştıranlarsınız.

122- Bizim bir ölü kimse iken onu yaşattığımız ve ona o insanların arasında onunla yürüyeceği bir ışık verdiğimiz kimse, o karanlıkların içindeki ondan çıkamayan kimsenin örneği gibi midir? O gerçeği örtücülere işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslendi.

123- Ve böylece biz her bir kasabada (ekonomik ve sosyal açıdan) en büyükleri, onda tuzak kurmaları sonucunda o (kasaba)nın suç işleyenleri yaptık. Oysa benliklerinden başkasına tuzak kurmuyorlar ve bunu da fark etmiyorlar.

124- Ve onlara bir ayet geldiği zaman: "Allah'ın elçilerine verilmiş olan şeyin bir örneği gibi, bize de verilene kadar, asla inanmayacağız" dediler. Allah, mesajını nereye vereceğini en iyi bilendir. Suç işlemiş olan kimselere tuzak kurmakta oldukları nedeniyle Allah'ın yanından bir küçülmüşlük ve bir çetin azap eriştirilecektir.

125- Artık Allah kimi doğruya iletmeyi isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Ve kimi de saptırmayı isterse, onun göğsünü göğe çıkıyormuş gibi bir darlığa, bir burukluğa sokar. Allah, inanmaz kimselerin üzerine o pisliği işte böyle bırakır.

126- Ve bu, senin Efendinin dosdoğru olan yoludur. Hatırlamakta olan bir topluluğa biz o ayetleri ayrıntılı olarak kesinlikle açıkladık.

127- Efendilerinin yanında o esenliğin yurdu onlar içindir. Ve O, işlemekte oldukları nedeniyle onların yakınıdır.

128- Ve onları bir bütün olarak sürüp toplayacağı gün. (Allah): "Ey o cin oymağı, o insandan (inkârcıları) çoğalttınız" (der). Ve onların o insandan olan yakınları, "Ey Efendimiz bir kısmımız bir kısmımızla yararlandı ve bize belirlediğin süreye ulaştık" dedi. (Allah): "O ateş, Allah'ın dilemesi dışında onda sürekli kalıcılar olarak sizin barınacağınız yerdir" dedi.  Şüphesiz ki senin Efendin, bir en bilgedir, bir en iyi bilicidir.

129- Ve böylece biz o haksızlık yapanların bir kısmını, kazanmakta oldukları nedeniyle bir kısmına (o ateşte) yakın yaparız.

130- (Allah): "Ey o cin ve o insan oymağı size, benim ayetlerimi size anlatmakta olan ve sizi bu gününüzün karşılaşmasını uyarmakta olan sizden elçiler gelmedi mi?" (dedi). Onlar: "Biz, benliklerimiz üzerine tanıklık ederiz (ki geldiler)" dediler. Ve o yakın yaşam onları aldattı ve kendilerinin kesinlikle gerçeği örtücüler olduklarına dair kendi benlikleri üzerine tanıklık ettiler.

131- Bu, senin Efendinin o kasabaları bir haksızlıkla ve onun halkı (elçilerden) duyarsız kalanlar iken yok edici olmadığındandır.

132- Ve her biri için işledikleri şeylerden dereceleri vardır. Ve senin Rabbin onların işlemekte oldukları şeylerden duyarsız değildir.

133- Ve senin Efendin ihtiyaçsızdır, o şefkatin sahibidir. Eğer O dilerse sizi giderir ve sizi sonraki bir topluluğun soyundan oluşturduğu gibi dileyeceğini size ardıl yapar.

134- Şüphesiz ki size söz verilmekte olan şey, kesinlikle gelicidir ve siz yetersiz bırakıcılar da olamazsınız.

135- Sen de ki: "Ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Ben de işleyiciyim. O yurdun sonu kimin olacağını artık siz ileride bileceksiniz. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez."

136- Ve onlar yaydığı o ekinden ve o hayvanlardan Allah'a bir hisse tayin ettiler de kendi iddialarınca: "Bu Allah'a ve bu da bizim ortaklarımıza" dediler. Onların ortakları  için olan şey Allah'a ilişmez, oysa Allah için olan o şey ise onların ortaklarına ilişir. Onlar ne kötü şeye karar veriyorlar.

137- Ve böylece onların ortakları, o ortak koşanlardan birçoğuna çocuklarını öldürmeyi süsledi ki bunun sonucunda onları mahvetsin ve (sahte) yaşam sistemlerini onlara giydirsin. Ve eğer Allah dileseydi, onu yapamazlardı. Artık sen onları ve yakıştırmakta oldukları şeyleri bırak.

138- Ve onlar kendi iddialarınca: "Bu hayvanlar ve ekin koruma altındadır. Onları bizim dilemekte olduğumuz kimselerden başkası yiyemez" dediler. Ve hayvanlar var ki, onların sırtları(na binmek onlar tarafından) yasaklandı. Ve hayvanlar var ki, O'na  karşı bir yakıştırma yaparak onlar, onların üzerine Allah'ın adını hatırlamazlar. Yakıştırma yapmakta oldukları nedeniyle yakında onlara karşılık verecektir.

139- Ve onlar: "Bu hayvanların karınlarında olan şey sadece erkeklerimize özeldir ve eşlerimize yasaklaştırılmıştır. Ve eğer ölü halde olursa, artık onlar onda ortaktırlar." dediler. Nitelemelerinin karşılığını yakında onlara verecektir. Şüphesiz ki O, bir en bilgedir, bir en iyi bilicidir.

140- Bir bilgi olmaksızın ahmakça çocuklarını öldürenler ve Allah'ın onlara rızık olarak verdiği şeyleri Allah'a karşı bir yakıştırma yaparak yasaklaştıranlar, kesinlikle ziyan etmiştir. Onlar kesinlikle sapmışlar ve doğruya iletilenler de olmamışlardır.

141- Ve O ki, asmalı ve asmasız bahçeleri ve yemişi değişik olarak o hurmaları ve o ekinleri ve (tadları) birbirine benzeşen ve benzeşmeyen o zeytinleri ve o narları yetiştirdi. Ürün verdiği zaman, onun ürününden yeyin ve biçme gününde de onun hakkını verin ve sakın savurganlık yapmayın. Şüphesiz ki O, o savurganlık yapanları sevmez.

142- Ve o hayvanlardan da yük taşıyan olarak ve (tüyünden) yaygı olarak da (meydana getirdi). Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden yeyin ve o şeytanın adımlarını sakın izlemeyin. Şüphesiz ki o, sizin için bir açıklanan düşmandır.

143- Sekiz eş; O koyundan iki ve o keçiden iki. Sen de ki: "O iki erkeği mi yasakladı, yoksa o iki dişiyi mi? Yoksa o iki dişinin rahimlerinin kendisini kapsadığını mı? Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, beni bir bilgiyle haberlendirin."

144- Ve o deveden iki ve o sığırdan iki. Sen de ki: "O iki erkeği mi yasakladı, yoksa o iki dişiyi mi? Yoksa o iki dişinin rahimlerinin kendisini kapsadığını mı? Yoksa Allah bunu size tembihlediği zaman siz tanıklar mıydınız?" Artık o insanları bir bilgi olmaksızın saptırmak için Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış kimseden daha yanlış yapan kimdir? Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

145- Sen de ki: "Bana (yenilmesinin yasak olduğu) vahyedilen şeyler içinde, bir leş veya bir akıcı kan veya bir domuzun eti ki çünkü o bir pisliktir veya itaatten çıkmak olarak, (kesilirken) ona Allah'tan başkasına ses yükseltilmiş (Allah'tan başkasının adı anılmış) olması dışında, yiyen kimseye onu yemesi yasak edilmiş olarak (bir bilgi) bulamıyorum. Artık kim (açlık sebebi ile) zarar görürse, (başkasının hakkına) saldırganlık yapmaksızın ve aşırı gitmeksizin (yerse), artık şüphesiz ki senin Efendin, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkat süreklidir."

146- Ve dönmüş* (Yahudi) olan kimselere de tırnak sahibi bütün (hayvanları daha önce) yasaklaştırmıştık. Ve o sığırdan ve o koyundan o ikisinin iç yağlarını, sırtlarında veya bağırsaklarında taşıdığı veya kemiğe karışanları dışında, yasaklaştırmıştık. Bu, saldırganlıkları nedeniyle bizim onlara karşılığımızdır. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz.

*Genelde Yahudiler olarak anlam verilen Hadu kelimesine "Dönmüş olanlar" anlamı verme gerekçemiz, Araf. s. 156. ayetinde geçen bağlamına binaendir

147- Yok eğer onlar seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Sizin Efendiniz bir şefkat sahibidir. Ve O'nun bunaltması da o suç işleyenler topluluğundan geri döndürülmez."

148- Ortak koşmuş olan kimselere diyecekler ki: "Eğer Allah dileseydi, biz ve bizim atalarımız ortak koşmaz ve hiçbir şeyi de yasaklaştırmazdık." Onlardan önceki kimseler de böyle yalanlamıştı da sonunda bizim bunaltmamızı tatmışlardı. Sen de ki: "Sizin yanınızda onu bize karşı çıkarabileceğiniz herhangi bir bilgi varmı? Siz o kanıdan başkasını izlemiyorsunuz ve siz saçmalamaktan başka söz söylemiyorsunuz."

149- Sen de ki: "O hedefe ulaşan kesin delil Allah'ındır. Eğer O dileseydi, sizi kesinlikle toplu olarak doğruya iletirdi."

150- Sen de ki: "Allah'ın bunu yasaklamış olduğuna dair tanıklık etmekte olan tanıklarınızı getirin." Yok eğer onlar tanıklık ederlerse, sen onların beraberinde sakın tanıklık etme. Ve sen bizim ayetlerimizi yalanlamış olan kimselerin ve o sonraki(yaşama) inanmaz kimselerin keyfi eğilimlerini sakın izleme. Ve onlar Efendilerine (başkalarını) eşit tutmakta olanlardır.

151- Sen de ki: "Gelin sizin Efendinizin size yasakladığı şeyleri peşi sıra okuyayım. Hiçbir şeyi O'na sakın ortak koşmayın ve anne babaya bir iyilikle (davranın) ve geçim darlığından dolayı çocuklarınızı sakın öldürmeyin. Size de ve onlara da biz rızık veriyoruz. Ve o hayasızlıklara, onlardan görünen şeye ve görünmeyen şeye sakın yaklaşmayın. Ve Allah'ın (öldürülmesini) yasakladığı o benliği o gerçek (neden) dışında öldürmeyin. Bu size kendisiyle tembihlediğidir ki bağlantı kurabilesiniz."

152- "Ve en çetinliğine ulaşıncaya kadar, onun en iyisi dışında o yetimin malına sakın yaklaşmayın. Ve o ölçeği ve o teraziyi hakkaniyetle tastamam yapın. Biz bir benliği kendi (maddi) kapsayıcılığının dışında yükümlendirmeyiz. Ve söylediğiniz zaman eğer ki yakınlık sahibi olsa da, eşitliği sağlayın. Ve Allah'ın antlaşmasını eksiksiz yerine getirin. Bu size kendisiyle tembihlediğidir ki siz hatırlayasanız."

153- Ve şüphesiz ki bu, benim dosdoğru olan yolumdur, o halde siz de onu izleyin. Ve o (başka) yolları sakın izlemeyin, sonra sizi O'nun yolundan ayrıştırır. Bu size kendisiyle tembihlediğidir ki siz korunabilesiniz.

154- Ayrıca biz, en iyi kimseye karşı (nimetimi) tamamlamak ve her bir şeyi ayrıntılı açıklamak ve bir yola ileten ve bir şefkat olarak Musa'ya o kitabı verdik ki, onlar Efendilerinin karşılaşmasına inanalar.

155- Ve bu da, bizim onu indirdiğimiz bereket verilmiş bir kitaptır. Artık siz onu izleyin ve korunun ki şefkat edilesiniz.

156- "O kitap, ancak ve ancak bizden önceki iki zümreye indirilmiş ve şüphesiz ki biz onların derslerinden kesinlikle duyarsızlar idik" dersiniz diye (indirdik).

157- Veya: "Şayet o kitap bize indirilmiş olsaydı, kesinlikle biz onlardan daha doğruda olurduk" dersiniz (diye indirdik). Size Efendinizden bir apaçık delil ve bir doğruya ileten ve bir şefkat, kesinlikle gelmiştir. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlamış ve onlardan yana sert tutum takınmış kimseden daha haksızlık yapan kimdir? Bizim ayetlerimizden yana sert tutum takınmakta olan kimselere, sert tutumda oldukları nedeniyle o azabın sıkıntılısıyla karşılık vereceğiz.

158- Onlar (inanmak için) kendilerine ancak o meleklerin gelmesini mi veya senin Efendinin gelmesini mi veya senin Efendinin bir kısım (gözle görülen) ayetlerinin gelmesine mi bakıyorlar? Senin Efendinin bir kısım (gözle görülen) ayetlerinin geleceği gün, önceden inanmamış veya inanmasından bir hayır kazanmamış olan bir benliğe onun inanması, artık fayda vermez. Sen de ki: "Siz bakının şüphesiz ki biz de bakınanlarız."

159- Şüphesiz ki o kimseler, yaşam sistemlerini ayırdılar ve taraftarlar halinde oldular, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak ve ancak Allah'a kalmıştır, sonra yapmakta oldukları şeyleri onları haberlendirecektir.

160- Kim o iyiliği getirirse, ona onun on katı vardır. Ve kim o kötülüğü getirirse, onun katından başkasıyla karşılık görmez ve onlar haksızlık uğratılmazlar.

161- Sen de ki: "Şüphesiz ki benim Efendim beni bir dosdoğru yola, dimdik ayakta duran bir yaşam sistemine, (fıtrat yasalarına) bir meyleden olan İbrahim'in inanç sistemine iletti. Ve o, o ortak koşanlardan değildi."

162- 163- Sen de ki: "Şüphesiz ki benim kulluk görevim ve kurbanım ve yaşamım ve ölümüm, o tüm insanların Efendisi Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Ve bununla buyuruldum ve ben o teslim olanların ilkiyim."

164- Sen de ki: "Ve O, her bir şeyin Efendisi iken, Efendi olarak Allah'tan başkasının mı peşine düşeceğim? Ve her bir benlik kendisine olandan başkasını kazanmaz. Ve bir ağır yük taşıyıcı da sonrakinin ağır yükünü taşımaz. Sonra sizin dönüş yeriniz Efendinizedir artık O, hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeyleri sizi haberlendirecektir."

165- Ve O ki, o yerde sizi ardıllar yaptı ve size verdiği şeylerde sizi ayıklamak için sizin bir kısmınızı bir kısmın üstüne kademelerle yükselti. Şüphesiz ki senin Efendin, o sonuçlandırması çok hızlıdır ve şüphesiz ki O, kesinlikle bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.