ZUHRUF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ZUHRUF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2025 Pazartesi

ZUHRUF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ha, Mim.

2- 3- O apaçık kitaba ant olsun ki, biz onu bir Arabi okuma yaptık ki siz bağlantı kurabilesiniz.

4- Ve şüphesiz ki o, bizim yanımızdaki o kitabın anasındadır, o kesinlikle çok yücedir, mutlak bilgedir.

5- Siz savurgan bir topluluk oldunuz diye, Şimdi biz o hatırlatmaya (olan sorumluluğunuzu) aldırış etmeyip sizden (uzaklaşarak yola) bastıralım mı? (Sizden geçip gidelim mi?)

6- Ve biz, o ilklerin içinde haberciden nicesini gönderdik.

7- Ve onlara hiçbir haberci gelmiyordu ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.

8- Bunun üzerine biz de, şunlardan (Mekke'lilerden) yakalayış bakımından daha çetin olanları yok ettik. Ve o ilklerin örneği (bu kitapta) geçmiştir.

9- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "O gökleri ve o yeri kim yarattı?" diye (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Onları mutlak güçlü, en iyi bilici yarattı" diyeceklerdir.

10- O ki, o yeri bir döşek olarak sizin için yaptı ve onda yolları sizin için açtı ki siz (gideceğiniz yolda) doğruya iletilesiniz.

11- Ve O ki, o gökten bir ölçüyle su indirdi. Böylece biz onunla bir ölü yerleşim merkezine (hayat) yaydık. Siz de işte böyle çıkarılacaksınız.

12- 13- 14- Ve O ki, o çiftlerin hepsini yarattı ve size o gemiden ve o gönenç sağlayan hayvanlardan binmekte olduğunuz şeyi sizin için oluşturdu ki siz onun sırtlarının üzerine denkleşesiniz, sonra onun üzerine denkleştiğiniz zaman da kendi Efendinizin gönencini hatırlayasınız ve: "Münezzehtir ki O, bunu bize boyun eğdirdi, oysa biz ona yaklaşıcılar değildik. Ve şüphesiz ki biz kesinlikle Efendimize çevrilicileriz" diyesiniz.

15- Ve onlar, O'nu kendisinin kullarından bir parça saydılar. Şüphesiz ki o insan, kesinlikle bir apaçık nankördür.

16- Yoksa O, yaratmakta olduğu şeylerden kızları (kendisi için) edindi de ve o oğulları size mi seçti?

17- Ve onlardan biri o şefkati kapsamlı için örnek olarak ortaya koyduğu şey ile müjdelendiği zaman, öfkesini bastırarak kendi yüzü simsiyah hal alır.

18- Ve (onlar) o takı içinde geliştirilmekte olan kimseyi mi (Allah'a yakıştırıyorlar) oysa o (kız), çekişmede apaçık olmayan bir durumdadır.

19- Ve onlar o melekleri -ki onlar şefkati kapsamlının kullarıdır- dişiler saydılar. Onların yaratılışına tanık mı oldular? Onların tanıklıkları kitaplaştırılacak ve (bilgi) talep edilecekler.

20- Ve onlar: "Eğer şefkati kapsamlı dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik" dediler. Buna dair hiçbir bilgi onlar için yoktur. Onlar tahmin yürütmekten başkasını yapmıyorlar.

21- Yoksa biz onlara onun öncesinden bir kitap verdik de onlar onu mu elde tutanlardır?

22- Hayır, onlar: "Şüphesiz ki biz, kendi atalarımızı bir toplum (inancı) üzerinde bulduk ve şüphesiz ki biz onların izleri üzerinde doğruyu bulanlarız" dediler.

23- Ve işte böyle biz senden önce bir kasabaya hiçbir uyarıcı göndermedik ki onun refahla şımartılmışları ancak: "Şüphesiz ki biz, kendi atalarımızı bir toplum (inancı) üzerinde bulduk ve şüphesiz ki biz onların izleri üzerinde hizalananlarız" demiş olmasın.

24- (Gelen uyarıcı onlara): "Eğer ki ben size kendi atalarınızı sizin onun üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirmiş olsamda mı?" demiş. Onlar: "Şüphesiz ki biz, gönderildiğiniz şeyin kendisini örtücüleriz" demişlerdir.

25-  Bunun üzerine biz de onlardan öç aldık, artık sen bak o yalanlayıcıların sonu nasıl olmuş.

26- 27- Ve bir zaman İbrahim kendi babasına ve topluluğuna: "Şüphesiz ki ben, sizin kulluk etmekte olduğunuz şeylerden uzağım. O ki, beni yarıp ortaya çıkarmış olan başka, artık şüphesiz ki O beni doğruya iletecektir" demişti.

28- Ve o (İbrahim), onu (bu sözü) kendisinin arkasından geleceklere bir kalıcı kelime olarak bıraktı ola ki onlar (şirkten) dönerler.

29- Hayır, ben onları ve onların atalarını o gerçek ve bir apaçık elçi kendilerine gelene kadar yararlandırdım.

30- O gerçek onlara geldiğinde: "Bu, bir sihirdir ve şüphesiz ki biz onu örtücüleriz" dediler.

31- Ve onlar: "Bu okunan (Kur'an), o iki kasabadan bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler. 

32- Yoksa senin Efendinin şefkatini onlar mı paylaştırıyorlar? Biz, o yakım (yaşam) da onların arasında geçim imkanlarını paylaştırdık ve onların bir kısmını bir kısmın üstüne kademeler bakımından yükselttik ki bir kısmı bir kısmını hizmetli edinsin. Ve senin Efendinin şefkati ise, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

33- 34- 35- Ve eğer o insanlar bir tek toplum olacak olmasaydı, biz şefkati kapsamlıya karşı gerçeği örtmekte olan kimselere gümüşten tavanları, onların evleri için ve yükselme yolları kesinlikle yapardık ki onların üzerinde yukarı çıkarlardı. Ve kapıları ve koltukları ki onların üzerinde rahatça dayanırlardı, onların evleri için (yapardık). Ve altın yaldızlı eşyaları da. Ve bütün bu (süsler) o yakın yaşamın bir yararından başkası değildir. Ve o sonraki (yaşam) ise, senin Efendinin yanında o korunanlar içindir.

36- Ve kim şefkati kapsamlının hatırlatmasından gözünü yumarsa, biz bir şeytanı ona musallat ederiz ki artık o, ona bir yoldaş olur.

37- Ve şüphesiz ki onlar, o yoldan onları uzaklaştırırlar ve onlar da hesap ederler ki şüphesiz kendileri doğruyu bulanlardır.

38- Nihayet bize geldiği zaman onlar: "Ah keşke benimle senin aranda iki doğum yerinin arası uzaklığı olsa" diyecektir, artık ne kötüdür o yoldaş.

39- (Onlara): "(Bu pişmanlığınız) bugün size asla fayda vermeyecek. Geçmişte siz haksızlık yapmıştınız. Şüphesiz ki siz o azapta ortak olanlarsınız" (denilecektir).

40- Artık o sağırlara sen mi işittireceksin, veya o körleri ve bir apaçık sapkınlıkta olan kimseleri sen mi doğruya ileteceksin?

41- Şimdi eğer biz seni (yaşamdan) götürsek de, yine de şüphesiz ki biz onlardan öç alıcılarız.

42- Veya biz sana, onlara söz verdiğimiz şeyi gösterebiliriz de, çünkü şüphesiz ki biz onların üzerine güç yetiricileriz.

43- O halde sen, sana vahyedilmiş şeyi elde tut. Şüphesiz ki sen, doğruluğunu koruyan yol üzerindesin.

44- Ve şüphesiz ki o, sana ve senin topluluğuna kesinlikle bir hatırlatmadır. Ve siz ileride (bilgi) talep edileceksiniz.

45- Ve sen (bilgi) talep et* o kimselere ki onlar bizim senden önce gönderdiğimiz elçilerimizdendir, biz onlara şefkati kapsamlının berisinden kulluk edilecek tanrılar belirlemiş miyiz?

*Bilgi talep etmesi demek, kendisine vahyedilen kitaptaki elçi kıssalarını tefekkür etmesi anlamındadır. Devam eden ayetlerdeki Musa ve İsa a.s. ların kıssaları bunu göstermektedir.

46- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine delillerimizle gönderdik de o: "Şüphesiz ki ben o tüm insanların Efendisinin elçisiyim" dedi.

47- Ne zaman ki o, onlara bizim delillerimizi getirdi bir bakmışsın onlar, onlardan dolayı gülüyorlar.

48- Ve biz onlara herhangi bir delil göstermiyorduk ki o, kendisinin kızkardeşinden (diğerinden) daha büyük olmasın. Ve biz onları o azapla tuttuk ola ki onlar dönerler.

49- Ve onlar: "Ey o sihirbaz sen, kendi Efendinin senin yanındaki bağlılık sözü nedeniyle bizim için çağrı yap. (Eğer kabul ederse) biz kesinlikle doğruya iletilenler (olacağ)iz" dediler.

50- Ne zaman ki biz onlardan o azabı kaldırdık, bir bakmışsın onlar sözlerini bozuyorlar.

51- 52- 53- Ve Firavun kendi topluluğunun içinde seslendi: "Ey topluluğum, Mısır hükümranlığı ve bu nehirler benim değil mi altımdan akmaktadır? Siz hiç görmez misiniz? Yoksa ben daha hayırlı değil miyim şu kimseden ki kendisi bir değersizdir ve neredeyse (meramını) açıklayamıyor? Öyleyse onun üzerine altından bilezikler atılmalı veya onun beraberinde yoldaşlık eden melekler gelmiş olmalı değil miydi?" dedi.

54- Böylece o, kendi topluluğunu hafife aldı da onlar ona itaat ettiler. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk idi.

55- Ne zaman ki onlar bizi öfkelendirdiler biz de onlardan öç aldık, sonunda biz onları toplu olarak batırdık.

56- Böylece biz onları bir geçmiş ve o sonrakiler için bir örnek yaptık.

57- 58- Ve Meryem'in oğlu bir örnek olarak ortaya konulduğunda, bir bakmışsın senin topluluğun ondan dolayı (senden) uzaklaşıyorlar ve onlar: "Bizim tanrılarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" diyorlar. Onlar, onu sana söz dalaşı yapmaktan başka (amaçla) ortaya koymuyorlar. Hayır, onlar çekişici bir topluluktur.

59- O, bir kuldan başkası değildir ki biz ona gönenç vermişizdir ve onu Yakub'un oğullarına bir örnek yapmışızdır.

60- Eğer biz dileseydik, kesinlikle sizden melekler yapardık da o yerde onlar ardıl olurlardı.

61- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o an için bilgidir*. (Sen de ki): "Artık siz onda (o anda) sakın sakın tereddüte düşmeyin ve beni izleyin. Bu, doğruluğunu koruyan yoldur."

* Diğer elçiler gibi İsa a.s. da kendi topluluğuna kıyamet saati için bilgi verip ondan sakınmalarını tebliğ etmiştir.

62- Ve o şeytan sizi sakın sakın (bundan) uzaklaştırmasın. Şüphesiz ki o, size bir apaçık düşmandır.

63- 64- Ve İsa o apaçık belgeleri getirdiğinde: "Ben, size kesinlikle o bilgelikle ve o şeylerin bir kısmını size açıklamam için geldim ki siz onun hakkında ihtilaf etmektesiniz. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah, benim de Efendimin sizin de Efendinizin ta kendisidir, o halde siz de O'na kulluk edin. Bu, doğruluğunu koruyan yoldur" demişti.

65- Buna rağmen onların arasından o gruplar aykırılığa düştü. Artık vay çok  acı verici günün azabından dolayı haksızlık yapmış olan kimselerin haline.

66- Onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda kendileri farkına varamazlarken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar?

67- O gün o dostların bir kısmı bir kısma bir düşmandır, o korunanlar hariç.

68- 69- 70- (Allah o gün onlara): "Ey benim kullarım, bugün hiçbir kaygı size yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de. Onlar öyle kimselerdir ki bizim delillerimize inanmışlardır ve onlar teslim olanlardır. Siz girin o bahçeye siz ve eşleriniz neşelendirileceksiniz" (diyecektir).

71- 72- 73- Altından tepsiler ve bardaklar onların üzerinde dolaştırılacaktır. Ve o şey ondadır ki  o benlikler ona karşı şiddetle arzu duymakta ve o gözler lezzet almaktadır. (Onlara): "Siz onun içinde sürekli kalıcılarsınız. Bu, bir bahçedir ki siz ona işlemekte olduğunuz şeyler nedeniyle mirasçı kılındınız. Ondaki birçok meyve sizin içindir, siz ondan yiyeceksiniz" (denilecektir).

74- Şüphesiz ki o suç işleyenler cehennem azabında sürekli kalıcılardır.

75- (Bu azap) onlardan ara verilmeyecektir ve onlar onda umut yitirenlerdir.

76- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar o haksızlık yapanların ta kendileri idiler.

77- 78- Ve onlar (cehennem yöneticisine): "Ey Malik, (söyle de) senin Efendin bizim üzerimize (ölüm hükmünü) yerine getirsin" diye seslenmişlerdir. O da: "Şüphesiz ki siz (onda) durup bekleyicilersiniz. Ant olsun ki biz size o gerçeği getirmiştik, fakat hakikat şu ki sizin tamamınız o gerçeği çirkin görenlerdeniz" demiştir.

79- Yoksa onlar bir iş mi karara bağladılar? Öyleyse şüphesiz ki biz de karara bağlayanlarız.

80- Yoksa onlar gerçekten bizim kendilerinin gizliliklerini ve gizli konuşmalarını işitmeyeceğimizi mi hesap ediyorlar? Öyle değil, oysa onların yanındaki elçilerimiz (yaptıklarını) yazmaktadırlar.

81- Sen de ki: "Eğer şefkati kapsamlının bir çocuğu olsaydı, o takdirde ben (o çocuğa) o kulluk edenlerin ilkiydim."

82- O göklerin ve o yerin Efendisi, o tahtın da Efendisi, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

83- Artık sen onları bırak ki onlar dalsınlar ve oynasınlar ta ki karşılaşacakları günlerine kadar, o (gün) ki onlar söz verilmektedirler.

84- Ve O ki, o gökte de tanrıdır ve o yerde de tanrıdır. Ve O, mutlak bilgedir, en iyi haber alıcıdır.

85- Bereketi sonsuzdur ki O, o göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin hükümranlığı kendisinindir. O anın bilgisi, O'nun yanındadır. Ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

86- Ve onların O'nun berisinden kulluk etmekte oldukları şeyler o eşlikçiliğe hükümran olamayacaklar, bilerek o gerçeğe tanıklık etmiş kimseler başka.

87- Ve ant olsun ki eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını (bilgi) talep etsen, onlar kesinlikle ve kesinlikle "Allah" diyeceklerdir, böyle iken onlar nasıl ters yüz ediliyorlar?

88- Ve onun: "Ey Efendim" demesine yemin olsun ki, şüphesiz ki şunlar inanmaz bir topluluktur.

89- Artık sen onlardan yana aldırış etme ve "Selam" de. Artık onlar ileride bileceklerdir.