*İnsanın yaratılış öyküsü Kur'an'dan öğrendiğimize göre, Adem ile temsil edilmektedir. Adem, yaratılan ilk insan değil, insanın yaratıldığı özün somut hale getirilerek edebi bir üslüp dahilindeki anlatımıdır. Eşinin ondan yaratılması ise kadın ve erkek cinsinin aynı öz'den yaratıldığının beyan edilmesidir. Klasik anlatımla önce Adem, sonra onun kaburga kemiğinden eşi yaratılmış değildir. Allahu alem.
2- Ve siz o yetimlere mallarını verin ve o temizi, o murdarla sakın değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) sakın yemeyin. Şüphesiz ki o, bir büyük günahtır.
3- Ve eğer siz o yetimler hakkında hakkaniyeti sağlayamamaktan kaygılanırsanız, sizin için temiz (evlenme yasağı olmayan) o kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Yok eğer siz eşit davranamamaktan kaygılanırsanız, o vakit bir tek (eşle) veya sağ ellerinizle sahip olduğunuz şeyle (yetinin). Bu, sizin doğruluktan ayrılmamanıza daha yakındır.
2- Ve siz o yetimlere mallarını verin ve o temizi, o murdarla sakın değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) sakın yemeyin. Şüphesiz ki o, bir büyük günahtır.
3- Ve eğer siz o yetimler hakkında hakkaniyeti sağlayamamaktan kaygılanırsanız, sizin için temiz (evlenme yasağı olmayan) o kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Yok eğer siz eşit davranamamaktan kaygılanırsanız, o vakit bir tek (eşle) veya sağ ellerinizle sahip olduğunuz şeyle (yetinin). Bu, sizin doğruluktan ayrılmamanıza daha yakındır.
4- Ve siz o kadınlara (nikâh) bağışlarını gönüllü olarak verin. Yok eğer onlar benliğinden olarak ondan sizin için bir şey temiz sayarlarsa da, artık siz de onu afiyetle huzurla yiyin.
5- Ve siz (yetimler için idare ettiğiniz) mallarınızı (onları idare edemeyecek) o ahmaklara sakın vermeyin, onlar ki Allah sizi (o mallarla) ayakta kalma vesilesi yapmıştır ve onlarda (ki kazanç ile) onlara rızık verin ve onları giydirin ve onlara benimsenmiş söz söyleyin.
6- Ve siz o yetimleri, onlar o evliliğin çağına ulaştıkları zamana kadar yoklayın. Eğer ki siz onlardan bir akli olgunluk hissederseniz, mallarını hemen onlara savın. Ve siz onları, büyüyecekler (de elimizden gidecek) diye savurganlıkla ve çabuklukla sakın yemeyin. Ve kim ihtiyaçsız ise, (yemekten) uzak dursun. Ve kim de muhtaç ise, o da o benimsenmişe göre yesin. Artık siz mallarını kendilerine savdığınız zaman da, onlara karşı tanık bulundurun. Ve hesap görücü olarak Allah yeter.
7- Anne baba ve o en yakınların bıraktığı şeyden bir hisse o adamlar içindir. Ve anne baba ve o en yakınların bıraktığı şeyden, az olsa da veya çok olsa da ondan bir hisse o kadınlar içindir. Bir belirlenmiş hisse olarak (bu böyledir).
8- Ve o paylaştırmada, (miras düşmeyen) o en yakınlığın sahibleri ve o yetimler ve o iş göremezler hazır bulunduğu zaman, siz ondan onlara da rızık verin ve onlara benimsenmiş söz söyleyin.
9- Ve çekinsin o kimseler ki eğer artlarından bir zayıf soy bırakacak olsalardı onlara karşı kaygılanırlardı. O halde onlar Allah'a karşı korunsunlar ve (haksızlığa) bir set çeken söz söylesinler.
10- Şüphesiz ki o kimseler , o yetimlerin mallarını haksız olarak yemektedirler, onlar karınlarında ancak ve ancak ateş yiyorlar. Ve onlar yakında bir çılgın ateşe yaslanacaklar.
11- Allah, size çocuklarınız hakkında o erkeğe o iki dişi hissesi tembihliyor. Eğer ki kadınlar ikinin üstünde iseler, (ölenin) bıraktığı şeyin üçte ikisi onlarındır. Ve eğer kadın bir tek olursa, yarısı onundur. Eğer ki onun (ölenin) çocuğu olursa, babası annesi için (ölenin) bıraktığı şeyden altıda bir o ikisinden her tekinindir. Eğer ki onun (ölenin) çocuğu olmadıysa ve ona babası annesi mirasçı oluyorsa, üçte bir annesinindir. Eğer ki onun (ölenin) kardeşleri var ise, altıda bir annesinindir. (Bu paylaşım ölmeden önce) bir tembihten -ki o (ölecek olanın) onu tembihleyecektir- ve (maddi) yükümlülüğün sonrasındandır. Kendi babalarınız ve oğullarınız, siz hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu sezemezsiniz. (Bunlar) Allah'tan bir belirlemedir. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
12- Ve eşlerinizin eğer çocuğu olmadıysa, bıraktığı şeyin yarısı sizindir. Eğer ki onların çocuğu olduysa bir tembihten -ki o (ölecek eş) onu tembihleyecektir- ve (maddi) yükümlülüğün sonrasından bıraktığı şeyden dörtte bir sizindir. Eğer ki sizin çocuğunuz olmadıysa, bıraktığınız şeyden dörtte biri onlarındır. Eğer ki sizin çocuğunuz olduysa bir tembihten -ki siz onu tembihliyorsunuz- ve bir (maddi) yükümlülüğün sonrasından bıraktığınız şeyden sekizde biri onlarındır. Eğer adam veya kadına anne baba ve çocukları olmadığı halde mirasçı olunuyor, onun da bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyor ise, altıda bir o ikisinden her tekinindir. Eğer ki (kardeşler) bundan daha çok iseler, bir tembihten -ki o onu tembihleyecektir- ve (maddi) yükümlülüğün sonrasından zarar verilmeksizin üçte birine onlar ortaktırlar. (Bunlar) Allah'tan bir tembihtir. Ve Allah, en iyi bilicidir, yumuşak davranıcıdır.
13- Bu (belirleme ve tembihler), Allah'ın sınırlarıdır. Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederse, O onu bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sürekli kalıcıdırlar. Ve bu, o büyük başarıdır.
14- Ve kim Allah'a ve O'nun elçisine baş kaldırır ve O'nun sınırlarında aşırı giderse, O onu bir ateşe girdirecektir ki o onda sürekli kalıcıdır. Ve bir alçaltıcı azap onun içindir.
15- Ve kadınlarınızdan o hayasızlık ile gelenleri, sizden dört kişiyle tanıklandırın. Eğer ki onlar tanıklık ederlerse, artık siz onları o ölüm onların ömürlerini tamamlayıncaya veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar, o evlerde elde tutun.
16- Ve sizden onunla (o hayasızlık suçlamasıyla) gelen iki erkeğin ikisini de, (sert önlemlerle) rahatsızlık verin. Yok eğer ikisi itaate dönerler ve (durumlarını) düzeltirlerse, artık siz o ikisin(e karşı önlem)den kayıtsız kalın. Şüphesiz ki Allah, lütufla çokça dönücüdür, şefkati süreklidir.
17- (Kabulü) Allah'ın üzerine olan o itaate dönüş, ancak ve ancak o kimseler içindir ki, onlar bir düşüncesizlikle o kötülüğü işlerler, sonra yakın zamanda (ölüm anından önce) itaate dönerler. İşte onlar var ya, Allah da onlara lütufla dönecektir. Ve Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
18- Ve (kabul olan) o itaate dönüş, o kötülükleri işleyerek, nihayet o ölüm onlardan birisine hazır olduğu zaman: "Şüphesiz ki ben, şimdi itaate döndüm" demiş olan için ve azılı gerçeği örtmekte olan olarak ölen kimseler için değildir. İşte onlar var ya, biz onlar için bir acı verici azap hazırladık.
19- Ey inanmış olan kimseler, o kadınlara zorla mirasçı olmanız size serbest olmaz. Ve siz onlara verdiğiniz şeyin bir kısmını götürmeniz için, onlar bir apaçık hayasızlık (suçu) getirmeleri hariç sakın onlara sertlik göstermeyin. Ve siz onlarla o benimsenmişe göre geçinin. Yok eğer siz onlardan hoşlanmıyorsanız, sizin hoşlanmadığınız bir şeyin kendisinde Allah birçok hayır meydana getirebilir.
20- Ve eğer siz bir eşin yerini (başka) bir eşle değiştirmek isterseniz ve onlardan birine bir kantar (altın) vermiş olsanız bile, artık ondan sakın hiçbir şey almayın. Siz onu bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah (yüklenerek) alır mısınız?
21- Ve siz onu nasıl alırsınız? Oysa ki sizin bir kısmınız bir kısmı ile içli dışlı olmuş ve onlar da sizden (haklarını gözetme hususunda) bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almışlardı.
22- Ve siz o kadınlardan kendi babalarınızın evlendiği şeyle sakın evlenmeyin, geçmişte olan şey başka. Şüphesiz ki o bir hayasızlık ve bir öfke duyulan ve bir kötü yol idi.
23- Analarınız ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve o erkek kardeşin kızları ve o kız kardeşin kızları ve sizi emzirmiş (süt) anneleriniz ve o (aynı süt anneden) emiştiğiniz kız kardeşleriniz ve kadınlarınızın anneleri ve kendileri ile (zifafa) girdiğiniz kadınlarınızın sizin odalarınızda himayenizdeki üvey kızlarınız (ile evlenmek) size yasaklandı. Eğer ki siz onlarla dahil olmadıysanız (zifafa girmediyseniz), artık sizin üzerinize hiçbir sakınca olmaz. Ve kendi soyunuzdan olan oğullarınızın helalleri (eşleri) ve o iki kız kardeşin arasını (evlilikle) toplamanız da (size yasaklandı). Geçmişte olanlar başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
24- Ve o kadınlardan sağ ellerinizle sahip olduğunuz şeyler (savaş esiri olanlar) dışında, o (evlenerek) korunmuş olanlar ile de (evlenmeniz yasaklandı). (Bu yasaklar) Allah'ın size yazgısıdır. Ve bunların ötesindekilerin, korunarak zinadan kaçınanlar olarak mallarınız ile (mehirlerini vererek) peşine düşmeniz size serbestleştirilmiştir. Siz onlardan kendisiyle yararlandıklarınıza, belirlenen ödüllerini verin. O belirleme sonrasından onda karşılıklı hoşnutluk olduğunuz (erkeğin mehri arttırması veya kadının mehrin bir kısmından geçmesi gibi) şeyde, sizin üzerinize hiçbir sakınca olmaz. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
25- Ve sizden kim o korunmuş (hür bekar) inanan kadınlarla evlenmeye maddi imkan bakımından güç yetiremediyse, sağ ellerinizle sahip olduğunuz o inanan genç kızlarınızdan (alsın). Ve Allah sizin inancınızı en iyi bilendir. Sizin bir kısmınız bir kısımdansınız. Öyleyse onlar korunarak zinadan kaçınanlar olarak ve gizli dostlar edinmemeleri şartıyla, kendilerine mensup olduklarının onayıyla, onların ödüllerini o benimsenmişe göre vererek onlarla evlenin. Artık onlar (evlenerek) korundukları zaman eğer ki bir hayasızlık (suçu) getirirlerse, o korunmuş (evli) inanan kadınların üzerindeki (100 celde) o azaptan yarısı (50 celde) onlaradır. Bu (ruhsat), sizden (günaha düşmekten dolayı) o şiddetli sıkıntıdan çekinmiş olan kimse içindir. Ve direnç göstermeniz, sizin için daha hayırlıdır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
26- Allah, size açıklamayı ve sizden önceki kimselerin yasalarına iletmeyi ve size lütufla dönmeyi istiyor. Ve Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
27- Ve Allah, size lütufla dönmek istiyor. Ve o şiddetli arzularını izleyen kimseler ise, sizin bir büyük sapma ile sapmanızı istiyor.
28- Allah sizden (yükü) hafifletmek istiyor. Ve o insan zayıf olarak yaratılmıştır.
29- Ey inanmış olan kimseler, siz mallarınızı kendi aranızda sizden karşılıklı hoşnutluktan (yapılan) bir ticaret olması dışında o geçersizlikle sakın yemeyin ve birbirinizi de (meşru gerekçesiz) sakın öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı şefkati süreklidir.
30- Ve kim bir düşmanlıkla ve bir haksızlıkla bunu yaparsa, artık biz onu ileride bir ateşe yaslandıracağız. Ve bu, Allah'a göre kolaydır.
31- Eğer siz kendisinden vazgeçirilmekte olduğunuz şeylerin büyüklerinden uzak durursanız, biz de sizden kötülüklerinizi örter ve sizi bir değerli girilecek yere girdiririz.
32- Ve siz Allah'ın onunla sizin bir kısmınızı bir kısmın üzerine üstünleştirdiği şeyleri sakın gönülden arzu etmeyin. Kazandıkları şeyden bir hisse o adamlar içindir ve kazandıkları şeyden bir hisse de kadınlar içindir. Ve siz Allah'ın kendi lütfundan talepte bulunun. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.
33- Ve biz her biri için o anne baba ve o en yakınların bıraktığı şeyden, yakınlar (mirasçılar) yaptık. (Mirasçı olmadığı halde) yeminlerinizin bağladığı (mirastan hisse sözü verilen) kimselere de, hisselerini verin. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerinde tanıktır.
34- O adamlar (kocalar), Allah'ın (insanların) bir kısmını bir kısmın üzerine üstünleştirdiği şey nedeniyle ve (aile için) mallarından harcadıkları şey nedeniyle, o kadınların (eşlerin) üzerinde sorumluluk üstlenen, düzeni sürdürenlerdir. Bu durumda o düzgün kadınlar, o gönülden bağlanan, Allah'ın (onların haklarını) koruduğu şey nedeniyle o algılanmaması gereken (avret mahallerini) kollayan kadınlardır. Ve o kadınlar ki siz onların (geçimsizlikle) yükselmesinden kaygılanıyorsunuz, bu durumda onlara öğüt verin ve onları o yataklarda terk edin ve (devam ederlerse) onlara vurun. Yok eğer onlar size itaat ederlerse, artık siz onlara karşı (başka bir) yol peşine sakın düşmeyin. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
35- Ve eğer siz ikisinin arasının ayrışmasından kaygılanırsanız, bu durumda onun (erkeğin) mensup olduklarından bir hakem ve onun (kadının) mensup olduklarından bir hakem harekete geçirin. Bu ikisi eğer bir düzgünlük isterlerse, Allah o ikisinin (karı kocanın) arasını uygunlaştırır. Şüphesiz ki Allah, en iyi bilicidir, en iyi haber alıcıdır.
36- Ve siz Allah'a kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi sakın ortak koşmayın ve anne babaya ve o en yakınlığın sahiplerine ve o yetimlere ve o iş göremezlere ve o en yakınlığın sahibi o komşuya ve o uzak komşuya ve o yanınızdaki arkadaşa ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) ve sağ ellerinizle sahip olduğunuz şeylere iyilikle (davranın). Şüphesiz ki Allah, çalımlanan, övünen olan kimseyi sevmez.
37- O kimseler ki cimrilik ederler ve o insanlara da o cimriliği buyururlar ve Allah'ın kendi lütfundan onlara verdiği şeyleri gizlerler. Ve biz o gerçeği örtücüler için bir alçaltıcı azap hazırladık.
38- Ve o kimseler ki mallarını o insanlara gösteriş olarak harcarlar ve Allah'a ve o sonraki güne inanmazlar. Ve kim ki o şeytan ona bir yakın arkadaş olursa, artık o ne kötü bir yakın arkadaştır.
39- Ve eğer onlar Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve Allah'ın onlara rızık olarak verdiği şeylerden (gösterişsiz) harcamış olsalardı, ne olurdu? Ve Allah onları en iyi bilicidir.
40- Şüphesiz ki Allah, bir zerre ağırlığınca dahi haksızlık yapmaz. Ve eğer bir iyilik olursa, O onu katlandırır ve kendi katından bir büyük ödül verir.
41- Artık biz her bir ana toplumdan bir tanık getirdiğimiz ve seni de bunların üzerine bir tanık olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?
42- O gün gerçeği örtmüş olan ve o elçiye baş kaldırmış olan kimseler o yerle denk olmalarını gönülden arzu edecek ve onlar Allah'a karşı (söyledikleri) hiçbir sözü gizleyemeyecekler.
43- Ey inanmış olan kimseler, siz sarhoşken söylemekte olduğunuz şeyi bilinceye ve cünüpken de bir yolu geçen (seferde) olmanız hariç yıkanıncaya kadar, o kulluk görevine (namaza) sakın yaklaşmayın. Ve eğer siz hasta veya bir sefer üzerinde veya sizden biri o tuvaletten gelmiş veya o kadınlarla yoklaşmışsınız da bir su bulamadıysanız, bu durumda bir temiz toprağa yeltenin de yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın. Şüphesiz ki Allah, (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.
44- Sen görmedin mi o kimseleri ki, o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar (o kitabı) o sapkınlığa değişiyorlar ve sizin de o yolu sapıtmanızı istiyorlar?
45- Ve Allah, sizin düşmanlarınızı en iyi bilendir. Ve yakın olarak Allah yeter. Ve yardımcı olarak da Allah yeter.
46- Yahudi* kimselerden bir kısmı o kelimeyi kendi konumlarından saptırıyorlar ve kendi dillerini eğip bükerek ve o yükümlülüğe dil uzatarak: "Biz işittik ve baş kaldırdık, sen işit işitemez olası" ve "Bizi güt" diyorlar. Ve eğer onlar: "Biz, işittik ve itaat ettik ve sen işit ve bize bak" demiş olsalardı, onlar için kesinlikle daha hayırlı ve daha sağlam olurdu. Fakat Allah onları gerçeği örtmeleri nedeniyle dışlamıştır. Artık onlar biraz olsun inanmazlar**.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
** Galilen kelimesinin azlık dışında hiçlik anlamı da vardır. (Keşşaf) Burada hiçbir Yahudinin inanmamasının bağlamın kastettikleri ile alakalı olduğu dikkate alınmalıdır.
47- Ey o kitap verilmiş olan kimseler siz, bir takım yüzler ki bizim o yüzleri silip enselerine geri döndürmemiz* veya onları o dinlenme (günü) nin arkadaşlarını (yasakları çiğneyenleri) dışladığımız gibi dışlamamız öncesinden, sizin beraberinizde olan şeyi doğrulayıcı olarak indirdiğimiz şeye inanın. Allah'ın (azap) buyruğu (her zaman) yapılagelmiştir.
(*) Bu, bir deyim olup, "Doğru yolu bir daha bulamayacak bir şekilde saptırmazdan, türlü türlü mahrumiyet ve zilletlere uğratmazdan önce" anlamındadır. (Kurtubi)
48- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamaz ve O, bunun berisinde olan şeyi kime dilerse bağışlar. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o kesinlikle bir büyük günah yakıştırmıştır.
49- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendi benliklerini arındırmaktadırlar? Aksine, Allah kimi dilerse arındırır. Ve onlar çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmazlar.
50- Bak sen, onlar o yalanı Allah'a karşı nasıl da yakıştırıyorlar. Ve o bir apaçık günah olarak (onlara) yeter.
51- Sen görmedin mi o kimseleri ki, o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar Put'a ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) inanıyorlar ve o gerçeği örtmüş olan kimseler için: "Bunlar yol bakımından, inanmış olanlardan daha doğrudur" diyorlar.
48- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (hesap gününde) bağışlamaz ve O, bunun berisinde olan şeyi kime dilerse bağışlar. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o kesinlikle bir büyük günah yakıştırmıştır.
49- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendi benliklerini arındırmaktadırlar? Aksine, Allah kimi dilerse arındırır. Ve onlar çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmazlar.
50- Bak sen, onlar o yalanı Allah'a karşı nasıl da yakıştırıyorlar. Ve o bir apaçık günah olarak (onlara) yeter.
51- Sen görmedin mi o kimseleri ki, o kitaptan bir hisse verilmişti? Onlar Put'a ve o taşkınlık yapana (Tağut'a) inanıyorlar ve o gerçeği örtmüş olan kimseler için: "Bunlar yol bakımından, inanmış olanlardan daha doğrudur" diyorlar.
52- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onları dışlamıştır. Ve Allah kimi dışlarsa, artık sen onun için bir yardımcı asla bulamazsın.
53- Yoksa o hükümranlıktan bir hisse onlar için midir? Öyle olsaydı onlar o insanlara bir çekirdek dahi vermezlerdi.
54- Yoksa onlar, Allah'ın kendi lütfundan o insanlara verdiği şeyleri mi kıskanıyorlar? Oysa biz İbrahim'in hanedanına kesinlikle o kitabı ve o bilgeliği vermiştik ve biz onlara bir büyük hükümranlık da vermiştik.
55- Böylece onlardan kimi ona (İbrahim'e) inanmış ve onlardan kimi ondan uzaklaşmıştı. Ve bir çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56- Şüphesiz ki o kimseler, bizim delillerimizi örttüler, biz onları ileride bir ateşe yaslandıracağız. Her ne zaman onların derileri pişip kızarsa, biz onların derilerini o azabı tatmaları için onların başkalarıyla değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah, en güçlüdür, en bilgedir.
57- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları bahçelere girdireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Onlardaki temizlenmiş eşler onlar içindir. Ve biz onları bir koyu gölgeye girdireceğiz.
58- Şüphesiz ki Allah, o korunması gerekenleri onların mensuplarına (sahiplerine) geri vermenizi ve o insanların arasında karar verdiğiniz zaman o eşitlikle karar vermenizi size buyuruyor. Şüphesiz ki Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.
59- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine de. Yok eğer siz bir şeyde birbirinizle çekişecek olursanız, eğer ki Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, artık siz onu Allah'a ve o elçiye geri döndürün. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.
60- Sen görmedin mi o kimseleri ki, onlar sana indirilmiş olan şeye ve senden önce indirilmiş olan şeye inanmış olduklarını iddia ediyorlar da o taşkınlık yapana (Tağut'a) hakemleşmek istiyorlar? Oysa onu örtmekle buyurulmuşlardı. Ve o şeytan onları bir uzak sapkınlıkla saptırmayı istiyor.
54- Yoksa onlar, Allah'ın kendi lütfundan o insanlara verdiği şeyleri mi kıskanıyorlar? Oysa biz İbrahim'in hanedanına kesinlikle o kitabı ve o bilgeliği vermiştik ve biz onlara bir büyük hükümranlık da vermiştik.
55- Böylece onlardan kimi ona (İbrahim'e) inanmış ve onlardan kimi ondan uzaklaşmıştı. Ve bir çılgın ateş olarak cehennem yeter.
56- Şüphesiz ki o kimseler, bizim delillerimizi örttüler, biz onları ileride bir ateşe yaslandıracağız. Her ne zaman onların derileri pişip kızarsa, biz onların derilerini o azabı tatmaları için onların başkalarıyla değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah, en güçlüdür, en bilgedir.
57- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları bahçelere girdireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Onlardaki temizlenmiş eşler onlar içindir. Ve biz onları bir koyu gölgeye girdireceğiz.
58- Şüphesiz ki Allah, o korunması gerekenleri onların mensuplarına (sahiplerine) geri vermenizi ve o insanların arasında karar verdiğiniz zaman o eşitlikle karar vermenizi size buyuruyor. Şüphesiz ki Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.
59- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve sizden olan buyruk sahiplerine de. Yok eğer siz bir şeyde birbirinizle çekişecek olursanız, eğer ki Allah'a ve o sonraki güne inanıyorsanız, artık siz onu Allah'a ve o elçiye geri döndürün. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.
60- Sen görmedin mi o kimseleri ki, onlar sana indirilmiş olan şeye ve senden önce indirilmiş olan şeye inanmış olduklarını iddia ediyorlar da o taşkınlık yapana (Tağut'a) hakemleşmek istiyorlar? Oysa onu örtmekle buyurulmuşlardı. Ve o şeytan onları bir uzak sapkınlıkla saptırmayı istiyor.
61- Ve onlara: "Siz, Allah'ın indirdiği şeye ve o elçiye gelin" denildiği zaman, sen o ikiyüzlülerin senden uzaklaştıkça uzaklaşmakta olduklarını görürsün.
62- Artık kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle onlara bir musibet değdiği zaman (halleri) nasıl olacak? Sonra onlar sana: "Biz bir iyilik ve bir uygunluktan başka bir şey istemedik" diye, Allah'a bilinçli yemin ederek gelecekler.
63- İşte onlar öyle kimselerdir ki, onların kalplerindeki şeyi Allah bilmektedir. Bu durumda sen onlardan yana kayıtsız kal ve onlara öğüt ver ve onların kendi benliklerine bir ulaşan söz söyle.
64- Ve biz hiçbir elçiyi Allah'ın onayıyla itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Ve eğer onlar kendi benliklerine haksızlık yaptıkları zaman sana gelmiş olsalar da Allah'a bağışlanma isteseler ve o elçi de onlar için bağışlanma isteseydi, kesinlikle Allah'ı lütufla çokça dönücü, şefkati sürekli olarak bulacaklardı.
65- Hayır senin Efendine ant olsun ki, onlar kendi aralarındaki dallanıp budaklanan şeylerde seni hakem yapıncaya, sonra senin yerine getirdiğin şeyden kendi benliklerinde bir burukluk bulmadan tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar, inanmış olmazlar.
66- Ve eğer biz onlara benliklerinizi (savaşmak suretiyle) öldürün veya yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık, içlerinden bir azı dışında onu yapmazlardı. Ve eğer onlar onunla öğütlenmekte oldukları şeyi yapsalardı, onlar için kesinlikle daha hayırlı ve (inançları) sabitlikçe daha çetin olurdu.
67- 68- Ve o takdirde biz onlara kendi katımızdan kesinlikle bir büyük ödül verirdik ve onları kesinlikle bir dosdoğru yola iletirdik.
69- Ve kim Allah'a ve o elçiye itaat ederse, artık onlar Allah'ın kendilerini gönendirdiği o habercilerden ve o doğru söyleyenlerden ve o tanıklardan ve o düzgün işleri işleyenlerden olan kimselerin beraberindedir. Ve işte onlar yoldaşça ne iyidir.
70- Bu, Allah'tan o lütuftur. Ve en iyi bilici olarak Allah yeter.
71- Ey inanmış olan kimseler, siz sakınma tedbirinizi alın da küçük birlikler halinde sefere çıkın veya toplu halde sefere çıkın.
70- Bu, Allah'tan o lütuftur. Ve en iyi bilici olarak Allah yeter.
71- Ey inanmış olan kimseler, siz sakınma tedbirinizi alın da küçük birlikler halinde sefere çıkın veya toplu halde sefere çıkın.
72- Ve şüphesiz ki ağır davranacak kimseler kesinlikle sizin içinizdedir. Eğer ki size bir musibet değerse o: "Allah gerçekten beni gönendirdi de (iyi ki) o zaman ben onların beraberinde tanık olarak bulunmadım" diyecektir.
73- Ve ant olsun ki eğer size Allah'tan bir lütuf değerse de, sizinle kendisi arasında bir gönül bağı olmamış gibi kesinlikle o: "Ah keşke ben de onların beraberinde olsaydım da, bir büyük başarıyı elde etseydim" diyecektir.
74- O halde o yakın yaşamı o sonraki (yaşama) değişecek kimseler, Allah'ın yolunda öldürüşsün. Ve kim Allah'ın yolunda öldürüşür de, öldürülürse veya yenerse, artık biz ona ileride bir büyük ödül vereceğiz.
75- Ve size ne oluyor ki; Allah'ın yolunda ve: "Ey Efendimiz, sen bizi bu kasabadan çıkar ki onun mensupları haksızlık yapmaktadır ve bize kendi katından bir yakın tayin et ve bize kendi katından bir yardımcı tayin et" diyen, o adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan (oluşan) zayıf düşürülmüş kimselerin uğrunda öldürüşmüyorsunuz?
76- İnanmış olan kimseler, Allah'ın yolunda öldürüşürler. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise, o taşkınlık yapanın (Tağut'un) yolunda öldürüşürler. Öyleyse siz, o şeytanın yakınları ile öldürüşün. Şüphesiz ki o şeytanın plânı, zayıftır.
77- Sen görmedin mi o kimseleri ki, kendilerine: "Siz ellerinizi (öldürüşmekten şimdilik) alıkoyun ve o kulluk görevini ayakta tutun ve o arınmayı yerine getirin" denilmişti? Onların üzerine o öldürüşme yazıldığında onlardan bir bölük, birden o insanlardan Allah'ın çekincesi gibi hatta daha çetin bir çekinmeyle çekiniyorlar. Ve onlar: "Ey Efendimiz, sen neden bize bu öldürüşmeyi yazdın? Bizi bir yakın süreye kadar sonralamalı değil miydin?" dediler. Sen de ki: "O yakın (yaşamın) yararı bir azdır. Ve o sonraki (yaşam) ise korunmuş olan kimse için daha hayırlıdır. Ve siz bir çekirdek lifi kadar haksızlığa uğratılmasınız."
78- Siz nerede olursanız o ölüm size yetişişecektir; Ve eğer ki siz sağlamlaştırılmış kalelerde olsanız da. Ve eğer onlara bir iyilik değerse: "Bu, Allah'ın yanındandır" derler. Ve eğer onlara bir kötülük değerse: "Bu, senin yanındandır" derler. Sen de ki: "Her biri Allah'ın yanındandır." Şimdi bu topluluğa ne oluyor ki bir sözü kavramaya yanaşmıyorlar?
79- Sana bir iyilikten değmiş olan şey, Allah'tandır. Ve sana bir kötülükten değmiş olan şey de kendi benliğindendir. Ve biz seni o insanlara bir elçi olarak gönderdik. Ve (buna) bir tanık olarak Allah yeter.
80- Kim o elçiye itaat ederse, kesinlikle Allah'a itaat etmiştir. Ve kim (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık biz seni onlara koruyucu olarak göndermedik.
81- Ve onlar (senin yüzüne karşı) "itaat" diyorlar. Fakat senin yanından (ayrılıp başka yere) belirdikleri zaman ise onlardan bir zümre senin dediğinin tersine gece planı kuruyor. Allah onların gece planlamakta olduğu şeyleri yazmaktadır. Artık sen onlardan yana kayıtsız kal ve Allah'ı üstlenici edin. Ve üstlenici olarak Allah yeter.
82- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Ve eğer o Allah'tan başkasının yanından olsaydı, onlar onda kesinlikle birçok aykırılık bulacaklardı.
83- Ve onlara (ifşa edilmemesi gereken) o güvenden veya o kaygıdan (gizli) bir buyruk geldiği zaman, onu ifşa ediyorlar. Ve eğer onu (ifşa etmek yerine) o elçiye ve içlerinden buyruk sahiplerine geri döndürselerdi, içlerinden onun derinliğini kavrayabilen kimseler, onu kesinlikle bilirdi. Ve eğer Allah'ın sizin üzerinizde lütfu ve kendi şefkati olmasaydı, hepiniz o şeytanı kesinlikle izlerdiniz.
84- O halde sen Allah'ın yolunda öldürüş. Sen kendi benliğinden başkasıyla sorumlu değilsin ve o inananları da teşvik et. Allah'ın gerçeği örtmüş olan kimselerin kötülüğünü alıkoyması (bu yolla) umulur. Ve Allah, kötülük bakımından en çetindir ve caydırıcılık bakımından da en çetindir.
85- Kim bir iyi eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona ondan bir (güzel) hisse olur. Ve kim bir kötü eşlikçilikle eşlikçilikte bulunursa, ona da ondan bir sorumluluk olur. Ve Allah, her şeyin üzerinde bir eksiksiz ihtiyaç karşılayıcıdır.
86- Ve siz bir esenlik ile esenlendiğiniz zaman, artık siz de ondan daha iyisiyle veya onu (aynısıyla) geri döndürerek esenleyin. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyin üzerinde hesap görücüdür.
87- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, o kalkışın gününe kesinlikle sizi toplayacaktır ki onda hiçbir kuşku yoktur. Ve söz bakımından Allah'tan daha doğru kimdir?
88- Size ne oluyor ki o ikiyüzlüler hakkında iki karşı birliğe ayrıldınız? Oysa Allah onları kazandıkları nedeniyle baş aşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığı kimseyi siz mi doğruya iletmek istiyorsunuz? Ve Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamazsın.
89- Onlar, gerçeği örttükleri gibi sizin de gerçeği örtmenizi, böylece (onlarla) denk olmanızı gönülden arzu ettiler. Artık onlar Allah'ın yolunda (yurtlarını) terk edinceye kadar, siz onlardan hiçbirini yakınlar edinmeyin. Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık siz onları bulduğunuz yerde tutun ve öldürün. Ve onlardan hiçbirini bir yakın ve bir yardımcı olarak sakın edinmeyin.
90- Sizinle onların arasında bir yeminle bağlanmış söz bulunan bir topluluğa ilişenler veya sizinle öldürüşmekten veya kendi toplulukları ile öldürüşmekten göğüsleri sıkışmış olarak size gelmiş olan kimseler başka. Ve eğer Allah dilemiş olsaydı, onları size karşı kesinlikle yetkilendirir, böylece onlar da sizinle öldürüşürlerdi. Yok eğer onlar sizden uzaklaşırlar da sizinle öldürüşmezler ve sizi o barışla karşılarlarsa, artık Allah size onlara karşı bir yol bırakmamıştır.
91- Siz, diğerlerini de hem sizden güvende olmayı hem de kendi topluluklarından güvende olmayı istiyor olarak bulacaksınız. Onlar her ne zaman o ayartmayı (körüklemeye) geri döndürülseler, onun içine hemen baş aşağı atlarlar. Eğer onlar sizden uzaklaşmazlar ve sizi o barışla karşılamazlar ve ellerini sizden alıkoymazlarsa, artık siz onları ele geçirdiğiniz yerde tutun ve öldürün. Ve işte onlar, bizim onlara karşı size bir apaçık yetki bıraktıklarımızdır.
92- Ve bir inanan için bir inananı kusur dışında öldürmesi söz konusu değildir. Ve kim bir inananı kusurla öldürürse, bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme ve (öldürülenin) mensup olduğuna teslim edilmiş bir diyet vardır, onların (diyeti) bağışlamaları başka. Eğer ki (öldürülen) bir inanan olmakla birlikte size bir düşman topluluktan ise, bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Ve eğer (öldürülen) sizinle onların arasında bir yeminle bağlanmış söz bulunan bir topluluktan ise, kendi mensup olduğuna teslim edilmiş bir diyet ve bir inanan boynu bağlıyı (köleyi) özgürleştirme vardır. Fakat kim bunu bulamadıysa, Allah'tan lütufla bir dönüş olarak birbirini izleyen iki ay oruç vardır. Ve Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
93- Ve kim bir inananı kasıtlı olarak öldürürse, onun karşılığı cehennemdir ki, onda sürekli olarak kalıcıdır. Ve Allah ona hiddetlenmiş ve onu dışlamış ve ona büyük azap hazırlamıştır.
94- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'ın yolunda o yerde (yola ayak) vurduğunuz (sefere çıktığınız) zaman, duruma açıklık kazandırın ve sizi o barışla karşılamış olan kimseye, o yakın yaşamın sunumunun peşine düşerek sakın: "Sen bir inanan değilsin" demeyin. Bir çok ganimetler Allah'ın yanındadır. Önceden siz öyle idiniz de Allah sizin üzerinize büyük iyilikte bulundu, öyleyse duruma açıklık kazandırın. Şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.
95- 96- O inananlardan o zorluğun sahibi olmadığı halde (savaşa çıkmayarak) o oturanlarla, Allah'ın yolunda mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananlar, denk olmaz. Allah, mallarıyla ve benlikleriyle o güçlerini kullananları, o oturanların üzerine kademe bakımından lütuflandırmıştır. Ve Allah her birine de o iyiliği söz vermiştir. Ve Allah o güçlerini kullananları, oturanların üzerinde kendisinden kademeler ve bir bağışlama ve bir şefkat ve bir büyük ödülle lütuflandırmıştır. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
97- Şüphesiz o kimseler ki, o melekler onların benliklerin haksızlık yapanları olarak ömürlerini tamamlamışlardır, onlara: "Siz ne haldeydiniz?" dediler. Onlar da: "Biz o yerde zayıf düşürülmüşlerdik" dediler. Onlar (melekler): "(Mekke dışındaki)Allah'ın arzı kapsayıcı değil miydi? Siz de onda hicret etseydiniz ya" dediler. İşte onlar var ya, onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve ne kötü bir varış yeridir.
98- O adamlardan ve o kadınlardan ve o çocuklardan (oluşan) bir çareye güç yetiremez o zayıf düşürülmüşler ve (Medine'ye gidebilmek için) bir yola iletilemezler başka.
99- Bu durumda işte onlar, Allah'ın onlardan (hatalarını) yok sayması umulanlardır. Ve Allah, (hataları) yok sayıcıdır, çok bağışlayıcıdır.
100- Ve kim Allah'ın yolunda (yurdunu) terk ederse, o yerde (ayrıldığı topluluğun burunlarının sürtülmesine neden olacak) birçok imkan ve (maddi) kapsayıcılık bulur. Ve kim de evinden Allah'a ve O'nun elçisine (yurdunu) terk ederek çıkar, sonra kendisine o ölüm yetişirse, onun ödülü kesinlikle Allah'ın üzerine düşmüştür. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
101- Ve siz o yerde (yola ayak) vurduğunuz (sefere çıktığınız) zaman, eğer o gerçeği örtmüş olan kimselerin sizi ayartmalarından kaygılanırsanız, o kulluk görevinden (namazdan) kısaltma yapmanızda artık sizin üzerinize bir sakınca olmaz. Şüphesiz ki o gerçeği örtücüler size bir apaçık düşmandırlar.
102- Ve sen onların içinde olup da onlara o kulluk görevini (namazı) ayakta tutmaya kaldırdığın zaman, artık içlerinden bir zümre senin beraberinde ayağa kalksın ve silâhlarını da (yanlarında) tutsunlar. Onlar secde ettikleri zaman, (sonraki ekip) arkanızda olsunlar. Ve kulluk görevini (namazı) yerine getirmemiş sonraki bir zümre gelsin ve senin beraberinde kulluk görevini (namazı) yerine getirsinler, sakınma tedbirlerini ve silâhlarını (yanlarında) tutsunlar. Gerçeği örtmüş olan kimseler gönülden arzu etti ki, silâhlarınızdan ve yararlılıklarınızdan duyarsız kalasınız da üzerinize bir tek saldırıyla saldırsınlar. Ve eğer yağmurdan bir rahatsızlık olur veya siz hasta olursanız, silâhlarınızı (başka bir yere) koymanızda, sizin üzerinize hiçbir sakınca olmaz. Ve siz sakınma tedbirinizi (yanınızda) tutun. Şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücülere bir alçaltıcı azap hazırlamıştır.
103- Böylece siz o kulluk görevini (namazı) yerine getirdiğiniz zaman, artık Allah'ı ayakta olarak ve oturarak ve yanlarınız üzereyken (yani savaşırken de her durumda) hatırlayın. Yatıştığınız zaman ise, o kulluk görevini (namazı kısaltmadan) ayakta tutun. Şüphesiz o kulluk görevi (namaz) o inananların üzerine bir vakitlenmiş yazgıdır.
104- Ve siz o topluluğun peşine düşmekte sakın gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duymakta oluyorsanız, şüphesiz ki onlar da sizin acı duymakta olduğunuz gibi acı duyuyorlar. Ve siz onların Allah'tan beklemeyecekleri şeyleri bekliyorsunuz. Ve Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
105- Şüphesiz ki biz o kitabı sana o insanların arasında Allah'ın sana gösterdiği şeyle karar vermen için o gerçekle indirdik. Ve sen hainler için sakın bir çekişen olma.
106- Ve sen Allah'a bağışlama iste. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
107-Ve sen kendi benliklerine hainlik etmekte olan kimselerden yana da sakın söz dalaşı yapma. Şüphesiz ki Allah, hainlikte direnen günahkâr olan kimseleri sevmez.
108- Onlar, (ihanetlerini) o insanlardan saklı tutabilirler ve Allah'tan saklı tutamazlar. Oysa O, o söylenenden hoşnut olmayacağı şeyleri gece planlamakta oldukları zaman onların beraberindedir. Ve Allah, onların işlemekte oldukları şeyleri kuşatıcıdır.
109- İşte siz onlarsınız ki o yakın yaşamda onlardan yana söz dalaşı yaptınız, peki ya o kalkışın günü Allah'a karşı onlardan yana kim söz dalaşı yapacak? Ya da kim onlara bir üstlenici olacak?
110- Ve kim bir kötülük işler veya kendi benliğine haksızlık yapar sonra da Allah'a bağışlama isterse, Allah'ı çok bağışlayıcı, şefkati sürekli olarak bulacaktır.
111- Ve kim bir günah kazanırsa, onu ancak ve ancak kendi benliğine karşı kazanır. Ve Allah en iyi bilicidir, en bilgedir.
112- Ve kim bir kusur ya da günah kazanır, sonra da onu işlemeyen birine atarsa, kesinlikle bir dehşetli yalan ve bir apaçık günah yüklenmiştir.
113- Ve eğer Allah'ın senin üzerinde lütfu ve kendi şefkati olmasaydı, içlerinden bir zümre kesinlikle seni saptırmaya yeltenirdi. Oysa onlar kendi benliklerinden başkasını saptıramıyorlar ve sana da hiç bir şeyden zarar veremiyorlar. Ve Allah sana o kitabı ve o bilgeliği indirmiş ve sana bilmekte olmadığın şeyleri öğretmiştir. Ve (böylelikle) Allah'ın senin üzerindeki lütfu büyük olmuştur.
114- Onların gizli konuşmalarının birçoğunda hiçbir hayır yoktur. Bir bağışı veya benimsenmişi veya o insanların arasını bir düzeltmeyi buyurmuş olan kimsenin ki başka. Ve kim Allah'ın hoşnutluğunun peşine düşmek için bunu yaparsa, artık biz ona ileride bir büyük ödül vereceğiz.
115- Ve kim kendisine o doğruya iletenin apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrışır ve o inananların yolundan başkasını izlerse, biz onu yakınlaştığı şeye yakınlaştırır ve (sonunda) onu cehenneme yaslandırırız. Ve ne bir kötü varış yeridir.
116- Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz ve bunun berisinden olan şeyi kime dilerse bağışlar. Ve kim Allah'a ortak koşarsa, o kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.
117- Onlar, O'nun berisinden birtakım dişilerden başkasını çağırmıyorlar. Ve onlar, bir inatçı şeytandan başkasını çağırmıyorlar.
118- 119- Allah onu dışlamış ve o da: "Ant olsun ki ben senin kullarından bir belirlenmiş hisseyi kesinlikle kendime edineceğim. Ve ant olsun ki ben onları kesinlikle saptıracağım ve kesinlikle onların boş arzularda bulunmalarını sağlayacağım ve kesinlikle onlara buyuracağım da o gönenç sağlayan hayvanların kulaklarını yaracaklar ve kesinlikle onlara emredeceğim de, Allah'ın yaratışını başkalaştıracaklar" demişti. Kim o şeytan'ı Allah'ın berisinden bir yakın edinirse, o kesinlikle bir apaçık ziyanla ziyan etmiştir.
120- O, onlara söz veriyor ve onların boş arzularda bulunmalarını sağlıyor. Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başkasını söz vermiyor.
121- İşte onlar var ya, onların sığınacak yeri cehennemdir ve ondan bir kaçış yeri de bulamazlar.
122- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları bahçelere girdireceğiz ki, onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sonsuza dek sürekli kalıcılardır. (Bu), Allah'ın bir gerçek söz vermesidir. Ve sözce Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?
123- (Bu söz) sizin boş arzularınıza ve o kitabın mensuplarının boş arzularına göre değildir. Kim bir kötülük işlerse, onunla karşılık görür. Ve kendisi için Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı bulamaz.
124- Ve bir erkekten veya bir dişiden kim bir inanan olarak o düzgün işleri işlerse, artık onlar o bahçeye girecekler ve bir çekirdek kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.
125- Ve yükümlülük bakımından daha iyi kimdir o kimseden ki, o kendi yüzünü iyilik eden olarak Allah'a teslim etmiş ve (fıtrat yasalarına) meylederek İbrahim'in inanç çizgisini izlemiştir? Ve Allah İbrahim'i bir dost edinmişti.
126- O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve Allah, her bir şeyi kuşatıcıdır.
127- Ve onlar senden o kadınlar hakkında görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, onlar hakkında size görüş bildiriyor. Ve sizin kendilerine yazılmış şeyi vermeyip onlarla evlenmeye ilgi duyduğunuz o kadınların yetimleri ve o çocuklardan zayıf düşürülmüşler ve o yetimlere karşı sizin hakkaniyeti ayağa kaldırmanız hakkında size o kitapta peşi sıra okunmakta olan şey var. Ve siz bir hayırdan ne işliyorsanız, şüphesiz ki Allah, onu en iyi bilicidir."
128- Ve eğer bir kadın kocasından bir (geçimsizlikle) yükselme veya bir kayıtsızlıktan kaygılanırsa, karı ve kocanın aralarını bir uzlaşıyla düzeltmelerinde her ikisinin de üzerine hiçbir sakınca olmaz. Ve o uzlaşı, daha hayırlıdır. Ve o benlikler o tamahkarlığa hazırlanmıştır. Ve eğer siz iyi davranırsanız ve korunursanız, şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.
129- Ve eğer siz ne kadar düşkün olsanız da, o kadınların arasında eşit davranmaya asla güç yetiremeyeceksiniz. Öyleyse siz bütün meylinizle (bir kadına) sakın meyletmeyin ki, diğerini (askıya) asılmış gibi bırakmayın. Ve eğer siz düzeltirseniz ve korunursanız, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
130- Ve eğer ikisi ayrılırlarsa, Allah her birini kendi kapsayıcılığından (vererek) ihtiyaçsızlaştırır. Ve Allah, (her şeyi) kapsayıcıdır, en bilgedir.
131- Ve o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve ant olsun ki biz, sizden önce o kitap verilmiş olan kimselere ve size de "Siz Allah'a karşı korunun" diye tembihledik. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki göklerde olan şeyler ve yerde olan şeyler Allah'ındır. Ve Allah, bir ihtiyaçsızdır, bir övgüye çok layıktır.
132- Ve o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa, Allah'ındır. Ve üstlenici olarak Allah yeter.
133- Eğer O dilerse sizi giderir de ey o insanlar ve (yerinize) sonrakileri getirir. Ve Allah, buna güç yetiricidir.
134- Kim o yakın (yaşam) dönüşümünü isterse, artık o yakın (yaşamın) ve o sonraki (yaşamın) dönüşümü Allah'ın yanındadır. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi görücüdür.
135- Ey inanmış olan kimseler, eğer kendi benlikleriniz veya anne baba ve o en yakınlar aleyhine de olsa, siz Allah için hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olun. Eğer (davalı ve davacı) bir ihtiyaçsız veya bir muhtaç olsa da, bu durumda Allah her ikisine de daha yakındır. Öyleyse siz eşit davranmada o keyfi eğilimi sakın izlemeyin. Ve eğer siz eğip büker veya (şahitlikten) yana kayıtsız kalırsanız, artık şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.
136- Ey inanmış olan kimseler, siz inanın Allah'a ve kendi elçisine ve o kitaba ki onu kendi elçisine indirmiştir ve o kitaba ki onu önceden indirmiştir. Ve kim Allah'ı ve O'nun meleklerini ve O'nun kitaplarını ve O'nun elçilerini ve o sonraki günü (reddederek) örterse, o kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmıştır.
137- Şüphesiz ki o kimseler, (önce) inandılar, sonra gerçeği örttüler, sonra inandılar, sonra (yine) gerçeği örttüler, sonra da gerçeği örtmeyi artırdılar, Allah onları asla bağışlayacak değildir ve onları bir yola iletecek de değildir.
138- Sen o ikiyüzlülere bir acı verici azabın onlar için olduğunu müjdele.
139- Onlar öyle kimselerdir ki, o inananların berisinden o gerçeği örtücüleri yakınlar ediniyorlar. Onlar, o güçlülüğün peşine onların yanında mı düşüyorlar? Oysa şüphesiz ki o güçlülük, bütünüyle Allah'ındır.
140- Ve O size o kitapta kesinlikle: "Siz, Allah'ın delillerini, onlar örtülüyor ve onlarla alay ediliyor olarak işittiğiniz zaman, onlar sözün başkasına dalıncaya kadar, artık onların beraberinde sakın oturmayın, aksi takdirde şüphesiz ki sizler de onların örneği gibisiniz." diye (öğüt) indirmiştir. Şüphesiz ki Allah, o ikiyüzlüleri ve o gerçeği örtücülerin tümünü cehennemde toplayıcıdır.
141- Onlar öyle kimselerdir ki, sizi bekleyip dururlar. Yok eğer size Allah'tan bir fetih olursa onlar: "Biz sizin beraberinizde değil miydik?" derler. Ve eğer o gerçeği örtücüler için bir hisse olursa onlar: "Biz sizin alanınızda (beraberce) o inananlar(ın zararın)dan alıkoymadık mı?" derler. Artık Allah, o kalkışın günü sizin aranızda karar verecektir. Ve Allah, o gerçeği örtücülere, o inananlara karşı asla bir yol vermeyecektir.
142- Şüphesiz o ikiyüzlüler (güya) Allah'ı aldatıyorlar, Oysa O, onları aldatandır. Ve onlar o kulluk görevine (namaza) kalktıkları zaman üşenerek kalkmaktadırlar, o insanlara gösteriş yaparlar ve onlar Allah'ı bir az olsun hatırlamazlar.
143- Bunun (iki taraf) arasında bocalayanlar olarak. Ne onlara ve ne de bunlara (karşı net bir duruş sergilemezler). Ve Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir yol asla bulamazsın.
144- Ey inanmış olan kimseler, siz o gerçeği örtücüleri o inananların berisinden yakınlar sakın edinmeyin. Siz, Allah'a kendinize karşı bir apaçık yetki vermek mi istiyorsunuz?
145- Şüphesiz ki o ikiyüzlüler, o ateşten o en aşağı tabakadadır. Ve sen onlar için bir yardımcı asla bulamazsın.
146- İtaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş ve Allah'a sımsıkı sarılmış ve yükümlülüklerini sadece Allah'a özgülemiş olan kimseler başka. Artık onlar o inananların beraberindedir. Ve Allah, o inananlara ileride bir büyük ödül verecektir.
147- Eğer siz şükrederseniz ve inanırsanız, Allah sizin azabınızı ne yapacak? Ve Allah, şükrün karşılığını vericidir, en iyi bilicidir.
148- Allah o söylenenden, o kötü olanının açığa vurmasını sevmez, haksızlık yapılmış kimse başka. Ve Allah, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir.
149- Eğer siz bir hayrı belirtirseniz veya onu saklı tutarsanız veya bir kötülükten yok sayarsanız, artık şüphesiz ki Allah da (kötülükleri) yok sayıcıdır, güç yetiricidir.
150- 151- Şüphesiz ki o kimseler, Allah'ı ve O'nun elçilerini(n getirdiklerini) örtüyorlar ve Allah ve O'nun elçilerinin arasını ayrıştırmak istiyorlar ve: "Biz bir kısmına inanırız ve bir kısmını örteriz" diyor ve bu ikisi arasında bir yol edinmek istiyorlar. İşte onlar, o gerçek örtücülerin ta kendileridir. Ve biz gerçeği örtücüler için bir alçaltıcı azap hazırladık.
152- Ve o kimseler ki, Allah'a ve O'nun elçilerine inandılar ve onlardan hiçbir kimsenin arasını ayrıştırmadılar. İşte onlara ödülleri ileride verilecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
153- O kitabın mensupları senden üzerlerine gökten bir kitap indirmeni talep ediyor. Onlar bundan daha büyüğünü kesinlikle Musa'ya talep etmişler: "Sen, bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi. Bunun üzerine haksızlıkları nedeniyle onları o yıldırım tutmuştu. Sonra onlar kendilerine o apaçık belgeler gelmesi sonrasından o buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi de biz bu (hataları)ndan da yok saymış ve Musa'ya bir apaçık yetki vermiştik.
154- Yeminle bağlanmış sözleri nedeniyle biz Tur'u onların üstlerine yükseltmiş ve onlara: "Siz o kapıdan secde ederek girin" demiş ve yine biz onlara: "O dinlenme (günün)de sakın aşırı gitmeyin" demiş ve onlardan bir yeminle bağlanmış kaskatı söz almıştık.
155- Yeminle bağlanmış sözlerini bozmaları ve Allah'ın delillerini örtmeleri ve o habercileri bir gerçek olmaksızın öldürmeleri ve onların: "Kalplerimiz (senin bizi çağırdığına karşı) kılıflıdır" demeleri nedeniyle ki; Aksine, gerçeği örtmeleri sebebiyle Allah onların (kalplerin) üzerine damga vurmuştur. Artık onlar biraz olsun inanmazlar*.
* Galilen kelimesinin azlık dışında hiçlik anlamı da vardır. (Keşşaf) Burada hiçbir Yahudinin inanmaması bağlamın kastettikleri ile alakalı olduğu dikkate alınmalıdır.
156- Ve bir de onların gerçeği örtmeleri ve Meryem'in üzerine bir dehşetli büyük yalan demeleri...
157- Ve onların: "Şüphesiz ki biz Allah'ın elçisi Meryem'in oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri. Ve onu öldüremediler de onu asamadılar da. Fakat onlara benzetildi. Ve şüphesiz ki onun hakkında aykırılığa düşen kimseler, ondan yana kesinlikle bir kararsızlık içindedirler. Onların, onun hakkında o kanıyı izlemekten başka hiçbir bilgileri yoktur. Ve onlar onu kesinkes öldüremediler.
158- Aksine, Allah onu kendisine yükseltti. Ve Allah, en güçlüdür, en bilgedir.
159- Ve o kitabın mensuplarından kimse yoktur ki onun (İsa'nın) ölümünden önce ona (İsa'ya) inanmasın. Ve o kalkışın günü o da (İsa) onlara bir tanık olacaktır.
160- 161- Yahudi* kimselerden bir kısmının haksızlıkları nedeniyle ve birçoklarını Allah'ın yolundan uzaklaştırmaları ve o faizi almaları oysa ki ondan kesinlikle vazgeçirilmişlerdi ve o insanların mallarını o geçersizlikle yemeleri nedeniyle, serbestleştirilmiş (bazı) temizleri biz onlara yasaklaştırdık. Ve biz onlardan o gerçeği örtenler için bir acı verici azap hazırladık.
* Yahudi anlamı verilen Hadü kelimesinin kök anlamı "yanlıştan dönmek" bunun için Araf s. 156. ayetine bakılabilir.
162- Fakat onlardan o bilgide derinleşenler ve o inananlar, sana indirilmiş olan şeye ve senden önce indirilmiş olan şeye inanırlar. Ve o kulluk görevini ayakta tutanlara ve o arınmayı yerine getirenlere ve Allah'a ve o sonraki güne inananlara işte biz onlara yakında bir büyük ödül vereceğiz.
163- Şüphesiz ki biz Nuh'a ve ondan sonraki o habercilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve biz İbrahim'e ve İsmail'e ve İshak'a ve Yakub'a ve o torunlara ve İsa'ya ve Eyyub'a ve Yunus'a ve Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve biz Davud'a da (vahyimizi) yazılı metin (Zebur) olarak verdik.
164- Ve öyle elçilere ki biz onları önceden sana kesinlikle anlattık ve öyle elçilere (vahyettik) ki biz onları sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile sözlü olarak iletişim kurdu.
165- Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak elçiler (gönderdik) ki o elçilerden sonra o insanların Allah'a karşı bir delili olmasın. Ve Allah, en güçlüdür, en bilgedir.
166- Fakat Allah sana indirdiği şeye tanıklık eder ki O, onu kendi bilgisiyle indirmiştir. Ve o melekler de tanıklık ederler. Ve tanık olarak Allah yeter.
167- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, onlar kesinlikle bir uzak sapkınlıkla sapmışlardır.
168- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve haksızlık yaptılar, Allah onları kesinlikle bağışlayacak değildir ve onları kesinlikle bir yola iletecek de değildir.
169- Cehennem yolu hariç, onda sonsuza dek kalıcıdırlar. Ve bu, Allah'a göre kolaydır.
170- Ey o insanlar, o elçi size Efendinizden kesinlikle o gerçeği getirmiştir. Öyleyse kendinize bir hayır olarak siz inanın. Ve eğer siz gerçeği örterseniz, şüphesiz ki o göklerde ve o yerde ne varsa Allah'ındır. Ve Allah, en iyi bilicidir, en bilgedir.
171- Ey o kitabın mensupları, siz yükümlülüğünüzde sakın ileri gitmeyin ve Allah'a karşı o gerçekten başkasını sakın söylemeyin. Meryem'in oğlu İsa Mesih, ancak ve ancak Allah'ın elçisi ve O'nun bir kelimesidir. O, onu Meryem'e karşılaştırmıştır ve O'ndan bir esintidir. Öyleyse siz Allah'a ve O'nun elçilerine inanın ve "(Tanrı) üçtür" sakın demeyin. (Bunu demekten) kendinize bir hayır olarak vazgeçin. Allah, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O, bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve üstlenici olarak Allah yeter.
172- Mesih ve o yakınlaştırılmış melekler, (hesap gününde) Allah'a bir kul olmaktan asla kaçınmayacaktır. Ve kim O'na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa, artık O onları yakında kendisine toplu olarak sürüp toplayacaktır.
173- Şimdi, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince, O onların ödüllerini tastamam verecek ve kendi lütfundan da artıracaktır. Ve kaçınan ve büyüklük taslayan kimselere gelince, artık O onları bir acı verici azapla azaplandıracaktır. Onlar kendileri için Allah'ın berisinden bir yakın ve bir yardımcı da bulamazlar.
174- Ey o insanlar, size Efendinizden bir sağlam kanıt kesinlikle geldi ve biz size bir apaçık ışık indirdik.
175- Şimdi Allah'a inanmış ve O'na sımsıkı sarılmış olan kimselere gelince, artık O onları kendisinden bir şefkate ve lütfa girdirecek ve onları kendisine bir dosdoğru yoluna ilecektir.
176- Onlar senden görüş bildirmeni istiyorlar. Sen de ki: "Allah, Kelale (babası ve çocuğu olmayan) hakkında size görüş bildiriyor. Eğer bir erkek yok olur (ölür), onun da bir çocuğu yok bir kız kardeşi varsa, bu durumda bıraktığı şeyin yarısı onadır. Ve eğer onun (kız kardeşin) bir çocuğu yoksa, o (erkek kardeş) ona mirasçı olur. Yok eğer (varis) iki kız kardeş olursa, bıraktığı şeyin üçte ikisi onlaradır. Ve eğer kardeşler adamlar ve kadınlar olmuşlarsa, artık erkek için o iki dişinin hissesi vardır." Allah size saparsınız diye açıklıyor. Ve Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.