NİSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NİSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2019 Pazartesi

NİSA SURESİ ÇEVİRİSİ


يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً
1- Ey o insanlar, siz Efendinize karşı korunun, O ki, sizi bir tek benlikten* yarattı ve ondan da onun eşini yarattı ve ikisinden birçok adamlar ve kadınlar saçtı. Ve siz Allah'a karşı korunun O ki siz O'nunla birbirinizden talepte bulunuyorsunuz ve o yakınlık bağlarını (koparmak) tan da (korunun). Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.

*İnsanın yaratılış öyküsü Kur'an'dan öğrendiğimize göre, Adem ile temsil edilmektedir. Adem, yaratılan ilk insan değil, insanın yaratıldığı özün somut hale getirilerek edebi bir üslüp dahilindeki anlatımıdır. Eşinin ondan yaratılması ise kadın ve erkek cinsinin aynı öz'den yaratıldığının beyan edilmesidir. Klasik anlatımla önce Adem, sonra onun kaburga kemiğinden eşi yaratılmış değildir. Allahu alem.

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً
2- Ve siz, o yetimlere kendi mallarını verin ve o murdarı o temizle sakın değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) sakın yemeyin. Şüphesiz ki o, bir büyük günahtır.

وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ
3- Ve eğer siz o yetimler hakkında hakkaniyetli davranamamaktan kaygılanırsanız, o vakit evlenin o kimselerle ki o kadınlardan sizin için temizdir (evlenme yasağı yoktur) ikişer ve üçer ve dörder olarak. Yok eğer siz eşit davranamamaktan kaygılanırsanız, o vakit bir tek (eşle yetinin) veya o kimseyle (yetinin) ki yeminleriniz sahip olmuştur. Bu, sizin doğruluktan ayrılmamanıza daha yakındır.

وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً
4- Ve siz, o kadınlara (evlilik) bağışlarını gönüllü olarak verin. Yok eğer onlar benliğinden olarak ondan sizin için az bir şeyden temiz sayarlarsa, artık siz de onu afiyetle huzurla yiyin.

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَـهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً
5- Ve siz, (yetimler için idare ettiğiniz) mallarınızı (onları idare edemeyecek) o ahmaklara sakın vermeyin, onlar (mallar) ki Allah sizin için ayakta kalma vesilesi yapmıştır ve onlarda(ki kazanç ile) onlara rızık verin ve onları giydirin ve onlara benimsenmiş söz söyleyin.

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً
6- Ve siz o yetimleri yoklayın, ta ki onlar o evliliğin çağına ulaştıkları zamana kadar. O vakit eğer ki siz onlardan bir olgun davranış hissederseniz, kendi mallarını hemen onlara savın. Ve siz onları, büyüyecekler (de elimizden gidecek) diye savurganca ve çabukça sakın yemeyin. Ve kim ihtiyaçsız ise, iffetli davransın. Ve kim de muhtaç ise, o vakit o da o benimsenmişe göre yesin. Artık siz kendi mallarını onlara savdığınız zaman da, onların üzerine tanık bulundurun. Ve hesap görücü olarak sadece Allah yeter.

لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يباً مَفْرُوضاً
7- Bir hisse o adamlar içindir o şeylerden ki anne baba ve o en yakınlar bırakmıştır. Ve bir hisse de o kadınlar içindir ki anne baba ve o en yakınlar bırakmıştır, o şeyden ki ondan azdır veya çoktur. Bir belirlenmiş hisse olarak (bu böyledir).

وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً
8- Ve o paylaştırmada, (miras düşmeyen) o en yakınlığın sahipleri ve o yetimler ve o çaresizler hazır bulunduğu zaman, o vakit siz ondan kendilerine de rızık verin ve onlara benimsenmiş söz söyleyin.

وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافاً خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداً
9- Ve çekinsin o kimseler ki eğer artlarından bir zayıf soy bırakacak olsalardı, onların üzerine kaygılanacaklardı. O halde onlar Allah'a karşı korunsunlar ve (haksızlığa) bir set olan söz söylesinler.

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟ 
10- Şüphesiz ki o kimseler o yetimlerin mallarını haksız olarak yiyorlar, onlar karınlarında ancak ve ancak bir ateş yiyorlar. Ve onlar yakında bir çılgın ateşe yaslanacaklar.

يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاًۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً
11- Allah, size kendi çocuklarınız hakkında o erkeğe o iki dişi payı tembihliyor. Eğer ki kadınlar ikinin üstünde iseler, üçte ikisi onlarındır o şeyin ki o (ölen) bırakmıştır. Ve eğer kadın bir tek ise, yarısı onundur. Ve ikisinden her birine altıda bir onun (ölenin) babası annesi içindir o şeyden ki o bırakmıştır, eğer onun çocuğu olduysa. Eğer ki onun çocuğu olmadıysa ve ona babası annesi varis oluyorsa, o vakit üçte bir onun annesinindir. Eğer ki onun kardeşleri olduysa, altıda bir onun annesinindir. (Bu paylaşım ölmeden önceki) bir tembihin ki o onu tembihleyecektir veya yükümlülüğün (ödenmesinin) ardındandır. Kendi babalarınız ve oğullarınız, siz akıl erdiremezsiniz hangisinin fayda bakımından size daha yakındır. (Bunlar) Allah'tan bir belirlemedir. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir. 

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ 
12- Ve yarısı sizindir o şeylerin ki kendi eşleriniz bırakmıştır, eğer onların çocuğu olmadıysa. 
Eğer ki onların çocuğu olduysa, o vakit dörtte biri sizindir o şeylerden ki onlar bırakmıştır. (Bu paylaşım ölmeden önce) bir tembihin ki onlar tembihleyecektir veya yükümlülüğün (ödenmesinin) ardındandır. Ve dörtte biri onlarındır o şeylerden ki siz bırakmışsınızdır, eğer  sizin çocuğunuz olmadıysa. Yok eğer sizin çocuğunuz olduysa, o vakit sekizde biri onlarındır. (Bu paylaşım ölmeden önceki) bir tembihin ki siz onu tembhliyorsunuz veya yükümlülüğün (ödenmesinin) ardındandır. Ve eğer bir adam veya kadın oldu da ona kelale (annesi babası, çocukları olmayan) olarak varis olunuyorsa ve onun da bir erkek veya bir kız kardeşi varsa o ikisinden her birine altıda bir vardır. Yok eğer onlar (kardeşler) bundan daha çok iseler, o vakit onlar üçte birine ortaktırlar. (Bu paylaşım ölmeden önceki) tembihin ki o onu tembihleyecektir veya yükümlülüğün (ödenmesinin) zarar verilmeksiniz ardındandır. (Bunlar) Allah'tan bir tembihtir. Ve Allah, iyi bilicidir, yumuşak davranıcıdır.
   
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
13- Bu (belirleme ve tembihler), Allah'ın sınırlarıdır. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sürekli kalıcılardır. Ve bu, o büyük başarıdır.

وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ 
14- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırır ve O'nun sınırlarında aşırı giderse, O onu bir ateşe girdirecektir ki onun içinde sürekli kalıcıdır. Ve bir alçaltıcı azap onun içindir.

وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلاً
15- Ve o kimseler ki kendi kadınlarınızdan o hayasızlık (suçlaması) ile geliyorlar, bu durumda siz onların üzerine içinizden dört kişi tanıklandırın. Eğer ki onlar tanıklık ederlerse, o vakit onları o evlerde tutun, ta ki o ölüm onların ömürlerini tamamlayıncaya veya Allah onlar için bir yol açıncaya kadar.

وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
16- Ve o iki kimse ki içinizden onunla (o hayasızlık suçlamasıyla) geliyor, bu durumda ikisine de, (sert önlemlerle) rahatsızlık verin. Yok eğer ikisi itaate dönerler ve (durumlarını) düzeltirlerse, o vakit o ikisinden ilgisiz kalın (önlemleri bırakın). Şüphesiz ki Allah, lütufla çokça dönücüdür, şefkati süreklidir.

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً
17- (Kabulü) Allah'ın üzerine olan o itaate dönüş, ancak ve ancak o kimseler içindir ki, onlar bir düşüncesizlikle o kötülüğü işliyorlar, sonra yakın zamanda (ölüm anından önce) itaate dönüyorlar. Bu durumda işte onlar var ya, Allah da onların üzerine lütufla dönecektir. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً
18- Ve (kabul olan) o itaate dönüş o kimseler için değildir ki onlar o kötülükleri işliyorlar. Nihayet o ölüm onlardan birisine hazır olduğu zaman ise: "Şüphesiz ki ben, şimdi itaate döndüm" demiştir ve o kimseler ki için değidir ki onlar azılı gerçeği örtücü olarak ölecektir. İşte onlar var ya, biz çok acı verici bir azabı kendileri için hazırlamışızdır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً 
19- Ey o kimseler ki inanmışlardır, o kadınlara zorla varis olmanız size serbest olmaz. Ve siz, bir kısmını götürmeniz için o şeyin ki siz onlara vermişsinizdir, kendilerine sakın sertlik göstermeyin, onların bir apaçık hayasızlık (suçu) getirmeleri başka. Ve siz, onlarla o benimsenmişe göre geçinin. Yok eğer siz onlardan hoşlanmıyorsanız, ola ki bir şeyden hoşlanmıyorsunuz böyle olmakla birlikte Allah onda birçok hayır meydana getirebilir.

وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً 
20- Ve eğer siz, bir eşin yerini (başka) bir eşle değiştirmek isterseniz ve onlardan birine bir kantar (altın) vermişseniz bile, artık ondan hiçbir şeyi sakın almayın. Siz onu bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah (yüklenerek) alır mısınız?

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً 
21- Ve siz onu nasıl alırsınız? Oysa ki sizin bir kısmınız bir kısmı ile içli dışlı olmuş ve onlar da sizden (haklarını gözetme hususunda) bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almışlardı.

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟
22- Ve siz sakın evlenmeyin o kadınlarla ki, babalarınızın evlenmiştir, o şey başka ki geçmişte kalmıştır. Şüphesiz ki o bir hayasızlık ve bir öfke duyulan ve çok kötü bir yol idi.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ
23- Sizin üzerinize yasaklandı, analarınız ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve o erkek kardeşin kızları ve o kız kardeşin kızları ve anneleriniz, onlar ki sizi emzirmiştir ve o kızkardeşleriniz (aynı süt anneden) emişmekten (dolayı) ve kendi kadınlarınızın anneleri ve kendi himayenizdeki kızlar onlar ki, kendi kadınlarınızdan (önceki eşlerinden olup) sizin odalarınızdadır onlar ki, kendileriyle dahil olmuşsunuzdur (zifafa girmişsinizdir), yok eğer siz onlarla dahil olmadıysanız (zifafa girmediyseniz evlenmenizde), artık hiçbir sakınca sizin üzerinize yoktur. Ve kendi oğullarınızın helalleri (eşleri) onlar ki kendi sulbünüzdendir ve o iki kız kardeşin arasını (evlilikle) toplamanız da (yasaklandı) o şey başka geçmişte kalmıştır. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً
24- Ve o kadınlardan (evlenerek) koruma altına alınmışlar da (yasaklandı), o kimseler başka ki kendi yeminlerinizin sahipliğindedir. (Bu yasaklar) Allah'ın sizin üzerinize yazgısıdır. Ve size serbeşleştirildi o kimseler ki bunların ötesindedir, kendi mallarınız ile korunanlar sefahatten kaçınanlar olarak peşine düşmeniz. O halde siz onlardan onunla( evlilikle) yararlandınızsa, artık onların ödüllerini kendilerine belirlenmiş olarak verin. Ve hiçbir sakınca sizin üzerinize yoktur o şeyde ki o belirlemenin ardından onda (erkeğin mehri arttırması veya kadının mehrin bir kısmından geçmesinde) karşılıklı hoşnut olmuşsunuzdur. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ مِنْكُمْ طَوْلاً اَنْ يَنْكِـحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
25- Ve içinizden den kim o korunmuş (hür bekar) inanan kadınlarla evlenmeye maddi imkan bakımından güç yetiremediyse, o vakit o kimselerden (alsın) onlar, kendi yeminlerinizin sahipliğinde o inanan genç kızlarınızdandır. Ve Allah sizin inancınızı daha iyi bilendir. Sizin bir kısmınız bir kısımdansınız. O halde siz, kendilerine mensup olduklarının onayıyla onların ödüllerini o benimsenmişe göre vererek, korunanlar sefahattan kaçınanlar gizli dostlar edinmezler olmaları şartıyla onlarla evlenin. Artık onlar (evlenerek) koruma altına alındıkları zaman eğer ki bir hayasızlık (suçu) getirirlerse, onların üzerine yarısı vardır o şeyin ki o azaptan (100 celdeden) koruma altına alınmış kadınların üzerinedir. Bu (ruhsat) o kimse içindir ki, içiniz den (günaha düşmekten dolayı) o şiddetli sıkıntıdan çekinmiştir. Ve direnç göstermeniz, sizin için daha hayırlıdır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
26- Allah istiyor ki size açıklasın ve yasalarına iletsin o kimselerin ki sizden öncedir ve sizin üzerinize lütufla dönsün. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً
27- Ve Allah istiyor ki size lütufla dönsün. Ve o şiddetli arzularına uyan kimseler ise, sizin çok büyük sapma ile sapmanızı istiyor.

يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً
28- Allah istiyor ki sizden (yükü) hafifletsin. Ve o insan zayıf olarak yaratılmıştır. 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً
29- Ey o kimseler ki inanmışlardır, siz kendi mallarınızı aranızda o geçersizlikle sakın yemeyin, sizden karşılıklı hoşnutluktan (yapılan) bir ticaret olması başka ve birbirlerinizi de (meşru gerekçesiz) sakın öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı şefkati süreklidir.

وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً
30- Ve kim bir düşmanlıkla ve bir haksızlıkla bunu yaparsa, artık biz onu ileride bir ateşe yaslandıracağız. Ve bu, Allah'ın üzerine çok kolaydır. 

اِنْ تَجْتَنِبُوا كَـبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلاً كَر۪يماً
31- Eğer siz büyüklerden uzak durursanız o şeyler ki kendisinden vazgeçiriliyorsunuz, biz de sizden kötülüklerinizi örteceğiz ve sizi bir değerli girilecek yere girdireceğiz.

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً
32- Ve siz sakın temenni etmeyin o şeyleri ki  Allah onunla sizin bir kısmınızı bir kısmın üzerine üstünleştirmiştir. Bir hisse o adamlar içindir o şeylerden ki onlar kazanmışlardır ve bir hisse de o kadınlar içindir o şeylerden ki onlar kazanmışlardır. Ve siz Allah'ın kendi lütfundan talepte bulunun. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟
33- Ve biz her biri için yakınlar (varisler) yaptık o şeylerden ki, o anne baba ve o en yakınlar bırakmıştır. Ve o kimseler ki (hukuken varis olmadığı halde) yeminleriniz bağlamıştır (mirastan hisse sözü verilmiştir) artık onların da hissesini verin. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine tanıklık edicidir.

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِياًّ كَب۪يراً
34- O adamlar (kocalar), o kadınların üzerinde sorumluluk üstlenen düzenin sürdürenlerdir o şey nedeniyle ki, Allah (insanların) bir kısmını bir kısmın üzerine üstünleşmiştir ve o şey nedeniyle ki, onlar kendi mallarından (ailesi için) harcamışlardır. Bu yüzden o düzgün kadınlar, o gönülden bağlananlar, o algılanamayananı kollayıp gözetenlerdir, o şey nedeniyle ki Allah (onların haklarını) kollayıp gözetmiştir. Ve o kadınlar ki siz onların (geçimsizlikle) yükselmesinden kaygılanıyorsunuz, bu durumda onlara öğüt verin ve onları o yataklarda terk edin ve onlara baskı yapın. Yok eğer onlar size itaat ederlerse, artık siz onların üzerine (başka bir) yol peşine sakın düşmeyin. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَماً مِنْ اَهْلِه۪ وَحَكَماً مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ يُر۪يدَٓا اِصْلَاحاً يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً خَب۪يراً
35- Ve eğer siz, ikisinin arasının ayrışmasından kaygılanırsanız, o vakit onun (erkeğin) ailesinden bir hakem ve onun (kadının) ailesinden bir hakem harekete geçirin. Eğer iki (hakem) bir düzgünlük isterlerse, Allah o ikisinin (karı kocanın) arasını uzlaştıracaktır. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en iyi haber alıcıdır.

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ
36- Ve siz, Allah'a kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi sakın ortak koşmayın ve anne babaya ve o en yakınlığın sahiplerine iylikle davranın ve o yetimlere ve o çaresizlere ve o en yakınlığın sahibi o komşuya ve o uzak komşuya ve o yanınızdaki arkadaşa ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) da ve o kimselere de ki yeminleriniz sahip olmuştur. Şüphesiz ki Allah, çalımlanan, övünen olan kimseyi sevmez.

اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناًۚ
37- Onlar öyle kimselerdir ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar ve o şeyleri içlerinde tutarlar ki Allah onlara kendi lütfundan vermiştir. Ve biz bir alçaltıcı azabı o gerçeği örtücüler için hazırlamışızdır.

وَالَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَر۪يناً فَسَٓاءَ قَر۪يناً
38- Ve onlar öyle kimselerdir ki kendi mallarını o insanlara göstermeye harcarlar ve Allah'a ve o sonraki güne inanmazlar. Ve kime ki Şeytan kendisine bir yakın arkadaş olursa, artık o ne kötü bir yakın arkadaştır.

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَل۪يماً
39- Ve eğer onlar Allah'a ve o sonraki güne inansalar ve  o şeylerden (gösterişsiz) harcasalardı ki Allah kendilerine rızık olarak vermiştir, onların üzerine ne olabilirdi? Ve Allah onları en iyi bilicidir.

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْراً عَظ۪يماً
40- Şüphesiz ki Allah, bir zerre ağırlığınca dahi haksızlık yapmaz. Ve eğer bir iyilik olursa, O onu katlandıracaktır ve kendi katından çok büyük bir ödül verecektir.

فَكَيْفَ اِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ بِشَه۪يدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شَه۪يداًۜ
41- Peki nasıl olacak biz her bir toplumdan bir tanıklık edici olarak getirdiğimiz ve seni de şunların üzerine tanık olarak getirdiğimiz zaman?

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوّٰى بِهِمُ الْاَرْضُۜ وَلَا يَكْتُمُونَ اللّٰهَ حَد۪يثاً۟ 
42- O gün gönülden arzu edecek o kimseler ki kendileri gerçeği örtmüşler ve o elçiye baş kaldırmışlardır, keşke o yerle denk olsalar. Ve onlar Allah'a karşı (söyledikleri) hiçbir sözü içlerinde tutamayacaklardır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً
43- Ey o kimseler ki inanmışlardır, siz sarhoş haldeyken o kulluk görevine (namaza) sakın yaklaşmayın ta ki o şeyi bilinceye kadar siz söylüyorsunuz ve cünüpken de (yaklaşmayın) bir yolun geçicisi (seferde) olmanız dışında ta ki siz yıkanıncaya kadar. Ve eğer siz hasta veya bir sefer üzerinde veya sizden biri o tuvaletten gelmiş veya o kadınlarla yoklaşmışsınız da bir su bulamadıysanız, o vakit bir temiz toprağa yeltenin de yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın. Şüphesiz ki Allah, (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُر۪يدُونَ اَنْ تَضِلُّوا السَّب۪يلَۜ
44- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendilerine o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar (o kitabı) o sapkınlıkla takas ediyorlar ve istiyorlar ki siz de o yolu sapıtasınız?

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً
45- Ve Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir. Ve yakın olarak sadece Allah yeter. Ve yardımcı olarak ta sadece Allah yeter.

مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَياًّ بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْناً فِي الدّ۪ينِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاَقْوَمَۙ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاً
46- Yahudi* kimselerden bir kısmı o kelimeyi kendi konumlarından saptırıyorlar ve kendi dillerini eğip bükerek ve o yükümlülüğe dil uzatarak: "Biz işittik ve baş kaldırdık, sen işit işitemez olası" ve "Bizi güt" diyorlar. Ve eğer gerçekten onlar: "Biz, işittik ve itaat ettik ve sen işit ve bize bak" deselerdi, kendileri için kesinlikle daha hayırlı ve daha sağlam olurdu, fakat Allah onları gerçeği örtmeleri nedeniyle dışlamıştır. Bu yüzden onlar pek azı olsun inanmazlar**.

* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. 
** Galilen kelimesinin azlık dışında hiçlik anlamı da vardır (Keşşaf). Burada hiçbir Yahudinin inanmamasının bir kısım Yahudi ile alakalı olduğu dikkate alınmalıdır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اٰمِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقاً لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَطْمِسَ وُجُوهاً فَنَرُدَّهَا عَلٰٓى اَدْبَارِهَٓا اَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّٓا اَصْحَابَ السَّبْتِۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولاً
47- Ey o kimseler ki kendilerine o kitap verilmiştir, siz inanın o şeye ki biz onu doğrulayıcı olarak indirmişizdir o şeye ki sizin beraberinizdedir, bir takım yüzleri bizim onları silip de arkaları üzerine geri döndürmemiz* veya onları dışlamamız öncesinden o dinlenme (günü) nin arkadaşlarını (yasakları çiğneyenleri) dışladığımız gibi. Allah'ın (azap) buyruğu (her zaman) yapılagelmiştir. 

(*) Bu, bir deyim olup, "Doğru yolu bir daha bulamayacak bir şekilde saptırmazdan, türlü türlü mahrumiyet ve zilletlere uğratmazdan önce" anlamındadır. (Kurtubi)

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْماً عَظ۪يماً
48- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamayacaktır ve bağışlayabilecektir o şeyleri ki bunun berisindedir, kim için dilerse. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, artık o kesinlikle çok büyük günah yakıştırmıştır.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُزَكُّونَ اَنْفُسَهُمْۜ بَلِ اللّٰهُ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَت۪يلاً
49- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendi benliklerini arındırıyorlar? Aksine, Allah kimi dilerse arındırır. Ve onlar çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmazlar.

اُنْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَكَفٰى بِه۪ٓ اِثْماً مُب۪يناً۟
50- Bak sen, onlar o yalanı Allah'ın üzerine nasıl da yakıştırıyorlar. Ve bir apaçık günah olarak sadece o (onlara) yeter.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا سَب۪يلاً
51- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendilerine o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar put'a ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) inanıyorlar ve o gerçeği örtmüş olan kimseler için: "Bunlar yol bakımından, daha doğrudur o kimselerden ki onlar inanmışlardır" diyorlar. 

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُۜ وَمَنْ يَلْعَنِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَص۪يراًۜ
52- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onları dışlamıştır. Ve Allah kimi dışlarsa, artık sen onun için bir yardımcı asla bulamayacaksın.

اَمْ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَاِذاً لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَق۪يراًۙ
53- Yoksa o hükümranlıktan bir hisse onlar için midir? Öyle olsaydı onlar o insanlara bir çekirdek dahi vermezlerdi.

اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۚ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰه۪يمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظ۪يماً
54- Yoksa onlar, o insanların üzerine kıskançlık mı yapıyorlar o şeyden ötürü ki Allah onlara kendi lütfundan vermiştir? Oysa biz İbrahim'in hanedanına o kitabı ve o bilgeliği kesinlikle vermiştik ve biz onlara çok büyük hükümranlık da vermiştik.

فَمِنْهُمْ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُۜ وَكَفٰى بِجَهَنَّمَ سَع۪يراً
55- Kimi ona inanmıştır, onların içindendir ve kimi ondan uzaklaşmıştır, onların içindendir. Ve (ona) çılgın ateş olarak sadece cehennem yeter.

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْل۪يهِمْ نَاراًۜ كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُوداً غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَز۪يزاً حَك۪يماً
56- Şüphesiz ki o kimseler bizim delillerimizi örtmüşlerdir, biz onları ileride bir ateşe yaslandıracağız. Her ne zaman onların derileri pişip kızarsa, biz onların derilerini onların başkası derilerle değiştireceğiz ki onlar o azabı tatsınlar. Şüphesiz ki Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.
 
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ لَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌۘ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلاًّ ظَل۪يلاً
57- Ve o kimseler ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, biz onları yakında bahçelere girdireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Onların içindeki temizlenmiş eşler kendileri içindir. Ve biz onları bir koyu gölgeye de girdireceğiz.

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً
58- Şüphesiz ki Allah size, o güvenerek teslim edilenleri onların ehline geri vermenizi ve o insanların arasında karar verdiğiniz zaman o eşitlikle karar vermenizi buyuruyor. Şüphesiz ki Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلاً۟ 
59-  Ey o kimseler ki inanmışlardır, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve sizden buyruk sahiplerine de. Yok eğer siz bir şeyde birbirinizle çekişirseniz, eğer ki Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, artık siz onu Allah'a ve o elçiye geri döndürün. Bu, daha hayırlı ve netice bakımından daha iyidir.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً
60- Sen görmedin mi o kimseleri ki, iddia ediyorlar şüphesiz ki kendileri inanmışlardır o şeye ki sana indirilmiştir ve o şeye ve senden önce indirilmiştir? Onlar o taşkınlık yapana (Tağut'a) hakemleşmek istiyorlar, oysa onlar onu kesinlikle örtmekle buyurulmuşlardı. Ve Şeytan onları bir uzak sapkınlıkla saptırmayı istiyor.

 وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُوداًۚ
61- Ve onlara: "Siz, gelin o şeye ki onu Allah indirmiştir ve o elçiye (gelin)" denildiği zaman, sen görürsün ki o ikiyüzlüler senden uzaklaştıkça uzaklaşıyorlar.

فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَاناً وَتَوْف۪يقاً
62- Peki nasıl olacak onlara bir musibet değdiği zaman o şey nedeniyle ki kendi elleri öncelemiştir? Sonra onlar sana gelecekler: "Biz istemedik, iyi davranmak ve uzlaşmak başka" diye, Allah'a bilinçli yemin edecekler.

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يَعْلَمُ اللّٰهُ مَا ف۪ي قُلُوبِهِمْ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَوْلاً بَل۪يغاً
63- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah biliyor o şeyi ki onların kalplerindedir. O halde sen onlardan ilgisiz kal (sözlerini dikkate alma) ve onlara öğüt ver ve kendi benlikleri hakkında bir tesirli söz söyle.

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَـوَّاباً رَح۪يماً
64- Ve biz, elçiden hiçbirini göndermedik, Allah'ın onayıyla kendisine itaat edilmesi başka. Ve eğer gerçekten onlar kendi benliklerine haksızlık yaptıkları zaman sana gelseler de Allah'a bağışlanma isteseler ve o elçi de onlar için bağışlanma isteseydi, kesinlikle bulacaklardı ki Allah lütufla çokça dönücüdür, şefkati süreklidir.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً 
65- Hayır senin Efendine ant olsun ki, onlar inanıyor olmazlar ta ki seni hakem yapıncaya o şeylerde ki kendilerinin arasında dallanıp budaklanmıştır, sonra kendi benliklerinde bir iç sıkıntısı bulmayıncaya, o şeyden dolayı ki sen karar vermişsindir ve tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar.

وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَل۪يلٌ مِنْهُمْۜ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِه۪ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْب۪يتاًۙ
66- Ve eğer gerçekten biz onların üzerine birbirinizi (savaşmak suretiyle) öldürün veya kendi yurtlarınızdan çıkın diye yazsaydık, onu yapmazlardı içlerinden pek azı başka. Ve eğer gerçekten onlar yapsalardı o şeyi ki kendisi ile öğütleniyorlar, kendileri için kesinlikle daha hayırlı ve (inançları) sabitlik bakımından daha çetin olurdu.

 وَاِذًا لَاٰتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّٓا اَجْرًا عَظ۪يمًاۙ ﴿٦٧﴾ وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا
67- 68- Ve o takdirde biz onlara kendi katımızdan kesinlikle çok büyük bir ödül verirdik ve onları doğruluğunu koruyan yola kesinlikle iletirdik.

وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ 
69- Ve kim Allah'a ve o elçiye itaat ederse, artık onlar o kimselerin beraberindedir ki Allah kendilerinin üzerini gönençlendirdiği o habercilerden ve o doğru söyleyenlerden ve o tanıklardan ve o düzgün işleri işleyenlerdendir. Ve işte onlar yoldaşça ne iyidir.

ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يماً۟
70- Bu, Allah'tan o lütuftur. Ve en iyi bilici olarak sadece Allah yeter.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعاً
71- Ey o kimseler ki inanmışlardır, siz sakınma tedbirinizi alın da küçük gruplar olarak sefere çıkın veya toplu olarak sefere çıkın.

وَاِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّۚ فَاِنْ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَالَ قَدْ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيَّ اِذْ لَمْ اَكُنْ مَعَهُمْ شَه۪يداً
72- Ve şüphesiz o kimseler ki kesinlikle ve kesinlikle ağır davranacaktır içinizdendir. Yok eğer size bir musibet değerse: "Allah gerçekten benim üzerimi gönençlendirdi de (iyi ki) o zaman ben onların beraberinde tanıklık edici olmadım" diyecektir.

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزاً عَظ۪يماً
73- Ve ant olsun ki eğer size Allah'tan bir lütuf değerse de, sizinle kendisi arasında bir sevgi bağı olmamış gibi kesinlikle ve kesinlikle o: "Ah keşke ben de onların beraberinde olsaydım da, çok büyük başarıyı elde etseydim" diyecektir.

فَلْيُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يَشْرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۜ وَمَنْ يُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيُقْتَلْ اَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً
74- O halde Allah'ın yolunda öldürüşsün o kimseler ki, o yakın yaşamı o sonrakiyle takas edeceklerdir. Ve kim Allah'ın yolunda öldürüşür de, öldürülür veya yenerse, o vakit biz ona ileride çok büyük ödül vereceğiz.

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَص۪يراًۜ
75- Ve size ne oluyor ki; Allah'ın yolunda öldürüşmüyorsunuz ve o adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan zayıf bırakılmışlar(ın yolunda), o kimseler ki: "Ey Efendimiz, sen bizi bu kasabadan çıkar, ki onun mensupları haksızlık yapanlardır ve bize kendi katından bir yakın tayin et ve bize kendi katından bir yardımcı tayin et"  diyorlar.

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفاً۟
76- O kimseler ki inanmışlardır, onlar Allah'ın yolunda öldürüşürler. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, onlar o taşkınlık yapanın (Tağut'un) yolunda öldürüşürler. Öyleyse siz, Şeytanın yakınları ile öldürüşün. Şüphesiz ki Şeytanın plânı, zayıftır.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ ق۪يلَ لَهُمْ كُفُّٓوا اَيْدِيَكُمْ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۚ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةًۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَۚ لَوْلَٓا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۜ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَل۪يلٌۚ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَت۪يلاً
77- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendilerine: "Siz ellerinizi (öldürüşmekten şimdilik) alıkoyun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin" denilmişti? Ne zaman ki o öldürüşme onların üzerine yazıldı, birden içlerinden bir bölük o insanlardan Allah'ın çekincesi gibi hatta daha çetin bir çekinmeyle çekiniyorlar. Ve onlar: "Ey Efendimiz, sen bu öldürüşmeyi bizim üzerimize neden yazdın? Sen bizi bir yakın süreye kadar sonralamalı değil miydin?" dediler. Sen de ki: "O yakının yararı pek azdır. Ve o sonraki ise daha hayırlıdır o kimse için ki o korunmuştur. Ve siz bir çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmayacaksınız."

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِكَۜ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَد۪يثاً
78- Siz nerede olursanız o ölüm size yetişecektir; Ve eğer ki siz sağlamlaştırılmış yükseltilerde olsanız da. Ve eğer onlara bir iyilik değerse: "Bu, Allah'ın yanındandır" diyorlar. Ve eğer onlara bir kötülük değerse: "Bu, senin yanındandır" diyorlar. Sen de ki: "Her biri Allah'ın yanındandır." Şimdi şu topluluğa ne oluyor ki bir sözü kavramaya yanaşmıyorlar?

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِۘ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۜ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاًۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً
79- O şey ki sana bir iyilikten değmiştir, artık (o) Allah'tandır. Ve o şey ki sana bir kötülükten değmiştir, artık (o da) kendi benliğindendir. Ve biz seni o insanlara bir elçi olarak gönderdik. Ve (buna) tanıklık edici olarak sadece Allah yeter.

مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَف۪يظاًۜ
80- Kim o elçiye itaat ederse, o vakit o kesinlikle Allah'a itaat etmiştir. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık biz seni onların üzerine kollayıp gözetici olarak göndermedik.

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌۘ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذ۪ي تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۚ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً
81- Ve onlar (senin yüzüne karşı) "itaat" diyorlar. Fakat senin yanından (ayrılıp başka yere) belirdikleri zaman ise içlerinden bir zümre gece planı kuruyor, o şeyin tersine ki sana diyorlardı. Ve Allah o şeyleri yazıyor ki onlar geceleri kurguluyorlar. Şimdilik sen onlardan ilgisiz kal ve Allah'a güvenip dayan. Ve dayanak olarak sadece Allah yeter.

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا ف۪يهِ اخْتِلَافاً كَث۪يراً
82- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Ve eğer o Allah'tan başkasının yanından olsaydı, onlar onun içinde kesinlikle birçok aykırılık bulacaklardı.

وَاِذَا جَٓاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِه۪ۜ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَل۪يلاً 
83- Ve onlara (açık edilmemesi gereken) o güvenden veya o kaygıdan bir buyruk geldiği zaman, onu açık ediyorlar. Ve eğer onu (açık etmek yerine) o elçiye ve içlerinden buyruk sahiplerine geri döndürselerdi, onu kesinlikle bilirdi o kimseler ki içlerinden onun derinliğini  kavrayabiliyorlardı. Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati sizin üzerinizde olmasaydı, hepiniz* o şeytana kesinlikle uyardınız.

*Galilen kelimesi azlık ifade etmekle birlikte hiçlik anlamı da vardır.

فَقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ لَا تُكَلَّفُ اِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَاللّٰهُ اَشَدُّ بَأْساً وَاَشَدُّ تَنْك۪يلاً
84- O halde sen Allah'ın yolunda öldürüş. Sen sorumlu değilsin, kendi benliğin başka ve o inananları da teşvik et. Allah'ın, (bu yolla) alıkoyması umulur o kimselerin sıkıntısını ki onlar gerçeği örtmüşlerdir. Ve Allah, sıkıntı verme bakımından en çetindir ve caydırıcı karşılık bakımından da en çetindir.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً
85- Kim bir iyi eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona ondan bir (güzel) hisse olur. Ve kim bir kötü eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona da ondan bir sorumluluk olur. Ve Allah, her şeyin üzerinde eksiksiz ihtiyaç karşılayıcıdır.

وَاِذَا حُيّ۪يتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَٓا اَوْ رُدُّوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَس۪يباً
86- Ve siz bir esenlik ile esenlendiğiniz zaman, artık siz de esenleyin ondan daha iyisiyle veya onu (aynısıyla) geri döndürün. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerinde hesap görücüdür.

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَد۪يثاً۟
87- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o kalkışın gününe kesinlikle ve kesinlikle sizi toplayacaktır ki onda hiçbir kuşku yoktur. Ve kimdir söz bakımından Allah'tan daha doğru?

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِق۪ينَ فِئَتَيْنِ وَاللّٰهُ اَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُواۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَهْدُوا مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلاً 
88- O halde size ne oluyor ki o ikiyüzlüler hakkında iki karşı birliksiniz? Oysa Allah onları baş aşağı etmiştir o şey nedeniyle ki kendileri kazanmışlardır. Siz doğruya iletmek mi istiyorsunuz o kimseyi ki Allah onu saptırmıştır? Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamayacaksın.

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَٓاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ اَوْلِيَٓاءَ حَتّٰى يُهَاجِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْۖ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراًۙ
89- Onlar gönülden arzu ettiler ki, keşke siz de onların gerçeği örttükleri gibi siz de örtseniz de, (onlarla) denk olsanız. Bu yüzden siz onlardan hiçbirini yakınlar edinmeyin ta ki onlar Allah'ın yolunda göçünceye kadar. Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, o vakit siz onları bulduğunuz yerde tutun ve öldürün. Ve siz onlardan hiçbirini bir yakın ve bir yardımcı olarak sakın edinmeyin.

اِلَّا الَّذ۪ينَ يَصِلُونَ اِلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ اَوْ جَٓاؤُ۫كُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ اَنْ يُقَاتِلُوكُمْ اَوْ يُقَاتِلُوا قَوْمَهُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْۚ فَاِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَاَلْقَوْا اِلَيْكُمُ السَّلَمَۙ فَمَا جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَب۪يلاً
90- O kimseler hariç ki onlar bir topluluğa ilişiyorlar, yeminle bağlanmış bir söz sizinle onların arasındadır veya sizinle öldürüşmekten veya kendilerinin topluluğu ile öldürüşmekten göğüsleri sıkışmış olarak size gelmişlerdir. Ve eğer Allah dileseydi, onları sizin üzerinize kesinlikle yetkilendirir, onlar da sizinle öldürüşürlerdi. Yok eğer onlar sizden uzaklaşırlar da sizinle öldürüşmezler ve sizi o barışla karşılarlarsa, o vakit Allah sizin için onların üzerine bir yol vermemiştir.

سَتَجِدُونَ اٰخَر۪ينَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا قَوْمَهُمْۜ كُلَّمَا رُدُّٓوا اِلَى الْفِتْنَةِ اُرْكِسُوا ف۪يهَاۚ فَاِنْ لَمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُٓوا اِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّٓوا اَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْۜ وَاُو۬لٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَاناً مُب۪يناً۟
91- Siz, diğerlerini bulacaksınız ki kendileri hem sizden güvende olmak hem de kendilerinin topluluğundan güvende olmak istiyorlar. Onlar her ne zaman o ayartmaya (körüklemeye) geri döndürülseler, ona hemen baş aşağı atlarlar. Yok eğer onlar sizden uzaklaşmazlar ve sizi o barışla karşılamazlar ve ellerini sizden alıkoymazlarsa, o vakit siz onları ele geçirdiğiniz yerde tutun ve öldürün. Ve işte onlar, biz sizin için onların üzerine bir apaçık yetki vermişizdir.

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِناً اِلَّا خَطَـٔاًۚ وَمَنْ قَتَلَ مُـؤْمِناً خَطَــٔاً فَـتَـحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ وَتَحْر۪يرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِۘ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً
92- Ve bir inanan için bir inananı öldürmesi olmamıştır, bir yanılarak olması başka. Ve kim bir inananı yanılarak öldürürse, o vakit bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme ve (öldürülenin) ailesine teslim edilmiş bir diyet vardır, onların (diyeti) bağışlamaları başka. Yok eğer (öldürülen) bir inanan olduğu halde size bir düşman topluluktan ise, o vakit bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Ve eğer (öldürülen) sizinle onların arasında bir yeminle bağlanmış söz bulunan bir topluluktan ise, o vakit kendi ailesine teslim edilmiş bir diyet ve bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Fakat kim bunu bulamadıysa, o vakit Allah'tan bir lütufla dönüş olarak birbirini izleyen iki ay oruç vardır. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِداً ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظ۪يماً
93- Ve kim bir inananı kast edici olarak öldürürse, o vakit onun karşılığı cehennemdir ki, o onun içinde sürekli kalıcıdır. Ve Allah onun üzerine hiddetlenmiş ve onu dışlamış ve çok büyük bir azabı onun için hazırlamıştır. 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِناًۚ تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۘ فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَث۪يرَةٌۜ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً
94- Ey o kimseler ki inanmışlardır, siz Allah'ın yolunda o yerde (yola ayak) bastığınız (sefere çıktığınız) zaman, o vakit duruma açıklık kazandırın ve sakın demeyin o kimse için ki ki o sizi o barışla karşılamıştır, o yakın yaşamın sunumunun peşine düşerek: "Sen bir inanan değilsin." Bir çok ganimetler, artık Allah'ın yanındadır. Önceden siz işte böyle idiniz de Allah sizin üzerinize borç yükledi, o vakit duruma açıklık kazandırın. Şüphesiz ki Allah, tamamıyla en iyi en iyi haber alıcıdır o şeyleri ki siz işliyorsunuz.

لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۜ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ دَرَجَةًۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِد۪ينَ عَلَى الْقَاعِد۪ينَ اَجْراً عَظ۪يـماًۙ
دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةًۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟
95- 96- O inananlardan o zorluğun sahibi olmadığı halde (savaşa çıkmayarak) o oturanlar ve Allah'ın yolunda kendi mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananlar, denk olmaz.  Allah, kendi mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananları, o oturanların üzerine kademe bakımından lütuflandırmıştır. Ve Allah her birine de o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah o güçlerini kullananları, oturanların üzerinde çok büyük bir ödülle lutuflandırmıştır, kendisinden kademeler ve bir bağışlama ve bir şefkat. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا ف۪يمَ كُنْتُمْۜ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَف۪ينَ فِي الْاَرْضِۜ قَالُٓوا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا ف۪يهَاۜ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراًۙ
97- Şüphesiz o kimseleri ki, o melekler onların ömürlerini kendi benliklerinin haksızlık yapıcıları olarak tamamlamışlardır, onlara: "Siz, ne halde idiniz?" dediler. Onlar da: "Biz, Yerde zayıf  düşürülmüşler idik" dediler. Onlar: "(Mekke dışındaki)Allah'ın arzı kapsayıcı değil miydi? O vakit siz de onda göçseydiniz ya" dediler. Artık işte onlar var ya, onların sığınacak yerleri cehennemdir. Ve o ne kötü bir varış yeridir.

اِلَّا الْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ح۪يلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَب۪يلاً
98- O adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan bir çareye güç yetiremez o zayıf düşürülmüşler ve (göç için) bir yol bulamazlar başka.

فَاُو۬لٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُواًّ غَفُوراً
99- Bu durumda işte onlar, Allah'ın onlardan (hatalarını) yok sayması umulur. Ve Allah, (hataları)  yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.

وَمَنْ يُهَاجِرْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَماً كَث۪يراً وَسَعَةًۜ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِه۪ مُهَاجِراً اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟
100- Ve kim Allah'ın yolunda göçerse o, Yerde (ayrıldığı topluluğun burunlarının sürtülmesine neden olacak) birçok imkan ve (maddi) kapsayıcılık bulacaktır. Ve kim de kendisinin evinden Allah'a ve O'nun elçisine göç edici çıkar, sonra kendisine o ölüm yetişirse, o vakit onun ödülü kesinlikle Allah'ın üzerine düşmüştür. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

وَاِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلٰوةِۗ اِنْ خِفْتُمْ اَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ اِنَّ الْكَافِر۪ينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُواًّ مُب۪يناً
101- Ve siz o yerde (yola ayak) bastığınız (sefere çıktığınız) zaman, eğer o kimselerin sizi ayartmalarından kaygılanırsanız ki onlar gerçeği örtmüşlerdir, o kulluk görevinden (namazdan) kısaltmanızda artık hiçbir sakınca sizin üzerinize yoktur. Şüphesiz ki o gerçeği örtücüler size bir apaçık düşmandırlar. 

وَاِذَا كُنْتَ ف۪يهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُٓوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَٓائِكُمْۖ وَلْتَأْتِ طَٓائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْۚ وَدَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَم۪يلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُٓوا اَسْلِحَتَكُمْۚ وَخُذُوا حِذْرَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناً
102- Ve sen onların içinde olup da onlara o kulluk görevini (namazı) ayakta tutmaya kaldırdığın zaman, o vakit içlerinden bir zümre senin beraberinde ayağa kalksın ve silâhlarını da (yanlarında) tutsunlar. Artık onlar secde ettikleri zaman, (sonraki ekip) sizin arkanızda olsunlar. 
Ve kulluk görevini (namazı) yerine getirmemiş sonraki bir zümre gelsin ve senin beraberinde kulluk görevini (namazı) yerine getirsinler, sakınma tedbirlerini ve silâhlarını (yanlarında) tutsunlar. Gönülden arzu etti o kimseler ki onlar gerçeği örtmüşlerdir, keşke silâhlarınızdan ve yararlılıklarınızdan duyarsız kalsınız onlar da sizin üzerinize bir tek saldırıyla saldırsınlar. Ve eğer yağmurdan bir rahatsızlık olur veya siz hasta olursanız, silâhlarınızı (başka bir yere) koymanızda, hiçbir sakınca sizin üzerinize yoktur. Ve siz sakınma tedbirinizi (yine de yanınızda) tutun. Şüphesiz ki Allah, bir alçaltıcı azabı o gerçeği örtücüler için hazırlamıştır.

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً
103- Artık siz o kulluk görevini (namazı) yerine getirdiğiniz zaman, o vakit Allah'ı ayakta olarak ve oturarak ve yanlarınız üzereyken (her durumda) hatırlayın.  Yatıştığınız zaman, o vakit o kulluk görevini (namazı kısaltmadan) ayakta tutun. Şüphesiz o kulluk görevi (namaz) o inananların üzerine bir vakitlenmiş yazgıdır.

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَٓاءِ الْقَوْمِۜ اِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَاِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَۚ وَتَرْجُونَ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا يَرْجُونَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً۟
104- Ve siz, o topluluğun peşine düşmekte sakın gevşemeyin. Eğer siz acı duyuyor iseniz, artık şüphesiz ki onlar da sanki siz acı duyuyorsunuz gibi acı duyuyorlar. Ve siz Allah'tan o şeyleri bekliyorsunuz ki onlar beklemiyorlar. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يماًۙ
105- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o gerçekle indirdik ki o insanların arasında o şeyle karar veresin ki Allah onu sana göstermiştir. Ve sen o hainler için bir çekişen sakın olma.

وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ
106- Ve sen, Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذ۪ينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّاناً اَث۪يماًۚ 
107-Ve sen o kimselerden yana sakın söz dalaşı yapma ki onlar kendi benliklerine hainlik ediyorlar. Şüphesiz ki Allah o kimseyi sevmez ki kendisi hainlikte direnen günahkârdır.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يـطاً
108- Onlar, (ihanetlerini) o insanlardan saklı tutabilirler ve Allah'tan saklı tutamazlar. Oysa O, o onların beraberindedir o zaman ki onlar geceleri kurguluyorlar o şeyleri ki O, o söylenenden hoşnut olmaz. Ve Allah, tamamıyla kuşatıcıdır o şeyleri ki onların işliyorlar.

هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً
109- İşte siz şunlarsınız hadi o yakın yaşamda onlardan yana söz dalaşı yaptınız, peki ya o kalkışın günü onlardan yana Allah'a kim söz dalaşı yapacak? Ya da kim onların üzerine bir dayanak olacak?

وَمَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُوراً رَح۪يماً
110- Ve kim bir kötülük işler veya kendi benliğine haksızlık yapar sonra da Allah'a bağışlama isterse, Allah'ı çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olarak bulacaktır.

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْماً فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلٰى نَفْسِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً
111- Ve kim bir günah kazanırsa, ancak ve ancak onu kendi benliğinin üzerine kazanır. Ve Allah en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

وَمَنْ يَكْسِبْ خَط۪ٓيـَٔةً اَوْ اِثْماً ثُمَّ يَرْمِ بِه۪ بَر۪ٓيـٔاً فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَـاناً وَاِثْماً مُب۪يناً۟
112- Ve kim bir yanılgı ya da günah kazanır, sonra da onu beri haldeki (işlemeyen) birine atarsa, o vakit kesinlikle bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah yüklenmiştir.

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً
113- Ve eğer Allah'ın lütfu ve kendi şefkati senin üzerinde olmasaydı, içlerinden bir zümre kesinlikle seni saptırmaya yeltenirdi. Oysa onlar saptırmıyorlar, kendi benlikleri başka ve sana da hiçbir şeyle zarar veremiyorlar. Ve Allah o kitabı ve o bilgeliği senin üzerine indirmiş ve sana o şeyleri öğretmiştir ki sen biliyor değildin.  Ve Allah'ın lütfu senin üzerinde çok büyüktür.

لَا خَيْرَ ف۪ي كَث۪يرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِۜ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً
114- Onların gizli konuşmalarının birçoğunda hiçbir hayır yoktur. O kimsenin hariç ki kendisi bir bağışı veya benimsenmişi veya o insanların arasını bir düzeltmeyi buyurmuştur. Ve kim Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmek için bunu yaparsa, artık biz ona ileride çok büyük bir ödül vereceğiz.

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِـعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً۟
115- Ve kim o elçiyle ayrışırsa o şeyin ardından ki kendisine o doğruya iletim apaçık belli olmuştur ve o inananların yolundan başkasına uyarsa, biz onu o şeye yakınlaştıracağız ki kendisi yakınlaşmıştır ve (sonunda) onu cehenneme yaslandıracağız. Ve o ne kötü bir varış yeridir.

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
116- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamaz ve bağışlar o şeyi ki bunun berisindedir o kimse için ki O dileyecektir. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o vakit kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.

اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اِنَاثاًۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَاناً مَر۪يداًۙ
117- Onlar, O'nun berisinden çağırmıyorlar, birtakım dişiler başka. Ve onlar çağırmıyorlar, bir inatçı şeytan başka.

لَعَنَهُ اللّٰهُۢ وَقَالَ لَاَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَص۪يباً مَفْرُوضاًۙ
وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِياًّ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَاناً مُب۪يناًۜ
118- 119- Allah onu dışlamıştır ve o da: "Ben senin kullarından bir belirlenmiş hisseyi kesinlikle ve kesinlikle edineceğim. Ve ben onları kesinlikle ve kesinlikle saptıracağım ve kesinlikle ve kesinlikle onları boş beklentilere sokacağım ve  kesinlikle ve kesinlikle onlara buyuracağım da o gönenç sağlayan hayvanların kulaklarını yaracaklar ve kesinlikle ve kesinlikle onlara emredeceğim de, Allah'ın yaratışını başkalaştıracaklar" demişti. Ve kim Şeytan'ı Allah'ın berisinden bir yakın olarak edinirse, artık o kesinlikle bir apaçık ziyanla ziyan etmiştir.

يَعِدُهُمْ وَيُمَنّ۪يهِمْۜ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُوراً
120- O, onlara söz veriyor ve onların boş beklentilere sokuyor. Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başkasını söz vermiyor.

اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَح۪يصاً
121- İşte onlar var ya, onların sığınacak yeri cehennemdir ve onlar ondan bir kaçış yeri de bulamayacaklardır.

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ ق۪يلاً 
122- Ve o kimseler ki, inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, biz onları yakında bahçelere girdireceğiz ki, onların altından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. (Bu), Allah'ın gerçek bir söz vermesidir. Ve kimdir söz bakımından Allah'tan daha doğru?

لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَٓا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِۜ مَنْ يَعْمَلْ سُٓوءاً يُجْزَ بِه۪ۙ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً
123- (Bu söz) sizin boş beklentilerinize ve o kitabın mensuplarının boş beklentisine göre değildir. Kim bir kötülük işlerse, onunla karşılık görecektir. ve o kendisine Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı da bulamayacaktır.

 وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَق۪يراً
124- Ve bir erkekten veya bir dişiden kim kendisi bir inanan olarak o düzgün işleri işlerse, artık onlar o bahçeye girecekler ve bir çekirdek kadar haksızlığa uğratılmayacaklardır.

وَمَنْ اَحْسَنُ د۪يناً مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلاً
125- Ve yükümlülük bakımından daha iyi kimdir o kimseden ki o, kendi yüzünü iyilik eden olarak Allah'a teslim etmiş ve (fıtrat yasalarına) meylederek İbrahim'in inanç çizgisine uymuştur? Ve Allah İbrahim'i bir dost edinmişti.

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطاً۟
126- O şeyler ki Göklerdedir ve o şeyler ki Yerdedir, Allah'ındır. Ve Allah, her bir şeyi kuşatıcıdır.

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَٓاءِۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ ف۪يهِنَّۙ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ ف۪ي يَتَامَى النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَف۪ينَ مِنَ الْوِلْدَانِۙ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِه۪ عَل۪يماً
127- Ve onlar senden o kadınlar hakkında görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, onlar hakkında size görüş bildiriyor. Ve o şey ki o kadınların yetimleri hakkında o kitapta sizin üzerinize peşi sıra okunuyor. O kadınlar ki siz vermiyorsunuz o şeyi onların kendisine yazılmıştır ve onlarla evlenmeye ilgi duyuyorsunuz ve o çocuklardan zayıf düşürülmüşler ve yetimlere karşı hakkaniyeti ayağa kaldırmanız (hakkında da okunuyor). Ve siz bir hayırdan ne işliyorsunuz, artık şüphesiz ki Allah onu en iyi bilicidir."

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزاً اَوْ اِعْرَاضاً فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحاًۜ وَالصُّلْحُ خَيْرٌۜ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّۜ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً
128- Ve eğer bir kadın kendi kocasından bir (geçimsizlikle) yükselme veya bir ilgisizlikten kaygılanırsa, o vakit karı ve kocanın aralarını bir uzlaşıyla düzeltmelerinde hiçbir sakınca her ikisinin de üzerine yoktur. Ve o uzlaşı, daha hayırlıdır. Ve o benlikler o tamahkarlığa hazırlanmıştır. Ve eğer siz iyi davranırsanız ve korunursanız, o vakit şüphesiz ki Allah, tamamıyla en iyi haber alıcıdır ki o şeyleri siz işliyorsunuz.

وَلَنْ تَسْتَط۪يعُٓوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَٓاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَم۪يلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِۜ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماً
129- Ve eğer ki siz ne kadar düşkün olsanız da, o kadınların arasında eşit davranabilmeye asla güç yetiremeyeceksiniz. O halde siz bütün meylinizle (bir kadına) sakın meyletmeyin ki, o takdirde diğerini (askıya) asılmış gibi bırakırsınız. Ve eğer siz düzeltirseniz ve korunursanız, o vakit şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلاًّ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعاً حَك۪يماً
130- Ve eğer ikisi ayrılırlarsa, Allah her birini kendi kapsayıcılığından (vererek) ihtiyaçsızlaştıracaktır. Ve Allah, her şeyi kapsayıcıdır, mutlak bilgedir.

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَاِيَّاكُمْ اَنِ اتَّقُوا اللّٰهَۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَنِياًّ حَم۪يداً
131- Ve o şeyler ki Göklerdedir ve o şeyler ki Yerdedir, Allah'ındır. Ve ant olsun ki biz, tembihledik o kimselere ki kendilerine sizden önce o kitap verilmiştir ve size de "Siz, Allah'a karşı korunun" diye. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, artık şüphesiz o şeyler ki Göklerdedir ve o şeyler Yerdedir, Allah'ındır. Ve Allah, ihtiyaçsızdır, övgüye çok layıktır.

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً
132- Ve o şeyler ki Göklerdedir ve o şeyler ki Yerdedir, Allah'ındır. Ve dayanak olarak sadece Allah yeter.

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ اَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِاٰخَر۪ينَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى ذٰلِكَ قَد۪يراً
133- Eğer O dilerse sizi giderir de ey o insanlar ve (yerinize) diğerlerini getirir. Ve Allah, buna güç yetiricidir.

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً۟
134- Kim o yakının dönüşümünü istiyor ise, artık o yakının ve o sonrakinin dönüşümü Allah'ın yanındadır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِياًّ اَوْ فَق۪يراً فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْـوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً
135- Ey o kimseler ki inanmışlardır ve eğer kendi benlikleriniz veya anne baba ve o en yakınlar üzerine olsa da, siz Allah için hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olun. Eğer (davalı ve davacı) bir ihtiyaçsız veya bir muhtaç olsa da, bu durumda Allah her ikisine de daha yakındır. O halde siz eşit davranmakta o keyfi eğilime sakın uymayın. Ve eğer siz eğip büker veya ilgisiz kalırsanız artık şüphesiz ki Allah, tamamıyla en iyi haber alıcıdır o şeyleri ki siz işliyorsunuz.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
136- Ey o kimseler inanmışlardır, siz inanın Allah'a ve O'nun elçisine ve o kitaba ki onu kendi elçisinin üzerine indirmiştir ve o kitaba ki onu önceden indirmiştir. Ve kim Allah'ı ve O'nun meleklerini ve O'nun kitaplarını ve O'nun elçilerini ve o sonraki günü (reddederek) örterse, artık o kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَب۪يلاًۜ
137- Şüphesiz ki o kimseler, (önce) inanmışlar, sonra gerçeği örtmüşler, sonra inanmışlar, sonra (yine) gerçeği örtmüşler, sonra da gerçeği örtmeyi artırmışlardır, Allah onları asla bağışlayacak değildir ve onları bir yola iletecek de değildir.

بَشِّرِ الْمُنَافِق۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماًۙ 
138- Sen o ikiyüzlüler müjdele, çünkü çok acı verici bir azap onlar içindir.

اَلَّذ۪ينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَاِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعاًۜ
139- Onlar öyle kimselerdir ki, o inananların berisinden o gerçeği örtücüleri yakınlar ediniyorlar. Onlar, o güçlülüğün peşine onların yanında mı düşüyorlar? Oysa şüphesiz ki o mutlak güçlülük, bütünüyle Allah'ındır.

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا ف۪ي حَد۪يثٍ غَيْرِه۪ۘ اِنَّكُمْ اِذاً مِثْلُهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ جَامِـعُ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْكَافِر۪ينَ ف۪ي جَهَنَّمَ جَم۪يعاًۙ 
140- Ve O, size o kitapta kesinlikle (öğüt) indirmiştir: "Siz, Allah'ın delillerini onlar örtülüyor ve onlarla alay ediliyor olarak işittiğiniz zaman, artık onların beraberinde sakın oturmayın, ta ki onlar onun başkası söze dalıncaya kadar, aksi takdirde şüphesiz ki siz de onların örneğisiniz" diye. Şüphesiz ki Allah, o ikiyüzlüleri ve o gerçeği örtücülerin tümünü cehennemde toplayıcıdır.
 
اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلاً۟
141- Onlar öyle kimselerdir ki, sizi bekleyip dururlar. Yok eğer Allah'tan bir fetih sizin için olursa onlar: "Biz, sizin beraberinizde değil miydik?" derler. Ve eğer bir hisse o gerçeği örtücüler için olursa onlar: "Biz, sizin üzerinize kontrol sağlamadık mı ve o inananlar(ın zararın)dan alıkoymadık mı?" derler. Artık Allah, o kalkışın günü sizin aranızda karar verecektir. Ve Allah, o gerçeği örtücülere, o inananların üzerine asla bir yol vermeyecektir.

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ وَاِذَا قَامُٓوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰىۙ يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَل۪يلاًۘ
142- Şüphesiz o ikiyüzlüler (akıllarınca) Allah'ı aldatıyorlar, oysa O, onları aldatıcıdır. Ve onlar o kulluk görevine (namaza) kalktıkları zaman üşenerek kalkıyorlar, o insanlara gösteriş yapıyorlar ve onlar Allah'ı pek az olsun hatırlamazlar.

مُذَبْذَب۪ينَ بَيْنَ ذٰلِكَۗ لَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَلَٓا اِلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَب۪يلاً
143- Bunun (iki taraf) arasında bocalayanlar olarak. Ne bunlara ve ne de şunlara (karşı net olmazlar). Ve kimi ki Allah onu saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamayacaksın.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ اَتُر۪يدُونَ اَنْ تَجْعَلُوا لِلّٰهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُب۪يناً
144- Ey inanmış olan kimseler, siz o gerçeği örtücüleri o inananların berisinden yakınlar sakın edinmeyin. Siz, sizin üzerinize Allah'a bir apaçık yetki vermek mi istiyorsunuz?

اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ فِي الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَص۪يراًۙ
145- Şüphesiz ki o ikiyüzlüler, o ateşten o en aşağı katmandadır. Ve sen onlar için bir yardımcı asla bulamayacaksın.

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْراً عَظ۪يماً
146- O kimseler hariç ki onlar itaate dönmüşler ve (durumlarını) düzeltmişler ve Allah'a sımsıkı sarılmışlar ve kendilerinin yükümlülüğünü sadece Allah'a özgülemişlerdir. Artık onlar o inananların beraberindedir. Ve Allah, o inananlara ileride çok büyük bir ödül verecektir.

مَا يَفْعَلُ اللّٰهُ بِعَذَابِكُمْ اِنْ شَكَرْتُمْ وَاٰمَنْتُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ شَاكِراً عَل۪يماً
147- Eğer siz şükrederseniz ve inanırsanız, Allah sizin azabınızı ne yapacak? Ve Allah, şükrün karşılığını vericidir, en iyi bilicidir.

لَا يُحِبُّ اللّٰهُ الْجَهْرَ بِالسُّٓوءِ مِنَ الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَۜ وَكَانَ اللّٰهُ سَم۪يعاً عَل۪يماً
148- Allah o sözden, o kötünün açığa vurmasını sevmez, o kimse hariç ki kendisine haksızlık yapılmıştır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.

اِنْ تُبْدُوا خَيْراً اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُٓوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ قَد۪يراً
149- Eğer siz bir hayrı ortaya dökerseniz veya onu saklı tutarsanız veya bir kötülükten yok sayarsanız, artık şüphesiz ki Allah da (kötülükleri) yok sayıcıdır, güç yetiricidir.

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاًۙ 
150- Şüphesiz ki o kimseler, Allah'ı ve O'nun elçilerini(n getirdiklerini) örtüyorlar ve istiyorlar ki Allah ve O'nun elçilerinin arasını ayrıştırsınlar ve: "Biz, bir kısmına inanırız ve bir kısmını örteriz" diyorlar ve istiyorlar ki bu ikisi arasında bir yol edinsinler. 

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقاًّۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً مُه۪يناً
151- İşte onlar, o gerçek örtücülerin ta kendileridir. Ve biz bir alçaltıcı azabı o gerçeği örtücüler hazırlamışızdır.

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً۟
152- Ve o kimseler ki, Allah'a ve O'nun elçilerine inanmışlar ve onlardan hiçbirinin arasını ayrıştırmamışlardır. İşte onlara ödülleri ileride verilecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَاباً مِنَ السَّمَٓاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُٓوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْۚ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَۚ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَاناً مُب۪يناً
153- O kitabın mensupları senden talep ediyor ki sen onların üzerine Gökten bir kitap indiresin. Onlar bundan daha büyüğünü kesinlikle Musa'ya talep etmişlerdi de: "Sen, bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi. Bunun üzerine haksızlıkları nedeniyle onları o korkunç gürültü tutmuştu. Sonra onlar o buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi o şeyin ardından ki kendilerine o apaçık belgeler gelmişti, buna rağmen biz bu (hataları)ndan da yok saymış ve Musa'ya bir apaçık yetki vermiştik. 

وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِم۪يثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً
154- Yeminle bağlanmış sözleri nedeniyle biz onların üstlerine Tur'u yükseltmiş ve onlara: "Siz, o kapıya boyun eğenler olarak girin" demiş ve yine biz onlara: "Siz, o dinlenme (günün)de sakın aşırı gitmeyin" demiş ve onlardan bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almıştık. 

فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَل۪يلاًۖ 
155- Buna rağmen yeminle bağlanmış sözlerini bozmaları ve Allah'ın delillerini örtmeleri ve o habercileri hiçbir haklı gerekçe olmaksızın öldürmeleri ve onların: "Kalplerimiz (senin bizi çağırdığına karşı) kılıflıdır" demeleri nedeniyle ki; Aksine, gerçeği örtmeleri sebebiyle Allah onların (kalplerin) üzerine damga vurmuştur. Bu yüzden onlar pek az olsun inanmazlar*. 

* Galilen kelimesinin azlık dışında hiçlik anlamı da vardır. (Keşşaf) Burada hiçbir Yahudinin inanmaması bağlamın kastettikleri ile alakalı olduğu dikkate alınmalıdır.

وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلٰى مَرْيَمَ بُهْتَاناً عَظ۪يماًۙ
156- Ve bir de onların gerçeği örtmeleri ve Meryem'in üzerine çok dehşetli büyük yalan demeleri...

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪يناًۙ
157- Ve onların: "Şüphesiz ki biz Allah'ın elçisi Meryem'in oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri. Oysa onlar onu öldüremediler de onu asamadılar da, fakat o kendilerine benzetildi. Ve şüphesiz ki o kimseler onun hakkında aykırılığa düşmüşlerdir, ondan yana kesinlikle bir kararsızlık içindedirler. Onlar için onun hakkında hiçbir bilgi yoktur, o kanıya uymak başka. Ve onlar onu kesinkes öldüremediler.

بَلْ رَفَعَهُ اللّٰهُ اِلَيْهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً
158- Aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Ve Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداًۚ
159- Ve o kitabın mensuplarından kimse yoktur ki onun (İsa'nın) ölümünün öncesi ona (İsa'ya) kesinlikle ve kesinlikle inanmasın. Ve o kalkışın günü o da (İsa) onların üzerine tanıklık edici olacaktır.

فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ اُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ كَث۪يراًۙ
وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِۜ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً 
160- 161- Yahudi* kimselerden bir kısmının haksızlıkları nedeniyle ve birçoklarını Allah'ın yolundan uzaklaştırmaları ve o faizi almaları oysa ki ondan kesinlikle vazgeçirilmişlerdi ve o insanların mallarını o geçersizlikle yemeleri nedeniyle, kendilerine serbestleştirilmiş (bazı) temizleri onların üzerine yasaklaştırdık. Ve biz çok acı verici bir azabı içlerinden o gerçeği örtücüler için hazırladık.

* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir. 

لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُق۪يم۪ينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْت۪يهِمْ اَجْراً عَظ۪يماً۟
162- Fakat içlerinden o bilgide derinleşenler ve o inananlar, inanırlar o şeye ki sana indirilmiştir ve o şeye ki ve senden önce indirilmiştir. Ve biz, o kulluk görevini ayakta tutanlara ve o arınmayı yerine getirenlere ve Allah'a ve o sonraki güne inananlara, işte onlara yakında çok büyük bir ödül vereceğiz.

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّ۪نَ مِنْ بَعْدِه۪ۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَع۪يسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُوراًۚ
163- Şüphesiz ki biz sana vahyettik, Nuh'a ve ondan sonraki o habercilere vahyettiğimiz gibi. Ve biz İbrahim'e ve İsmail'e ve İshak'a ve Yakub'a ve o torunlara ve İsa'ya ve Eyyub'a ve Yunus'a ve Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve biz Davud'a da yazılı metin (Zebur) olarak verdik.

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلاً لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَۜ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْل۪يماًۚ
164- Ve öyle elçiler (gönderdik) ki biz onları önceden senin üzerine kesinlikle anlattık ve öyle elçiler (gönderdik) ki biz onları senin üzerine anlatmadık. Ve Allah Musa ile kelam etti.

رُسُلاً مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً
165- Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak elçiler (gönderdik) ki o elçilerden sonra o insanların Allah'a karşı bir delili olmasın. Ve Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَٓا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِه۪ۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً
166- Fakat Allah tanıklık eder o şeye ki sana indirmiştir O, onu kendi bilgisiyle indirmiştir. Ve o melekler de tanıklık ederler. Ve tanıklık edici olarak sadece Allah yeter.

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالاً بَع۪يداً
167- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşlerdir ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlardır, onlar kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmışlardır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَر۪يقاًۙ 
168- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örtmüşler ve haksızlık yapmışlardır, Allah onları kesinlikle bağışlayacak değildir ve onları kesinlikle bir yola iletecek de değildir.

اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً
169- Cehennemin yolu başka, onlar onda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Ve bu, Allah'ın üzerine çok kolaydır.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْراً لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً
170- Ey o insanlar o elçi size, kendi Efendinizden kesinlikle o gerçeği getirmiştir. O halde kendinize bir hayır olarak siz inanın. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, artık şüphesiz o şeyler ki  Göklerdedir ve o şeyler ki Yerdedir Allah'ındır. Ve Allah, en iyi bilicidir, mutlak bilgedir.

يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّۜ اِنَّمَا الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُۚ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُۘ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌۜ اِنْتَهُوا خَيْراً لَكُمْۜ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ سُبْحَانَهُٓ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌۢ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً۟
171- Ey o kitabın mensupları, siz kendinizin yükümlülüğünde sakın ileri gitmeyin ve Allah'ın üzerine sakın söylemeyin, o gerçek başka. Meryem'in oğlu İsa Mesih, ancak ve ancak Allah'ın elçisi ve O'nun bir kelimesidir. O, onu Meryem'e karşılaştırmıştır ve O'ndan bir esintidir. O halde siz Allah'a ve O'nun elçilerine inanın ve "(Tanrı) üçtür" sakın demeyin. (Bunu demekten) kendinize bir hayır olarak vazgeçin. Allah, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O, bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. O şeyler ki Göklerdedir ve o şeyler ki Yerdedir, O'nundur. Ve dayanak olarak sadece Allah yeter.

لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَس۪يحُ اَنْ يَكُونَ عَبْداً لِلّٰهِ وَلَا الْمَلٰٓئِكَةُ الْمُقَرَّبُونَۜ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ اِلَيْهِ جَم۪يعاً 
172- Mesih, Allah'a bir kul olmaktan asla kaçınmaz ve o melekler de. Ve kim O'na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa, artık O onları yakında kendisine toplu olarak sürüp toplayacaktır.

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفّ۪يهِمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَاباً اَل۪يماًۙ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً
173- Şimdi o kimselere gelince ki onlar inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, artık O onların ödüllerini tastamam ödeyecek ve kendi lütfundan da artıracaktır. Ve o kimselere gelince ki onlar kaçınmışlar ve büyüklük taslamışlardır, artık O onları çok acı verici azapla azaplandıracaktır. Onlar, Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı kendileri için bulamayacaklardır.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ نُوراً مُب۪يناً
174- Ey o insanlar size, kendi Efendinizden bir sağlam kanıt kesinlikle gelmiştir ve biz size bir apaçık ışık indirdik.

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَاعْتَصَمُوا بِه۪ فَسَيُدْخِلُهُمْ ف۪ي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍۙ وَيَهْد۪يهِمْ اِلَيْهِ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۜ
175- Şimdi o kimselere gelince ki onlar Allah'a inanmışlar ve O'na sımsıkı sarılmışlardır, artık O onları kendisinden bir şefkate ve lütfa girdirecek ve onları kendisine bir dosdoğru yola ilecektir.

يَسْتَفْتُونَكَۜ قُلِ اللّٰهُ يُفْت۪يكُمْ فِي الْكَلَالَةِۜ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُٓ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُـهَٓا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌۜ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۜ وَاِنْ كَانُٓوا اِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَٓاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۜ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
176- Onlar senden görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, Kelale (babası ve çocuğu olmayan) hakkında size görüş bildiriyor. Eğer bir erkek yok olur (ölür), onun da bir çocuğu yok bir kız kardeşi varsa, bu durumda bıraktığı şeyin yarısı onadır. Ve eğer onun (kız kardeşin) bir çocuğu yoksa, o (erkek kardeş) ona varis olur. Yok eğer (varis) iki kız kardeş olursa, bıraktığı şeyin üçte ikisi onlaradır. Ve eğer kardeşler adamlar ve kadınlar  olmuşlarsa, artık erkek için o iki dişi payı vardır." Allah size saparsınız diye açıklıyor. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.