23 Kasım 2015 Pazartesi

Bakara s. 238-239. Ayetleri : Salavat'ın Korunması ve Vusta Salat

Salat kelimesi ve türevleri , Kur'an içinde en fazla geçen kelimelerden olup , çeviri ve yorumlama bakımından anlam alanı daraltılan  bir kelime olarak karşımızda durmaktadır. Çeviri ve tefsirlerde bu kelimenin anlamı, ağırlıklı olarak "Namaz" olarak çevrilerek , daha geniş bir anlama sahip olan bu kelimenin anlamı dar bir alana hapsedilmiş , "Namaz" adı ile bildiğimiz ibadet ise, olması gereken işlevinden çıkarılmış bir halde ilmihal bilgileri etrafında icra edilen kuru bir ritüele dönüşmüştür. 

Konumuz olan ayetlerin çeviri ve tefsirlerine baktığımızda , bu ayetlerin yine "Namaz" olarak çevrildiği, konumuz olan 238. ayetin namaz vakitleri ile alakalı bir bağlam dahilinde okunarak , günlük namaz vakitlerinin 5 olduğuna dair delil olarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu yazının konusunun , Namaz adı ile bilinen bir ibadetin , veya Namaz vakitlerinin 5 olmadığına dair deliller sunmak olmadığını baştan söyleyerek , bu yazıyı yazanın Namaz ve vakitleri konusunda herhangi bir şüphesi veya Amerika yı yeniden keşfetmek gibi bir derdi olmadığı , daha önce bu konuda yazmaya çalıştığı yazılardan görülebilir.

Hâfizû alâs salavâti ves salâtil vustâ ve kûmû lillâhi kânitîn(kânitîne).
[002.238]  Salavatı ve vusta salatı koruyun ve Allah'a boyun eğiciler olarak ayağa kalkın.

Fe in hıftum fe ricâlen ev rukbânâ(rukbânen), fe izâ emintum, fezkurûllâhe kemâ allemekum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
[002.239] Eğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken koruyun, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın.

"Salat" kelimesi ; "Ateşte yakmak" anlamındaki "Saliye" sözcüğünden türemiş olup "Dua , bağışlama" gibi anlamları içinde barındıran bir kelimedir. 

"Hafizu" kelimesi ; " korumak , dikkat etmek , gözetmek , ilgilenmek" anlamındaki "Hıfzün" kelimesinden türemiştir.

Bakara s. 238. ayetinin meallerine baktığımız zaman , ayet içinde geçen , "Salavat" ve "Salat" kelimelerinin "Namaz" şeklinde çevrildiğini görmekteyiz. Şahsi kanaatimiz , "Salatil vusta" deyimi ile Namazın kast edildiği , "Salavat" kelimesi ile Namaz dışındaki başka bir anlamın kast edildiğidir.

Bu kanaatimize dair delilimiz , "Salavat" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerdir. 

[002.155-157]  Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman, «Biz Allah içiniz ve biz nihâyet ona döneceğiz,» derler.işte onlar için Rableri tarafından mağfiretler (Salavatün) ve rahmet vardır. Hidâyete erenler de onlardır.

[009.099]  Kimi bedevîler de Allah’ı ve âhireti tasdik eder; Allah yolunda harcamasını, Allah’a yakın olmaya ve Resulünün dualarını (Salavatirresul) almaya vesile sayar. İyi bilin ki bu, onlar için Allah’a yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmet diyarı olan cennete yerleştirecektir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur).

Bakara ve Tevbe surelerinde geçen bu kelime "Allah (c.c) nin salavatı" , "Muhammed (a.s) ın salavatı" şeklinde geçmektedir.

Bakara s. 155-157. ayetlerine baktığımızda , Allah (c.c) nin kullarını yaşadıkları dünya hayatı içinde bir takım sıkıntılar ile imtihan edeceğini beyan etmektedir. Bu imtihanlara karşı isyan etmeyerek sabır gösterenlere, Allah (c.c) tarafından salavat yani bağışlama ve rahmet olduğu vaad edilmektedir. 

Tevbe s.  99. ayetine baktığımızda ise , Araplardan bazılarının Allah (c.c) yolunda yapmış olduğu infakı gösteriş ve riya için değil , Allah (c.c) ye yakınlık ve Muhammed (a.s) ın dan hayır dua almak yani onun salavatına nail olmak vesilesi saydığını görmekteyiz. 

Bakara s. 238. ayetindeki "Salavatı koruyun" emrini, bu ayetlerle bağlantı kurarak okumanın daha doğru olacağı kanaatindeyiz. 

Yaşadığımız hayat içinde başımıza gelen ve bizim hoşumuza gitmeyen bazı olaylara karşı olan tavrımız , bizim kul olma bilincimizin bir göstergesidir . Allah (c.c) sıkıntı verici durumlar karşısında, isyan etmeyerek sabır gösterenlere vereceği karşılığı, "Salavat" olarak hatırlatarak 238. ayette , onun salavatına layık olarak bir hayat sürmeye ve bu halimizi korumak ve bu hal üzerinde daim olmak merkezinde bir hayat sürmemizi emretmektedir. 

Bu bağlamda , Ahzab s. 56. ayetindeki Allah ve Meleklerin, Resule olan salatını hatırlamak yerinde olacaktır. Muhammed (a.s) kendisine Allah (c.c) tarafından emredilen hayat tarzına riayet ederek , böyle bir desteği hak etmektedir. Bizlerin de aynı desteği hak etmek için ,"Salat" merkezli bir hayat sürmesi gerektiği , bu kelimenin anlam alanı dahilindeki yaşam tarzını korumanın gerekliliğini anlayabiliriz. 

Tevbe suresi içinde ise , Müslümanlar içinde olan münafık Araplardan bahsedildikten sonra (9.98) , onların hepsinin münafık olmadığı , bir kısmının yaptığı infak türünden hayırlı amelleri , gösteriş ve riya için değil sadece Allah (c.c) ye yakınlık ve Muhammed (a.s) ın duasına yani salavatına nail olmak için yaptığı haber verilerek , yapılan işlerin ne amaçlı yapılması gerektiği beyan edilerek, bu tür amellerin yapılması teşvik edilmektedir. 

Bu ayetin , Bakara s. 238. ayeti ile bağını kuracak olursak , Allah (c.c) iman edenlere , yapmış oldukları infak türünden amelleri içlerinde art niyet olmadan yapmaya teşvik ederek , bu tür amelleri sürekli olarak yapmaya yani onları korumaya yönelik bir hayat tarzına devam etmelerini istemektedir. 

Allah (c.c) nin ve onun elçisinin salavatına layık olmaya yönelik merkezli bir hayat , insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde olumlu bir katkı sağlaması amacına yönelik olup , bize sevap olarak karşılık vaad edilen amellerin teşvik edilme amacı , sadece amel defterimizdeki sevap hanesinin dolması değil , bu amellerin işlenmesi sonucunda dünya hayatında yaşayan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde denge sağlanmış olur. Bu denge ise kişisel bazdan başlayarak , dünya genelinde yaşayan insanların mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesine vesile olacaktır.

"Salavat" kelimesini Hacc s. 40. ayetinde de görmekteyiz. 

[022.39-40] Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar (Salavatun) ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.

Hacc s. 40. ayetinde Allah (c.c), arz üzerine koymuş olduğu bir yasayı bizlere hatırlatmaktadır. Bu yasa , haksızlığa uğrayan kimselerin bu haklarını geri almak için başvuracağı yollardan birisinin savaş olduğu ve bu yol ile hakkın geri alınmasıdır. Bu hak kullanılmadığı zaman olacak şeyler, içinde Allah (c.c) nin adı anılan ibadethanelerin tahribe uğraması olarak anlatılmaktadır. 

"Salavat" kelimesinin de içinde geçtiği olarak bu ibadethaneler , hayatın merkezi olarak ifade edilecek mekanlardır. İnsan hayatı bu mekanlar üzerinden icra edilen inançlar üzerine kurulu bir şekilde cereyan etmektedir. İsra s. 7. ayetinde de bu durumu görmekteyiz. İsrailoğullarının arz üzerinde fesada devam etmeleri halinde, "Mescid" olarak ifade edilen ibadethanelerine girileceği bildirilmektedir.

İnsan hayatının kalesi diyebileceğimiz ibadet mekanlarının düşman istilasına uğraması demek , buralarını merkeze alarak yaşanan hayatın sekteye uğraması demek olup , buraları korumak sadece düşman istilasına karşı değil, buraları merkeze alarak Allah (c.c) nin isminin hayat içinde yaşamasını yani yaşamın kurallarının ilahi merkezli bir programa dayanması anlamındadır.

Hacc s. 40. ayeti ile , Bakara s. 238. ayeti arasında bir bağ kurmaya çalıştığımızda şunları söyleyebiliriz. "Salavat" olarak ifade edilen korunmasının emredilmesinin maksadını , "İnsanların yaşamlarının merkezi olan ve ilahi kuralları merkeze alan bir hayatın yaşanmasını koruyun ve böyle bir hayat üzerine daim olun" şeklinde bir emir olarak algılamak mümkündür.

İbadet için yapılmış binaların yapılış amacı  , kurallarını "İlah" olarak bilinen bir varlıktan alınmış olan bir yaşamı sembolize etmektedir. Bu durumu , Allah (c.c) yi İlah , Kur'anı ilahi yasa kitabı , İslam'ın gerçek din olarak tanındığı bir hayatı sembolize eden yani etmesi gereken "Mescid" adı bildiğimiz mekanların korunması olarak anladığımızda, onların korunması demek, boya , badana gibi eksikliklerinin giderilmesi anlamında değil , o binaların sembolize ettiği "Allah-Kur'an-İslam" merkezli bir yaşam sisteminin korunmasının gerekli olduğu , oraların harap olmasının yani o mekanların merkez alınmayarak sürdürülen bir hayatın sonucunun hüsran olacağı beyan edilmektedir.  

Allah (c.c) nin , "Salavat'ın korunması" emrini , bu kelimenin geçtiği diğer ayetler ile bağını kurarak okumaya çalıştık. "Salat" kelimesinin "Vusta" kelimesi ile birleştirilerek korunmasının emredilmesini de şu şekilde okuyabiliriz ;

"Vusta" kelimesi ; İfrat ve tefrit'ten korunmayı ifade eden , orta yolda yürümeyi ifade eden bir kelimedir.

"Salatil vusta" deyiminin kullanılması , bizde vusta olmayan salatın olabileceği düşüncesini çağrıştırmaktadır. Vusta olmayan salat'ın nasıl olabileceğini yine ayetlerden öğrenmek mümkündür. 

 [107.004-7] Artık vay haline o musallinin ki, onlar, salatlarında yanılgıdadırlar.Onlar gösteriş yaparlar.En ufak bir yardımı esirgerler.
[008.035] Onların Beyt'in yanındaki salatları; sadece ıslık çalmak veya el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse devam edegelmekte olduğunuz küfürden dolayı tadın azabı.

Maun ve Enfal suresinde gördüğümüz bu ayetlerde , salatı icra ettiğini söyleyenlerin , yapmış oldukları salat'ın kabule şayan olan bir salat olmadığı görülmektedir. "Namaz" adı bildiğimiz ibadet şekli , ilk defa Muhammed (a.s) aracılığı ile bizlere emredilmiş olan bir ibadet şekli olmadığı bu konuda araştırma yapanların malumudur. 

Muhammed (a.s) ın gönderiliş amacı , insanlık tarihi boyunca gelen elçiler aracılığı ile hatırlatılan , tek ilaha dayalı hayat sisteminin terk edilerek , şirk sistemine dayalı bir hayatın tercih edilmesini ortadan kaldırarak, Tevhid merkezli bir hayatı hakim kılmaktır. Ruku , Secde ve Kıyam dan oluşan ve ilah olarak bilinen varlığa karşı yapılan bir tazim gösterisi olan ve bizim "Namaz" adı ile bildiğimiz ibadet şekli, insanlık tarihi ile eş zamanlı bir geçmişe sahiptir. 

Bu anlamda Mekke müşrikleri de, bizim "Namaz" adı ile bildiğimiz ibadeti ,putları önünde yaparak "Şirk" işlemekteydiler. Namaz'ın tevhid merkezli bir ibadet olmasının terkdilip , şirk merkezli bir ibadet haline gelmiş olması , yukarıdaki örnekteki ayetler delaleti ile anlaşılmaktadır. Namaz ibadetinin tarihi arka planı okunduğu zaman , Namaz ile ilgili ayetler daha kolay anlaşılacaktır.

Tefsirlere baktığımız zaman , "Salatil vusta" hakkında bir çok farklı görüşe rastlamaktayız. Biz bu terimin özel bir vakit namazını değil namazın kendisini ifade eden bir deyim olduğunu düşünüyoruz. Yani bu terim ile , sabah , öğle , ikindi , akşam , yatsı veya cuma namazlarının özel olarak kast edilmediğini, bütün namazları içine alan şemsiye bir terim olduğunu düşünüyoruz. 


"Allah'a boyun eğiciler olarak ayağa kalkın."

"Ayağa kalkmak" anlamına gelen "Kame" fiili ile birlikte kullanılarak salat'ın ayakta tutulmasının emredilmiş olması, insan ve toplumların yaşantısında önemli bir etkendir. Salatın zayi edildiği toplumlarda , sosyal , ekonomik , siyasal , askeri , ahlaki v.s gibi yönlerden , Allah (c.c) dışındaki ilahların belirlediği kurallara göre hareket edilmesi yüzünden , arz üzerindeki yasaların işlemesi nedeniyle çöküş yaşamaktadırlar. 

Salat kavramının içinde önemli bir kısım olan Namaz , bu gün bir çok Müslüman tarafından gerçek işlevini yitirmiş bir halde icra edilmesi bir tarafa , toplumların birlik ve beraberliklerini pekiştirici bir unsurdur. Toplumsal hayatın en önemli kurumları olan "Mescid" ler de, birlikte ifa edilen Namaz ibadeti , icra edildiği mekanı kuru bir tapınak olmaktan çıkararak , her türlü sorunun halledildiği , Müslümanların sorunlarının konuşularak çözüme kavuşturulmaya çalışıldığı , sosyal , ekononomik , askeri ve siyasal dayanışmanın bir merkezidir.  

Allah (c.c) nin "Salavatı koruyun , Salatı ayakta tutun" emrini , en canlı biçimde hayata pratize eden Muhammed (a.s) ve ashabının yaşadığı zaman içinde "Mescid" ,sadece namaz vakitlerinde namazın kılınıp alelacele dağılınılan bir mekan değil 24 saat işlevi olan bir mekan olarak göze çarpmaktadır. 

"Salavat" kelimesinin geçtiği diğer ayetlerde , bu kelime bağışlanma, dua ve salat mekanı anlamında kullanılmıştır. Bu anlamları birbirleri ile ilişkili bir şekilde okumak mümkündür. Salat mekanları yani Mescidler , kuru bir ibadethane değil , insanların sosyal olarak birbirleri ile yardımlaştıkları mekanlardır. Eğer bu mekanlar harap olarak işlevini yitirdiği takdirde , bu günkü durumuna düşecek, ve bir işyeri gibi mesai saatlerinde açılıp kapanan mekanlara dönecektir. 

Allah (c.c) nin "Salavatı ve Salatı koruyun" emrinin ne kadar önemli olduğu , Salat ve Salatgahların işlevinin, olması gerekenin dışında bir amaca dönüşmüş olmasının ümmete nelere mal olduğunu görerek anlamış bulunuyoruz.

Namaz , Müslüman olma iddiasında olan bir kişi için olmazsa olmazlardandır. Namazın ne kadar önemli olduğuna dair rivayetler ve bilgiler , bu ibadetin kulluk bilincini ayakta tutmuş olması yönünü vurgulamaktan çok , sadece ilmihal kitaplarında belirlenmiş olan el , bel , ayak gibi uzuvların geometrik olarak düzgün olmasına indirgenmiştir. 

Halbuki Namaz ibadeti ile ilgili farklı mezheplerin uygulamalarının , rivayetler kanalı ile Muhammed (a.s) a dayandığını düşünecek olursak , Muhammed (a.s) ın namaz konusunda, şekle bizim dikkat ettiğimiz kadar etmediğini göstermektedir. Çünkü bu ibadet şekli yönden çok , kime kulluk ettiğimizi gösteren sosyal yönü kuvvetli bir ibadettir.

Namaz ibadetinin ne kadar önemli olduğu 239. ayetten anlaşılmaktadır. Olağan üstü hallerde bile terkedilmemesi emredilen bu ibadetin önemi , Nisa s. 101-103. ayetlerden de anlaşılmaktadır. Namaz ibadeti her durumda icra edilmesi emredilen bir ibadettir. Bazı sıkıntılı durumlar bahane edilerek bu ibadet asla terkedilemez. Sıkıntılı durumlarda bu ibadetin kısaltılarak , binek , üzerinde veya yaya olarak yürürken bile eda edilebileceğinin bildirilmiş olması , bu ibadetin hayat içinde ne kadar ciddi bir işlevi olduğunu göstermektedir. 

Müslüman olma gereğinin şuuruna vakıf olanların yapması gereken ilk işlerden bir tanesi , "Salavat ve Salat" kelimeleri ile ifade edilen amelleri hayata gerçek olarak geçirmeye çalışmak olmalıdır. Devlet dairesi haline gelmiş bir Mescid , ve bu Mescid içinde devlet memuru mantığı ile, "Bitse de gitsek" düşüncesi ile Namaza gelen Müslümanların oluşturduğu topluluklar , dünya üzerinde söz sahibi olmaya aday bir topluluk hiç bir zaman olamazlar.

"Güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın."

Allah (c.c) olağan üstü durumlarda namazın kısaltılabileceğine dair hükmünü Nisa s. 101-103. ayetleri içinde beyan etmiştir. 239. ayet içindeki bu cümlenin mesajını , doğru bilginin kaynağının Allah (c.c) olduğu , hayatın içinde gerekli olan bilginin onun tarafından bizlere öğretilen bilgi olduğu , onun dışında öğretilen bilginin kaynağının Şeytan olduğu ve bu bilgiye tabi olunarak yaşanan bir hayatın neticesinin dünya ve ahirette hüsran olduğu şeklinde anlayabiliriz.

Rabbimiz bizleri Salavat ve Salatı gereği gibi korumaya yönelik bir hayat süren kullarından kılsın. 


3 yorum:

  1. " Hz. Muhammed. Namazın şekline, bizim dikkat ettigimiz kadar dikkat etmedigi " Bu kelimenin ağırlığını bilseydin ! Söze tövbe ederdin. Doğrunun içindeki bir egri , herşeyi berbat eder.

    YanıtlaSil