27 Eylül 2016 Salı

Allah (c.c) Yeryüzündeki Kötülüklere Neden Engel Olmuyor?

Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz soru , yeryüzünün içinde bulunduğu kan , gözyaşı , savaş gibi insanları çaresiz durumda bırakan sıkıntılar karşısında , Müslüman olsun veya olmasın bir çok insan tarafından sorulmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde meydana gelen ve bir çok masum insanın ölümüne sebep olan savaşlar karşısında, Allah (c.c) nin neden bir şey yapmadığı konusunda, bazı Müslümanların kafasında soru işaretleri oluşurken , Müslüman olmayan kesimden ise, "Sizin Allah'ınız neden bu katliamlara engel olmuyor?" şeklinde sorular sorularak , bazı Müslümanların kafası karıştırılmak istenilmektedir. 

Biz bu soruyu, herhangi bir art niyet taşımayan, ve gerçekten kafası bu konuda bazı soruların cevabını bekleyen Müslümanları dikkate alarak cevaplamaya ve onların kafasındaki bulanıklığı konu ile ilgili Kur'an ayetleri ışığında bir yol takip ederek gidermeye çalışacağız. 

Biz Müslümanların en büyük eksiği , elimizde bulunan kitabın yaşanan hayatın gerçekleri ile iç içe olduğunun farkında olmayan bir okumaya tabi tutmamızdır. Elimizdeki Kur'an öyle bir kitaptır ki , doğru okunduğunda kafamızdaki bu gibi soruların cevaplarını hem sözlü, hem de geçmiş yaşantılardan kıssa yollu anlatımlar ile yaşanmış örnekler şeklinde vererek , yeryüzünde cari olan toplumsal yasaların nasıl işlediğini bizlere göstermektedir. Özellikle İsrailoğulları ile ilgili anlatımları Sünnetullah olgusunu dikkate alarak okuduğumuzda bunu daha açık ve net olarak görebiliriz. 

Şurası asla hatırdan çıkarılmamalıdır ki , Allah (c.c) yeryüzünde yapılan hiç bir kötülüğü karşılıksız bırakmaz. Zalimlerin yaptıklarının cezasını dünya hayatı içinde onlara mutlaka yaşatır.Bu karşılığı kendisi savaşarak değil zulme uğramış kullarının savaşarak vermesi şeklinde bir yasa ile sabitlemiştir. Eğer kullar bu yasa çerçevesinde hareket etmeyecek olurlar ise , Allah (c.c) de bu isteğe cevap vermeyecektir. Bu cevap vermeme durumu ise, Allah (c.c) nin kötülüklere engel olmadığı gibi bir düşünce doğurmuş olsa da , kötülüklere karşı mücadele yeteneğinden yoksun olanların , bu kötülüğe karşı herhangi bir karşı duruş sergileme ihtiyacı duymayarak celladına aşık köle olmaktan memnun olmalarından ötürüdür.

Müslümanların bir çoğunun zihnini kurcalayan bu sorunun cevabı , "SÜNNETULLAH" denilen arz üzerinde değişmez olan toplumsal yasalar ile alakalıdır. Sünnetullah kavramı doğru anlaşılmadan , bir çok kimsenin bu konudaki kafa karışıklığı maalesef giderilemez. Bu kavramın doğru anlaşılamamasından doğan bazı sonuçlar, maalesef Allah (c.c) ye yüklenereksuç Allah'a atılmakta , ve bizlerin sorumlu olduğu sonuçlar görmezden gelinmektedir. 

[057.022] Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

Hadid s. 22. ayeti bu yasayı bizlere haber vermektedir. Yeryüzünde meydana gelen her şey , o olay ile ilgili olarak konulmuş olan yasaların bir sonucu olarak meydana gelmektedir. Allah (c.c) nin bu olayların oluşumu üzerinde herhangi bir müspet veya menfi etkisi yoktur , sebep -sonuç ilişkisi dahilinde meydana gelen olaylardır. Yani kullar yaptığı amellerin karşılığı neyse hak ettikleri karşılıkları almakta , hiç bir kimse ve topluluk hak etmediği bir karşılığı asla görmemektedir. Herkes yaptığı amelleri SEBEBİ ile karşılaşacağı SONUCU elde edecektir. 

Eğer bugün yeryüzünde çoluk çocuk demeden yaşanan bir zulüm varsa kabahatlisi onu engellemediği için Allah (c.c) değil , bu zulme meydan veren insanlıktır. Allah zalimlerin kendisi savaşarak değil , kullarının savaşarak yok edileceği şeklinde bir yasa koymuş ve bu yasa kıyamete değin böyle işleyecektir.

[002.200]  Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
[002.201]  «Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru» diyenler vardır.
[002.202]  İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür. 

Her gün Allah'a küfür ve isyan eden bir ateist eğer çalışıyor ve gayret ediyorsa , o çalışmasının karşılığını mutlaka aldığı gibi , her gün Allah'a dua ve niyazda bulunarak secdeden başını kaldırmayan bir Müslüman çalışmıyor ve gayret etmiyor ise, o da bu tembelliğinin karşılığını görerek muhtaç duruma düşücektir. Asıl olan dünya ve ahireti birlikte düşünerek çalışmak ve gayret etmek olmalıdır.

Bu noktada yine Müslüman olmayan kesim tarafından dile getirilen ve bazı Müslümanların kafasının karışmasına sebep olan bir soruyu ele almakta fayda görmekteyiz. 

Dünya yüzünde zulüm gören toplulukların başında biz Müslümanların gelmesi sebebi ile , Müslüman olmayan kesim tarafından, "Madem siz Müslümansınız Allah'ınız neden sizin zulüm görmenize göz yumuyor , neden bu kafirlere engel olmuyor? şeklinde sorularla kafa karıştırılmak istenilmekte , bazı Müslümanlar ise bu iğvalara kanarak "Neden Allah (c.c) biz Müslüman olduğumuz halde bize yardım etmiyor bizim zulüm görmemize neden seyirci kalıyor engel olmuyor?" şeklindeki kafalarını kurcalayan sorulara cevap aramaktadırlar.

Bu soruların cevap anahtarı yine "Sünnetullah" kavramı içindedir. Allah (c.c) nin "Errahman" ismi , Mü'min veya kafir olsun çalışan bütün kullarına çalışmalarının karşılığını dünya hayatlarında eksiksiz olarak vermesidir. 

Allah (c.c) Rahman ismi gereğince , "Bu kulum Müslüman ona biraz torpil geçeyim" veya "Bu kulum kafir ona çelme takayım" asla demez. Allah (c.c) Mü'min veya kafir ayrımı yapmadan kim veya hangi topluluk olursa olsun , onlara çalışmalarının karşılığını verir. Bugün kafirler topluluğunun kevni ayetleri okuyarak bilim ve teknolojide üstünlük sağlamaları , kevni ayetlerin kullanma klavuzu diyebileceğimiz , Kur'anı bu konuda rehber edinmemeleri neticesinde , bilim ve teknolojiyi kullanarak yapmış oldukları silahları , zulüm aracı olarak kullanmaktadırlar. 

Kur'an kevni ayetlerin bir nevi kullanma klavuzu olması gerektiği için, bu ayetlerin verdiği imkanlara sahip olanlar , eğer bu klavuzu kullanmayacak olurlarsa , ellerindeki ayetler öldürücü silahlar haline dönüşerek müstaz'afları sömürme ve ölüm makinası haline gelecektir. Dünyanın içinde bulunduğu kaos ortamı öldürücü silahlara dönüşen kevni ayetlerin kafirler elinde olmasının bir neticesidir. 

Bizler Müslüman olarak sadece kitap içindeki ayetleri okuyarak cennete gidebileceğimiz zannı ile kevni ayetlerin okumasını kafirlere bırakarak , onların bilim ve teknoloji alanında büyük gelişme sağlamalarına, ve bu yolla dünyayı fesada boğmalarına maalesef izin vermekteyiz. Bunun neticesinde ise çalışmalarının karşılığını alan kafirler , yaptıkları silahları ahiret bilincinden yoksun bir inanç sahibi olmaları neticesinde mazlumlara doğrultmaktan çekinmemektedirler. 

Batılı kafirler tarafından mazlumlara reva görülen bu zulüm karşısında neden Allah (c.c) bir şey yapmıyor ? , neden bu zulümlere karşı bu kafirlere gökten azap indirmiyor?. 

Bu soruların cevabı Kur'anda yaşanmış olaylar örneğinde verilmiş olmasına rağmen, maalesef hazırcı Müslümanlar tarafından , Allah'ın kafirlerle savaşması ve gökten melekler indirerek kafirleri hak ile yeksan etmesi hala beklenmekte , fakat bu istekler gerçekleşmeyerek ve kafirlerin zulmü artarak devam etmektedir. 

Merhum Mehmet Akif Ersoy'un şu dizeleri durumuzu fazla söze hacet bırakmadan anlatmaktadır. 




“KADERMİŞ” Öyle mi? Haşa, Bu Söz Değil Doğru;
Belanı İstedin, Allah da Verdi... Doğrusu Bu.
“Çalış” Dedikçe Şeriat, Çalışmadın, Durdun,
Onun Hesabına Bir Çok HURAFE UYDURDUN!

Sonunda Bir de “TEVEKKÜL” Sokuşturup Araya,
Zavallı DİNİ ÇEVİRDİN Onunla MASKARAYA!
Bırak Çalışmayı, Emret Oturduğun Yerden,
Yorulma, Öyle ya, Mevla Ecir-İ Hâsır İken!


Yazıp Sabahleyin Evden Çıkarken İşlerini;
Birer Birer Oku Tekmil Edince Defterini;
Bütün O İŞLERİ RABBİM GÖRÜR, VAZİFESİDİR...
Yükün Hafifledi... Sen Şimdi Doğru Kahveye Gir!


Çoluk Çocuk Sürünürmüş Sonunda Aç Kalarak...
Hüda Vekil-İ Umurun Değil Mi? Keyfine Bak!
Onun Hazine-İ İn’amı Kendi Veznendir!
Havale Et Ne Kadara Masrafın Olursa... Verir!

Silahı Kullanan Allah, Hududu Bekleyen O;
Levazımın Bitivermiş, Değl Mi? Ekleyen O!
Çekip Kumandası Altına Ordu Ordu Melek,
Senin Hesabına Küffarı Hak-Sar Edecek!

Başın Sıkıldı Mı, Kafi Senin O Nazlı Sesin:
“Yetiş” de, Kendisi Gelsin, Ya Hızr’ı Göndersin!
Evinde Hastalanan Varsa, Borcudur: Bakacak;
Şifa Hazinesi Derhal Oluk Oluk Akacak.

Demek Ki : Her Şeyin Allah... Yanaşman, Irgadın O:
Çoluk Çocuk Ona Ait: Lalan, Bacın, Dadın O;
Vekil-İ Harcın O; Kahyan, Müdür-İ Veznen O;
Alış Seninse De, Mesul Olan Verişten O;

Denizde Cenk Olacakmış.... Gemin O, Kaptanın O;
Ya Ordu Lazım İmiş... Askerin, Kumandanın O;
Köyün Yasakçısı; Şehrin De Baş Muhassılı O;
Tabib-İ Aile, Eczacı... Hepsi Hasılı O.

Ya Sen Nesin?
MÜTEVEKKİL!
Yutulmaz Artık Bu!
Biraz Da Saygı Gerektir...
Ne Saygısızlık Bu!
HUDA’YI KENDİNE KUL YAPTI,
KENDİ OLDU HÜDA;
Utanmadan Da “TEVEKKÜL” diyor bu Cür’ete, Ha?!..

Yukarıdaki dizeler biz Müslümanların yanlış tevekkül ve Allah inançlarını veciz biçimde ortaya koymaktadır. Bedir ve Uhud harbi denildiği aman akla ilk önce , sahabenin yaptığı kahramanlıklar veya gökten inen sarıklı meleklerin nasıl savaştıklarının masal biçiminde anlatımlar gelmektedir. Halbuki bu savaşlar, "Sünnetullah" olgusu etrafında okunmaya çalışılsaydı , bugün bir çok kişinin kafasına takılan soruların cevabı da bulunmuş olabilirdi. 

Bedir de müşrik ordusuna galebe çalan Müslüman ordusu , Uhud da müşrik ordusu tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Bu yenilgiye sebep ise savaş stratejisinde yapılan yanlışlardır. Allah (c.c) bu savaşta herhangi bir tarafa ayrıcalık yapmamış , savaş şartlarını yerine getiren müşriklerin galip gelmesini sağlamıştır. Demek ki Allah (c.c) indinde Müslüman olmak herhangi bir ayrıcalık sahibi olmak anlamına gelmiyor.

Yine Rum suresinin ilk ayetlerini okuduğumuzda iki ordunun savaşından bahsedilmektedir. İkisi de kafir olan bu orduların, birbirine galebe çalmaları "Allah'ın yardımı" iledir . Allah hiç bir orduya ayrıcalık tanımadan savaşta galibiyet şartlarını yerine getiren ordunun galip gelmesini sağlamıştır. İsrailoğulları ile bazı ayetleri okuduğumuzda onların savaşlarda yenilgilerinden veya galibiyetlerinden bahsedilmektedir. Bu yenilgi veya galibiyetler yine hiç bir ayrıcalık tanınmadan savaşta galibiyet şartlarını yerine getirenlerin galip gelmesi ile sonuçlanmıştır.

[042.030] Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.

Dünya üzerinde yaşayan Müslümanlar olarak başımıza gelenlerin sorumlusu olarak Allah (c.c) yi görmek, yardım etmediği gerekçesi ile onu suçlamak, aklı başında bir Müslümandan asla sadır olmaması gereken düşüncelerdir. Allah (c.c) nin kullarına yardım etmesi belirli yasalara tabi olmasından doğan sonuçlar , bu yasaları Müslüman olmayanların yerine getirmesi sebebi ile onlar lehinde işlemektedir. Başımıza gelen herhangi bir musibetin müsebbibi Allah (c.c) değil , biz Müslümanlardan başkası değildir. 

Eğer bugün yeryüzünde kafir orduları kadın , çocuk yaşlı , genç demeden katliamlar yapıyorsa bu katliamların müsebbibi Allah (c.c) değil bu katliamlara maruz kalan ülkelerin halklarıdır. Eğer bu halklar kendilerini düşmandan koruyacak ekonomi ,siyaset ,bilim, sanayi ve teknolojiye sahip olsalardı , düşmanları bu ülkelere değil saldırmak , önlerinde el pençe divan duracaklardı

Savaş bir dünya gerçeği olarak , sadece zalimlerin kullandığı bir silah değil , mazlumların da kullanması gereken bir silahtır. Mazlumlar biz Müslümanlar örneğinde olduğu gibi , gökten Allah'ın melekler indirmesini bekleyerek, ondan gelecek yardım ile kafirlerin zulmünün son bulacağını zan ederler ise, bu zulüm bırakın bitmek, aksine artarak devam edecektir. 

 [004.075] Size ne oluyor da: «Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet» diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

Nisa s. 75. ayeti , zalimler tarafından zulme uğrayanların yapması gerekeni açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Eğer mazlumlar , kendilerini zulüm altında inleten zalimlerden güçlü olmak için gerekli çalışmaları yapmazlar ise , bu zulüm asla bitmeyecektir. 

Allah (c.c) katledilen kadın ve çocukları elbette görmekte ve bu katliamın durması için kendisinin savaşmasını bekleyenlere ise , geçmişte İsrailoğullarından örnek vermektedir. 

Maide s. 20. ve 26. ayetlerinde anlatılan bir olayda savaşarak ele geçirmeleri gereken bir beldeyi, Musa (a.s) a "Sen ve Rabbin ikiniz savaşın" diyen İsrailoğulları, yenilgiye uğrayarak yıllarca dağınık bir şekilde dolaşmaya mahkum kalmışlardır.

Mazlumların kaybettikleri geri almalarının yollarından biri olan savaş,  Sünnetullah gerçeği olup, savaşmanın gerektiği yerde savaşmayarak oturanlar , zulme ve katliamlara uğramaya mahkum olmaktan kurtulamayacaklardır. Özellikle Medeni ayetlerde çokça rastladığımız cihada teşvik ve yapılan savaşlar ile ilgili ayetler , asla bir vahşet gösterisi değil , mazlumların ellerinden alınmış olan haklarını nasıl almaları gerektiği yönündeki bilgilerdir.

Allah (c.c) kafirleri kendisi savaşmak sureti ile değil , mazlumların savaşması neticesinde cezalandırır. 

[009.014] Onlarla savaşın ki, Allah SİZİN ELLERİNİZ İLE onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.

Tevbe s. 14. ayeti bu gerçeğe işaret etmektedir. Kafirlerin cezalanmasını , rezil olmasını , onların çoluk çocuk demeden kan dökmesinin sona ermesini istiyorsak bu işi Allah'a havale etmek yerine kendimiz hal etme yoluna gitmemiz gerekmektedir. 

Müstekbir devletlerin, biz Müslümanlar ve diğer topluluklar üzerinde hegemonya kurması, uzun yıllar alan bir sürecin sonucudur. Bu süre zarfında bu müstekbirler ilim ve teknoloji sahasında büyük gelişmeler kat ederek, silah sanayiinde de başarılı olmuşlar, ve bu silahları mazlumlara doğrultmaktan geri durmamışlar, hala da durmamaktadırlar. Bizlerin de müstekbirlere karşı galebe çalmanın yolu aynı şekilde onlar gibi sanayi ve teknolojik üstünlük sağlamak sayesinde olacaktır. Bu süreç elbette kısa bir süreç değildir. 

[003.196-7]  İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..

Dünyayı kendi mülkleri zannederek, her istedikleri beldeyi işgal edip, o beldenin halkını ve kaynaklarını sömürmek sureti ile, bu zenginlikleri kendi beldelerine taşıyanlar, elbette bu haksızlıklarının cezasını en acı biçimde ödeyeceklerdir. 

[014.042]  Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.

Şu anda tek tesellimiz , bu zalimlerin yaptıklarının yanlarına asla kar kalmayacağını ve onlardan büyük bir hesap sorulacağını bilmemizdir. Onların ahirette hesap vereceklerinden emin olmamız , onların yaptıklarına göz yummak anlamına da gelmemelidir. 

Eğer bugün dünya yüzünde Müslümanlar olarak zulme uğruyor isek bunun müsebbibi kendi elimiz ile yaptığımız hatalardır. Bu zulmün son bulmasını arzu ediyorsak önce "Nerede hata yaptık?" sorusunun cevabı verilmeli , sonra da bu hataların telafi edilme sürecine girilmelidir. Askeri , ekonomik , siyasi v.s her açıdan yeniden yapılanma sürecine girilmeden üzerimize kabus gibi çöken bu zulmün sona ermesi mümkün olmayacaktır. 

[008.052]  Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yok etti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir. [008.053]  Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, her şeyi bilendir.

"Allah yeryüzünde yapılan kötülüklere neden engel olmuyor?" sorusunu soranların, Musa (a.s) ve Firavun kıssasını çok iyi okumaları gerekmektedir. Firavunun uğradığı sonun, İsrailoğullarının onunla olan mücadelesi sonucunda meydana geldiğine dikkat edilmelidir. 

İsrailoğullarının erkek çocuklarını katleden firavuna karşı Musa (a.s) önderliğinde başlatılan mücadele , bilindiği gibi firavun ve ordusunun denizde boğulması ile son bulmuştur. İsrailoğulları çocuklarını katleden firavuna karşı "Allah neden bu firavunun kötülüklerine engel olmuyor onu neden helak etmiyor?" diyerek elini kolunu bağlayarak işleri ona havale etmek yerine, onu helak olma sürecine götüren olayların fitilini kendileri ateşlemişler ve neticede çocukların katledilmesine engel olmuşlardır. 

Firavunun sonunu Sünnetullah gerçeğini dikkate alarak okuyanlar , Allah (c.c) nin kötülüklere engel olmaması diye bir şeyin asla mümkün olmadığını anlayacaklar , bu engel olmanın iman edenlerin elleri ile gerçekleştiğini görerek , aynı işlemin evrensel bir yasa gereği bugün ve yarında geçerli olacağını bilecekler , müstekbirlere karşı ne yapılmasını Kur'andan öğrenmiş olacaklardır.

Sonuç olarak : Allah (c.c) nin yer yüzünde yapılan zulüm ve katliamlara neden seyirci kaldığı , onları neden engellemediği sorusu Müslüman olsun veya olmasın bir çok insanın kafasında cevabını aramaktadır. Allah (c.c) böyle bir zulme hiç bir zaman seyirci kalmaz. Ancak kötülüklerin engellenme yolunun, kendisinin melek indirerek savaşması şeklinde olmasını arzulayanlar için elbette böyle bir şey asla mümkün değildir. 

Allah (c.c) koyduğu yasalar gereği , kimsenin yaptığını yanına kar bırakmaz. Zalimleri mazlumların eli ile cezalandırmak şeklinde koyduğu yasanın gereklerini yerine getirenler, geçmişte nasıl başarıya ulaşmış ise , gelecekte de aynı başarıya ulaşacaklardır. Bu başarı sözü Allah (c.c) nin değişmez ve asla yalan olmayan bir sözüdür.

Allah (c.c) nezdinde "Ayrıcalıklı kul" statüsüne tabi hiç bir kul yoktur. Onun koyduğu yasalar çerçevesinde kim nasıl hareket ederse o karşılığı alır. Mü'min -kafir ayrımı yapmayan Allah (c.c) nin kullarından iman edenler "Allah bize neden yardım etmiyor?" diyerek sızlanırken , iman etmeyenler ise alayvari tavırlar ile "Allah'ınız size neden yardım etmiyor?" demektedirler. Bu iki gurubun da bilmediği maalesef, Allah (c.c) nin kimseye ayrıcalık tanımadığıdır. Allah (c.c) bütün kullarına iman etsin veya etmesin, dünyada yaptıklarının karşılığını eksiltmeden verdiği gibi , aynı karşılığı hesap gününde de kimseye eksiltmeden verecektir.

Bu sebeple , kimsenin yaptığı hatayı Allah'a yükleyerek kendi sorumluluğunu örtmeye hakkı olmadığı gibi , yaptığı şey büyük bir bühtandır. 

Şurası asla unutulmamalıdır ki , Allah (c.c) nin yaptığı hiç bir iş hata ve noksanlık barındırmaz , övgüye layık tek varlık olması nedeniyle ,yaptığı bütün işler doğru ve yerinde olup , kul olarak onun yanlış yaptığını iddia etmek , bizleri büyük bir sorumluluk altına sokacaktır. Ortada eğer bir yanlışlık varsa o yanlışın sebebini kendimizde aramak, ve çıkış yolunu araştırmak en doğru davranış olacaktır.

ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN/ ÖVGÜ(yanlış hiç bir iş yapmayan) ALEMLERİN RABBİNEDİR.

4 yorum:

  1. Açıklayıcı bir yazı olmuş allah razı olsun abi. Tecavüz vakalarını da bu sunnetullah çerçevesinde mi anlamalıyız? Yani öyle birini /suçluyu toplum ıslah etmeyerek var olmasına neden oldu dolayısıyla suçlu zaniyle beraber toplumdur mu demek gerek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ecmain kardeşim , sünnetullah çerçevesinde almasak bile suçun oluşmasında toplumun rolu elbette vardır , suçu işleyen iradesi ile yaptığı için cezalanması gerekir , aksi takdirde toplumun tamamı aynı cezayı alamsı gerekriki bu mümkün değil.

      Sil
  2. Hocam sünetullahı katı bir neden sonuç ilişkisi olarak açıklıyorsunuz ama Kızıldeniz'in ortadan ikiye yarılıp Firavun'un ve ordusunun boğulması hadisesinin doğaüstü,sebep sonuç ilişkisine ters cereyan etmesi ,her ne kadar mevcut düzenin katı bir sebeb sonuç ilişkisi zırhıyla örülmüşse de her zaman için gerek denizin yarılması gerekse kuranda anlatılan diğer kıssalarda Allah'ın da bizzat bu savaşta bulunacağına ve ipleri kendisinin alacağına şüphesiz bir sonuç ortaya çıkarmaktadır

    YanıtlaSil
  3. Tamamen saçmalık:
    "Şurası asla hatırdan çıkarılmamalıdır ki , Allah (c.c) yeryüzünde yapılan hiç bir kötülüğü karşılıksız bırakmaz. Zalimlerin yaptıklarının cezasını dünya hayatı içinde onlara mutlaka yaşatır."

    Milyonlarca zalim hiç bir ceza görmeden dünyadan geçti gitti ve aynı şekilde yüz milyonlarca mazlum...
    İşi öteki tarafa bırakarak dünyada egemen olan kötülüklerde yarattığınız Tanrının parmağı olmadığını söyleyemezsiniz; onu aklayamazsınız.
    Yaratıcı, bu saçmalıklardan münezzehtir.

    YanıtlaSil