kadim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2014 Perşembe

İnsanlığın Kadim Kültürü "Yevmüzzinet" (Bayram Günleri)

İnsan fıtrat itibarı ile birlikte yaşamaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Kadın ve erkek cinsinin birbirlerine olan karşılıklı duyguları bu ihtiyaçtan kaynaklanmakta ve Allah (c.c) nin ayetlerindendir. Kadın ve erkeklerin oluşturduğu şehirler birlikte yaşama ihtiyacından doğan bir sonuç olup insanlık tarihi kadar eskidir. 

Aynı insan yine fıtrat itibarı ile adına ,"Din" denilen yaşama biçimine ihtiyaç duyarak hayatını onun üzerine ikame eder. İnsanları birbirine bağlayan esasları , aile , kavim , ırk ,din olarak sıralayabiliriz. Din, yani inanç bağı en üstteki bağ olarak öne çıkan ve farklı kavim ve ırklarıda çatısı altında toplayan kadim bir inançtır. 

İnsanlık tarihini kısaca, Dinler savaşı olarak özetlemek mümkündür ,Allah (c.c) insanlara kendi dinini tebliğ etmesi için elçiler göndermiş , bu elçilere inananlar ve inanmayanlar arasındaki mücade bu güne kadar devam etmiş , kıyamete kadar da devam edecektir. 

Allah (c.c) dini ile , ona karşı oluşturulan dinlerin ortak yanı , hangi dine mensup olurlarsa olsunlar , dindaşları ile ortak bir paydada buluştuklarının göstergesi olarak belirli günlerde "CEM" olmaları yani toplanmalarıdır.

Allah (c.c) Hacc suresi 34. ve 67. ayetlerde bu duruma işaret ederek "MENSEK" yani zamanlı ve mekanlı ibdetler ihdas ettiğini bizlere beyan etmektedir. Hacc , Bakara ,İbrahim surelerinde adına HACC denilen Mekke deki BEYTULLAHIN ziyaret edilerek belli ritüellerin yapılması şeklinde cereyan eden olaylar onun dinine mensup olduğunu iddia eden insanların , bir araya gelerek görüşmesi ,tanışması , kaynaşması esasına dayalı bir ibadet tarzıdır. 

Diğer inanç sistemlerinde de aynı durum göze çarpmakta olup onlarında aynı amaç etrafında belirli gün ve zamanlarda toplanarak , İlahlarına olan saygılarını belirli ritüeller ile ortaya koymaları şeklinde gerçekleşen günleri vardır. 

Bilindiği üzere Firavun, kendisini Mısır halkının İlahı ve Rabbi olarak sunarak onların yaşam biçimlerini tayin etme hakkına sahip olduğunu söyleyen birisi idi. Musa ve kardeşi Harun (a.s) lar onun bu tür bir hakka sahip olmadığını , bu hakkın sadece "Alemlerin rabbi" olan Allah' a ait olduğunu ona tebliğ etmek için gönderilen iki elçiydi. 

Firavun ve melesi onları red ederek , ülkenin en bilgili sihirbazlarını belli bir günde Musa (a.s) ın karşısına çıkarmıştır. Bu olay Taha s. 59. ayetinde şöyle anlatılmaktadır. 

 [020.058-59]  Şimdi biz de seninkine benzer bir sihir göstereceğiz sana. Bizimle senin aranda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et ki; sen de, biz de düz bir yerde bulunalım, caymayalım.(Musa) Dedi ki: «Buluşma-zamanımız,  bayram günü(YEVMÜZZİNET) ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun) .»

Ayete dikkat ettiğimiz zaman , buluşma günü insanların bir araya geldikleri gün olarak belirlenmektedir. Bu gün de ülkenin her tarafından insanlar "Yevmüzzinet" günü yani "Bayram günü" olması dolayısı ile toplanmaktadırlar. Bu ayeti ,"Bayram günleri" kültürünün tarihinin ne kadar eskiye dayandığının bir göstergesi olarak'ta okumak mümkündür.

Türkiyeye baktığımızda bu durum kendisini göstermekte ihdas edilen "Milli bayramlar" vesilesi ile T.C nin kurucusunun anılması , ve onun Dininin anlaşılması için gerekli ritüeller (saygı duruşları) ifa edilmektedir.

Hacc ibadeti ve onun içinde yapılan riüeller , yegane İlah olan olan Allah (c.c) nin bizler için ihdas ettiği kulluk yöntemleri olup Mekke şehri içindeki KABE bu yöntemin ana merkezidir.  Yılın belirli zamanlarında kendisini Allah a kul olarak gören insanlar oraya akın ederek bu kulluklarını herkesle birlikte ifa ederler (her ne kadar bu şuurdan yoksun olsalarda olması gereken bu dur)

[62.9] Ey iman edenler, Cuma günü salat için çağrı yapıldığında hemen Allah'ın zikrine (anılmasına) koşun ve alım satımı bırakın; eğer bilirseniz, o sizin için daha hayırlıdır.
 

Cuma suresinin bu ayeti , insanların birlikte yaşamasının bir gerçeğinden yola çıkılarak , aynı inancı paylaştıklarına dair bir gövde gösterisi , tanışma , görüşme vesilesi olması açısından , mü'minleri haftada bir gün böyle bir toplantı düzenlemeye çağırmaktadır.

"Mescid" kelimesi " secde edilen mekan" anlamına gelmekte olup , mü'minlerin hayatların önemli yer tutması gereken bir kelimedir. Mescidler sadece , salatın bir rüknü olan namazın ifa edilip sonrada dağınıldığı bir  mekan değildir. Asrı saadete baktığımız zaman Mescid hayatın merkezidir , ve olması gereken bir şekilde kullanılmıştır. 

 [007.031]  Ey âdemoğulları! Her mescid yerinde ziynetinizi alıveriniz ve yiyiniz ve içiniz, israf da etmeyiniz. Şüphe yok ki O, israf edenleri sevmez.

Araf s. 31. ayetinde geçen "Mescid" ve   "Zinet" kelimesi bize önemli ipuçları vermektedir. Mescid kelimesinin , Mü'minler için toplanma mekanı olması gerektiğinden hareketle bu mescidlerin sadece namaz kılınan yerler olmadığı anlaşılmaktadır.  Zinet kelimesinin daha önce Taha s. 59. ayetindeki kullanılışı ile Araf s. 31. ayetindeki kullanılışının , sosyal bir olguyu ifade etmesi açısından bir bağı olduğunu düşünmekteyiz. 

Taha s. 59. ayetinde gördüğümüz "Zinet günü" yani insanların toplandıkları bayram gününün bu kültürün ne kadar eski olduğunu anlamak açısından okuduğumuzda , Araf s. 31. ayeti içinde insanların zinetlerini takınmasının bugün bile özel günlerde olmasından hareketle , "Mescid" adı verilen mekanların biz Mü'minler için toplanma mekanları olması gerektiği anlaşılarak kelimenin ifade ettiği "Secde mekanı" anlamından hareketle her türlü kulluk gösterisinin yapıladığı alanlar olarak ihdas edilme gereği anlaşılır sadece namaz vakitleri ve namaz ile sınırlı olmayan bir mekan olması gereken Mescidlerin gerçek işlevi Medinedeki gibi anlaşıldığı takdirde Müslümanların durumu daha iyiye gidecektir.

İnsanlar tabii ihtiyacı olan yemek ve içmek gibi eylemleri bir araya geldiklerinde icra ederek bu eylemler vasıtası ile kaynaşmaya vesile aramaları herkesin bildiği bir durumdur. Bu kaynaşma icraatlerı "Mescid" denilen sosyal mekanlarda ve çevresinde gerçekleştirilerek bir nevi "Bayram günleri" ihdas edilmiş olur. Hacc ibadeti bu durumun en belirgin bir göstergesi olup , bu mekan etrafında ritüeller harici her türlü sosyal ihtiyaçlar karşılanmaktadır .

Namaz adı verilen ibadetin toplu halde ifa edilmesinden hasıl olması gereken durum , İnsanların birlikte düşündüklerinin , ortak inanca sahip olduklarının , bu ortak inancın sadece ve sadece Allah (c.c) kul olmak şeklinde gerçekleştiğinin , diğer dini ve ilahı red etttiklerinin dışa vurumu olan bir ibadettir. Bayram günleri'nin mü'minler için bu durumu hatırlamanın bir vesilesi olması gerektiğinden hareketle bu bayram günlerinde topluca kılınan namaz bu durumu göstermenin bir işaretidir.

Sonuç olarak; insanların fıtratları gereği olan birlikte yaşama ihtiyacının bir sonucu olarak , aynı inancı paylaştıklarını, belirli günlerde ve mekanlarda göstermek sureti ile ifade edilen bir takım ritüeller , Müslüman veya Kafir inanca sahip olanlarda aynıdır. Müslümanlar kendi ialhlarına olan bağlılıklarını , kafirler ise kendi ilahlarına olan bağlılıklarını göstermek amacı ile "Bayram günleri" adı altında bir takım etkinlikler yaparak birbirleri ile kaynaşmayı amaçlarlar. 

Allah (c.c) iman edenlere bu tür etkinlik günleri ihdas ederek onu anlamalarını sağlamıştır. Cuma günü bu anmanın topluca yapılarak görüşme ve kaynaşma vesilesi olan bir gün olup , Hacc günleri olarak ihdas edilen günlerde , uzak diyarlardan gelen mü'minler , her türlü sosyal aktivite ile birlikte bir takım ritüeller icra ederek Allah (c.c) ye karşı olan kullukları topluca ifa ederek bir nevi , güçlerini başkalarına karşı gösterirler. Bu gün bu şuurdan uzak olarak yapılan bu ibadetler , asıl amacına uygun olarak yapılmaya başladığı zaman , Müslümanların Dünyada söz sahibi olmaya başlayacakları günler gelecektir. İslam düşmanları bu tehlikenin farkında olarak , bizleri bu şuurdan uzaklaştırmak için içimize sürdükleri truva atları ile bu ibadetlerin Kur'anda olmadığı gibi düşünceler ortaya atarak kendi yıkılışlarını geciktirmeye çalıştıkları unutulmamalıdır.

Bizler bu günleri amacına uygun olarak değerlendirerek , sadece Allaha kul olduğumuzu , diğer ilahları red ettiğimizi , mü'min kardeşlerimiz ile birlik beraberlik içinde olduğumuzu bu ibadetlere daha sıkı yapışarak göstermek mecburiyetindeyiz.

EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.

20 Eylül 2014 Cumartesi

İnsanlığın Kadim Ritüeli "Kurban"

İnsan; yaratılış itibarı ile kendisine sığınabileceği ve başkasından gelecek tehlikelere karşı korunabileceği bir varlığın himayesinde olduğunu hissetmek ister ve bunları hissettiği varlığa karşı bir takım "ritüel" dediğimiz törenler icra eder. "Kurban" adı verilen yakınlık takdimleri de bu duygudan kaynaklanarak "İlah" olarak kabul edilen varlığa karşı yapılan bir takım sunumlardır.

"Beyt" kelimesinin "gece karanlığından ve tehlikeden sığınılan yer" anlamına gelmesinden hareketle, "Beytullah" teriminin ne demek olduğu daha doğru anlaşılacaktır. Kur'an'ın "Zulumat" (karanlık) kelimesini mecaz anlamda kullanmış olması, insanların küfür karanlığından ve tehlikesinden sığınmaya ihtiyaç duyduğu bir yer olması gerektiğinden hareketle; Mekke'deki "Kâbe"nin bu isimle anılarak oradaki yapıya karşı yapılan bir takım ritüellerin bu sığınışın bir ifadesidir. Bu izahı yapma sebebimiz; yazımızın konusu olan kurban ibadetinin Kabe ile olan bağı olup, yazımızın ilerleyen bölümlerinde ilgili ayetleri örnek vererek konu ile bağını anlamaya çalışacağız.

"Kurban" kelimesi; "yakın olmak", "yaklaşmak", "yakınlık" anlamına gelen "karebe" kelimesinden türemiştir. Kur'an'da geçen bu tür yakınlık gösterisi; "Adem'in iki oğlunun kıssası" adı altında, MAİDE 27-32 ayetleri arasında anlatılmaktadır.

İbrahim(as)'in müşrik kavminden kurtulduktan sonra, hayatının ikinci kısmı diyebileceğimiz bölümler; BAKARA, İBRAHİM ve HACC Sureleri'nde anlatılmaktadır. Hayatının bu bölümünde, insanlar için ilk kurulan evin temellerinin olduğu (3:96) topraklara gelen atamızın, buraya geliş sebebini İBRAHİM 35-41 ayetleri arasında görmekteyiz. BAKARA 124-129 ayetleri arasında, oğlu ile Beyt'in temellerini yükselten İbrahim(as)'in; 128. ayette "Rabbimiz ve menasıkımızı (ibadet yöntemlerimizi) göster" şeklindeki duasını görmekteyiz. 

"Menasık" kelimesi; "neseka" kelimesinden türeyen, "yeri ıslah için gübrelemek", "elbiseyi suyla yıkayıp temizlemek", "eve gelmek" gibi anlamları olan bir kelimedir. "Mensek" kelimesinin "Neseka" kelimesinin "zaman ve mekan ismi" sigasından türemiş olması, zamanlı ve mekanlı bir ibadeti çağrıştırmış olduğunu göstermektedir. Istılahi olarak; zamanlı ve mekanlı bir ibadet olan "Hacc" ve orada yapılan ritüeller için kullanılmıştır. Toprağı gübrelemek ve elbiseyi temizlemekten hâsıl olması istenen muradı düşünecek olursak, kelimenin lûgat anlamı ile ıstılah anlamı arasında bir benzerlik kurmak mümkündür.

Hacc ibadeti; "Beyt" kelimesinin anlamından hareketle Mekke'deki "Beytullah" etrafında yapılan bir takım sembolik hareketlerin toplamından ibarettir. Küfrün karanlığından ve tehlikesinden "Allah'ın evi"ne sığınmanın ifade ettiği anlamın şuur boyutunu düşüncek olursak, bizler için çok şeyler ifade ettiği görülecektir. Oradaki "Beyt"e karşı olan tazim hareketlerinin, bu şuurun bir dışa vurumu olduğunu bilen hacılar artık sadece İlah olarak Allah(cc)'ı bilmek gerektiği, sahte ilahları red etmek demek olduğunu, şeytanları alkışlamanın yanlış olduğunu göstererek onları recm ettiğini İlah olarak kabul ettiği varlığa bir nevi deklere eder.

"Kurban" ritüelinin Hacc ibadeti içinde yapılması gereken bir amel olduğu ilgili ayetlerin beyanından anlaşılmaktadır.

[022.034] Biz her ümmet için bir «Mensek» kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. 

[022.036] Ve develeri de sizin için Allah'ın şeâirinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Artık onların üzerlerine birer ayakları bağlı, üçer ayakları bağlı, üçer ayakları üzerine kâim bulundukları halde Allah'ın ismini zikredin. Yanları üzerine yere düşünce de artık etlerinden yeyin; haline kanaat edip istemeyene de ve isteyene de yediriniz. Onları size öylece musahhar kıldık, tâ ki şükredesiniz.

[022.037]  Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.

[022.067]  Biz her ümmete bir ibadet-tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in) de seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.

Bu ayetleri okuyunca şöyle bir soru akla gelecektir; "kurban ibadeti Hacc mekanına has bir ibadet ise, bu mekan haricinde kesilen kurbanların durumu nedir?".

Ayetlerin bize verdiği mesajdan anlaşıldığı üzere, yapılan bu kurban ritüeli Mekke şehri sınırları içinde yapılan Hacc ibadetinin bir rüknüdür. Mesela; bu hac rüknünün içinde olarak yapılan şeytan taşlama ritüelini, herkes kendi beldesinde bir meydana kurduğu taşlama mekanında yapsa, bunun Hacc mekanı haricinde yapılması gibi bir durum olmadığı için ne gibi bir değeri olabilir (şeytan taşlamanın gerekli olup olmamadığı tartışması bir tarafa, sadece misal olarak verilmiştir)?

Kurban ritüeli de aynı şekilde belirli zaman ve mekanda icra edilmesi gerektiği için; Hacc mekanı dışında yapılan bu ritüelin vucub noktasında bir gereği yoktur. Bunu söylerken, yapılmasının herhangi bir vebali olduğunu söylemek istemiyoruz ancak insanların bu ibadeti bir vucubiyet olarak algılayarak yapmasını veya borca girme pahasına bu ibadeti icra etmesinin herhangi bir gereği olmadığını ifade etmek istiyoruz.

Bardağın dolu tarafını görme açısından şunları söylemek mümkündür; bugün ülkemizdeki yardım kuruluşları vasıtası ile organize edilen kurban kesimleri, halkının ihtiyaç içinde olduğu ülkelerde yapılarak oradaki muhtaç insanlara faydalı olmaktadır. Ancak istisnaları olmakla beraber ülke içinde bu ibadeti yerine getirenlerin bir çoğu olayın, şuur boyutundan mahrum bırakarak sadece et yemek üzerine bir ritüeli(!) ifâ etmektedir.

"Kurban" ibadetinin geçmişine gidecek olursak; İbrahim(as)'in geç yaşında olan oğlu İsmail'i, gördüğü rüya üzerine boğazlamaya götürmesi, bu olayın bir deneme olduğu, bu denemeyi başarıyla geçen İbrahim ve oğlu İsmail'e kurbanlık bir hayvan verildiği SAFFAT Suresi içinde geçen kıssasındaki ayetlerden öğrenmekteyiz.

Bu denemenin perde arkasına baktığımız zaman; İbrahim(as)'in en sevdiğini Allah(cc) için kurban etmeye kalkmasının arkasında; Allah(cc)'a olan kulluk bilincinin evlat sevgisinden daha ağır basmış olduğu görülür. Bizler bu olayı yâd ederek, bizimde en sevdiğimizi onun yolunda harcamaktan çekinmeyecemize dair bir gösteri sunmuş olmaktayız.

Bugün yapılan bu eylemin zaman içinde boyutunun et yemek ritüeline(!) dönüşmüş olması, bu olayın yeniden şuur boyutunun ayağa kaldırılmasını ve tevhîdî bir boyuta dündürülemesi gereğinin aciliyetini göstermektedir.

İbrahim(as)'in duasına karşılık Mekke'nin bir Hacc mekanı olması ve orada Allah(cc)'a olan kulluk şuurunun sembolik hareketler ile ifade edilmesi olayı; zaman içinde şekil değiştirerek şirk unsurların karıştığı bir ibadet haline gelmiştir. Hacc ibadeti içinde yapılan kurban kesimi, Kabe içinde bulunan putların adı anılarak kesilir olmuş ve bu durum Allah(cc) tarafından "şirk" olarak vasıflandırılmıştır. Kur'an içinde birçok ayet, bu eylemin yanlışlığına vurgu yaparak; bu tür kesilmiş olan hayvanların etlerini "haram" olarak nitelemiş ve kesilen hayvanın "helal" olması için putların adının anılmış olmaması ve Allah adı anılmış olması esasını getirmiştir.

Sonuç olarak; genel olarak ana hatları ile ifade etmeye etmeye çalıştığımız kurban ibadeti, insanlığın ilahına karşı olan bir fedakarlık gösterisinin bir dışa vurumu olup, zaman içinde şirk unsurları karıştırılarak olması gereken yönünden çevrilmiştir. Kur'an bu durumu yeniden olması gereken boyutuna çevirmesine rağmen, bu ibadet zaman içinde geleneksel bir hale gelmiş ve yine şuur boyutundan başka bir yöne çevrilerek et yeme ritüeli haline getirilmiştir.

"Nusuk" kelimesinin "zamanlı ve mekanlı bir ibadet" anlamından hareketle; bu ibadet sadece hacc mekanı ve zamanı dahilinde icra edilmesi gerekmekte olup, bu mekan ve zaman haricinde ifâ edilmesinin herhangi bir vucubiyeti olmamakla birlikte, sadece birlik ve beraberliği güçlendirme açısından faydalı olduğunu düşünmekteyiz. Kişilerin kendilerini böyle bir yükümlülük altına sokarak kredi kartı vb. işlemlerle bunları yapmasının hiç gereği yoktur.

EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR


16 Nisan 2012 Pazartesi

İnsanlığın Kadim Mücadelesi "Tevhid" ve " Şirk"

Kur'anda kıssa yollu anlatım metodu ile anlatılan muhammed as öncesi resullerin kavimleri ile olan mücadelelerinin temellerine baktığımız zaman iki önemli ayak olan "tevhid" ve "şirk" noktasında olduğunu görürüz. İnsanlığın başlangıcı bilindiği gibi ademin yaratılması ile başlar bu kıssada ademden daha öne çıkan bir isim olan " iblis" kur'anın 7 suresinde anlatılan kıssanın ortak objesidir. Kıssanın bütün ayetlerinde ademe secde etmemesinden sonraki söyledikleri insanlığın kadim mücadelesinin bir ayağı olan "şirk"düşüncesinin kaynağını temsil eder. Burada iblisin ontolojik varlığı üzerinde yapılan "havanda su dövmek" misali olan  tartışmaları bir tarafa bırakarak iblisin lisanı üzerinden ,kıyamet gününe kadar ne gibi yollarla önümüze çıkarak bizi yoldan çıkarmaya uğraşması ön plana çıkarılması gerekmektedir. 


-----4.119«Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler» (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.
----- 7.16-17 «Öyle ise» dedi, «Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım.» «Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın!»
-----15.39 (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
-----17.62 «Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım» demişti.
-----38.82-3 İblis: «Öyle ise» dedi, «senin izzetine yemin ederim ki ben de onların hepsini şaşırtacağım. Ancak Senin ihlasa erdirdiğin kullar bundan müstesnadır.».

Kıyamete kadar şeytanın iğvalarına maruz kalma tehlikesi ile  başbaşa olan ademoğullarına Allah cc onları bu tehlikelere karşı uyaran elçiler göndermiştir. 

----- 2-38 «İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir» dedik.
----- 7-35 Ey Âdem’in evlatları! Size her ne zaman içinizden Benim âyetlerimi beyan edip açıklayan resuller gelir de, kim onlara karşı çıkmaktan sakınır, nefsini ıslah ederse artık onlara hiç bir korku yoktur, onlar asla üzülmezler de.
-----2-123 Onlara şöyle dedi: «Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur.»

Böylece şeytanın yolu olan "şirk" ile Allah cc nin yolu olan "tevhid" mücadelesi ilk insan ile başlar ve ademoğullarının dünyadaki hayatlarının temeli olan bu mücadele kıyamete kadar devam edecek olan bir süreçtir. Allah cc insanları yaratırken fıtratlarına kendisini "rab" ve "ilah" olarak tanıma kabiliyeti yüklemiştir.

----- 7-172-173 Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim» demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: «Evet şahidiz» demişlerdi. Bu, kıyamet günü, «Bizim bundan haberimiz yoktu» dersiniz veya «Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?» dersiniz diyedir.
-----30-30 (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
-----10-105 «Ve (bana) hanîf (Allah’ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi).»

Yaratılışında Allah cc nin kendisine yüklemiş olduğu "hanif dini" terkeden bir çok insan şeytana uyarak yoldan çıkmış ve sebe s. 20. ayetinin muhatap kitlesi olmuştur.

----- 34-20 -21 And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış; inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.Oysa İblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu; ama Biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphede olanları, işte böylece ortaya koyarız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır.

"Tarafımdan size yol gösterici gelecektir" vaadinde bulunan rabbimiz bu vaadini adem ile Muhammed as arasında sayısını kendisinin bildiği elçiler göndermiştir.

----- 4-164  Durumlarını sana daha önce anlattığımız nice elçiler gönderdik. Anlatmadığımız nice elçiler de gönderdik. Allah Mûsâ’ya da hitab ederek konuştu.
-----40-78Biz senden önce de birçok elçiler gönderdik. Onlardan bazısını sana anlattık, bazısını ise anlatmadık. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmaksızın bir ayet getiremez. Allah’ın emri gelince de hak ve adaletle hükmolunur ve batıl yolda olanlar, (özellikle ısrarla, resulün azap getirmesini isteyenler) hüsrana uğrarlar.

Allah cc nin insanlara elçi gönderme konusundaki sünneti bakara s. 213. ayetinde şu şekilde bildirilir.

----- 2.213 İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

Şeytanın iğvası sonucunda tevhid inancından uzaklaşan insanlara Allah cc bu inancı tebliğ için elçiler ve beraberinde kitaplar göndererek insanları hak yola davet etmiştir ancak insanların çoğu bu tebliğe kulak vermeyrek küfürde inat etmişler ve helak olmayı hak etmişlerdir . Allah cc nin resul gönderme sünneti ve bu kavimlerin o elçilere karşı olan tavırları ve akıbetleri mü'minun suresi 32 ile 44. ayetler arasında  şu şekilde anlatılır. 32. ayete gelen kadar nuh as kıssası anlatılmakta ve nuh as dan musa as a kadar geçen zaman içinde gönderilen elçiler ve o elçilerin kavimlerinin akıbetlerini gösterilmektedir. 

31 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
32 - Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.
33 - Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
34 - "Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz."
35 - "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
36 - "Heyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak!"
37 - "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
38 - "Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
39 - O Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!"
40 - Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar!"
41 - Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
42 - Sonra onların ardından bir başka nesil getirdik.
43 - Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
44 - Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

"Allah'a kulluk edin" şeklindeki çağrı tüm resullerin ortak çağrısıdır. Bu çağrının sebebi muhatap kitlenin Allah cc ye kulluk etmekten kaçınıp kandi yanlarından çıkardıkları sahte ilahlara ibadet etmeleridir. Kur'an ayetleri bizlere müşriklerin şirk inancının arkaplanını şu şekilde bildirir. 

-----004.117 Onlar (müşrikler) O'nu bırakıp yalnızca bir takım dişilerden (dişi isimli tanrılardan) istiyorlar, ancak inatçı şeytandan dilekte bulunuyorlar.
-----006.074 Vaktiyle İbrâhîm babası Azere ne demişti? Sen putları kendine bir sürü ilâh ediniyorsun öyle mi? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir dalâl içinde görüyorum
-----013.016 De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?», «Allah'tır» de. «Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?» de. «Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?» de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: «Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır.»
-----019.081 Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
-----025.003Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
-----036.074 Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.
-----039.003 Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: «Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz» derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.
-----046.028 O zaman, Allah'tan başka, O'na yakınlık sağlamak için ilah edindikleri kimseler onları kurtarsalardı ya! Aksine onlardan savuşup yittiler (gittiler). İşte onların sapıtmalarının ve uydurup durdukları iftiraların özeti budur.

Geçmiş zamanlardaki şirk inancının arka planında herhangi bir değişim olmadan günümüze gelmiş ve kıyamete kadar gidecektir. Örnek ayet meallerindede gördüğümüz gibi Allahı bırakıp taştan heykellere tapınanlar bugünde vardır yarında var olacaktır. Meydanlara taştan heykelleri konulan sahte ilahlar o toplumun Allah cc den başka ibadet ettikleri ilah mesabesindedirler. Meydanlara heykeli dikilen şahsıyetler hayatta iken geliştirdikleri ideolojileri ile ilahlığa soyunarak hükümler koymuşlar ve Allah cc nin dininden gayrı bir din icad etmişlerdir. Belirli günlerde o heykeller önünde saygı duruşlarında bulunularak ritüeller uygulanmakta ve kendilerini duymayan ve onlara herhangi fayda sağlayamayacak olan putlara olan bağlılıklar sanki kendilerini duyar gibi özel defterlere bağlılık yazıları yazılarak kadim müşriklik inançları devam ettirilmektedir.  


Zümer s. 3. ve ahkaf s. 28. ayetinde örneğini gördüğümüz şirk çeşidi günümüzde kendilerini müslüman olarak vasıflayan bir çok tasavvuf ehli kişide devam etmektedir. Allah cc ye yakınlaşmak için vesile edindikleri  kişiler onları Allah cc ye yakınlaştırmak adına maalesef şeytana yaklaştırmaktadır, şirkin en tehlikeliside budur çünkü bu şirki işleyenler bunu din adına yapmakta ve  dinin aslından olduğunu sanmaktadırlar.  


Tevhid ve şirk inancı insanlığın başından beri var olan ve kıyamete kadar sürecek olan iki ayrı inanç olup hayatın temeli bu iki inanç üzerine kurulmuştur. Tevhid temelli bir hayat öngören Allah cc nin göndermiş olduğu elçi ve kitapların aksine şirk temelli bir hayat öngören şeytan ve şeytan yandaşlarının mücadele binlerce yıldır süregelmiş ve kıyamete kadarda sürecektir. SELAM TEVHİD ADINA ŞİRKE KARŞI HER TÜRLÜ MÜCADELEYİ YAPANLARIN ÜZERİNE OLSUN.