9 Nisan 2026 Perşembe

Al-i İmran s. 81. Ayetinin Anlatım üslubu Üzerinde Bir Değerlendirme

İnsanlar için doğru yol rehberi olan Kur'an, biz muhataplarına vermek istediği mesajlarını birçok edebi üslubu kullanarak vermektedir. Bu üsluplardan birisi de kıssa yollu anlatım üslubudur. Fakat kıssa yollu anlatım üslubunda  o kıssanın yaşanıp yaşanmadığı yani temsili bir kıssa mı yoksa yaşanmış bir kıssa mı olup olmadığının tesbiti, mesajın doğru anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir.

Tabi ki biz bunu söylerken bazı kimselerde bir tereddüt oluşacak ve bizim kıssalar konusunda uçuk kaçık bir düşüncelere kapılmaya başladığımız düşünülebilecektir. Hayır, kıssalar konusunda ilk günden beri nasıl düşünüyorsak öyle düşünüyor, kıssaların vermek istediği mesajı okuyup anlamanın esas olması gerektiğini savunuyoruz.

Elbette Kur'an kıssaları içinde, birebir yaşanmışlar olduğu gibi, temsili olarak okunabilecek yani birebir yaşanmamış kıssalar olduğu da bir gerçektir. Bu ayrımı yapmak ilgili kıssanın doğru anlaşılmasının bir yoludur. Bununla beraber yaşanmış kıssaların daha çoğunlukta olduğunu da hatırlatmak isteriz. Biz bu düşüncemizi önce Araf s. 172. ve 173. ayetler üzerinden örnekleyerek izah etmeye gayret edersek, meramımızın yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacağını düşünmekteyiz. Çünkü yazımızın başlığındaki ayet ile aşağı yukarı aynı paralelde bir ayettir.

---- Araf s. 172-Ve o kalkışın günü siz: "Şüphesiz ki biz bundan duyarsız kalanlardık" dersiniz diye, bir zaman senin Efendin, Adem'in oğullarından onların sırtlarından soylarını almış ve onları kendi benliklerine tanık yaparak: "Ben sizin Efendiniz değil miyim?" (demişti). Onlar da: "Evet biz tanığız" demişlerdi. 

---- Araf s. 173- Veya siz: "Bizim atalarımız önceden ortak koşmuşlar ve biz onlardan sonra gelen bir soy idik. O geçersizcilerin yaptığı nedeniyle bizi yok mu edeceksin?" dersiniz diye.

Şimdi bu ayeti düz bir okuyuşla okuduğumuz zaman ortaya çıkan tablo şu dur; Allah (c.c) bizler yaratılmadan evvel gelmiş gelecek bütün insanları bir araya toplamış ve aralarında yukarıdaki ayetlerdeki konuşmalar geçmiştir.

Acaba bu olay birebir yaşanmış mıdır?

Cevap= Hayır bu olay birebir yaşanmamıştır.

Soru= Öyleyse Allah (c.c.) bize yalan mı söylüyor?

Cevap= Hayır Allah c.c kullarına asla yalan söylemez.

Öyleyse bu olayı biz nasıl anlayacağız ki bazı kimseler bu olayın birebir yaşanmışlık durumunu istismar ederek: "Biz böyle bir söz verdiğimiz hatırlamıyoruz" şeklinde sözler sarfedilmektedir.

Biz bu kıssayı birebir yaşanıp yaşanmadığı üzerinde dönüp dolaşarak değil, bize dair ne gibi mesaj vermiş olabileceği yönünde bir anlama çalışması yaptığımızda, Allah c.c nin gelmiş gelecek bütün kullarının fıtratlarına Onu İlah ve Rab olarak bilmeyi yerleştirmiş olduğunu anlayabiliriz. Allah c.c. bu durumu bize böyle bir anlatım üslubu ile görselleştirerek anlatmaktadır. İnsanların fıtratlarında mevcut olan bu bilginin yerini zaman içinde farklı ilah ve rab tanımaları yani şirk koşmanın almış olduğu da malumdur.

Şimdi konumuz olan ayete geçebiliriz.

---- Al-i İmran s. 81- Ve bir zaman Allah o habercilerin yeminle bağlanmış sözünü almış: "Ant olsun ki ben size kitaptan ve bilgelikten verdim, sonra beraberinizdeki şeyi doğrulayıcı olan bir elçi size geldiğinde, kesinlikle ona inanacaksınız ve kesinlikle ona yardım edeceksiniz. Siz (bunları) kabullendiniz ve sizin üzerinize olan bu ağır görevimi sahiplendiniz mi?" demiş, onlar: "(Evet) biz kabullendik" demişler, O da: "Tanık olun ve ben de sizin beraberinizde o tanık olanlardanım" demişti.

---- Al-i İmran s. 82- Artık kim bundan sonra (başka tarafa) yakınlaşırsa, artık onlar o itaatten çıkanların ta kendileridir.

Bu ayette de Araf s. 172. de geçen olayın bir benzeri görülmektedir. Allah c.c. bu ayette bütün Nebileri bir araya toplamış ve onlarla yukarıda geçen konuşmayı yapmaktadır.

Soru= Şimdi bu olay birebir yaşanmış mıdır?

Cevap= Hayır birebir yaşanmamıştır.

Soru= Öyleyse bu ayeti biz nasıl anlayacağız?

Önce, Medine'de nazil olan surelerdeki Yahudi ve Hristiyanlar tarafından Muhammed a.s. karşı olan tavırlar ile ilgili ayetleri okuyacağız. Bu ayetlerdeki genel manzaranın Yahudi ve Hristiyanların sadece kendi elçilerine inandıkları son elçiye inanmakta ayak direttikleri ve elçiler arasında bir ayrım yaptıkları olduğu açıkça görülecektir.

Bu arka planı dikkate alarak ilgili ayeti okuduğumuzda, Allah c.c. nin gönderdiği bütün elçilerin bir bayrak yarışı içinde oldukları bir önceki elçinin elindeki bayrağı diğer elçiye devrettiği yani bütün elçilerin taşıdğı bayrağın aynı bayrak olduğu görülecektir.

Musa a.s. ın taşıdığı bayrak, arada geçen bir çok elçilerden sonra İsa a.s. a devredilmiş, onun taşıdığı bayrak ise son nebi resul Muhammed a.s. a devredilmiştir. Dolayısı ile Musa ve İsa a.s. a inandıklarını iddia edenlerin Muhammed a.s. a da inanmaları gerektiği hatırlatması bu ayette yapılmaktadır. Elçiler arası ayrım yapmanın ne kadar anlamsız olduğu bu ayette bizlere bir kıssa dahilinde anlatılmaktadır.

Bu kıssayı eğer ki adlandırmak gerekiyorsa buna Temsili Kıssa demek, daha uygun olacaktır. Eğer ki bu kıssayı birebir yaşanmıştır diyerek okumaya kalktığımızda, ortaya çıkacak soruların cevabı verilemeyecek, eğer verilmeye çalışılırsa bu cevapları başka sorular izleyecektir. Bu nedenle kıssayı mesaj çeriğini öne çıkararak okuyup anlamaya çalışmak daha sağlıklı sonuçlar çıkaracaktır. Temsili kıssaların birebir yaşanmadığı sadece ilgili konunun anlaşılabilmesinin bu anlatım üslubu ile seçilmiş olduğu bilinmelidir.

Temsili kıssaların birebir yaşanmamış kıssalar olduğunu söylemek, Allah c.c. yi yalancılıkla itham etmek anlamına gelmez. 

                                       EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.