1- Münezzehtir ki O, kendisinin kulunu bir gece, bizim (gözle görülen) delillerimizden bir kısmını ona göstermemiz için Mescidi Haram (Mekke) den Mescidi Aksa'ya (Medine'ye) yürüttü ki biz onun çevresine bereketler bolluklar vermiştik. Şüphesiz ki O, her şeyi işiticinin, her şeyi görücünün ta kendisidir.
Bu kitap, teslim alınmaya çalışılarak okunacak bir kitap değil, teslim olunmaya çalışılarak okunacak bir kitaptır.
24 Kasım 2024 Pazar
İSRA SURESİ ÇEVİRİSİ
13 Kasım 2024 Çarşamba
NAHL SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Allah'ın (elçilerini yalanlayanlar hakkındaki azap) buyruğu (önceki topluluklara) gelmiştir. O halde siz onu acilen sakın istemeyin. O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.
2- O: "Gerçek şu ki, benden başka hiçbir tanrı yok, o halde siz benden korunun" (diyerek insanları) uyarın diye, kendi buyruğundan o esinti ile o melekleri kendi kullarından kimin üzerine dilerse indirir.
3- O, o gökleri ve o yeri o gerçekle yarattı. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.
4- O, o insanı bir döllenmiş hücreden yarattı. Birde bakarsın o, bir apaçık çekişmecidir.
5- Ve o gönenç sağlayan hayvanlar, onları da O yarattı. Onlarda bir ısınma ve faydalar sizin içindir ve siz onların bir kısmından da yiyorsunuz.
6- Ve (akşam) serinlemekte olduğunuz vakit (ağıla koyarken) ve (sabah ağıldan) salıvermekte olduğunuz vakit onlarda bir güzellik sizin içindir.
7- Ve onlar kendi ağırlıklarınızı bir yerleşim merkezine yüklenir ki siz ona o benliklerin çatlaması dışında ona ulaşıcı değilsiniz. Şüphesiz ki sizin Efendiniz kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.
8- Ve o atları ve o katırları ve o eşekleri, sizin onlara binmeniz için ve süs olarak (O yarattı). Ve O sizin bilemeyeceğiniz şeyleri de yaratmaktadır.
9- Ve o yolun ılımlı olanı Allah'a aittir ve ondan bazısı da eğridir. Ve eğer O dileseydi, sizi kesinlikle toplu olarak doğruya iletirdi.
10- O ki, sizin için o gökten bir su indirdi, onun bir kısmından içecek, sizin içindir ve onun bir kısmından da yeşillik, (sizin içindir) ki siz onda sürülerinizi otlatıyorsunuz.
11- O, onunla sizin için o ekini ve o zeytinleri ve o hurmalığı ve o üzümleri ve bütün o ürünlerden bitiriyor. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.
12- Ve O, o geceyi ve o gündüzü ve o güneşi ve o ayı size boyun eğdirdi. Ve o yıldızlar O'nun buyruğuna boyun eğdirilmişlerdir. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.
13- Ve o yerde renkleri çeşitli olarak yaydığı şeyleri de size (O boyun eğdirdi). Şüphesiz ki hatırlayacak bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.
14- Ve O ki, o su kütlesini sizin ondan taze et yemeniz ve ondan bir süs eşyasını, ki siz onu takınıyorsunuz, çıkarmanız için (size) boyun eğdirdi. Ve sen, O'nun lütfundan bir kısmın peşine sizin düşmeniz ve şükretmeniz için o gemileri, onda (suyu) yarıcılar olarak (gittiklerini) görürsün.
15- Ve O, o yerde sizi sarsar diye sabitlikler ve nehirler ve yollar bıraktı ki siz (gideceğiniz yolda) doğruya iletilesiniz.
16- Ve (daha nice) göstergeler. Ve o yıldızla onlar (gidecekleri yolda) doğruya iletilirler.
17- Öyleyse yaratmakta olan kimse, yaratamaz kimse gibi midir? Siz hiç hatırlamaz mısınız?
18- Ve eğer siz Allah'ın gönendirmesini adetlemeye kalksanız, onu sayılandıramazsınız. Şüphesiz ki Allah, kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
19- Ve Allah, sizin gizlemekte olduğunuz şeyleri ve ilan etmekte olduğunuz şeyleri bilir.
20- Ve o kimselerin Allah'ın berisinden çağırmakta oldukları hiçbir şey yaratamazlar, oysa onların kendileri yaratılmaktadırlar.
21- (Onlar), ölülerdir, yaşayanlar değillerdir. Ve ne zaman (yeniden) harekete geçirileceklerini onlar farkına varamıyorlar.
22- Sizin tanrınız bir tek tanrıdır. O sonraki (yaşama) inanmaz kimselerin kalpleri ise bunu garipseyicidir ve onlar büyüklük taslayıcılardır.
23- Onların gizlemekte oldukları şeyleri ve ilan etmekte oldukları şeyleri Allah'ın bilmekte olduğunda kuşku yoktur. Şüphesiz ki O, o büyüklük taslayanları sevmez.
24- Ve onlara ne zaman: "Sizin Efendiniz neyi indirdi?" denilse, onlar: "O ilklerin söylencelerini" diyorlar.
25- Bunun sonucunda onlar o kalkışın günü kendi günah yüklerini eksiksiz olarak ve hiçbir bilgi olmaksızın saptırdıkları kimselerin günah yüklerinden bir kısmını taşıyacaklardır. Dikkat edin, onların yüklenecekleri şeyler ne kötüdür.
26- Onlardan önceki kimseler de kesinlikle tuzak kurmuştu da Allah onların yapılarına o temellerinden gelmiş, böylece o tavan onların üzerine tepelerinden çökmüş ve o azap onlara farkına varamayacakları yerden gelmişti.
27- Sonra O, o kalkışın günü onları rezil edecek ve şöyle diyecek: "Nerede benim ortaklarım ki siz onlar hakkında (inananlarla) bir ayrışma içinde idiniz?" O bilgi verilmiş olan kimseler: "Şüphesiz ki bugün o rezillik ve o kötülük, o gerçeği örtücülerin üzerinedir" demiştir.
28- Onlar öyle kimselerdir ki, o melekler onların ömürlerini kendi benliklerine haksızlık yapanlar oldukları halde tamamlayacaklardır, artık onlar da: "Biz hiçbir kötülük işleyen değildik" (diyerek onları) o teslimiyetle karşılamışlardır. Hayır şüphesiz ki Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi bilicidir.
29- Artık siz cehennemin kapılarına onun içinde sürekli kalıcılar olarak girin. Kesinlikle ne kötüdür artık o büyüklenenlerin barınağı.
30- Ve o korunmuş olan kimselere:"Sizin Efendiniz neyi indirdi?" denildi. Onlar da: "Bir hayır" dediler. O yakın (yaşam) da bir güzellik, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve o sonrakinin yurdu ise kesinlikle daha hayırlıdır. Ve kesinlikle ne iyidir o korunanların yurdu.
31- (O yurt) Adn bahçeleridir ki, onlara gireceklerdir. Onların altından o nehirler akar. Onlarda dileyecekleri şeyler, kendileri içindir. Allah, o korunanlara işte böyle karşılık verecektir.
32- Onlar öyle kimselerdir ki, o melekler onların ömürlerini temizler oldukları halde tamamlayacaklardır, onlara: "Selam sizin üzerinize olsun, siz işlemekte olduklarınız nedeniyle o bahçeye girin" diyeceklerdir.
33- Onlar (inanmak için), kendilerine o meleklerin gelmesinden veya senin Efendinin buyruğunun gelmesinden başkasına mı bakıyorlar? Onlardan önceki kimseler de işte böyle yapmıştı. Ve Allah onlara haksızlık yapmadı, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.
34- Böylece işledikleri şeylerin kötülüğü, onlara değdirildi ve o şey onları sarıverdi ki onlar onunla alay etmekte idiler.
35- Ve ortak koşmuş olan kimseler: "Eğer Allah dileseydi, biz ve bizim atalarımız, O'nun berisinden hiçbir şeye kulluk etmez ve O'nun berisinden (birinin buyruğu ile) hiçbir şeyi yasaklamazdık" dedi. Onlardan önceki kimseler de işte böyle yapmıştı. Artık o apaçık ulaştırma o elçilerin üzerindekinden başkası mıdır?
36- Ve ant olsun biz her bir toplumun içinde: "Siz Allah'a kulluk edin ve o taşkınlık yapandan uzak durun" (desin) diye bir elçi harekete geçirdik. Böylece Allah onlardan kimini doğruya iletti ve içlerinden kiminin de o sapkınlık kendisinin üzerine gerçek oldu. O halde siz o yerde yürüyün de, artık o yalanlayıcıların sonu nasıl olmuş bir bakın.
37- Eğer ki sen onların doğruya iletimine ne kadar düşkün olsan da, yine de şüphesiz ki Allah, saptırdığı kimseyi doğruya iletmez ve yardımcılardan hiçbiri de onlar için olmayacaktır.
38- Ve onlar güçlü yeminleriyle Allah'a kasem ettiler ki, Allah ölecek bir kimseyi (yeniden) harekete geçirmeyecektir. Öyle değil, kendisinin üzerine gerçek bir söz olarak (bunu yapacaktır), fakat hakikat şu ki o insanların tamamı bilmezler.
39- Onların, hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyi kendilerine açıklaması için ve gerçeği örtmüş olan kimselerin kendilerinin kesinlikle yalancılar olduklarını bilmesi için (bunu yapacak).
40- Bir şey için bizim onu(n olmasını) istediğimiz zaman, ona bizim sözümüz ancak ve ancak "Ol" dememizdir, o da hemen oluverir.
41- Ve o kimseler ki, haksızlığa uğratıldıkları şeyin ardından Allah'ın uğrunda göçmüşlerdir, biz onları o yakın (yaşam) da kesinlikle ve kesinlikle iyi bir şekilde yerleştireceğiz. Ve o sonraki (yaşamın) ödülü ise daha büyüktür. Eğer onlar biliyor olsalardı (inançları uğrunda daha çok mücadele ederlerdi).
42- Onlar öyle kimselerdir ki, direnç göstermişlerdir ve yalnızca kendilerinin Efendisine güvenip dayanmaktadırlar.
43- Ve biz senden önce de bir takım adamlardan başkasını göndermedik ki kendilerine vahyediyor olmayalım. Eğer siz bilmezler iseniz, haydi o Hatırlatma'nın (Tevrat'ın) mensuplarına (bilgi) talep edin.
44- (Onları) o apaçık belgeler ve o yazılı metinlerle (gönderdik). Ve biz sana da bu hatırlatmayı indirdik ki sen o insanlara kendilerine indirilmiş olan şeyi açıklayasın ve onlar da iyice düşüneler.
45- Şimdi, o kötülüklerin tuzaklarını kurmuş olan kimseler, Allah'ın kendilerini o yerin dibine geçirmesinden veya o azabın kendilerine farkına varamayacakları yerden gelmesinden güvende mi?
46- Ya da (normal yaşamları) içinde çevrilip dururlarken kendilerini tutuvermesinden (güvende mi?) Bu durumda onlar (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar hiç olamazlar.
47- Ya da bir kaygılandırma üzerine kendilerini tutuvermesinden (güvende mi?) Oysa şüphesiz ki sizin Efendiniz, kesinlikle çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.
48- Ve onlar Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığı şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri Allah'a secde edenler olarak o sağdan ve o sollardan dönmektedir.
49- Ve canlıdan o göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa ve o melekler, Allah'a boyun eğer ve onlar büyüklük taslamazlar.
50- Onlar, kendilerinin üstündeki Efendilerinden kaygılanırlar ve buyuruldukları şeyi yaparlar.
51- Ve Allah: "Siz, iki tanrı sakın edinmeyin. O, ancak ve ancak bir tek tanrıdır. O halde siz yalnızca benden sakının" demiştir.
52- Ve o göklerde ve o yerde ne varsa O'nundur. Ve (insanlara yüklenen) o yükümlülük de sürekli olarak O'nundur. O halde siz Allah'tan başkasına karşı mı korunuyorsunuz?
53- Ve gönençten sizde olan şeyler, Allah'tandır. Sonra size o zarar dokunduğu zaman, hemen siz yalnızca O'na feryat ederek yalvarırsınız.
54- Sonra O, sizden o zararı kaldırdığı zaman, içinizden bir bölük birden kendilerinin Efendisine ortak koşarlar.
55- Böylece onlar, bizim kendilerine verdiğimiz şeyler nedeniyle (biraz daha) nankörlük ederler. Şimdilik siz yararlanın, ama ileride bileceksiniz.
56- Ve onlar, bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, bilmez (görmez, işitmez) şeylere hisse ayırıyorlar. Allah'a yemin olsun ki siz yakıştırmakta olduğunuz şeylerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.
57- Ve onlar, Allah'a o kızları yakıştırıyorlar O münezzehtir. Ve şiddetle arzu duyuyor oldukları şeyleri de kendilerine (yakıştırıyorlar).
58- Ve onlardan biri o dişi ile müjdelendiği zaman, öfkesini bastırarak kendisinin yüzü simsiyah hale gelir.
59- Onunla müjdelendiği şeyin kötülüğünden dolayı o topluluktan (gizlenmek için) üzerini örter. O, onu bir alçaltıcılık üzere elde mi tutacak yoksa o onu o toprağa mı gömecek? Dikkat edin, onlar ne kötü karar veriyorlar.
60- O kötünün örneği, o sonraki (yaşama) inanmaz kimseler içindir. Ve o en yüceliğin örneği ise Allah içindir. Ve O, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.
61- Ve eğer Allah o insanları haksızlıkları nedeniyle (hemen) tutsaydı O, onun (yerin) üzerinde canlıdan (o insanlardan) hiçbirini bırakmazdı, fakat O, onları bir isimlenmiş süreye kadar sonralamaktadır. Artık onların süresi geldiği zaman, onlar bir an sonralayamazlar ve öne çekemezler.
62- Ve onlar, çirkin görmekte oldukları şeyleri Allah'a yakıştırıyorlar ve üstelik kendi dilleri de o en iyinin kendilerinin olacağına dair o yalan nitelemeyi yapıyor. O ateşin, onlar için olduğunda ve onların ölçüyü kaçırmışlar olduğunda kuşku yoktur.
63- Allah'a yemin olsun ki biz senden önceki toplumlara da muhakkak (elçiler) gönderdik de o şeytan onlara kendi işlerini süsledi. (O, önceki ortak koşanların yakını olduğu gibi) artık o, bugün onların da (Mekke'li ortak koşanların) yakınıdır. Ve çok acı verici azap onlar içindir.
64- Ve biz o kitabı senin üzerine, hakkında aykırılığa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanacak bir topluluğa bir doğruya ileten ve bir şefkat olmaktan başka (bir amaçla) indirmedik.
65- Ve Allah o gökten bir su indirdi de o yeri onun ölümünden sonra onunla yaşattı. Şüphesiz ki işitecek bir topluluğa kesinlikle (gözle görülen) bir delil işte kesinlikle bundadır.
66- Ve şüphesiz ki sizin için kesinlikle bir ders de, o gönenç sağlayan hayvanlardadır. Biz, onun bir kısmının karınlarındaki şeyden atık ile kan arasından o içenler için kolay yutulabilir olan bir katışıksız süt ile sizi suvarıyoruz.
67- Ve o hurmalıkların ve üzümlerin meyvelerinden de (sizi suvarıyoruz), siz onun bir kısmından sarhoş eden ve bir iyi rızk ediniyorsunuz. Şüphesiz ki bağlantı kuracak bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.
68- 69- Ve senin Efendin o bal arısına: "Sen, o dağlardan ve o ağaçlardan ve (insanların yaptığı) çardaklardan evler edin. Sonra o bütün ürünlerden ye, böylece senin Efendinin yollarına alçalmış olarak (vahyine boyun eğerek) sokul" diye vahyetti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir içecek çıkar, o insanlar için bir iyileştiricilik ondadır. Şüphesiz ki iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) bir delil kesinlikle bundadır.
70- Ve Allah sizi yaratmıştır, sonra sizin ömrünüzü O tamamlıyor ve içinizden kimi bilgiden sonra hiçbir şey bilmez olması için o ömrün en aşalığına geri döndürülüyor. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, her şeye güç yetiricidir.
71- Ve Allah o rızıkta sizin bir kısmınızı bir kısım üzerine lütuflandırmıştır. Oysa lütuflandırılmış olan kimseler rızıklarını, sağ elleriyle sahip oldukları şeylerin üzerine geri döndürücü değillerdir ki, böylece onlar onda denk olsunlar. Şimdi onlar Allah'ın gönendirmesini mi ısrarla reddediyorlar?
72- Ve Allah kendi benliklerinizden eşleri sizin için oluşturdu ve eşlerinizden de oğulları ve torunları sizin için oluşturdu ve size o temizlerden rızık verdi. Şimdi onlar hala geçersize inanıyor ve Allah'ın gönendirmesini mi örtüyorlar?
73- Ve onlar Allah'ın berisinden kendileri için o göklerden ve o yerden hiçbir şeyle bir rızka hükümran olamayacak ve güç yetiremeyecek şeye kulluk ediyorlar.
74- Artık siz Allah'a o örnekleri sakın ortaya koymayın. Şüphesiz ki Allah bilir oysa ki siz bilmezsiniz.
75- Allah, hiçbir şeyin üzerine güç yetiremez mülk edinilmiş bir kulu ve biz ona kendimizden bir iyi rızkı rızık olarak vermişiz de, böylece o da ondan gizli olarak ve açık olarak harcamakta olan kimseyi bir örnek olarak ortaya koydu. Onlar denk midirler? O övgü Allah'adır. Hayır, onların tamamı bilmezler.
76- Ve Allah iki adamı daha bir örnek olarak ortaya koydu: O ikiden biri dilsizdir hiçbir şeyin üzerine güç yetiremez ve o, kendi sahibinin üzerine bir yüktür. O, onu nereye yöneltse hiçbir hayır getirmez. O ve o eşitliği buyurmakta olan ve kendisi de doğruluğunu koruyan yol üzerinde olan denk midir?
77- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'ındır. Ve o anın buyruğu da ancak o gözün açıp kapaması gibi hatta o (ondan) daha yakın (bir zaman)dan başka değildir. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.
78- Ve Allah sizi, annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmezler olarak çıkardı. Ve O sizin için o işitmeyi ve o görmeleri ve o gönülleri var etti ki siz şükredesiniz.
79- Onlar görmediler mi o kuşları o göğün boşluğunda boyun eğdirilmişlerdir? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz ki inanacak bir topluluğa (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.
80- Ve Allah, evlerinizden bir dinginleşme yerini sizin için yaptı ve o gönenç sağlayan hayvanların derilerinden evleri sizin için yaptı, ki siz göçerlik gününüzde ve yerleşiklik gününüzde onlarla hafifleyesiniz ve onların yünlerinden ve yapağılarından ve kıllarından belirli bir vakte kadar kullanım eşyası ve bir yararlanmayı da (sizin için yaptı).
81- Ve Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler yaptı ve sizin için o dağlardan korumalıklar yaptı ve sizin için o sıcaktan sizi koruyacak giysiler ve savaşınızda sizi koruyacak giysiler (zırhlar) yaptı. O, kendisinin sizin üzerinize olan gönendirmesini işte böyle tamamlıyor ki siz teslim olasınız.
82- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa, artık ancak ve ancak o apaçık ulaştırma senin üzerinde olandır.
83- Onlar, Allah'ın gönendirmesini tanıyorlar (ve faydalanıyorlar) sonra onu garipsiyorlar. Ve onların tamamı o gerçeği örtücülerdir.
84- Ve o gün biz her bir toplumdan bir tanık harekete geçireceğiz. Sonra gerçeği örtmüş olan kimselere (özür dilemeleri için) onay verilmeyecek ve onların hoşnutluk istekleri de kabul edilmeyecek.
85- Ve haksızlık yapmış olan kimseler o azabı gördüğü zaman, artık (o azap) onlardan hafifletilmeyecek ve onlar bakılmayacaklar.
86- Ve ortak koşmuş olanlar kendi ortaklarını gördüğü zaman: "Ey Efendimiz şunlar, bizim ortaklarımızdır ki biz onları senin berinden çağırıyor idik" demişlerdir. Buna karşılık onlar da kendilerine: "Şüphesiz ki sizler kesinlikle yalancılarsınız" (diyerek) o sözü atmışlardır.
87- Ve o gün onlar o teslimiyeti Allah'a atmışlar ve yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.
88- Onlar öyle kimselerdi ki, gerçeği örtmüşler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmışlardı, biz de onlara bozuculuk yapmakta oldukları nedeniyle o azabın üstüne bir azap daha artırmışızdır.
89- Ve o gün biz her bir toplumun içinde onların üzerine kendi benliklerinden bir tanık harekete geçireceğiz ve seni de şunların (topluluğunun) üzerine tanık olarak getirmişizdir. Ve biz o kitabı senin üzerine, her bir şey için bir açıklama, o teslim olanlar için bir doğruya ileten ve bir şefkat ve bir müjde olarak indirdik.
90- Şüphesiz ki Allah, o eşitliği sağlamayı ve o iyiliği ve o en yakınlığın sahiplerine vermeyi ve o hayasızlıktan ve o garipsenmişten ve o haddi aşmaktan vazgeçirmeyi buyuruyor. O, size öğüt veriyor ki siz hatırlayasanız.
91- Ve siz bağlılık söz verdiğiniz zaman Allah'a olan bağlayıcı sözü tastamam yerine getirin ve o yeminleri onların pekiştirilmesinden sonra bozmayın, oysa ki siz Allah'ı kendi üzerinize bir güvence göstermiştiniz. Şüphesiz ki Allah, sizin yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.
92- Ve siz, şu kadın gibi olmayın ki o, kendi ipliğini kuvvetlice eğirmesinin ardından söküp bozmuştur. Siz yeminlerinizi bir toplumun, onun (diğer) toplumdan daha kabarık olmasından dolayı kendi aranızda ara bozma sebebi ediniyorsunuz. Allah sizi ancak ve ancak onunla yoklamaktadır. Ve O, o kalkışın günü hakkında aykırılığa düşmekte olduğunuz şeyleri size kesinlikle ve kesinlikle açıklayacaktır.
93- Ve eğer Allah dileseydi, sizi kesinlikle bir tek toplum yapardı, fakat O kimi dilerse saptırır ve kimi dilerse doğruya iletir. Ve siz, işlemekte olduğunuz şeylerden kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edileceksiniz.
94- Ve siz, yeminlerinizi kendi aranızda sakın ara bozma sebebi edinmeyin, yoksa ayak onun sabitleşmesinden sonra kayar ve Allah'ın yolundan uzaklaştırmanız nedeniyle o kötülüğü tadarsınız. Ve çok büyük azap sizin içindir.
95- Ve siz, Allah'a olan bağlılık sözünü pek az bedele sakın değişmeyin. Eğer siz bilirseniz, sizin için ancak ve ancak Allah'ın yanında olan o şey daha hayırlıdır.
96- Sizin yanınızda olan şey tükenir ve Allah'ın yanında olan şey ise kalıcıdır. Ve biz direnç göstermiş olan kimselerin ödülünü, işlemekte oldukları şeylerin daha iyisi ile kesinlikle ve kesinlikle vereceğiz
97- Bir erkekten veya bir dişiden kim, kendisi bir inanan olarak düzgün olan iş işlerse, artık biz onu bir güzel yaşamla kesinlikle ve kesinlikle yaşatacağız ve biz onların ödülünü işlemekte oldukları şeylerin daha iyisi ile kesinlikle ve kesinlikle karşılıklandıracağız.
98- 99- 100- Öyleyse sen o okunan (Kur'an)ı okuyacağın zaman, artık o taşlanan şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki, onun inanmış olan ve yalnızca kendilerinin Efendisine güvenip dayanmakta olan kimselerin üzerinde bir etkisi yoktur. Onun etkisi ancak ve ancak ona yakınlaşmakta olan kimselerin ve o kimselerin ki kendileri onu (Efendilerine) ortak koşanların üzerindedir.
101- Ve biz bir delilin yerini (başka) bir delille değiştirdiğimiz zaman, ki Allah neyi indireceğini daha iyi bilendir, onlar: "Sen ancak ve ancak bir yakıştırıcısın" diyorlar. Hayır, onların tamamı bilmezler.
102- Sen de ki: "Onu Kutsal'ın Esintisi (Ruhü'l Kudüs), inanmış olan kimseleri sabitleştirmek için ve o teslim olanlar için bir doğruya ileten ve bir müjde olarak senin Efendinden o gerçekle indirdi."
103- Ve ant olsun ki biz onların: "Ona ancak ve ancak bir beşer öğretiyor" demekte olduklarını da biliyoruz. Onların, kendisine eğrilmekte oldukları kişinin dili bir yabancıdır ve bu (Kur'an) ise bir apaçık Arabi dildir.
104- Şüphesiz ki o kimseler Allah'ın delillerine inanmazlar, Allah onları doğruya iletmeyecektir. Ve çok acı verici azap onlar içindir.
105- O yalanı ancak ve ancak Allah'ın delillerine inanmaz kimseler yakıştırır. Ve işte onlar, o yalancıların ta kendileridir.
106- Kim, kendisinin inanması ardından Allah'ı(n gerçeğini) örterse- zorlanmış ve kalbi o inançla yatışmış halde olması başka- fakat kim (zorlama olmaksızın) o gerçeği örtmeye göğüs genişletirse, artık Allah'tan bir hiddet onların üzerinedir. Ve çok büyük azap onlar içindir.
107- Bu onların, o yakın yaşamı o sonraki (yaşam) üzerine tercih etmiş olmalarından ve Allah'ın, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmeyecek olmasındandır.
108- İşte onlar öyle kimselerdir ki, Allah onların kalplerinin ve işitmelerinin ve görmelerinin üzerine damga vurmuştur. Ve işte onlar, o duyarsızların ta kendileridir.
109- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.
110- Sonra şüphesiz ki senin Efendin ayartmaya uğradıkları şeyin ardından göçmüş olan, sonra güçlerini kullanmış ve direnç göstermiş olan kimselerin (yardımcısıdır). Şüphesiz ki senin Efendin bunun ardından da kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
111- O gün gelecek, her bir benlik benliğinden yana söz dalaşı yapacak ve her bir benliğe işlediği şey tastamam ödenecek ve onlar haksızlığa uğratılmayacaklar.
112- Ve Allah bir kasabayı bir örnek olarak ortaya koydu. O, güvenli huzurlu idi, ona kendisinin rızkı da her taraftan bol bol olarak geliyordu. Durum böyleyken o (kasaba) Allah'ın gönendirmelerine nankörlük etti, bunun üzerine Allah da ona, kendilerinin (halkının) emek vermekte oldukları (nankörlük) nedeniyle o açlığın ve o kaygının elbisesini tattırdı.
113- Ve ant olsun ki onlara içlerinden bir elçi gelmişti de, onlar onu yalanlamışlardı, sonunda o azap onlar haksızlık yaparlarken kendilerini tutuverdi.
114- O halde siz de, Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden serbest temiz olmak kaydıyla yiyin ve Allah'ın gönendirmesine şükredin, eğer yalnızca O'na kulluk etmekte olanlar iseniz.
115- O, sizin üzerinize ancak ve ancak o ölü hayvanı ve o kanı ve o domuzun etini ve o şeyi ki (kesilirken) kendisine Allah'tan başkasına ses yükseltilmişi (Allah'tan başkasının adı anılmışı), yasaklamıştır. O halde kim (açlık sebebi ile) zarar görürse, haddi aşmaksızın ve aşırı gitmeksizin (yerse), artık şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
116- Ve siz, kendi dillerinizin o yalan nitelendirmesi nedeniyle, o yalanı Allah'a karşı yakıştırmanız için: "Bu serbesttir ve bu yasaktır" sakın demeyin. Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler.
117- (Bu yalanınız), az bir yararlanmadır ve çok acı verici azap, onlar içindir.
118- Ve biz, dönen kimselerin* (Yahudilerin) üzerine de önceden sana anlattığımız şeyleri yasaklaştırmıştık. Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.
*Hadu kelimesine "Dönenler" anlamı verme gerekçemiz, Araf s. 156. ayetindeki bağlamına binaendir.
119- Sonra şüphesiz ki senin Efendin bir düşüncesizlikle o kötülüğü işlemiş, sonra bunun ardından itaate dönmüş ve (durumlarını) düzeltmiş olan kimseler için, şüphesiz ki senin Efendin bunun ardından da kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.
120- 121-122- Şüphesiz ki İbrahim Allah'a gönülden bağlı olan bir önder, (fıtrat yasalarına) meyleden idi. Ve o, o ortak koşanlardan değildi. O'nun gönendirmelerine bir şükrediciydi. O, onu derleyip toplamış ve doğruluğunu koruyan yola iletmişti. Ve biz ona o yakın (yaşam) da bir iyilik vermiştik. Ve şüphesiz ki o sonraki (yaşamda) da kesinlikle o düzgünlerdendir.
123- Sonra biz sana: "(Fıtrat yasalarına) meyleden İbrahim'in inanç çizgisini izle. Ve o, o ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.
124- O dinlenme (günü) ancak ve ancak onun (inanç çizgisi) hakkında aykırılığa düşmüş olan kimselerin üzerine konulmuştur. Ve şüphesiz ki senin Efendin kendisi hakkında aykırılığa düşmekte oldukları şeyde o kalkışın günü onların arasında kesinlikle karar verecektir.
125- Sen, Efendinin yoluna o bilgelikle ve o iyi öğütle çağır ve onlarla o şekilde söz dalaşı yap ki o en iyisidir. Şüphesiz ki senin Efendin, kendisinin yolundan sapanı daha iyi bilenin ta kendisidir ve O, o doğruya iletilenleri de daha iyi bilenin de ta kendisidir.
126- Ve eğer siz karşılık vereceksiniz, bu durumda size kendisiyle karşılık verilen şeyin örneği gibi karşılık verin. Ve ant olsun ki eğer siz direnç gösterirseniz, kesinlikle bu o direnç gösterenler için daha hayırlıdır.
127- Ve sen, direnç göster ve senin direncin Allah'tan başkasının (sayesinde) değildir. Ve sen, onlara karşı da sakın üzülme. Ve sen, onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sakın bir darlık içinde olma.
128- Şüphesiz ki Allah, korunmuş olan kimselerin ve iyilik eden kimselerin beraberindedir.
21 Ekim 2024 Pazartesi
Kabirde Kalma Süresi Örneğinde Ayetlerin Rivayetler Işığında Anlaşılma Çabaları
Allah (c.c.) son kitabı olan Kur'an'ı "Hakem Kitap" olarak indirmiş olmasına rağmen, bu kitabın hakemliği maalesef çok kısa bir zaman sürmüş, zaman içinde hakem olarak Allah'ın kitabı değil rivayet kitapları hakem kitap olarak görülmeye başlanmış, bu durum halâ da devam etmektedir. Bu durum öyle bir raddeye gelmiştir ki Kur'an ayetleri bile artık rivayetler doğrultusunda anlaşılmaya başlanmış ilgili ayetler parantez açılarak veya hiç açılmadan direk tahrifata uğratılarak rivayetleri onaylar hale getirilmeye çalışılmıştır.
Bu duruma pek çok konuda örnek vermek mümkün olmasına rağmen biz bu yazımızda ölümden sonra diriliş safhasının anlatıldığı ayetlerde geçen konuşmaların bazı meallerde parantez açılarak veya hiç açılmadan kabir azabının olduğu önyargısıyla nasıl tahrifata uğratıldığını ele almaya çalışacağız.
Aşağıda vereceğimiz ayet meal örnekleri bir aslına uygun çevrilen bir de tahrifata uğramış şekilde çevrilen olmak üzere iki örnek olacaktır. Amacımız bu örneklerde meallerin kimin tarafından yapıldığına değil nasıl yapıldığına dikkat çekmek olacağı için herhengi bir isim verilmeyecektir.
--- İlk vereceğimiz ayet örneği Yunus s. 45. ayetidir.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْۜ قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ
Örnek 1-- Allah’ın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allah’ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.
| Örnek 2-- Allah onları mahşerde topladığı gün, sanki dünyada sadece günün bir saatinde birbirleriyle tanışmaya yetecek kadar kısa bir süre kaldıklarını sanacaklardır. Allah’a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yola bulamayanlar o gün kesinlikle hüsrâna uğramışlardır |
يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَج۪يبُونَ بِحَمْدِه۪ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا۟
Örnek 1-- O sizi çağıracağı gün derhal ona kemali ta'zîm ile icabet edeceksiniz ve zannedeceksiniz ki pek az bir müddet kaldınız
Örnek 2-- Sizi (kabirlerinizden) çağıracağı gün, hemen O'na hamd ederek (da'vetine) icâbet edeceksiniz ve (dünyada) ancak pek az kaldığınızı zannedeceksiniz.
Örnek 1 de verilen meal örneği metne daha uygun bir örnektir. Örnek 2 de yine parantez içine "dünyada" yazılarak önyargılar meale yansıtılmıştır.
--- 3. örneğimiz Taha s. 103. ayetidir. Örnek 2-- Örnek
يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْرًا
Örnek 1--«Ondan fazla durmadınız» diye aralarında gizli gizli konuşacaklar
Örnek 2--Aralarında (korkularından) gizlice şöyle konuşacaklar: “- Dünyada ancak on gece kaldınız, değil mi?”
Örnek 1 de verilen meal örneği metne daha uygun bir örnektir. Örnek 2 de paranteze bile gerek duyulmadan "dünyada" ilâvesi yapılmıştır. Yine bu ayette de parantez açılarak veya açılmadan önyargılar Kur'an'a onaylatılmaya çalışılmıştır.
--- 4. örneğimiz Mü'minun s. 112-113-114. ayetleridir.
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ
قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Örnek 1--(Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
Örnek 2--(Allah, kâfirlere kıyamet günü şöyle) buyuracak: “- Dünyada veya mezarda ne kadar seneler sayısınca kaldınız?”
Örnek 1 de verilen meal metne uygun bir örnek olup, örnek 2 de ise "Dünyada veya mezarda" şeklinde verilen anlamın metinde yeri yoktur. Meal yapıcısı kendisi ikilem içinde kaldığı için bunu meale yansıtarak sanki Allah'ın böyle bir soru sorduğunu patanteze dahi gerek duymadan göstermeye çalışmıştır. Halbuki metinde her iki kelime de bulunmamaktadır. Şayet parantez açılarak (mezarda) şeklinde bir anlam verilmiş olsaydı daha isabetli olabilirdi. 113. ve 114. ayetlerin meallerinde genelde sıkıntı olmadığı için 112. ayet meali ile yetiniyoruz.
--- 5. örneğimiz Rum s. 55- 56. ayetlerdir.
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَالْا۪يمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ اِلٰى يَوْمِ الْبَعْثِۘ فَهٰذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Örnek 1-- O gün ki saat gelir Kıyamet kopar, mücrimler, bir saatten fazla durmadıklarına yemîn ederler evvel de böyle çeviriliyorlardı
Örnek 2-- Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardı.
Örnek 1 de verilen meal metne daha uygun, örnek 2 deki ise yine önyargının bir eseri parantez açılarak (dünyada) anlamı ilave edilmiştir.
--- 6. örneğimiz Ahkaf s. 35. ayetidir.
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْۜ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَۙ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍۜ بَلَاغٌۚ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
Örnek 1-- Artık sabret, resûllerden azim sahiplerinin sabrettiği gibi ve onlar için isti'cal etme. Sanki onlar vaadolunduklarını görecekleri gün, gündüzden bir saatten başka durmamışlar gibi olacaklardır. (Bu) Bir tebliğdir, fâsıklar olan kavimden başkası, helâke uğratılacak mıdır? (Elbette uğratılmayacaktır).
Örnek 2-- Azim ve sebat sahibi peygamberler nasıl sabrettiyse, sen de sabret; onlar için acele etme. Kendilerine vaad olunan günü gördüklerinde, onlar dünyada gündüzün bir saatinden fazla kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkmışların güruhundan başkası helâk olur mu hiç?
Örnek 1 de yine metne daha uygun bir meal verilmiş olup, örnek 2 de ise parantez dahi açılmadan dünyada ilavesi yapılmıştır.
Bu verdiğimiz örneklerden anlaşılmaktadır ki meal yapıcılarının bir kısmında belirleyici olan kitap Kur'an değildir. Onlar için hakem kitap rivayet kitapları olup, Kur'an ayetlerini bu doğrultuda çevirmektedirler.
Eğer bu kimseler Kur'an'ı belirleyici olarak görmüş olsalardı Bakara s. 259 ve Kehf s. 19. ayetlerini diğer ayetleri anlamak konusunda ayetleri anlamada baz alırlardı.
---- Bakara s. 259. ayeti:
اَوْ كَالَّذ۪ي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَاۚ قَالَ اَنّٰى يُحْي۪ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَاۚ فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۜ قَالَ كَمْ لَبِثْتَۜ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْۚ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًاۜ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۙ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
---Bakara s. 259- Veya çatıları üzerine çökmüş haldeki bir şehre uğrayan kişiyi (görmedin mi). "Allah buraya ölümünden sonra nasıl yaşam verecek?" demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl öldürmüş, sonra yeniden harekete geçirmişti. (Allah ona) "Ne kadar kaldın?" demiş, o da: "Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım" demişti. (Allah): "Aksine yüz yıl kaldın, gıdana ve içeceğine bak hiç bozulmamış. Ve eşeğine de bak, seni insanlara böylece delil yapmak için. Ve kemiklere de bak onları nasıl ayaklandırıyor, sonra et giydiriyoruz." (Sorusunun cevabı) apaçık belli olduğunda: " Biliyorum şüphesiz ki Allah her şeyin üzerine ölçü koyandır" demişti.
Bakara s. 259. ayeti, 100 yıl ölü kalan ve sonrasında diriltilen bir kişiden bahsetmekte ve bu kişiye sorulan soruya verdiği cevap örnek ayetleri anlama noktasında anahtar konumdadır. Hiçbir meal yapıcısı "Ne kadar kaldın?" sorusuna "Dünyada" ilavesi yapmamıştır. Bunun nedeni ise ayetin ölüm ile diriliş süresi arasında geçen süreden açık ve net bir şekilde bahsetmesidir.
----Kehf s. 19
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا
----Kehf s. 19-- Yine böyle onları ba's de ettik ki aralarında soruşsunlar diye: içlerinden bir söyliyen «ne kadar durdunuz?» Dedi, bir gün yâhud bir gün yâhud bir günün birazı dediler, ne kadar durduğunuza dediler: rabbınız a'lemdir, şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın hangisi yiyecekçe daha temiz ondan size bir rızık getirsin, hem çok kurnaz davransın ve zinhar sizi birine sezdirmesin.
Bu ayette senelerce bir mağarada uyutulanların uyandıktan sonra birbirlerine sordukları soruyu görmekteyiz. Bu ayette aynı Bakara s. 259. ayeti gibi yukarıda verdiğimiz örnek ayetleri doğru anlama noktasında anahtar konumda bir ayettir. Yine bu ayette hiçbi meal yapıcısı "Ne kadar kaldınız?" sorusuna "Dünyada" ilavesi yapmamıştır. Çünkü her iki ayette böyle ilaveye gerek duyulmamaktadır.
Peki her iki ayette ilaveye gerek duyulmadığı halde diğer örnek ayetlerde neden böyle bir ilaveye gerek duyulmuştur?
Bunun tek bir cevabı vardır. O da ilave yapan meal yapıcılarının kafalarında rivayetlerden devşirilmiş olan "Kabir Azabı" inancı bulunmaktadır ve ayetleri de bu inanç doğrultusunda tahrif etme gereği duymuşlardır.
Halbuki Ümmi bir kafayla bu kitabı okusalar hiçbir yerde kabir azabına dair bir bilgi kırıntısı dahi bulamayacaklar ve örnek ayetleri de Bakara s. 259 ve Kehf s 19. ayetlerini dikkate alarak ölümden sonra diriliş arasında geçen süreden hiçbir şekilde ölen kişinin haberi olmadığı sanki uykudan uyanır gibi uyandığı anlaşılır ve ilgili ayetlere eğer parantez açılacaksa "Dünyada" parantezi veya ilavesi değil "KABİRDE" parantezi açılarak daha doğru anlaşılması sağlanabilirdi. Bazı meallerde bu şekilde parantez açılmış olduğunu karşılaştırmalı meal okuyaanlar görebileceklerdir.
Bu noktada bazı kimseler Mümin s. 46. ayetinin kabir azabına işaret ettiğine dair itiraz edebilir. Onlara da Allah (c.c.) kitabının bir yerinde başka bir yerinde başka şey diyerek çelişkili bir kitap indirmediğini hatırlatmak isteriz.
Kur'an'da sadece tek bir ayet bile ölüm ile diriliş arasında geçen zamanın doğru anlaşılması açısından yeterli olmasına rağmen kitabın içinde binlerce ayet dahi olsa rivayetleri hakem kitap olarak gören kimseler yine de ikna olmayacaklar " Vay seni kabir azabını inkar mı ediyorsun ?" diyerek itirazlarından vazgeçmeyeceklerdir.
--- Yasin s. 52. ayeti:
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın va'd ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!”
Şimdi soruyoruz: Eğer kabir azabı inancı doğru bir inanç olsaydı kabirden kaldırılan bu inkarcılar böyle bir soru ile kalkarlar mıydı?
Eğer böyle bir inanç doğru olsaydı kabirde çektikleri azabın ifadesi olan bazı sözlerle kabirlerinden kalkmazlar mıydı?
Sonuç olarak: Kur'an'ın önyargılardan arınmış bir halde okunması bu kitabı doğru anlamanın olmazsa olmazlarındandır. Şayet bu yapılmazsa yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi önyargılarını onaylatılmaya çalışıldığı bir kitap olmaktan öteye gitmeyen bir kitap karşımıza çıkacaktır.
EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.
17 Ağustos 2024 Cumartesi
HİCR SURESİ ÇEVİRİSİ
1- Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o kitabın ve apaçık okunan (Kur'an)ın delilleridir.
2- Gerçeği örtmüş olan kimseler, nice zamanlar: "Keşke teslim olanlar olsaydık" diye gönülden arzu edecekler.
3- Sen onları bırak, yesinler ve yararlansınlar ve o beklenti onları oyalandırsın. Ama onlar ileride bileceklerdir.
4- Ve biz hiçbir kasabayı yok etmedik ki onun bir bilinmiş yazgısı olmasın.
5- (Onlarda yaşayan) hiçbir toplum kendi süresini öne geçiremiyordu ve onlar sonralayamıyorlardı da.
6- 7- Ve onlar: "Ey kendisinin üzerine o hatırlatma indirilmiş olan kimse, şüphesiz ki sen kesinlikle cinlenmişsin. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, bize o melekleri getirmeli değil miydin?" dediler.
8- Biz o melekleri o gerçek olmadıkça indirmeyiz. Ve (indirdiğimiz) takdirde de onlar bakılanlar olmazlar.
9- Şüphesiz ki o hatırlatmayı biz indirdik ve şüphesiz ki biz onu kesinlikle (cin, şeytan v.s. müdahalesinden) kollayıp gözeticileriz.
10- Ve ant olsun ki biz senden önce, o ilk taraftarlara da (elçiler) gönderdik.
11- Ve onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla ancak alay ediyor olmasınlar.
12- Biz onu (o hatırlatmayı) o suç işleyenlerin kalplerine işte böyle sokarız.
13- Onlar ona (o hatırlatmaya) inanmazlar. Ve oysa (inanmayanlara uygulanan) o ilklerin yasası gelip geçmiştir.
14- 15- Ve eğer biz onların üzerine gökten bir kapı açsak da kendileri onda yükselecek olsalar, onlar kesinlikle: "Bizim gözlerimiz ancak ve ancak sarhoşlaştırıldı. Aksine biz sihirlenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdi.
16- 17- Ve ant olsun ki biz o gökte kaleler oluşturduk ve onları o bakanlar için süsledik. Ve biz onları her taşlanan şeytandan kollayıp gözettik.
18- Ancak (yine de) kim o kulak hırsızlığına kalkışırsa, derhal onu da bir apaçık ateş parçası izler.
19- Ve o yer, biz onu uzattık ve onda sabitlikler bıraktık ve onda her şeyden tartılmış (dengeli) olarak bitirdik
20- Ve biz onda, sizin için ve sizin kendilerine rızık vericiler olmadığınız kimseler için, geçim imkanları oluşturduk.
21- Ve hiçbir şey yoktur ki onun depoları bizim yanımızda olmasın ve biz onu bir bilinmiş ölçüsü olmadan da indirmiyoruz.
22- Ve biz, o rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik de o gökten bir su indirdik böylece biz onunla sizi suvardık. Oysa siz onu depolayıcılar da değilsiniz.
23- Ve şüphesiz ki biz evet kesinlikle biz yaşatırız ve öldürürüz. Ve biz o mirasçı olanlarız.
24- Ve ant olsun ki biz, sizden o öncekileri de bilmişizdir ve ant olsun ki biz o sonrakileri de bilmişizdir.
25- Ve şüphesiz ki senin Efendin, onları sürüp toplayacak olanın ta kendisidir. Şüphesiz ki O, mutlak bilgedir, her şeyi bilicidir.
26- Ve ant olsun ki biz o insanı kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan yarattık.
27- Ve o cann'ı da biz onu önceden o kavurucu ateşten yaratmıştık.
28- 29- 30- Ve bir zaman senin Efendin o meleklere: "Şüphesiz ki ben kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan bir beşer yaratıcıyım. Artık ben onu denkleştirdiğim ve ona kendi esintimden (yaşam verme gücümden) üflediğim zaman, siz hemen ona boyun eğiciler olarak çökün" demişti de, o meleklerin hepsi toplu olarak hemen boyun eğmişti.
31- İblis hariç. O, o boyun eğicilerin beraberinde olmaya direnmişti.
32- O: "Ey İblis, sana ne oluyor ki, sen o boyun eğicilerin beraberinde olmazsın?" demişti.
33- O da: "Ben bir beşere boyun eğmek için olmadım, ki sen onu kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yarattın" demişti.
34- 35- O: "Sen ondan hemen çık. Artık şüphesiz ki sen bir taşlanansın. Ve şüphesiz ki o yükümlülüğün gününe kadar o dışlama senin üzerinedir" demişti.
36- O da: "Ey Efendim, o halde sen onların (yeniden) harekete geçirilecekleri güne kadar beni gözet" demişti.
37- 38- O: "Haydi şüphesiz ki sen o bilinmiş vaktin gününe kadar o gözetilmişlerdensin" demişti.
39- 40- O da: "Ey Efendim, senin beni azdırman nedeniyle, bende onlara o yerde (kötülükleri) kesinlikle ve kesinlikle süsleyeceğim ve içlerinden senin o özgülenmiş kulların dışında onları kesinlikle ve kesinlikle toplu olarak azdıracağım" demişti.
41- 42- 43- 44- O: "Bu (özgülenmiş kullarımı azdıramaman), bana göre doğruluğunu koruyan yoldur. Şüphesiz ki benim o kullarım ki, senin onların üzerinde bir yetkin yoktur, azgınlardan seni izlemiş olan kimseler başka. Ve şüphesiz ki cehennem, onların kesinlikle toplu olarak söz verilmiş yeridir. Yedi kapı onun içindir. Her bir kapı için onlardan paylaşılmış bir kısım (insan) vardır" demişti.
45- Şüphesiz ki o korunanlar bahçelerde ve su gözelerindedir.
46- (Onlara) "Siz bir esenlikle ve güvenliler olarak ona girin" (denilecek).
47- Ve biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkarmışızdır, onlar kardeşler olarak koltuklar üzerinde karşı karşıyadırlar.
48- Onlara, onda bir yorgunluk dokunmayacak ve onlar, ondan çıkarılmış da asla olmayacaklardır.
49- Sen, benim kullarıma haber ver ki: Şüphesiz ki ben çok bağışlacının, şefkati süreklinin ta kendisiyim.
50- Ve şüphesiz ki benim azabım da, o çok acı verici azabın ta kendisidir.
51- Ve sen onları İbrahim'in konuklarından haberlendir.
52- Hani onlar onun üzerine girmişlerdi de: "Selâm" demişlerdi. O da: "Şüphesiz ki biz sizden ürperenleriz" demişti.
53- Onlar: "Sen sakın ürperme, şüphesiz ki biz sana çok bilgin bir oğlan çocuğu müjdeliyoruz" demişlerdi.
54- O da: "Benim üzerime o büyüklük (ihtiyarlık) dokunmuşken siz beni mi müjdelediniz? Siz hangi nedenle müjdeliyorsunuz?" demişti
55- Onlar: "Biz sana o gerçeği müjdeledik. O halde sen sakın o karamsarlığa kapılanlardan olma" demişlerdi.
56- 57- O: "Kendisinin Efendisinin şefkatinden o sapkınlardan başkası kim karamsarlığa kapılır?" demişti. O (devam ederek): "Öyleyse sizin başka söyleyecek sözünüz nedir ey gönderilmişler?" demişti.
58- 59- 60- Onlar: "Şüphesiz ki biz suç işleyen bir topluluğa gönderildik. Lût'un ailesi hariç. Şüphesiz biz onları kendi karısı dışında toplu olarak kesinlikle kurtarıcılarız. Şüphesiz ki biz onun kesinlikle o geride kalanlardan olmasını takdir ettik" demişlerdi.
61- 62- Ne zaman ki o gönderilmişler Lût'un ailesine geldi, o: "Şüphesiz ki siz garipsenmiş bir topluluksunuz" dedi.
63- 64- 65- Onlar: "Aksine, biz sana onların, kendisi hakkında tereddüte düşmekte oldukları şeyi getirdik. Ve biz sana o gerçeği getirdik ve şüphesiz ki biz kesinlikle doğru söyleyenleriz. O halde sen o geceden bir kesitte kendi mensuplarını yürüt ve sen de onların arkalarını izle ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Ve buyurulacağınız yere geçip gidin" dediler.
66- Ve biz ona şu: "Şüphesiz ki şunların arkası sabahlayanlar iken kesilmiş olacaktır" buyruğunu yerine getireceğimizi bildirdik.
67- Ve o şehrin mensupları geldi, onlar müjdeleşiyorlardı.
68- 69- O: "Şüphesiz ki bunlar benim konuklarımdır. Siz beni sakın mahcup etmeyin. Ve siz Allah'a karşı korunun ve beni sakın rezil duruma düşürmeyin" dedi.
70- Onlar: "Biz seni o insanlar(ın işine karışmak)dan vazgeçirmemiş miydik?" dediler.
71- O: "Eğer (doğru olanı) yapanlarsanız, şunlar benim kızlarım" dedi.
72- (Elçiler Lut'a): "Senin ömrüne ant olsun ki şüphesiz ki onlar kesinlikle kendi sarhoşlukları içinde bocalıyorlar" (dediler).
73- Onlar gün doğma vaktine girenlerken birden iken o çığlık birden onları tutuverdi.
74- Böylece biz onun (şehrin) üstünü altına getirdik ve onların üzerine de pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
75- Şüphesiz ki işaretlerden anlayanlar için (gözle görülen) deliller, kesinlikle kesinlikle bundadır.
76- Ve şüphesiz ki o (şehir) kesinlikle bir kalıcı yol üzerindedir.
77- Şüphesiz ki inananlar için (gözle görülen) bir delil, kesinlikle bundadır..
78- Ve şüphesiz ki Eyke'nin arkadaşları da kesinlikle haksızlık yapanlar idi.
79- Bu yüzden biz de onlardan öç aldık. Ve şüphesiz ki bu ikisi (Eyke ve Lut'un şehri) kesinlikle bir apaçık ana yol üzerindedir.
80- Ve ant olsun ki Hicr'in arkadaşları da o gönderilmişleri yalanladı.
81- Ve biz onlara bizim delillerimizi vermiştik de kendileri onlardan ilgisiz kalanlar oldular.
82- Ve onlar o dağlardan güvenli evler yontuyor idiler.
83- Onlar sabahlayanlar iken birden o çığlık birden onları tutuverdi.
84- Ne var ki onların kazanmakta oldukları şeyler kendilerinden bir ihtiyacı gidermedi.
85- Ve biz o gökleri ve o yeri ve o ikisinin arasında ne varsa o gerçek (bir neden) den başka yaratmadık. Ve şüphesiz ki o an kesinlikle gelicidir, o halde sen güzel bir şekilde aldırış etme.
86- Şüphesiz ki senin Efendin, tekrar tekrar yaratıcının, her şeyi bilicinin ta kendisidir.
87- Ve ant olsun ki biz sana o tekrarlanan elçilik gücünden* ve o büyük okunan (Kur'an)ı verdik.
* Ayette geçen "Seb'an" kelimesine "Güç" anlamı verme gerekçemiz, bu ayetin yorumu ile ilgili çok farklı görüşlerin olması ve bu kelimenin sadece 6 dan sonraki bir rakamı ifade etmemesi ve sembolik bir anlamının da olmasındandır. Ayrıca Maide s. 3. ayetinde de geçen bu kelimenin güçten kinaye olarak yırtıcı hayvanlar için kullanılmış olması, bizi bu kelimeye "Güç" anlamı vermeye yöneltmiştir. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.
88- Sen, o şeye iki gözünü sakın sakın uzatma ki biz içlerinden bir kesimi onunla yararlandırmışızdır ve onlara karşı da üzülme ve kanadını da o inananlara alçalt.
89- Ve sen de ki: "Şüphesiz ki ben o apaçık uyarıcının ta kendisiyim."
90- Nitekim biz (Salih'i öldürmek için aralarında) yemin edenlerin üzerine de (azap) indirmiştik.*
* Bu ayete diğer meâllere göre farklı çevirme gerekçemiz, surenin 80-84. ayetleri arasında Hicr topluluğundan bahsediliyor olması ve Neml s. 49. ayeti ile bağ kurmamızdır.
91- Onlar öyle kimselerdi ki, (kendilerine o elçi tarafından) o okunan (Kur'an)ı parça parça hale koymuşlardı.
92- 93- Artık senin Efendine ant olsun ki işlemekte oldukları şeylerden dolayı biz onlara da toplu olarak kesinlikle ve kesinlikle (bilgi) talep edeceğiz.
94- O halde sen buyurulmakta olduğun şey nedeniyle (başları ağrıtarak) çatlat ve o ortak koşanlardan kayıtsız kal.
95- Şüphesiz ki o alay edicilere karşı biz sana yeteriz.
96- Onlar öyle kimselerdir ki, Allah'ın beraberinde diğer bir tanrı daha oluşturuyorlar. Ama onlar ileride bileceklerdir.
97- Ve ant olsun ki biz onların söylemekte oldukları şey nedeniyle göğsünün daralmakta olduğunu biliyoruz.
98- Bu durumda sen Efendini övgü ile tesbih et ve o boyun eğicilerden ol.
99- Ve sen o kesinkes (bilgi olan ölüm) sana gelene kadar Efendine kulluk et.
12 Ağustos 2024 Pazartesi
Hicr s. 9. Ayeti: Kur'an'ın Korunmuşluğu Üzerine
Kur'an üzerine yapılan konuşmalarda açılan konulardan bir tanesi de, onun kıyamete kadar Allah tarafından korunacağı üzerinedir. Bu konuşmanın delil getirildiği ayet ise Hicr s. 9. ayetidir. Biz bu yazımızda konu ile ilgili olarak delil getirilen bu ayetin böyle bir anlama gelip gelemeyeceği üzerinde durmaya çalışacağız.
Kur'an üzerinde yapılan konuşmalarda genel olarak yapılan hatalardan bir tanesi de, bütüncül okuma değil parçacı okuma yapılmasıdır. Bu okumanın altında yatan en önemli etken ise, kişinin ön kabulünü Kur'an'a onaylatma çabasıdır. Yani birçok kişinin "Kur'an acaba bu konuda ne demiş olabilir?" sorusunun cevabını aramak yerine, "Ben ön kabulümü Kur'an'a nasıl onaylatabilirim?" sorusunun cevabına yönelik okuma yapmasıdır
Kanaatimizce, Hicr s. 9. ayeti ile ilgili varılan sonuç ta böyle bir parçacı okumanın sonucu olup, eğer bütüncül bir okuma yapılacak olduğunda, daha farklı bir anlam ortaya çıkacaktır. İlgili ayeti daha doğru anlamanın yolu öncelikle surenin 6. ayetinden itibaren okumaya başlamak olduğunu düşünmekteyiz.
Hicr s. 6- 7- Ve (inkâr edenler): "Ey üzerine Hatırlatma (Ezzikr) indirilmiş olan, şüphesiz ki sen kesinlikle cinlenmişsin. Eğer doğrulardan isen bize melekleri getirmeli değil miydin?" dediler.
Hicr s. 8- Biz melekleri bir gerçek olmadıkça indirmeyiz. İndirdiğimiz takdirde de süre verilmişlerden de olmazlar.
Hicr s. 6. ve 7. ayetlerinde Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ın elçiliğini ret etmek için ortaya sürdükleri iddialardan bir tanesi onun "Mecnun" Yani "Cinlenmiş" olduğu iddiasıdır. Bu kelime, birçok mealde hatalı olarak "Deli" olarak çevrilmekte ve Kur'an'ın bu konuda vermek istediği mesajın doğru anlaşılmamasına sebebiyet vermektedir. Çünkü "Mecnun" olmak nüzul ortamında cinlerle alâka kuranlar için söylenen bir sözdür. Bu iddianın temelinde cinlerden haber alan, söylediği sözün o kişiye cinler tarafından ilham edilmiş olduğu yönünde bir inanç mevcuttur.
Bu iddia Mekke müşriklerinin Muhammed (a.s.) ı çağrısını insanlar gözünde küçük düşürmek için ortaya atılan iddialardan bir tanesidir. Yani ona indirilen vahyin Allah (c.c.) tarafından değil, cinler tarafından ilham edildiğidir. Cinlerin kendisine musallat olduğu bir kişinin de söyledikleri ciddiye alınacak sözler değildir. İşte surenin 6. ve 7. ayetleri bu iddiayı dile getirmektedir.
Hicr. s. 6. ve 7. ayetleri böyle okuduktan sonra 9. ayeti okuyabiliriz.
Hicr s. 9- Şüphesiz ki Hatırlatmayı (Ezzikr) biz indirdik ve şüphesiz ki biz onu (Hatırlatmayı) kesinlikle (cin müdahalesinden de) koruyucularız.
Ayette bir koruma konusunun olduğu göz ardı edilemez. Fakat bu korumanın kime ve nasıl bir koruma olduğu konusu öncelerden beri tartışma konusudur. Eski tefsirlere bakıldığında, ayetin Arapça metninde geçen "Lehu" edatının kimin için kullanılmış olabileceği yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı tefsirciler bu edatın Muhammed (a.s.) için kullanılmış olabileceği yönünde görüşler serd ederek, ayetin Muhammed (a.s.) ın korunacağı yönünde bir beyanı olduğunu iddia etmişler, bu iddialarına da başka ayetlerden ve gramer kurallarından delil getirmişlerdir.
Biz bu görüşün asla kabul edilemez olduğunu düşünmemekle birlikle, olayı Kur'an bütünlüğünde ve nuzül dönemi arka plânı dahilinde düşündüğümüzde bu görüşün isabetli olamayacağı kanaatinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü;
Nuzül dönemi arka plânına baktığımızda, kendilerine "Mecnun, Kâhin, Arraf" gibi isim verilen bazı kimselerin insanüstü güçlerden yani "CİN" adı verilmiş olan varlıklardan gökyüzünden haberler aldıklarına dair yaygın bir inanç mevcuttur. Mekkeli müşriklerde böyle bir inanca istinaden Muhammed (a.s.) ın aldığı vahyin böyle bir durumun neticesi olduğu kanaatine sahip olmuşlar ve onu "Mecnun" olarak nitelemişlerdir.
Hicr s. 9. ayetini anlamak, böyle bir iddiayı merkeze aldımızda kolaylaşacaktır. Ayrıca aynı surenin 16.17.18 ayetleri, Saffat s. 6.7. 8. 9. ve 10. ayetleri, Cin s. 8. ve 9. ayetleri, Muhammed (a.s.)a inen vahyin herhangi bir şeytan veya cin bulaşması olmadan ona Allah- Melek elçi- Beşer elçi yoluyla indirildiğini beyan etmektedir. Yani Mekke müşriklerinin vahye ve elçiye karşı olan bu iddialarını yalanlamaktadır.
İşte Hicr s. 9. ayeti böyle korunmuşluktan bahsetmektedir. Muhammed (a.s.) indirilmekte olan ve ayette "Ezzikr" olarak ifade edilen kitap, hiçbir şekilde dış etken olmadan Allah (c.c) den melek elçiye ondan da beşer elçiye ulaşmaktadır. Yani Kur'an vahyediliş sürecinde korunan bir kitaptır ve ona asla herhangi bir dış etken müdahalesi olmamıştır.
Hicr s. 9. ayeti ile ilgili durum böyle iken, " Şimdi siz Kur'an korunmamıştır mı demek istiyorsunuz?" şeklinde bir sorunun sorulması gayet yerinde bir sorudur.
El cevap: Hayır, "Kur'an korunmamıştır" şeklinde bir iddiamız asla ve kat'a yoktur. Bizim iddiamız, Hicr s. 9. ayetinin mushafın kıyamete kadar Allah tarafından korunacağının bu ayet ile garanti altına alınmış olduğu düşüncesinin doğru olmadığıdır.
--------- Peki, Kur'an korunmuş mudur yoksa korunmamış mıdır? --------
Bir kitabın korunmuş veya korunmamış olduğunun bilinmesi, o kitabın asıl nüshası ile karşılaştırılması suretiyle olması gerektiği, bu soruya verilebilecek cevaplardan bir tanesidir.
Biz Tevrat ve İncil'in bugün Yahudi ve Hristiyanlarca kabul edilen kısmının, tamamının Allah (c.c.) tarafından indirilen Tevrat ve İncil olmadığını iddia ederken, Kur'an'ı baz almaktayız. Biz Kur'an'ın Allah (c.c) tarafından indirilen bir kitap olduğuna inanmış olmamızdan dolayı, Kur'an'da Tevrat ve İncil'in tahrif edildiği yönündeki ayetler bizim için delil mesabesindedir.
Eğer Kur'an tahrif edilmiş ise, böyle bir şey mümkün olmamakla beraber, bugün yeni bir kitabın inerek bu kitap üzerinde bazı tahrifatların yapıldığını beyan eden ayetlerin olması gerekir ki, biz Kur'an'ın Muhammed (a.s.) sonrasında tahrif edilmiş olduğuna inanalım.
Bugün Kur'an merkezli düşünce sahibi olduğunu iddia eden bazı kimselerin, Kur'an'ın orjinal metni sanki kendi ellerindeymiş gibiymişcesine, bazı kelimeler üzerinde şahsi tasarruflar yaparak Kur'an'ın tahrif olduğunu ve bu tahrifatın kendileri tarafından düzeltiliyor olduğu iddiası, yeni bir Kur'an yazma çalışmasından başka birşey değildir. Bu kişilerin en garip iddialarından bir tanesi, Kur'an'ın yazılı olarak indirildiği iddiasıdır.
Onlara göre Kur'an yazılı ve harekesiz olarak inmiş, sonradan harekelendiği için bazı kelimeler üzerinde tahrifat yapılmış, ve ellerinde orjinal metin olan! bu kimseler bu tahrifatları düzeltmektedirler.
Yazımızın konusu Kur'an'ın tahrif edilip edilmediği konusu olmadığı için fazla uzatmamak adına kısaca bu kadarını söylemek istiyoruz.
Hasılı kelâm; Hicr s. 9. ayeti mushafın kıyamete kadar korunacağının garanti alnda olduğunu beyan eden bir ayet değil, onun iniş sürecinde dış etkenlerden korunmuş olduğunu beyan eden bir ayettir. Bununla birlikte Kur'an'ın tahrif edilmiş olduğu yönünde bir düşüncemiz de asla yoktur.
EN DOĞRUSUNU ALLAH(C.C.) BİLİR.