ÇEVİRİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇEVİRİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2025 Cumartesi

MUHAMMED SURESİ ÇEVİRİSİ

1- O kimseler ki gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, O, onların işlerini saptırmıştır.

2- Ve o kimseler ki inandılar ve o düzgün işleri işlediler ve Muhammed'e indirilmiş olan şeye inandılar ve o ki kendilerinin Efendisinden (gelen) gerçektir. O, onlardan kötülüklerini örtmüş ve onların durumlarını düzeltmiştir.

3- Bu, o kimselerin gerçeği örtmüş, o geçersizi izlemiş olmaları ve şüphesiz ki o kimselerin de kendilerinin Efendisinden (gelen) o gerçeği izlemiş olmaları nedeniyledir. Allah, o insanlara kendi örneklerini böyle ortaya koyar.

4- Şimdi siz gerçeği örtmüş olan kimselerle karşılaştığınız zaman, artık o boyunlara vurun. Nihayet siz onları bastırdığınız zaman, artık o bağı sıkılaştırın. Sonra minnette bırakarak ya da kurtulmalık alarak (onları salın) ki nihayet (onlar) o harbin ağır yüklerini yere bırakır. (Buyruk) bu dur. Ve eğer Allah dileseydi, onlardan kesinlikle (kendisi) öç alırdı, fakat sizin bir kısmınızı bir kısımla yoklamak için (böyle buyurdu). Ve o kimseler ki Allah'ın yolunda öldürüldüler, O, onların işlerini asla saptırmayacaktır.

5- O, onları doğruya iletecek ve onların durumlarını düzeltecektir.

6- Ve O, onları o bahçeye girdirecektir ki onu onlara tanıtmıştır.

7- Ey inanmış olan kimseler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sabitleştirir.

8- Ve o kimseler ki gerçeği örttüler, artık bir perişanlık onlar içindir ve O, onların işlerini saptırmıştır.

9- Bu, onların Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

10- Şimdi onlar, o yerde yürümediler mi ki böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Allah onları yerle bir etti. Ve onun örnekleri de o gerçeği örtücüler içindir.

11- Bu, Allah'ın inanmış olan kimselerin yakını olmaması ve o gerçeği örtücülerin de kendileri için hiçbir yakını olmaması nedeniyledir.

12- Şüphesiz ki Allah inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseleri bahçelere girdirecektir ki onların altından o nehirler akarve o gerçeği örtmüş olan kimseler ise o gönenç sağlayan hayvanların yediği gibi yerler ve o ateş, onlar için bir barınaktır.

13- Ve kasabadan nicesi vardı ki o (kasaba), seni kendi kasabandan çıkarmış olandan kuvvet bakımından daha çetindi. Biz onları (o kasabaların halkını) yok ettik, artık onlar için bir yardım edici yoktu.

14- Öyleyse o kimse ki kendisinin Efendisinden apaçık bir belge üzerindedir, o kimse ki işinin kötülüğü kendisine süslenmiş olan gibi midir? Ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır

15- O bahçenin örneği ki o korunanlara söz verilmiştir. Onda (tadı ve kokusu) bozulmayan sudan nehirler vardır. Ve sütten nehirler vardır ki onun tadı başkalaşmamıştır. Ve o içenlere bir lezzetli şaraptan nehirler vardır. Ve süzülmüş baldan nehirler vardır. Ve onda ürünlerden her çeşit ve kendilerinin Efendisinden bir bağışlama onlar içindir. (Bu nimetlere sahip olan kişi) o ateşin içinde sürekli kalıcı olan ve bir kaynar suyla suvarılıp da bağırsakları doğranmış olan o kişi gibi midir?

16- Ve onlardan kimi seni dinliyor. Nihayet onlar senin yanından çıktıkları zaman o bilgi verilmiş olan kimselere: "O, az önce ne dedi?" derler. İşte onlar o kimselerdir ki Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur ve onlar kendi keyfi eğilimlerine uymuşlardır.

17- Ve o kimseler ki doğruya iletildiler O, onları doğruluk bakımından artırmıştır ve onlara korunma bilinçlerini vermiştir.

18- Artık onlar o anın kendilerine beklenmeyen bir zamanda onlar fark etmezlerken gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Oysa onun şartları kesinlikle gelmiştir. O (an) onlara geldiği zaman, onların hatırlamaları neye yarayacak?

19- Artık sen bil gerçek şu ki: Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur ve sen kendi peşine takılı suçun ve o erkek inananlar ve o kadın inananlar için bağışlama iste. Ve Allah, sizin çevrilip durduğunuz yeri de barınacağınız yeri de bilir.

20- 21- Ve inanmış olan o kimseler: "Bir sure indirilmeli değil miydi?" diyor. Akabinde bir sağlamlaştırılmış sure indirildiği ve onda o öldürüşme hatırlatıldığı  zaman sen, (böyle diyen) kalplerinde bir hastalık olan o kimseleri, üzerini o ölümden dolayı baygınlık kaplamışın bakışıyla sana bakmakta olduklarını görürsün. Oysa onlar için daha yakın olan (yapmaları gereken) bir itaat ve benimsenmiş bir söz (olmalıydı). Artık o buyruk karara alındığı zaman, eğer onlar Allah'a karşı doğru söylemiş olsalardı, onlar için kesinlikle daha hayırlı olurdu.

22- Eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız sizin o yerde bozuculuk yapmanız ve yakınlık bağlarınızı kesmeniz, artık sizden umulur mu?

23- İşte onlar o kimselerdir ki Allah onları dışlamış, böylece onları sağırlaştırmış ve onların görmelerini kör etmiştir.

24- Onlar bu okunan (Kur'an)ı hiç derinlemesine düşünmezler mi? Yoksa kalplerin üzerinde onların kilitleri mi var?

25- Şüphesiz o kimseler ki kendilerine o doğruya iletimin apaçık belli olması sonrasından arkalarının üzerine geri döndürüldüler. O şeytan onları hırslandırmış ve onları oyalamıştır.

26- Bu, Allah'ın indirmiş olduğu şeyi çirkin görmüş olan kimselere, onların: "Biz, size o işlerin bazısında itaat edeceğiz" demiş olmaları nedeniyledir. Ve Allah onların gizlediklerini biliyor.

27- Artık o melekler onların ömürlerini tamamlayacakları zaman onların yüzlerine ve arkalarına vururlarken nasıl olacak?

28- Bu, onların Allah'ı kızdıran şeyi izlemiş olmaları ve O'nun hoşnutluğunu çirkin görmüş olmaları nedeniyledir. Böylece O, onların işlerini boşa gidermiştir.

29- Yoksa kalplerinde bir hastalık olan kimseler, Allah'ın onların kinlerini asla (ortaya) çıkarmayacağını mı hesap etti?

30- Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik de sen onları kendilerinin alametiyle kesinlikle tanırdın. Ve sen onları o sözün tarzında kesinlikle tanırsın. Ve Allah sizin işlerinizi biliyor.

31- Ve biz, sizden o güçlerini kullananları ve o (zorluğa) direnç gösterenleri bilinceye kadar, sizi kesinlikle ve kesinlikle yoklayacağız ve sizin haberlerinizi de yoklayacağız.

32- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar ve kendilerine o doğruya iletenin apaçık belli olması sonrasından o elçiyle ayrıştılar. Onlar Allah'a hiçbir şekilde asla zarar veremeyecekler. Ve O, onların işlerini boşa giderecektir.

33- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'a itaat edin ve o elçiye de itaat edin ve kendi işlerinizi geçersizleştirmeyin.

34- Şüphesiz ki o kimseler gerçeği örttüler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırdılar, sonra gerçeği örtenler olarak öldüler, artık Allah onları asla bağışlamayacaktır.

35- Ve siz sakın gevşemeyin ve siz üstün durumda iken o barışa çağırmayın. Ve Allah, sizin beraberinizdedir ve O, sizin işlerinizi (n karşılığını) asla kısmayacaktır.

36- O yakın yaşam ancak ve ancak bir oyun ve bir oyalanmadır. Ve eğer siz inanırsanız ve korunursanız, O size ödüllerinizi verecek ve kendi mallarınızı da talep etmeyecektir.

37- Eğer size onları talep ederse  ve (bu konuda) sizin üzerinize de düşerse, siz cimrilik edersiniz, O da sizin kinlerinizi çıkarırdı.

38- İşte siz şunlarsınız ki Allah'ın yolunda harcamanız için çağrılıyorsunuz da içinizden kimi cimrilik ediyor. Ve kim cimrilik ederse, o ancak ve ancak kendi benliğine karşı cimrilik eder. Ve Allah ihtiyaçsızdır ve siz o muhtaçlarsınız. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, O sizi başka bir toplulukla değiştirir sonra onlar sizin örneğiniz olmazlar.


19 Temmuz 2024 Cuma

HUD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Elif, Lâm, Ra. (Bu) bir kitaptır ki, onun delilleri sağlamlaştırılmış, aynı zamanda mutlak bilgenin, her şeyden haberdarın katından, siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrıntılandırılmıştır. (Sen de ki): "Şüphesiz ki ben sizin için O'ndan bir uyarıcıyım ve bir müjdeciyim. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki, O sizi bir isimlenmiş süreye kadar, bir iyi yarar ile yararlandırsın ve her bir lütfun sahibine lütfunu(n karşılığını) versin diye (de ayrıntılanmıştır). Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben de sizin üzerinize bir büyük gün azabından kaygılanırım."

4- Sizin dönüş yeriniz, Allah'adır. Ve O, her bir şeyin üzerine güç yetiricidir.

5- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar, O'ndan saklanmak için göğüslerini büküyorlar*. Dikkat edin, giysilerine kaplanmakta oldukları vakit O, onların saklı tutmakta oldukları ve şeyleri ilan etmekte oldukları şeyleri bilir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi bilicidir.

*Gerçek inançlarının ortaya çıkmasını istememeleri anlamında bir deyim.

6- Ve o yerde hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkı Allah'a ait olmasın. Ve O, onun sabitleşme yerini ve onun (yaşamdan) ilgi kesme yerini de bilir. Her biri(nin bilgisi) bir apaçık kitaptadır.

7- Ve O ki, kendisinin tahtı o suyun üzerinde iken, iş bakımından hanginiz daha iyi diye sizi yoklamak için o gökleri ve o yeri altı günde yarattı. Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Şüphesiz ki siz o ölümün sonrasından (yeniden) harekete geçirilmişler (olacak)siniz" desen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" diyeceklerdir.

8- Ve ant olsun ki eğer biz onlardan o azabı (zaman parçalarından oluşan) sayılanmış bir ana topluluğa kadar sonralayacak olsak, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Onu (azabı) alıkoymakta olan nedir?" diyeceklerdir. Dikkat edin, o onlara geleceği gün, onlardan çevrilmiş (olacak) değildir ve kendisiyle alay etmekte oldukları şey onları sarıvermiştir.

9- Ve ant olsun ki eğer biz o insana bizden bir şefkat tattırsak, sonra onu kendisinden çekip alsak, şüphesiz ki o kesinlikle ümit kesen bir nankör olur.

10- Ve ant olsun ki eğer biz ona dokunmuş olan zarar sonrası kendisine bir gönenç tattırsak, o kesinlikle ve kesinlikle: "O kötülükler benden gitti" diyecektir. Şüphesiz ki o kesinlikle bir sevinen övünen olur.

11- (Her duruma karşı) direnç göstermiş olan ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. İşte onlar, bir bağışlanma ve bir büyük ödül kendileri için olanlardır.

12- Şimdi onlar: "Ona bir hazine indirilmeli veya onun beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" diyorlar diye, sana vahyedilmekte olan şeyin bir kısmını sen belki de bırakıcısın ve ona da göğsün daralıcı olacak. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın. Ve Allah her bir şey üzerine bir dayanaktır.

13- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği gibi yakıştırılmış on sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın." 

14- Buna rağmen eğer onlar sizi cevaplandırmadılarsa, artık siz bilin ki o, ancak ve ancak Allah'ın bilgisi ile indirilmiştir ve şüphesiz ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Artık siz teslim olanlar mısınız?

15- Kim, o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsa, biz onlara işlerini(n karşılığını) onda tastamam veririz ve onlar onda (karşılıkça) eksiltilmezler.

16- İşte onlar, o sonraki (yaşamda) kendileri için o ateşten başkası olmayan kimselerdir. Ve onların emek verdikleri şeyler onda boşa gitmiştir ve işlemekte oldukları şeyler de geçersizdir.

17- Öyleyse (şimdiki hayatı ve süsünü isteyen kimse), kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerindedir ve kendisini de O'ndan bir tanık (Kur'an) peşi sıra izlemektedir ve onun (Kur'an'ın) öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı (ile haber verilmiş) olan kimse gibi midir? İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Ve o gruplardan hangisi onu (ret ederek) örterse, artık ateş ona söz verilen yerdir. O halde sen ondan yana bir tereddüt içinde  olma. Şüphesiz ki o, senin Efendinden bir gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

18- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır? İşte onlar kendilerinin Efendisine sunulurlar ve o tanıklar da: " İşte şunlar, kendilerinin Efendisine karşı yalan söylemiş olan kimselerdir" der. Dikkat edin, Allah'ın dışlaması o haksızlık yapanların üzerinedir.

19- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın yolundan uzaklaştırırlar ve onda bir eğrilik arama peşine düşerler. Ve onlar o sonrakini (ret ederek) örtücülerin ta kendileridir.

20- İşte onlar, o yerde yetersiz bırakıcı olamadılar ve onlar için Allah'ın berisinden (edindikleri) yakınların hiçbiri de onlar için (yardımcı) olmadı. O azap kendileri için katlandırılacaktır. Onlar işitmeye tahammül eder değillerdi ve onlar görür de değillerdi.

21- İşte onlar öyle kimselerdir ki, kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır ve onların yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

22- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.

23- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişler ve kendilerinin Efendisine gönülden saygı duymuşlardır, işte onlar o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcıdırlar.

24- Bu iki bölüğün örneği o kör ve o sağır olanla ve o gören ve o işiten gibidir. Bu ikisi örnek bakımından denk olur mu? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

25- 26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik. (Onlara): "Şüphesiz ki ben sizin için, siz Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyin diye (gönderilmiş) bir apaçık uyarıcıyım. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok acı verici gün azabından kaygılanıyorum" (dedi).

27-Bunun üzerine kendi topluluğundan olan o ileri gelen gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz seni bizim örneğimiz bir beşerden başkası olarak görmüyoruz ve biz seni izlemiş olanları bizim en aşağılıklarımızın ta kendileri olan o görüşü sığ kimselerimizden başkası olarak da görmüyoruz. Ve biz sizin için bizim üzerimizde hiçbir üstünlük de göremiyoruz. Aksine, biz sizin yalancılar olduğunuz kanısına varıyoruz" dedi.

28- 29- 30- 31- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden bir apaçık delil üzerinde isem ve O da bana kendi yanından bir şefkat vermiş de bu size köreltilmişse, siz onu çirkin görenler olduğunuz halde, biz sizi ona bağlayacak mıyız? Ve ey topluluğum, ben sizden ona karşı bir mal da talep etmiyorum. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben inanmış olan kimseleri kovucu da değilim. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisi ile karşılaşıcıdırlar, fakat hakikat şu ki, ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum. Ve ey topluluğum, eğer ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız? Ve ben size 'Allah'ın depoları benim yanımdadır' demiyorum ve ben o algılanamayananı da bilmiyorum ve ben size 'Şüphesiz ki ben bir meleğim' de demiyorum ve ben gözlerinizin hor gördüğü kimseler için 'Allah onlara bir hayır asla vermeyecektir' de demiyorum. Allah, onların kendi benliklerinde olan şeyleri en iyi bilendir. (Eğer onları kovarsam) o takdirde şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan olurum" dedi.

32- Onlar: "Ey Nuh, sen bizimle çok söz dalaşı yaptın, hem de bize karşı söz dalaşını çoğalttın. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

33- 34- O: "Onu, eğer dilerse size ancak ve ancak Allah getirir. Ve siz yetersiz bırakıcılar olamazsınız. Ve eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, size içtenlikle öğüt vermek istesem de, benim içtenlikle öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Efendinizdir ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz" dedi.

35- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, suçum benim üzerimedir ve ben sizin (beni) suçlamakta olduğunuz şeyden ayrılıp uzaklaşanım."

36- 37- Ve Nuh'a: "Durum şu ki; Kendi topluluğundan (şimdiye kadar) inanmış olan kimselerden başkası asla inanmayacaktır. Artık sen onların yapmakta oldukları nedeniyle kötüye düşme. Ve sen bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle o gemiyi emek vererek yap ve haksızlık yapmış olan kimseler hakkında bana söz söyleme. Çünkü onlar batırılmış (olacak)lardır" diye vahyedildi.

38- 39- Ve o, o gemiye emek veriyor, kendi topluluğundan olan ileri gelenler de her ne zaman onun yanından geçip gitse, onu küçümsüyorlardı. O: "Eğer siz bizi küçümsüyorsanız, artık şüphesiz ki biz de, sizin bizi küçümsediğiniz gibi sizi küçümseyeceğiz. Kendisini rezil edecek bir azap kime gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz" dedi.

40- Nihayet bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (sular fışkırmaya başladığı) zaman, biz (Nuh'a): "Sen, ona her çiftten ikişer ve o söylenen (batırılma sözü) onun üzerine öne geçmiş kimse dışında kendi mensuplarını ve inanmış olan kimseyi yükle" dedik. Ne var ki onun beraberinde olan pek az kimseden başkası inanmamıştı.

41- Ve o: "Siz ona binin, onun (suda) akması ve onun sabitleşmesi Allah'ın adınadır. Şüphesiz ki benim Efendim kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

42- Ve o (gemi), onları o dağlar gibi dalgalarda akıtıyordu. Ve Nuh kendi oğluna ki o, uzak bir yerde idi: "Ey oğulcuğum, sen bizim beraberimizde (gemiye) bin ve o gerçeği örtücülerin beraberinde sakın olma" diye seslendi.

43- O: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni o suda (boğulmakta)n sımsıkı saracaktır" dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın buyruğundan, kendisinin sürekli şefkat ettiği kimse dışında hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur" dedi. Ve o dalga ikisinin arasına girdi böylelikle o da o batırılmışlardan oldu.

44-  Ve: "Ey yer, sen suyunu yut ve ey gök, sen de tut" denildi. Ve o su eksildi böylece o buyruk yerine getirildi ve o Cudi'nin üzerine denkleşti. Ve: "Uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir" denildi.

45- Ve Nuh, kendisinin Efendisine seslendi de: "Ey Efendim, benim oğlum şüphesiz ki benim mensuplarımdandı ve şüphesiz ki senin sözün gerçektir ve sen o karar vericilerin en doğru karar vericisisin" dedi.

46- O: "Ey Nuh, şüphesiz ki o, senin mensuplarından değildi. Şüphesiz ki o (nun yaptığı) düzgün olmayan bir işti. Öyleyse sen o şeyde benden talep etme onun hakkında sana bir bilgi yoktur. Şüphesiz ki ben sana o düşüncesizlerden olursun diye öğüt veriyorum." dedi.

47- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben o şeyde senden talep etmekten sana sığınırım ki onun hakkında bir bilgi bana yoktur. Ve eğer sen beni bağışlamazsan ve bana sürekli şefkat etmezsen, ben o ziyan edenlerden olurum" dedi.

48- Ona: "Ey Nuh, sana ve senin beraberindeki kimselerden olan ana toplumların üzerine bizden bir esenlikle ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden sonra) bir takım ana toplumlar olacak, biz onları yararlandıracağız, sonra onlara bizden çok acı verici azap dokunacaktır" denildi.

49- Bu, o algılanamayanın haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Bundan önce sen ve senin topluluğun onu bilmiyordun. O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki o (mutlu) son o korunanlar içindir.

50- 51- 52- Ve Ad'a da kendilerinin kardeşi Hud'u (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için yoktur. Siz yakıştırma yapanlardan başkası değilsiniz. Ey topluluğum, ben sizden buna karşı bir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o kimseden başkasının üzerinde değildir ki O beni açığa çıkarmıştır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız? Ve ey topluluğum, siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki O da sizin üzerinize o göğü(n yağmurunu) bol bol göndersin ve sizi kuvvet bakımından artırsın ve siz suç işleyenler olarak (başka tarafa) sakın yakınlaşmayın" dedi.

53- 54- 55- 56- 57- Onlar: "Ey Hud, sen bize apaçık bir belge getirmedin ve biz senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakıcılar hiç olmayacağız ve biz sana inananlar da hiç olmayacağız. Biz 'Bizim bir kısım tanrılarımız sana bir kötülükle yapışmış' tan başka bir şey de demiyoruz" dediler. O: "Şüphesiz ki ben Allah'ı tanık tutuyorum ve siz de tanık olun şüphesiz ki ben, sizin O'nun berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım. Haydi siz toplu olarak bana bir plân kurun sonra bana sakın baktırmayın. Şüphesiz ki ben, benim de Efendim ve (aynı zamanda) sizin de Efendiniz Allah'a güvenip dayandım. Hiçbir canlı yoktur ki O, onun perçeminden tutucu olmasın. Şüphesiz ki benim Efendim, doğruluğunu koruyan yol üzerindedir. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, ben onunla gönderildiğim şeyi kesinlikle size ulaştırdım. Ve benim Efendim başka bir topluluğu size ardıl yapar. Ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Efendim, her bir şeyin üzerinde bir koruyucudur" dedi.

58- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde, biz Hud'u ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve biz onları bir kaskatı azaptan kurtardık.

59- Ve bu Ad, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ısrarla reddettiler ve O'nun elçisine baş kaldırdılar ve her zorba inatçının buyruğunu izlediler.

60- Ve onlar o yakın (yaşamda) da ve o kalkışın gününde de bir dışlamayı izlediler. Dikkat edin şüphesiz ki Ad, kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Hud'un topluluğu Ad içindir.

61- Ve Semud'a da kendilerinin kardeşi Salih'i (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için yoktur. O, sizi o yerden (topraktan) oluşturdu ve onda size ömür verdi. O halde siz O'nun bağışlamasını isteyin sonra O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim (kullarına) yakındır, (çağrılarını) cevaplandırandır" dedi.

62- Onlar: "Ey Salih, sen bundan önce bizim içimizde kesinlikle (iyi şeyler) beklenen biriydin. Sen bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylere, kulluk etmeyi sürdürmekten vaz mı geçiriyorsun? Ve şüphesiz ki biz, senin bizi kendisine çağırmakta olduğun şeyden dolayı kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz" dediler.

63- 64- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da bana kendisinden bir şefkat vermişse, o takdirde Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir, eğer ben O'na başkaldırırsam? Bu durumda siz benim ziyanımdan başkasını artırmamış oluyorsunuz. Ve ey topluluğum, bu Allah'ın dişi devesi (gözle görülen) bir delil olarak sizin içindir. Onu bırakın da Allah'ın yerinde yesin ve siz ona bir kötülükle sakın dokunmayın, yoksa bir yakın azap sizi tutar" dedi.

65- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu öldürdüler. Bunun üzerine o: "Siz, yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmamış bir sözdür" dedi.

66- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz Salih'i ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz ki senin Efendin, mutlak kuvvetlinin, mutlak üstünün ta kendisidir.

67- Ve haksızlık yapmış olan kimseleri o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

68- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, şüphesiz ki Semud kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Semud içindir.

69- Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz ibrahim'e o müjdeyi getirdiler, onlar: "Selâm" dediler. O da: "Selâm" dedi. Hemen bir kızarmış buzağıyı getirmede geç kalmadı.

70- Ne zaman ki o, onların ellerinin ona ilişmez olduğunu gördü, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir kaygı düşürdü. Onlar: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki biz Lût topluluğuna gönderildik" dediler.

71- Ve onun karısı da ayakta idi, bunun üzerine güldü. Akabinde biz de ona İshak'ı ve İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.

72- O (karısı): "Eyvah bana, oysa ben yetersiz ve şu kocam da ihtiyar olduğu halde, ben doğuracak mıyım? Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir şaşırtıcı şey" dedi.

73- Onlar: "Siz, Allah'ın buyruğundan dolayı mı şaşıyorsunuz? Allah'ın şefkati ve O'nun bereketleri sizin üzerinizedir, ey o evin mensupları. Şüphesiz ki O, övgüye lâyıktır, şanı yücedir" dediler.

74- Ne zaman ki İbrahim'den o ürkme gitti ve kendisine o müjde geldi o, Lût'un topluluğu hakkında bizimle söz dalaşına başladı.

75- Şüphesiz ki İbrahim, kesinlikle yumuşak davranan, başkaları için üzüntü duyan, içten yönelendi.

76- (Onlar): "Ey İbrahim, sen bundan ilgisiz kal. Gerçek şu ki, senin Efendinin buyruğu kesinlikle gelmiştir. Ve şüphesiz ki geri döndürülmemiş bir azap onlara gelicidir" (dediler).

77- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde o, onlardan dolayı kötüleşti ve onlardan dolayı içi daraldı ve: "Bu, bir sıkı gündür" dedi.

78- Ve kendisinin topluluğu, koştura koştura ona geldi ve onlar önceden de o kötülükleri işlemekte idiler. O: "Ey topluluğum, şunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir, o halde siz Allah'a karşı korunun ve konuklarımın içinde beni sakın rezil etmeyin. Sizden hiç mi bir aklı olgun adam yok?" dedi.

79- Onlar: "Ant olsun ki sen bizim senin kızlarında hiçbir hakkımız  olmadığını bilmişsindir. Ve şüphesiz ki sen bizim neyi istemeyeceğimizi de kesinlikle biliyorsun" dediler.

80- O: "Eğer ki size karşı bir kuvvet bende olsaydı, veya bir çetin dayanağa sığınabilseydim, (size karşı koyardım)" dedi.

81- (Elçiler): "Ey Lût, biz senin Efendinin elçileriyiz onlar sana asla ilişemeyecekler. Artık sen geceden bir kesitte karın hariç kendi mensuplarını yürüt ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Gerçek şu ki, onlara değmiş olan şey ona da değicidir. Şüphesiz ki onların söz verilen zamanları (azap vakitleri) o sabahtır. O sabah da çok yakın değil midir?" dediler.

82- 83- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz onun (şehrin) üstünü onun altına getirdik ve onun üzerine de senin Efendinin yanından alametlenmiş olarak pişirilmiş çamurdan birbirini izleyen taşlar yağdırdık. Ve o (şehir) o haksızlık yapanlardan çok uzakta değildir.

84- 85- 86- Ve Medyen'e de kendilerinin kardeşi Şuayb'ı (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için yoktur. Ve siz o ölçeği ve o tartıyı sakın eksik yapmayın. Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum ve şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) bir kuşatıcı gün azabından kaygılanıyorum. Ve ey topluluğum siz o ölçeği ve o teraziyi hakkaniyetli olarak tastamam yapın ve o insanların eşyalarını(n değerini) sakın düşük tutmayın ve bu yerde bozucular olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Eğer siz inananlar iseniz, Allah'ın kalıntısı (bıraktığı kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinize koruyucu değilim" dedi.                      
87- Onlar: "Ey Şuayb, kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeyleri veya kendi mallarımızda dileyeceğimiz şeyleri yapmayı bırakmamızı, sana elçilik görevin mi buyuruyor? Oysa sen kesinlikle o yumuşak davrananın o olgun akıllının ta kendisisin" dediler.

88- 89- 90- (Şuayb): "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden bir iyi rızıkla rızıklandırmışsa (sizi vazgeçirmekten nasıl geri dururum?) Ve ben sizi kendisinden vazgeçirmeye çalıştığım şeylerde size aykırı düşmek istemiyorum. Ben, gücüm yettiğince (yanlışlarınızı) düzeltmekten başka bir şey istemiyorum. Benim uzlaşmam Allah'tan başkasına da değildir (sizinle asla uzlaşmam). Ben O'na güvenip dayandım ve ben yalnızca O'na içtenlikle yönelirim.Ve ey topluluğum, bana karşı olan bu ayrışma, Nuh'un topluluğuna veya Hud'un topluluğuna veya Salih'in topluluğuna değdirilmiş olan şeyin bir örneğinin size de değdirilmesine sakın sebep olmasın. Ve Lût'un topluluğu da sizden çok uzakta değildir. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra yalnızca O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim şefkati süreklidir, (kullarını) gönülden arzu edendir" dedi.

91- Onlar: "Ey Şuayb, biz senin söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu kavramıyoruz ve biz seni bizim içimizde kesinlikle zayıf olarak görüyoruz. Ve eğer senin küçük topluluğun olmasaydı, seni kesinlikle taşlardık. Ve sen bizim üzerimizde üstün biri de değilsin" dediler.

92- 93- O: "Ey topluluğum, küçük topluluğum size Allah'tan daha mı üstündür ki, siz O'nu sırt çevirerek öteleyeceğiniz bir şey edindiniz? Şüphesiz ki benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kuşatıcıdır. Ve ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimdir kendisini rezil edecek bir azab kime gelecek ve kimdir o yalancı siz ileride bileceksiniz. Artık siz gözetleyin şüphesiz ki ben sizin beraberinizde gözetleyiciyim" dedi.

94- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde biz Şuayb'ı ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve haksızlık yapmış olan kimseleri ise o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

95- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, uzaklık Medyen içindir, Semud'un uzaklığı gibi.

96- 97- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik, fakat onlar Firavun'un buyruğunu izlediler. Oysa Firavun'un buyruğu olgun akıllı (olanın işi) değildi. 

98- O, o kalkışın günü kendi topluluğunun önüne geçecek, böylece o onları o ateşe vardırmıştır. Ve o ne kötü yerdir o varılmış yer.

99- Ve onlar bunda (şimdiki yaşamda) ve o kalkışın gününde dışlamayı izlediler. O ne kötü armağandır o verilmiş armağan.

100- Bu, o kasabaların haberlerindendir, biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan kimi ayaktadır, ve (kimi de) biçilmiştir.

101- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yaptılar. Kendilerinin o tanrıları ki onları Allah'ın berisinden çağırıyorlardı, artık senin Efendinin buyruğu geldiğinde kendilerini hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılmadı ve onlara yıkımdan başkasını da artırmadı.

102- Ve o kasabaları haksızlık yapan halde tuttuğu zaman, senin Efendinin tutması işte böyledir. Şüphesiz ki O'nun yakalaması çok acı vericidir, çok çetindir.

103- Şüphesiz ki bunda, o sonraki (yaşamın) azabından kaygılanmış olan kimse için kesinlikle bir delil vardır. Bu, bir gündür ki o insanlar onun için toplanmışlardır. Ve bu, bir tanık olunmuş gündür.

104- Ve biz onu bir sayılanmış süreden başkası için sonralamıyoruz.

105- O gün gelecek, hiçbir benlik O'nun onayı olmadıkça iletişim kuramayacak. Artık onlardan kimi mutsuzdur ve (kimi de) mutludur.

106- Şimdi mutsuz olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o ateşin içindedirler. Onun içinde bir inilti ve bir soluma, onlar içindir.

107- Onlar, o gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcıdırlar, senin Efendinin dilemesi başka. Şüphesiz ki senin Efendin neyi isterse kesinlikle yapandır.

108- Ve mutlu olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o bahçededirler ki gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcıdırlar senin Efendinin dilemiş olması başka. Bu, kesintiye uğramamış bir sunumdur.

109- Artık sen şunların kulluk etmekte olduğu şeylerden yana sakın bir tereddüt içinde olma. Onlar önceden kendi atalarının kulluk etmekte olduğundan başka bir şekilde kulluk etmiyorlar. Ve şüphesiz ki biz onlara hisselerini kesinlikle eksiltilmemiş olarak tastamam vericileriz.

110- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

111- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların her birine işlerini(n karşılığını) kesinlikle ve kesinlikle tastamam verecektir. Şüphesiz ki O, onların işlemekte olduğu şeylerden haberdardır.

112- O halde sen, buyurulduğun gibi dosdoğru ol ve senin beraberindeki (itaate) dönmüş olan kimse de (dosdoğru olsun) ve siz sakın taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz her şeyi görücüdür.

113- Ve siz, haksızlık yapmış olan kimselere sakın dayanmayın, yoksa o ateş size de dokunur. Ve Allah'ın berisinden yakınlardan hiç kimse sizin için yoktur, sonra siz yardım da edilmezsiniz.

114- Ve sen, o gündüzün iki ucunda ve o geceden de  (gündüze) yakın kısımda o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o iyilikler o kötülükleri giderir. Bu, o hatırlayıcılar için bir hatırlatmadır. 

115- Ve sen, direnç göster. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

116- Şimdi, sizden önceki o kuşaklardan kalıntı (varlık) sahipleri, o yerde o bozuculuktan vazgeçiriyor olmalı değil miydi? O kimselerden içlerinden kurtardığımız pek azı dışında (bunu yapmamıştı). Ve haksızlık yapmış olanlar, içinde refahla şımartıldıkları şeyleri izlemişler ve suç işleyenler olmuşlardı.

117- Ve senin Efendinin o kasabaları onun mensupları düzelticiler oldukları halde iken, haksızlıkla yok etmesi olası değildir.

118- 119- Ve eğer senin Efendin dileseydi, o insanları kesinlikle bir tek ana toplum yapardı. Ve onlar Senin Efendinin sürekli şefkat ettiği dışında aykırı düşenler olmaktan geri kalmazlar. Ve O
onları buna uygun (birbirleri ile ayrışmaya müsait olarak) yaratmıştır. Ve senin Efendinin: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" kelimesi (merhameti hak etmemeleri neticesinde) tamam oldu.

120- Ve biz sana o elçilerin haberlerinden, bizim onunla senin gönlünü sabitleştireceğimiz şeylerin hepsini anlatıyoruz. Ve sana bunlarda o gerçek ve o inananlara bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.

121- 122- Ve sen inanmaz kimselere de ki: "Siz durumunuzun gereği üzere işleyin, şüphesiz ki biz de işleyicileriz. Ve siz bakının şüphesiz ki biz de bakınanlarız."

123- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'a aittir. Ve o işlerin hepsi yalnızca O'na döndürülür. O halde sen O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan. Ve senin Efendin sizin işlemekte olduğunuz şeylerden asla duyarsız değildir.