23 Temmuz 2024 Salı

Yusuf s. 37. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerinde Bir Mülâhaza

Yusuf suresini karşılaştırmalı olarak birkaç farklı meâlden okuyan bir okuyucu, bu surenin 37. ayetine geldiğinde 2 farklı şekilde yapılmış meâl ile karşılaşacak ve haklı olarak ta hangi meâlin daha doğru olduğu yönünde bir sorunun cevabını arayacaktır. Bu yazının konusu, iki farklı meâlden hangisinin daha doğru olabileceği yönündedir.

Konu ile ilgili ayetin Arapça metni ve iki farklı meâli şöyledir: 1. 

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ  

1. Meâl:

Yûsuf, delikanlılara şöyle dedi: “- Size rızık olarak verilecek bir yemek, daha size gelmeden önce onun ne çeşit ve nasıl bir yemek olduğunu size haber verdim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben, Allah'a, inanmıyan ve topyekûn ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim.

2. Meâl: 

(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim.”

Öncelikle konuyu daha iyi anlamak için, 36. ayetin de okunması gerektiğini hatırlatmak isteriz. 36. ayetin meâli de şu şekildedir:

Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi. Bunlardan biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm.” Öbürü de: “Ben de başımın üzerinde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm, bunların yorumunu bize bildir. Çünkü biz senin gerçekten iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.

Bu ayetten anlaşılacağı üzere, Yusuf (a.s.) ile birlikte hapse iki kişi daha giriyor ve bu iki kişi gördükleri rüyayı anlatarak onun yorumunu Yusuf (a.s.) dan öğrenmek istiyorlar. 37. ayette ise, Yusuf (a.s.) o iki kişinin rüyasını yorumlamadan önce onlara bazı sözler söylemektedir. İşte bu sözlerin Türkçeye çevirisi konusunda Kur'an meâllerinde iki farklı eğilim olduğu görülecektir. 

1. örnek meâldeki anlama göre; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek onlara daha gelmeden önce, onlara hangi çeşit yemeğin geleceğini haber vereceğini söylerken, 2. örnek meâldeki anlama göre ise; Yusuf (a.s.) iki arkadaşına yiyecekleri yemek gelmeden önce, onlara gördükleri rüyanın yorumunu onlara haber vereceğini söylemektedir.

Öncelikle bu farklılığın sebebi, "Zamirin Mercii" olarak bilinen, zamirin hangi isme döneceği konusundaki farklı görüşlerden kaynaklanmaktadır. Kur'an'da bazı ayetlerde, zamirin hangi isme döneceği konusundan kaynaklanan farklı anlayışlardan ötürü farklı çeviriler mevcut olup, bu durumdan kaynaklanan bazı ayet çevirilerine daha önceden değinmeye çalışmıştık.

Zamirin en yakın isme dönmesi genel geçer bir kural olmakla beraber, bu kural bazı ayetlerde istisnai durum göstermektedir. Bu kuralın işlemediği ayetlerden bir tanesi de konumuz olan bu ayettir.

1. örnek meâlde yapılan çeviri, zamirin mercii kuralının, en yakın isme dönmesi gerektiği yönündeki görüşün bir sonucudur. Yani aslında ortada yapılan hatalı bir çeviri yoktur. Fakat zamirin mercii kuralı sadece ilgili ayetin kendi içinde uygulanabilecek bir kural değildir. Siyak sibak dediğimiz ayetin öncesi ve sonrası birlikte okunarak bir anlam çıkarılması, yani bağlamın gözetilmesi daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. 

Bağlam merkezli bir okuma yaptığımızda 36. ayeti tekrar hatırlamamız gerekmektedir. Ayetin Arapça metni şöyledir: 

وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ 

Bu ayette geçen بِتَأْو۪يلِه۪ۚ kelimesini merkeze alan bir okuma yaptığımızda 37. ayete nasıl bir anlam verilebileceği de daha kolay ortaya çıkacaktır. 36. ayette arkadaşları Yusuf (a.s.) a rüyalarını anlattıktan sonra ona "نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ " (bunların yorumunu bize bildir) demektedir. Aynı kelime 37. ayette yine geçmekte olup, bu geçişi bizim için anahtar konumundadır. 37. ayeti ikiye bölerek okuyacak olursak bunu daha net olarak anlamak mümkündür.

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ

Dedi ki: İkinize rızıklanacağınız bir yemek gelmesin ki

اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ

Ben onun yorumunu size gelmecen önce size haber vermeyeyim.

"Onun yorumunu" şeklinde çevrilmiş olan kelimenin Arapça metin karşılığıبِتَأْو۪يلِه۪ kelimesidir. Bu kelimenin aynısı 36. ayette de geçmekte ve iki kişinin gördükleri rüyanın yorumunun ne olduğu sorusunun karşılığıdır. 36. ayette kullanılan bu kelimenin 37. ayette de kullanılmış olması, bize "Gelecek yemeğin yorumu" olarak değil, "Görülen rüyanın yorumu" anlamı verilmesinin daha isabetli olacağı yönünde bir işaret vermektedir.

Bu noktayı dikkate aldığımızda, Yusuf s. 37. ayetine verilen meâllerin isabetli olanının, 2. örnekteki "(Yusuf) dedi ki: “(Merak etmeyin, daha yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden, size rüyanızın ne anlama geldiğini bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir toplumun milletini terk ettim."  şeklinde yapılan meâller olduğu ortaya çıkmaktadır.

                                      EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C.) BİLİR.

19 Temmuz 2024 Cuma

HUD SURESİ ÇEVİRİSİ

1- 2- 3- Elif, Lâm, Ra. (Bu) bir kitaptır ki, onun delilleri sağlamlaştırılmış, aynı zamanda mutlak bilgenin, en iyi haber alıcının katından, siz Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrıntılandırılmıştır. (Sen de ki): "Şüphesiz ki ben O'ndan sizin için bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki, O sizi bir isimlenmiş süreye kadar, bir iyi yarar ile yararlandırsın ve her bir lütfun sahibine lütfunu(n karşılığını) versin diye (de ayrıntılanmıştır). Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben de sizin üzerinize bir büyük gün azabından kaygılanırım."

4- Sizin dönüş yeriniz, Allah'adır. Ve O, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

5- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar, O'ndan saklanmak için göğüslerini büküyorlar*. Dikkat edin, giysilerine kaplanmakta oldukları vakit O, onların saklı tutmakta oldukları ve şeyleri ilan etmekte oldukları şeyleri bilir. Şüphesiz ki O, o göğüslerin sahip olduğu her şeyi bilicidir.

*Gerçek inançlarının ortaya çıkmasını istememeleri anlamında bir deyim.

6- Ve o yerde canlıdan hiçbiri yoktur ki, onun rızkı Allah'a ait olmasın. Ve O, onun sabitleşme yerini ve onun (yaşamdan) ilgi kesme yerini de bilir. Her biri(nin bilgisi) bir apaçık kitaptadır.

7- Ve O ki, kendisinin tahtı o suyun üzerinde iken, iş bakımından hanginiz daha iyi (iş yapacak) diye sizi yoklamak için o gökleri ve o yeri altı günde yarattı. Ve ant olsun ki eğer sen onlara: "Şüphesiz ki siz o ölümün sonrasından (yeniden) harekete geçirilmişler (olacak)siniz" desen, o gerçeği örten kimseler kesinlikle ve kesinlikle: "Bu, bir apaçık sihirden başkası değil" diyeceklerdir.

8- Ve ant olsun ki eğer biz onlardan o azabı (zaman parçalarından oluşan) sayılanmış bir topluluğa kadar sonralayacak olsak, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Onu (azabı) alıkoymakta olan nedir?" diyeceklerdir. Dikkat edin, o onlara geleceği gün, onlardan çevrilmiş (olacak) değildir ve o şey onları sarıvermiştir ki onlar onunla alay etmekte idiler.

9- Ve ant olsun ki eğer biz o insana bizden bir şefkat tattırsak, sonra onu kendisinden çekip alsak, şüphesiz ki o kesinlikle ümit kesen bir nankör olur.

10- Ve ant olsun ki eğer biz ona dokunmuş olan zarar sonrası kendisine bir gönenç tattırsak, o kesinlikle ve kesinlikle: "O kötülükler benden gitti" diyecektir. Şüphesiz ki o kesinlikle bir sevinen övünen olur.

11- (Her duruma karşı) direnç göstermiş olan ve o düzgün işleri işlemiş olan kimseler başka. İşte onlar, bir bağışlanma ve bir büyük ödül kendileri için olanlardır.

12- Şimdi onlar: "Ona bir hazine indirilmeli veya onun beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" diyorlar diye, sana vahyedilmekte olan şeyin bir kısmını sen belki de bırakıcısın ve ona da göğsün daralıcı olacak. Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın. Ve Allah her şey üzerine bir dayanaktır.

13- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği gibi yakıştırılmış on sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın." 

14- Buna rağmen eğer onlar sizi cevaplandırmadılarsa, artık siz bilin ki o, ancak ve ancak Allah'ın bilgisi ile indirilmiştir ve şüphesiz ki O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Artık siz teslim olanlar mısınız?

15- Kim, o yakın yaşamı ve onun süsünü istiyorsa, biz onlara kendi işlerini(n karşılığını) onda tastamam vereceğiz ve onlar onda (karşılıkça) eksiltilmeyecekler.

16- İşte onlar, o sonraki (yaşamda) kendileri için o ateşten başkası olmayacak kimselerdir. Ve onların emek verdikleri şeyler onda boşa gitmiştir ve işlemekte oldukları şeyler de geçersizdir.

17- Öyleyse o kimse ki, kendisinin Efendisinden apaçık bir delil üzerindedir ve kendisini de O'ndan bir tanık (Kur'an) peşi sıra izlemektedir ve onun (Kur'an'ın) öncesinden de bir önder ve bir şefkat olarak Musa'nın kitabı (ile haber verilmiş) olan kimse gibi midir? İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Ve o gruplardan hangisi onu (ret ederek) örterse, artık ateş ona söz verilen yerdir. O halde sen ondan yana bir tereddüt içinde  olma. Şüphesiz ki o, senin Efendinden bir gerçektir, fakat hakikat şu ki o insanların tamamı (buna) inanmazlar.

18- Ve o kimseden daha haksızı kimdir ki o, Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır? İşte onlar kendilerinin Efendisine sunulacaklardır ve o tanıklar da: " İşte şunlar, kendilerinin Efendisine karşı yalan söylemiş olan kimselerdir" diyecektir. Dikkat edin, Allah'ın dışlaması o haksızlık yapanların üzerinedir.

19- Onlar öyle kimselerdi ki, Allah'ın yolundan uzaklaştırırlardı ve onda bir eğrilik arama peşine düşerlerdi. Ve onlar o sonrakini (ret ederek) örtücülerin ta kendileriydi.

20- İşte onlar, o yerde yetersiz bırakıcı olamamışlardır ve onlar için Allah'ın berisinden (edindikleri) yakınların hiçbiri de onlar için (yardımcı) olmamıştır. O azap kendileri için kat kat arttırılacaktır. Onlar işitmeye tahammül eder değillerdi ve onlar görür de değillerdi.

21- İşte onlar öyle kimselerdir ki, kendi benliklerini ziyana sokmuşlardır ve onların yakıştırmakta oldukları şeyler de kendilerinden sapmıştır.

22- Onların sonraki (yaşamda) o en ziyan edenlerin ta kendileri olduklarında kuşku yoktur.

23- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişler ve kendilerinin Efendisine tevazu sahibidirler, işte onlar o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

24- Bu iki bölüğün örneği o kör ve o sağır olanla ve o gören ve o işiten gibidir. Bu ikisi örnek bakımından denk olur mu? Siz hiç hatırlamaz mısınız?

25- 26- Ve ant olsun ki biz Nuh'u kendi topluluğuna gönderdik. (Onlara): "Şüphesiz ki ben, Allah'tan başkasına sakın kulluk etmeyesiniz diye sizin için (gönderilmiş) bir apaçık uyarıcıyım. Şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) çok acı verici gün azabından kaygılanıyorum" (dedi).

27-Bunun üzerine kendi topluluğundan olan o ileri gelen gerçeği örtmüş olan kimseler: "Biz seni, bizim örneğimiz bir beşerden başkası olarak görmüyoruz ve biz seni, izlemiş olanları bizim en aşağılıklarımızın ta kendileri olan o görüş belirtemeyen kimselerimizden başkası olarak da görmüyoruz. Ve biz, sizin için bizim üzerimizde hiçbir üstünlük de göremiyoruz. Aksine biz sizin, yalancılar olduğunuz kanısına varıyoruz" dedi.

28- 29- 30- 31- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden bir apaçık delil üzerinde isem ve O da bana kendi yanından bir şefkat vermiş de bu size köreltilmişse, siz onu çirkin görenler olduğunuz halde, biz sizi ona bağlayacak mıyız? Ve ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir mal da talep etmiyorum. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben inanmış olan kimseleri de asla kovucu değilim. Şüphesiz ki onlar kendilerinin Efendisi ile karşılaşıcıdırlar, fakat hakikat şu ki, ben sizi düşüncesizlik etmekte olan bir topluluk olarak görüyorum. Ve ey topluluğum, eğer ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir? Siz hiç hatırlamaz mısınız? Ve ben size 'Allah'ın depoları benim yanımdadır' demiyorum ve ben o algılanamayananı da bilmiyorum ve ben size 'Şüphesiz ki ben bir meleğim' de demiyorum ve ben gözlerinizin hor gördüğü kimseler için 'Allah onlara bir hayır asla vermeyecektir' de demiyorum. Allah, onların kendi benliklerinde olan şeyi daha iyi bilendir. (Eğer onları kovarsam) o takdirde şüphesiz ki ben o haksızlık yapanlardan olurum" dedi.

32- Onlar: "Ey Nuh, sen bizimle çok söz dalaşı yaptın, hem de bize karşı söz dalaşını çoğalttın. Eğer sen o doğru söyleyenlerden isen, senin bizi tehdit etmekte olduğun o şeyi haydi bize getir" dediler.

33- 34- O: "Onu, eğer dilerse size ancak ve ancak Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) yetersiz bırakıcılar da hiç olamazsınız. Ve eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, size içtenlikle öğüt vermek istesem de, benim içtenlikle öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Efendinizdir ve siz yalnızca O'na döndürüleceksiniz" dedi.

35- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer ben onu yakıştırmış isem, suçum benim üzerimedir ve ben sizin (beni) suçlamakta olduğunuz şeyden ayrılıp uzaklaşanım."

36- 37- Ve Nuh'a: "Durum şu ki; Kendi topluluğundan (şimdiye kadar) inanmış olan kimselerden başkası asla inanmayacaktır. Artık sen onların yapmakta oldukları nedeniyle kötüye düşme. Ve sen bizim gözlerimiz(in önün)de ve vahyimizle o gemiyi emek vererek yap ve haksızlık yapmış olan kimseler hakkında da bana söz söyleme. Çünkü onlar batırılmış (olacak)lardır" diye vahyedildi.

38- 39- Ve o, o gemiye emek veriyor, kendi topluluğundan olan ileri gelenler de her ne zaman onun yanından geçip gitse, onu küçümsüyorlardı. O: "Eğer siz bizi küçümsüyorsanız, artık şüphesiz ki biz de, sizin bizi küçümsediğiniz gibi sizi küçümseyeceğiz. Kendisini rezil edecek bir azap kime gelecek ve bir sürekli azap kimin üzerine serbest olacak, artık siz ileride bileceksiniz" dedi.

40- Nihayet bizim buyruğumuz geldiği ve o tandır kaynadığı (sular fışkırmaya başladığı) zaman, biz (Nuh'a): "Sen, ona her çiftten ikişer ve o kimse ki söylenen (batırılma sözü) onun üzerine öne geçmiş dışında kendi aileni ve inanmış olan kimseyi yükle" dedik. Ne var ki onun beraberindeki pek az kimseden başkası inanmamıştı.

41- Ve o: "Siz ona binin, onun (suda) akması ve onun sabitleşmesi Allah'ın adınadır. Şüphesiz ki benim Efendim kesinlikle çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

42- Ve o (gemi), onları o dağlar gibi dalgalarda akıtıyordu. Ve Nuh kendi oğluna ki o, uzak bir yerde idi: "Ey oğulcuğum, sen bizim beraberimizde (gemiye) bin ve o gerçeği örtücülerin beraberinde sakın olma" diye seslendi.

43- O: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni o suda (boğulmakta)n sımsıkı saracaktır" dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın buyruğundan, kendisinin sürekli şefkat ettiği kimse dışında hiçbir sımsıkı sarıcı yoktur" dedi. Ve o dalga ikisinin arasına girdi böylelikle o da o batırılmışlardan oldu.

44-  Ve: "Ey yer, sen suyunu yut ve ey gök, sen de tut" denildi. Ve o su eksildi böylece o buyruk yerine getirildi ve o Cudi'nin üzerine denkleşti. Ve: "Uzaklık, o haksızlık yapanlar topluluğu içindir" denildi.

45- Ve Nuh, kendisinin Efendisine seslendi de: "Ey Efendim, benim oğlum şüphesiz ki benim ailemdendi ve şüphesiz ki senin sözün gerçektir ve sen o karar vericilerin en doğru karar vericisisin" dedi.

46- O: "Ey Nuh, şüphesiz ki o, senin ailenden değildi. Şüphesiz ki o (nun yaptığı) düzgün olmayan bir işti. Öyleyse sen o şeyde benden talep etme onun hakkında sana bir bilgi yoktur. Şüphesiz ki ben sana o düşüncesizlerden olursun diye öğüt veriyorum." dedi.

47- O: "Ey Efendim, şüphesiz ki ben o şeyde senden talep etmekten sana sığınırım ki onun hakkında bir bilgi bana yoktur. Ve eğer sen beni bağışlamazsan ve bana sürekli şefkat etmezsen, ben o ziyan edenlerden olurum" dedi.

48- Ona: "Ey Nuh, sana ve senin beraberindeki kimselerden olan toplumların üzerine bizden bir esenlikle ve bereketlerle bolluklarla (gemiden) in. (Sizden sonra) bir takım toplumlar olacak, biz onları da yararlandıracağız, sonra onlara da bizden çok acı verici azap dokunacaktır" denildi.

49- Bu, o algılanamayanın bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana vahyediyoruz. Bundan önce sen ve senin topluluğun onu bilmiyordun. O halde sen direnç göster. Şüphesiz ki o (mutlu) son o korunanlar içindir.

50- 51- 52- Ve Ad'a da kendilerinin kardeşi Hud'u (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Siz yakıştırma yapanlardan başkası değilsiniz. Ey topluluğum, ben buna karşı sizden hiçbir ödül talep etmiyorum. Benim ödülüm o kimseden başkasının üzerinde değildir ki O beni yarıp ortaya çıkarmıştır. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız? Ve ey topluluğum, siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra O'na itaate dönün ki O da sizin üzerinize o göğü(n yağmurunu) bol bol göndersin ve sizi kuvvet bakımından artırsın ve siz suç işleyenler olarak (başka tarafa) sakın yakınlaşmayın" dedi.

53- 54- 55- 56- 57- Onlar: "Ey Hud, sen bize apaçık bir belge getirmedin ve biz senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakıcılar hiç olmayacağız ve biz sana inananlar da hiç olmayacağız. Biz 'Bizim bir kısım tanrılarımız sana çok fena bir kötülükle yapışmış' tan başka bir şey de demiyoruz" dediler. O: "Şüphesiz ki ben Allah'ı tanık tutuyorum ve siz de tanık olun şüphesiz ki ben, sizin O'nun berisinden ortak koşmakta olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım. Haydi siz toplu olarak bana bir plân kurun sonra bana sakın baktırmayın. Şüphesiz ki ben, yalnızca benim de Efendim ve (aynı zamanda) sizin de Efendiniz Allah'a güvenip dayandım. Canlıdan hiçbiri yoktur ki O, onun perçeminden tutucu olmasın. Şüphesiz ki benim Efendim, doğruluğunu koruyan yol üzerindedir. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, size o şeyi kesinlikle ulaştırdım ki ben onunla gönderildim. Ve benim Efendim başka bir topluluğu size ardıl yapar. Ve siz de O'na hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Efendim, her şeyin üzerinde bir kollayp gözeticidir" dedi.

58- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde, biz Hud'u ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve biz onları bir kaskatı azaptan kurtardık.

59- Ve bu Ad, onlar kendilerinin Efendisinin delillerini ısrarla reddettiler ve O'nun elçisine baş kaldırdılar ve her bir zorba inatçının buyruğunu izlediler.

60- Ve onlar o yakın (yaşamda) da ve o kalkışın gününde de bir dışlamayı izlediler. Dikkat edin şüphesiz ki Ad, kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Hud'un topluluğu Ad içindir.

61- Ve Semud'a da kendilerinin kardeşi Salih'i (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. O, sizi o yerden (topraktan) geliştirdi ve onda size ömür verdi. O halde siz O'nun bağışlamasını isteyin sonra O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim (kullarına) yakındır, (çağrılarını) cevaplandırandır" dedi.

62- Onlar: "Ey Salih, sen bundan önce bizim içimizde kesinlikle (iyi şeyler) beklenen biriydin. Sen bizi kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeylere, kulluk etmeyi sürdürmekten vaz mı geçiriyorsun? Ve şüphesiz ki biz, o şeyden kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindeyiz ki sen bizi kendisine çağırıyorsun" dediler.

63- 64- O: "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da bana kendisinden bir şefkat vermişse, o takdirde Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edebilir, eğer ben O'na başkaldırırsam? Bu durumda siz benim ziyanımdan başkasını arttırmamış oluyorsunuz. Ve ey topluluğum, bu Allah'ın dişi devesi (gözle görülen) bir delil olarak sizin içindir. Onu bırakın da Allah'ın yerinde yesin ve siz ona en ufak bir kötülükle dahi sakın dokunmayın, yoksa bir yakın azap sizi tutar" dedi.

65- Buna rağmen onlar ayaklarını keserek onu öldürdüler. Bunun üzerine o: "Siz, yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmamış bir sözdür" dedi.

66- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz Salih'i ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz ki senin Efendin, mutlak kuvvetlinin, mutlak güçlünün ta kendisidir.

67- Ve haksızlık yapmış olan kimseleri o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

68- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, şüphesiz ki Semud kendilerinin Efendisini(nden gelen gerçeği) örttüler. Dikkat edin, uzaklık Semud içindir.

69- Ve ant olsun ki bizim elçilerimiz ibrahim'e o müjdeyi getirdi, onlar: "Selâm" dediler. O da: "Selâm" dedi. Hemen bir kızarmış buzağıyı getirmede gecikmedi.

70- Ne zaman ki o, onların ellerinin ona ilişmez olduğunu gördü, onları garipsedi ve onlardan dolayı bir kaygı hissetti. Onlar: "Sen sakın kaygılanma, şüphesiz ki biz Lût topluluğuna gönderildik" dediler.

71- Ve onun karısı da ayakta idi, bunun üzerine güldü. Akabinde biz de ona İshak'ı ve İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.

72- O (karısı): "Eyvah bana, ben yetersiz ve şu kocam da ihtiyar olduğu halde, ben doğuracak mıyım? Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir şaşırtıcı şey" dedi.

73- Onlar: "Siz, Allah'ın buyruğundan dolayı mı şaşıyorsunuz? Allah'ın şefkati ve O'nun bereketleri bollukları sizin üzerinizedir, ey o evin mensupları. Şüphesiz ki O, övgüye lâyıktır, şanı yücedir" dediler.

74- Ne zaman ki İbrahim'den o ürkme gitti ve kendisine o müjde geldi o, Lût'un topluluğu hakkında bizimle söz dalaşına başladı.

75- Şüphesiz ki İbrahim, kesinlikle yumuşak davranan, başkaları için üzüntü duyan, içten yönelendi.

76- (Onlar): "Ey İbrahim, sen bundan ilgisiz kal. Gerçek şu ki, senin Efendinin buyruğu kesinlikle gelmiştir. Ve şüphesiz ki geri döndürülmemiş bir azap onlara gelicidir" (dediler).

77- Ve bizim elçilerimiz Lût'a geldiğinde o, müdahale gücü olmadığı için onlar yüzünden kötüleşti ve onlar yüzünden daraldı ve: "Bu, bir sıkı gündür" dedi.

78- Ve kendisinin topluluğu, koştura koştura ona geldi ve onlar önceden de o kötülükleri işlemekte idiler. O: "Ey topluluğum, şunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir, o halde siz Allah'a karşı korunun ve konuklarımın içinde beni sakın rezil etmeyin. Sizden hiç mi bir olgun davranan adam yok?" dedi.

79- Onlar: "Ant olsun ki bizim senin kızlarında hiçbir hakkımız  olmadığını sen bilmişsindir. Ve şüphesiz ki bizim neyi istemeyeceğimizi de sen kesinlikle biliyorsun" dediler.

80- O: "Eğer ki size karşı bir kuvvet bende olsaydı, veya bir çetin dayanağa sığınabilseydim, (size karşı koyardım)" dedi.

81- (Elçiler): "Ey Lût, biz senin Efendinin elçileriyiz onlar sana asla ilişemeyecekler. Artık sen geceden bir kesitte karın hariç kendi mensuplarını yürüt ve sizden hiçbiri arkasına (kalan kimseye) eğilim göstermesin. Gerçek şu ki, onlara değmiş olan şey ona da değicidir. Şüphesiz ki onların söz verilen zamanları (azap vakitleri) o sabahtır. O sabah da çok yakın değil midir?" dediler.

82- 83- Ne zaman ki bizim buyruğumuz geldi, biz onun (şehrin) üstünü onun altına getirdik ve onun üzerine de senin Efendinin yanından alametlenmiş olarak pişirilmiş çamurdan birbirini izleyen taşlar yağdırdık. Ve o (şehir) o haksızlık yapanlardan çok uzakta değildir.

84- 85- 86- Ve Medyen'e de kendilerinin kardeşi Şuayb'ı (gönderdik) o: "Ey topluluğum, siz Allah'a kulluk edin, O'ndan başka hiçbir tanrı sizin için değildir. Ve siz o ölçeği ve o tartıyı sakın eksik yapmayın. Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum ve şüphesiz ki ben sizin üzerinize (gelecek) bir kuşatıcı gün azabından kaygılanıyorum. Ve ey topluluğum siz o ölçeği ve o teraziyi hakkaniyetli olarak tastamam yapın ve o insanların eşyalarını(n değerini) sakın düşük tutmayın ve bu yerde bozucular olarak sakın karışıklık çıkarmayın. Eğer siz inananlar iseniz, Allah'ın kalıntısı (bıraktığı kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinize kollayıp gözetici değilim" dedi.                      
87- Onlar: "Ey Şuayb, kendi atalarımızın kulluk etmekte olduğu şeyleri veya kendi mallarımızda dileyeceğimiz şeyleri yapmayı bırakmamızı, sana elçilik görevin mi buyuruyor? Oysa sen kesinlikle o yumuşak davrananın o olgun davrananın ta kendisisin" dediler.

88- 89- 90- (Şuayb): "Ey topluluğum bana söyleyin, eğer ben Efendimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden bir iyi rızıkla rızıklandırmışsa (sizi vazgeçirmekten nasıl geri dururum?) Ve ben sizi kendisinden vazgeçirmeye çalıştığım şeylerde size aykırı düşmek istemiyorum. Ben, gücüm yettiğince (yanlışlarınızı) düzeltmekten başka bir şey istemiyorum. Benim uzlaşmam Allah'tan başkasına da değildir (sizinle asla uzlaşmam). Ben yalnızca O'na güvenip dayandım ve ben yalnızca O'na içtenlikle yönelirim.Ve ey topluluğum, bana karşı olan bu ayrışma, Nuh'un topluluğuna veya Hud'un topluluğuna veya Salih'in topluluğuna değdirilmiş olan şeyin bir örneğinin size de değdirilmesine sakın sebep olmasın. Ve Lût'un topluluğu sizden çok uzakta da değildir. Ve siz Efendinizin bağışlamasını isteyin, sonra yalnızca O'na itaate dönün. Şüphesiz ki benim Efendim şefkati süreklidir, (kullarına) sevgi besleyendir" dedi.

91- Onlar: "Ey Şuayb, biz senin söylemekte olduğun şeylerden birçoğunu kavramıyoruz ve biz seni bizim içimizde kesinlikle zayıf olarak görüyoruz. Ve eğer senin küçük topluluğun olmasaydı, seni kesinlikle taşlardık. Ve sen bizim üzerimizde hiç te güçlü biri değilsin" dediler.

92- 93- O: "Ey topluluğum, küçük topluluğum size Allah'tan daha mı güçlüdür ki, siz O'nu sırt çevirerek öteleyeceğiniz bir şey edindiniz? Şüphesiz ki benim Efendim sizin işlemekte olduğunuz şeyleri kuşatıcıdır. Ve ey topluluğum, siz durumunuzun gereği üzere işleyin. Şüphesiz ki ben de işleyiciyim. Kimmiş kendisini rezil edecek bir azap gelecek olan ve kimmiş o yalancı siz ileride bileceksiniz. Artık siz gözetleyin şüphesiz ki ben sizin beraberinizde gözetleyiciyim" dedi.

94- Ve bizim buyruğumuz geldiğinde biz Şuayb'ı ve onun beraberindeki inanmış olan kimseleri, bizden bir şefkatle kurtardık. Ve haksızlık yapmış olan kimseleri ise o çığlık tutuverdi de böylece onlar yurtlarında diz üstü çökenler oluverdiler.

95- Onlar onda ihtiyaçsızlık içinde hiç yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, uzaklık Medyen içindir, Semud'un uzaklığı gibi.

96- 97- Ve ant olsun ki biz Musa'yı, bizim (gözle görülen) delillerimizle ve bir apaçık yetkiyle, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik, fakat onlar Firavun'un buyruğunu izlediler. Oysa Firavun'un buyruğu olgun davranış değildi. 

98- O, o kalkışın günü kendi topluluğunun önüne geçecek, böylece o onları o ateşe vardırmıştır. Ve o ne kötü yerdir o varılmış yer.

99- Ve onlar bunda (şimdiki yaşamda) ve o kalkışın gününde dışlamayı izlediler. O ne kötü armağandır o verilmiş armağan.

100- Bu, o kasabaların bir kısmının haberlerindendir, biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan kimi ayaktadır, ve (kimi de) biçilmiştir.

101- Ve biz onlara haksızlık yapmadık, fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yaptılar. Kendilerinin o tanrıları ki onları Allah'ın berisinden çağırıyorlardı, artık senin Efendinin buyruğu geldiğinde kendilerini hiçbir şeyden ihtiyaçsız kılmadı ve onlara yıkımdan başkasını da arttırmadı.

102- Ve o kasabaları onlar haksızlık yapan haldeyken tuttuğu zaman, senin Efendinin tutması işte böyledir. Şüphesiz ki O'nun yakalaması çok acı vericidir, çok çetindir.

103- Şüphesiz ki o sonraki (yaşamın) azabından kaygılanmış olan kimse için bir delil kesinlikle bundadır. Bu, bir gündür ki o insanlar onun için toplanmışlardır. Ve bu, bir tanık olunmuş gündür.

104- Ve biz onu bir sayılanmış süreden başkası için sonralamıyoruz.

105- O gün gelecek, hiçbir benlik O'nun onayı olmadıkça iletişim kuramayacak. Artık onlardan kimi mutsuzdur ve (kimi de) mutludur.

106- Şimdi mutsuz olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o ateşin içindedirler. Onun içinde bir inilti ve bir soluma, onlar içindir.

107- Onlar, o gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır, senin Efendinin dilediği şey başka. Şüphesiz ki senin Efendin neyi isterse kesinlikle yapandır.

108- Ve mutlu olmuş olan kimselere gelince, artık onlar o bahçededirler ki gökler ve o yer daimi olduğu sürece onun içinde sürekli kalıcılardır senin Efendinin dilediği şey başka. Bu, kesintiye uğramamış bir sunumdur.

109- Artık sen şunların kulluk etmekte olduğu şeylerden yana sakın bir tereddüt içinde olma. Onlar önceden kendi atalarının kulluk etmekte olduğundan başka bir şekilde kulluk etmiyorlar. Ve şüphesiz ki biz onlara hisselerini kesinlikle eksiltilmemiş olarak tastamam vericileriz.

110- Ve ant olsun ki biz Musa'ya o kitabı verdik de onda aykırı düşüldü. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı, onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi. Ve şüphesiz ki onlar (Mekkeliler), ondan kesinlikle bir kuşku verici kararsızlık içindedirler.

111- Ve şüphesiz ki senin Efendin onların her birine kendi işlerini(n karşılığını) kesinlikle ve kesinlikle tastamam verecektir. Şüphesiz ki O, onların işlemekte olduğu şeyleri en iyi haber alıcıdır.

112- O halde sen, buyurulduğun gibi dosdoğru ol ve senin beraberindeki (itaate) dönmüş olan kimse de (dosdoğru olsun) ve siz sakın taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O, sizin işlemekte olduğunuz her şeyi görücüdür.

113- Ve siz, haksızlık yapmış olan kimselere sakın dayanmayın, yoksa o ateş size de dokunur. Ve Allah'ın berisinden yakınlardan hiç kimse sizin için yoktur, sonra siz yardım da edilmezsiniz.

114- Ve sen, o gündüzün iki ucunda ve o geceden de  (gündüze) yakın kısımda o kulluk görevini ayakta tut. Şüphesiz ki o iyilikler o kötülükleri giderir. Bu, o hatırlayıcılar için bir hatırlatmadır. 

115- Ve sen, direnç göster. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

116- Şimdi, sizden önceki o kuşaklardan kalıntı (varlık) sahipleri, o yerde o bozuculuktan vazgeçiriyor olmalı değil miydi? O kimselerden içlerinden kurtardığımız pek azı dışında (bunu yapmamıştı). Ve haksızlık yapmış olanlar, içinde refahla şımartıldıkları şeyleri izlemişler ve suç işleyenler olmuşlardı.

117- Ve senin Efendinin o kasabaları onun mensupları düzelticiler oldukları halde iken, haksızlıkla yok etmesi olası değildir.

118- 119- Ve eğer senin Efendin dileseydi, o insanları kesinlikle bir tek toplum yapardı. Ve onlar Senin Efendinin sürekli şefkat ettiği dışında aykırı düşenler olmaktan geri kalmazlar. Ve O
onları buna uygun (birbirleri ile ayrışmaya müsait olarak) yaratmıştır. Ve senin Efendinin: "Ben cehennemi kesinlikle ve kesinlikle o cinlerden ve o insanlardan toplu olarak dolduracağım" kelimesi (merhameti hak etmemeleri neticesinde) tamam oldu.

120- Ve biz, o elçilerin bir kısmının haberlerinden, bizim onunla senin gönlünü sabitleştireceğimiz şeylerin hepsini sana anlatıyoruz. Ve sana bunlarda o gerçek ve o inananlara bir öğüt ve bir hatırlatma gelmiştir.

121- 122- Ve sen inanmaz kimselere de ki: "Siz durumunuzun gereği üzere işleyin, şüphesiz ki biz de işleyicileriz. Ve siz bakının şüphesiz ki biz de bakınanlarız."

123- Ve o göklerin ve o yerin algılanamayananı Allah'a aittir. Ve o işlerin hepsi yalnızca O'na döndürülecektir. O halde sen O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan. Ve senin Efendin sizin işlemekte olduğunuz şeylerden asla duyarsız değildir.


9 Temmuz 2024 Salı

YUNUS SURESİ ÇEVİRİSİ

1-Elif, Lâm, Ra. Bu (harflerden oluşan kelimeler), o bilge kitabın delilleridir.

2- İçlerinden bir adama: "Sen, o insanları uyar ve inanmış olan kimselere de kendilerinin Efendisinin yanından doğruluk önceliğinin kendileri için olduğunu müjdele" diye, bizim vahyetmiş olmamız, o insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? O gerçeği örtücüler: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihirbazdır" dedi.

3- Şüphesiz ki sizin Efendiniz Allah'tır, O ki o gökleri ve o yeri altı günde yarattı, sonra o tahtın üzerine kuruldu, (o gökler ve o yer ile ilgili) o buyruğu ardı ardına O düzenlemektedir. O'nun onayı dışında hiçbir eşlikçi yoktur. Bu, Allah'tır sizin Efendinizdir, o halde siz de O'na kulluk edin. Siz hiç hatırlamaz mısınız?

4- Sizin dönüş yeriniz toplu olarak yalnızca O'nadır. (Bu), Allah'ın gerçek olarak söz vermesidir. Şüphesiz ki O, o yaratmayı başlatır sonra, inanmış ve o düzgün işleri işlemiş olan kimselere hakkaniyetle karşılık vermek için, O onu tekrar geri döndürecektir. Ve o kimseler ki gerçeği örtmüşlerdir, gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle kaynar sudan bir içecek ve çok acı verici azap onlar içindir.

5- O ki, o güneşi bir aydınlık ve o ayı bir ışık yaptı ve senelerin sayısını ve o hesabını sizin bilmeniz için, ona konaklama yerleri ölçüledi. Allah bunları o gerçekten başka (bir amaçla) yaratmadı. O, bilecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyor.

6- Şüphesiz ki o gecenin ve o gündüzün ard arda gelişinde ve Allah'ın o göklerde ve o yerde yarattığı şeylerde, korunacak bir topluluk için (gözle görülen) deliller bundadır.

7- 8- Şüphesiz ki o kimseler bizimle karşılaşmayı beklemezler ve o yakın yaşama hoşnut olmuşlar ve onunla yatışmışlardır ve onlar bizim delillerimizden de duyarsız kalan kimselerdir. İşte onların sığınacak yeri kazanmakta oldukları şeyler nedeniyle, o ateştir. 

9- Şüphesiz ki o kimseler inanmışlar ve o düzgün işleri işlemişlerdir, kendilerinin Efendisi onları inanmaları sebebi ile kendilerinin altından o nehirler akar o gönenç bahçelerine iletecektir.

10- Onların ondaki çağrıları: "Ey Allah'ım seni tenzih ederiz" ve onların ondaki esenlemeleri ise: "Selâm" dır. Onların çağrılarının sonu ise: "O övgü, o tüm insanların Efendisi Allah'adır" olacaktır.

11- Ve eğer Allah, o insanlara onların o hayrı acele istedikleri gibi o şerri de acele etseydi, onların süresi kendilerine kesinlikle yerine getirilirdi. Bizimle karşılaşmayı beklemez kimseleri biz böylece kendi taşkınlıkları içinde bocalamaya bırakırız.

12- Ve o insana o zarar dokunduğu zaman o, kendi yanı üstü veya oturarak veya ayakta olarak (her durumda) bizi çağırır. Ne zaman ki biz ondan kendi zararını kaldırdık, o kendisine dokunan bir zarar için bizi hiç çağırmamış gibi geçip gider. O savurganlık yapanlara işlemekte oldukları şeyler işte böyle süslenmiştir.

13- Ve ant olsun ki biz, sizden önceki o kuşakları haksızlık yaptıklarında yok ettik. Oysa onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişler ve onlar ise inanır olmamışlardı. Biz o suç işleyenler topluluğuna işte böyle karşılık veririz.

14- Sonra biz, sizin nasıl işleyeceğinize bakmamız için onlardan sonra sizi o yerde ardıllar yaptık.

15- Ve bizim belgelerimiz apaçık olarak onlara ne zaman peşi sıra okunsa, bizimle karşılaşmayı beklemez kimseler: "Sen bundan başka bir okunan (Kur'an) getir veya onu değiştir" dedi. Sen de ki: "Onu kendi benliğim tarafımdan değiştirmek benim için olmaz. Ben, bana vahyedilmekte olan şeyden başkasını izlemiyorum. Eğer ben Efendime baş kaldırırsam, şüphesiz ki çok büyük gün azabından kaygılanırım."

16- Sen de ki: "Eğer Allah dileseydi, ben onu size peşi sıra okumazdım ve O da onu size sezdirmezdi. Ben, onun öncesinden sizin içinizde kesinlikle bir ömür kaldım. Siz hiç bağlantı kurmaz mısınız?"

17- O halde o kimseden daha haksızı kimdir ki o,  Allah'a karşı bir yalan yakıştırmıştır veya O'nun delillerini yalanlamıştır? Gerçek şu ki, o suç işleyenler başarıya eriştirilmez.

18- Ve onlar, Allah'ın berisinden kendilerine zarar veremeyecek ve fayda da veremeyecek şeylere kulluk ediyorlar ve: "Şunlar, Allah'ın yanında bizim eşlikçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Siz, Allah'ı o göklerde ve o yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haberlendiyorsunuz?" O, münezzehtir ve onların ortak koşmakta oldukları şeylerden yücedir.

19- O insanlar (yaratılış ayarı olarak) bir tek toplumdan başka değildi. Derken onlar aykırı düştüler. Ve eğer senin Efendinden öne geçmiş bir kelime olmasaydı o şeyde onların arasında (karar) kesinlikle yerine getirilirdi ki onlar onun hakkında aykırılığa düşmektedirler.

20- Ve onlar: "Onun üzerine kendisinin Efendisinden (gözle görülen) bir delil indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de ki: "O algılanamayan ancak ve ancak Allah'a aittir, o halde siz bakının şüphesiz ki bende sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

21- Ve o insanlara kendilerine dokunmuş olan zararın sonrasından, biz bir şefkat tattırdığımız zaman, onların bizim delillerimiz hakkında birden bir tuzağı vardır. Sen de ki: "Allah, tuzak kurma bakımından en hızlıdır." Şüphesiz ki elçilerimiz sizin kurmakta olduğunuz şeyleri yazmaktadırlar.

22- O ki, o karada ve o su kütlesinde sizi yürütmektedir. Nihayet siz o gemilerin içinde olduğunuz zaman onlar (gemiler), onları (yolcuları) bir güzel esintiyle akıttığı ve onların da onunla (esintiyle) sevindikleri zaman, bir fırtına onlara (gemilere) gelir ve o dalgalarda her taraftan onlara (yolculara) gelir ve onlar kanıya varmışlardır ki  kendileri şüphesiz ki (ölüm ile) kuşatılmıştır, o zaman yükümlülüğü sadece O'na özgüleyenler olarak: "Ant olsun ki eğer sen bizi bundan kurtaracak olursan, biz kesinlikle ve kesinlikle o şükredenlerden olacağız" diyeAllah'ı çağırırlar.

23- Ne zaman ki O, onları kurtardı, onlar o yerde o hakları olmaksızın birden haddi aşarlar. Ey o insanlar, haddi aşmanız ancak ve ancak kendi benliklerinizedir. (Bunlar) o yakın yaşamın bir yararlılığıdır, sonra sizin dönüş yeriniz yalnızca bizedir. Artık biz, işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendireceğiz.

24- O yakın yaşamın örneği ancak ve ancak bir su gibidir ki biz onu gökten indirdik, böylece onunla o insanların ve o gönenç sağlayan hayvanların yemekte olduğu şeylerden olan, o yerin bitkisi birbirine karıştı. Nihayet o yer takısını tutttuğu ve süslendiği ve onun mensupları da kendilerinin onun üzerine güç yetiriciler oldukları kanısına vardıkları zaman, bizim buyruğumuz geceleyin veya gündüzleyin ona gelmiştir de, böylece biz onu dün üzerinde hiç ihtiyaçsızlık (içinde bir yaşam) olmamış gibi biçilmiş ekin haline getirmişizdir. Biz, iyice düşünecek bir topluluğa (gözle görülen) o delilleri işte böyle ayrıntılandırıyoruz.

25- Ve Allah, o esenliğin yurduna çağırır. Ve O, kimi dilerse doğruluğunu koruyan yola iletir.

26- Daha iyisi ve bir de fazlası, iyilik etmiş kimseler içindir. Ve onların yüzlerini bir karalık ve bir aşağılanma basmaz. İşte onlar, o bahçenin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

27- Ve o kimseler ki o kötülükleri kazanmışlardır. Kötülüğün karşılığı, kendi örneği kadardır. Ve onları bir aşağılanma basacak, Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir sımsıkı sarıcı onlar için olmayacaktır. Sanki onların yüzleri o geceden bir karanlık kesit kaplanmıştır. İşte onlar, o ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalıcılardır.

28- 29- Ve o günde biz onları toplu olarak sürüp toplayacağız, sonra ortak koşmuş olan kimselere: "Siz ve ortaklarınız yerlerinize" diyeceğiz. Böylece biz onların arasındaki bağlantıya son vermişizdir. Ve onların ortakları: "Siz yalnızca bize kulluk etmekte olanlar değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda tanık olarak sadece Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle duyarsızlardık." demiştir.

30- İşte o an her bir benlik geçmişteki şeyle yoklanacaktır. Ve onlar kendilerinin o gerçek yakınları Allah'a geri döndürülmüşler ve yakıştırmakta oldukları şeyler de onlardan sapmıştır.

31- Sen de ki: "Kim o gökten ve o yerden size rızık veriyor? Ya da kim o işitmeye ve o görmelere hükümran oluyor? Ve kim o ölüden o yaşayanı ve o yaşayandan o ölüyü çıkarıyor? Ve kim (yer ve gök ile ilgili) o buyruğu ardı ardına düzenliyor? Hemen diyecekler ki "Allah." Öyleyse sen de ki: "Siz hiç korunmaz mısınız?"

32- Bu, sizin o gerçek Efendiniz Allah'tır. Öyleyse o gerçekten sonra artık o sapkınlıktan başka ne vardır? Böyle iken siz nasıl çevriliyorsunuz?

33- Senin Efendinin itaatten çıkmış olan kimseler üzerindeki "Şüphesiz ki onlar inanmazlar" sözü böylece gerçek olmuştur.

34- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan o yaratmayı başlatmakta olan sonra onu tekrar geri döndürecek olan kimse var mıdır? Sen de ki: "Allah, o yaratmayı başlatır sonra onu tekrar geri O döndürecektir. Böyle iken siz nasıl da ters yüz ediliyorsunuz?"

35- Sen de ki: "Sizin ortaklarınızdan var mıdır öyle kimse ki o gerçeğe iletir? Sen de ki: "Allah, o gerçeğe iletir. Öyleyse o kimse ki o gerçeğe iletir, O mu izlenilmeye daha hak sahibidir? Yoksa o kimse ki doğruya iletilmedikçe kendisini doğruya iletemez olan mı(daha hak sahibidir)? Size ne oluyor, siz nasıl karar veriyorsunuz?"

36- Ve onların tamamı kanıdan başkasını izlemiyor. Şüphesiz ki o kanı ise, o gerçekten yana hiçbir şeyi ihtiyaçsız kılmaz. Şüphesiz ki Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri bilicidir.

37- Ve bu okunan (Kur'an), Allah'ın berisinden (biri tarafından) yakıştırılması olası değildir. Fakat o, kendisinin önünde olan şeyin doğrulayıcısı ve o kitabın ayrıntılı bir açıklamasıdır. Onda hiçbir kuşku yoktur, o tüm insanların Efendisindendir.

38- Yoksa onlar (senin için): "Onu o yakıştırdı" mı diyorlar? Sen de ki: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun örneği bir sure getirin ve Allah'ın berisinden gücünüzün yettiği kimseleri de çağırın."

39- Hayır, onlar o şeyi yalanladılar ki, onlar onun bilgisini kuşatamadılar ve onun (verdiği haberin) geri dönüşümü henüz kendilerine gelmemiştir. Kendilerinden önceki kimseler de işte böyle yalanlamışlardı. Artık sen bak o haksızlık yapanların sonu nasıl olmuş.

40- Ve onlardan kimi ona inanır ve onlardan kimi de ona inanmaz. Ve senin Efendin o bozuculuk yapanları daha iyi bilendir.

41- Eğer onlar seni yalanlarlarsa artık sen de ki: "Benim işim banadır ve sizin işiniz de sizedir. Siz benim işlemekte olduğum şeylerden ayrılıp uzaklaşanlarsınız ve ben de sizin işlemekte olduğunuz şeylerden ayrılıp uzaklaşanım."

42- Ve onlardan kimileri seni dinlerler. Ve eğer ki onlar bağlantı kurmazlar olsalar da, artık o sağırlara sen mi işittireceksin? 

43- Ve onlardan kimi sana bakar. Ve eğer ki onlar görmezler olsalar da, artık o körleri artık sen mi doğruya ileteceksin?

44- Şüphesiz ki Allah, o insanlara hiçbir şekilde haksızlık yapmaz, fakat hakikat şu ki o insanlar kendi benliklerine haksızlık yaparlar.

45- Ve o gün O onları sürüp toplayacak, onlar da (kabirlerinde) o gündüzden bir andan başka kalmamışlar gibi kendilerinin arasında birbirlerini tanıyacaklar. Allah'ın karşılamasını yalanlamış olan kimseler, kesinlikle ziyan etmiştir ve onlar doğruya iletilenler olmamışlardır.

46- Ve eğer biz sana, bizim onlara söz vermekte olduğumuz şeyin bir kısmını göstersek de veya senin ömrünü tamamlasak da, artık onların dönüş yeri yalnızca bizedir. Sonra Allah onların yapmakta oldukları şeylerin üzerinde bir tanıktır.

47- Ve her bir toplumun bir elçisi vardır. Artık kendi elçileri (tanıklık için) geldiği zaman, onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilecek. Ve onlar haksızlığa uğratılmayacaklardır. 

48- Ve onlar: "Eğer siz doğru söyleyenler iseniz, bu söz ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

49- Sen de ki: "Ben, kendi benliğim için bir zarara ve bir faydaya hükümran değilim, Allah'ın dilediği şey başka. Her bir toplum için bir süre vardır. Onların süresi geldiği zaman, onlar (süresini) bir an sonralayamazlar ve önceleyemezler."

50- Sen de ki: "Bana söyleyin gördünüz mü, eğer O'nun azabı gecelerken veya gündüzleyin size gelse, o suç işleyenler ondan neyi (gecelerkeni mi gündüzleyini mi) acilen istiyor?"

51- Siz (azap tepenize) çöktükten sonra mı ona inandınız? Şimdi mi? Oysa siz (önceden) onu acilen istiyordunuz.

52- Sonra o haksızlık yapmış olan kimselere: "Siz, o sürekli kalıcılığın azabını tadın. Siz, kazanmakta olduğunuz şeylerin başkasıyla mı karşılık göreceksiniz?" denildi.

53- Ve onlar senden: "O (azap haberi) gerçek mi?" diye haber almak istiyorlar. Sen de ki: "Evet, ve benim Efendime ant olsun ki şüphesiz ki o kesinlikle gerçektir ve siz (Efendimi) yetersiz bırakıcılar da hiç olamazsınız."

54- Ve eğer o yerde ne varsa haksızlık yapmış olan her bir benliğin olsaydı, o kesinlikle onu kurtulmalık olarak verirdi. Ve onlar o azabı gördüklerinde o pişmanlığı (içlerinde) gizlediler. Ve onların arasında (karar) hakkaniyetle yerine getirilmiştir. Ve onlar haksızlığa da uğratılmayacaklardır.

55- Dikkat edin, o göklerde ve o yerde ne varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın söz vermesi bir gerçektir, fakat hakikat şu ki onların tamamı bilmezler.

56- O yaşatır ve öldürür ve siz O'na döndürüleceksiniz.

57- Ey o insanlar, kendi Efendinizden size kesinlikle bir öğüt o göğüslerde olan şeye bir iyileştirici ve o inananları bir doğruya ileten ve bir şefkat gelmiştir.

58- Sen de ki: "Allah'ın lütfuyla ve kendisinin şefkatiyle, artık onlar bununla sevinsinler. O, onların toplamakta olduğu şeylerden daha hayırlıdır.

59- Sen de ki: "Siz, Allah'ın rızıktan sizin için indirdiği, ondan yasak ve serbest yaptığınız şeyleri bana söyleyin. Sen de ki: "Size Allah mı onay verdi yoksa siz mi Allah'a karşı bir yakıştırma yapıyorsunuz?"

60- Ve o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimselerin, o kalkışın günü hakkındaki kanısı nedir? Şüphesiz ki Allah, o insanların üzerine kesinlikle bir lütfun sahibidir, fakat hakikat şu ki onların tamamı şükretmezler.

61- Ve sen bir  durumda olmuyor ve ondan (o durumdan) okunan (Kur'an)dan peşi sıra birşey okumuyor ve sizler de bir işten işlemezsiniz ki, siz ona dökülüp gitmekte olduğunuz zaman biz sizin üzerinizde tanıklar olmayalım. Ve o yerde ve o gökte hiçbir zerre ağırlığı, senin Efendinden uzak kalmıyor ve bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki, bir apaçık kitapta olmasın. 

62- Dikkat edin, şüphesiz ki Allah'ın yakınları var ya, hiçbir kaygı onlara olmayacaktır ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlardır ve korunmakta olanlardır.

64- O yakın yaşamda ve o sonraki (yaşamda) o müjde onlar içindir. Allah'ın kelimeleri için hiçbir değişme olmaz. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

65- Ve onların dedikleri sakın seni üzmesin. Şüphesiz ki o güçlülük bütünüyle Allah'ındır. O, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

66- Dikkat edin, o göklerde kim varsa ve o yerde kim varsa şüphesiz ki Allah'ındır. Ve Allah'ın berisinden olanlara çağrı yapmakta olan kimseler (gerçekte o) ortakları izlemiyorlar. Onlar kanıdan başkasını izlemiyorlar. Ve onlar tahmin yürütmekten başkasını yapmıyorlar.

67- O ki, o geceyi onun içinde dinginleşmeniz için ve o gündüzü de görülen olarak sizin için oluşturdu. Şüphesiz ki işitecek bir topluluk için (gözle görülen) deliller kesinlikle bundadır.

68- Onlar: "Allah bir çocuk edindi" dediler. O, münezzehtir. O, (çocuğa) ihtiyaçsızdır. O göklerde ne varsa ve o yerde ne varsa O'nundur. Sizin yanınızda buna dair hiçbir yetki yoktur. Siz Allah'a karşı sizin bilemeyeceğiniz şeyleri mi diyorsunuz?

69- Sen de ki: "Şüphesiz ki o yalanı Allah'a karşı yakıştırmakta olan kimseler, başarıya erişemezler."

70- (Bu yalanları) o yakın (yaşam) da bir yararlanmadır, sonra onların dönüş yeri bizedir, sonra biz onlara gerçeği örtmekte oldukları nedeniyle o çetin azabı tattıracağız.

71- 72- Ve sen Nuh'un haberini onlara peşi sıra oku. O, bir zaman kendi topluluğuna: "Ey topluluğum, benim (tevhidi) duruşum ve Allah'ın delillerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, artık ben yalnızca Allah'a güvenip dayandım. O halde siz de ortaklarınız ile beraber buyruğunuz hakkında toplanın (karar kılın), sonra buyruğunuz(u yerine getirememek) size keder olarak kalmasın, sonra bana (olan kararı) yerine getirin ve bana sakın baktırmayın. Yok eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık ben hiçbir ödül sizden talep etmedim. Benim ödülüm Allah'tan başkasının üzerinde değildir. Ve ben o teslim olanlardan olmamla buyuruldum" demişti.

73- Bu uyarıya rağmen onlar, onu yalanladılar, bunun üzerine biz de onu ve onun beraberinde o gemide olan kimseleri kurtardık ve onları ardıllar yaptık ve bizim delillerimizi yalanlamış olan kimseleri ise batırdık. Artık sen bak o uyarılmışların sonu nasıl olmuş.

74- Sonra biz onun arkasından kendi topluluklarına elçiler harekete geçirdik de onlara o apaçık belgeleri getirdiler. Ne var ki onlar da (atalarının) önceden kendisini yalanladıkları şeye inanır olmadılar. Biz o aşırı gidenlerin kalplerine işte böyle damga vururuz.

75- Sonra onların ardından biz Musa'yı ve Harun'u, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine, bizim (gözle görülen) delillerimizle harekete geçirdik. Ne var ki onlar da büyüklük tasladılar ve suç işleyen bir topluluk oldular.

76- Ne zaman ki kendilerine bizim yanımızdan o gerçek geldi, onlar: "Şüphesiz ki bu, kesinlikle bir apaçık sihir" dediler.

77- Musa: "Size o gerçek geldiğinde böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa o sihirbazlar başarıya eriştirilmez" dedi.

78- Onlar da: "Sen bize kendi atalarımızı bizim üzerinde bulduğumuz şeyden eğilimi kesmemiz ve bu yerde o büyüklüğün ikinizin olması için mi geldin? Ve biz sizin ikinize inananlar hiç olmayacağız" dediler.

79- Ve Firavun: "Siz, her şeyi bilici bütün sihirbazları bana getirin" dedi.

80- Ne zaman ki o usta sihirbazlar geldi, Musa onlara: "Siz neyi atıcısıysanız atın" dedi.

81- 82- Ne zaman ki onlar attılar, Musa: "Sizin o kendisini getirdiğiniz şey, bir sihirdir. Şüphesiz ki Allah, onu geçersizleştirecektir. Şüphesiz ki Allah, o bozuculuk yapanların işini düzeltmez. Ve eğer ki o suç işleyenler çirkin görse de, Allah kendisinin kelimeleri ile o gerçeği ortaya koyacaktır" dedi.

83- Musa'ya, kendi topluluğunun içindeki bir soy dışında inanan olmadı, (o soy da) Firavun ve onun ileri gelenlerinden kendilerine bir baskı kaygısı üzere (inandı). Çünkü Firavun o yerde çok yüceydi. Ve şüphesiz ki o kesinlikle o savurganlık yapanlardandı.

84- Ve Musa: "Ey topluluğum eğer siz Allah'a inandıysanız, eğer teslim olanlarsanız artık yalnızca O'na güvenip dayanın" dedi.

85- 86- Bunun üzerine onlar da: "Biz, Allah'a güvenip dayandık. Ey Efendimiz, sen bizi o haksızlık yapanlar topluluğu için bir ayartma konusu yapma. Ve sen bizi kendi şefkatinle o gerçeği örtücüler topluluğundan kurtar" dediler.

87- Ve biz Musa'ya ve kardeşine: "Siz, topluluğunuz için Mısır'da evler yerleştirin ve evlerinizi de birbirine yönelik hale (birbirinden haber alabilecek vaziyete) getirin ve o kulluk görevini ayakta tutun. Ve sen o inananları müjdele" diye vahyettik.

88- Ve Musa: "Ey Efendimiz, şüphesiz ki sen Firavun'a ve onun ileri gelenlerine o yakın yaşamda süs ve mallar verdin. Ey Efendimiz, bunun sonucunda onlar senin yolundan saptırıyorlar. Ey Efendimiz, sen onların mallarının üzerine silgi çek ve kalplerinin üzerini çetinleştir. Artık onlar o çok acı verici azabı görene kadar inanmazlar" dedi.

89- O: "İkinizin çağrısı kesinlikle cevaplandırılmıştır, o halde ikiniz dimdik ayakta durun ve bilmez kimselerin yolunu sakın izlemeyin" dedi.

90- Ve biz Yakub'un oğulları'na o su kütlesini geçirdik, akabinde Firavun ve onun askerleri haddi aşarak ve düşman olarak onları izlediler. Nihayet o batma hali ona yetiştiği zaman o: "Ben inandım, gerçek şu ki; Yakub oğulları'nın kendisine inandığından başka hiçbir tanrı yoktur ve ben o teslim olanlardanım" dedi.

91- 92- (Allah): "Şimdi mi (inandın)? Oysa sen oysa önceden kesinlikle baş kaldırmış ve o bozuculuk yapanlardan olmuştun. Şimdi biz bugün, ardıllarına (gözle görülen) bir delil olman için senin (ölü) gövdeni kurtaracağız. Ve şüphesiz ki o insanlardan birçoğu bizim delillerimizden kesinlikle duyarsızlardır" (dedi).

93- Ve ant olsun ki biz, Yakub'un oğulları'nı doğru bir yerleşkeye yerleştirdik ve biz onlara o temizlerden rızık verdik. Böylece onlar kendilerine o bilgi gelinceye kadar, aykırı düşmediler. Şüphesiz ki senin Efendin, o kalkışın günü onların arasında (kararı) yerine getirecektir ki onlar onun hakkında ayrkırılığa düşmektedirler.

94- Yok eğer sen bizim sana indirdiğimiz şeyden bir kararsızlık içinde isen, bu durumda sen senden önceki o kitab (Tevrat)ı okumakta olan kimselere (bilgi) talep et. Ant olsun ki sana Efendinden o gerçek gelmiştir, öyleyse sen sakın sakın o tereddüde düşenlerden olma.

95- Ve sen Allah'ın delillerini yalanlamış olan kimselerden de sakın sakın olma, yoksa o ziyan edenlerden olursun.

96- 97- Şüphesiz o kimseler ki senin Efendinin (azap) kelimesi onların üzerine gerçek olmuştur. Ve eğer ki kendilerine her bir ayet gelmiş olsa da, onlar o çok acı verici azabı görene kadar, inanmazlar.

98- Artık (başka) kasaba daha olmalı değil miydi, inanmış olup ta onun inanması ona fayda versin? Yunus'un topluluğu başka. Onlar inandıklarında, biz onlardan o yakın yaşamdaki o rezilliğin azabını kaldırdık ve onları bir vakte kadar yararlandırdık.

99- Ve eğer senin Efendin dileseydi o yerdeki kimselerin hepsi kesinlikle toplu olarak inanırdı.  O halde o insanları inananlardan olmalarına kadar sen mi zorlayacaksın?

100- Ve bir benliğin Allah'ın onayı olmadıkça inanması olası değildir. Ve Allah, o pisliği bağlantı kurmaz kimselerin üzerine yığar.

101- Sen de ki: "Siz, bir bakın o göklerde ve o yerde ne var." Oysa (gözle görülen) o deliller ve o uyarıcılar inanmaz bir topluluğu ihtiyaçsız kılmıyor.

102- Yoksa onlar (inanmak için) kendilerinden önce gelip geçen kimselerin günlerinin örneğinden başkasına mı bakıyorlar? Sen de ki: "O halde siz bakının şüphesiz ki ben de sizin beraberinizde o bakınanlardanım."

103- Sonra biz elçilerimizi ve inanmış olan böylece kimseleri kurtarırız. Bizim inananları kurtarmamız kendi üzerimizde bir haktır.

104- 105- 106- Sen de ki: "Ey o insanlar, eğer siz benim yükümlülüğümden bir kararsızlık içindeyseniz, artık (bilin ki) ben sizin Allah'ın berisinden kulluk ettiğiniz şeylere kulluk etmem. Fakat ben, Allah'a kulluk ederim ki O sizin ömrünüzü tamamlayacaktır. Ve ben o inananlardan olmamla buyuruldum. Ve, 'sen yüzünü (fıtrat yasalarına) bir meyleden olarak o yükümlülüğe doğrult ve sakın sakın o ortak koşanlardan olma' diye ve, 'sen Allah'ın berisinden sana fayda veremez ve zarar veremez şeyleri sakın çağırma, yok eğer sen böyle yaparsan, o takdirde şüphesiz ki sen de o haksızlık yapanlardansın' (diye buyuruldum)."

107- Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık onu O'ndan başka kaldırıcı olmaz. Ve eğer O sana bir hayır isterse, artık O'nun lütfunu da geri döndürücü olmaz. O, onu kendisinin kullarından kime dilerse değdirir. Ve O, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

108- Sen de ki: "Ey o insanlar, kendi Efendinizden size kesinlikle o gerçek gelmiştir. Artık kim doğruya iletilirse, ancak ve ancak kendi benliği için iletilir. Ve kim saparsa, ancak ve ancak kendi benliğine karşı sapar. Ve ben sizin üzerinize bir dayanak değilim."

109- Ve sen sana vahyedilmekte olan şeyi izle ve Allah karar verinceye kadar, (görevinde) direnç göster. Ve O, o karar vericilerin en hayırlısıdır. 


29 Haziran 2024 Cumartesi

TEVBE SURESİ ÇEVİRİSİ

1- (Bu), Allah'tan ve O'nun elçisinden, o ortak koşanlardan bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimselere bir ayrılıp uzaklaşma bildirisi (ültimatom)dur.

2- Artık siz, o yerde dört ay daha dolaşın ve bilin şüphesiz ki siz Allah'ı yetersiz bırakıcılar değilsiniz. Ve şüphesiz ki Allah, o gerçeği örtücüleri rezil edicidir.

3- Ve (bu) Allah'tan ve O'nun elçisinden o büyük hacc günü o insanlara bir duyurudur: Şüphesiz ki Allah o ortak koşanlardan ayrılıp uzaklaşandır ve O'nun elçisi de. Yok eğer siz itaate dönerseniz, artık o sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer siz (başka tarafa) yakınlaşırsanız, artık siz Allah'ı yetersiz bırakıcılar olmadığınızı bilin. Ve sen gerçeği örtmüş olan kimseleri çok acı verici bir azapla müjdele.

4- O ortak koşan kimselerden bağlılık sözleşmesi yaptığınız, sonra (sözleşmelerinden) size karşı hiçbirini eksik yapmamış ve size karşı bir kimseyle bile sırt sırta vermemiş olan kimseler başka. Artık siz onlara olan bağlayıcı sözünüzü onların uzatmalarına kadar tamamlayın. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.

5- Bu durumda o yasak aylar bitip gittiği zaman, artık siz o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün ve onları tutun ve kısıtlayın ve onlar için her gözlem yerine oturun. Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık siz onlara kendi yollarını (serbestçe dolaşmaları için) boş bırakın. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

6- Ve o ortak koşanlardan biri eğer senden himaye isterse o, Allah'ın kelamını işitene kadar, sen onu himaye et sonra da onu güvende olacağı yerine ulaştır. Bu, onların bilmez bir topluluk olmaları nedeniyledir.

7- Mescidi Haram'ın yanında bağlılık sözleşmesi yaptığınız kimseler dışında, o ortak koşanların Allah'ın yanında ve O'nun elçisinin yanında nasıl bir bağlılık sözleri olabilir? Onlar size karşı dosdoğru oldukları sürece, artık siz de onlara karşı dosdoğru olun. Şüphesiz ki Allah, o korunanları sever.

8- Nasıl (bir antlaşma olabilir ki)? Ve eğer onlar size karşı üstün gelselerdi, sizin hakkınızda bir yakınlık bağı ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmeyeceklerdi. Onlar ağızları ile sizi hoşnut etmeye uğraşırlar, oysa onların kalpleri ise direnir ve onların tamamı itaatten çıkanlardır.

9- Onlar, Allah'ın delillerini pek az bedele değiştiler de, (insanları) O'nun yolundan uzaklaştırdılar. Şüphesiz ki onların işlemekte oldukları şeyler ne kötüdür.

10- Onlar, bir inanan hakkında bir yakınlık bağı  ve bir anlaşma yükümlülüğü gözetmezler. Ve işte onlar, o aşırı gidenlerin ta kendileridir.

11-  Yok eğer onlar itaate dönerler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirlerse, artık onlar o (inanç) yükümlülüğünüzde sizin kardeşlerinizdir. Ve bilecek bir topluluğa biz o delilleri ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

12- Ve eğer onlar bağlılık sözlerinin ardından yeminlerini bozarlar ve sizin yükümlülüğünüze dil uzatırlarsa, artık siz de o gerçeği örtenlerin önderleriyle öldürüşün. Çünkü onların yeminleri(nin geçerliliği) olmaz. Umulur ki onlar (düşmanlıktan) vazgeçerler.

13- Siz, sözlerini bozmuş ve o elçiyi (Mekke'den) çıkarmaya yeltenmiş ve sizinle (öldürüşmeye) ilk defa (kendileri) başlamış olan bir toplulukla öldürüşmeyecek misiniz? Yoksa siz onlardan çekiniyor musunuz? Eğer siz inananlar iseniz, artık Allah sizin kendisinden çekinmenize daha hak sahibidir.

14- 15- Siz, onlarla öldürüşün ki, Allah sizin ellerinizle onları azaplandırsın ve onları rezil etsin ve onlara karşı size yardım etsin ve inanan bir topluluğun göğüslerini iyileştirsin ve onların kalplerindeki kini gidersin. Ve Allah kime dilerse lütufla döner. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

16- Yoksa siz, Allah'ın içinizden güçlerini kullanmış ve Allah'tan ve O'nun elçisinden ve o inananların berisinden bir sırdaş edinmemiş olan kimseleri bilmeden bırakılacağınızı mı hesap ettiniz? Ve Allah, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri en iyi haber alıcıdır.

17- O ortak koşanların kendi benlikleri o gerçeği örtmelerine tanıklık edenler iken, Allah'ın secde edilen yerlerini onarmaları olası değildir. İşte onların işledikleri boşa gitmiştir. Ve onlar, o ateşin içinde sürekli kalıcılardır.

18- Allah'ın secde edilen yerlerini ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve o kulluk görevini ayakta tutmuş ve o arınmayı yerine getirmiş olan ve Allah'tan başkasından çekinmmiş kimse onarabilir. İşte onların o doğruya iletilenlerden olması umulabilir.

19- Yoksa siz o hacıların suvarılmasını ve Mescidi Haram'ın onarılmasını, Allah'a ve o sonraki güne inanmış ve Allah'ın yolunda gücünü kullanmış kimse(nin yaptığı) gibi (aynı) mi saydınız? Bunlar Allah'ın yanında denk olmazlar. Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

20- Onlar öyle kimselerdir ki, inanmışlar ve göçmüşler ve Allah'ın yolunda kendi mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullanmışlardır, (onlar) Allah'ın yanında kademe bakımından daha büyüktür ve işte onlar, o başaranların ta kendileridir.

21- 22- Kendilerinin Efendisi onları, kendisinden bir şefkat ve bir hoşnutluk ve bahçeler ile müjdeliyor, onların içindeki sürekli gönençler onlar içindir. Onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Şüphesiz ki Allah, çok büyük ödül O'nun yanındadır.

23- Ey inanmış olan kimseler siz, kendi babalarınızı ve kendi kardeşlerinizi eğer onlar o gerçeği örtmeyi o inancın üzerine tercih ediyorlarsa, yakınlar sakın edinmeyin. Sizden kim onlara yakınlaşırsa, artık onlar o haksızlık yapanların ta kendileridir.

24- Sen de ki: "Eğer size kendi babalarınız ve kendi oğullarınız ve kendi kardeşleriniz ve kendi eşleriniz ve kendi oymağınız ve mallar ki siz onları gayret ederek kazandınız ve bir ticaret ki siz onun durgun gitmesinden çekiniyorsunuz  ve dinginleşme yerleri ki siz ondan hoşlanıyorsunuz, Allah'tan ve O'nun elçisinden ve O'nun yolunda bir güç kullanmaktan daha sevimli ise, artık Allah kendi buyruğunu getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez."

25- Ant olsun ki Allah size pek çok savaş meydanlarında ve Huneyn gününde yardım etmişti. O zaman çokluğunuz sizi şaşırtmış, fakat bu sizden bir şey ihtiyaçsız bırakmamış ve o yer tüm genişliğine rağmen size dar gelmiş, sonra siz arkalarını dönücüler olarak (başka tarafa) yakınlaşmıştınız.

26- Sonra Allah, kendi elçisinin üzerine ve o inananların üzerine dinginliğini indirmişti ve bir ordu da indirmişti ki siz onları  göremiyordunuz ve böylece gerçeği örtmüş olan kimseleri azaplandırmıştı. Ve bu, o gerçeği örtücülerin karşılığıdır.

27- Sonra Allah bunun sonrasından kime dilerse lütufla dönecektir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir. 

28- Ey inanmış olan kimseler, o ortak koşanlar ancak ve ancak bir pisliktir. Bundan böyle bu yıllarından sonra Mescidi Harama sakın yaklaşmasınlar. Ve eğer siz bir yoksulluktan kaygılanırsanız, eğer Allah dilerse artık sizi ileride kendi lütfundan (vererek) ihtiyaçsız kılacaktır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

29- Siz, o kitap verilmiş olan kimselerden, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve Allah ve  O'nun elçisinin yasakladığı şeyi yasaklamaz ve o gerçeğin yükümlülüğünü (kendileri için de) yükümlülük edinmez kimselerle, onlar küçülenler olarak elden o (maddi savaş) karşılığı sununcaya kadar, öldürüşün.

30- Ve Yahudiler*: "Uzeyr Allah'ın oğludur" dedi. Ve Hristiyanlar da*: "Mesih Allah'ın oğludur" dedi. Bu, ağızlarının dedikleridir. Onlar, önceki gerçeği örtmüş olan kimselerin sözünü taklit ediyorlar. Allah onları öldürsün nasıl da ters yüz ediliyorlar.

*Yahudiler olarak anlam verilen Hadu kelimesine "Dönen" anlamı verme gerekçemiz, Araf. s. 156. ayetinde geçen bağlamına binaendir.
*Nasara kelimesine "Yardımcılar" anlamı verme gerekçemiz, Al-i İmran s. 52. ayetinde geçen bağlamına binaendir.

31- Onlar, kendi bilginlerini ve rahiplerini ve Meryem'in oğlu Mesih'i Allah'ın berisinden efendiler edindiler. Oysa onlar, bir tek tanrıya kulluk etmekten başkasıyla buyurulmamışlardı. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden münezzehtir.

32- Onlar, ağızları ile Allah'ın ışığını söndürmek istiyorlar. Ve eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de Allah ancak kendi ışığını tamamlamaya diretiyor.

33- O ki kendi elçisini eğer ki o gerçeği örtücüler çirkin görse de o doğruya ileten ve o gerçeğin yükümlülüğü ile gönderdi ki onu o (sahte) yükümlülüklerin tamamının üzerine üstün kılsın.

34- Ey inanmış olan kimseler, şüphesiz ki o bilginlerden ve o rahiplerden (sakınanlardan) birçoğu, o insanların mallarını kesinlikle o geçersiz nedenle yerler ve Allah'ın yolundan uzaklaştırırlar. Ve o kimseler ki o altını ve o gümüşü yığarlar ve onları Allah'ın yolunda harcamazlar, artık sen onları çok acı verici bir azabla müjdele.

35- O gün, onların (yığdıklarının) üzeri cehennemin ateşinde kızdırılacak ve onlarla, kendi alınları ve yanları ve sırtları: "Bu, sizin kendi benlikleriniz için yığdığınız şeydir, o halde siz yığmakta olduğunuz şeyleri tadın" (denilerek) dağlanacaktır.

36- Şüphesiz ki Allah'ın o gökleri ve o yeri yarattığı gündeki yazgısında, o ayların sayısı Allah'ın yanında ay olarak onikidir. Onlardan dördü, yasaklıdır. Bu, o dimdik duran yükümlülüktür, o halde siz bunlarda kendi benliklerinize sakın haksızlık yapmayın ve o ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün öldürüşüyorlarsa, sizde onlarla topyekün öldürüşün. Ve siz bilin şüphesiz ki Allah o korunanların beraberindedir.

37- (Yasak aylarda) o geriye öteleme, ancak ve ancak o gerçeği örtmede bir artırmadır ki onunla gerçeği örtmüş olan kimseler saptırılır. Onlar, onu bir yıl serbestleştiriyorlar ve onu bir yıl yasaklaştırıyorlar ki Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi sayı bakımından düzlesinler, böylece Allah'ın yasaklaştırdığı şeyi serbestleştirsinler. Kendi işlerinin kötülüğü onlara süslendi. Ve Allah, o gerçeği örtenler topluluğunu doğruya iletmez.

38- Ey inanmış olan kimseler, size ne oluyor ki: "Siz, Allah'ın yolunda sefere çıkın" denildiği zaman siz o yere ağırlaştınız? Yoksa siz o sonraki (yaşamdan vazgeçip) o yakın yaşama mı hoşlandınız? Oysa ki o yakın yaşamın yararı, o sonrakine göre pek azdan başka değildir.

39- Eğer siz sefere çıkmazsanız, O sizi çok acı verici azapla azaplandırır ve sizi başka bir toplulukla değiştirir ve siz de O'na hiç bir şekilde zarar veremezsiniz. Ve Allah, her şeyin üzerine güç yetiricidir.

40- Eğer siz ona (elçiye) yardım etmezseniz, gerçeği örtmüş olan kimseler ikinin ikincisi olarak onu çıkardığı zaman da Allah ona kesinlikle yardım etmişti. Hani ikisi o kuytuda iken o kendi arkadaşına: "Sen üzülme, şüphesiz ki Allah bizim beraberimizdedir" diyordu. Böylece Allah onun üzerine dinginliğini indirmiş ve onu askerlerle güçlendirmişti ki siz onları göremiyordunuz ve gerçeği örtmüş olan kimselerin kelimesini en aşağı yapmıştı. Ve Allah'ın kelimesi ise, o en yüksektir. Ve Allah mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

41- Size zor da gelse kolay da gelse, sefere çıkın ve kendi mallarınız ve benlikleriniz ile Allah'ın yolunda gücünüzü kullanın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

42- Eğer bir yakın sunum ve bir orta mesafeli sefer olsaydı, onlar kesinlikle seni izleyeceklerdi. Fakat o meşakkatli sefer onlara uzak geldi. Ve onlar: "Eğer gücümüz yetseydi, kesinlikle senin beraberinde çıkardık" diye Allah'a bilinçli yemin edecekler. Onlar (böyle demekle) kendi benliklerini yok ediyorlar. Ve Allah biliyor şüphesiz ki onlar kesinlikle yalancılardır.

43- Allah senden (hatanı) yok saydı. Doğru söylemiş olan kimseler sana apaçık belli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, sen onlara niçin onay verdin?

44- Allah'a ve o sonraki güne inanmakta olan kimseler, kendi mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullanmaları konusunda senden (savaşa çıkmamak için) onay istemezler. Ve Allah, o korunanları  bilicidir.

45- Senden ancak ve ancak, Allah'a ve o sonraki güne inanmaz ve kalpleri kuşkulanmış olup da kuşkuları içinde bir oraya bir buraya geri döndürülüp durmakta olan kimseler onay ister.

46- Ve eğer onlar o (savaşa) çıkmak isteselerdi, kesinlikle onun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların (savaş için) harekete geçmelerini çirkin gördü böylece O onları (kararlarında) sebatlandırdı ve onlara: "Siz, o oturanların beraberinde oturun" denildi.

47- Eğer onlar sizin içinizde (savaşa) çıksalardı, size bir bozgundan başkasını  artırmayacaklar ve size karşı o ayartma peşine düşmek için kesinlikle aranıza sokulacaklardı. Ve onlara kulak verenler sizin içinizdedir. Ve Allah, o haksızlık yapanları bilicidir.

48- Ant olsun ki onlar önceden de o ayartma peşine düşmüşler ve senin için (arkandan) o işleri çevirmişlerdi. Nihayet o gerçek gelmiş ve onlar çirkin görenler oldukları halde Allah'ın buyruğu üstün gelmişti.

49- Ve onlardan kimi: "Bana (savaşmamak için) onay ver ve beni ayartma" diyor. Dikkat edin, onlar o ayartmanın içine düşmüşlerdir. Ve şüphesiz ki cehennem, kesinlikle o gerçeği örtücüleri kuşatıcıdır.

50- Eğer sana bir iyilik değerse, o onları üzer. Ve eğer sana bir musibet değerse: "Biz önceden işimizi kesinlikle (sağlam) tutmuştuk" derler ve sevinenler olarak (başka tarafa) yakınlaşırlar.

51- Sen de ki: "Bize, Allah'ın bizim için yazdığından başka şey asla değmeyecektir. O, bizim yakınımızdır. Ve artık o inananlar Allah'a güvenip dayansın."

52- Sen de ki: "Siz, bize, o iki iyiliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz size, Allah'ın kendi yanından veya bizim elimizle size bir azabın değmesini bekliyoruz. Artık siz bekleyin şüphesiz ki biz de sizin beraberinizde bekleyenleriz."

53- Sen de ki: "Siz, isteyerek veya istemeyerek harcayın, o sizden asla kabûl edilmeyecektir. Şüphesiz ki siz, itaatten çıkan bir topluluk oldunuz."

54- Ve onlardan kendi harcamalarının kabûl edilmesini, şüphesiz ki onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları ve o kulluk görevine üşenenlerden başka halde gelmemeleri ve harcamayı çirkin görenler olarak yapmalarından başka birşey alıkoymadı.

55- O halde onların malları da ve çocukları da sakın seni şaşırtmasın. Allah onlarla ancak ve ancak, o yakın yaşamda onları azaplandırmak ve kendi benliklerinin onlar gerçeği örtücü oldukları halde perişan olmasını istiyor.

56- Ve onlar, kendilerinin şüphesiz ki sizden olduklarına dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa ki onlar sizden değildir, fakat hakikat şu ki onlar ayrılmakta olan bir topluluktur.

57- Eğer onlar bir sığınacak bir yer veya kuytuluk veya girebilecek bir delik bulabilselerdi, kesinlikle ona dolu dizgin olarak yakınlaşırlardı.

58- Ve onlardan kimi o bağışlar konusunda seni ayıplıyor. Yok eğer onlardan kendilerine sunulursa, hoşnut oluyorlar ve eğer onlardan sunulmazsa, onlar birden kızıyorlar.

59- Ve eğer onlar Allah'ın ve O'nun elçisinin onlara verdiği şeye hoşnut olsalar ve: "Allah bize yeter, Allah yakında bize kendi lütfundan verecektir ve O'nun elçisi de, şüphesiz ki biz Allah'a ilgi duyanlarız" deselerdi, (onlar için daha hayırlı olurdu).

60- O bağışlar ancak ve ancak, o muhtaçlara ve o çaresizlere ve onun üzerinde (görevli olarak) çalışanlara ve o kalpleri kaynaştırılacak olanlara ve o boynu bağlılara (kölelere) ve o borç altında kalanlara ve Allah'ın yoluna ve o yolun oğluna (yolda kalmışa) dır. (Bunlar) Allah'tan bir belirlemedir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

61- Ve içlerinden (bazı) kimseler de o haberciyi rahatsız ediyor ve: "O bir kulaktır"* diyorlar. Sen de ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. O, Allah'a inanır ve o inananlara güvenir. Ve sizden inanmış olan kimseler için bir şefkattir." Ve o kimseler ki,  Allah'ın elçisini rahatsız etmektedirler, çok acı verici azap onlar içindir.

*Her duyduğu şeyi onaylayan ve herkesin sözünü kabûl eden kişi.

62- Onlar, sizi hoşnut etmek için Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Eğer inananlar iseler Allah ve O'nun elçisi, kendisini razı etmelerine daha hak sahibidir.

63- Onlar daha şu gerçeği bilmediler mi? Kim Allah'a ve O'nun elçisine sınır koyarsa, şüphesiz ki  cehennem ateşi onun içindir ki o, onun içinde sürekli olarak kalıcıdır. Bu, o büyük rezilliktir.

64- O ikiyüzlüler, onların kalplerindeki o şeye kendilerini haberlendirecek bir surenin onların üzerine indirilmesinden sakınır. Sen de ki: "Siz, alay edin. Şüphesiz ki Allah, sakınmakta olduğunuz şeyi (ortaya) çıkarıcıdır."

65- Ve ant olsun ki eğer sen onlara (alaylarının sebebi hakkında bilgi) talep edersen, onlar kesinlikle ve kesinlikle: "Biz ancak ve ancak (lâfa) dalmıştık ve (ciddi bir amacımız olmadan) oynuyorduk" diyeceklerdir. Sen de ki: "Siz, Allah ile ve O'nun delilleri ile ve O'nun elçisi ile alay etmekteydiniz?"

66- Siz, sakın gerekçe göstermeyin, inanmanızdan sonra siz kesinlikle gerçeği örttünüz. Eğer biz içinizden bir zümreden (döndükleri için hatalarını) yok saysak bile, bir zümreyi de (dönmedikleri için) suç işleyenler olmaları nedeniyle onları azaplandıracağız.

67- O ikiyüzlü erkekler ve o ikiyüzlü kadınlar onların bir kısmı bir kısmındandır, onlar o garipsenmişi buyururlar ve o benimsenmişten vazgeçirirler ve (cimrilik yaparak) ellerini sıkarlar. Onlar Allah'ı unutmuşlardır, buna karşılık O da onları unutmuştur. Şüphesiz ki o iki yüzlüler, o itaatten çıkanların ta kendileridir.

68- Allah, o ikiyüzlü erkeklere ve o ikiyüzlü kadınlara ve o azılı gerçeği örtücülere cehennem ateşini söz vermiştir ki onlar onun içinde sürekli kalıcılardır. O (cehennem), onların hesabıdır. Ve Allah onları dışlamıştır. Ve bir sürekli azap, onlar içindir.

69- Siz, kendinizden önceki kimseler gibisiniz, onlar sizden kuvvet bakımından daha çetin ve mallar ve çocuklar bakımından da daha çoktu. Nitekim onlar kendi nasiplerince yararlandılar. Sizler de, sizden önceki kimselerin kendi nasiplerince yararlandıkları gibi, sizde kendi nasiplerinizce yararlandınız ve o kimselerin daldıkları gibi siz de (şimdiki hayata) daldınız. İşte onların işledikleri o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) boşa gitmiştir. Ve işte onlar, o ziyan edenlerin ta kendileridir.

70- Onlara, kendilerinden önceki kimseler olan Nuh'un ve Ad'ın ve Semud topluluğunun ve İbrahim topluluğunun ve Medyen'in arkadaşlarının ve o ters yüz edilmiş şehirlerin haberi gelmedi mi? Onların elçileri o apaçık belgeleri onlara getirmişti. Demek ki Allah onlara hiçbir şekilde haksızlık yapar olmadı. Fakat onlar kendi benliklerine haksızlık yapar oldular.

71- Ve o inanan erkekler ve o inanan kadınlar, onların bir kısmı bir kısmın yakınlarıdır. Onlar o benimsenmişi buyururlar ve o garipsenmişten vazgeçirirler ve o kulluk görevini ayakta tutarlar ve o arınmayı yerine getirirler ve Allah'a ve O'nun elçisine itaat ederler. İşte onlar, Allah'ın kendilerine sürekli şefkat edecekleridir. Şüphesiz ki Allah, mutlak güçlüdür, mutlak bilgedir.

72- Allah, o inanan erkeklere ve o inanan kadınlara bahçeleri ki onların altından o nehirler akar onların içinde sürekli kalıcılardır ve Adn bahçelerinde güzel dinginleşme yerleri söz verdi. Ve Allah'tan bir hoşnutluk ise daha büyüktür. Bu, o büyük başarının ta kendisidir.

73- Ey o haberci, sen o azılı gerçeği örtücülere ve o ikiyüzlülere karşı güç kullan ve onlara karşı kaskatı ol. Ve onların sığınacak yeri cehennemdir. Ve o ne kötü varış yeridir.

74- Onlar, demediklerine dair Allah'a bilinçli yemin ediyorlar. Oysa ant olsun ki onlar o gerçeği örtmenin kelimesini demişler ve teslim olmalarından sonra gerçeği örtmüşler ve kavuşamadıkları şeye yeltenmişlerdir. Onlar, Allah'ın ve O'nun elçisinin kendi lütfundan (vererek) onları ihtiyaçsız kılmasından başka (bir nedenle) öç almadılar. Yok eğer onlar itaate dönerlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Ve eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırsa, Allah onları o yakın (yaşam) da ve o sonraki (yaşamda) çok acı verici azapla azaplandıracaktır. Ve onlar için bu yerde hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı da olmayacaktır.

75- Ve onlardan kimi: "Ant olsun ki eğer O, kendi lütfundan bize verirse, biz de kesinlikle ve kesinlikle bağış vereceğiz ve kesinlikle ve kesinlikle o düzgünlerden olacağız" diye Allah'a antlaşma yapmıştı.

76- Ne zaman ki O, onlara kendi lütfundan verdi, onlar onunla cimrilik ettiler ve ilgisiz kalanlar olarak (başka tarafa) yakınlaştılar.

77- Böylece O, Allah'a verdikleri söze aykırı davranmış olmaları ve yalan söylüyor olmaları nedeniyle, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar onların kalplerinde ikiyüzlüğü onlar için bir sonuç yaptı.

 78- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini ve gizli konuşmalarını bilir? Ve şüphesiz ki Allah, o algılanamayananların en iyi bilicisidir.

79- O kimseler ki, o inananlardan o bağışlarda gönüllü davrananlara ve güçlerinden başkasını bulamaz kimseleri ayıplıyorlar da onları küçümsüyorlar. Allah onları küçümsemiştir ve çok acı azap onlar içindir.

80- Sen onlar için bağışlanma iste veya onlar için bağışlanma isteme. Eğer sen onlar için yetmiş defa bağışlanma istesen de, Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örtmüş olmaları nedeniyledir. Ve Allah, o itaatten çıkanlar topluluğunu doğruya iletmez.

81- O arkada bırakılmışlar, Allah'ın elçisine aykırı düşerek (evlerinde) oturmalarına sevindi ve kendi mallarıyla ve benlikleriyle Allah'ın yolunda güçlerini kullanmayı çirkin gördüler ve onlar: "Bu sıcakta sakın sefere çıkmayın" dediler. Sen de ki: "Cehennem ateşi, sıcaklık bakımından daha çetindir." Eğer onlar kavrayabilir olsalardı, (böyle söylemezlerdi).

82- Öyleyse onlar, kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak pek az gülsünler çok ağlasınlar.

83- Eğer ki Allah seni onlardan bir zümreye döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden onay isterlerse, artık sen onlara de ki: "Siz, benim beraberimde sonsuza dek asla çıkamayacaksınız ve benim beraberimde bir düşmanla da asla öldürüşemeyeceksiniz. Çünkü siz ilk defasında o oturmaya hoşnut oldunuz, öyleyse o arkada kalanların beraberinde oturun."

84- Ve sen onlardan ölmüş olan hiçbirine sonsuza dek sakın sahip çıkma ve onun gömütünün üzerinde de durma. Çünkü onlar Allah'ı ve O'nun elçisini (ret ederek) örttüler ve itaatten çıkanlar olarak öldüler.

85- Ve onların malları da ve çocukları da seni sakın şaşırtmasın. Allah bunlarla onlara ancak ve ancak o yakın (yaşam) da azap etmek ve onlar gerçeği örtücüler oldukları halde kendi benliklerinin perişan olmasını istiyor.

86- Ve: "Siz, Allah'a inanın ve O'nun elçisinin beraberinde gücünüzü kullanın" diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden o maddi imkan sahipleri senden onay istemiş ve: "Sen, bizi bırak o oturanların beraberinde olalım" demişlerdi.

87- Onlar, o arkada kalan kadınların beraberinde olmakla hoşnut oldular ve onların kalplerinin üzerine damga vuruldu, artık onlar kavramazlar.

88- Fakat o elçi ve onun beraberinde olan inanmış olan kimseler, kendi mallarıyla ve benlikleriyle güçlerini kullandılar. Ve işte onlar, o hayırlar onlar içindir. Ve işte onlar, o başarıya eriştenlerin  ta kendileridir.

89- Allah, bahçeleri onlar için hazırlamıştır ki onların altından o nehirler akar onların içinde sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.

90-Ve o bedevilerden bir kısım gerekçe gösterenler kendilerine (savaşmamak için) onay verilmesi için geldi de, Allah'a ve O'nun elçisine yalan söylemiş olan kimseler (gerekçe göstermeden) oturdu. İçlerinden gerçeği örtmüş olan kimselere çok acı verici azap değdirilecektir.

91- O zayıfların üzerine ve o hastaların üzerine ve (savaşa çıkmak için) harcayacak birşey bulamaz kimselerin üzerine, Allah'a ve O'nun elçisine karşı içtenlikle samimi oldukları sürece bir iç sıkıntısı yoktur. O iyilik edenlerin üzerine de hiçbir yol (sorumluluk) yoktur. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

92- Ve onları (bir binekle) taşıtman için sana geldikleri  zaman sen: "Ben, sizi onun üzerinde taşıtacak birşey bulamıyorum" dediğinde, harcayacak birşey bulamamalarından ötürü üzüntülü bir halde o yaştan dolayı gözleri dolup taşar halde (başka tarafa) yakınlaşan kimselerin üzerine de (sorumluluk) olmaz.

93- O yol (sorumluluk) ancak ve ancak, ihtiyaçsız oldukları halde senden onay istemekte olan kimselerin üzerinedir. Onlar o arkada kalan kadınların beraberinde olmakla hoşnut oldular. Ve Allah onların kalplerinin üzerine damga vurmuştur, bu yüzden onlar bilmezler.

94- Onlar (sefer bitip) kendilerine geri döndüğünüz zaman size gerekçe gösterecekler. Sen de ki: "Siz, sakın gerekçe göstermeyin, biz size asla inanmayacağız. Allah bize sizin durumlarınızdan kesinlikle haber vermiştir. Ve Allah yakında sizin işlediğinizi görecek ve O'nun elçisi de (görecek) sonra siz o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine döndürüleceksiniz artık O, işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."

95- (Sefer bitip) siz onlara çevrildiğiniz zaman onlardan ilgisiz kalmanız için size Allah'a bilinçli yemin edecekler. Artık siz onlardan yana ilgisiz kalın. Çünkü onlar bir pisliktir. Ve kazanmakta oldukları şeylere bir karşılık olarak onların sığınacak yeri cehennemdir.

96- Onlar sizin onlardan hoşnut olmanız için size bilinçli yemin edecekler. Eğer siz onlardan hoşnut olsanız da, artık şüphesiz ki Allah, o itaatten çıkanlar topluluğundan hoşnut olmayacaktır.

97- O bedeviler gerçeği örtmek bakımından ve ikiyüzlülük bakımından daha çetin ve Allah'ın, kendi elçisinin üzerine indirdiği şeyin sınırları bilmemeye daha yatkındırlar. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

98- Ve o bedevilerden kimi harcamakta olduğu şeyleri bir angarya edinir ve sizin için o (kötü) devirleri gözetler. Devrin o kötüsü onların üzerine olsun. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

99- Ve o bedevilerden kimi Allah'a ve o sonraki güne inanır ve harcamakta olduğu şeyleri Allah'ın yanında yakınlıklar ve o elçinin sahip çıkma (vesilesi) edinir. Dikkat edin şüphesiz ki onlar, kendileri için bir yakınlıktır. Allah onları yakında kendi şefkatine girdirecektir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

100- Ve o göçenlerden ve o yardımcılardan o öne geçen ilkler ve onları iyilikle izleyen kimseler var ya, Allah onlardan hoşnut olmuştur ve onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. Ve O, bahçeleri onlar için hazırlamıştır ki onların altlarından o nehirler akar, onların içinde sonsuza dek sürekli kalıcılardır. Bu, o büyük başarıdır.

101- Ve o bedevilerden kimi ikiyüzlüler de sizin çevrenizdedir. Ve o şehrin mensuplarından bir kısmı da o ikiyüzlülük üzerinde inat etmişlerdir. Onları sen bilmezsin, onları biz biliriz. Biz yakında onları iki kere azaplandıracağız, sonra da onlar çok büyük azaba geri döndürülecekler.

102- Ve diğerleri de kendilerinin peşlerine takılı suçlarını itiraf ettiler, onlar düzgün işi diğer bir kötüye karıştırmışlardı. Allah'ın onlara lütufla dönmesi umulur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, şefkati süreklidir.

103- Sen onların kendi mallarından  bir kısmını bağış olarak tut ki onlarla kendilerini temizleyesin ve arındırasın ve onlara sahip çık. Şüphesiz ki senin sahip çıkman, onlara bir dinginliktir. Ve Allah, her şeyi işiticidir, her şeyi bilicidir.

104- Onlar bilmediler mi, şüphesiz ki Allah kendisinin kullarından o itaate dönüşü kabul edecek olanın ve o bağışları tutacak olanın ta kendisidir? Ve şüphesiz ki Allah, çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.

105- Sen de ki: "Siz (işleyeceğinizi) işleyin, artık işlediğinizi Allah yakında görecek ve O'nun elçisi  ve o inananlar da (görecek). Ve siz yakında o algılanamayananın ve o tanık olunanın bilicisine geri döndürüleceksiniz. Artık O, sizin işlemekte olduğunuz şeyleri size haberlendirecektir."

106-Ve diğerleri Allah'ın buyruğu için beklemeye bırakılmışlardır. O, ya onları azaplandıracaktır ve ya da kendilerine lütufla dönecektir. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

107- Ve o kimseler ki, zarar vermek ve gerçeği örtmek ve o inananlar arasına ayrılık sokmak ve önceden Allah ve O'nun elçisi ile harp etmiş olan kimselere gözcülük yapmak için bir secde edilen yer edindiler. (Sizi inandırmak için de): "Biz, o iyilikten başkasını istemedik" diye kesinlikle ve kesinlikle bilinçli yemin edecekler. Ve Allah tanıklık eder ki onlar kesinlikle yalancılardır.

108- Sen, onda sonsuza dek (namaza) kalkma. Secde edilen bir yer ki o, ilk günden beri o korunma bilinci üzerine kurulmuştur, senin onda (namaza) kalkmana daha hak sahibidir. Öyle adamlar ondadır ki onlar temizlenmeyi severler. Ve Allah, o temizlenenleri sever.

109- Öyleyse o kimse ki kendi yapısını Allah'tan bir korunma bilinci ve bir hoşnutluk üzerine kurmuştur, o mu daha hayırlıdır? Yoksa o kimse ki kendi yapısını kösecek bir uçurum kenarına kurmuş da onunla beraber cehennemin ateşine kösülüp gitmiştir (o mu daha hayırlıdır)? Ve Allah, o haksızlık yapanlar topluluğunu doğruya iletmez.

110- Onların yapıları ki onlar onu yapılandırmışlardır, o (yapı) onların kalpleri parça parça olana kadar kalplerinde bir kuşku içinde olmaktan geri kalmayacaktır. Ve Allah, her şeyi bilicidir, mutlak bilgedir.

111- Şüphesiz ki Allah o inananlardan kendi benliklerini ve mallarını değişmiştir, çünkü o bahçe kendileri içindir. Onlar Allah'ın yolunda öldürüşürler, öldürürler ve öldürülürler. (Bu), Tevrat'ta ve İncil'de ve bu okunan (Kur'an)da, (yerine getirmeyi) kendisinin üzerine aldığı bir gerçek sözdür. Ve kendi bağlılık sözünü Allah'tan daha tastamam yerine getiren kimdir? O halde siz, alışverişinizle artık müjdeleşin ki siz onu O'nunla yaptınız. Ve bu, o büyük başarının ta kendisidir.

112- (Ki onlar) o itaate dönenler, o kulluk edenler, o övgüde bulunanlar, o (Allah'ın yolunda) dolaşanlar, o eğilenler, o boyun eğenler, o benimsenmişi buyuranlar ve o garipsenmişten vazgeçirenler ve Allah'ın sınırlarını kollayp gözetenlerdir. Ve sen o inananları müjdele.

113- O haberciye ve inanmış olan kimselere o ortak koşanlar için, eğer ki onlar yakınlık sahipleri olsalar da kendilerinin o şiddetli ateşin arkadaşları olduğu, onlara apaçık belli olması sonrasından, onlar için bağışlama istemeleri olası değildir.

114- Ve İbrahim'in kendi babası için bağışlanma istemesi verilmiş sözden başka değildi ki, o onu (babasına) söz vermişti. Ne zaman ki onun Allah'a gerçekten bir düşman olduğu, kendisine apaçık belli oldu, o ondan ayrılıp uzaklaşmıştı. Şüphesiz ki İbrahim, başkaları için çokça üzüntü duyandı, yumuşak davranandı.

115- Ve Allah'ın bir topluluğu doğruya ilettikten sonra, korunmaları gereken şeyleri kendilerine apaçık belli edene kadar, onları saptırması olası değildir. Şüphesiz ki Allah, her bir şeyi bilicidir.

116- Şüphesiz ki Allah, o göklerin ve o yerin hükümranlığı kendisinindir. O, yaşatır ve öldürür. Ve Allah'ın berisinden hiçbir yakın ve hiçbir yardımcı sizin için yoktur.

117- Ant olsun ki Allah, o haberciye ve o göçenlere ve o yardımcılara lütufla dönmüştür. O kimseler ki, içlerinden bir bölüğün neredeyse kalplerinin yamulmaya yüz tutması sonrasından, o zorluğun anında onu izlemişlerdir. Sonra O, onlara (o bir bölüğe) da lütufla dönmüştür. Şüphesiz ki O, onlara karşı çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

118- Ve arkada bırakılmış olan kimselerden üç kişiye de. Öyle ki o yer tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmiş ve kendi benlikleri de onlara dar gelmiş ve kanıya varmışlardı ki şüphesiz ki artık Allah'tan (gelecek azaba karşı) yine kendisinden başka sığınacak yer yoktur. Sonra O, onların da dönmeleri için kendilerine lütufla döndü. Şüphesiz ki Allah, o çok lütufla dönücünün, o şefkati süreklinin ta kendisidir.

119- Ey inanmış olan kimseler, siz Allah'tan korunun ve o doğru sözlülerin beraberinde olun.

120- O şehrin mensuplarının ve onların çevresindeki kimseler olan o bedevilerden Allah'ın elçisinden arkada kalmaları ve kendi benliklerini onun benliği üzerine ilgi duymaları olası değildir. Bu, şu nedenledir; onlara bir susuzluk ve bir yorgunluk ve Allah'ın yolunda bir açlık değdirilmez ve o azılı gerçeği örtücüleri kızdıracak bir yere ayak basmazlar ve düşmandan bir başarıya kavuşmazlar ki, onunla onlara düzgün iş (işledikleri) yazılmış olmasın. Şüphesiz ki Allah, o iyilik edenlerin ödülünü kayba uğratmaz.

121- Ve onlar küçük ve büyük zorunlu bir harcama yapmazlar ve de bir vadiyi kesmezler (geçmezler) ki, Allah'ın onlara ancak işlemekte oldukları şeylerin en iyisi ile karşılık vermesi için yazılmış olmasın.

122- (Medine haricindeki) o inananların topyekün (Medine'ye) seferber olmaları, olası değildir. Öyleyse onlardan her bölükten bir zümrenin o yükümlülükte anlayış sahibi olmaları ve onlar döndüklerinde topluluklarını uyarmaları için (Medine'ye) seferber olmaları gerekmez miydi ki onlar sakınalar?

123- Ey inanmış olan kimseler, siz o azılı gerçeği örtücülerden size (saldırmaya) yakın olan kimselerle öldürüşün ve onlar sizde bir kaskatılık bulsunlar. Ve siz blin şüphesiz ki Allah o korunanların beraberindedir.

124- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde içlerinden kimi: "O (sure), hanginizi inanç bakımından artırdı?" diyor. Şimdi, inanmış olan kimselere gelince, o (sure) onları inanç bakımından artırmış ve onlar müjdeleşmektedirler.

125- Ve kalplerinde bir hastalık olan kimselere gelince, o (sure) onların pisliklerini pislik bakımından artırmış ve onlar gerçeği örtücüler olarak ölmüşlerdir.

126- Peki onlar her yıl bir kere veya iki kere ayartılmakta olduklarını görmezler mi? Sonra onlar itaate dönmezler ve onlar hatırla(yıp ders al)mazlar.

127- Ve her ne zaman bir sure indirildiğinde, onların bir kısmı bir kısma bakar: "Sizi hiçbiri görüyor mu?" (diyerek) çevrilirler. Allah onların kalplerini kavramaz bir topluluk olmaları nedeniyle çevirmiştir. 

128- Ant olsun ki size kendi benliklerinizden (sizin gibi beşer) bir elçi gelmiştir ki sizin şiddetli sıkıntıya düşmeniz kendisine güç gelir, size karşı düşkün, o inananlara karşı ise çok acıyıcıdır, şefkati süreklidir.

129- Yok eğer onlar (başka tarafa) yakınlaşırlarsa artık sen onlara de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. Ben, yalnızca O'na güvenip dayandım ve O, o çok büyük taht'ın Efendisidir."