MEALCİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEALCİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2016 Salı

Tekfirciliğe Yeni Bir Soluk Kazandıran MEALCİ HARİCİLİK Üzerine Bir Mülahaza

Tekfir, "Nankörlük , gerçeği örtmek , inkar etmek" anlamlarına gelen Ke-Fe-Re kökünden türemiş , dini bir terim olarak, bir kimsenin kendisi ile aynı dini görüşleri paylaşmayanlara karşı kullandığı dışlama ifadesi ve onu dinin dışına iterek Müslüman olarak görmemek anlamına gelen bir kelimedir. Dini meseleler konusunda farklı düşüncede olanların  birbirlerini kafir, müşrik v.s gibi dini terimleri kullanarak suçlamalarına verilen ad olan "Tekfircilik" , ne yazık ki Müslümanlar arasındaki tartışmalarda sıkça kullanılmakta , kafir , müşrik v.s gibi dini terimler hoyratça harcanılmaktadır.

Ali (r.a) ve Muaviye arasında çıkan Sıffin savaşında , Muaviye'nin ordusundan bir gurubun, Ali ve Muaviye arasında hakem tayin edilmesini istemeleri , Ali (r.a) ın ordusundan olanların bir kısmının, yapılan hakemlik teklifini kabul etmeyerek "Hüküm ancak Allah'ındır" sloganı ile, hakemi kabul eden Ali (r.a) ı kafir ilan ederek ordudan ayrılmaları sonucu, tekfirciliğin atası olarak bilinen, haricilik fırkası ortaya çıkmıştır.  

Bu fırkanın ana söylemi olan "Tekfircilik" , bu gün kendilerini "Ehli Hadis" olarak bildiğimiz fırkanın bir kısmında hala yaşatılmaktadır. Bu fırka tekfirciliği çok ileri bir noktaya götürerek, neredeyse imanın bir şartı olarak kabul etmekte, tekfir edilmesi gerektiğini düşündükleri bir kimseyi tekfir etmeyeni , "Kafiri tekfir etmeyen de kafirdir" diyerek , o kimseyi bile tekfir etmektedirler. 

Hariciliğin ana söylemini oluşturan tekfircilik , bugün sadece "Ehli Hadis" veya "Selefiyye" olarak bildiğimiz fırkaların bir kısmında değil , kendisini "Kur'an Müslümanı" olarak ifade eden bazı kimselerin de elinde bir silah olarak kullanılmaktadır.

Hariciliğin asıl temelinde , Bedevilik yani çölde yaşamanın vermiş olduğu kabalık yatmaktadır. Bugün bu fırkanın bayrağını taşıyanların karşılarındaki kimseleri tekfir etmelerinin temelinde yatan asıl sebepleri , geçmişteki atalarında olduğu gibi insani ilişkilerde zayıflık , kabalık, karşısındaki kimseye saygı göstermeme , karşı fikre tahammülsüzlük , ahlaki değerlerden yoksunluk , tebliğ etmek gibi dertleri olmaması , psikiyatrik bazı sorunlar , savunduğu söylemi tam bilememekten kaynaklanan cehalet v.s gibi bir çok nedeni sıralamak mümkündür. 

Tekfir , dini gereklilikten kaynaklanan bir söylem değil , insani zaaflardan kaynaklanan bazı sorunların getirmiş olduğu bir hastalıktır. Kendisinin Allah'a , Elçisine ve Kitaplarına iman etmediğini iddia eden bir kimsenin, kafir olduğunu söylemek elbette mümkündür , fakat Allah'a , Elçisine , Kitaplarına iman ettiğini iddia eden bir kimsenin, kafir ve müşrik olduğunu iddia etmek için , Kur'an'ın açıkça "Şirk" ve "Küfür" olarak beyan ettiği, söz ve fiillerin o kimseden sadır olması gerekmektedir. 

Kur'an dışı kaynakları Kur'an mesabesinde görerek , o kitaplardan edinilen hükümler ile insanları tekfir etmeye kalkmak, o kaynakları ilah ve rab edinmek anlamına gelecektir. Ehli Hadis düşüncesine mensup olan ve tekfiri din edinmiş bir kısım kimseler , Muhammed (a.s) adına gelen rivayetleri aynı Kur'an gibi görmek sureti ile , bu rivayetleri ret edenleri değil , eleştirenleri dahi tekfir etmekten geri kalmamaktadırlar.

Tekfirciliğin temelinde , kendi düşüncesini dinin merkezine koyarak bu düşünceyi tek ve nihai doğru , diğer düşünceleri ise yanlış olarak görmek, ve bütün düşünceleri bu merkezde değerlendirerek , karşı düşünceyi mahkum etmek yatmaktadır. Böyle bir düşünce içinde olmak, kendisinin Allah (c.c) adına konuşmaya yetkisi olduğunu iddia etmek anlamına gelir ki , bu yetki sadece Muhammed (a.s) ile son bulmuş olan "Resul Nebi" yetkisine sahip olan kimselerden başkasına ait değildir. 

"Resul Nebi" olan kimseler din adına herhangi bir yanlış yaptıklarında uyarılarak yanlışları vahiy ile düzeltilmektedir. Kur'an'da Muhammed (a.s) ın yaptığı bazı yanlışları düzelten ayetlerin bulunduğu herkesçe malumdur. Ancak din adına kesin ve net bir hüküm vermek durumunda olan biz gibi insanların , olabilecek muhtemel yanlışlarını düzeltecek resul olmak gibi bir makamda olamayacağımız muhakkaktır. 

Bundan dolayı, her kim din adına konuşuyor ise , bu konuştuklarında mutlaka hata ve eksik olma ihtimalini göz önünde bulundurmak zorundadır. Söylediklerinin din adına kesin doğrular olduğunu iddia etmek, Allah (c.c) adına konuşmak anlamına gelir ki , böyle bir yetki artık son bulmuş, ve bir daha böyle bir yetkiye sahip olacak kimse de gelmeyecektir. Böyle bir yetki sahibi olduğunu iddia edenlerin ise, acilen tıbbi destek almaya ihtiyaçları bulunmaktadır.

Tekfirciliğe dayanan söylemin sadece Ehli Hadis fırkasına ait olmadığını , yeni nesil tekfircilik akımı olarak ifade edebileceğimiz ve Kur'an'ı öncellediğini iddia eden bazı kimselerde de rağbet gördüğünü üzülerek görmekteyiz.

Bu kimseler Namaz , Hac , Oruç gibi ibadetlerin Kur'an'da olmadığı , bundan dolayı bu ibadetlerin "Şirk" , bu ibadetleri yerine getirenleri ise "Müşrik" olduklarını iddia ederek , mealci harici olarak tekfirciliğe yeni bir soluk kazandırmışlardır. Namaz , Hac , Oruç gibi ibadetlerin Kur'an içinde nasıl yer aldıkları ile ilgili konuları daha önceki bazı yazılarımızda ele aldığımız için , bu yazımızın çerçevesi bu ibadetlerin olup olmadığı yönünde bir tartışma değil, yeni nesil tekfirciliğin bazı sakıncaları üzerine olacaktır. 

Son yıllarda ülkemiz genelinde Kur'an merkezli din söyleminin rağbet görmesi ile birlikte bir takım usul ve üslup sorunları ortaya çıkmış , söylemin merkeze aldığı kitabın önerdiği davranışların tersine olan ,  davranış ve söylem hataları kendisini göstermiştir. 

Kendisini "Kur'an Müslümanı" olarak niteleyen bir insanda olması gereken en önemli haslet , Kur'an'ın bir Müslüman'dan istediği sevgi , saygı , hoşgörü , güzel bir dil , karşısındakine sövmeme , bilgi sahibi olmak , tebliğ metodu dahilinde hareket etmek gibi insani değerlere sahip olmasıdır. Bu değerlere sahip olmayan kimselerin , Kur'an adına ortaya çıkarak söyleyecekleri sözler, karşılarındaki insanları Kur'an'dan soğutmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Kur'an'ı eline alarak bu kitap içindeki ayetler üzerinden fikir sahibi olan, ve bu fikirleri doğrultusunda herhangi bir konu hakkında yorum yapan bir kimsenin bilmesi gereken en önemli nokta , okuduklarından yaptığı çıkarımın tek doğru ve tek sahih bilgi olduğunu iddia etmeye haklarının olmadığıdır. Sahip olduğu düşüncenin doğru olduğunu , uygun bir dil ile karşısındakine söyledikten sonra , eğer düşüncesi kabul görmez ise üslubunu ve edebini bozmadan tartışmadan ayrılmalıdır.

Bu kimsenin eline aldığı Kur'an, en nihayetinde bir kişi tarafından Türkçeye çevrilmiş olup bu meal, o kimsenin sahip olduğu bilgi ve düşüncelerinin de yansıtıldığı bir çeviridir. Bu çevirilerden elbette Arap dilini bilmeyen kimseler faydalanabilirler, ancak bu mealler üzerinden "Kur'an'da .......yok" veya "Kur'an'da ........var" şeklinde müçtehitliğe soyunarak hüküm vermeye kalkışmak, büyük bir cürettir.  

Okuduklarından anladığının doğru olduğunu düşünmek her kesin elbette en doğal hakkıdır , ancak tek doğru kendisini görerek kendisi dışındakileri yanlış görmek , hele hele onları şirk içinde ve müşriklik ile itham etmek , kendisini Kur'an ile ifade eden bir kimsenin asla yapmaması gereken bir yanlıştır. Çünkü Kur'an bizlere , karşımızdaki kimselere nasıl davranacağımızı bir çok ayette bildirmiştir. 

[016.125] Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.

Nahl s. 125. ayeti bir Müslüman'ın asla hatırdan çıkarmaması gereken ayetlerden bir tanesidir. Bu ayet Müslümanlara nasıl bir yöntem dahilinde, karşısındaki kişiye yaklaşması gerektiğini öğretmektedir. 

Tekfirciliğin temelinde ise, insana en güzel bir şekilde yaklaşmak değil , onun yanlışını görerek, hatasını düzeltmeye çalışmadan onu dışlamak ve rencide etmek yatmaktadır. Böyle bir yöntem ise ,  yanlış bir fikre sahip olduğu düşünlen kimsenin , o düşüncesine daha sağlam bir şekilde yapışmasına sebep olmaktan başka bir işe yaramaz.

[006.108] Allah'tan başkasına dua edenlere sövmeyiniz. Sonra onlar da bilmeksizin Allah'a düşmanlıkla söverler. Öylece her ümmete amellerini tezyin etmişizdir. Sonra dönüşleri Rablerinedir. Artık onlara ne yapar olduklarını haber verecektir.

Kendisini "Kur'an Müslümanı" olarak ifade edenlerin çok iyi bilmesi ve hayatları içinde uygulama alanına sokmaları gereken ayetlerden birisi de  En'am s. 108. ayetidir. Sanal ortam üzerinden farklı fikirler taşıyan Müslümanlar arasında gördüğümüz bazı tartışmalar , öyle hakaret ve galiz küfürler ile yapılmaktadır ki , o küfür ve hakaretlerin bir çoğu, Müslüman olmayanların ağzından dahi çıkmamaktadır. 

Okuduğu meal üzerinden bir fikre sahip olan kişinin , o fikrini mutlaklaştırarak en doğru ve nihai fikir olarak görmek yerine "Bu konudaki düşüncem bu dur" şeklinde bir ifade ile karşısındakine yaklaşması gerekir. Böyle bir yaklaşım sahip olduğu düşüncenin eksik veya hata barındırma ihtimalini göz önüne aldığını gösterecektir.  

Din konusunda meal üzerinden bilgi sahibi olarak , sahip olduğu bilgiyi tek doğru ve nihai bilgi olarak görerek hata ve yanılma payı bırakmayan kimse , kendisini Allah adına konuşmaya yetkili "Nebi Resul" bir kimse olarak görmeye başlamıştır. Bir de kendi fikri doğrultusunda olmayanlara karşı tekfirci bir söylem kullandığı zaman , olay daha vahim bir hal almaktadır. 

[073.010]  Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.

Bizler Müslüman olarak kafir ve müşrik aramak yerine , yanlış fikre sahip olduğunu düşündüğümüz kimseler ile güzel ilişkiler kurarak , onlarla diyalog imkanı aramak zorundayız. Eğer diyalog imkanı ortadan kalkacak olursa, onlardan güzellikle ayrılmak zorundayız. 

Kur'an'ı öncellediğini iddia eden kimselerin bu konularda daha dikkatli olması , okudukları kitabın onlara verdiği bir vazifedir. Okuduğunu iddia ettiği Kur'an'ın ayetlerini başkalarına karşı tekfir malzemesi yapanlar , geçmişte yapılan Kur'an sayfalarının mızrak ucuna takılma ameliyesinin çağdaş versiyonunu uygulamaktan başka bir işe yapmış olmayacaklardır.

Kur'an başkalarına karşı silah olarak değil , önce kendimizi düzeltmek için okunması gereken bir kitaptır. Kur'an'ı kendisi için değil , başkalarını tekfir etmek için okuyan bir kimse, yine Kur'an tabiri ile "Kitap taşıyan eşek" olmaktan, veya Yahudiler misali iyiliği emredip kendilerini unutanlar olmaktan kurtulamayacaklardır.


                                          "Akıl fukara olunca dil ukala olur"

Tekfircilik yöntemini kullanan insanlara baktığımızda , çoğunluğun bilgiden ve ilimden yoksun olduğu görülecektir. Tekfirciliğin mealci koluna baktığımızda ise, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş insanların bu yönteme sıkça başvurduğu dikkat çekmektedir. Hariciliğin yeni nesli olan bu kimseler , yaptıkları çıkarımlar ile akıllara zarar düşünceleri ortaya atarak , bunların yanlış olduğunu iddia edenleri hiç çekinmeden kafir , müşrik olarak görerek, onları cehenneme gönderebilmektedirler. 

Kur'an'ın doğru anlaşılması için gerekli olan bilgiyi elde etmeden Kur'an ile ilgili hükümler ihdas etmeye kalkan , hatta Arap dilini bilmediği halde Kur'an çevirisi yapmaya bu insanların düştüğü trajikomik durumlara, özellikle internet ortamındaki bazı sitelerde ve Facebook gibi sosyal medya ortamlarında sıkça şahit olmaktayız. Kur'anı anlamak için herkesin Arap dilini bilmesi gerektiği iddia etmemekle birlikte , Kur'an meali yapmak gibi boylarını aşan konulara girmemeleri gerekmektedir. 

Dernek , vakıf gibi kuruluşlar altında toplanan Müslümanları , tağuti sistemden izin almak ve onun kontrolü altına girmek zilletine düştükleri için şirk işlemek ve müşrik olmakla suçlamak, tekfirciliğin zirve yapmış bir hali olarak bazı kimselerin dilinde dolaşmaktadır. Hiç bir dernek ve vakıf ile alakamızın olmadığını ve bunları temize çıkarmak gibi bir amacımız olmadığını öncelikle hatırlatarak , tekfirciliği din edinmiş bu insanların sanal ortamda dahi bunları paylaşmak için o ortama üye olmak zorunda olduklarını hiç dikkate almamaktadırlar. 

Şayet ortada şirk işlemek gibi bir durum var ise bu tekfircilerin, sahipleri ateist kafir olan ve onlar tarafından kontrol edilen bu ortamlara girmek için onlardan izin almalarının hükmü acaba nedir ?. Facebook'a üye olmak sureti ile sahiplerinin iznini alarak , dernek veya vakıfçılığı tekfir edenler kendilerini ancak gülünç duruma düşürmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

Dernek , vakıf çatısı altında yapılan İslami faaliyetlerin bir takım yanlışları varsa , bu yanlışlar dile getirilerek , uyarılar yapılabilir , fakat harici mantığı ile hareket ederek bu kimseleri toptan müşrik olmakla itham etmek , haksızlık ve kendi yaptıkları yanlışı görmemek anlamına gelmektedir. 

Sonuç olarak : "Haricilik" olarak bildiğimiz fırka , bedeviliğin getirdiği yaşam kültürünün eseri olup, insan ilişkilerini sıfıra indiren tekfirciliği esas alan bir söyleme sahip olarak bugün hala etkisini sürdürmektedir. Kendisini Kur'an'a nisbet ederek, söylemlerini bu kitap üzerinden dillendirmeye çalışan bir kısım insanda da bu söylemi maalesef söz konusudur. 

Halbuki Kur'an tekfir ederek insanı dışlamak ve soğutmak yerine , onlara güzel bir dil kullanmayı ve insanların Allah dışındaki kulluk ettiklerine sövmemeyi esas alan bir ilişki önermektedir. 

Bu ilişkileri en üst düzeyde kurması gereken bazı kimselerin Kur'an'dan anladıkları bazı meseleleri karşısındaki insanları aşağılamak ve hor görmek amacı ile kullanarak , tebliğ yönteminde asla olmaması gereken davranışları sergilemektedirler.

Tekfir imanın bir şartı değil , aksine imana gölge düşüren bir yöntemdir. Bir kimse hakkında hüküm vermek , "Hakim" makamında olan bir kimsenin hakkıdır. Bir kimse eğer kendisini küfür ve şirk'e düşüren söz ve fiilde bulunmuş ise ona direk "Sen kafirsin - müşriksin" şeklinde bir ifade bize hiç bir şey kazandırmaz. Olması gereken şey , o kişinin yanlışını uygun bir dil ile uyarmak , şayet uyarmayı kabul etmiyor ise , güzellikle ondan ayrılmaktır.

Din adına savunduğu bir konuyu ret eden birisini tekfir etmek , o kişinin din hakkındaki savunduklarının kesin doğru olduğunu da savunması anlamına gelir ki , bu doğru bir düşünce değildir. Din hakkında bir konunun kesin doğru olduğu ancak vahiy almak ile mümkün olur ki bu görev Muhammed (a.s) ile son bulmuştur. Bir kimsenin dini bir konuda savunduğu doğruları kesin doğru olarak değil  , ancak kendisinin doğru olduğunu düşündüğü şey olarak ortaya koyabilir.

Bu yazının kimseyi küçümsemek , horlamak amacı ile yazılmadığını , ancak ortadaki bir gerçeğe dikkat çekmek amacı ile yazıldığına dikkat çekmek isteriz. Bu düşünceler , yıllarını Kur'an'ın okunması ve doğru anlaşılması için harcamış ve halen harcamakta olan , şahit olduğu yanlışlıklardan sevinç değil acı ve üzüntü duyan bir kimsenin gördüklerinin yazıya dökülmüş hali olup, acilen düzeltilmesi gereken hatalar olarak okunması gerektiğini söylemek istiyoruz.  

"MEALCİ HARİCİLİK" deyimi kimseyi küçümsemek amacına yönelik değil , yapılan yanlışın hangi düşüncenin eseri olduğuna dair bir hatırlatmadır.

Yazılarımızı "En doğrusunu Allah (c.c) bilir" şeklinde bir cümle sonlandırma amacımız , yazdıklarımızın asla kesin doğrular olduğunu iddia etmediğimiz , sadece yaptığımız okumalardan anladıklarımız , bu anladıklarımızda hata ve eksiklik olma ihtimalinin her zaman mevcut olabileceğine dikkat çekmek içindir.