10 Haziran 2025 Salı

RUM SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Elif, Lam, Mim.

2- 3- 4- 5- Rum (ordusu) o yerin en yakınında yenildi. Ve onlar, yenilmeleri sonrasından,birkaç sene içinde yenecekler. Önceden (yenilmeleri) ve sonradan da (yenecekleri hakkındaki) o buyruk, Allah'ındır. Ve o gün o inananlar, Allah'ın yardımıyla sevinecekler. Kime dilerse yardım eder. Ve O, çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

6- (Bu), Allah'ın söz vermesidir. Allah, verdiği sözüne aykırı davranmaz. Fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

7- Onlar, o yakın yaşamdan bir görüneni bilirler. Oysa onlar, o sonraki (yaşamdan) duyarsız kalanların ta kendileridir.

8- Onlar, Allah'ın o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri bir gerçekle ve bir isimlenmiş süreyle yarattığını kendi benliklerinde iyice düşünmediler mi? Ve şüphesiz ki o insanlardan bir çoğu, Efendilerinin karşılaşmasını, kesinlikle (reddederek) örtücülerdir.

9- Onlar, o yerde yürümediler mi böylece kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kuvvet bakımından kendilerinden (Mekke'lilerden) daha çetindi ve o yeri(n toprağını sürerek) savurmuşlar ve kendilerinin onu onarmalarından daha çok onu onarmışlar ve onların elçileri de o apaçık delilleri onlara getirmişti. Demek ki Allah onlara haksızlık yapıyor değildi. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapıyorlardı.

10- Sonra kötülük etmiş olan kimselerin sonu, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte olmaları nedeniyle çok kötü oldu.

11- Allah, o yaratmayı başlatır, sonra onu tekrar geri döndürür, sonra siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

12- Ve bir gün ki o an ayağa kalkar, o suç işleyenler umutlarını yitirirler.

13- Ve onların ortaklarından hiçbiri de onların eşlikçileri olmadı. Ve onlar, ortaklarını örtücüler oldular.

14- Ve o anın ayağa kalkacağı gün ki, o gün onlar (birbirinden) ayrılacaklar

15- Şimdi inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere gelince, artık onlar bir yeşillik içinde neşelendirilirler.

16- Ve gerçeği örtmüş ve bizim ayetlerimizi ve o sonraki (yaşamın) karşılaşmasını yalanlamış olan kimselere gelince, artık işte onlar o azabın içine hazırlanmışlardır.

17- Öyleyse siz, akşamladığınız vakit ve sabahladığınız vakit, Allah'ı tesbih edin.

18- Ve o göklerde ve o yerde o övgü, O'nundur. Ve akşam karanlığı ve siz öğlenlediğiniz vakit (Allah'ı her türlü eksiklikten uzak tutun).

19- O, o ölüden o yaşayanı çıkarır ve o yaşayandan o ölüyü çıkarır ve o yeri onun ölümünden sonra yaşatır. Ve siz de böyle çıkarılacaksınız.

20- Ve sizi bir topraktan takdir etmesi, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir, sonra birden siz bir beşer olarak yayılıyorsunuz.

21- Ve sizin kendileriyle durulmanız için size kendi benliklerinizden eşler yaratmış olması ve sizin aranızda bir gönül bağı ve bir şefkat koyması, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda iyice düşünmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

22- Ve o gökleri ve o yeri yaratılması ve sizin dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenlere kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

23- Ve sizin o gece ve o gündüz uykunuz ve (gündüz) O'nun lütfundan (olan rızkın) peşine düşmeniz, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda işitmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

24- Ve size bir kaygı ve bir umut olarak o şimşeği gösteriyor olması ve o gökten bir su indiriyor olması, böylece onunla o yerin ölümünden sonra onu yaşatıyor olması, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bağlantı kurmakta olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

25- Ve o göğün ve o yerin O'nun buyruğuyla ayakta durması, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir. Sonra sizi o yerden bir çağrıyla çağırdığı zaman, siz birden çıkarsınız.

26- Ve o göklerde ve o yerde olan kimseler, O'nundur. Her biri O'na gönülden bağlananlardır.

27- Ve O ki, o yaratmayı başlatır, sonra onu tekrar geri döndürür. Ve o, kendisine çok basit (bir iş) tir. Ve o göklerde ve yerde o en yüce örnek, O'nundur. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

28- O, size kendi benliklerinizden bir örnek ortaya koydu. Sizin sağ ellerinizle sahip olduğunuz kimselerden, bizim size rızık olarak verdiğimiz şeylerde, size onda denk olup da birbirinizin kaygısı gibi onlardan kaygılanmakta olduğunuz ortaklardan var mıdır? Biz, bağlantı kurmakta olan bir topluluk için (gözle görülen) o ayetleri böyle ayrıntılandırıyoruz.

29- Hayır, haksızlık yapmış olan kimseler bir bilgi olmaksızın kendi keyfi eğilimlerini izledi. Artık Allah'ın saptırdığı kimseyi, kim doğruya iletir? Ve onlar için yardımcılardan hiçbiri yoktur.

30- Artık sen yüzünü, (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülüğe kaldır. Allah'ın yarışına ki O, o insanları onun üzerine yarmıştır (fıtrat vermiştir). Allah'ın yaratması için hiçbir değişme olmaz. Bu, o dimdik duran o yükümlülüktür. Fakat o insanların tamamı (bunu) bilmezler.

31- Siz O'na içtenlikle yönelenler olarak O'na karşı korunun ve o kulluk görevini ayağa kaldırın ve sakın o ortak koşanlardan olmayın.

32- O kimselerden (olmayın) ki onlar, yükümlülüklerini ayırdılar ve taraftarlar halinde oldular. Her bir grup kendilerinin yanında olan şeyle sevinenlerdir.

33- Ve o insanlara bir zarar dokunduğu zaman, Efendilerini O'na içtenlikle yönelenler olarak çağırırlar, sonra onlara kendisinden bir şefkat tattırdığı zaman, içlerinden bir bölük Efendilerine birden ortak koşarlar.

34-  Bunun sonucunda bizim onlara verdiğimiz şeylere (biraz daha) nankörlük ederler. Öyleyse siz (şimdilik) yararlanın, artık ileride bileceksiniz.

35- Yoksa biz, onlara bir yetki indirdik de, onların O'na ortak koşmakta oldukları şeyleri o mu söylüyor?

36- Ve biz, o insanlara bir şefkat tattırdığımız zaman, onunla sevinirler. Ve onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir kötülük değdirildiği zaman, onlar birden karamsar olurlar.

37- Onlar görmediler mi, şüphesiz ki Allah o rızkı kime dilerse geniş tutuyor ve ölçü koyuyor? Şüphesiz ki bunda inanmakta olan bir topluluğa kesinlikle ayetler vardır.

38- Öyleyse sen, o en yakınlığın sahibine ve o iş göremeze ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) hakkını ver. Bu, Allah'ın yüzünü isteyen kimseler için daha hayırlıdır. Ve işte onlar, o başarıya eriştirilenlerin ta kendileridir.

39- Ve sizin insanların mallarında artış olması için faizden verdiğiniz şey, Allah'ın yanında artmaz. Ve sizin Allah'ın yüzünü isteyerek arınma (zekat)dan verdiğiniz şey ise, (artar). Artık işte onlar, o katlayanların ta kendileridir.

40- Allah O ki sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürecek, sonra sizi yine yaşatacak. Sizin ortaklarınızdan bunlardan bir şeyi bile yapacak kimse var mı? O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden de yücedir.

41- O insanların ellerinin kazandığı nedeniyle, o karada ve su kütlesinde o bozuculuk göründü. Onların işledikleri bir kısım şeyin sonucu onlara tattırılmaktadır ki onlar döneler.

42-  Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de, önceki kimselerin sonu nasıl olmuş bir bakın. Onların tamamı ortak koşanlardı."

43- Artık sen yüzünü bir günün gelmesi öncesinden ki onun Allah'tan hiçbir geri döndürmesi olmaz, o dimdik duran yükümlülüğe doğrult. Onlar o gün parça parça ayrılacaklar.

44- Kim gerçeği örterse, onun gerçeği örtmesi kendisinedir. Ve kim düzgün olan iş işlerse, onlar da kendi benlikleri için (yerlerini) döşemektedirler.

45- Sonunda inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere kendisinin lütfundan karşılık verir. Şüphesiz ki O, o gerçeği örtücüleri sevmez.

46- Ve size kendisinin şefkatinden tattırması ve o gemilerin kendi buyruğu ile akması ve sizin kendisinin lütfundan (bir kısım nimetlerin) peşine düşmeniz ve şükretmeniz için, o rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, O'nun (gözle görülen) ayetlerindendir.

47- Ve ant olsun ki biz senden önce de kendi topluluklarına elçileri gönderdik de onlar, onlara apaçık delilleri getirdiler (de onlar reddettiler). Bunun üzerine biz de suç işlemiş olan kimselerden öç aldık. Ve o inananlara yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.

48- Allah O ki, o rüzgarları gönderir de bir bulutu savurur, böylece onu o gökte nasıl dilerse genişletir ve onu bir parça olarak da yapar, böylece sen onun arasından o toz gibi yağmurun çıktığını görürsün. Artık onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirdiği zaman, birden onlar müjdeleşirler.

49- Ve şüphesiz ki  onlar önceden onun üzerlerine indirilmesinden önce, kesinlikle umutlarını yitirenlerdi.

50- Şimdi sen Allah'ın şefkatinin izlerine bak, o yeri onun ölümünden sonra nasıl yaşatıyor. Şüphesiz ki bu (Allah), kesinlikle o ölülerin (de yeniden) yaşatıcısıdır. Ve O, her bir şeyin üzerine bir güç yetiricidir.

51- Ve ant olsun ki eğer biz bir rüzgar göndersek de onu (şefkat izlerini) sararmış olarak görseler, onun arkasından yine de gerçeği örtmeye kesinlikle devam ederlerdi.

52- Şimdi, şüphesiz ki sen o ölülere işittiremezsin ve sen arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaştıkları zaman, o sağırlara da o çağrıyı işittiremezsin.

53- Ve sen o körleri sapkınlıklarından doğruya iletici de değilsin. Sen, teslim olanlar olarak bizim ayetlerimize inanan kimseden başkasına da işittiremezsin.

54- Allah O ki, sizi bir zayıflıktan yarattı, sonra zayıflığın sonrasından bir kuvvet verdi, sonra kuvvetin sonrasından bir zayıflık ve bir ihtiyarlık verdi. O ne dilerse yaratır. Ve O, o en iyi bilicidir, güç yetiricidir.

55- Ve o anın ayağa kalkacağı gün, o suç işleyenler (kabirlerde) bir an dışında kalmadıklarına yemin edecek. Onlar (yaşarken de) böyle yön değiştiriyorlardı.

56- Ve o bilgi ve o inanç verilmiş olan kimseler (onlara): "Ant olsun ki siz Allah'ın yazgısındaki o (yeniden) harekete geçirilme gününe kadar kaldınız. Şimdi bu, o (yeniden) harekete geçirilme günüdür. Fakat siz bilmezler idiniz" dedi.

57- Artık o gün haksızlık yapmış olan kimselere onların gerekçeleri fayda vermez ve hoşnutluk istekleri de kabul edilmez.

58- Ve ant olsun ki biz o insanlara bu okunan (Kur'an) da her bir örnekten ortaya koyduk. Ve ant olsun ki eğer sen onlara (gözle görülen) bir ayet getirsen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle: "Siz geçersizcilerden başkası değilsiniz" diyeceklerdir.

59- Allah, bilmez kimselerin kalplerine böyle damga vurur.

60-  O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir. Ve kesinkes olarak inanmaz kimseler seni(n direncini) hafifletmesinler.


Cürüm Kavramının Kök anlamı ile Adem kıssası Arasındaki Bağ Üzerine

Kur'an'ın doğru anlaşılması, onun nazil olduğu dönemde kullanılan kelimelerin kök anlamlarının tesbiti ile mümkün olacaktır. Kur'an ile ilgili yapılan anlam çalışmalarına baktığımızda, bir kelimenin anlamını öğrenmek için, önce o kelimenin kök anlamına bakılması ve kök üzerinden anlam yürütülmesi bunun göstergesidir. Ancak aynı kökten türemiş olmasına rağmen bazı kelimelerin geçtiği yerlerde kökü ile alakası olmayan bir anlama bürünmüş olduğu da görülmektedir.

Bu duruma verebileceğimiz bir örnek, "Cereme" kelimesidir.

Kelimenin kök anlamı, "Ağaçtan meyveyi koparmak" tır.

Peki bu kelime nasıl olmuş ta Allah'ın cehennem ile karşılık vermeyi vaad ettiği bir anlama bürünmüş?

Bu kelimenin Kur'an'da geçtiği hiçbir ayet, ağaçtan meyveyi koparmak ile ilgili bir anlama sahip değilken bu eylemin bir suç olarak ifade edilmesinin karşılığını yine Kur'an'dan bulabiliriz. 

Ağaçtan meyveyi koparmak hangi şartlarda suç olarak ifade edilebilir?

Kur'an'da geçen Adem kıssasına baktığımızda, Allah (c.c.) Adem'e: "Sen ve eşin bu bahçede yerleş, ancak şu ağaca yaklaşmayın" buyurmaktadır. Ancak İblis, Adem ve eşini kandırmış o ağaca yaklaştırmış, böylece Allah'ın emrini onlara çiğnetmiştir.

Bu olayın üzerinden yürüyerek, Cereme kelimesinin nasıl suç anlamına geldiğini buradan anlayabiliriz.

Allah (c.c.), Adem'e ağaca yaklaşmama, yani o ağacın meyvesini koparmama emrini vermesine rağmen, Adem bu emri çiğneyerek ağacın meyvesini koparmış yani Cereme kelimesinin kök anlamı olan fiili işlemiş ve Mücrim, yani meyveyi koparan olmuştur.

Adem kıssasında geçen ağacın sembolik bir anlam ifade ettiğini hatırlatmak isteriz. 

Adem kıssası, gelmiş ve gelecek bütün insanların ortak kıssası olup, hepimiz Allah (c.c) tarafından bazı yasakları işleMEmekle, yani onun yasakladığı ağaca yaklaşMAmakla ve onun meyvesini koparMAmakla yükümlüyüz. 

Kopardığımız takdirde işlediğimiz fiilin adı Cürüm, bizler de bu fiili işleyenler olarak Elmücrimun olarak ifade edilen gruba dahil oluyoruz. Yani Kur'an bu kelimenin kök anlamına sadık kalarak, yeni bir anlam yüklemektedir.

Buradan hareketle Cürüm artık, meyvesinin koparılması yasaklanmış bir ağacın meyvesini koparmak anlamına gelen bir kavram haline gelmiştir.

Bütün bunlardan sonra Kur'an içinde geçen bu kelime ve türevleri daha net anlaşılabilir, ancak Kur'an içinde 5 ayette geçen başında nefiy edatıyla birlikte "La cereme" olarak geçen bir kelime daha vardır.

Bu kelimenin ne anlama gelebileceği üzerinde tefsirlerde bir takım yorumlara rastlamaktayız. Ancak biz yine bu kelimenin kök anlamından hareketle kısaca "Suç" olarak anlam verebileceğimiz bir kelimenin nasıl oluyor da "Şüphesiz- kesinlikle- doğrusu- elbette" gibi, tekid ifade eden anlamlarla çevrildiğini düşünmeden edemeyeceğiz.

Bizim bu düşünce sonunda vardığımız nokta ve bu kelimeye verilebilecek bir anlam karşılığı teklifimiz şöyledir.

Cereme kelimesini "Suç" olarak anlamlandırdığımız zaman, "La cereme" kelimesinin de dolayısıyla "Suç olmaz" veya "Suç yoktur" olarak anlamlandırılması gerekmektedir.

Peki, bu kelimenin Kur'an'da geçişlerine bu anlamı hangi gerekçe üzerinden verebiliriz?

Kelimenin anlamı "Suç" ise ve nefiy edatı ile kullanıldığında "Suç olmaz- Suç yoktur" anlamı verilebilecekse, suç kime yoktur?

Bu sorunun cevabını vermemiz gerekmektedir.

Kelimenin geçtiği, Hud s. 22- Nahl s. 23, 62, 109- Mü'min s. 43. ayetlerine baktığımızda, ayet içi bağlamı ve siyak sibakının, yasak ağacın meyvesini koparanlarla yani suç işleyen ve ateşi hak edenlerle alakalı olduğu görülecektir.

Bu noktadan hareketle, Allah (c.c) nin bunlar hakkındaki kararının bir suç teşkil etmediği ayetlerin başlarındaki "La cereme" ifadesinden anlaşılabilir.

Allah (c.c) bu suçluları ateşe atmanın herhangi bir suç teşkil etmediği yani haklı bir gerekçeye dayandığını ifade etmektedir. 

Bu çıkarımlar elbette, şahsi çıkarımımız ve "İllaki böyledir" şeklinde bir iddiamız da yoktur. Kur'an üzerindeki her düşüncemizde bunu merkeze alarak birşeyler söylemeye gayret ediyoruz.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.


5 Haziran 2025 Perşembe

ANKEBUT SURESİ ÇEVİRİSİ

 1- Elif, Lam, Mim.

2- O insanlar (sadece): "Biz inandık" demeleriyle bırakılacaklarını ve kendilerini hiç ayartılmazlar mı hesap etti?

3- Ve ant olsun ki biz kendilerinden önceki kimseleri ayarttık. Bu şekilde Allah, doğru söylemiş olan kimseleri de kesinlikle bilir ve o yalancıları da kesinlikle bilir.

4- Yoksa o kötülükleri işleyen kimseler (kaçarak) bizim önümüze geçebileceklerini mi hesap etti? Onlar, ne kötü şeye karar veriyorlar.

5- Kim Allah'ın karşılamasını bekliyorsa, artık şüphesiz ki Allah'ın süresi kesinlikle gelicidir. Ve O, o en iyi işiticidir, o en iyi bilicidir.

6- Ve kim (Allah'ın yolunda) gücünü kullanırsa, kendi benliği için gücünü kullanmıştır. Şüphesiz ki Allah, o tüm insanlardan kesinlikle ihtiyaçsızdır.

7- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onlardan kötülüklerini kesinlikle örteceğiz ve biz onlara işlemekte oldukları şeyin daha güzeli ile karşılık vereceğiz.

8- Ve biz, o insana ana babasına iyiliği tembihledik. Ve eğer o ikisi, hakkında bir bilgi olmayan şeyi bana ortak koşman için sana güçlerini kullanırlarsa, arık sen o ikisine de sakın itaat etme. Sizin dönüş yeriniz banadır. Artık sizin işlemekte olduğunuz şeyleri, size ben haberlendireceğim.

9- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz onları kesinlikle o düzgünlerin içine girdireceğiz.

10- Ve o insanlardan kimi: "Biz Allah'a inandık" der. Fakat Allah'ın uğrunda rahatsız edildiği zaman, o insanların bir ayartmasını, Allah'ın azabı gibi sayar. Ve ant olsun ki eğer senin Efendinden bir yardım gelirse, onlar kesinlikle "Şüphesiz ki biz sizin beraberinizdeydik" derler. Ve Allah, o tüm insanların göğüslerindeki şeyleri en iyi bilen değil midir?

11- Ve Allah kesinlikle, inanmış olan kimseleri de bilir ve kesinlikle, o ikiyüzlüleri de bilir.

12- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler, inanmış olan kimselere: "Siz bizim yolumuzu izleyin ve biz de sizin kusurlarınızı taşıyalım" dedi. Oysa onlar onların kusurlarından hiçbir şeyi taşıyıcılar değildir. Şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

13- Ve onlar kendi ağırlıklarını ve kendi ağırlıklarının beraberinde (başka) ağırlıkları da kesinlikle taşıyacaklar ve onlar o kalkışın günü yakıştırmakta oldukları şeylerden kesinlikle (bilgi) talep edilecekler.

14- Ve ant olsun ki biz, Nuh'u topluluğuna gönderdik de onların içinde elli yıl eksik, bin sene kaldı. Onlar haksızlık yaparlarken, o tufan onları tutuverdi.

15- Bunun üzerine biz, onu ve o geminin arkadaşlarını kurtardık ve biz onu (gemiyi) o tüm insanlara bir ayet yaptık.

16- 17- 18- Ve İbrahim. Bir zaman topluluğuna: "Siz Allah'a kulluk edin ve O'na karşı korunun. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Siz ancak ve ancak Allah'ın berisinden bir takım putlara kulluk ediyorsunuz ve siz onları gerçeğin yönünü değiştirme olarak yaratıyorsunuz. Şüphesiz ki sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğunuz şeyler, size bir rızık vermeye sahip olamazlar. Öyleyse siz o rızkın peşine Allah'ın yanından düşün ve O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. Eğer siz yalanlarsanız, sizden önceki ana toplumlar da kesinlikle yalanlamıştı. Ve (onlara gelen) o elçinin üzerinde de o apaçık ulaştırmadan başkası yoktu" demişti.

19- Ve onlar görmediler mi Allah o yaratmayı nasıl başlatıyor sonra onu tekrar geri döndürüyor? Şüphesiz ki bu, Allah'a göre kolaydır.

20- Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de o yaratış nasıl başlamış bir bakın, sonra Allah o sonraki oluşmayı da oluşturucaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine bir güç yetiricidir."

21- O, kimi dilerse azaplandırır ve kimi dilerse sürekli şefkat eder. Ve siz yalnızca O'na çevrileceksiniz.

22- Ve siz (Allah'ı) o yerde ve o gökte yetersiz bırakıcılar değilsiniz. Ve sizin için Allah'ın berisinden hiçbir yakın ve yardımcı yoktur.

23- Ve o kimseler ki, Allah'ın ayetlerini ve O'nun karşılaşmasını örttüler, işte onlar benim şefkatimden ümit kesmişlerdir. Ve işte onlar var ya, bir acı azap onlar içindir.

24- Bunun üzerine topluluğunun ona cevabı: "Onu öldürün veya onu yakıp mahvedin" demelerinden başkası olmamış, bunun üzerine Allah onu o ateşten kurtarmıştı. Şüphesiz ki bunda inanmakta olan bir topluluğa kesinlikle ayetler vardır.

25- Ve (İbrahim): "Siz ancak ve ancak o yakın yaşamda aranızda bir gönül bağı için, Allah'ın berisinden bir takım putlar edindiniz. Sonra o kalkışın günü sizin bir kısmınız bir kısmı (nın kulluğunu) örter ve sizin bir kısmınız bir kısmı dışlar. Ve sizin sığınacak yeriniz o ateştir. Ve sizin için yardımcılardan da hiçbiri yoktur" demişti.

26- Bunun üzerine Lut ona inanmıştı. Ve (İbrahim): "Şüphesiz ki ben, (sizi) Efendime terk ediciyim. Şüphesiz ki O, çok güçlünün, en bilgenin ta kendisidir" demişti.

27- Ve biz ona İshak'ı ve Yakub'u bahşetmiş ve onun soyunda o haberciliği ve o kitabı onun soyunda devam ettirmiş ve biz onun ödülünü de o yakın (yaşam) da vermiştik. Ve şüphesiz ki o, o sonraki (yaşamda da) kesinlikle o düzgünlerdendir.

28- 29- Ve Lut. Bir zaman topluluğuna: "Şüphesiz ki siz, o tüm insanlardan hiçbir kimsenin onunla kesinlikle sizin önünüze geçmediği (sizden önce kimsenin işlemediği) o hayasızlığa geliyorsunuz. Gerçekten siz mi o erkeklere geliyor ve o yolu kesiyor ve sohbet ortamlarınızda o yadırganmışa geliyorsunuz?" demişti. Bunun üzerine topluluğunun ona cevabı: "Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını bize getir" demelerinden başkası olmamıştı.

30- (Lut): "Ey Efendim, o bozuculuk yapanlar topluluğuna karşı bana yardım et" demişti.

31- Ve bizim elçilerimiz İbrahim'e o müjdeyi getirdiklerinde: "Şüphesiz ki biz, şu kasabanın mensuplarını yok edicileriz. Şüphesiz ki onun halkı haksızlık yapanlardır" demişlerdi.

32- (İbrahim): "Şüphesiz ki onda Lut vardır" demişti. Onlar: "Biz, onda olan kimseyi en iyi bileniz. Biz, onu ve o geride kalanlardan olan karısı hariç onun mensuplarını kesinlikle kurtaracağız" demişlerdi.

33- 34- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde onlar için kötüleşti ve onlar için göğsü daraldı. Ve onlar: "Sen sakın kaygılanma ve sakın üzülme, şüphesiz ki biz seni ve o geride kalanlardan olan karın hariç senin mensuplarını kurtarıcıyız. Şüphesiz ki biz, şu kasabanın mensuplarına itaatten çıkmakta oldukları nedeniyle o gökten bir titreten azap indiricileriz" demişlerdi.

35- Ve ant olsun ki, bağlantı kurmakta olan bir topluluk için, biz onda (gözle görülen) bir apaçık ayet bıraktık.

36- Ve Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik de topluluğuna): "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin ve o sonraki günü bekleyin. Ve siz sakın bu yerde bozuculuk yapanlar olarak karışıklık çıkarmayın" dedi.

37- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine o şiddetli sarsıntı onları tuttu, böylece yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

38- Ve Ad'ı ve Semud'u da (yok ettik). Ve (onların durumu) size durulma yerlerinden kesinlikle apaçık belli olmuştur. Ve o şeytan onlara işlerini süslemiş, böylece onları o yoldan uzaklaştırmıştı. Oysa onlar (şeytanın bu oyununu) görebilecek olanlardı.

39- Ve Karun'u ve Firavun'u ve Haman'ı da (yok ettik). Ve ant olsun ki Musa onlara o apaçık delilleri getirmişti de onlar o yerde büyüklük taslamışlardı ve onlar (kaçarak) öne geçenler olamadılar.

40- Böylece biz (bu toplulukların) her birini kendisinin peşine takılı suçuyla tuttuk. Artık onlardan kimi (topluluk) var ki biz onun üzerine bir kızgın taş fırtınası gönderdik. Ve onlardan kimi var ki onu o çığlık tuttu. Ve onlardan kimi var ki biz onu o yerin dibine soktuk. Ve onlardan kimi var ki biz batırdık. Ve Allah'ın onlara haksızlık yapması olası değildi. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapıyorlardı.

41- Allah'ın berisinden yakınlar edinmiş olan kimselerin örneği, bir ev bellemiş olan o örümceğin örneği gibidir. Ve şüphesiz ki evlerin en yılgını, kesinlikle o örümceğin evidir. Eğer onlar biliyor olsalardı.

42- Şüphesiz ki Allah onların, kendisinin berisinden herhangi bir şeyden çağırmakta oldukları şeyleri biliyor. Ve O, çok güçlüdür, en bilgedir.

43- Ve bu örnekler, biz onları o insanlara ortaya koyuyoruz. Ve onları o bilenlerden başkası bağlantı kurmuyor.

44- Allah, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. Şüphesiz ki bunda, o inananlara kesinlikle (gözle görülen) bir ayet vardır.

45- Sen, sana o kitaptan vahyedilen şeyi peşi sıra oku ve o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o kulluk görevi o hayasızlıktan ve o yadırganmıştan  vazgeçirir. Allah'ın hatırlaması ise daha büyüktür. Ve Allah, sizin ustalıkla yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.

46- Ve siz, o içlerinden haksızlık yapmış olan kimseler hariç, o kitabın mensuplarıyla o en iyi olandan başkasıyla sakın söz dalaşı yapmayın ve siz: "Biz, bize indirilmiş olan şeye ve size indirilmiş olan şeye inandık ve bizim tanrımız ve sizin tanrınız tektir ve biz O'na teslim olanlarız" deyin.

47- Ve böylece biz, sana da o kitabı indirdik. Bu nedenle bizim kendilerine o kitabı verdiğimiz kimseler, ona inanır. Ve bunlardan da (Mekkelilerden) kimi ona inanır. Ve bizim ayetlerimizi o gerçeği örtücülerden başkası da ısrarla reddetmiyor.

48- Ve sen, onun öncesinden hiçbir kitaptan peşi sıra okuyor ve onu sağ elinle yazıp çiziyor değildin, aksi takdirde o geçersizciler kesinlikle kuşkulanırlardı.

49- Hayır o, o bilgi verilmiş olan kimselerin göğüslerinde apaçık ayetlerdir. Ve bizim ayetlerimizi o haksızlık yapanlardan başkası da ısrarla reddetmiyor.

50- Ve onlar: "Ona, kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir ayet indirilmeli değil miydi?" dediler. Sen de ki: "(Gözle görülen) o ayetler, ancak ve ancak Allah'ın yanındadır. Ve ben, ancak ve ancak bir apaçık uyarıcıyım."

51- Bizim, onlara peşi sıra okunmakta olan o kitabı, sana indirmiş olmamız, onlara yetmedi mi? Şüphesiz ki bunda inanmakta olan bir topluluğa kesinlikle bir şefkat ve bir hatırlatma vardır.

52- Sen de ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, o göklerdeki ve o yerdeki şeyleri biliyor. Ve o kimseler ki, geçersize inandılar ve Allah'ı(n ayetlerini) örttüler, işte onlar o ziyan edenlerin ta kendileridir."

53- Ve onlar, senin o azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Ve eğer bir isimlenmiş süre olmasaydı, o azap onlara kesinlikle gelirdi. Ve onlar fark etmezlerken (o azap) onlara beklenmedik bir zamanda kesinlikle gelecektir.

54- Onlar, senin o azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Ve şüphesiz ki cehennem, o gerçeği örtücüleri kesinlikle kuşatıcıdır.

55- O gün o azap onları üstlerinden ayaklarının altından kaplayacak ve (Allah onlara): "Siz, işlemekte olduğunuz şeyleri tadın" diyecek.

56- Ey benim inanmış kimseler olan kullarım, şüphesiz ki benim yerim kapsayıcıdır, o halde siz yalnızca bana kulluk edin.

57- Her bir benlik o ölümü tadıcıdır, sonra siz bize döndürüleceksiniz.

58- Ve o kimseler ki, inandılar ve o düzgün işleri işlediler, biz kesinlikle onları o bahçeden özel odalara yerleştireceğiz ki onların altından o nehirler akar, onlar onlarda sürekli kalıcıdrılar. O (güzel işleri) işleyenlerin ödülü ne güzeldir.

59- O kimseler ki, direnç göstermiş olanlar ve Efendilerini üstlenici edinmekte olanlardır.

60- Ve canlıdan nicesi vardır ki, kendi rızkını taşıyamaz. Allah, onlara da ve size de rızık veriyor. Ve O, o en iyi işiticidir, o en iyi bilicidir.

61- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Kim, o gökleri ve yeri yarattı ve o güneşi ve o ayı kim boyun eğdirdi?" diye (bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle "Allah" diyecekler. Böyle iken onlar nasıl yön değiştiriyorlar?

62- Allah, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutar ve (kime dilerse de) ona ölçü koyar. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi en iyi bilicidir.

63- Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Kim, o gökten bir su indirdi de onunla o yeri onun ölümü sonrasından yaşattı?" diye (bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle "Allah" diyecekler. Sen de ki: "O övgü Allah'adır." Hayır, onların tamamı bağlantı kurmazlar.

64- Ve o yakın yaşam bir oyalanmadan ve bir oyundan başka birşey değildir. Ve şüphesiz ki o sonraki yurt, o asıl yaşamın ta kendisidir. Eğer onlar biliyor olsalardı (sonraki yurt için çalışırlardı).

65- Artık onlar, bindikleri zaman o gemide Allah'ı, o yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak çağırırlar. Ne zaman ki O, onları o karaya (çıkarıp) kurtardığında ise, onlar birden (Allah'ı) ortak koşarlar.

66- Bizim onlara verdiğimiz şeylere (biraz daha) nankörlük etmeleri ve (şimdilik) yararlanmaları için. Artık onlar ileride bilecekler.

67- Onlar görmediler mi kendi çevrelerinden o insanlar kapılıverirken, şüphesiz ki biz (Mekke'yi) bir dokunulmazlıklı güvenli yer yaptık? Şimdi onlar geçersize inanıyor ve Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?

68- Ve Allah'a karşı bir yalan yakıştırmış veya kendisine geldiğinde o gerçeği yalanlamış o kimseden, daha haksızlık yapan kimdir? O gerçeği örtücüler için cehennemde bir barınak yok mudur?

69- Ve o kimseler ki, bizim uğrumuzda güçlerini kullandılar, biz onları kesinlikle yollarımıza ileteceğiz. Ve şüphesiz ki Allah, kesinlikle o iyilik edenlerin beraberindedir.


2 Haziran 2025 Pazartesi

Kur'an Meali Yasağı Üzerinde Bir Düşünce

Bu yazının yazıldığı tarihin en önemli gündemi olmasa da (çünkü Gazze katliamı gibi daha önemli bir gündem halen yaşanmaktadır) Kur'an'la iştigal edenler arasında DİB e verilen bazı Kur'an meallerini yasaklama yetkisi bu günlerin gündemini oluşturmaktadır. DİB tarafından oluşturulacak bir konsülün herhangi bir mealin yasaklanıp yasaklanmaması üzerinde karar verme yetkisine sahip olması, öncelikle kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü bu konsülün bir mealin doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde karar vereceği kriterlere göre kendilerinin yaptırdığı mealler bile mebzul miktarda hataları barındırmaktadır. 

DİB bu yetkisini kullanırken ortaya koyacağı kriterler, Kur'an'ın temel ilkelerini baz alan kriterler değil, adına "Ehli sünnet vel cemaat" denilen ve bu isim altında ortaya konulan birçok inanç  esasının Kur'an ile taban tabana zıt olduğu kriterler üzerinden yapılacağı da herkesçe malumdur. Bu kriterler üzerinden değerlendirilen bazı Kur'an meallerinin haliyle bu inanca zıt olduğu ortadadır. Bu inancın esaslarına uymayan meallerin yasaklanması ve toplatılması gerektiği bu kuruluşun kuracağı konsül tarafından uygulamaya konulacaktır.

Kur'an mealleri üzerinde konuşmak yetkisine sahip olan bir kuruluşun önce bu inancı terk ederek salt Kur'an merkezli bir inanç üzerinden bu işi yapması gerekir ki, bu da balığın kavağa çıkması gibi imkansız bir durumdur. Bu da demektir ki DİB yapacağı bir Kur'an meali tetkikinde yanlı bir durum sergileyecek ve birçok Kur'an meali bundan etkilecektir.

Yasaklanacak mealler içinde Kur'an esaslarına aykırı meallerin olacağı bir realitedir. Biz böyle meallere sonuna kadar karşı olmakla birlikte, bunların despot bir zihniyet tarafından kanun ile yasaklanmasını da kabul edemeyiz. Çünkü yasağı DİB değil okuyucuların kendileri hür iradeleri koymalıdır.

Şurası bir gerçektir ki, ülkemizde son 50 senedir Kur'an'a olan yönelmenin bir etkisi olarak herkes Kur'an meali yapmakta neredeyse bir yarışa girmiştir. Bu durumun ülkede bir meal enflasyonunu meydana getirdiği de malumdur. 

               Bana okuduğun meali söyle, sana hangi cemaatten olduğunu söyleyeyim. 

Her cemaatin okunmasını veya okunmamasını tavsiye ettiği mebzul miktarda meal bulunan bir ülkede yasakçı zihniyet zaten her an çalışmaktadır. DİB de halen mevcut olan yasakçı zihniyete TBMM nin çıkardığı bir kanun ile yasal olarak dahil edilmiştir. Mümeyyiz akla sahip olmayan okuyucu, hangi mealin okunup okunmaması gerektiği kendisi değil, mensup olduğu tayfanın reislerinin karar vererek ona göre hareket etmeyi beklemektedir.

Bir mealin doğruluğu ve yanlışlığı üzerinde fikir yürütmeye sahip olacak kişi ve kurum üzerinde bile bir fikir sağlanmasının mümkün olamayacağı aşikardır. Bu ülkenin okuduğu mealin doğruluğu veya yanlışlığı hakkında fikir verebilecek insanın yine kendi dini inancı doğrultusunda olması gerektiğini düşünen insanların ülkesi olduğu unutulmamalıdır.

Netice itibari ile bu yasak kararı neresinden baksanız elinizde kalan ve desteklemesi mümkün olmayan bir karardır.

Hal böyleyken Kur'an mealleri üzerinde de karınca kararınca iki laf etmeye çalışalım. Çünkü ne dersek diyelim ortada bir sıkıntı vardır ve bu sıkıntılar halen gündemdeki yerini korumaktadır.

Bugün ülkemizde mevcut bulunan Kur'an meallerini 2 kategoride toplamak mümkündür.

1- Lafzi meal. Yani Kur'an metninin aslının tercümesi üzerinden yapılan mealler. Aslında buna çeviri demek daha uygun düşmektedir.

2- Anlam yorum meal. Bu yöntem, lafza bağlı kalmayan, lafzın ne demek istediğini merkeze alan, kişinin Kur'an'dan anladığını yansıtması üzerine kurulu bir yöntemdir.

1. kategorideki mealleri kontrol etmek, Arapça metnin kelime karşılığı üzerinden yapılan değerlendirme ile mümkün olmaktadır. Bu yöntem, kontrol açısından daha kolaydır. Yapılan değerlendirme sonucunda eğer kelimenin aslına uygun olmayan bir karşılık verilmişse, hata anında ortaya çıkacaktır.

Lafzi meal, doğruluk ve yanlışlık açısından kontrolu en kolay meal yöntem olması açısından kanaatimizce daha güvenilirdir, meal okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim meal bu kategoriye dahil olan meallerdir. Çünkü meal yapıcısının hatası veya tahrifi bu yöntemle yapılan meallerde anında ortaya çıkar.

2. kategoriye giren mealler, daha dikkatli okunması gereken meallerdir. Çünkü bu yöntemle yapılan meallerde kişisel görüşler daha bi ön plana çıkmakta, meal yapıcısı Kur'an ve İslam hakkındaki kişisel düşüncesini Kur'an'a söyletme imkanı bulabilmektedir.

Bütün anlam yorum tarzı mealleri bi kalemde silip atmamakla birlikte, hata ve tahrif barındırma açısından daha müsait bir yapısı olması açısından daha dikkatli okunması gereken mealler bu kategorideki meallerdir. Bu yöntemler meal yapan bir kimseye, herhangi bir hata uyarısı yapıldığında, sığınma noktası "Bu konuda ben böyle düşünüyorum" demesi olmakta, dolayısı ile kendisini eleştiriye kapatmaktadır.

Kur'an mealleri hakkında bu kısa düşünceden sonra, bir de bu mealleri yapanlar hakkındaki şahsi kanaatimizi paylaşmak isteriz.

Kimsenin kalbini açıp bakma imkanına sahip olmadığımız için, bir meal yapıcısının ne amaçla meal yaptığı üzerinde bir şey söylememiz yakışık almayacaktır. Ancak mealin neye ve kime hizmet ettiği üzerinde fikir yürütme imkanına sahip olabiliriz.

Bir mealin veya meal yapıcısının hakkında fikir sahibi olmak için önce doğru bir Kur'an anlayışına sahip olmak gerekmektedir. Bu anlayış ise, Kur'an'ın yüzyıllar boyunca elçiler üzerinden anlattığı bütün insanlar arasındaki ortak kelime olan ALLAH'A KİMSEYİ ORTAKLAŞTIRMAMAK esası üzerine kurulu bir din anlayışına sahip olmakla mümkün olacaktır.

Bir meal yapıcısı eğer böyle bir inanca sahip değilse, yapacağı meal insanları Allah'a kulluğa değil, başkalarına kulluğa davet etmek olacaktır. Olayın en kötü tarafı bunu yaparken Allah'ın kitabını kullanmış olmasıdır.

Bir mealin veya meal yapıcısının hakkında kanaate varabilmenin en sağlıklı yolunun bu olduğunu düşünmekteyiz. Tevhidi anlayışa sahip bir kişi olarak okuyacağımız mealler bize kimsenin veya hiçbir kurumun etkisi altında kalmadan o meal veya meal yapıcısı hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır.

Son yıllarda bazı üniversitelerin yaptığı ve çok ta faydalı olduğunu düşündüğümüz meal sempozyumları, akademisyen camianın bu konuya daha objektif yaklaşımını beraberinde getirmiş, ve birçok mealdeki hata ve tahrifin akademik bir üslupla okuyuculara yansımasını sağlamıştır.

Kur'an mealleri hakkında makaleler kaleme alan akademisyenlerin, bu konuyu yasakçı zihniyet gözüyle bakmadan ele alması, Kur'an meallerinin gelecekte daha sağlıklı bir zemine oturmasını sağlaması açısından umut vericidir.


31 Mayıs 2025 Cumartesi

KASAS SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2-  Bunlar, o apaçık kitabın ayetleridir.

3- Biz, inanmakta olan bir topluluğa Musa'nın ve Firavun'un bir kısım haberinden, o gerçeği peşi sıra sana okuyacağız.

4- Şüphesiz ki Firavun, o yerde yücelenmiş ve onun mensuplarını taraftarlar olarak bölmüştü. Onlardan bir zümreyi zayıf düşürüyor, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını yaşatıyordu. Şüphesiz ki o, o bozuculuk yapanlardandı.

5- 6- Ve biz de, o yerdeki zayıf düşürülen kimselere büyük iyilikte bulunmak ve onları önderler yapmak ve o mirasçılar yapmak ve o yerde olanak sağlamak ve Firavun'a ve Haman'a ikisinin askerlerine onlardan sakınmakta oldukları şeyi göstermek istiyorduk.

7- Ve biz, Musa'nın annesine: "Sen onu emzir. Ona karşı kaygılandığın zaman, artık sen onu o denize bırak ve sakın kaygılanma ve sakın üzülme. Şüphesiz ki biz, onu sana geri döndürücüleriz ve onu o gönderilmişlerden olarak atayıcılarız" diye vahyettik.

8- Böylece Firavun'un ailesi sonunda kendilerine bir düşman ve bir üzüntü (kaynağı) olarak, onu bulup aldı. Şüphesiz ki Firavun ve Haman ve ikisinin askerleri, kusur işleyenlerdi.

9- Ve Firavun'un karısı: "(Bu çocuk), benim ve senin için bir göz ferahlığıdır. Siz onu sakın öldürmeyin. Belki bize faydası olur veya biz onu bir çocuk ediniriz" dedi. Oysa onlar (başlarına gelecekleri) fark etmez bir haldelerdi.

10- Ve Musa'nın annesi, gönlü bomboş olarak sabahladı. Eğer o inananlardan olması için onun kalbinin üzerine bağ vurmamış olsaydık, şüphesiz ki neredeyse onu belirtecekti.

11- Ve (annesi) kızkardeşine: "Onun izini takip et" dedi. Böylece o, onlar (onu) fark etmez bir haldelerken uzak bir yerden onu gördü.

12- Ve biz ona önceden o emziricileri yasaklamıştık. Bunun üzerine (kız kardeşi): "Ben size bir ev mensubunun üzerine kılavuzluk edeyim mi, onlar ona sizin için güvence olurlar ve onlar ona içtenlikle öğüt vericilerdir?" dedi.

13- Böylece biz, onun (annesinin) gözü ferah olması ve üzülmemesi ve şüphesiz ki Allah'ın söz vermesinin bir gerçek olduğunu bilmesi için, onu annesine geri döndürdük. Fakat onların (Firavun Haman ve askerlerinin) tamamı bunu bilmezlerdi.

14- Ve o, en çetinliğine ulaşıp oturaklaştığında biz ona bir karar yeteneği ve bir bilgi verdik. Biz o iyilik edenlere böyle karşılık veririz.

15- Ve (Musa) onun mensuplarından bir kısmının duyarsızlık (uyku) hali üzerinde olduğu bir vakit o şehre girdi. Derken onda (birbiriyle) öldürüşen iki adam buldu. Bu, onun taraftarından ve bu da onun düşmanının (taraftarın)dan. Derken onun taraftarından olan kimse, onun düşmanının (taraftarın)dan olan kimseye karşı onun yardımına sığınmak istedi. Bunun üzerine Musa ona yumruk attı, böylece onun (ölüm hükmünü) yerine getirdi. (Musa): "Bu, o şeytanın işindendir. Şüphesiz ki o, bir apaçık saptırıcı düşmandır" dedi.

16- (Musa yine): "Ey Efendim, şüphesiz ki ben kendi benliğime haksızlık ettim, artık sen beni bağışla" dedi, bunun üzerine (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz ki O, o çok bağışlayıcının, şefkati süreklinin ta kendisidir.

17- (Musa yine): "Ey Efendim, bana verdiğin nimet nedeniyle, artık ben o suç işleyenlere bir sırt veren asla olmayacağım" dedi.

18- Böylece o şehirde bir kaygıyla (etrafını) gözetleyerek sabahladı. bir de baktı ki o dün ondan yardım istemiş olan kimse, ona feryat ediyor. Musa ona: "Şüphesiz ki sen, kesinlikle bir apaçık azgınsın" dedi.

19- Ne zaman ki o, ikisine de bir düşman olan o kimseyi yakalamak istediğinde: "Ey Musa, sen o dün bir benliği öldürdüğün gibi beni de mi öldürmeyi istiyorsun? Şüphesiz ki sen, bu yerde bir zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun. Ve sen o düzelticilerden olmak ta istemiyorsun" dedi.

20- Ve bir adam o şehrin en uzağından koşarak geldi: "Ey Musa, Şüphesiz ki o ileri gelenler seni öldürmeleri için senin hakkında birbirleriyle danışıyorlar, hemen (bu şehirden) çık. Şüphesiz ki ben, sana o içtenlikle öğüt vericilerdenim" dedi.

21- Bunun üzerine (Musa) bir kaygıyla (etrafını) gözetleyerek ondan çıktı. "Ey Efendim, beni haksızlık yapanlar topluluğundan kurtar" dedi.

22- Ve Medyen'in karşısına yüzünü yönelttiğinde: "Efendimin beni o yolun denk olanına iletmesi umulur" dedi. 

23- Ve Medyen'in suyuna vardığında, onun üzerinde o insanlardan (hayvanlarını) suvaran bir ana toplum buldu ve onların berisinden (hayvanlarını suvarmaktan) meneden iki kadın buldu. (Musa onlara): "(Bu durumla ilgili) ikinizin söyleyecek sözü nedir? dedi. (İki kadın): "Biz, o güdücüler geri çekilene kadar (hayvanlarımızı) suvarmayız ve bizim babamız da bir büyük ihtiyardır" dedi.

24- Bunun üzerine (Musa) o iki kadın için (hayvanları) suvardı, sonra o gölgeye yakınlaştı da: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben, hayırdan bana indireceğin o şeye bir muhtacım" dedi.

25- Akabinde iki kadından biri, sıkılgan bir hal üzere ilerleyerek ona geldi: "Şüphesiz ki babam bizim için suvardığın şeyleri bir ödül ile seni karşılıklandırmak için seni çağırıyor" dedi. Ne zaman ki o, ona  geldiği ve (başından geçen) o olayı ona anlattığında: "Sen sakın kaygılanma, o haksızlık yapanlar topluluğundan kurtuldun" dedi.

26- İki kadından biri: "Ey babacığım, onun ödül karşılığı çalışmasını iste. Şüphesiz ki emek karşılığı ile çalışmasını istediğin kimselerin en hayırlısı o çok kuvvetli, o güvenilen kimsedir" dedi.

27- (Babaları): "Şüphesiz ki ben, sekiz hac yılı bana ödül karşılığı çalışmana karşı, şu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Yok eğer sen on (yıl) a tamamlarsan, o da senin yanındandır. Ve ben sana meşakkat vermeyi de istemem. Eğer Allah dilemişse, sen beni o düzgünlerden bulacaksın" dedi.

28- (Musa): "Bu, benimle senin aranda (bir antlaşma)dır. Ben o iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana bir düşmanlık yoktur. Ve Allah, bizim söylemekte olduğumuz şeyin üzerinde bir üstlenicidir" dedi.

29- Ne zaman ki Musa o süreyi yerine getirdiği ve (ev) mensuplarıyla yürüdüğünde, Tur'un yanından bir ateş sezinledi. (Ev) mensuplarına: "Siz durup bekleyin, şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim. Umarım ki ben size ondan bir haber veya o ateşten bir kor getiririm ki siz ısınasınız" dedi.

30- 31- 32- Ne zaman ki o, ona geldiğinde, o bereket verilmiş bölgedeki o vadinin sağ yamacından ağaçtan: "Ey Musa, şüphesiz ki ben  o tüm insanların Efendisi Allah'ın ta kendisiyim" diye ve "Değneğini at" diye seslenildi. Ne zaman ki o, onu hızlı bir yılan  gibi titreştiğini gördüğünde, bir arka dönen olarak (başka tarafa) yakınlaştı ve (değneğini) takip etmedi. (Allah): "Ey Musa, sen (geri) yönel ve sakın kaygılanma, şüphesiz ki sen o güvende olanlardansın. Elini yakanın içine sok, hiçbir kötülük olmaksızın bembeyaz çıksın. Ve o ürkmeden (dolayı açılan) kanadını da (kolunu) kendine yapıştır. Bu ikisi, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine senin Efendinden iki sağlam kanıttır. Şüphesiz ki onlar, itaatten çıkanlar topluluğu oldular" dedi.

33- 34- (Musa): "Ey Efendim, şüphesiz ki ben onlardan bir benlik öldürdüm, bundan dolayı ben, beni öldürmelerinden kaygılanıyorum. Ve kardeşim Harun o, dil bakımından benden daha berraktır, artık onu da beni doğrulayan bir destekçi olarak benim beraberimde gönder. Şüphesiz ki ben, onların beni yalanlamalarından kaygılanıyorum" dedi.

35- (Allah): "Biz, senin pazunu kardeşinle çetinleştireceğiz ve biz, ikinizi bir yetkili yapacağız, artık onlar bizim (gözle görülen) ayetlerimizle ikinize yanaşamazlar. İkiniz ve sizin ikinizi izlemiş kimseler, o yenenlersiniz" dedi.

36- Ne zaman ki Musa, bizim (gözle görülen) apaçık ayetlerimizi onlara getirdiğinde onlar: "Bu, bir yakıştırılmış sihirden başka bir şey değil. Ve biz, bunu bizim o ilk atalarımızda işitmedik" dediler.

37- Ve Musa: "Benim Efendim, kendi yanından o doğruya iletini getiren kimseyi ve o yurdun sonu onun olacak kimseyi en iyi bilendir. Gerçek şu ki, o haksızlık yapanlar başarıya eriştirilmez" dedi.

38- Ve Firavun: "Ey o ileri gelenler, ben sizin için benden başka hiçbir tanrı bilmedim. Ey Haman, benim için o çamurun üzerinde bir ateş tutuştur da bana bir yüksek kule yap, umarım ki ben Musa'nın tanrısına yükselirim (vakıfolurum). Ve şüphesiz ki ben onun kesinlikle o yalancılardan olduğun kanısına varıyorum" dedi.

39- O ve onun askerleri o hakları olmaksızın o yerde büyüklük tasladı ve şüphesiz ki onlar bize döndürülmezler oldukları kanısına vardılar.

40- Bunun üzerine biz de onu ve askerlerini tuttuk da o denizin içine fırlatıp attık. Şimdi sen o haksızlık yapanların sonu nasıl oldu artık bir bak.

41- Ve biz, onları o ateşe çağırmakta olan önderler yaptık. Ve onlar o kalkışın günü yardım da edilmezler.

42- Ve biz, onlara o yakın yaşamda bir dışlamayı izlettirdik. Ve kalkışın günü ise onlar o çirkinleşmişlerdendir.

43- Ve ant olsun ki biz, bizim o ilk kuşakları yok etmemiz sonrasından Musa'ya, o insanlara doğruyu görmeler ve bir doğruya iletici ve bir şefkat olarak, o kitabı verdik ki onlar hatırlayalar. 

44- Ve sen, biz Musa'ya o işi yerine getirdiğimiz zaman, o batı yanında değildin ve sen o tanık olanlardan da değildin.

45- Fakat biz, (Musa'dan sonra nice) kuşaklar oluşturduk da o ömür kendilerine uzatıldı. Ve sen, Medyen mensupları içinde bir barınan olarak bizim ayetlerimizi onlara peşi sıra okuyan da değildin. Fakat biz (elçi) göndericiler idik.

46- Ve sen, biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senin Efendinden bir şefkat olarak senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu senin uyarman için (bunları sana vahyettik) ki onlar hatırlayalar.

47- Ve onlara kendi ellerinin öncelediği şeyler nedeniyle bir musibet değdirildiğinde: "Ey Efendimiz, bize bir elçi göndermeli değil miydin ki biz senin ayetlerini izleyip o inananlardan olsaydık?" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

48- Ne zaman ki bizim yanımızdan o gerçek onlara geldiğinde, onlar: "Musa'ya verilmiş olan şeylerin bir örneği (ona da) verilmiş olmalı değil miydi?" dediler. Oysa onlar önceden Musa'ya verilmiş olan  şeyi de örtmemişler miydi? Onlar: "İki sihir sırt sırta veriyor" dediler. Ve onlar: "Şüphesiz ki biz hepsini örtücüleriz" dediler.

49- Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de o ikisinden daha doğru bir kitap getirin de ben onu izleyeyim."

50- Yok eğer onlar seni cevaplandırmadılarsa, artık sen onların ancak ve ancak kendi keyfi eğilimlerini izlemekte olduklarını bil. Ve Allah'tan bir doğruya ileteni olmaksızın kendisinin keyfi eğilimine takılmış o kimseden daha sapkın kimdir?  Şüphesiz ki Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

51- Ve ant olsun ki biz, o söyleneni onlara iliştirdik ki onlar hatırlayalar.

52- Bizim kendilerine onun öncesinden o kitabı verdiğimiz kimseler var ya, onlar ona inanırlar.

53- Ve (o söylenen) onlara peşi sıra okunduğu zaman onlar: "Biz ona inandık, şüphesiz ki o, bizim Efendimizden o gerçektir. Şüphesiz ki biz, onun öncesinden de teslim olanlardık." derler.

54- İşte onlara direnç gösterdikleri nedeniyle onların ödülü iki kere verilecektir. Onlar o kötülüğü o iyilikle defederler ve onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar. 

55- Ve onlar o amaçsız sözü işittikleri zaman, ondan kayıtsız kalırlar ve onlar: "Bizim işlediklerimiz bizedir ve sizin işledikleriniz de size. Selam sizin üzerinize olsun, biz o düşüncesizlerin peşine düşmeyiz" derler.

56- Şüphesiz ki sen, sevdiğin kimseyi doğruya iletemezsin, fakat Allah dileyeceği kimseyi doğruya iletir. Ve O, o doğruya iletilenleri en iyi bilendir.

57- Ve onlar: "Eğer biz senin beraberinde o doğruya ileteni izlersek, kendi yerimizden kapılıveririz" dediler. Biz, onlara kendi katımızdan bir rızık olarak her bir şeyin ürününün derlenip toplanmakta olduğu bir dokunulmazlıklı güvenli yere (yerleşmelerine) olanak sağlamadık mı? Fakat onların tamamı bilmezler.

58- Ve biz, onun (halkına sağladığı bol) geçim imkanından dolayı çalım satmış kasabadan kaçını yok ettik. İşte şunlar, onlardan sonra bir azı dışında (kimsenin) durulmadığı, onların durulma yerleri. Ve biz, onlara o mirasçılar olduk.

59- Ve senin Efendin, o kasabaları onların analarında (merkezlerinde) onlara bizim ayetlerimizi peşi sıra okuyan bir elçi harekete geçirene kadar, yok edici olmadı. Ve biz, o kasabaları onların mensupları haksızlık yapanlardan dışındakini de yok ediciler olmadık.

60- Ve o şey ki size herhangi bir şeyden verilmiştir, artık o (verilmiş olan) o yakın yaşamın bir yararı ve onun süsüdür. Ve Allah'ın yanında olan şey ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?

61- Öyleyse bizim ona bir iyi sözle söz verip de, onun da ona karşılaşıcı olacağı kimse, bizim onu o yakın yaşamın bir yararıyla yararlandırdığımız, sonra o kalkışın günü (azap için) o hazır bulundurulmuşlardan olacak kişi gibi midir?

62- Ve O o gün onlara seslenecek de: "Sizin, benim ortaklarım olduğunu iddia etmekte olduğunuz kimseler nerede?" diyecek.

63- Üzerlerine o söylenen gerçek olan kimseler: "Ey Efendimiz, bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, biz onları da azdırdık. Biz sana (yaklaşıp onlardan) ayrılıp uzaklaşıyoruz. Onlar yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değillerdi" dedi.

64- Ve onlara: "Siz ortaklarınızı çağırın" denildi, bunun üzerine onlar da onları çağırdılar fakat onlar, onları cevaplanlandırmadılar ve onlar o azabı gördüler. Keşke onlar doğruya iletiliyor olsalardı.

65- Ve O o gün onlara seslenecek de: "Siz, o gönderilmişleri ne ile cevapladınız? diyecek.

66- Artık o gün o haberler onlara körleşmiştir. Artık onlar birbirleriyle de (bilgi) talep edemezler.

67- Şimdi itaate dönmüş ve inanmış ve düzgün olan iş işlemiş olan kimselere gelince, onların o başarıya eriştirilenlerden olması umulur.

68- Ve senin Efendin, ne dilerse yaratır ve (elçiliğe) seçer. Onların o seçme hakkı yoktur*. Allah, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

*Zuhruf s. 31. ayetinin bu ayetin anlaşılmasında anahtar konumda olduğunu düşünüyoruz. Allahu alem.

69- Ve senin Efendin, onların göğüslerinin korumakta oldukları şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri biliyor.

70- Ve O, Allah ki, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O ilkte ve o sonrakinde o övgü O'nadır. Ve o karar da O'nundur. Ve siz O'na döndürüleceksiniz.

71- Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer Allah o geceyi sizin üzerinize o kalkış gününe kadar aralıksız olarak devam ettirse, Allah'ın dışında ışığı size getirecek tanrı kimdir? Siz hiç işitmez misiniz?"

72-  Sen de ki: "Siz gördünüz mü, eğer Allah o gündüzü sizin üzerinize o kalkış gününe kadar aralıksız olarak devam ettirse, Allah'ın dışında sizin onda durulacağınız geceyi size getirecek tanrı kimdir? Siz hiç görmez misiniz?"

73- Ve O'nun şefkatindendir ki o geceyi ve o gündüzü, sizin onda durulmanız ve kendisinin lütfundan bir kısmının peşine düşmeniz ve şükretmeniz için size oluşturdu.

74- Ve O o gün onlara seslenecek de: "Sizin, benim ortaklarım olduğunu iddia etmekte olduğunuz kimseler nerede?" diyecek.

75- Ve biz her ana toplumdan bir tanık çekip çıkardık da: "Haydi kendinizin sağlam kanıtını getirin" dedik. Böylece o gerçeğin Allah'a ait olduğunu bilmişler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.

76- 77- Şüphesiz ki Karun, Musa'nın topluluğundandı da onlara karşı saldırganlık yapmıştı. Ve biz ona onun anahtarlarını birbirine sıkı sıkıya bağlı o kuvvet sahibi topluluğun kaldırmakta şüphesiz ki güçlük çektiği o hazinelerden vermiştik. Bir zaman topluluğu ona: "Sakın (şımarıp) sevinme, şüphesiz ki Allah, o (şımarıp) sevinenleri sevmez. Ve Allah'ın sana verdiği o şeyde o sonraki yurdun peşine düş ve o yakın (yaşam)dan da hisseni unutma. Ve Allah'ın sana iyilik ettiği gibi, sen de iyilik et. Bu yerde sakın o bozuculuğun peşine düşme. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanları sevmez" demişti.

78- (Karun): "O (hazineler), bana ancak ve ancak benim yanımdaki bir bilgi üzerine verilmiştir" demişti. O, Allah'ın, onun öncesinden o kuşaklardan kuvvet bakımından ondan daha çetin ve toplu birlik bakımından daha çok olan o kimseleri kesinlikle yok etmiş olduğunu bilmedi mi? Ve o suç işleyenlere onların peşlerine takılı suçlarından (bilgi) talep edilmez.

79- Böylece (Karun), topluluğunun karşısına süslerinin içinde çıktı. O yakın yaşamı isteyen kimseler: "Ah keşke Karun'a verilmiş olan şeyin bir örneği bize de olsaydı. Şüphesiz ki o, kesinlikle bir büyük hisse sahibidir" dedi.

80- Ve o bilgi verilmiş olan kimseler: "Vay halinize, inanmış ve düzgün olan iş işlemiş olan kimseler için, Allah'ın (vereceği) dönüşümü daha hayırlıdır. Ve ona da o direnç gösterenlerden başkası karşılaştırılmaz" dedi.

81- Sonunda biz onu ve onun yurdunu o yerin dibine geçirdik de, onun için Allah'ın berisinden ona yardım edebilecek hiçbir birliği de olmadı. Ve o kendisine yardım edenlerden de olmadı.

82- Dün onun yerinde olma dileğinde bulunmuş olan kimseler: "Vay, demek şüphesiz ki Allah, o rızkı kendisinin kullarından kime dilerse geniş tutarmış ve (kime dilerse de) ölçü koyarmış. Eğer Allah bize büyük iyilikte bulunmuş olmasaydı, biz de dibe geçirirdi. Vay demek o gerçeği örtücüler başarıya eriştirilmezmiş" demeye başlayıverdiler.

83- Bu, o sonrakinin yurdudur. Biz onu o yerde bir yücelenme ve bir bozuculuk istemez kimselere vereceğiz. Ve o son o korunanlarındır.

84-  Kim o iyiliği getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Ve kim o kötülüğü getirirse, o kötülükleri işleyen kimseler, işlemekte oldukları şeylerden başkasıyla karşılık görmez.

85- Şüphesiz ki sana o okunan (Kur'an)ı belirlemiş olan kimse, seni kesinlikle tekrar geri dönülecek yere geri döndürücüdür. Sen de ki: "Benim Efendim, kim o doğruya ileteni getirdi ve kim kendisi bir apaçık sapkınlık içindedir, en iyi bilendir."

86- Ve sen bu kitabın sana bırakılmasını bekler değildin. Ancak senin Efendinden bir şefkat olarak (sana bırakıldı). Öyleyse sen sakın sakın o gerçeği örtücülere bir arka çıkan olma.

87- Ve onlar sana indirildikten sonra Allah'ın ayetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve sen Efendine çağır ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma.

88-  Ve sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O'nun yüzünün dışında her bir şey yok olucudur. O karar O'nundur ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz.


25 Mayıs 2025 Pazar

NEML SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin. Bu, o okunan (Kur'an)ın ve apaçık kitabın ayetleridir.

2- O inananları bir doğruya iletendir ve bir müjdedir.

3- O kimseler ki, o kulluk görevini ayağa kaldırırlar ve o arınmayı yerine getirirler ve onlar o sonraki (yaşama da) kesinkes inanların ta kendileridir.

4- Şüphesiz ki o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler var ya, biz onların işlerini onlar için süsledik, artık onlar bocalarlar.

5- İşte onlar o kimselerdir ki, o azabın kötüsü onlar içindir ve onlar o sonraki (yaşamda) da o en ziyan edenlerin ta kendileridir.

6- Ve şüphesiz ki sen bu okunan (Kur'an)ı bir en bilgenin, bir en iyi bilicinin katından karşılamaktasın. 

7- Bir zaman Musa (ev) mensuplarına: "Şüphesiz ki ben bir ateş sezinledim. Ben size ondan bir haber getireceğim veya size bir korlu ateş parçası getireceğim ki siz ısınasınız. demişti.

8- 9- 10- 11- 12- Ne zaman ki o, ona geldiğinde: "O ateşte olan kimse ve onun çevresindeki kimseler berekelendirilmiştir. O tüm insanların Efendisi Allah, münezzehtir. Ey Musa gerçek şu ki, ben o çok güçlü, o en bilge Allah'ın ta kendisiyim ve değneğini at" diye seslenilmişti. Ne zaman ki o, (değneğini atıp) onu hızlı bir yılan  gibi titreştiğini gördüğünde, arkasını dönen olarak yakınlaşmış ve (değneğini) takip etmemişti. (Allah): "Ey Musa, sen sakın kaygılanma şüphesiz ki benim yanımda o gönderilmişler kaygılanmaz. Ancak kim haksızlık etmiş, sonra bir kötülüğü arkasından bir iyiliğe değiştirmişse, artık şüphesiz ki ben bir çok bağışlayıcıyım, bir şefkati sürekliyim. Ve sen elini yakanın içine girdir, Firavun ve topluluğuna (gözle görülen) dokuz ayetin içinde olarak, hiçbir kötülük olmaksızın bembeyaz çıksın. Şüphesiz ki onlar itaatten çıkan bir topluluk oldular" demişti.

13- Ne zaman ki bizim (gözle görülen) ayetlerimiz onlara açıkça görülebilen olarak geldiğinde onlar: "Bu, bir apaçık sihirdir" demişlerdi.

14- Ve kendi benlikleri onlara kesinkes inandığı halde bir haksızlık yaparak ve bir yücelik taslayarak ısrarla onları reddettiler. Şimdi sen bak o bozucuların sonu nasıl olmuş.

15- Ve Ant olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a bir bilgi verdik. Ve ikisi de: "O övgü Allah'a dır O ki, bizi o inanan kullarından birçoğunun üzerine üstünleştirdi" dediler.

16- Ve Süleyman Davud'a mirasçı oldu ve: "Ey o insanlar, bize o kuşun konuşması öğretilmiştir ve bize her bir şeyden verilmiştir. Şüphesiz ki bu, kesinlikle o apaçık lütfun ta kendisidir" dedi.

17- Ve onun o cinden ve o insandan ve o kuştan (oluşan) askerleri Süleyman için sürülüp toplandı, artık onlar düzenli olarak sevk ediliyordu.

18- Nihayet o karıncaların vadisi üzerine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey o karıncalar, siz kendi durulma yerlerinize girin. Süleyman ve onun askerleri kendileri fark etmezlerken sizi çerçöp edip ezip geçmesin" dedi.

19- Bunun üzerine onun bu sözünden dolayı bir gülümsemeyle tebessüm etti ve: "Ey Efendim beni, bana ve anneme babama verdiğin nimetine şükretmeme ve senin ona hoşnut olacağın düzgün olan iş işlemeye beni düzenli olarak sevk et ve beni kendi şefkatinle o düzgün kullarının içine girdir" dedi.

20- 21- Ve o kayıp kuşu araştırdı da (bulamadı), bunun üzerine: "Bana ne oluyor ben o hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa o algılanamayanlardan mı oldu? Ben onu kesinlikle bir çetin azapla azaplandıracağım veya ben onu kesinlikle boğazlayacağım veya bana kesinlikle bir apaçık kanıt getirecek" dedi. 

22- 23- 24- 25- 26- Bir uzak (zaman) durup bekleme olmaksızın (o hüdhüd geldi ve): "Ben, senin onu (bilgice) kuşatamadığın bir şeyi kuşattım ve ben sana Sebe'den bir kesinkes haber getirdim. Şüphesiz ki ben onlara hükümranlık eden ve her bir şeyden verilmiş bir kadın buldum ve onun bir büyük tahtı da var. Ben onu ve topluluğunu Allah'ın berisinden o güneşe secde ederlerken buldum. Ve o Allah'a ki o göklerde ve yerde o gizliyi çıkarana ve sizin saklı tutmakta olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri bilene secde etmesinler diye o şeytan onların işlediklerini onlara süslemiş, böylece onları o yoldan uzaklaştırmış, artık onlar doğruya iletilmezler. Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur, o büyük tahtın Efendisidir" dedi.

27- 28- (Süleyman): "Sen doğru mu söyledin yoksa o yalancılardan mı oldun biz bakacağız. Sen benim bu kitabımı götür de onu onlara karşılaştır, sonra sen onlardan (başka tarafa) yakınlaş, artık sen ne (cevap) ile döneceklerine bak?" dedi.

29- 30- 31- (Hükümdar): "Ey o ileri gelenler, şüphesiz ki ben bir değerli kitapla karşılaştırıldım. Şüphesiz ki o, Süleyman'dandır ve şüphesiz ki o, 'Şefkati kapsamlı, şefkati sürekli Allah adınadır. Siz, bana karşı yücelenmeyin ve teslim olanlar olarak bana gelin' diye (yazmaktadır)" dedi.

32- (Hükümdar): "Ey o ileri gelenler, benim işimde bana bir görüş bildirin. Ben, bir işte siz bana tanıklık edene kadar, kesip atan olmadım" dedi.

33- Onlar: "Biz, bir kuvvet sahibiyiz ve biz, bir çetin baskı sahibiyiz ve (bu konuda) o buyruk senindir. Sen neyi buyuracaksın artık bak" dediler.

34- 35- (Hükümdar): "Şüphesiz ki o hükümdarlar bir kasabaya girdikleri zaman, onu bozarlar ve onun mensuplarının en güçlülerini en aşağılık bir hale getirirler. Ve onlar da böyle yaparlar. Ve şüphesiz ki ben onlara bir hediye göndericiyim de o gönderilmişler ne ile dönecek bakıcıyım" dedi.

36- 37- Ne zaman ki onlar Süleyman'a geldiğinde: "Siz beni bir mal ile mi uzatıyorsunuz? Oysa Allah'ın bana verdiği, sizin verdiğiniz o şeyden daha hayırlıdır. Hayır, (ben değil) siz kendi hediyenizle kendiniz seviniyorsunuz. Onlara dön de (şunları söyle: Eğer bana teslim olanlar olarak gelmezlerse) biz onlara, kendilerinin onları kesinlikle önleyemeyecekleri bir orduyu getiririz ve biz onları en aşağılık bir halde küçülenler olarak ondan (Sebe'den) kesinlikle çıkarırız" dedi.

38- (Süleyman): "Ey o ileri gelenler, onlar bana teslim olanlar olarak gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirir?" dedi.

39- O cinden bir becerikli: "Sen kendi mevkiinden kalkmandan önce, ben onu sana getiririm. Ve şüphesiz ki ben, o iş üzerine kesinlikle çok kuvvetliyim, güvenilirim" dedi.

40- O kitaptan bir bilgi kendisinin yanında olan kimse: "Senin bakışın sana geri döndürülmeden önce ben onu sana getiririm" dedi. Ne zaman ki o, onu kendisinin yanında sabitleşici durumda gördüğünde: "Bu, ben şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni yoklaması için benim Efendimin lütfundandır. Ve kim şükrederse, ancak ve ancak kendi benliği için şükreder. Ve kim nankörlük ederse, artık şüphesiz ki benim Efendim, bir ihtiyaçsızdır, bir çok cömerttir" dedi.

41- (Süleyman): "Ona tahtını yadırgattırın, biz bakalım doğruya iletilecek mi yoksa doğruya iletilmez kimselerden mi olacak?" dedi.

42- Ne zaman ki o geldiğinde ona: "Senin tahtın bu gibi miydi?" denildi. O : "Sanki o, o dur" dedi. (Süleyman ve onun etrafındakiler): "Ondan (hükümdardan) önce o bilgi bize verilmişti ve biz teslim olanlar olmuştuk" (dediler).

43- Ve onu Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduğu şeyler uzaklaştırmıştı. Şüphesiz ki o, gerçeği örtücü bir topluluktan olmuştu.

44- Ona: "O köşke gir" denildi. O, ne zaman ki o, onu gördüğünde bir derin su hesap etti ve (eteğini) iki bacağından kaldırdı. (Süleyman): "Şüphesiz ki o, pürüzsüzleşmiş billurdan bir köşktür" dedi. (Hükümdar): "Ey Efendim, ben kendi benliğime haksızlık ettim ve ben Süleyman'ın beraberinde o tüm insanların Efendisi Allah'a teslim oldum" dedi.

45- Ve ant olsun ki biz Semud'a kardeşleri Salih'i "Siz Allah'a kulluk edin" (desin) diye gönderdik. Bir anda onlar birbirleriyle çekişen iki bölük oluverdiler.

46- (Salih): "Ey topluluğum, siz niçin o iyilikten önce o kötülüğü çabuklaşmasını istiyorsunuz? Siz, Allah'a bağışlama istemeli değil miydiniz ki siz şefkat edilesiniz?" dedi.

47- Onlar: "Biz senin yüzünden ve senin beraberinde olan kimseler yüzünden uğursuzluğa dolandık" dediler. (Salih): "Sizin uğursuzluğunuz (işlediğinizden doğan sonuçlarınız) Allah'ın yanındadır. Hayır, siz ayartılmakta olan bir topluluksunuz" dedi.

48- Ve o şehirde dokuzlu bir küçük topluluk vardı, onlar o yerde bozuculuk yaparlar ve düzelticilik yapmazlardı.

49- Onlar: "Biz onu ve onun (ev) mensuplarını kesinlikle gece (öldürme) planı yapacağız, sonra biz onun (hakkını arayabilecek) yakınına, kesinlikle: 'Biz onun ve onun (ev) mensuplarının yok edilişine biz tanık olmadık ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' diyeceğiz diye, siz birbirinizle Allah'a yeminleşin" dediler.

50- Ve onlar bir tuzak kurdular ve biz de onlar fark etmezlerken bir tuzak kurduk.

51- Şimdi sen bak, onların kurduğu tuzağın sonu nasıl olmuş? Şüphesiz ki biz onları ve onların topluluğunu toplu olarak yerle bir ettik.

52- İşte bunlar, onların haksızlık yapmış olmaları nedeniyle çökmüş evleri. Şüphesiz ki bunda bilmekte olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) bir ayet vardır.

53- Ve biz inanmış ve korunmakta olan kimseleri kurtardık. 

54- 55- Ve Lut'u da, bir zaman topluluğuna: "Siz görmekte olduğunuz halde o hayasızlığa mı geliyorsunuz? Gerçekten siz mi o kadınların berisinden şiddetli (cinsel) arzulu olarak o adamlara geliyorsunuz? Hayır, siz düşüncesizlik etmekte olan bir topluluksunuz" demişti.

56-  Bunun üzerine topluluğunun ona cevabı: "Siz, Lut'un hanedanını kasabanızdan çıkarın. Şüphesiz ki onlar çok temiz kalan insanlarmışdemelerinden başkası olmamıştı.

57- Bunun üzerine biz, onu ve karısı hariç onun mensuplarını kurtarmış biz, onun o geride kalanlardan olmasını takdir etmiştik.

58- Ve biz, onların üzerine bir yağmur yağdırmıştık. Artık ne kötüdür o uyarılmışların yağmuru.

59- Sen de ki: "O övgü Allah'adır ve bir esenlik O'nun seçtiği kullarının üzerinedir." Allah'mı daha hayırlıdır yoksa onların ortak koşmakta oldukları şeyler mi? 

60- Yoksa, o gökleri ve yeri yaratmış ve sizin için gökten o suyu indirmiş olan kimse mi (daha hayırlıdır?) Böylece biz onunla, göz alıcılık sahibi alımlı bahçeler bitirdik. Sizin onların bir ağacını bitirmeniz (mümkün) değildi. Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Hayır, onlar (başkalarını) eşit tutmakta olanlar topluluğudur.

61- Yoksa, o yeri bir sabitlik yapmış ve onun arasında nehirler meydana getirmiş ve ona çakılı dağlar yerleştirmiş ve o iki su kütlesinin arasına engel koymuş olan kimse mi (daha hayırlıdır?) Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Hayır, onların tamamı bilmezler.

62- Yoksa, kendisini çağırdığı zaman o zarar görmüşü cevaplandırmakta olan ve o kötülüğü (ondan) kaldırmakta olan ve sizi o yerde ardıllar yapmakta olan kimse mi (daha hayırlıdır?) Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Siz biraz olsun hatırlamıyorsunuz.

63- Yoksa, sizi o karanın ve o su kütlesinin karanlıkları içinde doğruya iletmekte olan ve kendisinin şefkati önünden o rüzgârları bir müjde olarak göndermekte olan kimse mi (daha hayırlıdır?) Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

64- Yoksa, o yaratmayı başlatmakta olan sonra onu tekrar geri döndürmekte olan kimse mi ve size o gökten ve yerden rızık vermekte olan kimse mi (daha hayırlıdır?) Allah'ın beraberinde başka bir tanrı mı? Sen de ki: "Eğer siz o doğru söyleyenler iseniz, haydi kendinizin sağlam kanıtını getirin."

65- Sen de ki: "O göklerde ve o yerde o algılanamayananı Allah'tan başka kimse bilmez. Ve onlar ne zaman (yeniden) harekete geçirileceklerini bile fark edemiyorlar."

66- Hayır, onların o sonraki (yaşam) hakkındaki bilgisi (elçilerle) yetiştirildi. Hayır, onlar ondan bir kararsızlık içindedir. Hayır, onlar ondan kördürler.

67- 68- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz ve bizim atalarımız bir toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi (topraktan) çıkarılmış (olacak)larız? Ant olsun ki bununla biz ve bizim atalarımız önceden söz verilmiştik. Bu, o ilklerin söylencelerinden başkası değil" dedi.

69- Sen de ki: "Siz, o yerde yürüyün de, o suç işleyenlerin sonu nasıl olmuş bir bakın."

70- Ve sen sakın onlara da üzülme. Ve sen sakın onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da darlık içinde olma.

71- Ve onlar: "Eğer doğru söyleyenler iseniz bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

72- Sen de ki: "Sizin çabuklanmasını istemekte olduğunuz şeyin bir kısmının sizin için birbiri ardına takılmış olması umulur."

73- Şüphesiz ki senin Efendin, o insanların üzerine kesinlikle bir lütuf sahibidir. Fakat onların tamamı şükretmezler.

74- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların göğüslerinin korumakta olduğu şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri kesinlikle biliyor.

75- O gökte ve o yerde hiçbir algılanmayan yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın.

76- Şüphesiz ki bu okunan (Kur'an), Yakub'un oğullarına aykırılığa düşmekte oldukları şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.

77- Ve şüphesiz ki o, o inananları kesinlikle bir doğruya ileten ve bir şefkattir.

78- Şüphesiz ki senin Efendin onların arasında kendisinin kararını yerine getirecektir. Ve O, çok güçlüdür, en iyi bilicidir.

79- O halde sen Allah'ı üstlenici edin. Şüphesiz ki sen, o apaçık gerçeğin üzerindesin.

80- Şüphesiz ki sen, o ölülere işittiremezsin ve sen arkasını dönenler olarak (başka tarafa) yakınlaştıkları zaman, o sağırlara da o çağrıyı işittiremezsin.

81- Ve sen o körleri sapkınlıklarından doğruya iletici de değilsin. Sen, teslim olanlar olarak bizim ayetlerimize inanan kimseden başkasına da işittiremezsin.

82- Ve biz, o söylenen onların üzerine düştüğü zaman, onlara o yerden onlar için bir canlı çıkarırız, o insanların bizim ayetlerimize inanmazlar olduklarını onlara sözlü olarak söyler.*

*Bu ayet, rivayet merkezli bir sürü uydurma üzerinden anlaşılmaya çalışılan bir ayetttir. Ancak bu ayeti 85. ayetten sonra okuduğumuzda, hesap gününde yaşanılacak bir olay olduğu anlaşılacak, hurafelerle anlaşılmaya gerek kalmayacaktır. Bu ayetlerin bağlamını 87- 83- 84- 89- 90- 85- 82-  sırası ile okuduğumuzda anlaşılması daha da kolaylaşacaktır.

83- Ve biz o gün her bir ana toplumdan bizim ayetlerimizi yalanlayan kimselerden bir bölüğü sürüp toplayacağız da onlar düzenli olarak sevk edilecekler.

84- Nihayet (huzurumuza) geldikleri zaman (Allah): "Siz benim ayetlerimi onları bilgi bakımından kuşatamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa siz ne işlemekteydiniz?" der.

85- Ve haksızlık yapmış olmaları nedeniyle o söylenen onların üzerine düştü. Artık onlar konuşamazlar.

86- Onlar görmediler mi şüphesiz ki biz o geceyi onda durulmaları için ve o gündüzü de açıkça görülebilen olarak yaptık? Şüphesiz ki bunda inanmakta olan bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) ayetler vardır.

87- Ve o boruya üfleneceği gün Allah'ın dilediği dışında o göklerde ve o yerde olan kimseler dehşete düşmüştür ve her biri O'na boyun bükenler olarak gelmişlerdir.

88- Ve sen o dağları görürsün de onları hareketsiz olarak hesap edersin, oysa onlar o bulutların geçip gittiği gibi geçip giderler. (Bu), Allah'ın ustalıkla yapmasıdır ki her şeyi sapasağlam yapmıştır. Şüphesiz ki O, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

89- Kim o iyiliği getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün dehşete düşmekten güvenli olanlardır.

90- Ve kim o kötülüğü getirirse, onların yüzleri  o ateşin içine kapandırılır. Onlara: "Siz işlemekte olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" (denilir).

91- 92- (Sen de ki): "Ben ancak ve ancak bu yerleşim merkezinin Efendisine ki onu(n bölgesinde bazı fiilleri) yasaklaştırmıştır, kulluk etmekle buyuruldum. Ve her bir şey, O'nundur. Ve ben o teslim olanlardan olmakla buyuruldum. Ve ben o okunan (Kur'an)ı peşi sıra okumakla (buyuruldum)." Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa artık sen de ki: "Ben ancak ve ancak o uyarıcılardanım."

93- Ve sen de ki: "O övgü Allah'adır. Size kendi (gözle görülen) ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız.Ve senin Efendin, sizin işlemekte olduklarınızdan duyarsız değildir.


15 Mayıs 2025 Perşembe

ŞUARA SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Ta, Sin, Mim.

2- Bu, o apaçık kitabın ayetleridir.

3- Herhalde sen onlar inanan olmuyor diye benliğini tüketicisin.

4- Eğer biz dilersek, onların üzerine o gökten bir ayet indiririz de, onların boyunları ona yumuşayıcı oluverir.

5- Onlara şefkati kapsamlıdan yenilenmiş hiçbir hatırlama gelmiyor ki, onlar ondan ancak kayıtsız kalanlar olmasınlar.

6- Onlar kesinlikle yalanladılar, artık onlara kendisini alaya almakta oldukları şeyin haberleri gelecektir.

7- Onlar görmediler mi o yeri? Biz onda her bir değerli çiftten nicesini bitirdik.

8- Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildir.

9- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

10- 11- Ve bir zaman senin Efendin, Musa'ya: "O haksızlık yapan topluluğa, Firavun topluluğuna git, onlar sakınmazlar mı" diye seslenmişti.

12- 13- 14- (Musa): "Ey Efendim şüphesiz ki ben, onların beni yalanlamalarından kaygılanıyorum, benim göğsüm daralır ve dilim çözülmez, bundan dolayı Harun'u da (benimle) gönder. Ve onların benim üzerimde (isnad ettikleri) bir peşime takılı suç var, bundan dolayı ben, beni öldürmelerinden kaygılanıyorum" demişti.

15- 16- 17- (Allah): "Hayır. İkiniz hemen bizim ayetlerimizle gidin, şüphesiz ki biz sizin beraberinizde işiticileriz. Haydi ikiniz Firavun'a gelin de: 'Şüphesiz ki biz, Yakub'un oğullarını bizim beraberimizde gönderesin diye (gönderilmiş) o tüm insanların Efendisinin bir elçisiyiz' deyin" demişti.

18- 19- (Firavun): "Biz seni bir çocuk iken bizim içimizde büyütüp beslemedik mi? Ve sen bizim içimizde ömründen senelerce kaldın ve (sonunda) sen, senin yaptığın şeyi de yaptın ve sen o gerçeği örtücülerdensin" demişti.

20- 21- 22- (Musa): "Ben onu yaptım, oysa ben o zaman o şaşkınlardandım. Bunun üzerine ben sizden kaygılandığımda kaçtım. Böylece benim Efendim bana bir karar yeteneği bahşetti ve beni o gönderilmişlerden olarak atadı. Bu, bir nimet olarak senin kendisiyle minnette bıraktığın (şeyin nedeni ise), senin Yakub'un oğullarını köleleştirmendir" demişti.

23- Firavun: "O tüm insanların Efendisi de nedir?" demişti.

24- (Musa): "Eğer siz kesin bilgiyle inananlar iseniz, o göklerin ve o yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Efendisidir" demişti.

25- (Firavun) kendi etrafında olan kimselere: "Siz işitmez misiniz (neler söylüyor)?

26- (Musa): "Sizin de Efendinizdir ve sizin o ilk atalarınızın da Efendisidir" demişti.

27- (Firavun) : "Size gönderilmiş kimse olan sizin bu elçiniz, kesinlikle cinlenmiştir" demişti.

28- (Musa): "Eğer siz bağlantı kuranlarsanız, (güneşin) o doğum yerinin ve o batım yerinin ve ikisinin arasında olan şeylerin de Efendisidir" demişti.

29- (Firavun): "Ant olsun ki eğer sen, benden başka bir tanrı edinirsen, ben seni kesinlikle hapsedilmişlerden yapacağım" demişti.

30- (Musa): "Eğer ben, sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı (beni hapsedeceksin)?" demişti.

31- (Firavun): "Eğer sen, o doğru söyleyenlerden isen haydi onu getir" demişti.

32- 33- Bunun üzerine (Musa) değneğini attı, birden o bir apaçık koca yılan (oluvermiş). Ve elini (koynundan) çekip çıkardı birden o, o bakanlara bembeyaz (oluvermiş).

34- 35- (Firavun) kendi etrafındaki o ileri gelenlere: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle en iyi bilici bir sihirbazdır. Kendi (yaptığı) sihri ile sizi, sizin yerinizden çıkarmak istiyor. Ohalde siz ne öneriyorsunuz?" demişti.

36- 37- Onlar: "Onu ve kardeşini beklet ve o şehirlerde sürüp toplayıcılar harekete geçir. Bütün en iyi bilici usta sihirbazları sana getirsinler" demişlerdi.

38- Bunun üzerine bir bilinmiş günün belirlenmiş vakti için o usta sihirbazlar toplanmıştı.

39- 40- Ve o insanlara da: "Eğer onlar o galiplerin ta kendileri olursa, bizim o usta büyücüleri izlememiz için siz de toplananlar mısınız?" denilmişti.

41- Ne zaman ki o usta sihirbazlar Firavun için geldiğinde onlar: "Eğer biz o yenenlerin ta kendileri olursak, şüphesiz ki bize kesinlikle bir ödül var mıdır?" demişlerdi.

42- O: "Evet ve şüphesiz ki siz o takdirde yakınlaştırılmış kimselerdensiniz" demişti.

43- Musa onlara: "Siz atıcılar olduğunuz şeyi atın" demişti.

44- Bunun üzerine onlar da kendi iplerini ve değneklerini atmışlar ve: "Firavun gücü (hakkı) için, şüphesiz ki biz o yenenlerin ta kendileriyiz" demişlerdi.

45- Bunun üzerine Musa'da değneğini atmıştı, birden o da onların yönünü değiştirmekte oldukları şeyleri yutuyor.

46- 47- 48- Bunun üzerine o usta sihirbazlar secde ederek (yere) atılmış onlar: "Biz o tüm insanların Efendisine, Musa'nın ve Harun'un Efendisine inandık" demişlerdi.

49- (Firavun): "Siz, benim size onay vermemden önce ona inandınız. Şüphesiz ki o, kesinlikle sizin büyüğünüzdür ki o size o sihri öğretmiştir. O halde siz ileride bileceksiniz. Ben kesinlikle sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazından kestireceğim ve ben kesinlikle sizi toplu olarak astıracağım" demişti.

50- 51- Onlar: "Hiçbir zararı olmaz, şüphesiz ki biz Efendimize çevrilicileriz. Şüphesiz ki biz, bizim o inananların ilki olmamızdan dolayı, Efendimizin bizim kusurlarımızı bize bağışlamasını umuyoruz" demişlerdi.

52- Ve biz Musa'ya: "Sen kullarımı (geceleyin) yürüt, şüphesiz ki siz izlenmişler (olacak)sınız" diye vahyettik.

53- 54- 55- 56- Bunun üzerine Firavun o şehirlerde: "Şüphesiz ki onlar kesinlikle bölük pörçük azınlıklardır. Ve şüphesiz ki onlar bize karşı kesinlikle öfkelidirler. Ve şüphesiz ki biz ise kesinliklebir toplu haldeki sakınanlarız" (diyerek) sürüp toplayıcılar gönderdi.

57- 58- Bunun üzerine biz onları bahçelerden ve su gözelerinden ve hazinelerden ve değerli yerlerden çıkardık.

59- İşte böyle. Ve biz onlara Yakub'un oğullarını mirasçı yaptık.

60- Derken onlar, gün doğma vaktine girenler iken onları izlediler.

61- Ne zaman ki o iki birlik birbirini gördüğünde, Musa'nın arkadaşları: "Şüphesiz ki biz, kesinlikle peşlerinden yetişilmişleriz" dedi.

62- (Musa): "Hayır. Şüphesiz ki benim Efendim, benim beraberimdedir, O beni doğruya iletecektir" dedi.

63- Bunun üzerine biz Musa'ya: "Değneğini o su kütlesine vur" diye vahyettik. Böylece (su kütlesi) ayrıldı da her bir ayrığı göğe yükselen o dağ gibi oldu.

64- Ve biz o sonrakileri oraya yanaştırdık.

65- Ve biz Musa'yı ve onun beraberinde olan kimseleri kurtardık.

66- Sonra biz o sonrakileri batırdık.

67- Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

68- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

69- Ve onlara İbrahim'in haberini peşi sıra oku.

70- Bir zaman babasına ve topluluğuna: "Siz nelere kulluk ediyorsunuz" demişti.

71- Onlar: "Biz putlara kulluk ediyoruz, biz onların üzerine kapanmaya da devam edeceğiz" demişlerdi.

72- 73- (İbrahim): "Siz çağırmakta olduğunuz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Veya onlar size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?" demişti.

74- Onlar: "Hayır, biz kendi atalarımızı böyle yaparlarken bulduk" demişlerdi.

75- 76- 77- 78- 79- 80- 81- 82- 83- 84- 85- 86- 87- 88- 89- (İbrahim): "Şimdi siz, sizin ve sizin eski atalarınızın kulluk etmekte oldukları şeyleri gördünüz mü? Şüphesiz ki onlar benim için bir düşmandır, o tüm insanların Efendisi başka. O ki beni yarattı, O beni doğruya iletir. Ve O ki beni yediriyor ve suvarıyor. Ve ben hastalandığım zaman, O beni iyileştirir. Ve O ki beni öldürecektir, sonra beni yaşatacaktır. Ve O ki o yükümlülüğün gününde benim kusurlarımı bana bağışlamasını ummakta olduğumdur. Ey Efendim, bana bir karar yeteneği bahşet ve beni o düzgünlere kat. Ve benim için o sonrakilerde bir doğruluk dili bırak. Ve beni o nimet bahçesine mirasçı yap. Ve babamı da bağışla, şüphesiz ki o, o sapkınlardandır. Ve beni onların (yeniden) harekete geçirilecekleri gün rezil etme. O gün mal ve oğullar fayda vermez. Allah'a bir selim kalple gelmiş kimse başka" demişti.

90- Ve o bahçe o korunanlara yanaştırılmıştır.

91- Ve o şiddetli ateş o azgınlara belirginleştirilmiştir.

92- 93- Ve onlara: "Sizin Allah'ın berisinden kulluk etmekte olduklarınız nerede? Onlar size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardım edebiliyorlar mı?" denildi.

94- Artık onlar ve o azgınlar onun içine yüzüstü atılmışlardır.

95- Ve toplu halde İblis'in askerleri de.

96- 97- 98- 99- 100- 101- 102- Onlar onun içinde birbirleriyle çekişerek: "Allah'a yemin olsun ki şüphesiz ki biz, kesinlikle ağaçık bir sapkınlık içinde idik. O zaman biz sizi o tüm insanların Efendisi ile denk tutuyorduk. Ve bizi o suçlulardan başkası da saptırmadı. Artık bizim için eşlikçilerden ve bir doğru sözlü sıcak dosttan hiçbiri yoktur. Eğer bizim için bir tekrar daha olsaydı, biz o inananlardan olurduk" dediler.

103-  Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

104- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, çok şefkati süreklinin ta kendisidir.

105- Nuh'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

106- 107- 108- 109- 110- Bir zaman kardeşleri Nuh, onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin" demişti.

111- Onlar: "Seni o en aşağılıklar izlemiş haldeyken, biz sana inannır mıyız?" demişlerdi.

112- 113- 114- 115- (Nuh): "Benim onların işlemekte oldukları şey hakkında bilgim yoktur. Eğer siz fark edebilirseniz, onların hesabı benim Efendimden başkasının üzerinde değildir. Ve ben o inananları kovucu değilim. Ben, bir apaçık uyarıcıdan başkası değilim" demişti.

116- Onlar: " Ey Nuh, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmezsen, kesinlikle o taşlanmışlardan olacaksın" demişlerdi.

117- 118- (Nuh): "Ey Efendim, şüphesiz ki topluluğum beni yalanladı. Artık benimle onların arasını bir açmayla aç ve benim beraberimde olan kimseleri kurtar" demişti.

119- 120- Bunun üzerine biz de onu o doldurulmuş gemideki onun beraberinde olan kimseleri kurtarmış, sonra biz o arkada kalıcıları batırmıştık.

121- Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

122- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

123- Ve Ad o gönderilmişleri yalanladı.

124- 125- 126- 127- 128- 129- 130- 131- 132- 133- 134- 135- Bir zaman kardeşleri Hud onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz, her bir tepeye bir ayet (dikkati çeken anıt) dikiyorsunuz da boş işlerle mi uğraşıyorsunuz? Ve siz, görkemli yapılar mı ediniyorsunuz ki sürekli kalıcılar olasınız? Ve siz yakaladığınız zaman, zorbalar olarak mı yakalıyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve korunun O (Allah'a) ki, sizi bilmekte olduğunuz şeylerle uzattı, sizi hayvanlarla ve oğullarla ve bahçelerle ve su gözeleriyle uzattı. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize bir acı gün azabından kaygılanıyorum" demişti.

136- 137- 138- Onlar: "Sen bize öğüt versen de yahut o öğüt verenlerden olmasan da bize denktir. Bu, o ilklerin yaratışından (geleneğinden) başkası değil. Ve biz, azaplandırılmışlardan da olmayacağız" demişlerdi.

139- Böylece onlar, onu yalanlamışlardı da biz de onları yok etmiştik. Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

140- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

141- Semud o gönderilmişleri yalanladı.

142- 143- 144- 145- 146- 147- 148- 149- 150- 151- 152- Bir zaman kardeşleri Salih onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Siz buradaki bahçeler ve su gözeleri ve ekinler ve hurmalıklar -ki onların tomurcukları olgunlaşmıştır- içinde güvenliler olarak hep bırakılacak mısınız? Ve siz o dağlardan şımaranlar olarak evler mi yontuyorsunuz? O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve siz o bozucuların buyruğuna uymayın. O kimseler ki o yerde bozuculuk yaparlar ve düzelticilik yapmazlar" demişti.

153- 154- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, haydi bir ayet getir" demişlerdi.

155- 156- (Salih): "Bu, bir dişi devedir, bir içme (hakkı) onun içindir ve bir bilinmiş gün içme (hakkı) sizin içindir. Ve siz sakın ona bir kötülükle dokunmayın, yoksa bir büyük azap sizi tutar" demişti.

157- Buna rağmen onu ayaklarını keserek ölmüşlerdi de pişman olanlardan olmuşlardı.

158- Bunun üzerine o azap onları tutuvermişti. Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

159- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

160- Lut'un topluluğu da o gönderilmişleri yalanladı.

161- 162- 163- 164- 165- 166- Bir zaman kardeşleri Lut onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. Ve siz eşlerinizden sizin Efendinizin sizin için yarattığı şeyleri bırakıyorsunuz da o tüm insanlardan erkeklere mi geliyorsunuz? Hayır, siz bir aşırı giden bir topluluksunuz" demişti.

167- Onlar: "Ey Lut, ant olsun ki eğer sen bundan vazgeçmezsen, kesinlikle o çıkarılmışlardan olacaksın" demişlerdi.

168- 169- (Lut): "Şüphesiz ki ben sizin işinize o soğukluk duyanlardanım. Ey Efendim, beni ve mensuplarımı onların işlemekte oldukları şeylerden kurtar" demişti.

170- 171- 172- Bunun üzerine biz de onu ve bir yetersiz (kadın) dışında onun mensuplarını toplu halde kurtarmış, sonra da o sonrakileri yerle bir etmiştik.

173- Ve biz onların üzerine bir yağmur yağdırmıştık. Artık ne kötüdür o uyarılmışların yağmuru. 

174- Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

175- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

176- O Eyke'nin arkadaşları da yalanladı.

177- 178- 179- 180- 181- 182- 183- 184- Bir zaman Şuayb onlara: "Siz hiç korunmaz mısınız? Şüphesiz ki ben sizin için bir güvenilir elçiyim. O halde siz Allah'a karşı korunun ve bana itaat edin. Ve ben sizden buna karşı hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o tüm insanların Efendisinden başkasının üzerinde değildir. O ölçeği eksiksiz yapın ve (insanları) o ziyan ettirenlerden olmayın. O dosdoğru terazi ile tartın. Ve siz o insanların eşyalarını(n değerini) sakın eksik tutmayın ve siz o yerde bozuculuk yapanlar olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Ve siz korunun O (Allah'a) ki, sizi ve ilk büyük toplulukları yarattı" demişti.

185- 186- 187- Onlar: "Sen ancak ve ancak o sihirlenmişlerdensin. Ve sen bizim örneğimiz bir beşerden başkası da değilsin. Ve şüphesiz ki biz senin kesinlikle o yalancılardan olduğun kanısına varıyoruz. Eğer sen doğru söyleyenlerden isen, haydi bizim üzerimize o gökten bir parça düşür" demişlerdi.

188- (Şuayb): "Benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilendir" demişti.

189- Böylece onlar, onu yalanlamışlardı da onları o gölge gününün azabı tutmuştu.

190- Şüphesiz ki bunda (gözle görülen) bir ayet vardır ve onların tamamı inananlar değildi.

191- Ve şüphesiz ki senin Efendin kesinlikle çok güçlünün, şefkati süreklinin ta kendisidir.

192- Ve şüphesiz ki o, kesinlikle o tüm insanların Efendisinin bir indirmesidir.

193- 194- 195- Onu, senin o uyarıcılardan olman için apaçık bir Arabi dille senin kalbine o güvenilen esinti indirdi.

196- Ve şüphesiz ki o (nun içeriği) o ilklerin de yazılı metinlerinin içindedir.

197- Onu Yabub'un oğulları bilginlerinin (önceden) bilmesi, onlar için bir ayet (delil) olmadı mı?

198- 199- Ve eğer biz onu o bazı yabancılara indirseydik de onu onlara okusaydı, yine de ona inananlar olmayacaklardı.

200- Biz onu o suçluların kalplerine böyle soktuk.

201- Artık onlar o acı azabı görene kadar ona inanmazlar.

202- 203- Artık (o acı azap) onlar fark etmezlerken beklenmedik bir zamanda gelir de onlar: "Biz (merhametle) bakılmışlar mıyız?" derler.

204-  Şimdi onlar bizim azabımızın (hala) çabuklaşmasını istiyorlar mı?

205- 206- 207- Şimdi sen gördün mü eğer biz onları senelerce faydalandırsak, sonra onlara söz verilmekte oldukları şey gelse, faydalandırılmakta oldukları şeyler onlardan bir ihtiyacı gidermez.

208- 209- Ve biz hiçbir kasabayı onun hatırlatan uyarıcıları olmadan yok etmedik. Ve biz haksızlık yapanlar olmadık.

210- Ve onu o şeytanlar indirmedi.

211- Ve onlara (bunu yapmak) uygun olmaz ve onlar (buna) güç yetiremezler.

212- Şüphesiz ki onlar o (vahyedileni) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.

213-  O halde sen Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı sakın çağırma, yoksa sen o azaplandırılmışlardan olursun.

214- Ve sen, en yakın oymağını uyar.

215- Ve sen, kanadını o inananlardan seni izlemiş olan kimseler için alçalt.

216- Yok e eğer onlar sana baş kaldırırlarsa, artık sen onlara de ki: "Şüphesiz ki ben, sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

217- Ve sen o en güçlüyü, şefkati sürekliyi üstlenici edin.

218- O ki, sen ayağa kalktığın vakit seni görüyor.

219- Ve senin o secde edenlerin içinde çevrilip durmanı da (görüyor).

220- Şüphesiz ki O, o en iyi işiticinin, o en iyi bilicinin ta kendisidir.

221- Ben size o şeytanların kimin üzerine inmekte olduğunu haberlendireyim mi?

222- (Şeytanlar) her azılı gerçeğin yönünü değiştirici günahkarın üzerine inmektedir.

223- Onlar, onlara kulak verirler ve onların tamamı yalancılardır.

224- Ve o şairleri de o azgınlar izler.

225- Sen görmedin mi şüphesiz ki onlar her bir vadide (susamış develer gibi) şaşkın şaşkın dolaşmaktadırlar?

226- Ve (sen görmedin mi?) şüphesiz ki onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.

227- İnanmış ve o düzgün işleri işlemiş ve Allah'ı pek çok hatırlamış ve haksızlığa uğratılmaları sonrasından yardımlaşan kimseler başka. Ve haksızlık yapan kimseler nasıl bir çevrilişle çevrileceklerini yakında bilecek.


10 Mayıs 2025 Cumartesi

FURKAN SURESİ ÇEVİRİSİ

1- Bereketi süreklidir ki O, tüm insanlara bir uyarıcı olması için, o (doğru ile yanlışı) ayıranı kendisinin kulunun üzerine indirdi.

2- O ki, o göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir ve bir çocuk da edinmemiştir ve O'nun hükümranlıkta bir ortağı da olmamıştır. Ve her bir şeyi yaratmış onu bir ölçüyle ölçülendirmiştir.

3- Ve onlar O'nun berisinden hiçbir şey yaratamaz, (üstelik) kendileri yaratılmakta olan  ve kendi benlikleri için bir faydaya ve bir zarara hükümran olamaz ve bir ölüme ve bir yaşama ve bir (yeniden) yayma (gücü) hükümran olamaz, bir takım tanrılar edindiler.

4- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu, onun yakıştırdığı ve sonraki bir topluluğun da onu bu iş üzerinde desteklediği yönü değişmiş gerçekten başkası değil" dediler, böylece bir haksızlıkla ve bir eğriltmeyle geldiler.

5- Ve onlar: "(Bunlar) onları yazdırdığı o ilklerin söylenceleridir, böylece onlar gündüzün erken vakti ve akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

6- Sen de ki: "Onu, O ki o göklerde ve o yerde o gizliyi bilen indirmiştir. Şüphesiz ki O, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir."

7- 8- Ve onlar: "Bu, o elçiye ne oluyor ki o yiyeceği yiyor ve o pazarlarda ilerliyor? Ona bir melek indirilip de bir uyarıcı olarak onun beraberinde olmalı veya ona bir hazine atılıyor olmalı veya onun ondan yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?" dediler. Ve o haksızlık yapanlar: "Siz, bir sihirlenmiş adamdan başkasına izlemiyorsunuz" dedi.

9- Sen bak, sana karşı nasıl örnekler ortaya koydular da böylelikle saptılar. Artık onlar (doğru) bir yola güç yetiremezler.

10- Bereketi süreklidir ki O, eğer dilerse sana bundan daha hayırlı bahçeler ki onların altından o nehirler akar ve sana köşkler verir.

11- Aksine, onlar o anı yalanladılar ve biz de o anı yalanlamış olan kimselere, bir çılgın ateş hazırladık.

12- O, onları uzak bir taraftan gördüğü zaman, onlar onu çok öfkeli ve homurtulu olarak işitirler.

13- Ve onlar ondan bir dar konum yerine birbirlerine yaklaştırılmış olarak atıldıkları zaman, orada bir yok oluşu çağırırlar.

14- (Onlara): "Bugün sakın bir tek yok oluşu çağırmayın, birçok yok oluşu çağırın" (denilir).

15- Sen de ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa o sürekli kalıcılığın bahçesi mi? O ki o korunanlara söz verilmiştir. O, onlar için bir karşılık ve bir varış yeri olmuştur."

16- Onda sürekli kalıcılar olarak dileyecekleri şeyler, onlar içindir. Bu, senin Efendinin üzerine bir sorumluluk sözü olmuştur.

17- Ve onları ve Allah'ın berisinden kulluk etmekte oldukları şeyleri şeyleri sürüp toplayacağı gün: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa onlar mı o yoldan saptılar?" der.

18- Onlar: "Seni tenzih ederiz. Bizim senin berinden bir takım yakınlar edinmemiz, bizim için uygun olmaz. Fakat sen onları ve onların babalarını yararlandırdın, nihayet o hatırlatmayı unuttular ve bir yıkıma uğrayan bir topluluk oldular" dediler.

19- (Bunun üzerine onlara): "(Bakın) onlar sizin söylemekte olduğunuz şey nedeniyle sizi kesinlikle yalanladılar. Artık siz  bir (azabı) çevirmeye ve bir yardıma güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık yaparsa, biz ona bir büyük azap tattırırız" (denilir).

20- Ve biz senden önce de o gönderilmişlerden hiçbirini göndermedik ki, şüphesiz ki onlar kesinlikle o yiyeceği yerler ve o çarşılarda ilerlerlerdi. Ve biz sizin bir kısmınızı bir kısmın üzerine bir ayartma yaptık ki direnç gösterebilecek misiniz? Ve senin Efendin bir en iyi görücüdür.

21- Ve o kimseler ki bizimle karşılaşmayı beklemezler: "Bize o melekler indirilmiş olmalı veya Efendimizi görmeli değil miydik?" dediler. Ant olsun ki kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve bir büyük azgınlıkla azdılar.

22- O melekleri görecekleri gün, o suç işleyenlere hiçbir müjde yoktur ve onlar: "Aşılmaz bir engel var" diyecekler.

23- Ve biz onların işten işledikleri şeyin önüne geçtik böylece biz onu bir saçılmış toz tanesi haline getirdik.

24- O bahçenin arkadaşları o gün bir sabitleşme yeri olarak daha hayırlı ve bir gündüz istirahatı olarak da daha iyidir.

25- Ve o göğün bulutlarla ayrışacağı ve o meleklerin indirildikçe indirildiği gün.

26- O gün o gerçek hükümranlık şefkati kapsamlınındır. Ve o gerçeği örtücüler için bir zorlu gün olmuştur.

27- 28- 29- Ve o gün o haksızlık yapan iki elinin üzerini ısıracak da: "Ah keşke ben de o elçinin beraberinde bir yol belleseydim. Vay halime, ah keşke ben de falancayı bir dost edinmeseydim. Ant olsun ki o hatırlatma bana geldikten sonra beni saptırdı. Ve o şeytan, o insanı yüzüstü halde bırakan olmuştur" diyecek.

30- Ve (o gün) o elçi de: "Ey Efendim, şüphesiz ki benim topluluğum bu okunan (Kur'an)ı terk edilmiş halde bıraktı" dedi.

31- Ve böylece biz her bir haberci için o suç işleyenlerden bir düşman oluşturduk. Ve bir doğruya iletici olarak da ve bir yardımcı olarak da senin Efendin yeter.

32- Ve gerçeği örtmüş olan kimseler: "Bu okunan (Kur'an), kendisine tek seferde toptan indirilmiş olmalı değil miydi? dediler. Böylece biz senin gönlünü onunla sabitleştirmemiz için onu bir sıralamayla sıraladık (belirli zamanlara yayarak indirdik).

33- Ve onlar sana bir örnek getirmezler ki, biz sana o gerçeği ve yorum bakımından daha iyisini getirmiş olmayalım.

34- O kimseler ki, yüzlerinin üzerine cehenneme sürülüp toplanacaklar. İşte onlar, konum yeri bakımından daha şerli ve yol bakımından daha sapkındırlar.

35- 36- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik ve onun beraberinde kardeşi Harun'u bir (yardımcı) taşıyıcı yaptık. Böylece biz (ikisine): "İkiniz, bizim (gözle görülen) ayetlerimizi yalanlamış olan o topluluğa gidin" dedik. Akabinde biz onları bir yıkımla yerle bir ettik.

37- Ve Nuh topluluğu, o elçiyi yalanladıklarında biz onları batırdık ve onları o insanlara (gözle görülen) bir ayet yaptık. Ve biz o haksızlık yapanlara bir acı azap hazırladık.

38- Ve Ad ve Semud ve o Ress'in arkadaşları ve bunların arasındaki birçok kuşaklar.

39- Ve biz, her birinin kendisine o örnekleri ortaya koymuştuk. Ve biz her birini bir dağıtmayla darmadağın ettik.

40- Ve ant olsun ki onlar o kötü yağmur yağdırılmış o kasabaya gelmişlerdir. Onu görüyor olmadılar mı? Aksine, onlar bir (yeniden) yaymayı beklemezler oldular.

41- 42- Ve onlar, seni gördükleri zaman: "Allah'ın bir elçi olarak harekete geçirdiği kimse bu mu? Eğer biz onların üzerinde direnç göstermeseydik, şüphesiz ki bizi neredeyse tanrılarımızdan kesinlikle  saptıracaktı(diyerek) seni bir alay konusu olaraktan başka edinmiyorlar. Ve onlar ileride o azabı görecekleri vakit, kim yol bakımından daha sapkınmış bilecekler.

43- Sen, tanrısını kendi keyfi eğilimi edinmiş olan kimseyi gördün mü? Artık sen mi ona bir üstlenici olacaksın?

44- Yoksa sen, onların tamamının işitmekte olduklarını veya bağlantı kurmakta olduklarını mı hesap ediyorsun? Onlar, o hayvanlar gibiden başkası değildir, hayır, onlar yol bakımından daha sapkındırlar.

45- Sen görmedin mi Efendini o gölgeyi nasıl uzattı? Ve O eğer dilemiş olsaydı onu durgun halde bırakırdı. Sonra biz o güneşi ona bir kılavuz yaptık.

46- Sonra biz onu kendimize bir kolay çekişle çektik.

47- Ve O ki, sizin için o geceyi bir elbise ve o uykuyu da bir dinlenme yaptı ve o gündüzü de bir (yeniden) yayılma yaptı.

48- 49- Ve O ki, o rüzgarları kendisinin kapsamlı şefkati önünden bir müjde olarak gönderdi. Ve biz o gökten de bizim onunla bir ölü yerleşim merkezini yaşatmamız ve bizim yarattıklarımızdan bir çok hayvanları ve insanları onunla suvarmamız için, bir tertemiz su indirdik.

50- Ve ant olsun ki biz, onların hatırlamaları için onu (suyu) kendilerinin arasında evirip çevirdik. Buna rağmen o insanların tamamı ancak bir nankörlükte diretti.

51- Ve eğer biz dileseydik her bir kasabada kesinlikle bir uyarıcı harekete geçirirdik.

52- Artık sen o gerçeği örtücülere sakın itaat etme ve onlara karşı onunla bir büyük güçle güç kullan.

53- Ve O ki, o iki su kütlesini karıştırdı. Bu, tatlı susuzluğu giderici ve bu, tuzlu acı. Ve ikisinin arasına aşılmaz bir engel koydu.

54- Ve O ki, o sudan bir beşer yarattı da onu bir soy ve hısım (sahibi) yaptı. Ve senin Efendin, bir güç yetiricidir.

55- Ve Allah'ın berisinden kendilerine fayda veremeyecek ve zarar da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar. Ve o gerçeği örtücü, kendisinin Efendisine karşı (şeytana) bir arka çıkan olmuştur.

56- Ve biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olaraktan başka göndermedik.

57- Sen de ki: "Ben, sizden buna karşı, kendisinin Efendisine bir yol edinmeyi dilemiş kimseler (olmanız) dışında hiçbir ödül talep etmiyorum."

58- Ve sen o yaşayanı üstlenici edin, O ki ölmez ve O'nu O'nun övgüsü ile tesbih et. Ve kendisinin kullarının peşlerine takılı suçlarını bir en iyi haber alıcı olarak O yeter.

59- O ki, o gökleri ve o yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine denkleşti. O, Şefkati kapsamlıdır. Artık sen O'nu bir en iyi haber alıcıya (bilgi) talep et.

60- Ve onlara: "Siz, şefkati kapsamlıya secde edin" denildiği zaman onlar: "O  şefkati kapsamlı da kimmiş? Biz, senin bize buyurduğun o şeye secde mi ederiz?" derler ve (bu denilen) onları nefretçe arttırmıştır.

61- Bereketi süreklidir ki O, o gökte kaleler oluşturdu ve onda bir lamba (güneş) ve ışık verici olarak bir ay oluşturdu.

62- Ve O ki, hatırlamak isteyen veya bir şükredici olmak isteyen kimseler için, o geceyi ve o gündüzü bir ardıl olarak oluşturdu.

63- Ve şefkati kapsamlının kulları o kimselerdir ki o yerin üzerinde alçak gönüllü olarak ilerlerler ve o düşüncesizler onlara söz söylediği zaman onlar "Selam" derler.

64- Ve onlar o kimselerdir ki, Efendilerine secde ederek ve ayakta durarak gecelerler.

65- 66- Ve onlar o kimselerdir ki, "Ey Efendimiz, cehennem azabını bizden çevir. Şüphesiz ki onun azabı (öde öde bitmez) ağır borç yüküdür. Şüphesiz ki o, ne kötü bir sabitleşme yeri ve bir kalış yeridir" derler.

67- Ve onlar o kimselerdir ki, harcadıkları zaman savurganlık yapmadılar ve cimrilik yapmadılar ve (harcamaları) bunun arasında bir kıvamda oldu.

68- Ve onlar o kimselerdir ki, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrıyı çağırmazlar ve Allah'ın (öldürülmesini) yasakladığı o benliği o gerçek (neden) dışında öldürmezler ve evliliksiz beraberlikte bulunmazlar. Ve kim bunu yaparsa, bir günahla karşılaşır.

69- O kalkışın günü o azap ona katlandırılır ve onda alçaltılan olarak sürekli kalır.

70- İtaate dönmüş ve inanmış ve düzgün olan iş işlemiş olan kimseler hariç. Allah, artık  işte onların kötülüklerini iyiliklere değiştirir. Ve Allah, bir çok bağışlayıcıdır, bir şefkati süreklidir.

71- Ve kim itaate döner ve bir düzgün iş işlerse, şüphesiz ki o, (itaate dönüşü kabul edilmiş) bir dönen olarak Allah'a döner.

72- Ve o kimseler ki, o (gerçeği) eğriltmeye tanıklık etmezler ve ve o amaçsız söze rast geldikleri zaman, değerli bir şekilde geçip giderler.

73- Ve o kimseler ki, Efendilerinin ayetleriyle hatırlatıldıkları zaman, onlara karşı sağırlar ve körler olarak kapanmadılar.

74- Ve o kimseler ki, "Ey Efendimiz, bizim eşlerimizden ve soylarımızdan bize gözler ferahlığı bahşet ve bizi o korunanlara bir önder yap" derler.

75- İşte onlar, direnç gösterdikleri nedeniyle o özel odayla karşılık görürler ve onlar onda ve bir esenlemeyle ve bir selamla karşılanırlar.

76- Onda sürekli kalıcılar olarak. Ne iyi bir sabitleşmişlik ve bir kalıcılıktır.

77- Sen de ki: "Eğer çağrınız olmasaydı, benim Efendim size ne diye aldırış eder. Oysa siz kesinlikle yalanladınız, artık ileride (azap size) bir zorunluluk olur."