1- O an yaklaştı ve o ay yarıldı.*
* Tefsirler bu ayet hakkında bir mucize olarak ayın ortadan ikiye yarıldığı konusunda görüş belirtmiş olmalarına karşın, şakkul kamer ifadesinin Araplarda ebedi bir deyim olarak "Gerçeğin ortaya çıkması" anlamında kullanılması da vardır. Eğer gerçekleşmiş ve gözle görülen bir ayet olsaydı, Kur'an'da birçok yerde müşriklerin bu isteklerinin ret edilmiş olması ve İsra s. 59. ayetinde Semud'a gönderilen gözle görülen ayet olan dişi devenin öldürülmesi sonucunda o topluluğun helakı göz önüne alındığında ayın yarılması eğer gözle görülen bir ayet olsaydı, Mekke müşriklerinin de helak edilmesi bir Sünnetullah gereği idi.
2- Ve eğer onlar bir ayet görseler, kayıtsız kalırlar ve: "(Bu), bir sürüp giden büyüdür" derler.
3- Ve onlar yalanladılar ve kendi keyfi eğilimlerini izlediler ve her bir işin sabitleşiciliği vardır.
4- Ve ant olsun ki onlara o haberlerden gelmiştir ki onda sert ikaz edilmişlikler vardır.
5- (O haberler), bir hedefe ulaşan bilgeliktir. Oysa o uyarıcılar ihtiyaçsız bırakmıyor.
6- Artık sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş. O gün o çağırıcı yadırgatıcı bir şeye çağırır.
7- 8- Onların gözleri (öne eğik) saygılı bir vaziyette, yayılan çekirgeler gibi boyunlarını uzatanlar olarak, onlar (develer gibi) o çağrıcıya doğru o mezarlardan çıkarlar. O gerçeği örtmüş olanlar: "Bu, bir zorlayıcı gündür" derler.
9- Onların öncesi Nuh'un topluluğu yalanlamıştı, artık onlar bizim kulumuzu yalanlamışlar ve: "(O), bir cinlenmiş" demişler ve o sertçe ikaz edilmişti.
10- Bunun üzerine o da kendisinin Efendisini: "Şüphesiz ki ben yenilmiş biriyim, artık sen yardım et" diye çağırdı.
11- Derken biz de o göğün kapılarını bir boşalan su ile açtık.
12- Ve biz o yeri de gözeler halinde fışkırttık, böylece o su(yun ikisi) kesinlikle ölçülmüş bir buyruk üzerine karşılaştı.
13- Ve biz onu (tahta) levhaların ve çivilerin sahibi (geminin) üzerinde taşıdık.
14- O (gemi), kendisine karşı gerçek örtülmüş olan o kimseye bir karşılık olarak bizim gözlerimiz(in önün)de akıyordu.
15- Ve ant olsun ki biz onu bir ayet olarak bıraktık, o halde bir hatırlayan var mı?
16- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?
17- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?
18- Ad'da yalanlamıştı, artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?
19- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir sürüp giden felaket gününde, bir uğultulu sert rüzgâr gönderdik.
20- O (rüzgar), o insanları sökülen hurma kütükleri gibi çekip alıyordu.
21- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?
22- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?
23- 24- 25- Semud'da o uyarıcıları yalanladı da onlar: "Bizden bir tek beşeri mi biz onu mu izleyeceğiz? Şüphesiz ki biz o takdirde bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindeyiz. O hatırlatma bizim aramızdan onun üzerine mi bırakıldı? Hayır bu, bir çok yalancı küstahtır" dediler.
26- 27- 28- (Biz de Salih'e): "Onlar yarın o çok yalancı o küstah kimmiş bilecekler. Şüphesiz ki biz o dişi deveyi bir deneme olarak onlara göndericileriz, artık sen onları gözle ve direnç göster. Ve sen onlara o suyun aralarında bir paylaşım ile olduğunu haber ver. Her bir (sıralı) içiş (için), (sıra sahibi) hazır bulunmuş (olacak)tır" (dedik).
29- Buna rağmen onlar arkadaşlarına seslendiler, hemen o da verdi (bıçağı) böylece (deveyi) ayaklarından kesti.
30- Artık benim azabım ve uyarmalarım nasıl olmuş?
31- Şüphesiz ki biz onların üzerine bir tek korkunç ses gönderdik de böylece onlar o ağılın kuru otu gibi oldular.
32- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?
33- Lut'un topluluğu da o uyarıcıları yalanladı.
34- 35- Şüphesiz ki biz onların üzerine Lut'un ailesi dışında bir kızgın taş yağdıran fırtına gönderdik. Biz, onları bizim yanımızdan bir nimet olarak bir seher vakti kurtardık. Biz, şükretmiş olan kimseye böyle karşılık veririz.
36- Ve ant olsun ki o, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı da onlar o uyarılara karşı tereddüte düşmüşlerdi.
37- Ve ant olsun ki onlar onun konuklarından dolayı ona istekte bulunmuşlardı, bunun üzerine biz de onların gözlerini(n görmelerini) silmiştik, artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.
38- Ve ant olsun ki bir erken sabitleşici azap onları sabahlatmıştı.
39- Artık siz benim azabımı ve uyarılarımı tadın.
40- Ve ant olsun ki biz o okunan (Kur'an)ı hatırlansın diye kolaylaştırdık, o halde bir hatırlayan var mı?
41- Ve ant olsun ki Firavun'un hanedanına da o uyarıclar gelmişti.
42- Onlar bizim ayetlerimizin hepsini yalanladılar, bunun üzerine biz de onları çok güçlünün, güç yetiricinin bir tutmasıyla tutuverdik.
43- Şimdi, sizin gerçeği örtücüleriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa o yazılı metinlerin içindeki (azaptan) bir berilik sizin için midir?
44- Yoksa onlar: "Biz, (birbirimize) yardım eden bütünüz" mü diyorlar?
45- O bütünlük hezimete uğrayacak ve onlar (kaçarak) o arkalarını (başka tarafa) yakınlaştıracaklar.
46- Hayır, o an onların söz verilen zamanlarıdır ve o an daha feci ve daha süreklidir.
47- Şüphesiz ki o suç işleyenler, bir sapkınlık ve bir çılgınlık içindedir.
48- O gün onlar o ateşte: "Siz, tadın kavuranın dokunuşunu" (denilerek) yüzlerinin üzerine sürüklenecekler.
49- Şüphesiz ki biz her bir şeyi, biz onu bir ölçüyle yarattık.
50- Ve bizim buyruğumuz o gözün açıp kapaması(zamanı)ndan başkası değildir.
51- Ve ant olsun ki biz sizin (önceki) taraftarlarınızı yok ettik, o halde bir hatırlayan var mı?
52- Ve her bir şey, onu işledikleri o yazılı metinlerin içindedir.
53- Ve (işlenen) her bir küçük ve büyük satırlan(arak yazıl)mıştır.
54- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve nehirlerdedir.
55- Güç yetirici bir hükümdarın yanında doğruluk meclisindedirler.