Zülkarneyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zülkarneyn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2014 Çarşamba

Zülkarneyn ve Davud a.s Örneğinde Demirin Gücün Elinde Yön Bulması

Kur'an kıssalarını eskilerin masalları şeklinde değilde, yaşanmış hayattan örnekler olarak ibret almak kastı ile okuduğumuz takdirde, bizden öncekilerin yaşanmışlıklarından kendimiz için bir çok örneklikler çıkarmamız mümkündür. Bu yazımızda Zülkarneyn ve Davud as kıssalarındaki anlatımları esas alarak, gücün insan elinde şekillenmesi ve bu gücün kullanımı hakkında örneklikler çıkarmaya çalışacağız. 

Demir , Allah cc nin insanlara lutfetmiş olduğu güç kaynağı olup bu durum hadid s. 25. ayetinde şu şekilde beyan edilmektedir. 

  [057.025]  Celâlim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzân indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için bir çok menfeatler vardır, ve çünki Allah kendisine ve resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şübhe yokki Allah kavîdir azîzdir.

Hadid s. 25. ayetinde dikkati çeken 3 unsur olan, kitab-mizan-demir üçlüsünü bir araya getirerek insanların menfaatine kullanan elçilerin örneklerini kur'anda bulmaktayız. Süleyman , Davud , Zülkarneyn as lar bu üçlüyü doğru okuyup ve elde ettikleri gücü Allah cc nin kendilerine öğretmiş olduğu doğru biçimde kullanıma bir örnektir. Bu örnekliğin bu şahıslarda nasıl gerçekleştiğini kur'andan okuyup, günümüze bir mesaj olarak okumak ve aktarmak, kur'anı güncelleştirerek olarak okumanın bir gereği olduğunu düşünmekteyiz.

Davud as israiloğullarına mensub olan bir kişidir, Talut'un ordusunda bir asker olarak calut'u öldürme başarısını göstermiş ve bu başarısı neticesinde Alllah cc tarafından elçi olarak seçilmiştir. 

 [002.251]  Allah'ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğunu da ona öğretti. Şayet Allah'ın insanları birbiriyle def'edip savması olmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Ancak Allah, alemler üzerinde lutuf sahibidir.

[034.010-11]  Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. «Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin» dedik. Ona demiri yumuşattık. Geniş zırhlar yap ve dokumasını sağlam tut, diye. Ve salih ameller işleyin. Muhakkak ki Ben; yapmakta olduğunuz şeyi görenim.

Davud as, savaş sanatını çok iyi bilen biri olarak calut'u öldürme başarısını göstermiş ve bu sanatını elçi iken de konuşturmuştur. Allah cc nin ona demiri yumuşatmasını öğretmesi ona cibril'i göndererek öğretmesi şeklinde  olmayıp kendinden önce var olan bilgi birikimini kullanarak üzerine kendi bilgisini ekleyerek  en iyi bildiği bir işi dahada ileri götürme başarısını göstermesidir.Bizlerin bugün eksikliğini duyduğumuz en önemli konu, bu olup önceki bilgilerin üzerine yeni bilgi ilave edecek insanlar yetiştirememizdir. Davud as israiloğullarına gökten inen bir kişi değil onların içinde yetişmiş bir insandır. Allah cc nin kainat kitabını iyi okuyan israiloğulları kendi içlerinden bir Talut ve Davud çıkartarak calut ordusunu perişan etmişlerdir. Bu orduyu perişen ederlerken Allah onlara gökten melek indirmemiş olup oyunun kurallarına göre hareket ederek başarıyı yakalamışlardır. Bugün müslümanlarında aynı şekil bir çalışma ile bir Talut ve Davuda her zamandan daha fazla ihtiyacı bulunmaktadır.

Kur'an da Davud ve Zülkarneyn, ikiside mülk ve güç sahibi olarak gördüğümüz şahsiyetler olup onlar ile ilgili ayetler sadece yaşadıkları zaman ve mekan çerçevesi dahilinde okunduğunda mesajı ıskalamış oluruz. Zülkarneyn'in kehf suresinde anlatılan kıssasında ye'cüc ve me'cüc fesadına karşı engel yapması için kullandığı madde demir ve bakır olduğu görülmektedir.

[018.096] «Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi.

Hadid s. 25. ayetine dönecek olursak, orada demirin güç sembolu olarak insanların hizmetine sunulduğu beyan edilmektedir. Bu gücün, elinde bulunan kişiye göre şekil aldığı unutulmamalıdır, Allah cc yaratmış olduğu insanın kafir veya mü'min olduğuna bakmaksızın kainat kitabı dediğimiz evrensel yasaları okuyanlar bu gücü eline geçireceklerdir. Tarihte bir çok örnek demiri işlemek sureti ile güç kazananların, bu güçlerini kötüye kullanmak sureti ile dünyayı nasıl fesada boğdukları herkesin malumudur.

Allah cc nin kainata koymuş olduğu ayetleri okuyarak ellerine bu gücü geçirenler sadece dünya hayatının geçici menfaatlerini düşünerek milyonlarca insanı katletmekten geri durmamışlardır. Bizler müslümanlar olarak kainat ayetlerini okuduğumuz müddetçe ilim ve teknikte gelişme sürecimiz devam etmiş , bu okumaları kafirler yapmaya başladığı zaman müslümanlar geriye kalmış ve bugüne kadar süregelen zulüm ve baskılara maruz kalmışlardır. 

Allah cc nin ayetleri sadece elçileri vasıtası ile göndermiş olduğu vahiyler olmayıp kevni ayetler dediğimiz ve o ayetleri okuyan herkesin mü'min veya kafir olduğuna bakılmaksızın çalışmalarının karşılığını vermesi onun "Errahman" isminin bir tecellisidir. Rahman olan Allah indirmiş olduğu kevni ayetleri doğru okuyarak o yolda çalışan kullarını çalışmalarında başarılı kılmaktadır. 

Bizler imanın sadece elçiler ile inen kitablara olacağını zannettiğimiz için diğer kitabı okumayı bırakıp, elimizdeki mushafı sesi güzel hafızlar vasıtası ile okuduğumuzu zanneder olmuşuz , halbuki müslüman önce kainat kitabını okuyacak ve bu okuma sonucu hakettiği imkanları nasıl kullanacağını eldeki mushaf tan öğrenecektir. Kainat kitabını okumadan sadece mushaftan okunan ayetler bizleri bu günkü durumumuzdan kurtarmadığına göre bir yerlerde yanlış yapıyoruz demektir. "Kur'an mekke de indi , kahire de okundu , istanbulda yazıldı" sözleri hepimizin bildiği bir söz olup, kur'anın güzel bir yazı ve güzel bir okumadan ibaret olduğunu bizlere anlatıp bunu yaptığımızda dört dörtlük bir imana sahip olacağımız maalesef inandırıldı.

Bugün kainat kitabını doğru okuyarak Errahman isminin tecellisine nail olan müstekbirler bu gücü nasıl kullanacaklarını, elçiler vasıtası ile inmiş olan kitab'lara iman etmedikleri için elde ettikleri bu gücü Allah cc nin istediği noktada kullanmayıp onlarda bir yerlerde yanlış yaparak insanlara zulmektedirler.

İşte kur'an kıssalarının önemi burada ortaya çıkmaktadır, insanlık tarihini kur'an gözü ile okuyacak olursak, zalim ve mazlumların savaşı olarak ifade edebileceğimiz bir durum ortaya çıkar. Allah cc göndermiş olduğu elçilere ve ona inananlara zulmedenleri helak ettiğini bir çok ayetinde beyan etmektedir.Bir çok ayet kendilerine güç , servet, evlat verilenlerin bu gücü Allah cc nin istediği doğrultuda kullanmayanların helak edildiğini ve bu durumu tekrar edenlerin kıyamet günü ebedi, olarak cehennnem ile cezalanadırılacaklarını beyan etmektedir.

Kendilerine verilen güç, servet, evlat gibi imkanların nasıl kullanılacağını yine elçilerin rol modelliği şeklinde onların böyle bir güç kazanımını nasıl kullandıkları anlatılarak bu durumda olanların nasıl hareket etmeleri gerektiği  öğretilmiştir. Davud as kıssası bu gözle okunması gereken bir kıssadır. Elçilerin klasik anlmada "sünnet" dediğimiz örneklikleri bu kıssaları anlamamızda ve hayata geçirme noktasında

Davud as askeri dehası sayesinde güç sahibi olmuş kul olarak güç sahiplerinin örnek alması gereken bir elçidir. Güç sembolu olan demiri kainat yasalarına uygun olarak işleyip başka insanlar üzerinde hakimiyet sağlayan Davud as bu gücü Allah cc nin kendisine vermiş olduğu vahiy ile birlikte okumuş ve hayata geçirmiştir. Davud as kıssasını okuayacak olursak elinde olan bu gücü insanlara zulüm için asla kullanmamış , aksine bu gücü verene karşı sorumlu olduğunu bir an bile unutmamıştır.

Elinde güç bulunduran insanların ekolojik dengeyi bozmaları sadece bir kaç yüzyıllık sorun olmayıp insanlık tarihinin bir sorunu olarak kur'anda yerini bulmuştur.

 [030.041]  İnsanların elleriyle işlediklerinden dolayı karada ve denizde Fesad belirdi. Ki yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın. Belki dönerler.
[002.205]  O, (Allahın emirlerine) sırt çevirdimi yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, fesadı (bozgunculuğu ve kışkırtıcılığı) sevmez.

Eline fırsat geçtimi fesada meyyal olan insanın bu fesadı, sadece insanları değil bütün arz'ı etkilemektedir. Amerikanın japonyaya attığı iki tane atom bombasının izleri hala silinememiş olması bu fesadın boyutunun ne derece korkunç olduğunu gözler önüne sermektedir. Dağların ve kuşların Davud as ile birlikte tesbih ettiğini beyan eden ayetler burada anlamını bulmaktadır.

[034.010-11]  Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. «Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin» dedik. Ona demiri yumuşattık. Geniş zırhlar yap ve dokumasını sağlam tut, diye. Ve salih ameller işleyin. Muhakkak ki Ben; yapmakta olduğunuz şeyi görenim.
[021.079]  Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.

Üstteki ayetlerde Dağlar ve kuşların Davud as ile birlikte tesbih ettiği , kuşların ve dağların onun emrine musahhar kılındığı beyan edilmektedir, peki bu ayetlerden nasıl bir mesaj çıkarabiliriz?.

Tesbih kelimesinin anlamına , " varlıklar üzerinde Allah cc nin koymuş olduğu yasalar" diyebiliriz. Dağların ve kuşların Davud ile birlikte tesbih etmesi demek , Davud as ın elinde bulunan güç ile ekolojik dengeye herhangi bir fesada uğratmadan yani yaratılmışların tesbihlerini bozmadan bu gücü kullanmasını ifade eder. Dağların ve kuşların Davud as a musahhar kılınmaları bu konuyla alakalı olup , onun kendi kullanımına verilen bu nesneleri doğru biçimde kullanması ve arz üzerindeki dengeyi bozmaması olarak anlaşılabilir.

Bu gün dünyanın içinde bulunduğu en büyük sorunlardan biri olan çevre sorunlarının baş sebebi gücü elinde bulunduran müstekbirlerin dünyayı babalarının çiftlikleri zannedip , orada her istediklerini yapabileceklerini zannetmeleridir. Aynı müstekbirler çevreye verdikleri felaketin farkında olarak hem önlemler almaya alışmakta , hemde bu fesadı olanca güçleri ile devam ettirerek ekolojik dengeyi bozmaktadırlar. Dünya üzerinde sadece kendilerinin yaşama hakları olduğunu zannedenler , yaydıkları fesadın kendilerinede çarptığını görmekle beraber bu azgınlıklarından vaz geçip dünyada kendilerinden başka insanların , bitkilerin hayvanların v.s ninde yaşama hakları olduğunu görmezlikten gelmektedirler.

Zülkarneynin'de aynı şekilde ordusu ile çok geniş bir coğrafya'ya hakim olan birisi olduğu kehf suresinde anlatılan kıssasından anlaşılmaktadır. Ye'cüc ve me'cüc ün fesadına karşı yardım isteyen kavme demiri kullanarak set yapmış ve bu set yapam karşılığında onlardan herhangi bir ücret istememiştir. 

Bugün ulusların birbirleri ile olan ilişkisine baktığımızda tam bir kurt kuzu ilişkisinin hakim  olduğu görülmektedir. Müstekbirler karşılarında olanı ezmek için her türlü yola başvurmakta olup onların güçsüzlüklerini fırsat bilerek olanca güçleri ile onları ezmektedirler. Yardıma muhtaç olan bir ülkeye hiç bir ülke babasının hayrına yardım etmemekte , kısa ve uzun vadede onu sömürmek için bu yardımı yapmaktadır. 

Sonuç olarak; kur'an kıssalarını geçmişte yaşanmış hayat içinden geçmişlerin örnekleri olarak, yaşanan hayat içindeki sorunlara çare olacak mesajlar olarak okumak,kur'anın evrensel mesajını okumak anlamına gelecektir. Davud ve Zülkarneyn kıssası da böyle bir mesaja sahip olup, anlaşılması ve hayat içinde tatbiki gereken mesajlar içermektedir. Demirin güç sembolu olarak elinde bulundurana göre şekil kazanması, günümüzde bu gücün müstekbirlerin elinde olmasından dolayı dünya büyük bir fesad hareketi içinde olup insanlar ve ekolojik denge tehdit altındadır. Allah cc kainat yasalarına koymuş olduğu ölçü içersinde bu ölçülere göre çalışanı Rahman ismi gereğince muvaffak kılar , ancak bu muvaffak kılması o insanların istedikleri gibi hareket etmelerini gerektirmez. Allah cc nin elçiler ile indirmiş olduğu hatırlatmalar içinde olan ayetler , güç sahiplerinin nasıl hareket edeceğini düzenler. Kıssa yollu anlatım uslubu içinde geçmişte kendisine güç verilenlerin bu gücü yanlış ve doğru biçimde kullanmaları neticesinde uğradıkları ve uğrayacakları akıbet aynı vahiy içinde beyan edilmiştir. Davud ve Zülkarneyn örneği bu gücü doğru kullananlara bir örneklik teşkil etmekte olup, bugün bizlerin böyle insanlar çıkaramamış olması Allah cc nin kitabını, sadece elçilere göndermiş olduğu kitaplar zannedip  onlaraa iman ettiğimizi dil ile söylemekle cennete gideceğimizi zannederek vebalini dünya ve ahirette ödemek durumunda olduğumuz bir hal içinde bırakmıştır. 

                                     EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

18 Mayıs 2014 Pazar

Zülkarneyn Kıssası Bize Ne Anlatıyor?

Zülkarneyn kıssası kehf suresi içinde anlatılan bir kıssa olup, kıssanın yaşanma yeri ve zamanından öte kıssada anlatılan şahsiyet üzerinden verilmek istenen mesajı anlama çabası içinde yazılmaya çalışılmış bir yazı olarak okunması gerekmektedir. Tefsir kitaplarında zülkarneyn isminin anlamı veya kimliği üzerinde bilgiler mevcut olup yazının hacmini genişletmemek amacı ile bu tür bilgilere girmemeyi tercih ettik, ihtiyaç hissedenler tefsirlere göz atabilirler. Kıssa kehf suresinin 83-99. ayetleri arasında anlatılmakta olup kur'anın teşbihi yani benzeterek anlatım özelliği bu kıssada da göze çarpmaktadır. Zülkarneyn kıssasının ,  kendisine imkan verilenlerin bu imkanı nasıl kullanması gerektiğinin mesajlarını veren bir kıssa olarak okunduğu zaman daha doğru anlaşılacağını düşünmekteyiz.

Ve yes’elûneke an zil karneyn(karneyni), kul se etlû aleykum minhu zikrâ(zikren).
[018.083]  Bir de sana Zulkarneyn'den soruyorlar. Dedi: «Size ondan bir hatıra okuyacağım.»

83. ayetten anlaşıldığına göre Muhammed as a onunla ilgili bir bilgisi olup olmadığı sorulmaktadır, yine anlaşıldığı üzere soran muhataplar sordukları kişi hakkında bilgi sahibidirler'ki bir ihtimal Muhammed as ı sınamaktadırlar , veya bilgi sahibi olduklarını sandıkları Zülkarneyn hakkında bildikleri yanlış olup doğrusunu Allah cc bizlere öğretmektedir. 

İnnâ mekkennâ lehu fîl ardı ve âteynâhu min kulli şey’in sebebâ(sebeben).
[018.084]  Biz O'nu yeryüzünde imkan ve ona her şeyden bir sebep verdik.

Sebeb kelimesi; "kendisi ile amaca ulaşılan şey" anlamında olup , Zülkarneyn'e arzda sebeb verilerek imkan sağlanması onun melik hükümdarlardan olduğunu göstermektedir. Kur'an'da Yusuf, Davud ve Süleyman as lar üzerinden verilen kıssa örneklerinde onlarında melik hükümdarlar oldukları görülmektedir, onlar üzerinden kur'an yeryüzünde elinde imkan olanların nasıl davranmaları gerektiği hakkında mesajlar vermektedir. Kıssanın ilerleyen ayetlerinde sebeb verilerek imkanları elinde tutan Zülkarneyn'in bu gücü nasıl kullandığını göreceğiz.

[012.056]  Ve işte bu suretle Yusuf'u o arzda imkan verdik (mekkenna) , neresinde isterse makam tutuyordu, biz rahmetimizi dilediğimize nasıb ederiz, ve muhsinlerin ecrini zayi' etmeyiz
[027.015]  And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi «Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun» dediler.

[022.041] Onlar ki, yer yüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.

Hacc s. 41. ayeti arz üzerinde kendilerine imkan verilenlerin nasıl davranması gerektiğini özetleyen bir olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur'an verdiği örneklerle bu imkanları yerinde kullanmayan firavun örneğini veya yerinde kullanan Zülkarneyn, Yusuf, Davud ve Süleyman as ları bizlere örneklik olarak vermektedir.

Fe etbea sebebâ(sebeben).
[018.085] kendisi ile amaca ulaşacağı şeye tabi oldu.

Sebebe tabi olması demek, Allah cc nin rızasına uygun iş yapmak amacı ile yola çıkması ve bu yolda kullanacağı her türlü şey anlamında olup , para , mal , mülk , ordu vs herşeyi sebeb kılarak rızaya erişmek için yola çıkmasıdır.

Hattâ izâ belega magribeş şemsi vecedehâ tagrubu fî aynin hamietin ve vecede indehâ kavmâ(kavmen), kulnâ yâ zel karneyni immâ en tuazzibe ve immâ en tettehıze fîhim husnâ(husnen).
[018.086]  En sonunda güneşin battığı yere vardığı zaman; onu kara bir suda batıyor buldu. Orada bir kavme rastladı. Zülkarneyn, onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin, dedik.

Zülkarneyn'in imkanlarını seferber ederek yola çıkması ile başlayan yolculuğu, ayette " aynin hamietin" şeklinde ifade edilen coğrafi bir yere varır ve orada bir kavim yaşamaktadır. "onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin, dedik." cümlesinin nasıllığı üzerinde biraz durmak gerekirse şunları söyleyebiliriz; Zülkarneyn'e bu söz bir vahiy elçisi aracılığı ile söylenmiş bir söz değil , Allah cc nin arz üzerinde mülk vererek insanlar üzerinde yetki sahibi olanların ellerindeki yetkiyi ifade eden bir sözdür. Allah cc kullarından herhangi birisinin yönetim makamına çıkarır ve bu kişi elindeki  yetkiyi iki türlü kullanır 1- adil hükümdar 2- zalim hükümdar olarak yani yetkinin ellerinde olduğunu ifade için kullanılmış bir cümle olup , Zülkarneyn'de istediği gibi bu yetkiyi kullanmakta serbest idi 1- adil hükümdar olarak 2- zalim hükümdar olarak tabiki bu iki şekil yönetim sergileyenlerin karşılıkları ahirette Allah cc tarafından verilecektir.

Kâle emmâ men zaleme fe sevfe nuazzibuhu summe yureddu ilâ rabbihî fe yuazzibuhu azâben nukrâ(nukren).
[018.087]  (Zülkarneyn şöyle) dedi: «Kim zulmederse, Biz onu cezalandırırız, sonra da Rabbinin huzuruna götürülür. O da ona benzeri görülmedik bir ceza uygular.

Ve emmâ men âmene ve amile sâlihan fe lehu cezâenil husnâ ve se nekûlu lehu min emrinâ yusrâ(yusren).
[018.088]  Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan da kolay olanını söyleyeceğiz.»

87 ve 88. ayetler, elinde güç olan Zülkarneyn'in bu gücü nasıl kullandığını haber veren ayetlerdir. İyilik etme ve azab etmesinin şartları olarak, zalimi cezalandırması , iman eden ve salih amelde bulunanlara ise iyilik yapacağını söylemektedir. Böyle bir gücü elinde bulunduran firavun örneğini hatırlayacak olursak , firavun azab etme şartı olarak bir kişinin iman eden ve salih amelde bulunması (Musa as a iman eden sihirbazları örneği) iyilik etme şartı olarak kendisini ilah ve rab olarak kabul etme şartı getirdiğini görürüz.

88. ayetteki " ve emma men amene ve amila salihan" (kim iman eder salih amelde bulunursa) şeklindeki cümle bir teşbih barındırmakta olup , Allah cc nin kendisini kur'an genelinde bir hükümdar teşbihi içinde anlattığı ayetler ile bir bağ kurarak, Zülkarneyn örneği üzerinden bir hükümdarın emirlerine tabi olup ona isyan etmeyenlerin o hükümdar tarafından herhangi bir azaba uğratılmayacağı benzetmesi üzerinden , kendi hükümdarlığını kabul edip ona isyan etmeyenlere "işinden kolay olanı buyuracağını" söylemektedir.

[002.062]Şüphesiz iman edenler; yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.
[005.069] Doğrusu; iman edenler, yahudi olanlar, sabiiler ve hristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inananlara, salih amel işleyenlere; hiç korku yoktur. Ve onlar, üzülecek de değildir.
[020.082]  Muhakkak ki ben; tevbe edeni, inanarak salih amel işleyeni sonra da doğru yola gireni elbette bağışlayanım.
[025.070]  Ancak tövbe eden ve imân eden ve sâlih amel ile amelde bulunan müstesna. Artık Allah onların günahlarını sevaplara tebdîl eder ve Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyici bulunmaktadır.
[092.006-11] Ve en güzel olanı tasdik etti ise.  ona en kolay olan için kolaylık veririz.Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.
[087.008] Seni en kolay yola muvaffak kılacağız.

Hükümdarların hükümdarı olan Allah cc kendisine iman edip salih amelede bulunanlara vereceği karşılığı yukarda örneklerini verdiğimiz bir çok ayettte haber vermektedir.

Summe etbea sebebâ(sebeben).
[018.089] sonra yine kendisi ile amaca ulaşacağı şeye tabi oldu.

Hattâ izâ belega matlıaş şemsi vecedehâ tatluu alâ kavmin lem nec’al lehum min dûnihâ sitrâ(sitren).
[018.090]  Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

Yola devam eden Zülkarneyn'i ,86. ayette güneşin battığı yer olarak tavsif edilen yerin aksine bu sefer güneşin doğduğu yer olarak tavsif edilen bir yerde buluyoruz, doğu ve batı kelimeleri ile anlatılmak istenen şey Zülkarneyn'in hükümranlık alanının genişliğini ifade etmek için kullanılmış olduğu düşünülebilir. Allah cc kendisi hükümranlığını anlatmak için bu gibi ifadeleri kullandığını görmekteyiz " doğunun ve batının" veya " iki doğunun ve batının" veya "doğuların ve batıların" rabbidir şeklindeki ayetler onun mülkünün genişliğini ifade etmek için kullanılanmaktadır. Zülkarneyn bu sefer vardığı yerin coğrafi konum olarak ağaç ve dağlardan yoksun dümdüz bir yer olduğu anlaşılmaktadır.

Kezâlik(kezâlike), ve kad ehatnâ bimâ ledeyhi hubrâ(hubren).
[018.091]  İşte böylece. Ve şüphe yok ki, onun yanında neler olduğunu Biz  ihata etmişizdir.
Allah cc nin Zülkarneyn'in yanında olanı ihata etmesi demek onun bütün kullarının yaptığından haberdar olması olarak anlayabiliriz. Zülkarneyn'in hükümdar olması demek onun üzerinde bir merciin olmaması demek olduğu, kişi her ne kadar mülk ve güç sahibi olsa dahi onun yaptıklarını gören ve bilen birisinin olduğu ve bu yaptıklarının hesabını verecek bir ilah olduğu hatırlatılmaktadır. Yönetim ve güç elinde olanlara yaptıklarını her an için gören birisinin olduğu haber verilerek şımarmamaları ve müstekbirleşmemeleri mesajı verilmektedir.Allah cc nin kullarını ihata etmesi ile ilgili bir kaç ayet örneği vererek onun kullarının yaptığından haberdar olduğu ile ilgili ayetleri hatırlayalım. 

 [065.012]  Yedi göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah'tır, Allah'ın herşeye Kadir olduğunu ve Allah'ın ilminin herşeyi ihata ettiğini bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunlar arasında iner durur.
[003.120]  Eğer size bir iyilik dokunacak olsa bu onları üzer. Eğer başınıza bir kötülük gelse bu yüzden sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Hiç şüphesiz Allah'ın bilgisi onların yaptıklarını kuşatmıştır.
[041.054]  İyi bil ki onlar, Rabb'ine kavuşmaktan kuşku içindedirler. İyi bil ki O, herşeyi kuşatmıştır.

Allah cc nin Zülkarneyn'in yanında olanı haber bakımından kuşatmasını onun bir çok ayette geçen "habir" ismi ile bağını kurup aynı kelimenin kehf suresi içinde geçen Musa ve salih kul kıssası 68. ayet içinde geçmesi ile bir paralellik arz ettiğini düşünmekteyiz şöyle ki; Musa karşılaştığı kişiye yanındaki bilgiden öğrenmek için ona tabi olmak istediğini söylediği zaman o kişi ona , "Ve keyfe tesbiru alâ mâ lem tuhıt bihî hubrâ(hubren). " («Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?») şeklinde bir karşılık verdiğini görmekteyiz. Bu iki ayeti birbiri ile bağlayıp düşünecek olursak , haber bakımında ihata edebilmek insanı aşan bir olaydır ve bu şekil bir kapsama sadece Allah cc ye ait bir durumdur.

Summe etbea sebebâ(sebeben).
[018.092] sonra yine kendisi ile amaca ulaşacağı şeye tabi oldu.

Hattâ izâ belega beynes seddeyni vecede min dûnihimâ kavmen lâ yekâdûne yefkahûne kavlâ(kavlen).
[018.093] Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.
Zülkarneyn'in kıssada anlatılan üçüncü durağı coğrafi konum itibarı ile "iki dağ arası" olarak anlatılan bir yerdir. Burada rastladığı kavim için kullanılan ifade " la yekadune fefkahune kavlen" şeklinde olup, tercümelere "neredeyse hiç söz anlamayan bir kavim olarak" şeklinde geçmiştir. Bu kavm'in özelliği olarak, dilinin yabancı olması gibi bir yorum yapılmış olmasına rağmen bu cümleyi " daha önce herhangi bir tebliğ ulaşıp kavl'e yani Allah cc nin vahyine muhatap olmayan bir topluluk" şeklinde yorumlayabiliriz Allahu alem. 

Zülkarneyn'in kıssada anlatılan yerler itibari ile, 1- bataklık 2- çöl 3- dağlık bir bölgeye gittiğini görmekteyiz, bu yerlerin farklı coğrafi bölgeler olması Zülkarneyn'in imkanlarının genişliği ve hareket alanının genişliği açısından verilen bir bilgi olarak görülebilir. Mülk ve saltanatın çok geniş bir alana yayılmış olan Zülkarneyn bu imkanı hayır yolunda insanlara harcadığını son uğradığı kavme yaptığı sedden anlamaktayız. 

Nisa s. 78. ayetinde bu cümlenin mesani si  bulunmakta olup oradaki kullanım ile aradaki bağlantıyı kurmak mümkündür.

Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh(muşeyyedetin). Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâh(indillâhi), ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâh(indillâhi). Fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ(hadîsen).
004.078  Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: «Bu Allah'tandır» derler, bir kötülüğe uğrarlarsa «Bu, senin tarafındandır» derler. De ki: «Hepsi Allah'tandır». Bu kavme ne oluyor ki, sözü anlamaya yanaşmıyorlar?
Ayetin " Bu kavme ne oluyor ki, sözü anlamaya yanaşmıyorlar?" şeklindeki cümlenin muhatapları kendilerine "hadis" yani "ahsenel hadis" olarak diğer ayetlerde karşılığını gördüğümüz vahiy ulaştığı halde vahyi kabule yanaşmayanlardır.Zülkarneyn'in muhatap olduğu sözü anlamayan kavim ise ,daha kendilerine söz yani vahiy ulaşmamış kimseler olması şeklinde bir yaklaşım bizce daha makul görülmektedir.

Kâlû yâ zel karneyni inne ye’cûce ve me’cûce mufsidûne fîl ardı fe hel nec’alu leke harcen alâ en tec’ale beynenâ ve beynehum seddâ(sedden).
[018.094]  Dediler ki: «Ey Zülkarneyn! Şüphe yok ki, Yecüc ile Mecüc, yerde fesat çıkarıp duran kimselerdir. Bizimle onların arasına bir sed yapmaklığın için sana bir bedel versek olur mu?»

Kâle mâ mekkennî fîhi rabbî hayrun fe eînûnî bi kuvvetin ec’al beynekum ve beynehum redmâ(redmen).
[018.095] Dedi ki: «Rabbimin bana verdiği imkân, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım.»

Zülkarneyn'in geldiği bu yerde bulduğu kavm'in, ondan ye'cüc ve me'cüc 'ün fesadına karşı aralarına bir engel yapmasını istediklerini  görüyoruz. Ye'cüc ve me'cüc ismini kıyamet alametleri ile ilgili rivayetlerde sıkça duymakta olup onların kıyamete yakın çıkacak ve yeryüzünü fesada boğacak olan iki kavim olarak kitaplarda yerini aldığını görmekteyiz. Bunlar hakkında bilgi  birde enbiya suresinde verilmekte olup yaptıkları icraat itibarı ile değerlendirecek olursak yeryüzünün herhangi bir zaman ve mekan biriminde olan fesadçılara verilen bir isim olarak anlamak mümkündür. Bunların kimler olduğundan ziyade yaptıkları işler açısından baktığımızda fesadın kıyamete kadar sürecek olan bir durum olduğu göz önüne alınacak olursa dün , bugün ve yarın yeryüzünün fesada boğan insanlara zulmeden her kişi , kurum, ideoloji vs nin bu isim altında değerlendirilmesi mümkündür.  

Kur'anın elçilerin vazifeleri ile ilgili ayetlere baktığımızda elçilerin hiçbir ücret istemeden muhatapların küfür ile aralarına bir sed çekme şeklinde bir çaba içinde olduklarını görürüz. O kavm in Zülkarneyn den isteği de fesadçı kavim ile aralarına bir sed çekmesi olduğu görülmektedir. Kavim ona yapacağı bu iş için bir ücret teklif eder, ancak o bu işi ücret karşılığı değil diğer elçiler gibi Allah rızası için yapacağını söyler. 

Zülkarneyn'in sed yapmak için koyduğu şart kavm'in ona kuvvet ile yardım etmesidir, buradan anlaşılıyorki yeryüzünde fesada sed çekmek için tek bir kişinin gücü yeterli olmayıp birlik ve beraberlik halinde tek vucüd karşı koymaktır. 

 Atûnî zuberel hadîd(hadîdi), hattâ izâ sâvâ beynes sadafeyni kâlenfuhû, hattâ izâ cealehu nâren kâle âtûnî ufrig aleyhi kıtrâ(kıtren).
[018.096]  «Bana demir kütleleri getirin,» iki dağın arası eşit düzeye gelince, «Körükleyin» dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: «Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.»

Ayette yönetici, insan kuvveti , demir ve bakır olarak 4 unsur gözümüze çarpmaktadır. Zülkarneyn yönetiminde ona yardım eden insanlar demir ve bakır ile ye'cüc ve me'cüc fesadını önlemek için sed yapmaktadırlar. Bu şekil bir yapım evrensel bir örneklik teşkil etmektedir, yeryüzünü fesada boğanlara karşı adil ve güçlü bir hükümdar yönetiminde ona yardım eden insanlar güç sembolu olan metal'den yapılmış araçlarla onlara karşı koymalıdırlar'ki fesatçılar fırsat bulmasın yeryüzünde hak hakim olsun, ama gelgelelim maalesef durum bunun tersi olmakta yeryüzünde fesad istemeyenler içlerinden güçlü bir yönetici çıkarmakta aciz kalınca birleşmeleri mümkün olmamakta ve fesadçıların zulmü altında inlemektedirler. 

Halbuki Allah cc demir ve bakır'ı yani güç sembolu olan metali yeryüzünde mülk verdiği iki kuluna davud ve süleyman'ın emrine verdiğini  beyan etmesine rağmen zaman içinde bu güç mü'minlerin basiretsizliği sayesinde zalimlerin elinde bir güç olmuştur. 

 [034.012]  Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam da bir aylık mesafeden gelen rüzgarı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.
[034.010]  Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. «Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin» dedik. Ona demiri yumuşattık.
[021.080]  Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda sizi korusun diye, '(madeni) giyim-sanatını' öğrettik. Buna rağmen siz şükredenler misiniz? 


Davud ve Süleyman as a böyle bir üstünlük verilmesi bunların daha önce bilinmeyip ilk defa onlar tarafından yapılmış icadlar olmayıp bu madenleri kullanarak hakimiyet sağladıklarının anlaşılması gerekir . Allah cc sünneti gereği çalışmayıp yatan kimseye gökten demir indirmediği gibi bunları kullanmasını bilen kim olursa olsun müslüman olmasalar dahi, bugün dünya yüzünde çok acı örneklerini gördüğümüz üzere gücü onların emrine müsahhar kılacaktır. 

  [057.025] Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

Hadid s. 25. çok açık bir biçimde yeryüzünde adaletin tesisi için kitap-mizan-demir üçlüsünün birlikte hareket etmesi şeklinde bir sünnet koyduğunu ancak kitap ve mizan'dan beri olarak kullanılan demir'in fesadçıların elinde nasıl bir güce dönüştüğüne şahid olmaktayız.
 

Zülkarneyn kıssası bu üç unsurun yani kitab-mizan ve demir'in adaletli ve hakkı gözeten insanlar elinde nasıl bir netice doğuracağını anlatan bir kıssa olup, bu şekil bir güçle yapılan seddin yani fesada engel olmanın ne zaman kadar dayanacağı 97 ve 98. ayette anlatılmaktadır.

Femestâû en yazherûhu ve mestetâû lehu nakbâ(nakben).
[018.097]  Artık ne onun üstüne çıkmaya kâdir oldular ve ne de onun için delik açmaya güçleri yetti.

Kâle hâzâ rahmetun min rabbî, fe izâ câe va’du rabbî cealehu dekkâ’(dekkâe), ve kâne va’du rabbî hakkâ(hakkan).
[018.098] Dedi ki: «Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi geldiği vakit ise onu dümdüz etmiş olacaktır. Ve Rabbimin vaadi bir hak olmuştur.»


Adil bir yöneticinin emrinde olan insanların güç sembolu olan metali kullanarak fesadçılara karşı yaptıkları sed Allah cc nin sünneti gereği kıyamete kadar ayakta kalacaktır. Tefsirlere baktığımız zaman , "kıssa içinde dönüp dolaşmak" dediğimiz metod yine bu kıssada iş başında görülmekte ve bu seddin nerede olduğu konusunda yorumlar üretilmektedir. Seddin nerede olduğu önemli olmayıp sed yapımı ile verilmek istenen mesajın ne olduğu konusunda fikir yürütülmesi gerekirken maalesef mesaj ıskalanmış ve gereksiz bilgiler tefsirleri doldurmuştur. 

98. ayette "bu rabbimin rahmetidir" şeklindeki ifade Zülkarneyn'in bu işi rabbinin adı ile yaptığı ve işinde onu unutmadığı görülmekte , başarıyı kendine mal etmemektedir. Vaad edilen güne kadar zalimlere karşı gerekleri yerine getirilerek yapılan sedleri hiçbir zalim kavmin aşmaya gücünün yetmeyceği rabbimizin bize vaadidir , VAADİNE SADIK OLAN ONDAN BAŞKA KİMDİR?.

Ve teraknâ ba’dahum yevmeizin yemûcu fî ba’dın ve nufiha fis sûri fe cema’nâhum cem’â(cem’an).
[018.099] Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.

Fesadçıların bu fesadlarını kıyamete kadar devam ettireceklerini bildiren 99. ayet ve sonrası fesadçıların yaptıklarının hesaplarını vermeleri ile ilgili ayetler ile devam etmekte ancak yazının hacmini büyültmemek için kıssa ile ilgili ayetleri burada bitirmek istiyoruz. 


Sonuç olarak; Zülkarneyn kıssası diğer kur'an kıssaları gibi mesajı ne olduğu sorusu sorularak okunmuş bir kıssa olmayıp yaşandığı zaman ve mekana hapsedilmiş kıssalardan olarak tefsir kitaplarında yerini almıştır. Kur'an kıssalarının mesaj içerikli olarak okunduğu zaman bu kıssa bir çok mesaj taşımakta olup yazıyı yazanın anlamaktan aciz kaldığı mesajlarında olabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır, yazıyı yazan kişi anladıklarını yazmakta olup anlayış eksikliği her zaman mümkündür. Zülkarneyn kıssası bizlere, yeryüzünde mülk ve hükümranlık verilen bir kişinin bu gücü nasıl kullanması gerektiği mesajını veren bir kıssa olup , ye'cüc ve me'cüc ismi ile ifade edilen evrensel müstekbirlerin nasıl alt edileceğini yaşanmış örneklik olarak bizlere göstermektedir. Böyle bir insanın yönetiminde güç ve kuvvet sembolu olan metali kullanarak fesadı önlemeye çalışanlar Allah cc nin vaadi olarak kıyamete kadar başarılı olacaklardır.   

                                   EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.