1 Ocak 2025 Çarşamba

ENBİYA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O insanların hesapları yakınlaştı. Oysa onlar halâ bir duyarsızlık içinde kayıtsız kalanlardır.

2- Onlara Efendilerinden yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onlar onu ancak oyuna almakta olanlar olarak dinlememiş olsunlar.

3- Kalpleri (onunla) oyalananlar olarak (dinlerler). Ve o haksızlık yapmış olan kimseler gizlice konuştular da: "Bu, sizin örneğiniz bir beşerden başkası mıdır? Görmekte olduğunuz halde, artık o sihre mi geliyorsunuz? (dediler).

4- (Elçi): "Benim Efendim o yerdeki ve o gökteki o söyleneni bilir. Ve O, en iyi işiticidir, en iyi bilicidir" dedi.

5- Onlar: "Hayır, hayallerin demetidir. Hayır o, onu yakıştırdı. Hayır o bir şairdir. Öyleyse o ilk gönderilmiş olanlar gibi bize (gözle görülen) bir delil getirsin" dediler.

6- Onların öncesi bizim onu yok ettiğimiz hiçbir kasaba inanmamıştı. Şimdi onlar mı inanacak?

7- Ve biz senden önce de kendilerine vahyetmekte olduğumuz adamlardan başkasını göndermedik. Eğer bilmezler iseniz, haydi o hatırlama'nın (Tevrat'ın) mensuplarına (bilgi) talep edin.

8- Ve biz onları o yiyeceği yemez bedenler olarak da yapmadık. Ve onlar sürekli kalıcılar da değildi.

9- Sonra biz onlara verdiğimiz o söze sadık kaldık, böylece biz onları ve dileyeceğimiz kimseleri kurtardık ve o savurganlık yapanları da yok ettik.

10- Ant olsun ki biz size, onda sizin hatırlamanız gerekenler olan bir kitap indirdik.  Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

11- Ve biz haksızlık yapan olan kasabadan nicesini kırıp geçirdik. Ve biz onlardan sonra bir topluluk olarak sonrakileri oluşturduk.

12- Ne zaman ki onlar bizim baskımızı hissettiklerinde, binitlerine vurarak birden kaçıyorlardı.

13- "Siz sakın binitlerinize vurup kaçmayın ve onda refahla şımartıldığınız şeylere ve durulma yerlerinize dönün ki (bilgi) talep edileceksiniz."

14- Onlar: "Vay halimize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" dediler.

15- Onların bu çağrıları, biz onları bir biçilen ekine, sönen ateşler (gibi) yapıncaya kadar geri kalmadı.

16- Ve biz o göğü ve o yeri ve o ikisinin arasında olan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık.

17- Eğer biz bir oyalanma edinmek isteseydik, ona kesinlikle kendi katımızdan edinirdik. Eğer biz yapanlardan olsaydık (böyle yapardık).

18- Hayır, biz o gerçeği o geçersizin üzerine atarız da onu parçalar, artık o birden perişan oluvermiştir. Ve nitelemekte olduğunuz şeylerden dolayı sizin vay halinize.

 19- Ve o göklerde ve o yerde kim varsa O'nundur. Ve O'nun yanında olan kimseler O'na kulluk etmekten büyüklük taslamazlar ve hayıflanmazlar.

20- Onlar, o gece ve o gündüz tesbih ederler ve buna ara vermezler.

21- Yoksa onlar, o yerden bir takım tanrılar edindiler de, onlar mı (ölüleri yeniden) yayacaklar?

22- Eğer o ikisinde Allah'tan başka tanrılar olsaydı, kesinlikle her ikisi de bozulurdu. (Bozulmadığına göre) demek ki o tahtın Efendisi Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden münezzehtir.

23- O, yapmakta olduğu şeylerden (bilgi) talep edilmez. Oysa onlar (bilgi) talep edileceklerdir.

24- Yoksa onlar O'nun berisinden bir takım tanrılar mı edindiler? Sen de ki: "Siz sağlam kanıtınızı getirin. Bu, benim beraberimde olan kimselerin hatırlatması ve benden önceki kimselerin hatırlatmasıdır." Hayır, onların tamamı o gerçeği bilmezler de bu yüzden onlar kayıtsız kalanlardır.

25- Ve biz senden önce elçiden hiçbirini göndermedik ki ona: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yoktur, öyleyse siz bana kulluk edin" diye vahyediyor olmayalım.

26- Ve onlar: "Şefkati kapsamlı bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. Hayır, (melekler çocuğu değil) değer verilmiş kullardır.

27- Onlar, o sözle (sözünün üstüne söz söyleyerek) O'nun önüne geçemezler ve onlar O'nun buyruğunu işlerler.

28- Onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Hoşnut olduğu kimseden başkasına da eşlikçilik (şefaat)* etmezler. Ve onlar O'nun çekincesinden korkuyla titreyenlerdir.

*Meleklerin eşlikçiliği yani şefaati için Fussilet s. 30. 31. ayetlerine bkz.

29- Ve onlardan kim: "Şüphesiz ki ben O'nun berisindenbir tanrıyım" derse, artık onun karşılığı cehennemdir. Biz o haksızlık yapanlara böyle karşılık veririz.

30- Gerçeği örtmüş olan kimseler, o gökler ve o yer bitişik olduğunu o ikisinin arasını gerçekten bizim ayırdığımızı ve her bir canlı olan şeyi o suya bağlı olarak meydana getirdiğimizi görmedi mi? Hala inanmazlar mı?

31- Ve biz o yerde onları sarsar diye sabitlikler yaptık. Ve biz onda geniş yollar da yaptık ki onlar (gideceği yolda) doğruya iletileler.

32- Ve biz o göğü bir korunmuş tavan yaptık. Oysa onlar onun (göğün gözle görülen) delillerinden kayıtsız kalanlardır.

33- Ve O ki, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

34- Ve biz senden önce hiçbir beşer için o sürekli kalıcılık vermedik. Şimdi eğer sen ölürsen, onlar mı o sürekli kalıcılar olacak?

35- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır. Ve biz sizi bir ayartma olarak o şerle ve o hayırla yokluyoruz. Ve siz yalnızca bize döndürüleceksiniz.

36- Ve o gerçeği örtmüş olan kimseler seni gördüğü zaman: "Tanrılarınızı hatırlayıp duran bu mu?" (diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka edinmiyorlar. Ve oysa onlar şefkati kapsamlının hatırlamasına karşı gerçeği örtücülerin ta kendileridir.

37- O insan bir çabukluktan yaratılmıştır. Ben yakında size benim (gözle görülen) delillerimi göstereceğim, artık siz (bunları) benim çabuklaştırmamı sakın istemeyin.

38- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar

39- Eğer o gerçeği örtmüş olan kimseler o ateşi yüzlerinden ve sırtlarından alıkoyamayacakları ve yardım edilmeyecekleri vakti bilselerdi, (böyle demezlerdi).

40- Hayır, onlara beklenmedik bir zamanda gelecek de onları dehşete düşürecek. Artık onu geri döndürmeye güç yetiremezler ve onlar bakılmazlar.

41- Ve ant olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de, onlardan maskaraya almış olan kimseleri, kendisiyle alay etmekte oldukları şey sarıvermişti.

42- Sen de ki: "O gecede ve o gündüzde şefkati kapsamlıdan sizi kim koruyabilir?" Hayır, onlar Efendilerinin hatırlatmasından kayıtsız kalanlardır.

43- Yoksa onların, onları (azabımızdan) alıkoyabilecek bizim berimizden tanrıları mı var? (O tanrılar) kendi benliklerine bile yardıma güç yetiremezler ve onlar bizden de sahiplenilmezler.

44- Hayır, biz onları ve onların atalarını o ömür kendilerine uzun gelene kadar,  yararlandırdık. Onlar gerçekten bizim o yere gelip onu uçlarından (günbegün) eksiltmekte olduğumuzu hiç görmezler mi? Şu durumda o yenenler onlar mı?

45- Sen de ki: "Ben sizi ancak ve ancak o vahiy ile uyarıyorum." Ve sağırlar uyarılmakta oldukları zaman o çağrıyı işitmez.

46- Ve ant olsun ki eğer onlara senin Efendinin azabından bir esinti dahi dokunmuş olsa, onlar kesinlikle: "Vay halimize, şüphesiz ki biz haksızlık yapanlar idik" diyeceklerdir.

47- Ve biz o kalkışın günü için hakkaniyet tartılarını koyarız. Artık bir benliğe hiçbir şeyle haksızlık yapılmaz. Ve eğer (işlediği) hardaldan bir tane ağırlığı dahi olsa, biz onu getiririz. Ve hesap görücüler olarak biz yeteriz.

48- Ve ant olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a o korunanlar için bir ışık ve bir hatırlama olarak o (doğru ile yanlışı) ayıranı verdik.

49- O kimseler ki, onlar (Onu) algılayamadıkları halde Efendilerinden çekinirler. Ve onlar, o andan da korkuyla titreyenlerdir.

50- Ve bu da, bizim onu indirdiğimiz bir bereket verilmiş hatırlamadır. Şimdi siz onu yadırgayıcılar mısınız?

51- Ve ant olsun ki biz İbrahim'e önceden akli olgunluğunu vermiştik. Ve biz onu bilenler idik.

52- Bir zaman kendi babasına ve topluluğuna: "Kendilerine kapananlar olduğunuz şu heykeller nedir?" demişti.

53- Onlar: "Biz kendi atalarımızı onlara kulluk edenler olarak bulduk" demişlerdi.

54- (İbrahim): "Ant olsun ki siz ve sizin atalarınız bir apaçık sapkınlık içindesiniz." demişti.

55- Onlar: "Sen bize o gerçeği mi getirdin yoksa sen (bizimle) o oynayanlardan mısın?" demişlerdi.

56- 57- (İbrahim): "Hayır, sizin Efendiniz o göklerin ve o yerin Efendisidir ki  onları yarmıştır. Ve ben de bun(un böyle olduğun)a o tanıklık edenlerdenim. Ve Allah'a yemin olsun ki ben putlarınıza, siz arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaşmanızdan sonra kesinlikle plân kuracağım" demişti.

58- Böylece o onların büyük olanı haricindekileri parçalar haline getirmişti ki onlar ona (sormak için) dönebileler.

59- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza kim yaptıysa, şüphesiz ki o kesinlikle o haksızlık yapanlardandır" demişlerdi.

60- Onlar: "Biz kendisine İbrahim denilen bir gencin onları hatırlayıp durduğunu işitmiştik" demişlerdi. 

61- Onlar: "Öyleyse siz de onu o insanların gözlerinin üzerine (onu herkesin görmesi için yüksekçe bir yere) getirin ki onlar (onun sorgusuna) tanık olalar" demişlerdi.

62- Onlar: "Bunu bizim tanrılarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.

63- (İbrahim): "Hayır, onu onların şu büyüğü yapmıştır. Eğer konuşabilir iseler, haydi siz onlara (bilgi) talep edin" demişti.

64- Bunun üzerine onlar kendi benliklerine dönmüşler: "Şüphesiz ki sizler o haksızlık yapanların ta kendilerisiniz" demişlerdi.

65- Sonra onlar yine kafalarının (inançlarının) üzerine geri döndürülmüşler: "Ant olsun ki bunların konuşmuyor olduklarını sen de bilmişsindir" (demişlerdi).

66- 67- (İbrahim): "O halde Allah'ın berisinden hiçbir şeyle size fayda veremez ve size zarar veremez şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Yuh olsun size ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeylere. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?" demişti.

68- Onlar: "Eğer yapanlar iseniz, onu yakıp mahvedin ve böylelikle tanrılarınıza yardım edin" demişlerdi.

69- Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve (yakıcılıktan) selamet ol" demiştik.

70- Ve ona bir plân kurmak istemişler, bunun üzerine biz de onları o en ziyan edenler haline getirmiştik.

71- Ve biz onu ve Lut'u tüm insanlar için onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere (ulaştırarak) kurtarmıştık.

72- Ve biz ona İshak'ı ve bir fazlalık olarak Yakub'u bahşetmiştik. Ve biz her birini düzgünlerden yapmıştık.

73- Ve biz onları bizim buyruğumuzla doğruya iletir önderler yapmıştık. Ve biz onlara o hayırları yapmayı ve o kulluk görevini ayakta tutmayı ve o arınmayı yerine getirmeyi vahyetmiştik. Ve onlar bize kulluk edenlerdi.

74- Ve Lut, biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi vermiştik. Ve biz onu o murdarlıkları işlemekte olan o kasabadan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkmış bir kötü topluluk idiler.

75- Ve biz onu kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki o, o düzgünlerden idi.

76- Ve Nuh, hani önceden (bize) seslenmiş, bunun üzerine biz de onu cevaplandırmış, böylece biz onu ve ona mensup olanları o büyük çıkmazdan kurtarmıştık.

77- Ve biz ona, bizim delillerimizi yalanlamış olan kimseler olan o topluluktan dolayı yardım etmiştik. Şüphesiz ki onlar bir kötü topluluk idiler. bu yüzden biz de onları toplu olarak batırmıştık.

78- Ve Davud ve Süleyman, hani o topluluğun koyun sürüsünün onda yayıldığı zaman o ekin hakkında ikisi karar veriyordu. Ve biz onların kararlarına tanıklık edenler idik.

79- Böylece biz onu Süleyman'a belletmiştik. Ve biz her birine bir karar yeteneği ve bilgi vermiş ve tesbih eden o dağları ve o kuşları Davud'un beraberinde boyun eğdirmiştik. Ve bunu yapanlar biz idik.

80- Ve biz ona sizi savaşınızdan koruması için, (demir) elbise üretimini öğrettik. Artık siz şükredenler misiniz?

81- Ve Süleyman'a da onun buyruğuyla onda bizim bereketlendirdiğimiz o yere akar, o fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Ve biz (onun yaptığı) her bir şeyi bilenler idik.

82- Ve o şeytanlardan onun için (denize) dalan kimseleri ve bunun berisinden bir iş işleyenleri de (boyun eğdirdik). Ve biz onları  koruyucular idik.

83- Ve Eyyub, hani kendisinin Efendisine: "Şüphesiz ki bana o zarar dokundu ve sen şefkati süreklilerin en şefkati süreklisisin" diye seslenmişti.

84- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ondaki zarardan olan şeyi kaldırdık ve biz ona kendi yanımızdan bir şefkat ve kulluk edenlere bir hatırlatma olarak kendi mensuplarını ve bir de onların beraberinde onların bir örneğini daha verdik.

85- Ve İsmail ve İdris ve Zülkifl. Her biri o direnç gösterenlerdendi.

86- Ve biz onları kendi şefkatimize girdirmiştik. Şüphesiz ki onlar o düzgünlerdendi.

87- Ve balık sahibi, hani hiddetli olarak gitmişti de bizim kendisine asla güç yetiremeyeceğimiz kanısına varmıştı. Böylece o karanlıkların içinde: "Senden başka tanrı yok, seni tenzih ederim. Şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan oldum" diye seslenmişti.

88- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz onu o kederden kurtardık. Ve biz o inananları böyle kurtarırız.

89- Ve Zekeriyya, hani kendisinin Efendisine: "Ey Efendim, beni bir kişi olarak bırakma. Ve sen o mirasçıların en hayırlısısın" diye seslenmişti.

90- Bunun üzerine biz de onu cevaplandırdık ve biz ona eşini düzgünleştirdik (doğuracak hale getirdik) ve ona Yahya'yı bahşettik. Şüphesiz ki onlar o hayırlarda koşuşurlardı ve bizi ilgi duyarak ve sakınarak çağırırlardı. Ve onlar bize boyun bükenlerdi.

91- Ve o ki kendisinin ırzını korumuş olan (Meryem), böylece biz ona esintimizden (yaşam verme gücümüzden) üfledik ve biz onu ve onun oğlunu o tüm insanlara (gözle görülen) bir delil yaptık.

92- Şüphesiz ki bu sizin ana toplumunuz, bir tek ana toplumdur. Ve ben de sizin Efendinizim. O halde siz de bana kulluk edin.

93- Ve onlar işlerini kendi aralarında büsbütün kestiler. Her biri bize dönücülerdir.

94- O halde kim bir inanan olarak o düzgünlüklerden işlerse, artık onun çabalamasını örtmek olmaz. Şüphesiz ki biz onu yazanlarız.

95- 96- Ve bizim onu yok ettiğimiz bir kasabaya, ta ki Ye'cüc ve Me'cüc (ü engelleyen set) açılıp ve onlar her tepeden akın edecekleri zamana kadar (inanmaya) dönmeleri yasaktır.

97- Ve gerçek söz yakınlaşmış, o gerçeği örtmüş olan kimselerin gözleri birden dona kalmış: "Vay halimize, biz kesinlikle bundan bir duyarsızlık içinde idik. Hayır, biz haksızlık yapanlar idik" (diyerek pişman olmuşlardır).

98- Şüphesiz ki siz ve sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, cehennem yakıtısınız. Siz ona varanlarsınız.

99- Eğer onlar (gerçek) tanrılar olsaydı, ona varmazlardı. Ve her biri onda sürekli kalıcıdırlar.

100- Onda bir inilti onlar içindir. Ve onlar onda (kurtuluş haberi de) işitmezler.

101- Şüphesiz ki o kimseler kendileri için bizden o iyilik (sözü) öne geçmiştir, işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır.

102- Onun algısını dahi işitmezler. Ve onlar kendi benliklerinin şiddetle arzu duyduğu şeylerde sürekli kalıcıdırlar.

103- O en büyük dehşet onları üzmez. Ve o melekler onları: "Bu, size söz verilmekte olduğunuz gününüzdür" (diyerek) karşılarlar.

104- O gün biz göğü o kitapların tomarını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratmaya başladığımız gibi bizim üzerimize olan bir söz olarak biz onu tekrar geri döndüreceğiz. Şüphesiz ki biz (ilk takdiri de) yapanlar idik.

105- Ve ant olsun ki biz o Hatırlama (Tevrat) nın sonrasından o yazılı metin (Zebur) de: "Şüphesiz ki o yer, ona benim o düzgün kullarım mirasçı olacaktır" yazdık.

106- Şüphesiz ki bunda, kulluk eden bir topluluğa kesinlikle bir ulaştırma vardır.

107- Ve biz seni tüm insanlar için bir şefkat olmaktan başka göndermedik.

108- Sen de ki: "Bana ancak ve ancak, sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Artık siz teslim olanlar mısınız?"

109- 110- 111- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık sen de ki: "Ben size bir denklik üzere duyurdum. Ve size söz verilmekte olan şey yakın mıdır yoksa uzak mıdır ben sezemiyorum. Şüphesiz ki O, o söylenenden açığa vurulanı da bilir ve gizlemekte olduğunuz şeyleri de bilir. Ve belki o sizin için bir ayartma ve belirli bir vakte kadar bir yararlanmadır ben (bunu da) sezemiyorum."

112- (Elçi): "Ey Efendim, o gerçek ile karar ver. Ve bizim Efendimiz şefkati kapsamlı, nitelemekte olduğunuz şeylere karşı o destek istenendir" dedi.

                                                                      

23 Aralık 2024 Pazartesi

TA HA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Ha.

2- Biz, sana bu okunan (Kur'an)ı senin mutsuz olman için indirmedik.

3- Ancak çekinmekte olan kimse için bir hatırlatma olarak (indirdik).

4- O yüce gökleri ve o yeri yaratmış olan kimseden peyderpey bir indirmedir.

5- Şefkati kapsamlı o tahtın üzerine denkleşti.

6- O göklerde olan şeyler ve o yerde olan şeyler ve o ikisinin arasındaki olan şeyler ve o nemli toprağın altında olan şeyler, O'nundur.

7- Ve eğer sen o sözü açığa vursan da, artık şüphesiz ki O, o gizliyi de ve daha saklıyı da bilir.

8- Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en iyi adlar O'nundur.

9- Ve Musa'nın (yaşadıklarının) sözü sana geldi mi?

10- Bir zaman bir ateş görmüştü de mensuplarına: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim. Umarım ki ben size ondan bir kor getiririm veya o ateşin üzerinde bir doğruya ileten (yol gösteren) bulurum" demişti.

11- 12- 13- 14- 15- 16- 17- Ne zaman ki o, ona geldiğinde: "Ey Musa! şüphesiz ki ben senin Efendinin ta kendisiyim, şimdi iki pabucunu çıkar. Şüphesiz ki sen o kutsanmış vadi Tuva'dasın. Ve ben seni seçtim. Şimdi sen vahyedilmekte olan şeyi dinle. Şüphesiz ki ben Allah'ın ta kendisiyim. Benden başka hiçbir tanrı yoktur, o halde sen de bana kulluk et ve beni hatırlamak için o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o an gelicidir. Ben onu neredeyse saklı tutuyorum (vaktini açıklamıyorum ki) her bir benlik çabalamakta olduğu şeyle karşılıklansın. Artık ona inanmaz ve kendi keyfi eğilimini izlemiş olan kimse, sakın seni ondan alıkoymasın. Yoksa (ateşe) düşersin. Ve bu sağ elindeki şey nedir ey Musa?" diye seslenilmişti.

18- (Musa): "O, benim değneğimdir, onun üzerine dayanırım ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim ve benim için onda diğer ihtiyaçlarım da vardır" demişti.

19- (Allah): "Onu at ey Musa" demişti.

20- Onu attığında birden o, (koşarak) çabalamakta olan bir canlı yılan oluvermişti.

21- 22- 23- 24- (Allah): "Sen onu tut ve sakın kaygılanma, biz onu o ilk doğal durumuna tekrar geri döndüreceğiz. Ve elini kanadına (diğer kolunun altına) yapıştır da, (elinde) hiçbir kötülük olmadan sonraki (gözle görülen) bir delil olarak bembeyaz çıkıversin. Sana bizim (gözle görülen) delillerimizden o en büyüğünü göstermemiz için. Firavun'a git, şüphesiz ki o, taşkınlık yaptı" demişti.

25- 26- 27- 28- 29- 30- 31- 32- 33- 34- 35- (Musa): "Ey Efendim, benim göğsümü bana genişlet ve benim işimi bana kolaylaştır ve benim dilimden düğümü çöz ki, benim sözümü kavrayalar. Ve bana ban mensuplardan olan kardeşim Harun'u bir (yardımcı) taşıyıcı yap. Onunla benim kuvvetimi çetinleştir ve onu benim işimde bana ortak yap ki biz seni daha çok tesbih edelim ve seni daha çok hatırlayalım. Şüphesiz ki sen bizi (önceden de) bir en iyi görücü idin" demişti.

36- 37- 38- 39- 40- 41- 42- 43- 44- (Allah): "Senin talep ettiğin sana kesinlikle verilmiştir ey Musa. Ve ant olsun ki biz sana diğer bir defasında da büyük iyilikte bulunmuştuk. Bir zaman biz senin annene 'Onu o sandığa koy, onu da (sandığı) hemen o denize koy, o deniz de onu (sandığı) o sahile karşılaştırsın. Bana düşman ve ona düşman olan onu tutsundiye vahyedilmekte olan şeyi vahyetmiştik. Ve ben, benim gözüm üzerinde özel olarak yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi atmıştım. Hani o zaman senin kız kardeşin ilerliyordu da 'Ben sizi onu sorumluluğuna alacak bir kimse üzerine kılavuzluk edeyim mi? diyordu. Böylece biz onun gözü ferah olsun ve üzülmesin diye seni annene döndürdük. Ve sen bir kişi öldürmüştün de biz seni o kederden kurtarmıştık ve biz seni ayarttıkça ayartmış, böylece sen Medyen mensupları içinde yıllarca kalmıştın. Sonra sen (yaşamın) bir ölçüsü üzerinde geldin ey Musa. Ben seni kendi benliğim için özel olarak yetiştirdim. Sen ve kardeşin benim (gözle görülen) delillerimle git ve ikiniz beni hatırlamakta sakın ihmalkâr davranmayın. İkiniz Firavun'a gidin şüphesiz ki o taşkınlık yaptı. İkiniz onun hatırlaması veya çekinmesi için ona yumuşak söz söyleyin" demişti.

45- İkisi: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki biz onun bize karşı ölçüyü kaçırıyor veya taşkınlık yapıyor olmasından endişeleniyoruz" demişlerdi.

46- 47- 48-  (Allah): "Sakın endişelenmeyin, şüphesiz ki ben ikinizin beraberindeyim. Ben işitiyorum ve görüyorum. Şimdi ikiniz hemen ona gelin ve 'Şüphesiz ki biz senin Efendinin iki elçisiyiz. Artık Yakub'un oğulları'nı bizim beraberimizde gönder ve sakın onları azaplandırma. Biz sana senin Efendinden kesinlikle (gözle görülen) bir delil getirdik. Ve o esenlik, o doğruya ileteni izlemiş olan kimsenin üzerinedir. Şüphesiz ki bize o azabın kesinlikle  yalanlamış olan ve (başka tarafa) yakınlaşmış olan kimsenin üzerine olduğu vahyedildi' deyin" demişti.

49- (Firavun): "Öyleyse ikinizin Efendisi kimdir ey Musa?" demişti.

50- (Musa): "Bizim Efendimiz O ki her şeye yaratılışını sunmuş sonra da doğruya iletmiştir" demişti.

51- (Firavun): "Öyleyse o ilk kuşakların durumu nedir" demişti.

52- 53- 54- 55- (Musa): "Onun bilgisi benim Efendimin yanındaki bir kitaptadır. Benim Efendim şaşırmaz ve unutmaz. O ki, o yeri size bir döşek yaptı ve onda size yollar açtı ve o gökten bir su indirdi. (O size)'Böylece biz onunla ayrı ayrı bitkilerden çiftler olarak çıkardık. Siz (o bitkilerden) yiyin ve gönenç sağlayan hayvanlarınızı güdün. Şüphesiz ki bunda (yanlıştan) o vazgeçen akıl sahiplerine kesinlikle (gözle görülen) deliller vardır. Biz sizi ondan (topraktan) yarattık ve biz ona tekrar geri döndüreceğiz ve biz sonra bir kere de ondan çıkaracağız' (diyendir)" demişti.

56- Ve ant olsun ki biz ona bizim (gözle görülen) o delillerimizi onların hepsini gösterdik, buna rağmen o yalanladı ve direndi.

57- 58- (Firavun): "Sen sihrinle bizi kendi yerimizden çıkarmak için mi bize geldin ey Musa? Öyleyse biz de sana onun örneği bir sihir getireceğiz. Hemen bizimle senin aranda bizim ve senin ona aykırı davranmayacağımız bir denk konum yerini söz zamanı olarak belirle" demişti.

59- (Musa): "Sizin söz verilen zamanınız o süs (bayram) günü ve o insanların toplanacağı (o günün) kuşluk vaktidir" demişti.

60- Firavun bunun üzerine (başka tarafa) yakınlaşmış, hemen plânını toplamış sonra (sihirbazlarıyla) gelmişti.

61- Musa onlara: "Vay halinize, Allah'a karşı sakın bir yalan yakıştırmayın, yoksa bir azapla sizi köksüzleştirir. Ve yakıştırma yapan kimse kesinlikle perişan olmuştur" demişti.

62- 63- 64- Buna rağmen onlar işlerini kendileri arasında tartışmışlar ve o gizli konuşmayı (Musa'dan) gizlemişler: "Bu ikisi kesinlikle sihirleri ile sizi bu yerinizden çıkarmak ve o en örnek yolunuzu gidermek isteyen iki sihirbazdır. Siz, hemen plânınızı toplayın sonra sıra sıra gelin. Ve bugün yüceleşen kimse kesinlikle başarıya erişmiştir" demişlerdi.

65- Onlar: "Ey Musa (ilk) atacak sen ya da ilk atmış olan kimse biz olalım" demişlerdi.

66- 67- (Musa): "Hayır siz atın" demişti. (Attıklarında) onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden dolayı birden kendisine onların çabalamakta oldukları hayallendirilmiş, bunun üzerine Musa benliğine bir kaygı düşürmüştü.

68- 69- Biz de ona: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o yüce olanın ta kendisisin. Ve sağ elinde olan şeyi at, ürettikleri şeyleri yutsun. Onların ürettikleri ancak ve ancak bir sihirbaz plânıdır. Ve o sihirbaz nereden gelse (ne yaparsa yapsın) başarıya erişemez" demiştik.

70- Bunun üzerine o usta sihirbazlar secde ederek (yere) atılmış, "Biz Harun'un ve Musa'nın Efendisine inandık" demişlerdi.

71- (Firavun): "Siz, benim size onay vermemden önce ona inandınız. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki o size o sihri öğretmiştir. O halde ben kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve ben kesinlikle sizi o hurmanın gövdelerinde asacacağım. Ve bizim hangimiz azap bakımından daha çetin ve daha kalıcı, siz kesinlikle bileceksiniz" demişti.

72- 73- 74- 75- 76- Onlar: "Biz, o apaçık belgelerden bize gelmiş olan şeye ve bizi açığa çıkarmış olan kimseye karşı, seni asla izlemeyeceğiz. Artık sen yerine getireceğin şeyi yerine getir. Sen ancak ve ancak bu yakın yaşamda (kararını) yerine getirebilirsin. Şüphesiz ki biz, bizim kusurlarımızı ve o sihirden dolayı senin bizi kendisine zorladığın şeyleri bize bağışlaması için Efendimize inandık. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır. Gerçek şu ki, kim kendisinin Efendisine bir suçlu olarak gelirse, şüphesiz ki artık ona cehennem vardır. Onda ölmez de yaşamaz da. Ve kim de O'na inanan ve o düzgün işleri işlemiş olarak gelirse de, artık onlar, o yüce kademeler onlar içindir. (O kademeler) Adn bahçeleridir, onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sürekli kalıcılardır. Ve bu, (benliğini) arındırmış olan kimsenin karşılığıdır" demişlerdi.

77- Ve ant olsun ki biz Musa'ya: "Kullarımı (geceleyin) yürüt de, herhangi bir yetişmeden kaygı duymaksızın ve çekinmeksizin onlar için o su kütlesinde bir kuru yola (ayak) vur" diye vahyetmiştik.

78- Derken Firavun askerleri ile onları izlemişti de o denizden kaplayan şey onları kaplayıvermişti.

79- Ve Firavun, topluluğunu saptırmış ve doğruya iletmemişti.

80- 81- 82- Ey Yakub'un oğulları, biz sizi kesinlikle düşmanınızdan kurtardık ve biz Tur'un o sağ yanında sizinle sözleşme yaptık ve sizin üzerinize de o kudret helvasını ve o bıldırcını indirdik: "Bizim size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin ve bu konuda sakın taşkınlık yapmayın, yoksa hiddetim sizin üzerinize serbest olur. Ve benim hiddetim kimin üzerine olursa, artık o kesinlikle kayıp gitmiştir. Ve şüphesiz ki ben, itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan sonra doğruya iletilen kimse için kesinlikle çok bağışlayıcıyım" (dedik).

83- Ve (Allah): "Seni topluluğundan çabuklaştıran nedir ey Musa?" (dedi).

84- (Musa): "Onlar, işte onlar benim izim üzerindedir. Ve ben hoşnut olman için sana çabuklaştım ey Efendim" dedi.

85- (Allah): "Şüphesiz ki biz, senin arkandan topluluğunu kesinlikle ayarttık ve o samiri onları saptırdı" dedi.

86- Bunun üzerine Musa topluluğuna çok hiddetli kederli olarak döndü, (topluluğuna): "Ey topluluğum, sizin Efendiniz size bir iyi sözle, söz vermedi mi? Yaptığı o bağlılık sözü size uzun mu geldi? Yoksa sizin Efendinizden sizin üzerinize bir hiddetin serbest kalmasını istediniz de bana verilmiş söze ondan mı aykırı davrandınız?" dedi.

87- Onlar: "Biz sana verilmiş söze kendimize hükümran olarak aykırı davranmadık. Fakat bize o topluluğun süsünden bazı ağır yükler taşıtılmıştı da biz onları attık, aynı şekilde o samiri de attı" dediler.

88- Derken (o samiri) onlara, onun böğürmesi olan bir buzağı cesedi çıkarttı, onlar da akabinde: "Bu, sizin tanrınız ve Musa'nın tanrısıdır, ne var ki o bunu unuttu" dediler.

89- Onlar onun kendilerine bir söz döndüremeyeceğini ve onlara bir zarara ve bir faydaya sahip olamayacağını hiç görmezler mi?

90- Ve ant olsun ki Harun önceden onlara: "Ey topluluğum, bununla siz ancak ve ancak ayartıldınız. Ve şüphesiz ki sizin Efendiniz şefkati kapsamlıdır, öyleyse siz beni izleyin ve benim buyruğuma uyun" demişti

91- Onlar: "Biz, Musa bize dönünceye kadar, onun üzerine kapananlar olmaktan asla ayrılmayacağız" demişlerdi.

92- 93- (Musa döndüğünde): "Ey Harun, sen onların saptıklarını gördüğün zaman, seni beni izlemekten ne alıkoydu? Yoksa benim buyruğuma baş mı kaldırdın?" dedi.

94- (Harun): "Ey annemin oğlu, sakın benim sakalımı ve başımı tutma. Şüphesiz ki ben senin 'Sen, Yakub'un oğulları'nın arasını ayrıştırdın ve benim sözümü gözetmedin' demenden çekindim" demişti.

95- (Musa): "Ya senin söyeleyecek sözün nedir ey Samiri?" dedi.

96- (Samiri): "Ben onların kendisini göremedikleri şeyi gördüm, böylece o elçinin izinden (öğretisinden) bir avuç avuçlamıştım da onu fırlatıp attım. Ve kendi benliğim beni böyle hırslandırdı" dedi.

97- 98- (Musa): "Sen hemen git, artık şüphesiz ki senin için bu yaşamda 'Sakın dokunmayın' demen vardır. Ve şüphesiz ki senin için ona asla aykırı davranamayacağın (belirlenmiş) bir söz zamanı vardır. Ve sen üzerine kapanan halde olduğun tanrına bir bak. Biz onu kesinlikle yakıp mahvedeceğiz, sonra da biz onu kesinlikle o denize savurdukça savuracağız. Sizin tanrınız ancak ve ancak Allah'tır ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, her bir şeyi bilgice kapsamıştır" dedi.

99- Ve böylece biz sana geçmiş (olayların) bazı haberlerinden anlatıyoruz. Ve biz sana kendi katımızdan kesinlikle bir hatırlatma verdik.

100- Kim ondan kayıtsız kalırsa, artık şüphesiz ki o, kalkışın günü bir ağır yük taşıyacaktır.

101- Onlar onda sürekli kalıcıdırlar. Ve kalkışın günü (taşıyacakları ağır yük) onlar için taşıyış bakımından ne kötüdür.

102- O gün o boruya üflenir ve biz o suç işleyenleri o gün gözleri göğermiş olarak sürüp toplarız.

103- Kendilerinin arasında alçak sesle: "Siz (kabirlerde) on (gün) den başka kalmadınız" diye konuşurlar.

104- Onların yolca en örnek olanlarının: "Bir günden başka kalmadınız" diyeceği zaman, onların söyleyecekleri şeyleri biz en iyi bileniz

105- 106- 107- Ve onlar sana o dağlardan (bilgi) talep ediyorlar, öyleyse sen de ki: "Benim Efendim onları savurdukça savuracak, böylece onları bir dümdüz arazi olarak bırakacak, sen onlarda bir eğrilik ve bir tümsek göremeyeceksin."

108- O gün o çağrıcıyı izlerler. Ona karşı hiçbir eğrilik yoktur. Ve o sesler şefkati kapsamlıya karşı saygılıdır. Artık sen bir fısıltıdan başka (ses) işitemezsin.

109- O gün şefkati kapsamlının kendisine onay verdiği ve söz bakımından kendisinden hoşnut olduğu kimseden başkasına o eşlikçilik fayda vermez.

110- O, onların önlerinde olan şeyleri ve artlarında olan şeyleri bilir. Ve onlar O'nu bilgice kuşatamazlar.

111- Ve o yüzler  yaşayan (her an) yönetimde olan (Allah) için eğiktir. Ve bir haksızlık taşımış olan kimse, kesinlikle perişan olmuştur.

112- Ve kim bir inanan olarak o düzgün işlerden işlerse, artık bir haksızlıktan ve bir hak yenilmesinden kaygılanmaz.

113- Ve böylece biz sana onu bir Arabi okuma olarak indirdik ve onda o tehditten (örnekleri) evire çevire açıkladık ki onlar korunalar veya onlar için bir hatırlatma oluştura.

114- O gerçek hükümdar Allah, yücedir. Ve o okunan (Kur'an)ı onun vahyi sana yerine getirilmesi (sana bildirilmesi) öncesinden sakın (okumaya) çabuklaşma. Ve sen de ki: "Ey benim Efendim, beni bilgi bakımından artır."

115- Ve ant olsun ki  biz önceden Adem'le bağlılık sözü yapmıştık. Fakat Adem (buna uymayı) unuttu ve biz onda bir kararlılık bulamadık.

116- Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e secde edin" demiştik de onlar İblis hariç hemen secde etmişlerdi. O direnmişti.

117- 118- 119- Bunun üzerine biz: "Ey Adem, şüphesiz ki bu, sana ve senin eşine bir düşmandır. Sakın ikinizi o bahçeden çıkarmasın, yoksa mutsuz olursun. Şüphesiz ki senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ondadır. Ve şüphesiz ki sen onda susamazsın ve kuşluk(vaktindeki sıcak)tan etkilenmezsin" demiştik.

120- Derken o şeytan onu işkillendirmiş ve: "Ey Adem, ben sana o sürekli kalıcılığın ağacını ve yıpranmaz bir hükümdarlığa kılavuzluk edeyim mi?" demişti.

121- Böylece ikisi de ondan yemişlerdi de avret mahalleri ikisine belirmiş ve ikisi o bahçenin yaprağından üzerlerine kapatmaya başlamışlardı. Ve Adem  kendisinin Efendisine baş kaldırmış ve azmıştı.

122- Sonra kendisinin Efendisi onu derlemiş, böylece ona lütufla dönmüş ve doğruya iletmişti.

123- 124- (Allah): "İkiniz, sizin bir kısmınız bir kısma bir düşman olarak toplu olarak oradan inin. Şimdi eğer benden size bir doğruya ileten gelir de kim benim doğruya iletenimi izlerse, artık o sapmaz ve mutsuz da olmaz. Ve kim de benim hatırlamamdan kayıtsız kalırsa, artık şüphesiz ki onun için bir sıkıntılı geçim imkanı vardır. Ve biz onu kalkışın günü kör olarak sürüp toplayacağız" demişti.

125- (Bu duruma düşen kişi): "Ey Efendim, niçin beni kör olarak sürüp topladın? Ve oysa ben bir görücüydüm" dedi.

126- (Allah): "Bu böyledir, bizim delillerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun. Ve böylece bugün de sen unutuluyorsun" dedi.

127- Ve biz savurganlık yapan ve kendisinin Efendisinin delillerine inanmayan kimseye, böyle karşılık veririz. Ve o sonraki (yaşamın) azabı kesinlikle daha çetindir ve daha kalıcıdır.

128- Onların durulma yerlerinde ilerlemekte oldukları, onların öncesi o kuşaklardan nicesini bizim yok etmiş olmamız, onları doğruya iletmedi mi? Şüphesiz ki bunda (yanlıştan) o vazgeçen akıl sahiplerine kesinlikle deliller vardır.

129- Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime ve bir isimlenmiş süre olmasaydı, (azabın hemen gelmesi) kesinlikle bir zorunluluk olurdu.

130- O halde sen onların söylemekte oldukları şeylere karşı direnç göster. Ve sen o güneşin yükselmesinden önce ve onun batmasından önce, Efendini övgü ile tesbih et. Ve hoşnut olman için o gecenin bir kısım anlarında ve o gündüzün uçlarında da (Efendini) tesbih et.

131- Ve sen onlardan bazılarını ayartmak için bizim onunla çifter çifter olarak yararlandırdığımız o yakın yaşamın alımlılığına iki gözünü sakın uzatma. Ve senin Efendinin rızkı daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.

132- Ve sen mensuplarına o kulluk görevini buyur ve sen de onun üzerinde direnç göster. Biz senden bir rızık talep etmiyoruz. Sana biz rızık veriyoruz. Ve o son, o korunma bilinci (sahipleri) nindir.

133- Ve onlar: "Bize kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil getirmeli değil miydi?" dediler. Onlara önceki sahifelerde de olan şey apaçık bir belge olarak gelmedi mi?

134- Ve eğer biz onları onun (gelmesi) öncesinden bir azapla yok etmiş olsaydık, onlar kesinlikle: "Ey Efendimiz, bize bir elçi göndermeli değilmiydin ki bizim aşağılıklığımızdan ve rezilliğimizden önce, biz senin delillerini izleseydik" diyeceklerdi.

135- Sen de ki: "Her biri bir bekleyendir, artık siz de bekleyin. Artık siz yakında bileceksiniz o denk yolun arkadaşları kimmiş ve doğruya iletilen kimmiş."


11 Aralık 2024 Çarşamba

MERYEM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

2- (Bu harflerden oluşan kelimeler) senin Efendinin, kendisinin kulu Zekeriyya'ya olan şefkatini hatırlatmasıdır. 

3- 4- 5- 6- Bir zaman kendisinin Efendisine bir saklı sesle seslenmiş: "Ey Efendim, şüphesiz ki o kemik benden yıldı ve o baş bir ihtiyarlıkla tutuştu. Ey Efendim, ben sana yaptığım çağrımda (hiçbir zaman) mutsuz olmadım. Ve şüphesiz ki ben, arkamdan (gelecek) o yakınlarımdan (mirasçılarımdan) kaygılandım. Ve karım da (doğurmaktan) kesik haldedir Artık bana kendi katından bir yakın bahşet ki, bana mirasçı olur ve Yakub'un hanedanından bazılarına da mirasçı olur. Ve ey Efendim onu bir hoşnut olunan yap" demişti.

7- (Allah): "Ey Zekeriyya, şüphesiz ki biz seni bir oğlan çocuğu ile müjdeliyoruz. Onun adı Yahya'dır. Biz ona önceden (başka birini) bir adaş olarak yapmamıştık."

8- (Zekeriyya): "Ey Efendim, karım doğurmaktan kesik olduğu halde ve oysa ki ben de (yaşça) o büyüklükten haddi aşmış olduğum halde, benim bir oğlan çocuğum nasıl olacak?" demişti.

9- (Allah): "Bu böyledir. Senin Efendin'O, bana göre basittir ve oysa ki ben de sen önceden bir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi" demişti.

10- (Zekeriyya): "Ey Efendim, bana bir delil oluştur" demişti. (Allah): "Senin delillin denk biri olduğun halde o insanlarla üç gece (sözlü) iletişim kuramamandır" demişti.

11- Böylece o özel bölümden topluluğuna çıkmış, onlara: "Gündüzün erken vakti ve akşam karanlığı (her daim O'nu) tesbih edin" diye vahyetmişti.

12- 13- 14- (Ona): "Ey Yahya o kitabı kuvvetle tut" (demiş) ve biz ona bir çocukken o bilgeliği ve kendi katımızdan bir sevecenlik ve bir arınmışlık vermiştik. Ve bir korunan ve annesine babasına karşı bir yüce gönüllüydü ve (onlara karşı) bir zorba, bir baş kaldıran değildi.

15- Ve doğduğu gün ve öleceği gün ve bir yaşayan olarak (yeniden) harekete geçirileceği gün, bir esenlik onun üzerinedir.

16- 17- Ve sen o kitapta Meryem'i de hatırla. Bir zaman, kendi mensuplarından doğuda bir konum yerine ayrılmış ve onların berisinden bir engel edinmiş (kendisini onlardan tecrit etmiş) ti biz de ona esintimizi göndermiştik de böylece ona bir denk beşer olarak örneklenmişti.

18- O: "Eğer sen bir korunansan, şüphesiz ki ben senden, o şefkati kapsamlıya sığınıyorum" demişti.

19- (Elçi): "Ben ancak ve ancak, sana bir arınmış oğlan çocuğu bahşetmem için (gönderilmiş) senin Efendinin elçisiyim" demişti.

20- O: "Bana bir beşer dokunmadığı ve ben bir iffetsiz olmadığım halde, benim bir  oğlan çocuğum nasıl olacak?" demişti.

21- (Elçi): "Bu böyledir. Senin Efendin'O, bana göre basittir. Bizim onu o insanlara (gözle görülen) bir delil ve bizden bir şefkat olarak oluşturmamız için. Ve bir karara bağlanmış buyruktur' dedi" demişti.

22- Böylece o, onu taşımış ve onunla uzakta bir konum yerine ayrılmıştı.

23- (Doğum zamanı gelince) o doğum sancısı onu o hurmanın gövdesine getirmiş, (sancının acısıyla): "Ah keşke ben bunun öncesinde ölseydim de bir tamamen unutulmuş olsaydım" demişti.

24- 25- 26- Bunun üzerine onun alt tarafından (bir ses) ona: "Üzülme, senin Efendin senin alt tarafından bir akarsu oluşturdu. Ve o hurmanın gövdesini kendine doğru silkele ki, (hurma) olgun yaş olarak senin üzerine peş peşe düşsün. Artık (hurmayı) ye ve (suyu) iç bir gözü ferah ol (gözün aydın olsun). Şimdi eğer sen o beşerden birini görürsen, artık sen ona 'Şüphesiz ki ben o şefkati kapsamlıya kendini tutma adadım. Artık ben bugün hiçbir insanla asla (sözlü) iletişim kurmayacağım' de" demişti.

27- 28- Böylece o, onu taşıyarak topluluğuna getirmişti. Onlar: "Ey Meryem, ant olsun ki bir acaip yakıştırma ile geldin. Ey Harun'un (soyundan gelen) kız kardeşi, senin baban kötü bir adam değildi ve senin annen de bir iffetsiz değildi" demişlerdi.

29- Bunun üzerine o, ona işaret etmişti. Onlar: "O beşikteki bir çocukla biz nasıl iletişim kurarız?" demişlerdi.

30- 31- 32- 33- (Çocuk): "Şüphesiz ki ben Allah'ın kuluyum. Bana o kitabı verdi ve beni bir haberci yaptı. Ve beni nerede olursam bir bereket verilmiş kıldı. Ve bana bir yaşayan olduğum sürece o kulluk görevini ve o arınmayı ve anneme karşı bir yüce gönüllü olmayı tembihledi. Ve beni bir zorba haydut yapmadı. Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve bir yaşayan olarak (yeniden) harekete geçirileceğim gün, esenlik benim üzerimedir" demişti.

34- Bu, onların tereddüte düşmekte oldukları Meryem'in oğlu İsa hakkındaki o gerçeğin (Allah'ın) sözüdür.

35- Allah için hiçbir çocuk edinmek olası değildir. O, münezzehtir. Bir buyruk yerine geleceği zaman, O ona ancak ve ancak "Ol" der, o da hemen oluverir.

36- Ve (İsa şunu da demiştir): "Şüphesiz ki Allah, benim de Efendimdir ve sizin de Efendinizdir. Artık siz O'na kulluk edin. Bu, bir dosdoğru yoldur."

37- Buna rağmen onların arasından o gruplar aykırılığa düştü. Artık vay haline bir büyük günün tanıklığından dolayı gerçeği örtmüş olan kimselere.

38- Onlar bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler görecekler. Fakat o haksızlık yapanlar bugün bir apaçık sapkınlık içindedirler.

39- Ve sen onları hani o buyruğun yerine getirildiği hayıflanmanın günü ile uyar. Oysa onlar bir duyarsızlık içinde ve onlar inanmazlar.

40- Şüphesiz ki biz o yere ve onun üzerinde olan kimselere mirasçı olacağız ve onlar bize döndürülecekler.

41- Ve sen o kitap'ta İbrahim'i de hatırla. Şüphesiz ki o, bir çok doğru söyleyen haberciydi.

42- 43- 44- 45- Bir zaman babasına: "Ey babacığım, niçin işitmez ve görmez ve senden hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılamaz şeylere kulluk ediyorsun? Ey babacığım, sana gelmeyen o bilgiden, bana kesinlikle gelmiştir, o halde beni izle ki seni bir denk yola ileteyim. Ey babacığım, sakın o şeytana kulluk etme, şüphesiz ki o şeytan o şefkati kapsamlıya bir baş kaldırandır. Ey babacığım, şüphesiz ki ben sana o şefkati kapsamlıdan bir azabın dokunup da böylece senin o şeytana bir yakın olmandan kaygılanıyorum" demişti.

46- (Babası): "Ey İbrahim, sen benim tanrılarımdan ilgi kesici misin? Kesinlikle eğer sen bundan vazgeçmezsen, kesinlikle seni taşlayacağım. Artık sen uzun bir mühlet beni terk et" demişti.

47- 48- (İbrahim): "Selam senin üzerinedir. Efendimden senin için bağışlama isteyeceğim. Şüphesiz ki O, bana karşı üzerime düşücüdür. Ve sizden ve sizin Allah'ın berisinden çağırmakta olduğunuz şeylerden uzaklaşıyorum ve ben yalnızca Efendime çağrı yapıyorum. Ben, Efendime yaptığım çağrımda bir mutsuz olmamamı umuyorum" demişti.

49- Ne zaman ki o, onlardan ve onların Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştığında, biz ona İshak'ı ve Yakub'u bahşetmiş ve her birine bir haberci yapmıştık.

50- Ve biz onlara kendi şefkatimizden bahşetmiştik. Ve biz onlara (sonrakilerde) bir yüce doğruluk dili bıraktık.

51- Ve sen o kitap'ta Musa'yı da hatırla. Şüphesiz ki o, bir özgülenmişti ve bir haberci elçiydi.

52- Ve biz ona Tur'un o sağ yanından ona seslenmiş ve onu bir gizli konuşma için yakınlaştırmıştık.

53- Ve biz ona kendi şefkatimizden kardeşi Harun'u da bir haberci olarak bahşetmiştik.

54- Ve sen o kitap'ta İsmail'i de hatırla. Şüphesiz ki o, o verdiği söze sadıktı ve bir haberci elçiydi.

55- Ve kendi mensuplarına o kulluk görevini ve o arınmayı buyururdu. Ve kendisinin Efendisinin yanında bir hoşnut olunmuştu.

56- Ve sen o kitap'ta İdris'i de hatırla. Şüphesiz ki o, bir doğru söyleyen haberciydi.

57- Ve biz onu bir yüce konum yerine yükseltmiştik.

58- İşte bunlar o kimselerdir ki, Allah'ın kendilerini gönendirdirmiş olduğu o habercilerden, Adem'in soyundan ve Nuh'un beraberinde bizim taşıdığımız kimselerden ve İbrahim'in ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan doğruya ilettiklerimizden ve derlediğimiz kimselerdendir. Şefkati kapsamlının delilleri onlara okunmakta olduğu zaman, onlar secde ederek ve ağlayarak kapanırlardı.

59- Onlardan sonra o kulluk görevini kayba uğratan ve o şiddetli arzularını izlemiş olan bir ardıl (nesil) onlara ardıl oldu. Artık onlar ileride bir azgınlık ile karşılaşacaklar.

60- İtaate dönmüş ve inanmış ve düzgün iş işlemiş olan kimse hariç. Artık onlar o bahçeye girecekler ve onlar hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaklar.

61- Şefkati kapsamlının kendisinin kullarına, (onlar orayı) algılanamayadığı haldelerken  söz verdiği Adn bahçelerine. Gerçek şu ki, O'nun sözü (her zaman) yerine getirilmiştir.

62- Onlar, bunlarda bir amaçsız söz işitmezler, ancak bir esenlik (sözü işitirler). Ve onlarda gündüzün erken vakti ve akşam karanlığı rızıkları (her daim) onlar içindir.

63- Bu o bahçedir, biz kullarımızdan korunan olmuş kimseleri mirasçı yapacağız.

64- Ve biz senin Efendinin buyruğundan başkası ile inmeyiz. Bizim önümüzde olan şey ve bizim ardımızda olan şey ve bu ikisinin arasında olan şey, O'nundur. Ve senin Efendin bir unutan da değildir.

65- O göklerin ve o yerin ve o ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir. O halde sen de O'na kulluk et. Ve O'na kulluğa direnç göstermeyi sürdür. Hiç O'na adaş olabilecek (O'nun adının gereklerinin dengi) birini biliyor musun?

66- Ve o insan: "Ben öldüğüm zaman mı ileride bir yaşayan olarak çıkarılacağım?" diyor.

67- Peki o insan önceden bir şey değilken, bizim onu yarattığımızı hatırlamaz mı?

68- O halde senin Efendine ant olsun ki, biz onları ve o şeytanları kesinlikle sürüp toplayacağız. Sonra biz onları cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş olarak kesinlikle hazır bulunduracağız.

69- Sonra biz, her taraftardan onların şefkati kapsamlıya karşı hangisi azgınlık bakımından daha çetindir kesinlikle çekip çıkaracağız.

70- Sonra biz oraya yaslanmak bakımından onların hangisi daha yakındır, kesinlikle en iyi bileniz.

71- Ve (ey yeniden dirilişe inanmayanlar) sizden kimse yoktur ki ona varıcı olmasın. (Bu), senin Efendinin üzerine şart kıldığı yerine getirilmiş bir karardır.

72- Sonra biz korunmuş olan kimseleri (cehenneme atılmaktan) kurtaracağız ve o haksızlık yapanları da dizüstü çökmüş olarak onda bırakacağız.

73- Ve bizim delillerimiz onlara apaçık olarak peşi sıra okunmakta olduğu zaman, o gerçeği örtmüş olan kimseler inanmış olan kimselere: "Bu iki bölükten hangisi mevki bakımından daha hayırlı ve elitlik bakımından daha iyidir?" der.

74- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik. Onlar eşya bakımından ve gösteriş bakımından (onlardan) daha iyiydi.

75- Sen de ki: "Kim o sapkınlığın içinde ise, (isterim ki) şefkati kapsamlı ona (bu durumunu) uzattıkça uzatsın." Nihayet onlar söz verilmekte oldukları şeyi o azabı ve ya da o anı gördükleri zaman, konum bakımından o daha şerli ve asker bakımından daha zayıf kimdir yakında bilecekler.

76- Ve Allah doğruya iletilen kimselerin doğruluk bakımından artırır.  Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlı ve geri döndürülüş bakımından daha hayırlıdır.

77- Şimdi sen bizim delillerimizi örtmüş olan ve: "Bana kesinlikle mal bakımından ve çocuk bakımından (güç) verilecek" diyen kimseyi gördün mü?

78- O, o algılanamayana mı yükseldi (vakıf oldu) yoksa şefkati kapsamlının yanından bir bağlılık sözü mü edindi?

79- Hayır. Dediği şeyi (hesap gününde) biz kitaplaştıracağız ve biz ona o azaptan uzattıkça uzatacağız.

80- Ve biz, onun dediği şeye mirasçı olacağız ve bize bir kişi olarak gelecek.

81- Ve onlar, Allah'ın berisinden kendilerine bir güç olmaları için bir takım tanrılar edindiler.

82- Hayır. (O tanrılar) onların kulluklarını (redderek) örtecekler ve onlara karşıt halde olacaklar.

83- Sen görmedin mi şüphesiz ki biz o şeytanları o gerçeği örtücülerin üzerine gönderdik de onları kışkırttıkça kışkırtıyorlar?

84- Artık onlara karşı sakın çabuklaşma. Biz ancak ve ancak onlar için (geriye) bir saymayla sayıyoruz.

85- O gün biz o korunanları şefkati kapsamlaya seçkin konuk olarak sürüp toplayacağız.

86- Ve biz o suç işleyenleri de cehenneme su arayan olarak sevk edeceğiz.

87- O çok şefkâtli'nin yanından bir bağlılık sözü edinen kimseler dışında o eşlikçiliğe sahip olamazlar.

88- Ve onlar: "Şefkati kapsamlı bir çocuk sahiplendi" dediler.

89- Ant olsun ki siz iğrenç bir şeyle geldiniz.

90- Ondan dolayı neredeyse o gökler yarılacak ve o yer parçalanacak ve o dağlar da bir sarsıntı ile yere kapaklanacak.

91- Onlar şefkati kapsamlıyı çocuk sahibi olarak çağırdılar diye.

92- Şefkati kapsamlının bir çocuk edinmesi uygun olmaz.

93- O göklerde ve o yerde hiçbir kimse yoktur ki, şefkati kapsamlıya ancak bir kul olaraktan başkasıyla gelici olmasın. 

94- 95- Ant olsun ki onları sayılandırmış ve onları bir adetle adetlemiş ve o kalkışın günü onların hepsi O'na bir kişi olarak gelicidir.

96- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, şefkati kapsamlı onlar için bir gönül bağı oluşturacaktır.

97- Biz onu, ancak ve ancak onunla o korunanları müjdelemen ve onunla bir azılı topluluğu uyarman için senin dilinle kolaylaştırdık.

98- Ve biz onların öncesi kuşaktan nicesini yok ettik. Onlardan hiçbir kimseyi hissedebiliyor musun veya onlara ait bir gizli ses dahi işitebiliyor musun?


5 Aralık 2024 Perşembe

KEHF SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- 4- O övgü Allah'adır, O ki kendisinin kuluna o kitabı indirdi ve onu eğriliği olan (bir kitap) olarak yapmadı. (Aksine) onu kendi katından bir çetin baskıyı uyarması ve o düzgün işleri işleyen o inanan kimselere, onda sonsuza dek durup bekleyiciler olarak bir iyi ödülün onlar için olduğunu müjdelemesi ve "Allah bir çocuk edindi" demiş olan kimseleri uyarması için dosdoğru (bir kitap) olarak (yaptı).

5- Bu konuda onların ve onların atalarının herhangi bir bilgisi yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelime büyük (bir yalandır). Onlar bir yalandan başkasını söylemiyorlar.

6- Herhalde sen bu söze inanmadılar diye, onların izleri üzerinde benliğini kederlenerek tüketicisin

7- Şüphesiz ki biz o yerin üzerinde olan şeyleri, iş olarak onların hangisi daha iyi işleyecek diye yoklamak için, ona bir süs olarak yaptık.

8- Ve şüphesiz ki biz onun üzerinde olan şeyleri, kesinlikle bir kupkuru toprak haline de getiricileriz.

9- Yoksa sen o mağara ve o yazıt arkadaşlarının bizim şaşılacak delillerimizden olduğunu mu hesap ettin?

10- Bir zaman o genç erkekler o mağaraya sığınmıştı da onlar: "Ey Efendimiz kendi katından bize bir şefkat ver ve işimizden dolayı bizim için bir akli olgunluk hazırla" demişlerdi. 

11- Bunun üzerine biz de (uyanmamaları için) onların kulaklarının üzerine o mağarada seneler sayısınca vurmuştuk.

12- Sonra biz onları, (mağarada) kaldıkları zamanı süre bakımından o iki grubun hangisinin daha iyi sayan olduğunu bizim bilmemiz için (yeniden) harekete geçirmiştik.

13- Biz, sana onların haberini o gerçekle anlatıyoruz. Şüphesiz ki onlar Efendilerine inanmış olan genç erkeklerdi ve biz de onların doğruya iletilmelerini artırmıştık.

14- 15- Ve onlar ayağa kalkıp da: "Bizim Efendimiz, o göklerin ve o yerin Efendisidir. Biz O'nun berisinden hiçbirini tanrı olarak asla çağırmayacağız, (eğer çağırırsak) o takdirde ant olsun ki haktan uzak bir söz söylemiş oluruz. Şu bizim topluluğumuz, O'nun berisinden bir takım tanrılar edindiler. Onlar hakkında bir açık yetki getirmeliler değil miydi? Artık Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış kimseden daha haksızlık yapan kimdir?" dedikleri zaman, biz onların kalplerinin (sağlamlaşması için) üzerine bağ vurmuştuk.

16- (İçlerinden biri): "Ve madem ki siz onlardan ve onların Allah'tan başka kulluk etmekte oldukları şeylerden uzaklaştınız, artık o mağaraya sığının ki sizin Efendiniz size kendisinin şefkatinden yaysın ve size içinizden dirseklik (rahat bir ortam) hazırlasın" (demişti).

 17- Ve sen onlar onun geniş bir yerinde (uyuyor) iken sen (orada olsaydın) o güneşi yükseldiği zaman onların mağaralarından o sağın tarafına eğrilmekte olduğunu ve battığı zaman da o solun tarafına aşmakta olduğunu görürdün. Bu, Allah'ın delillerindendir. Allah kimi doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kimi saptırırsa, artık sen onun için yakın bir aklı olgunlaştırıcı asla bulamazsın.

18- Ve sen (orada olsaydın) onları uyanıklar olarak hesap ederdin oysa onlar uyuyorlardır. Ve biz onları o sağın tarafına ve o solun tarafına çeviriyorduk. Ve onların köpekleri de iki kolunu o girişe genişleticiydi. Eğer sen onların üzerine yükseltilseydin (hallerine tanık olsaydın), kesinlikle onlardan kaçarak (başka tarafa) yakınlaşır ve onlardan dolayı kesinlikle (içine) bir korku doldurulurdu.

19- 20- Ve böylece kendilerinin arasında birbirlerine (bilgi) talep etmeleri için biz onları (yeniden) harekete geçirdik. Onlardan bir sözcü: "Siz nice kaldınız?" dedi. Onlar: "Biz bir gün veya bir günün kısmı kadar kaldık" dediler. (Bu cevabı alanlar): "Sizin kaldığınız zamanı sizin Efendiniz en iyi bilendir. Birinizi şu gümüş paranızla hemen şu şehre harekete geçirin de yiyecek bakımından onun hangisi daha arınmış ona baksın ondan size bir rızık getirsin. Ve (şehir halkına) lütufkâr davransın ve sakın sizi hiçbir kimseye fark ettirmesin. Şüphesiz ki onlar eğer sizin üzerinize üstün gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi inanç çizgilerine tekrar geri döndürürler ve o takdirde de sonsuza dek asla başarıya erişemezsiniz" dediler. 

21- Ve böylece biz Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu ve o an ki onda hiçbir kuşku olmadığını bilmeleri için, biz onları fark ettirdik. O zaman (şehir halkı yapacakları) işlerini kendilerinin arasında çekişiyorlardı. (Onlar öldükten sonra bazıları): "Siz onların üzerine bir yapı inşa edin. Efendileri onları en iyi bilendir" dediler. Onların (yapacakları) işleri üzerine (çekişmede) yenen kimseler ise: "Biz, onların üzerine kesinlikle bir secde edilen yer edineceğiz" dedi.

22- Onlar diyecekler ki: "Üçtüler onların dördüncüsü köpekleriydi." Ve o algılanamayananı taşlayarak (kimileri de): "Beştiler onların altıncısı köpekleriydi" diyecekler. Ve onlar: "Yedidiler ve onların sekizincisi köpekleriydi" diyecekler. Sen de ki: Benim Efendim, onların sayısını en iyi bilendir. Onları bir az kimseden başkası bilmiyor." Artık sen, onlar hakkında (sana bilgisi kapalı olmayan) bir görünür münakaşadan başka sakın münakaşa etme. Ve sen onlar hakkında onlardan hiçbir kimseden sakın görüş de isteme.

23- 24- Ve sen hiçbir şey için de, "Eğer Allah'ın dilemesi başka" (demeden): "Şüphesiz ki ben bunu bir sabah yapıcıyım" sakın deme. Ve sen unuttuğun zaman da, Efendini hatırla ve: "Efendimin akli olgunlukça beni bundan daha yakına iletmesini umulur" de.

25- Ve (onlar dediler ki): "Onlar mağaralarında 300 sene kaldılar ve bunu 9 (sene) artırdılar."

26- Sen de ki: "Allah, onların kaldıkları zamanı en iyi bilendir. O göklerin ve o yerin algılanamayananı (n bilgisi) O'nundur. O, neler görür ve neler işitir. Onların O'nun berisinden hiçbir yakını yoktur. Ve kendi kararında hiçbir kimseyi ortak etmez."

27- Ve sen, senin Efendinin kitabından sana vahyedilen şeyi peşi sıra oku. O'nun kelimelerini hiçbir değiştirici olmaz. Ve sen O'nun berisinden bir sığındırıcı da asla bulamazsın.

28- Ve sen O'nun yüzünü isteyerek sabah ve akşam (sürekli olarak) Efendilerini çağırmakta olanlarla beraber benliğinle direnç göster. Ve sen sakın iki gözünü bu şimdiki yaşamın süsünü isteyerek onlardan (başka tarafa) ayırma. Ve sen kendi keyfi eğilimini izlemiş, işi kusur işlemek olan ve bizi hatırlamaktan kalbini duyarsızlaştırdığımız kimseye de sakın  itaat etme.

29- Ve sen de ki: "O gerçek Efendinizdendir. Artık dileyen kimse inansın ve artık dileyen kimse de gerçeği örtsün." Şüphesiz ki biz o haksızlık yapanlar için bir ateş hazırladık ki onun surları onları kuşatmıştır. Ve eğer yardıma sığınırlarsa, onlara o yüzleri kavuran o yağ tortusu gibi bir suyla yardım edilir. O (su) içeceğin bunaltıcısıdır. Ve (o ateş) dirseklikçe de (rahat bir ortamca) ne kötüdür. 

30- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, şüphesiz ki biz bir iş bakımından daha iyi kimsenin ödülünü kayba uğratmayız.

31- İşte onlar, onların altından o nehirler akar Adn bahçeleri onlar içindir. Onlar, onlarda o süslü koltuklar üzerine rahatça dayananlar olarak onlarda altından bileziklerden takınacaklar ve ince ipekten ve kalın ipekten giysiler giyeceklerdir. Ne iyi dönüşümdür ve dirseklikçe de (rahat bir ortamca) ne güzeldir. 

32- Ve sen onlara iki adamı bir örnek olarak ortaya koy. Biz ikisinden birine üzümlerden iki bahçe vermiş ve o ikisini de hurmalıkla kuşatmış ve ikisinin arasını da bir ekinlik yapmıştık.

33- O iki bahçenin her ikisi de yemişini vermiş ve ondan (yemişini vermekten) yana hiçbir şeyi haksızlık yapmamıştı. Ve biz ikisinin arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

34- Ve onun (o adamın başka) ürünü de olmuştu. Durum böyleyken onunla karşılıklı konuşurken arkadaşına: "Ben senden mal bakımından daha çok ve insan gücü bakımından da daha güçlüyüm" demişti.

35- 36- Ve kendi benliğine haksızlık yapan biri olarak bahçesine girmiş ve: "Ben bunun kuruyup yok olacağı kanısına sonsuza dek varmıyorum ve ben o anın ayağa dikilici olacağı kanısına da varmıyorum. Ve ant olsun ki eğer ben Efendime geri döndürülürsem de, ben kesinlikle çevrilmişlik bakımından bundan daha hayırlısını bulurum" demişti.

37- 38- 39- 40- 41- Onunla karşılıklı konuşurken arkadaşı ona: "Seni bir topraktan sonra bir döllenmiş hücreden yaratmış sonra da seni bir adam olarak denkleştirmiş olan kimseye nankörlük mü ettin? Fakat ben, O Allah benim Efendimdir ve ben, benim Efendime hiçbir kimseyi ortak koşmam. Ve her ne kadar sen beni senden mal bakımından ve çocuk bakımından daha az olarak görüyor olsan da bahçene girdiğin zaman, '(Bu bahçe) Allah'ın dilemesidir, Allah'tan başka hiçbir kuvvet yoktur' demeli değil miydin? Buna rağmen benim Efendimin bana senin bahçenden daha hayırlısını vermesi ve onun üzerine gökten bir hesap gönderip böylece kaygan bir toprak olması umulabilir. Veya onun suyu dibe çekilecek olması onu (tekrar yukarı) istemeye asla güç yetiremeyeceğin (umulabilir)" demişti.

42- Ve onun ürünü kuşatıldı. Böylece onun tavanları üzerine çökmüş haldeki (bahçesine bakıp) onda harcadığı şeye (içi yanarak) iki elini oğuşturmaya ve: "Ah keşke ben Efendime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım" demeye başladı. 

43- Ve ona Allah'ın berisinden yardım edecek hiçbir karşı birlik olmadı ve kendisine de yardım edemedi.

44- İşte orada o gerçek yakınlık Allah'a aittir. O, dönüşüm bakımından daha hayırlı ve son bakımından daha hayırlıdır.

45- Ve sen onlara o yakın yaşamın örneğini ortaya koy. (Bu şimdiki yaşam) bizim onu o gökten indirdiğimiz böylece o yerin bitkisinin birbirine karıştığı gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Derken (o bitki) o rüzgârların savurmakta olduğu bir kuru ot oluverdi. Ve Allah her bir şey üzerine bir güç yetiricidir.

46- O mal ve o oğullar, o yakın yaşamın bir süsüdür. Ve o kalıcı düzgün işler ise, senin Efendinin yanında dönüşüm bakımından daha hayırlıdır ve beklenti bakımından daha hayırlıdır.

47- Ve bizim o dağları yürüteceğimiz gün, sen o yeri (bir uçtan bir uca) belirgin olarak görürsün. Ve biz onlardan hiçbir kimseyi geride bırakmaksızın sürüp toplamışızdır.

48- Ve onlar sıra sıra olarak senin Efendine sunulmuşlardır. Ant olsun ki bizim sizi ilk defasındaki yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa ki bizim sizin için (belirlenmiş) bir söz zamanı asla belirlemeyeceğimizi iddia etmiştiniz.

49- Ve o kitap konulmuştur, artık sen o suç işleyenleri onun içindeki şeylerden dolayı: "Vay halimize, bize bu kitaba ne oluyor ki küçük ve büyük geride bırakmadan onu sayılandırmış" diyerek korkuyla titreyenler olarak görürsün. Ve işledikleri şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Ve senin Efendin hiçbir kimseye haksızlık yapmaz.

50- Ve biz bir zaman o meleklere: "Siz Adem'e secde edin" demiştik de İblis hariç onlar hemen secde etmişlerdi. O cinden olmuş böylelikle kendisinin Efendisinin buyruğundan çıkmıştı. Şimdi onlar size bir düşman olduğu halde, siz benim berimden onu ve onun soyunu yakınlar mı ediniyorsunuz? O haksızlık yapanlar için değişim bakımından ne kötüdür.

51- Ben onları o göklerin ve o yerin yaratılışına ve kendi benliklerinin yaratılışına tanıklaştırmadım. Ve ben o saptırıcıları bir pazu (güçlü kol) olarak da edinen olmadım.

52- Ve o gün (Allah): "Bana ortaklar olduğunu iddia ettiğiniz şeylere seslenin" der. Bunun üzerine onlar, onları çağırmışlar fakat onlar kendilerini cevaplandırmamışlardır. Ve biz onların arasına bir çukurluk koymuşuzdur.

53- Ve o suç işleyenler o ateşi görmüş, artık şüphesiz ki kendilerinin de ona düşücüler oldukları kanısına varmışlardır. Ve ondan çevrilecek bir yer de bulamamışlardır.

54- Ve ant olsun ki biz bu okunan (Kur'an) da o insanlara her bir örnekten evire çevire açıkladık. Ve o insanın söz dalaşı yapması ise her bir şeyden (diğer canlılardan) daha çoktur

55- Ve o insanları, onlara o doğruya ileten geldiği zaman inanmalarına ve Efendilerinden bağışlama istemelerine o ilklerin yasasının onlara gelmesinden veya o azabın karşılarına gelmesinden başkası alıkoymadı.

56- Ve biz o gönderilmişleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmalarından başkasıyla göndermiyoruz. Ve gerçeği örtmüş olan kimseler ise o gerçeği o geçersizle boşa çıkarmak için onunla söz dalaşı yapıyorlar. Ve onlar benim delillerimi ve uyarıldıkları şeyi alay konusu olarak edindiler.

57- Ve kendisinin Efendisinin delilleri ona hatırlatıldığı halde, buna rağmen onlardan kayıtsız kalmış ve kendi iki elinin öncelediği şeyleri unutmuş kimseden, daha haksızlık yapan kimdir? Şüphesiz ki onlar onu (Kur'an'ı) kavrarlar diye biz onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık oluşturduk. Eğer sen onları o doğruya iletene çağırsan, yine de onlar sonsuza dek asla doğruya iletilmeyecekler.

58- Ve senin Efendin çok bağışlayıcıdır, şefkat sahibidir. Eğer onları kazandıkları şeyler nedeniyle (hemen) tutmuş olsaydı, onlar için o azabı kesinlikle çabuklaştırırdı. Aksine, onlar için (belirlenmiş) bir söz zamanı vardır ki (o zaman gelince) O'nun berisinden kurtulacak bir yer de asla bulamayacaklar.

59- Bu kasabalar, haksızlık yaptıklarında biz onları yok etmiştik. Ve biz onların yok edilmeleri için bir söz zamanı belirlemiştik.

60- Ve bir zaman Musa genç uşağına: "Ben, o iki su kütlesinin birleştiği birleştiği yere ulaşmama kadar (yürümekten) ayrılmayacağım veya (oraya ulaşmak için) uzun zaman geçireceğim" demişti.

 61- Ne zaman ki ikisi, ikisinin (iki su kütlesinin) arasının birleştiği yere ulaştıklarında, balıklarını unutmuşlar, böylece o da o su kütlesinde gözden kaybolarak kendi yoluna akıp gitmişti.

62- Ne zaman ki ikisi (orayı) geçtiklerinde (Musa) genç uşağına: "Sen, bize sabah (yemeği)mizi getir, ant olsun ki biz bu seferimizden dolayı bir yorgunlukla karşılaştık" demişti.

63- O (uşak): "Gördün mü sen, o kayaya sığındığımız zaman şüphesiz ki ben o balığı unuttum. Ve onu hatırlamamı bana o şeytandan başkası unutturmadı ve o da o su kütlesinde şaşılacak bir şekilde kendi yolunu edindi" demişti.

64- O: "Bu, peşine düşmekte olduğumuz şeydir" demişti. İkisi de hemen eserlerinin üzerini takip ederek geri dönmüşlerdi.

65- (Oraya vardıklarında) ikisi, bizim ona kendi yanımızdan bir şefkat verdiğimiz ve ona kendi katımızdan bir bilgi öğrettiğimiz bizim kullarımızdan bir kul bulmuşlardı.

66- Musa ona: "Ben, sana akli olgunluk olarak öğretilmiş olan şeyden, senin de bana öğretmen için seni izleyebilir miyim?" demişti.

67- 68- O: "Şüphesiz ki sen benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin. Ve haber bakımından onu kuşatamadığın bir şeye karşı nasıl direnç gösterebileceksin?" demişti.

69- O: "Eğer Allah dilemişse, sen beni direnç gösteren biri olarak bulacaksın ve sana iş konusunda baş kaldırmayacağım" demişti.

70- O: "Eğer sen beni izleyecek olursan, ben sana ondan bir hatırlatma söz edinceye kadar, sakın bana hiçbir şeyden talepte bulunmayacaksın" demişti.

71- Böylece ikisi harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi o gemiye bindikleri zaman (kul) onu delmişti. (Musa): "Onun mensuplarını batırman için mi sen onu deldin? Ant olsun ki sen iş bakımından (tehlikeli)bir şeyle geldin" demişti.

72- (Kul): "Ben dememiş miydim şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin?" demişti.

73- (Musa): "Unutmam nedeniyle sakın beni (sorumlu) tutma ve benim işimden (itirazımdan) dolayı sakın beni bir zorluğa baskılama" demişti.

74- Yine ikisi harekete geçmişlerdi. Nihayet bir oğlan çocuğu ile karşılaştıkları zaman (kul) hemen onu öldürmüştü. (Musa): "Sen bir arınmış haldeki benliği, bir benliği (öldürmesinin karşılığı) olmaksızın öldürdün mü? Ant olsun ki sen çok yadırgama bakımından (korkunç) bir şeyle geldin" demişti.

75- (Kul): "Ben sana dememiş miydim şüphesiz ki sen, benimle beraber direnç göstermeye asla güç yetiremeyeceksin?" demişti.

76- (Musa): "Eğer ben bundan sonra sana bir şeyden talep edersem, artık bana arkadaşlık etme. Benim katımdan kesinlikle bir gerekçeye ulaştın" demişti.

77- Yine harekete geçmişlerdi. Nihayet ikisi bir kasaba mensuplarına geldikleri zaman, onun mensuplarından yiyecek istemişler, fakat onlar ikisini konuklamaktan direnmişlerdi. Durum böyle iken ikisi onda yıkılmak isteyen bir duvar bulmuşlar o (kul) da hemen onu ayağa kaldırmıştı. (Musa): "Eğer sen dileseydin, buna karşı kesinlikle bir ödül edinirdin" demişti.

78- 79- 80- 81- 82- (Kul): Bu (soru), seninle benim aramın ayrılmasıdır. Senin kendisine karşı direnç göstermeye güç yetiremediğin şeylerin geri dönüşümünü seni haberlendireceğim. O gemiye gelince, o su kütlesinde çalışmakta olan iş göremezlere aitti. Ben onu kusurlu yapmak istedim, çünkü onların ötesinde her (sağlam) gemiyi zor kullanarak tutan bir hükümdar vardı. Ve o oğlan çocuğuna gelince, Onun babası annesi iki inanan idi. Dolayısıyla biz onun, ikisini bir taşkınlığa ve bir nankörlüğe bastırmasından çekindik. Böylece biz ikisinin Efendisinin onlara arınmış bakımından ondan daha hayırlısıyla ve sürekli şefkat bakımından da daha yakınıyla değiştirmesini istedik. Ve o duvara gelince, O şehirdeki yetim o iki oğlan çocuğuna aitti ve onun altında ikisine ait bir hazine vardı ve ikisinin babaları da düzgün olan biriydi. Dolayısıyla senin Efendin o ikisinin en çetinliklerine ulaşmalarını ve senin Efendinden bir şefkat olarak hazinelerini (o zaman) çıkarmalarını istedi. Ve ben bunu kendi buyruğumdan dolayı yapmadım. Bu, kendisine direnç göstermeye güç yetiremediğin şeylerin geri dönüşümüdür" demişti.

83- Ve sana Zülkarneyn'den (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "Size ondan bir hatırlatmayı, peşi sıra okuyacağım."

84- 85- Şüphesiz ki biz ona o yerde olanak sağladık ve ona her şeyden bir araç verdik. Böylece o da bir aracı izledi (ordusuyla yola çıktı).

86- Nihayet o güneşin battığı yere ulaştığı zaman, onu bir kara balçık gözesinde batıyor buldu ve onun yanında da bir topluluk buldu. Biz ona: "Ey Zülkarneyn, (onlara) ya azap etmen ve ya da onlar hakkında bir iyilik edinmen (sana kalmış)" dedik.

87- 88- O da: "Haksızlık yapan kimselere gelince, artık biz onu ileride azaplandıracağız. Sonra kendisinin Efendisine geri döndürülür, böylece O'da onu bir yadırganan azapla azaplandırır. Ve inanmış ve düzgün iş işleyen kimseye gelince, ona da o en iyinin karşılığı vardır. Ve biz ona buyruğumuzdan bir kolaylık söyleyeceğiz" dedi.

89- Sonra bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

90- Nihayet o güneşin yükseldiği yere ulaştığı zaman onu, onun (güneşin) berisinden kendilerine bir engel yapmadığımız bir topluluğun üzerine yükseliyor olarak buldu.

91- İşte böyle. Ve oysa biz onun katında olan şeyleri haber (alma) bakımından kuşatmıştık.

92- Sonra bir aracı izledi (ordusuyla yola devam etti).

93- Nihayet iki seddin arasına ulaştığı zaman, o iki seddin berisinde neredeyse hiçbir şey sözü kavrayamaz (dili yabancı) bir topluluk buldu.

94- Onlar: "Ey Zülkarneyn, şüphesiz ki Ye'cüc ve Me'cüc bu yerde bozuculuk yapanlardır. Biz, bizimle onların arasına senin bir sed yapmana karşı, sana bir vergi verelim mi?" dediler.

95- 96- (Zülkarneyn): "Benim Efendimin bu konuda bana sağladığı olanak daha hayırlıdır. Artık siz beni kuvvetle destekleyin de bizim aramızla onların arasına dayanıklı bir engel yapayım. Bana o demirin tomarlarını getirin" dedi. Nihayet o iki yamacın arası denkleştiği zaman: "Üfleyin (ateşi körükleyin)" dedi. Nihayet onu (demiri) bir ateş haline soktuğu zaman : "Bana getirin de onun üzerine bir erimiş bakır boşaltayım" dedi.

97- (Yapıldıktan sonra) artık onlar ona üstün gelmeye güç yetiremediler ve onu delmeye de güç yetiremediler.

98- (Zülkarneyn): "Bu, benim Efendimden bir şefkattir. Artık benim Efendimin sözü(nün zamanı) geldiği zaman, onu darmadağın bir hale getirir. Ve benim Efendimin sözü bir gerçektir" dedi.

99- Ve o gün biz onların bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanır hale bırakmışızdır ve o boruya üflenmiş böylece biz onları toplu olarak toplamışızdır.

100- Ve o gün biz cehennemi o gerçeği örtücülere bir sunumla sunmuşuzdur.

101- O kimseler ki, gözleri benim hatırlamamdan bir perde içindeydi ve onu işitmeye de dayanamazlardı.

102- O gerçeği örtmüş olan kimseler, benim berimden kullarıma yakınlar edinebileceklerini mi hesap etti? Şüphesiz ki biz cehennemi o (gerçeği) örtücülere bir ikramlık olarak hazırladık.

103- 104- Sen de ki: "İş bakımından o en ziyan edenleri sizi haberlendireyim mi? O kimseler ki, kendilerinin o yakın yaşamda (kötülükler) üreterek iyilikler işlemekte olduklarını hesap ettikleri halde, çabalamaları boşa gitmiş olanlardır."

105- İşte onlar o kimselerdir ki, Efendilerinin delillerini ve O'nun karşılamasını örtmüşler, böylece onların işleri de boşa gitmiştir. Artık biz o kalkışın günü onlar için bir tartı kurmayacağız.

106- Bu, onların gerçeği örtmüş olmalarının ve benim delillerimi ve elçilerimi bir alay konusu edinmelerinin karşılığı cehennemdir.

107- Şüphesiz ki o kimseler inandılar ve o düzgün işleri işlediler, o firdevs bahçeleri onlar için bir ikramlık olmuştur.

108- Onlar, o bahçelerde sürekli kalıcıdırlar. Onlardan bir değişim peşine de düşmezler.

109- Sen de ki: "Eğer o su kütlesi benim Efendimin kelimeleri için bir mürekkep olsa, ve eğer ki biz onun bir örneğini de ilave olarak getirsek, benim Efendimin kelimelerinin tükenmesinden önce o su kütlesi tükenirdi."

110- Sen de ki: "Ben ancak ve ancak sizin örneğiniz bir beşerim. Bana sizin tanrınızın ancak ve ancak bir tek tanrı olduğu vahyediliyor. Artık kim kendisinin Efendisinin karşılamasını bekliyorsa, düzgün olan iş işlesin ve kendisinin Efendisine kullukta hiçbir kimseyi ortak koşmasın."


24 Kasım 2024 Pazar

İSRA SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Münezzehtir ki O, kulunu bir gece, kendisine bizim (gözle görülen) delillerimizden bir kısmını göstermemiz için Mescidi Haram (Mekke) den Mescidi Aksa'ya (Medine'ye) yürüttü ki biz onun çevresine bereketler kılmıştık. Şüphesiz ki O, en iyi işiticinin, en iyi görücünün ta kendisidir.

2- Ve biz Musa'ya o kitabı verdik ve biz onu "Siz, benim berimden bir üstlenici edinmeyin" diye Yakub'un oğulları'na bir doğruya ileten yaptık.

3-Ey bizim Nuh'un beraberinde (gemiyle) taşıdığımız  kimselerin soyu, şüphesiz ki o, çok şükreden bir kuldu.

4- Ve biz Yakub'un oğulları'na o kitaptaki: "Siz o yerde kesinlikle iki kere bozuculuk yapacak ve kesinlikle bir büyük yücelenme ile yüceleneceksiniz" hükmünü (nün gereğini daha önce) yerine getirmiştik.

5- Ve iki (yücelenme) den ilkinin (hükmünün gereğini yerine getirme) sözü geldiği zaman, biz sizin üzerinize bizim bir çetin baskı sahibi kulları harekete geçirmiştik de o yurtların arasını yoklamışlardı. Ve bu, bir  (gereği) yapılmış söz idi.

6- Sonra biz sizi onların üzerine o tekrar daha geri döndürmüş ve sizi mallar ve oğullar ile uzatmıştık. Ve biz sizi savaşçı sayısınca daha çok hale getirmiştik.

7- Eğer siz iyilik ederseniz, kendi benlikleriniz için iyilik etmişsinizdir. Ve eğer siz kötülük ederseniz, artık o da kendinizedir. Artık o sonraki (büyüklenme)nin (hükmünü yerine getirme) sözü geldiği zaman yüzlerinizi kötü duruma düşürmeleri için ve o secde edilen yere ilk defasındaki girdikleri gibi ona girmeleri ve ele geçirdikleri şeyleri darmadağın etmeleri için (yine üzerinize şiddetli kötülük sahibi kullarımızı harekete geçiririz).

8- Sizin Efendinizin sizi sürekli şefkat etmesi umulur. Ve eğer siz tekrar geri dönerseniz, biz de tekrar geri döneriz. Ve biz cehennemi o gerçeği örtücüler için kısıtlayıcı olarak yaptık.

9- Şüphesiz ki bu okunan (Kur'an) o en sağlama iletir ve o düzgün işleri işleyen o inanan kimselere de şüphesiz ki bir büyük ödülün onlar için olduğunu müjdeler.

10- Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler var ya, biz onlara bir acı verici azap hazırladık.

11- Ve o insan o hayra olan çağrısı gibi o şerri de çağırır. Ve o insan çok çabukçudur.

12- Biz o geceyi ve o gündüzü iki (gözle görülen) delil yaptık da o gecenin (gözle görülen) delilini ortadan kaldırdık ve biz Efendinizden bir lütuf peşine düşmeniz ve o senelerin sayısını ve o hesabı bilmeniz için o gündüzün delilini bir açıkça görülebilen yaptık. Ve biz her bir şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.

13- 14- Ve biz her bir insanın kuşunu (işlediklerinden doğan sonuçları) kendisinin boynunda bağladık. Ve biz o kalkışın günü (işlediklerinden doğan sonuçları) onunla karşılaşacağı bir yayılmış kitap olarak ona çıkaracağız. (Ve ona): "Oku kitabını, bugün kendi benliğin bir hesap görücü olarak sana yeter" (diyeceğiz).

15- Kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için doğruya iletilir. Ve kim saparsa ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve bir ağır yük taşıyıcı sonrakinin ağır yükünü taşımaz. Ve biz bir elçi harekete geçirinceye kadar, azap ediciler de olmadık.

16- Ve biz bir kasabayı yok etmeyi istediğimiz zaman, onun refahla şımartılmışlarına buyururuz da onlar onda itaatten çıkarlar, böylece o söylenen (azap sözü) oranın üzerine gerçek olur da biz onu yerle bir ederiz.

17- Ve biz Nuh'un sonrasından o kuşaklardan nicesini yok ettik. Ve kendisinin kullarının peşlerine takılı suçlarını bir en iyi haber alıcı olarak, bir en iyi görücü olarak senin Efendin yeter.

18- Kim o çabuk olan (yaşamı) isterse, biz istediğimiz kimse için dileyeceğimiz şeyi onda, ona çabuklaştırır sonra ona cehennemi (yurt) yaparız. Yerilmiş kovulmuş olarak ona yaslanır.

19- Ve kim o sonraki (yaşamı) ister ve onun için çabalar, ona çabalamasını da bir inanan olarak yaparsa, artık onların çabaları şükre değer olmuştur.

20- Biz her birine onlara da ve bunlara da senin Efendinin sunumundan uzatırız. Ve senin Efendinin sunum (tek tarafa) yığınlanmış değildir.

21- Sen bak, biz onların bir kısmını bir kısmının üzerine nasıl lütuflandırdık. Ve kesinlikle o sonraki (yaşam) kademeler bakımından daha büyüktür ve lütuflandırma bakımından da daha büyüktür.

22- Sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş, yüzüstü bırakılmış olarak oturup kalırsın.

23- 24- Ve senin Efendin, sizin kendisinden başkasına kulluk etmemenize ve anne babaya bir iyilikle (davranmaya) hükmetti. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında (yaşça) o büyüklüğe ulaşırsa, artık sen her ikisine de sakın "Öf" bile deme ve ikisini azarlama ve ikisine bir değerli söz söyle. Ve sen ikisine o şefkatten dolayı o alçalmanın kanadını indir ve: "Ey Efendim, beni küçük biriyken büyüttükleri gibi sen de ikisini sürekli şefkat et et" de.

25- Sizin Efendiniz, sizin benliklerinizdeki şeyleri en iyi bilendir. Eğer siz düzgünler olursanız, artık şüphesiz ki O, (suçlarından) o çok dönenler için bir çok bağışlayıcıdır.

26- Ve o en yakınlığın sahibine ve o iş göremeze ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) hakkını ver ve bir savurganlıkla saçıp savurma.

27- Şüphesiz ki o saçıp savuranlar o şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Ve o şeytan ise Efendisine karşı çok nankördür.

28- Ve eğer sen Efendinden beklemekte olduğun bir şefkatin peşine düşerek onlardan kayıtsız kalırsan, artık sen onlara kolaylaşmış söz söyle.

29- Ve sen elini boynuna bağlanmış hale getirme ve onu büsbütün de genişletme, yoksa kınanmış, hayıflanmış olarak oturup kalırsın.

30- Şüphesiz ki senin Efendin o rızkı, kime dilerse geniş tutar ve ölçü koyar. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarını(n işlerini) bir en iyi haber alıcıdır, bir en iyi görücüdür.

31- Ve siz sakın geçim darlığının çekincesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara ve size biz rızık veriyoruz. Şüphesiz ki onların öldürülmesi bir büyük kusurdur.

32- Ve siz sakın o evliliksiz beraberliğe yaklaşmayın. Şüphesiz ki o, bir hayasızlıktır ve bir kötü yoldur.

33- Ve siz sakın Allah'ın (öldürülmesini) yasakladığı o benliği o gerçek (neden) dışında öldürmeyin. Kim haksızlık yapılmış olarak öldürülürse, artık biz onun yakınına (kısas veya diyette) bir yetki vermişizdir. Artık o da o öldürme (bu yetki) de savurganlık yapmasın. Çünkü o (bu kadarıyla) yardım olunmuştur.

34- Ve siz o yetimin malına en çetinliğine ulaşıncaya kadar, o en iyisi dışında sakın yaklaşmayın. Ve siz o bağlılık sözü tastamam yerine getirin. Şüphesiz ki o bağlılık sözü bir sorumluluktur.

35- Ve siz ölçtüğünüz zaman, o ölçeği tastamam yapın. (Tarttığınız zaman da) o dosdoğru terazi ile tartın. Bu, daha hayırlı ve geri dönüşüm bakımından daha iyidir.

36- Ve sen hakkında sana bir bilgi olmayan şeyin peşine düşme. Şüphesiz ki o işitme ve o görme ve o gönül hepsi, işte onlar ondan bir sorumludur.

37- Ve sen o yerde çalımlanarak ilerleme. Çünkü sen yeri asla delemeyeceksin ve boy uzunluğu bakımından da o dağlara asla ulaşamayacaksın. 

38- Bütün bunların kötü olanı, senin Efendinin yanında çirkin görülmüştür.

39- Bunlar, senin Efendinin o bilgelikten sana vahyettiği şeylerdendir. Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı edinme, yoksa kınanmış, kovulmuş olarak cehennemde atılır kalırsın.

40- Yoksa sizin Efendiniz o oğulları size seçti ve kendisi de o meleklerden dişileri mi edindi? Şüphesiz ki siz kesinlikle bir büyük söz söylüyorsunuz.

41- Ve ant olsun ki biz bu okunan (Kur'an)da hatırlamaları için evire çevire açıkladık. Oysa (bunlar) onlara nefretten bir başkasını arttırmıyor.

42- 43- Sen de ki: "Eğer onların söylemekte oldukları gibi O'nun beraberinde tanrılar olsaydı, o takdirde (tanrılar) o tahtın sahibine karşı kesinlikle yol peşine düşerlerdi. O, münezzehtir ve onların söylemekte oldukları şeylerden bir büyük yücelikle yücedir."

44- O yedi gökler ve o yer ve onlarda olan kimseler, O'nu tesbih etmektedir. Ve hiçbir şey yoktur ki, O'nu Onun övgüsü ile tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini kavrayamazsınız. Şüphesiz ki O, bir yumuşak davranıcıdır, bir çok bağışlayıcıdır.

45- Ve biz okunan (Kur'an)ı okuduğun zaman, seninle ve o sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin arasına bir gizlenmiş engel koyarız.

46- Ve biz onu kavrarlar diye onların kalplerinin üzerine korumalıklar ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Ve sen Efendini okunan (Kur'an)da O'nu tek olarak hatırladığın zaman, onlar nefretli bir şekilde arkalarını yakınlaştırırlar

47- Onlar seni dinlemekte oldukları zaman onu hangi nedenle dinlemekte olduklarını ve onlar gizlice konuştukları zaman o haksızlık yapanların: "Siz bir sihirlenmiş adamdan başkasını izlemiyorsunuz" demekte olduğunu, biz en iyi bileniz.

48- Sen bak, sana karşı nasıl örnekler ortaya koydular da böylelikle saptılar. Artık onlar (doğru) bir yola güç yetiremezler.

49- Ve onlar: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" dediler.

50- 51- 52- Sen de ki: "Taş veya demir halinde olun veya göğüslerinizde büyüyen şeylerden bir yaratık halinde olun (yine de harekete geçirileceksiniz)." Buna karşılık: "Bizi kim tekrar geri döndürecek?" diyecekler. Sen de ki: "Sizi ilk defasında açığa çıkaran kimse." Ve sana şaşkınca başlarını sallayacaklar ve: "O ne zaman?" diyecekler. Sen de ki: "Bir yakın (zamanda) olması umulur. O gün sizi çağıracak da siz de O'nu Onun övgüsü ile cevaplandıracaksınız ve (kabirlerde) bir az dışında kalmadığınız kanısına varacaksınız."

53- Ve sen kullarıma de ki: O en iyiyi söylesinler. Şüphesiz ki o şeytan onların arasını dürtükler. Şüphesiz ki o şeytan o insan için bir apaçık düşmandır.

54- Sizin Efendiniz sizi en iyi bilendir. Eğer dilerse sizi sürekli şefkat eder veya eğer dilerse sizi azaplandırır. Ve biz seni onlara bir üstlenici olarak göndermedik.

55- Ve senin Efendin o göklerde ve o yerdeki kim varsa en iyi bilendir. Ve ant olsun ki biz o bir kısım habercileri bir kısımın üzerine lütuflandırdık ve Davud'a da (vahyimizi) yazılı metin (Zebur) olarak verdik.

56- Sen de ki: "Siz O'nun berisinden iddia ettiğiniz kimseleri çağırın. Oysa onlar sizden o zararı kaldırma ve (o zararı başkasıyla) bir değiştirme gücüne sahip olamazlar."

57- İşte onların çağırmakta oldukları, Efendilerine hangisi en yakın olacak diye o yakınlık fırsatının peşine düşmekte olan ve kendisinin şefkatini beklemekte olan ve O'nun azabından kaygılanmakta olan kimselerdir. Şüphesiz ki senin Efendinin azabı çekinilmiştir.

58- Ve hiçbir kasaba yoktur ki, o kalkışın gününden önce onu yok edici olmayalım veya ona bir çetin azapla azap edici olmayalım. Bu, o kitapta satırlan(arak yazıl)mıştır.

59- Ve bizi (gözle görünen) o delilleri göndermekten, o ilklerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey alıkoymadı. Ve biz Semud'a o dişi deveyi açıkça görülebilen (delil) olarak vermiştik de onlar ona haksızlık yapmışlardı. Ve biz (gözle görünen) o delilleri kaygılandırmaktan başka amaçla göndermiyoruz.

60- Ve bir zaman biz sana: "Şüphesiz ki senin Efendin o insanları kuşatmıştır" demiştik. Ve bizim sana gösterdiğimiz o rüyayı ve o okunan (Kur'an)daki o dışlanmış ağacı biz o insanlara bir ayartmadan başka amaçla yapmadık. Ve biz onları kaygılandırıyoruz, oysa bu onlara büyük bir taşkınlık halinden başkasını da artırmıyor.

61-Ve bir zaman biz o meleklere: "Siz Adem'e secde edin" demiştik de İblis hariç hemen secde etmişlerdi. (İblis): "Senin bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" demişti.

62- (İblis devamla): "Sen, benim üzerime çok değerli kıldığın bu kimseyi görüyor musun? Ant olsun ki eğer sen beni o kalkışın gününe kadar sonralarsan, ben de onun soyunu bir azı dışında kesinlikle yularlayacağım" demişti.

63- 64- 65- (Allah): "Sen git, onlardan kim seni izlerse, artık şüphesiz ki cehennem bir bollaştırılmış karşılık olarak sizin karşılığınızdır. Ve onlardan güç yetirebildiğin kimseyi sesinle tedirgin et, atlılarını ve yayalarını onların üzerine görevlendir ve o mallarda ve o çocuklarda onlara ortak ol ve onlara söz ver. Ve o şeytan onlara bir aldatmadan başka söz vermez. Şüphesiz ki benim kullarım üzerinde senin bir yetkin yoktur. Ve bir üstlenici olarak senin Efendin yeter" demişti.

66- Sizin Efendiniz sizin için kendi lütfundan bir kısmın peşine düşmeniz için o gemileri o su kütlesinde sürüklemektedir. Şüphesiz ki O, size karşı bir şefkati süreklidir.

67- Ve size o su kütlesinde o zarar dokunduğu zaman, sizin (O'nun aşağısından) çağırdığınız şeyler kaybolur, yalnızca O (kalır). Ne zaman ki O sizi o karaya (çıkarıp) kurtardığında ise, siz kayıtsız kalırsınız. Ve (kayıtsız kalan) o insan çok nankördür.

68- Siz, o karanın tarafında sizi dibe geçirmesinden veya üzerinize bir kızgın taş fırtınası göndermesinden güvende misiniz? Sonra siz kendiniz için bir üstlenici de bulamazsınız.

69- Yoksa sizi sonra bir kere daha ona tekrar geri döndürüp, üzerinize o rüzgârdan kırıp geçiren fırtına gönderip de nankörlüğünüz nedeniyle sizi batırmasından güvende misiniz? Sonra kendiniz için bize karşı ona (size yapılanın arkasını aramaya) bir izleyen de bulamazsınız.

70- Ve ant olsun ki biz Adem 'in oğullarını çok değerli kıldık ve biz onlara o karada ve o su kütlesinde taşıdık ve onları o temizlerden rızık verdik ve biz onları yarattığımız kimselerden birçoğunun üzerine bir lütufla lütuflandırdık.

71- O gün biz bütün insanları önderleri ile çağıracağız. Artık kime kendisinin kitabı sağ eline verilirse, artık işte onlar kitaplarını okurlar ve çekirdek lifi kadar dahi haksızlık yapılmazlar.

72- Ve kim bunda kör ise, artık o sonraki (yaşamda) da kördür ve yol bakımından da daha şaşkındır.

73- Ve neredeyse onlar, bizim sana vahyettiğimiz şeyden başkasını bize karşı yakıştırman için seni ayartacaklardı ve o takdirde de kesinlikle seni bir dost edineceklerdi.

74- Ve eğer biz seni sabitleştirmemiş olsaydık, ant olsun ki neredeyse sen onlara az bir şey olsa da yanaşacaktın.

 75- O takdirde de kesinlikle sana o yaşamın katlamalı (azabını) ve o ölümün katlamalı (azabını) tattırırdık, sonra kendin için bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

76- Ve neredeyse onlar, seni bu yer (Mekke) den çıkarmak için ondan seni tedirgin etmek istiyorlar. Ve o takdirde onlar da senin ardından (Mekke'de) bir az (bir süre) dışında kalamazlar.

77- Bizim senden önce göndermiş olduğumuz elçilerimizden olan kimselerin bir kısmına (toplumlarına) uygulanan bir yasadır. Ve sen bizim yasamız için (başka yasayla) bir değiştirme bulamazsın.

78- Sen o güneşin batıya yönelmesinden o gecenin karanlığına kadar o kulluk görevini ayağa kaldır ve o  fecrin okumasını da. Şüphesiz ki o fecrin okuması tanık olunmuştur.

79- Ve geceden bir kısımda sana bir fazlalık olarak onunla (Kur'an ile) uyan. Senin Efendinin seni bir övülmüş mevkiye* (Mekke'ye tekrar geri) harekete geçirmesi umulur.

*Makam-ı Mahmud, tefsirlerde her ne kadar "Şefaat makamı" olarak anlaşılmış olsa da. Biz "Makam" kelimesinin Bakara s. 125. ve Al-i İmran s. 97. ayetinde İbrahim (a.s.) ve Mekke ile bağlantılı olarak kullanılmasından hareketle Makam-ı Mahmud ifadesini Mekke olarak anlamayı tercih ettik ve 80. ve 81. ayetlerin de hicret ile alâkasını dikkate alarak, 79. ayetin Muhammed (a.s.)ın bulunduğu şehirden başka bir şehre hicret etmesini ve sonra o şehre tekrar muzaffer olarak geri dönmesini ifade ettiğini düşünüyoruz. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

80- Ve sen de ki: "Ey Efendim, beni (Medine'ye) doğru bir girdirişle girdir ve (Mekke'den) doğru bir çıkarışla çıkar ve kendi katından bana bir yardımcı yetki oluştur."

81- Ve sen de ki: "O gerçek geldi ve o geçersiz perişan oldu. Şüphesiz ki o geçersiz perişan olucudur.

82- Ve biz o okunan (Kur'an) dan öyle şeyler indiriyoruz ki o, o inananlar için bir iyileştirme ve bir şefkattir. Ve (o indirdiklerimiz) o haksızlık yapanlara bir ziyandan başkasını artırmaz.

83- Ve biz o insanı gönendirdiğimiz zaman, kayıtsız kalır ve yanıyla uzaklaşır. Ve ona o şer dokunduğu zaman ise, ümitsiz biri olur.

84- De ki: "Herkes kendi şekline (inandığı değerlere) göre işler. Ve sizin Efendiniz yolca daha doğru olan o kimseyi en iyi bilendir."

85- Ve onlar sana o esintiden (bilgi) talep ediyorlar. Sen de ki: "O esinti, benim Efendimin buyruğundandır. Ve size (bunun hakkında) o bilgiden bir az dışında verilmemiştir." 

86- Ve ant olsun ki eğer biz dilersek, sana vahyettiğimiz şeyi kesinlikle gideririz, sonra sen kendine onun için bize karşı bir üstlenici de bulamazsın. 

87- Senin Efendinden bir şefkat olması başka. Şüphesiz ki O'nun senin üzerindeki lütfu büyük olmuştur.

88- Sen de ki: "Kesinlikle ki eğer o insan ve o cin bu okunan (Kur'an)ın bir örneğini getirmeleri üzerine toplanmış olsa, ve eğer onların bir kısmı bir kısmına sırt vererek olsa da, onun bir örneğini getiremezler."

89- Ve ant olsun ki biz o (inanmayan) insanlara bu okunan (Kur'an)da her bir örnekten evire çevire açıkladık. Buna rağmen o insanların tamamı ancak gerçeği örtmekte diretti.

90- 91- 92- 93- Ve onlar: "Bizim için o yerden bir kaynak fışkırtmana kadar, sana asla inanmayacağız veya senin hurmalıklardan ve üzümden bir bahçen olmalı da onların arasından o nehirleri fışkırttıkça fışkırtmalı veya iddia ettiğin gibi o göğü bizim üzerimize bir parça olarak düşürmeli veya Allah'ı ve o melekleri önümüze getirmelisin veya senin altından bir evin olmalı veya o göğe yükselmelisin. Ve senin (o göğe) yükselmene de sen bizim üzerimize onu okuyacağımız bir kitap indirene kadar, asla inanmayacağız" dediler. Sen de ki: "Efendimi tenzih ederim. Ben bir beşer elçiden başkası değil miyim?"

94- Ve o (inanmayan) insanları, onlara o doğru yol geldiği zaman inanmalarına, onların: "Allah bir beşer elçiyi mi harekete geçirdidemelerinden başkası alıkoymadı.

95- Sen de ki: "Eğer o yerde yatışmış olarak ilerleyenler melekler olsaydı, kesinlikle biz onların üzerine o gökten bir melek elçi indirirdik."

96- Sen de ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kendisinin kullarını(n işlerini) bir en iyi haber alıcıdır bir en iyi görücüdür."

97- Ve Allah kimi doğruya iletirse, artık o, o doğruya iletilendir. Ve kimi saptırırsa, artık sen onlar için O'nun berisinden yakınlar asla bulamazsın. Ve biz onları o kalkışın günü yüzlerinin üzerine körler ve dilsizler ve sağırlar olarak sürüp toplayacağız. Onların sığınacak yeri cehennemdir. Her ne zaman ateş yavaşlarsa, biz onlara (ateşi) çılgınlık bakımından artıracağız.

98- Bu, onların karşılığıdır. Çünkü onlar, bizim delillerimizi örtmüşler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış topraklar olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi bir yeni yaratılışla kesinlikle harekete geçirilmişler (olacağ)iz?" demişlerdi.

99- Onlar görmediler mi şüphesiz ki Allah o kimsedir ki o gökleri ve o yeri yarattı ve onların bir örneğini de yaratmaya güç yetiricidir ve O onlar için bir süre belirledi ki onda hiçbir kuşku yoktur? Buna rağmen o haksızlık yapanlar sadece gerçeği örtmekte diretti.

100- Sen de ki: "Eğer sizler benim Efendimin şefkat depolarına sahip olsaydınız, o takdirde o harcamanın çekincesiyle onu kesinlikle elde tutardınız. Ve o insan bir cimridir.

101- Ve ant olsun ki biz Musa'ya apaçık dokuz (gözle görünen) delil verdik. Haydi sen Yakub'un oğulları'na (bilgi) talep et, hani (Musa) onlara gelmişti de Firavun ona: "Şüphesiz ki ben seni kesinlikle sihirlenmiş biri olduğun kanısına varıyorum Ey Musa" demişti.

102- (Musa'da ona): "Ant olsun ki bunları doğruyu görmeler olarak o göklerin ve o yerin Efendisinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsindir. Ve şüphesiz ki ben seni kesinlikle yok olmuşluğu çağıracak biri olduğun kanısına varıyorum ey Firavun" demişti.

103- Bunun üzerine (Firavun) onları o yerde tedirgin etmek istemişti de biz onu ve onun beraberinde olanları toplu olarak batırmıştık.

104- Ve onun (batırılmasının) arkasından biz Yakub'un oğulları'na: "O yerde durulun. Artık o sonrakinin sözü geldiği zaman, biz sizi birbirine dolaşmış halde (hesap için) getireceğiz" demiştik.

105- Ve biz onu o gerçekle indirdik ve o da o gerçekle indi. Ve biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olmaktan başka (bir görevle de) göndermedik.

106- Ve biz bir okunan olarak onu o insanlara, durup bekleyerek (zaman içinde) okuman için onu ayırdık. Ve biz onu peyderpey olarak indirdik.

107- 108- Sen de ki: "Siz ona inanın veya inanmayın. Şüphesiz ki onun öncesinden o bilgi verilmiş olan kimselere o, okunmakta olduğu zaman, onlar secde eden olarak o çenelerin üzerine kapanırlar. Ve onlar 'Efendimizi tenzih ederiz. Şüphesiz ki Efendimizin sözü kesinlikle yapılmıştır' derler."

109- Ve onlar ağlayarak o çenelerin üzerine kapanırlar ve (o okunan) onları boyun bükme bakımından artırır.

110- Sen de ki: "Siz Allah diye çağırın veya şefkati kapsamlı (Rahman) diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, o en iyi adlar O'nundur." Ve sen kulluk görevini (insanlara çağrını, sesini) yükseltme ve onu alçak sesle de yapma ve bunun arasında bir yol peşine düş.

111- Ve sen de ki: "O övgü o Allah'adır, O ki bir çocuk edinmemiştir ve O'nun hükümranlıkta ortağı da  olmamıştır ve O'nun o alçalmışlıktan dolayı bir yakını da olmamıştır." Ve O'nu büyükledikçe büyükle.