38. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
38. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2026 Cuma

Maide s. 38. Ayetinin Bir Meali Örneğinde Kitabın Tahrifi

Herhangi bir eseri yabancı bir dilden kendi dilimize çevirirken uyulması gereken bazı etik kurallar olması gerektiği malumdur. Yazılan eseri hiçbir çevirmen "Ben bundan böyle anlıyorum veya böyle anlamak istiyorum" diyerek, çevirme hakkına sahip değildir. O dilin kendi dilimizdeki karşılıklarını ve gramer kaidelerini bilmek çeviri işini yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli husustur.

Bu durumu Kur'an ile ilişiklendirirsek şunları söyleyebiliriz.

Kur'an dilinin konuştuğumuz dil olmaması nedeniyle onun anlaşılma yolu mealler veya çeviriler ile olmaktadır. Kur'an meali veya çevirisi yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, metnin izin vermediği bir anlamın meal içine parantez koymadan yansıtılmasıdır. Hiç kimse "Ben bundan bunu anladım veya ben böyle anlamak istiyorum" şeklinde bir yaklaşımla Kur'an'ı çevirmeye kalkamaz, kalkarsa ve çeviriye de metin izn vermezse bunun adı TAHRİF olur. 

Son yıllarda ortaya çıkan "Anlam yorum" tarzı mealler dahi, metnin izin vermediği anlamlar yükleyerek "Ben bu ayeti böyle anladım" denilerek yazılma hakkına sahip değildir. Eğer metin ayetin yorumunu genişletmeye izin verirse buna sözümüz olmaz.

Sözü fazla uzatmadan ne demek istediğimizi Maide s. 38. ayetinin yapılmış bir mealine örnek vererek izah etmeye çalışacağız.

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Bu ayetin metne uygun olarak yapılmış çevirisi şu şekildedir.

---- Ve o hırsızlık yapan erkeğin ve o hırsızlık yapan kadının kazandıklarına bir karşılık Allah'tan bir caydırıcılık olarak, hemen ikisinin ellerini kesin. Ve Allah, çok güçlüdür, en bilgedir.

Son yıllarda bazı değişik Kur'an anlayışları nedeniyle bu veya benzeri ayetlerin farklı biçimde yorumlandığı herkesin malumudur. Bu durumu bu ayet hakkında söyleyecek olursak ayetteki el kesme emrinin hakiki anlamda bir el kesme değil, mecazi anlamda bir el kesme olduğu iddia edilmektedir.

Şunun özellikle altını çizerek söylüyoruz ki; Kur'an ayetleri ile ilgili olarak konuşan bir kimsenin elbette ayetler üzerinde yorum ve söyleme hakkı bulunmaktadır. Yalnız bu konuşma hakkı, metnin doğru bir şekilde okuyup meallendirilmesinden sonra olmalıdır. Doğru bir meal üzerinden yapılan yorumlar doğru veya yanlış olabilir, ve kişinin kendisini bağlar.

Bizim burada ısrarla üzerinde durduğumuz ve itiraz ettiğimiz konu metni kişinin kendi istediği anlam doğrultusunda çevirmeye kalkmasıdır.

Bu duruma kur'anmeali.org sitesinde bulunan bir meal üzerinden örnek vermek istiyoruz. Meal yapan kişinin adını kişi merkezli bir eleştiri yapmıyor olmamız nedeniyle vermiyoruz. Biz burada zihniyete ve hataya dikkat çekmeyi amaçlıyoruz.

---- Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık, ibretlik ceza olması için ellerini hırsızlıktan kesin. Allah güçlüdür, doğru karar verendir.

Dikkat edilirse bu meal "ellerini hırsızlıktan kesin" şeklindedir. Kanaatimizce meal sahibi kişi, hırsızlık cezasının hakiki anlamda bir el kesme olmadığı yönündeki ön yargısına istinaden böyle bir anlamı tercih etmiştir. Yani, "Kur'an'da hırsızlık cezası el kesme şeklinde olmamalıdır, o zaman ilgili ayetin anlamı da o şekilde verilmemelidir" şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir.

Peki böyle bir anlam metne uygun bir anlam mıdır?

Yine altını çizerek söylüyoruz ki; Amacımız el kesme cezasının mahiyetini tartışmak değildir. Bizim amacımız önce metnin doğru bir anlamının yapılıp yapılmadığının tesbitidir.

Meal yapıcısının ellerini hırsızlıktan kesin şeklinde yaptığı mealin Kur'an metindeki karşılığı fektau eydiyehuma şeklindedir. Dikkat edilirse mealde yer alan hırsızlıktan kelimesi metinde bulunmamaktadır. Metinde yer alan vessariku vessarikatu kelimelerinin karşılığı ise erkek hırsız ve kadın hırsız olarak mealde yer almaktadır.

Şimdi meal yapıcısına sorarız; Siz, metinde olmayan hırsızlıktan ilavesini herhangi bir parantez koyma ihtiyacı hissetmeden neden meale koydunuz? 

Aynı sitede bulunan bir başka kişinin mealinde aynı meal, "ellerini (hırsızlıktan) kesin" şeklinde yapılmıştır. Bu mealin sahibi, hırısızlıktan kelimesinin karşılığının metinde olmadığını bilerek parantez açmış ve bu ilaveyi koymuş, fakat bahsettiğimiz meal sahibi ise, böyle yapma ihtiyacı hissetmeden metne direk ilave yapmıştır.

Anlamın meal yapıcısının verdiği şekilde olması için Kur'an metninin Fektau eydiyehuma minessirkati şeklinde olması gerekmektedir. Yani ilave ettiği hırsızlıktan kelimesinin karşılığı olan minnessirkati kelimesinin metinde olması gerekmektedir ki böyle bir kelime metinde yoktur.

Öyleyse meal yapıcısı neden böyle bir ilaveye ihtiyaç duymuştur?

Meal yapıcısı önce, Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesme değildir veya olmamalıdır" şeklinde bir önyargı ile kitaba yaklaşmakta, sonra bu ön yargısını Kur'an'an'a söyletmek amacıyla bir kelime ilavesinde bulunmaktadır.

Burada bir başkası, "Acaba sizin "Kur'an'da hırsızlığın cezası el kesmedir" şeklinde bir önyargınız var da bu kişi sizin önyargınıza göre meal yapmadığı için onu suçluyor olabilir misiniz?" derse cevabımız şu olur.

Hayır, kişiyi suçlama nedenimiz bu değildir. Bizim kitaba yaklaşımımız bir şey Kur'an'da vardır veya yoktur şeklinde değildir. Bizim yaklaşımımız önce metnin doğru bir çeviri üzerinden anlaşılması, sonra da ayetler hakkında yorum yapılması yönündedir. Bu yorumlara katılırız veya katılmayız o ayrı.

Bu kişi eğer metni ilavesiz çevirip, "Bizim bu konudaki görüşümüz el kesme cezasının mecazi olduğu yönündedir" demiş olsaydı, bu  da kendi görüşü der, katılmasak ta onu suçlamazdık. Fakat kişi böyle yapmamış, metni tahrif ederek görüşünü Kur'an'a söyletmeye kalkmıştır.

Kur'an metni kendi içinde öyle bir anlam örgüsüne sahiptir ki, eğer bir kimse bu metin üzerinde bir tahrifata kalkışşsa bu kişi mutlaka bir yerde çelişkiye düşer ve kitap onun görüşünü yalanlar. Bu ayet mealinde de aynı şey söz konusudur.

Kişi, yaptığı mealde ayetin metninde bulunan nekalen minallahi ibaresinde bulunan minallahi ibaresini meale koymamış (olmayan kelimeyi koymak olan kelimeyi koymamak nasıl bir çeviri tekniği ise), nekalen kelimesine ibretlik ceza olması için anlamı vermiştir. Verdiği anlamda herhangi bir sıkıntı yoktur, fakat bu ibretlik cezanın ellerini hırsızlıktan kesmek anlamı ile nasıl uyuşabileceğini hiç düşünmemiştir.

Çünkü ibretlik ceza ile eli hırsızlıktan kesmek birbiri ile uygun bir karşılık değildir. İbretlik ceza caydırıcı sert bir tedbir, eli hırsızlıktan kesmek ise önleyici bir tedbirdir. Nekalen kelimesinin yerine "Önleyici bir tedbir olması için" şeklinde anlam verilebilecek bir kelime olsaydı, meal yapıcısı kişinin verdiği anlam kabul edilebilir bir anlam olurdu, fakat öyle bir kelime metinde yoktur.

Hasılı kelam; Kur'an, kimsenin keyfi olarak çevirebileceği veya yorumlayabileceği bir kitap değildir. Bu işi yapmanın metnin izin verdiği sınırlar ile yakından alakası vardır. Bu sınırı önceden aşan Yahudiler bizlere boşuna anlatılmamaktadır. Kimse bu kitabın ayetlerine "Ben yaptım oldu, ben dedim oldu" şeklinde bir yaklaşımla babasının kitabı muamelesi yapamaz.

                                 EN DOĞRUSUNU ALLAH C.C. BİLİR.

5 Mart 2018 Pazartesi

Enam s. 38. Ayeti: Eksik Bırakılmayan Kitap Kur'an mı?

Kur'an ayetlerinin, bağlam ve mantık örgüsü dışına çıkılarak okunduğunda, istenilen anlama çekilebileceği, isteyenin bu kitaba istediğini söyletebileceği bir duruma düşeceği herkesçe malumdur. Bu kitabı mevcut ön yargılarına onaylatmak isteyenlerin baş vurduğu ilk yöntem maalesef böyle bir okuma yöntemi olmaktadır. "Biz bu kitaba ne söyletmek istiyoruz?" sorusunun cevabını almak isteyenler önce cımbızla bir ayet seçip, ayetin önüne arkasına kitap içindeki bağlamına bakmadan, "Bak kardeşim ben demiyorum Allah diyor" şeklinde yaptıkları çıkarımın en büyük desteği, bu şekilde yapılan okumalardır.

Son yıllarda Kur'an'ın daha fazla gündeme gelmesi, rivayetlerin belirlediği din anlayışının yeniden sorgulanmasına, bu konuda safların iyice açılmasına, hatta şiddetli tartışmaların yaşanmasına sebep olduğu, konu ile alakalı olanlarca malumdur. Kur'an'ın din konusunda belirleyici yegane kitap olduğu iddiasına karşı getirilen, rivayetlerin Kur'an'ın tamamlayıcısı olduğu iddiası, ve bu iddiaya karşı Kur'an içinden getirilen, Kur'an'ın eksik olmadığı iddiasının, bazı ayetlerin bağlam ve bütünlük gözetilmeden okunması sonucunda getirilmiş olması, maalesef bir takım sorunlara sebep olmaktadır.

Bu duruma örnek olarak verebileceğimiz bir ayet olan Enam s. 38. ayetinin üzerinde durarak, bu ayetin, Kur'an'ın eksik olmadığına dair getirilebilecek bir delil olup olmayacağını anlamaya çalışacağız.

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ ۚ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
 Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta eksik bırakmadık, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.

Ayet içindeki "Biz kitapta eksik bırakmadık" cümlesi, "Kur'an eksik değildir" iddiasına delil olarak sunulan bir ayet olarak  kullanılmaktadır. Hatta cümle içine "Bu" ilavesi yapılarak, "Bu kitap" olarak yazılmakta ve ifadenin işaret ettiği anlamın Kur'an olduğu söylenmektedir. Halbuki cümle içinde "Bu" anlamı verecek bir işaret zamiri bulunmamasına rağmen, Kur'an'a istediğini söyletmek amaçlı bir okuma örneği sergilenmektedir.

Tefsirlerde ayetin bu cümlesi ile ilgili olarak yapılan yorumlarda Kitap kelimesi ile kast edilen anlam hakkında iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bir görüş bu kelime ile kast edilen anlamın Kur'an olduğunu savunurken, bir diğer görüş ise bu kelime ile kast edilen anlamın Levh-i Mahfuz olduğunu söylemektedir. Yani bu cümlede bulunan Kitap kelimesinin hangi anlama sahip olduğu konusunda iki ayrı iddia bulunmakta, iddiaların her ikisinin de doğru olma ihtimali bulunmadığı için, bu iki iddiadan bir tanesinin daha isabetli olması gerekmektedir.

Ortadaki bu iki iddianın hangisinin daha isabetli olabileceğine gelince;

Kur'an içinde geçen El Kitap kelimesinin sadece Kur'an anlamına gelmediği, bu kelime ile ilgili Kur'an içinde araştırma yapanların malumudur. Bu kelimenin anlam alanlarından bir tanesi, Allah'ın varlık üzerine koyduğu yasaları da ifade eden teşbihi bir anlam taşımaktadır. Bu kelimenin Kur'an anlamı taşıyabileceğini düşündüğümüzde, karşımıza bazı sorular çıkmaktadır şöyle ki:

Bu kelimenin Kur'an anlamı taşıdığını düşündüğümüzde, bu kitabın artık tamamlanmış ve bir daha herhangi bir ayetin inmemiş olması gerekmektedir ki, Allah (c.c) nin "Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" buyurması ile Kur'an'ın kast edildiğini anlayabilelim. Yani Enam s. 38. ayetinin Kur'an'ın son inen ayeti olması gerekmektedir ki, bu kitabın inişi artık bitmiş, ve bize din adına gerekli olanların bu son ayet ile tamamlandığının bildirilmiş olduğu bildirilmiş olsun.

Fakat bu ayetin inen en son ayet olduğunu söylemek mümkün değildir. Öyleyse Allah (c.c) nin iniş süreci devam eden bir kitabın daha inişi bitmeden "Biz kitapta şeyi eksik bırakmadık" demiş olması mantıklı görünmemektedir. Şayet o cümle yerine "Biz bu kitapta eksik bırakmayacağız" denilmiş olsaydı, belki cümlenin Kur'an'ı kast ettiği iddiası daha doğru görülebilirdi, lakin böyle bir cümle başka bir ayette de yoktur.

"Biz kitapta eksik bırakmadık" cümlesinin Kur'an'ı işaret  edebileceğini düşündüğümüzde, bu ayetin indiği zaman eksik olmadığı söylenen bir kitabın, bu ayetin inişinden sonra neden hala inmeye devam ettiğinin cevabı istenecektir. Yani Allah (c.c) iniş sürecinin ortasında bir ayet indirip, "Biz kitapta eksik bırakmadık" diyor, ama hala ayet indirmeye devam ediyor. Enam s. 38. ayetinde eksik bırakılmadığı bildirilen bu kitap eğer Kur'an ise, eksiğini tamamlamak için hala ayet indirmeye devam ediyor demek anlamına gelmektedir.

Özellikle kalbinde hastalık bulunan ve Kur'an hakkında çelişkiler arayan zehir hafiyelerin bizler tarafından ortaya atılan bazı çelişkili iddialar üzerinden belden aşağı vurmaya çalıştıkları malumdur. Kur'an ayetleri hakkında yapılacak olan yorumların, bazı karşı iddialara sebep olmayacak şekilde yapılması önem arz eden bir husustur. Enam s. 38. ayetinde eksik bırakılmayan kitabın Kur'an olduğunu söylemek, bu gibi karşı iddiaya sebep olacak, bu iddianın cevabı ise verilemeyecektir.

Demek istediğiniz şu dur: Enam s. 38. ayetinde eksik bırakılmadığı bildirilen kitabın Kur'an veya Levh-i Mahfuz olduğu iddiasından, bir tanesi daha isabetlidir. Kitap kelimesinin geçtiği ayetlerde bu kelimenin sadece Kur'an için kullanılmadığını, farklı kullanımlarının içinde Levh-i  Mahfuz anlamı da olması, bizi bu iki anlamdan hangisinin daha uygun olabileceği düşüncesine sevk etmelidir. Yani Enam s. 38. ayeti, ön yargılarımızı onaylatacağımız bir ayet olarak okunmamalı, bu konuda mevcut diğer yorumların da doğru olma ihtimali hesaba katılmalıdır.

Ayet içindeki bu cümlenin Kur'an'ı işaret etmiş olduğunun düşünülmesi, bu konuda ortaya çıkacak bazı soruların cevabının verilmesini güçleştirdiğinden dolayı, diğer anlam olan Levh-i Mahfuz anlamı yani cümlenin, Allah (c.c) nin yarattığı her şey üzerine bir yasa koyduğunun bu konuda hiç bir eksik olmadığını ifade etmiş olması daha kuvvetlidir.

Bu iddiamızla, Kur'an'ın eksik olduğu, bu eksiği rivayetlerin tamamladığı iddiasına katılmadığımız bilinmelidir. Amacımızın Kur'an ayetleri okuma yönteminin ön kabuller doğrultusunda olmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaya çalışmaktır.

                                           EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR.